Yabancı Mahkemede Boşanmada Mal Rejimi Zamanaşımı

by Avukat Erdal Ersoy
Yabancı Mahkemede Boşanmada Mal Rejimi Zamanaşımı

Yabancı Boşanma Kararının Türkiye'de Sonuç Doğurması

Yabancı bir mahkemede kesinleşen boşanma kararı, Türkiye'de kendiliğinden hukuki sonuç doğurmaz. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 50. maddesi uyarınca, yabancı mahkemelerin hukuk davalarına ilişkin kesinleşmiş ilamlarının Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesince tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklara ilişkin hükümler için de tenfiz istenebilir. Yabancı mahkeme ilamının Türkiye'de kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi ise ayrıca o ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespit edilmesini gerektirir (MÖHUK m. 58/1). Tanıma ya da tenfiz davası, bağımsız bir dava olarak açılır; bu dava sonucunda yabancı mahkeme kararı mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 50Kaynağı aç
MADDE 50 – (1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Görev ve yetki
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/1205, K. 2023/1188Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2022/1205 E.  ,  2023/1188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2021/95 E., 2021/145 K. KARAR : Davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 19.02.2021 tarihli ve 2020/4874 Esas, 2021/1086 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 27.07.1993 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, eşlerin yaşadıkları anlaşmazlık nedeniyle Almanya Ülkesi Krefeld Mahkemesinin 16.01.2007 tarihli ve 65 F 135/05 sayılı kararı ile boşandıklarını, ilgili yabancı mahkeme kararının Seydişehir Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 2013/284 Esas ve 2014/315 Karar sayılı kararı ile tanınma ve tenfizine karar verildiğini, kararın 28.09.2015 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin evlilik süresince yurt dışında çalıştığını, davalının ise herhangi bir işte çalışmadığını, müvekkilinin Türkiye’de olmadığı ve gelemeyeceği bir tarihte ev alınması amacıyla şahsi birikimini davalıya gönderdiğini, bu parayla alınan taşınmazın davalı adına kaydedildiğini ve aile konutu olarak kullanıldığını, taşınmazın bedelinin tamamen müvekkilin kişisel malları ile karşılandığını ileri sürerek, öncelikle taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline, bu mümkün olmadığı takdirde mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarının hesaplanarak dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, tarafların boşanmasına ilişkin yabancı mahkemece verilen kararın 16.01.2007 tarihinde kesinleştiğini, eldeki davanın ise kanunda öngörülen zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını, dolayısıyla davanın zamanaşımı nedeni ile reddi gerektiğini, davaya konu taşınmazın mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde alınarak müvekkili adına tescil edildiğini, böyle olunca gayrimenkulün müvekkilinin kişisel malı niteliğinde olduğunu, uzun yıllardır dava açılmamış olması nedeniyle davacının az bir katkısı olduğu kabul edilse dahi bunun bağışlama gayesi içinde yorumlanması gerektiği, tarafların boşanma gerekçesinin davacının davalıyı aldatmasına dayalı olduğunu, evin alımında müvekkilinin ziynet eşyalarının bozdurulduğunu ve birikimlerinin kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2017/535 Esas, 2019/683 Karar sayılı kararı ile; tarafların 27.07.1993 tarihinde evlendikleri, Almanya Ülkesi Krefeld Mahkemesinin 16.01.2007 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, yabancı mahkemece verilen kararın Seydişehir Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 2013/284 Esas ve 2014/315 Karar sayılı kararı ile tanınmasına karar verildiği, kararın 28.09.2015 tarihinde kesinleştiği, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 59 uncu maddesi ile yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceğinin kabul edildiği, Yargıtay içtihatlarının da aynı yönde olduğu, somut olayda eldeki davanın yabancı mahkemece verilen boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ncı maddesinde belirtilen on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/531 Esas, 2020/1297 Karar sayılı kararı ile; zamanaşımı nedeniyle verilen ret kararının doğru olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "…Mal rejiminin tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesine göre, on yıl olarak kabul edilmektedir. Yargıtay'ın ve Dairemizin görüşü bu yöndedir. Çözüme kavuşturulması gereken husus, zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte mi yoksa, tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihte mi başlayacağıdır. Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun mad.50). Kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine (5718 Sayılı MÖHUK mad.58/1), kesin hüküm veya kesin delil etkisi ise yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder (5718 Sayılı MÖHUK mad.59). Karşılığı Mülga 2675 Sayılı Kanun'da bulunmayan 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesi, yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkindir. Söz konusu yasal düzenlemeyle, özellikle Ticaret, Borçlar, Miras ve Aile Hukuku yönünden belirsizliği ortadan kaldırmak adına önemli eksiklik giderilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar yönünden, anılan kanun maddelerinin değerlendirilmesi gerekirse; tanıma tenfiz kararı verilmek koşuluyla, eşler yabancı mahkemenin boşanmanın kabulüne ilişkin verdiği kararının kesinleştiği tarih itibarıyla boşanmış sayılırlar. Bu yasal düzenlemeye göre, tanıma tenfiz kararı daha sonraki tarihlerde verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona ermiş kabul edilecektir. MÖHUK'un 59. maddesi ile getirilen bu düzenleme sayesinde, eşlerin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten, tanıma tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde edindikleri mal varlıkları, evlilik birliği dışında edinilen mal olarak kabul edilecektir. Diğer yandan, bu ara dönemde birbirlerine mirasçı olmayacaklar, duruma göre bu dönemde … çocuk evlilik dışı doğmuş sayılacaktır. Bu düzenlemeyle, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarih ile tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarih arasındaki ara dönemdeki belirsizlik ortadan kaldırılmıştır. Aksi düşünceyle, on yıllık zamanaşımı süresini yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatmak; tanıma tenfiz kararı verilene kadar geçen sürede eşler, Türk Kanunlarına göre halen evli sayılacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye’de açılacak tazminat, nafaka, velayet ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarından yararlanma imkanı olmayacak, açılmış davaların da görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi sonucu ile karşılaşılacaktır. Başka bir anlatımla, tanıma tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davalarda ise zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlatılmış olacağından zamanaşımının geçmiş olması olasılığı ile karşılaşılacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin verilmeden, zamanaşımını işletmeye başlatmak demektir ve hak arama yolunun kapatılması anlamına gelir. Katılmadığımız bu görüş TBK'nin 149/1. ve 153/6. maddelerine de aykırıdır. İleri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. Tüm bu açıklamalar nedeniyle, Dairemizce on yıllık zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten başlatılmasına yönelik önceki uygulamasından vazgeçilerek, tanıma tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren işletilmesi kabul edilmiştir. Somut olaya gelince; eşler, Krefeld Yerel (Aile) Mahkemesi'nin 16.01.2007 tarihinde kesinleşen ilamı ile boşanmışlardır. Söz konusu ilam, Seydişehir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nin 28.09.2015 tarihinde kesinleşen kararıyla tanınmıştır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin temyize konu dava 18.10.2017 tarihinde açılmıştır. Davaya ilişkin talepler on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve dava tarihi itibarıyla anılan zamanaşımı süresi geçmediği halde davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan ve toplanacak olan taraf delilleri birlikte değerlendirilmek suretiyle davanın esası hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; mal rejiminin tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresinin 6098 sayılı Kanun'un 146 ncı maddesi uyarınca on yıllık süreye tâbi olduğu, 5718 sayılı Kanun’un 58 ve 59 uncu maddeleri uyarınca eşlerin yabancı mahkemenin boşanmanın kabulüne ilişkin verdiği kararın kesinleştiği tarih itibarıyla boşanmış sayıldıkları, dolayısıyla eşlerin yabancı mahkeme ilâmının kesinleştiği tarihten tanıma ve tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde edindikleri mal varlıklarının evlilik birliği dışında edinilen mal olarak kabul edildiği gibi bu ara dönemde eşlerin birbirlerine mirasçı da olmayacakları, bu dönemde … çocukların dahi evlilik dışı doğmuş kabul edildiği, diğer yandan gerek Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 178 inci maddesi uyarınca açılan davalarda uygulanan bir yıllık sürenin gerekse yerleşik uygulamalarla mal rejiminin tasfiyesine ilişkin işlerlik kazanmış on yıllık zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme ilâmının kesinleştiği tarih yerine tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren başlatılmasının eşitlik ilkesine de açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olduğunu, dolayısıyla eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin Türk Mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren başlayacağını ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi, yoksa Türk Mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 50 ilâ 59 uncu maddeleri, Türk Medeni Kanunu'nun 225 inci maddesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ilâ 153 üncü maddeleri, Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun (5490 sayılı Kanun) 27 nci maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 2. Bilindiği üzere 5490 sayılı Kanun'un "Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili" başlıklı 27 nci maddesi "(1) Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir. (2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır. (3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir" hükmünü taşımaktadır. 3. Anılan hükme göre; yabancı ülke adli veya idari makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar hakkında, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde tanıma davası açılmadan doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilmesi istenebilir. 4. 07.02.2018 tarihli ve 30325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yabancı Ülke Adli ve İdari Makamlarınca Verilen Kararların Nüfus Kütüğüne Tescili Hakkında Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası uyarınca; yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen kararlarda; velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi, tenfize konu olan hüküm bulunması hâlinde, karar komisyonca boşanma, evliliğin butlanı, iptali ve mevcut olup olmadığının tespiti yönünden kabul edilir, incelenir, karar verilir ve sonucu ilgili taraflara ve il müdürlüğüne bildirilir. Komisyon kararı, yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından bir sonuç doğurmaz. Komisyon kararına esas yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile  kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler için taraflarca, 27.11.2007 tarihli ve 5718 sayılı Kanun uyarınca görevli ve yetkili mahkemelere kararın tanınması veya tenfizi için dava açılabilir. 5. Görüldüğü üzere komisyon kararı, yabancı mahkeme kararında yer alan velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından sonuç doğurmayacağı için ilgili kararın bu yönlerden hüküm doğurması kararın 5718 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz açılacak bağımsız bir dava ile istenebilir. Bu dava sonucu tanıma veya tenfiz kararı verilmesiyle birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. 6. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 50 nci maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un 58 inci maddesinin birinci fıkrasında da, yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlanmıştır. 7. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59 uncu maddesi "Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihin gösterilmesine ilişkin bu hüküm, mülga 2675 sayılı Kanun’da yer alan önemli bir eksikliği gidermiş olması bakımından oldukça yerinde bir düzenleme olarak değerlendirilmektedir. Buna göre yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin ilâmların maddi hukuka ilişkin etkisinin yabancı mahkeme ilâmının kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade edeceği belirlenerek, kararlarda oluşması muhtemel belirsizlikler giderilmiştir. 8. Açıklanan bu yasal düzenlemeye paralel bir başka düzenleme de, 23.11.2006 tarihli ve 26355 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 58 inci maddesinde yer almaktadır. Sözü edilen düzenlemede; yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi hâlinde; boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil, yabancı mahkemece verilmiş olan kararın kesinleşme tarihi olacağı kabul edilmiştir. 09.05.2020 tarih ve 31122 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2505 sayılı Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 27 nci maddesinde de yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinin boşanma tarihi olarak aile kütüklerine tescil edileceği düzenlenmiştir. 9. Aynı Yönetmeliğin 157 nci maddesinde de "(1)….Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yabancı devlet mahkemelerinden verilen ve ilgili devletin kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların işleme konulabilmesi için, yetkili Türk mahkemesince tenfiz edilmesi veya tanınması zorunludur. (2) Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bu konudaki hükümleri saklıdır" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre de yabancı mahkeme kararlarının Nüfus Müdürlüklerince işleme konulabilmesi için yetkili Türk Mahkemesince tenfizi veya tanınması gerekmektedir. 10. Somut olayda, tarafların Almanya Ülkesi Krefeld Mahkemesinin 16.01.2007 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, yabancı mahkemece verilen kararın Seydişehir Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 2013/284 Esas ve 2014/315 Karar sayılı kararı ile tanınmasına karar verildiği, kararın 28.09.2015 tarihinde kesinleştiği, davacı erkek eşin 18.10.2017 tarihinde eldeki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasını açtığı, İlk Derece Mahkemesince 5718 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, hükmün istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddedildiği anlaşılmıştır. Özel Daire ise ileri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında sürenin söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihten itibaren başlayacağını, bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımının işletilemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur. Bu durumda, zamanaşımı hususuna da kısaca değinmek gerekir. 11. Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanma ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244). 12. Bütün hukuk sistemleri kural olarak bir hakkın dava edilebilmesini, belirli bir sürenin geçmemiş olmasına bağlamışlardır. Belirli bir sürenin geçmesi, söz konusu hakkın hukuki yoldan talep edilebilmesini ortadan kaldırır. Zamanaşımı süresi olarak adlandırılan bu süre sonunda açılmış olan davalar, def'i veya itiraz niteliğinde bir müdahaleye tâbidir. Türk hukukunda zamanaşımının def'i niteliğinde olduğu, alacağı sona erdirmeyip, hukuki yoldan tahsil imkânını ortadan kaldırdığı kabul edilir. 13. Türk Borçlar Kanunu’nun "Zamanaşımı" başlıklı İkinci Ayırımı’nda yer alan hükümler uyarınca, zamanaşımı; alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar ve her alacak kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça on yıllık zamanaşımı süresine tâbidir (6098 sayılı Kanun md. 146 ve 149/1). 14. Türk Borçlar Kanunu’nun "Zamanaşımın durması" başlıklı 153 üncü maddesi "Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur: 1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için. 2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için. 3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için. 4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için. 5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece. 6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. 7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece. Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür" hükmünü taşımaktadır. 15. Yukarıda yer alan 6098 sayılı Kanun'un 153/3 üncü maddesi ile evlilik devam ettiği sürece eşlerin diğerinden olan alacakları hakkında zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı düzenleme altına alınmıştır. Ancak evliliğin sona erdiği kesin hükme bağlandığı andan itibaren alacak varsa, zamanaşımı işlemeye başlar. Eşler; her ne kadar yabancı mahkeme kararının Türk Mahkemelerince tanınmasına karar verilene kadar Türk hukukuna göre evli görünseler de, yenilik doğurucu karar niteliğinde olan boşanma kararının tanınması ile boşanmaya bağlı hukuki sonuçlar, kararın verildiği andan itibaren doğmuş olurlar. Öyle ise burada yer alan düzenlemeden yola çıkılıp, gerçekte yabancı mahkeme kararı ile evlilik birliği sona ermiş olan tarafların, sırf tanıma davası açılmaması nedeniyle Türk hukukuna göre evli görünmelerinden faydalanarak, birbirlerinde olan alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresinin başlamayacağı sonucuna varılması hukuken mümkün değildir. 16. Yine 6098 sayılı Kanun'un 153/6 ncı maddesi ile alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımının işlemeye başlamayacağı düzenleme altına alınmıştır. Esasen bu hüküm uyarınca dava açılamaması "şahsa ait sebeplerle değil, herkes için geçerli objektif sebeplerle dava açılamaması" hâlini kapsamaktadır. Söz konusu hükmün uygulanabilmesi için alacak hakkında Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması zorunluluğu bulunmalı ve bu zorunluluğa rağmen Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması imkânı bulunmamalıdır. Dolayısıyla savaş, iç savaş, isyan, doğal afetler gibi mücbir sebep niteliğindeki olaylar nedeniyle adli işlemlerin görülemediği, mahkemeler çalışamadığı için dava açma imkânı yoksa, yine zamanaşımı işlemez, durur. Buna karşın, alacaklıdan kaynaklanan hastalık, bilgisizlik veya yetersizlik gibi davacının şahsında gerçekleşen sebepler ile dava açması imkânının bulunmaması hâllerinde, söz konusu hüküm uygulanamaz ve bu alacaklar için zamanaşımı işlemeye devam eder (Fikret Eren, Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Ankara, 2022, C. III, s. 2668). 17. Bilindiği üzere, 4721 sayılı Kanun'un 225 inci maddesine göre mal rejimi; eşlerden birinin ölümü ile başka bir mal rejiminin kabulü hâllerinde ve ayrıca mahkemece boşanmaya, evliliğin iptaline veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesiyle sona erer. Yargıtayın istikrarlı şekilde devam eden uygulamasına göre mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle … alacak hakkında bir karar verilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesi gerekmektedir. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde mal rejimi, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sona erer (4721 sayılı Kanun md. 225/2). Yargıtay mal rejimi ile ilgili önüne gelen uyuşmazlıklarda; eşlerin yabancı mahkeme kararı ile boşanmış olmaları hâlinde, rejiminin yabancı mahkemede boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiş olduğunu kabul etmektedir. Şüphesiz ki; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında, rejimin sona ermesi, davanın görülebilirlik ön koşuludur. Dolayısıyla tasfiye davalarında, mal rejiminin sona ermemiş ve sona erdirecek davanın da henüz açılmamış olduğunun anlaşılması durumunda davanın görülebilirlik ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Ne var ki; Türk mahkemelerince verilen boşanma kararı ya da yabancı bir ülkede verilen boşanma hükmünün tanınmasına ilişkin kararın kesinleşmesinden önce mal rejiminin tasfiyesine yönelik dava açıldığı takdirde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141 inci maddesinin son fıkrası ve 6100 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesi hükümlerinde öngörülen usul ekonomisi uyarınca dava ret edilmeyip, derdest boşanma ya da yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin davanın sonucunun beklenmesi, dava dosyasının bekletici mesele yapılması öteden beri uygulanan bir usuldür. Nitekim benzer ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2012 tarihli ve 2012/8-268 Esas, 2012/420 Karar; 17.12.2014 tarihli ve 2014/8-45 Esas, 2014/1062 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Dolayısıyla yabancı mahkemece verilen ve kesinleşmiş olan boşanma kararına dayanarak, Türk mahkemeleri önünde mal rejiminden kaynaklanan alacak davası açılmasının önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır. Öyle ise 6098 sayılı Kanun'un 153/6 ncı maddesinde yer alan düzenlemeden yola çıkılarak zamanaşımı süresinin başlamayacağı sonucuna varılması da hukuken mümkün değildir. 18. Uyuşmazlığın çözümü için aydınlatılması gereken bir diğer husus ise boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî sonuçları arasında ayrım yapılmasını gerektiren bir durumun olup olmadığı noktasıdır. Ayrıntılarıyla çok kez belirtildiği gibi boşanma kararı hukuken "bozucu yenilik doğuran bir karar" niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. 4721 sayılı Kanun ile düzenleme altına alınan yoksulluk nafakası, maddi-manevi tazminatlar ve somut olayda olduğu gibi mal rejiminin tasfiyesinden … dava hakları boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır. Tüm hukuk sistemleri "zamanaşımı" müessesi ile vatandaşlarını sonsuz bir süreyle dava tehdidi altında bırakmamak amacıyla, bir hakkın dava edilebilmesini, belirli bir sürenin geçmemiş olması ile sınırlandırmıştır. Belirlenen süre sonunda, söz konusu hakkın hukuki yoldan talep edilebilmesi imkânının ortadan kaldırıldığı görülmektedir. Bu sürelerin ise kanun hükümleri ile belirlenmesi zorunlu olup aksine uygulama hukuki belirsizlik ve güvensizlik doğurur. 4721 sayılı Kanun hükümlerine bakıldığında boşanmanın kişisel ve malî sonuçları arasında bir ayrım yapılmadığı gibi 5718 sayılı Kanun hükümlerine göre de böyle bir ayrıma yer verilmediği tartışmasızdır. Öyle ise yorum yolu ile kanun hükümleri dışına çıkılarak; boşanmanın kişisel ve malî sonuçları arasında zamanaşımının başlangıcı yönünden bir ayrıma gidilmesi, kişisel sonuçların yabancı mahkeme ilâmının kesinleştiği tarihten itibaren, buna karşılık malî sonuçlara ilişkin dava haklarının kullanılmasında tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren zamanaşımının başladığının kabul edilmesi ve bu yolla boşanan eşlerin kanunda benimsenen sürelerden çok daha uzun sürelerle dava tehdidi altında bırakılması da hukuka uygun değildir. 19. Hâl böyle olunca, tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; 5718 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca yabancı ilâmın kesin delil veya kesin hüküm etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği düzenlendiğine göre, eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilâmının kesinleşme tarihinin esas alınması gerekmektedir. Somut olayda; eşlerin yabancı mahkemece verilen kararın 16.01.2007 tarihinde kesinleşmesi ile boşandıkları, eldeki davanın ise on yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 18.10.2017 tarihinde açıldığı kuşkusuzdur. 20. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, 5718 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesine göre eldeki davada eşlerin yabancı mahkeme ilâmının kesinleşme tarihi itibari ile boşanmış olduklarının şüphe bulunmadığı, dolayısıyla boşanmanın kişisel sonuçlarının bu tarihten itibaren hüküm ifade edeceği, ne var ki eldeki davanın boşanmanın malî sonuçlarından olan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olduğu, yabancı mahkemece verilen boşanma kararına bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesinden … alacak hakkına dayalı davaların ancak Türk mahkemelerince verilecek tanıma tenfiz kararından sonra ileri sürülebileceği, zira tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe eşlerin Türk kanunlarına göre hâlen evli oldukları, 6098 sayılı Kanun'un "Zamanaşımın durması" başlıklı 153 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında evlilik devam ettiği sürece eşler arasında, altıncı fıkrasında alacağın Türk mahkemeleri önünde ileri sürülme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımının işlemeye başlamayacağının düzenleme altına alındığı, ileri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında zamanaşımı süresinin söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlayacağı, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin verilmeden zamanaşımı süresinin başlatılmasının hak arama yolunun kapatılması anlamına geleceği, nitekim benzer ilkelerin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2021 tarihli ve 2018/8-471 Esas, 2021/1586 Karar sayılı kararı ile de benimsendiği, dolayısıyla direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 21. Sonuç olarak, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 29.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi ''K A R Ş I O Y'' 1. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki temel uyuşmazlık tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi, yoksa Türk Mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır. 2. Sayın çoğunluk, zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlaması gerektiğine karar vermiştir. 3. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle katılınmamıştır. 4. Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Somut olayda tarafların; Almanya Ülkesi Krefeld Mahkemesinin 16.01.2007 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, yabancı mahkemece verilen kararın Seydişehir Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 2013/284 Esas ve 2014/315 Karar sayılı kararı ile tanınmasına karar verildiği, kararın 28.09.2015 tarihinde kesinleştiği, davacı erkek eşin 18.10.2017 tarihinde eldeki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasını açtığı anlaşılmıştır. 5. Boşanma kararları hukuken "bozucu yenilik doğuran karar" niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanma kararı ile sadece evlilik sona ermez, kişisel ve malî olmak üzere eşler yönünden bir takım sonuçlar doğar. Boşanmanın kişisel sonuçları neticesinde; eşler evlenmeyle kazandıkları kişisel durumlarını (vatandaşlık, erginlik, hısımlık, soyadı) korumakla birlikte, yeniden evlenme olanağına sahip olurlar ve birbirlerine karşı miras hukukundan … hakları sona erer. Boşanmanın malî sonuçları neticesinde ise eşler; maddi-manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakları nedeni ile birbirlerine karşı sorumlu tutulmuşlardır. Boşanmanın eşlerle ilgili kişisel sonuçları, emredici nitelikteki kanun hükümleri ile düzenleme altına alındığından (4721 sayılı Kanun md. 173, 181) bu sonuçlar istek üzerine değil, kendiliğinden doğar. Buna karşılık malî sonuçlar, taraflardan birinin isteği üzerine hâkim tarafından karar altına alınır ve hukuki sonuç doğurur. Eldeki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davası da boşanmanın malî sonuçlarına ilişkin olup; ancak hak sahibinin, haktan yararlanmayı talep etmesi hâlinde hüküm altına alınır. 6. Her alacak ilke olarak zamanaşımına tâbidir (Fikret Eren, Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Ankara, 2022, C. III, s. 2630). Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanma ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244). Zamanaşımı süreleri ilke olarak, alacak muaccel olduğu zaman işlemeye başlar. 7. Türk Medeni Kanunu’nun "Zamanaşımı" başlıklı 178 inci maddesi ile “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden … dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” hükmü düzenleme altına alınmış olup, boşanma nedeniyle … yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat davalarına ilişkin zamanaşımı süresinin bir yıl olduğu kabul edilmiştir. Ne var ki 4721 sayılı Kanun hükümleri ile mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi öngörülmediğinden, bu davalarda Yargıtay, 4721 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Kanun’da belirtilen on yıllık genel zamanaşımı süresini kabul etmiştir. 8. Diğer yandan, devletlerin egemenliklerine ilişkin düşüncelerinin sonucu olarak mahkeme kararları etkisini diğer bir ülkede gösteremez. Bu bağlamda belirli bir devlet mahkemesinden alınan karara dayanarak başka bir ülkedeki icra organları doğrudan harekete geçirilemez veya karar o ülke mahkemelerince dikkate alınamaz. Çünkü devletlerin yargı bağımsızlığı, birinin mahkemesi tarafından verilen kararın diğer ülkede zorla icra edilmesine engeldir ve her devlet icra kuvvetini yalnız kendi ülkesinde kullanır. Bu sebeplerden dolayı, dünya üzerindeki devletler diğer bir devlet mahkemesinde alınan kararların kendi ülkelerinde sonuç doğurma şartlarını ve usullerini kendi iç hukuklarında veya taraf oldukları milletlerarası anlaşmalar yoluyla düzenlemektedir. 9. Bilindiği üzere 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 27 nci maddesine göre, yabancı ülke adli veya idari makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar hakkında, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde tanıma davası açılmadan doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilmesi istenebilir. Bu Kanunla ilgili 07.02.2018 tarihli ve 30325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelik hükümleri uyarınca verilen komisyon kararı, yabancı mahkeme kararında yer alan velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından sonuç doğurmayacağı için, ilgili kararın bu yönlerden hüküm doğurması kararın 5718 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. 10. Kural olarak tanıma ve tenfiz, açılacak olan bağımsız bir dava ile istenebilir ve dava sonucunda verilen karar ile yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. 5718 sayılı Kanun'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59 uncu maddesi "Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre, yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. 11. Yargıtay bugüne kadar ki istikrarlı uygulamasıyla eşlerin yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmesi durumunda, kanun hükmü gereği kendiliğinden … boşanmanın eşlerle ilgili kişisel sonuçlarının yabancı mahkeme kararının kesinleşmesi tarihinde doğacağını kabul etmiş, buna karşılık boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarının dava edilmesinde işleyecek olan zamanaşımı başlangıcı süresinin ise Türk mahkemelerince verilen tanıma tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren işleyeceğini kabul etmiştir. 12. Gerçekten de yabancı mahkeme kararı ile boşanan eşler; ilgili karar hakkında Türk mahkemelerince tanıma veya tenfiz kararı verilmedikçe Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmazlar. Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında ise “rejimin sona ermesi” davanın görülebilirlik ön koşuludur. Bu husus, 4721 sayılı Kanun’un 225 inci maddesinde “Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Yargıtay önüne gelen uyuşmazlıklarda, mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle … alacak hakkında bir karar verilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesi gerektiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla mal rejimi sona ermeden açılan tasfiye davaları hakkında “davanın görülebilirlik ön koşul yokluğundan” reddine karar verilmelidir. Uygulamada rejimin sona ermesinden evvel açılan tasfiye davalarında, usul ekonomisi ilkesi gereğince “bekletici mesele” kararı veriliyor olmasından bahisle 6098 sayılı Kanun'un 153/6 ncı maddesinde yer alan düzenlemenin somut olayda uygulanamayacağı sonucuna varılması hukuka uygun değildir. 13. Hâl böyle olunca Türk mahkemelerince tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe eşler boşanmış sayılamayacaklarına, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında rejimin sona ermesi davanın görülebilirlik ön koşulu olduğuna, alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağına göre bir alacak davası olan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin, boşanmanın malî sonuçlarına bağlı dava haklarının kullanılabilir hâle geldiği, tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren istenebilir hâle geldiğinin kabulü gerekir. Aksi yönde bir değerlendirme, 5718 sayılı Kanun’un 50/1 inci maddesinde belirtilen yabancı mahkemelerin hukuk davalarına ilişkin olarak verdiği kararların, Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olması kuralına da aykırılık teşkil edeceği gibi Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere hak sahibinin haktan yararlanmasına izin verilmeden zamanaşımı süresinin başlatılmasının hak arama yolunun da kapatılması anlamına geleceği tartışmasızdır. 14. Öyle ise tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilâmının tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesi tarihinin esas alınması gerekmektedir. 15. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2021 tarihli ve 2018/8-471 Esas, 2021/1586 Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır. 16. Açıklanan nedenlerle Özel Daire bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum. ''K A R Ş I O Y'' Uyuşmazlık, tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş ve kararın kesinleşmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi, yoksa Türk Mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi başlayacağına ilişkindir. Sayın çoğunluk, eldeki davada, zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlaması gerektiği sonucuna vararak İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının onanmasına karar vermiştir. Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkin olup, tarafların 27.07.1993 tarihinde evlendikleri, kadın eş tarafından 12.08.2013 tarihinde açılan dava sonunda Almanya Ülkesi Krefeld Yerel (Aile) Mahkemesinin 65 F 135/05 sayılı kararı ile boşandıkları ve boşanma kararının 16.01.2007 tarihinde kesinleştiği, bu kararın kadın eş tarafından açılan dava üzerine Seydişehir Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 29.05.2014 tarihli ve 2013/284 Esas, 2014/315 Karar sayılı kararı ile “tarafların boşanmalarına ilişkin Almanya Ülkesi Krefeld Yerel(Aile) Mahkemesinin 65 F 135/05 sayılı kararının 2675 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi gereğince tanınmasına” karar verildiği ve kararın temyiz edilmeksizin 28.09.2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Erkek eş tarafından açılan davada, Seydişehir 1. Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2017/535 Esas, 2019/683 Karar sayılı kararıyla; “…zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlatılması gerektiği, buna göre 16.07.2007 tarihi ile eldeki davanın açıldığı 18.10.2017 tarihine kadar TBK'nin 146 ncı maddesindeki 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçtiği” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı erkek eş tarafından istinaf başvurusunu inceleyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/531 Esas, 2020/1297 Karar sayılı kararıyla, “Davalı vekili süresinde zaman aşımı def'inde bulunmuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2015/6010 Esas ve 2015/16970 Karar sayılı ilamında işaret edildiği üzere, mal rejimine ilişkin davalar boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık genel alacak zaman aşımına tabidir. Eldeki dosyada, taraflar yurt dışında boşanmışlar, boşanma kararı 16.01.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Her ne kadar, tarafların boşanmalarına ilişkin ilamın tanınmasına ilişkin karar 28.09.2015 tarihinde kesinleşmiş ise de, tanıma tenfiz kararı daha sonraki tarihlerde verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona ermiştir. Bu husus MÖHUK'un 59. maddesinin amir hükmüdür. Anılan madde yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade etmesine amirdir. Bu itibarla 10 yıllık zaman aşımı süresinin 16.01.2007 tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Eldeki dava, 10 yıllık zaman aşımı süresinden sonra 18.10.2017 tarihinde açılmıştır. Davanın zaman aşımı nedeniyle reddi kararı doğru olup, istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.” gerekçesi ile istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, davacı erkek eşin temyiz itirazlarını inceleyen Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 19.02.2021 tarihli ve 2020/4874 Esas, 2021/1086 Karar sayılı ilamı ile;“Mal rejiminin tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesine göre, on yıl olarak kabul edilmektedir. Yargıtay'ın ve Dairemizin görüşü bu yöndedir. Çözüme kavuşturulması gereken husus, zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte mi yoksa, tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihte mi başlayacağıdır. Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun mad.50). Kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine (5718 Sayılı MÖHUK mad.58/1), kesin hüküm veya kesin delil etkisi ise yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder (5718 Sayılı MÖHUK mad.59). Karşılığı Mülga 2675 Sayılı Kanun'da bulunmayan 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesi, yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkindir. Söz konusu yasal düzenlemeyle, özellikle Ticaret, Borçlar, Miras ve Aile Hukuku yönünden belirsizliği ortadan kaldırmak adına önemli eksiklik giderilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar yönünden, anılan kanun maddelerinin değerlendirilmesi gerekirse; tanıma tenfiz kararı verilmek koşuluyla, eşler yabancı mahkemenin boşanmanın kabulüne ilişkin verdiği kararının kesinleştiği tarih itibarıyla boşanmış sayılırlar. Bu yasal düzenlemeye göre, tanıma tenfiz kararı daha sonraki tarihlerde verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona ermiş kabul edilecektir. MÖHUK'un 59. maddesi ile getirilen bu düzenleme sayesinde, eşlerin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten, tanıma tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde edindikleri mal varlıkları, evlilik birliği dışında edinilen mal olarak kabul edilecektir. Diğer yandan, bu ara dönemde birbirlerine mirasçı olmayacaklar, duruma göre bu dönemde … çocuk evlilik dışı doğmuş sayılacaktır. Bu düzenlemeyle, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarih ile tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarih arasındaki ara dönemdeki belirsizlik ortadan kaldırılmıştır. Aksi düşünceyle, on yıllık zamanaşımı süresini yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatmak; tanıma tenfiz kararı verilene kadar geçen sürede eşler, Türk Kanunlarına göre halen evli sayılacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye’de açılacak tazminat, nafaka, velayet ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarından yararlanma imkanı olmayacak, açılmış davaların da görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi sonucu ile karşılaşılacaktır. Başka bir anlatımla, tanıma tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davalarda ise zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlatılmış olacağından zamanaşımının geçmiş olması olasılığı ile karşılaşılacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin verilmeden, zamanaşımını işletmeye başlatmak demektir ve hak arama yolunun kapatılması anlamına gelir. Katılmadığımız bu görüş TBK'nin 149/1. ve 153/6. maddelerine de aykırıdır. İleri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. Tüm bu açıklamalar nedeniyle, Dairemizce on yıllık zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten başlatılmasına yönelik önceki uygulamasından vazgeçilerek, tanıma tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren işletilmesi kabul edilmiştir. Somut olaya gelince; eşler, Krefeld Yerel (Aile) Mahkemesi'nin 16.01.2007 tarihinde kesinleşen ilamı ile boşanmışlardır. Söz konusu ilam, Seydişehir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nin 28.09.2015 tarihinde kesinleşen kararıyla tanınmıştır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin temyize konu dava 18.10.2017 tarihinde açılmıştır. Davaya ilişkin talepler on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve dava tarihi itibarıyla anılan zamanaşımı süresi geçmediği halde davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan ve toplanacak olan taraf delilleri birlikte değerlendirilmek suretiyle davanın esası hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi tarafından benzer gerekçe ile bozma ilâmına karşı direnilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramlardan bahsetmekte fayda bulunmaktadır. Bilindiği üzere 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun “Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili” başlıklı 27 nci maddesinde; “(1) Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması hâlinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir. (2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır. (3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27.11.2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre; yabancı ülke adli veya idari makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar hakkında, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde tanıma davası açılmadan doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilmesi istenebilir. 07.02.2018 tarihli ve 30325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yabancı Ülke Adli ve İdari Makamlarınca Verilen Kararların Nüfus Kütüğüne Tescili Hakkında Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası uyarınca; yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlarda; velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi, tenfize konu olan hüküm bulunması hâlinde, karar komisyonca boşanma, evliliğin butlanı, iptali ve mevcut olup olmadığının tespiti yönünden kabul edilir, incelenir, karar verilir ve sonucu ilgili taraflara ve il müdürlüğüne bildirilir. Komisyon kararı, yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından bir sonuç doğurmaz. Komisyon kararına esas yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile  kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler için taraflarca, 27.11.2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca görevli ve yetkili mahkemelere kararın tanınması veya tenfizi için dava açılabilir. Görüldüğü gibi komisyon kararı, yabancı mahkeme kararında yer alan velâyet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından sonuç doğurmayacağından, ilgili kararın bu yönlerden hüküm doğurması için kararın MÖHUK hükümleri uyarınca tanınmasına veya tenfiz edilmesi gerekmektedir. Kural olarak tanıma ve tenfiz açılacak bağımsız bir dava ile istenebilir. Bu dava sonucu tanıma veya tenfiz kararı verilmesiyle birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararının kuvvet ve niteliğini kazanır. 5718 sayılı MÖHUK’nın 50 nci maddesine göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un 58 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de, yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlanmıştır. 5718 sayılı MÖHUK'nın 59 uncu maddesinde ise, yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine yer verilmiştir. Yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkin bu hüküm, mülga 2675 sayılı Kanun’da yer alan önemli bir eksikliği gidermiş olması bakımından oldukça yerinde bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Buna göre yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin ilâmların maddi hukuka ilişkin etkisinin yabancı mahkeme ilâmının kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade edeceği belirlenerek, kararlarda oluşması muhtemel belirsizlikler giderilmiştir. Somut olay bakımından örnek vermek gerekirse; 5718 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesine göre eldeki davada, eşler üzerinde “boşanmanın kişisel sonuçları” yabancı mahkeme ilâmının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade edeceği kuşkusuzdur. Ne var ki eldeki dava; boşanmanın kişisel sonuçları ile ilgili değil, boşanmanın malî sonuçlarından olan Türk Medeni Kanunu’nda yazılı eşler arasında boşanma kararına bağlı maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakasına benzer nitelikte mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacağa ilişkindir. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararına bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan dava hakları, ancak Türk mahkemelerince verilecek tanıma tenfiz kararından sonra ileri sürülebilirler. Zira eşler; tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmazlar. Bu anlamda, tanıma-tenfiz kararı verilmeden, başka deyişle Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmadan önce eşlerin yeniden evlilik yapmaları mümkün değildir. Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanma ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244). Alacak haklarında zamanaşımının etkisi ise; Alacak hakkını uzun zaman kullanmayan alacaklının, borçlunun iradesine aykırı olarak bu alacak hakkını kullanma imkânını kaybetmesi şeklinde ortaya çıkar. Zamanaşımına uğrayan alacak varlığını ve geçerliliğini korur ancak artık ifası borçlunun iradesine bağlı bir alacak hâline gelir. Yine, zamanaşımı süresi kural olarak, alacaklının alacağını talep edebileceği günden itibaren işlemeye başlar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 149 uncu maddesi bu hususu “Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar” şeklinde düzenlemiştir. Bu madde hükmüne göre, zamanaşımının başlaması için borçlunun temerrüde düşürülmesine gerek yoktur. Alacağın talep edilebilir hâle gelmesi gerekli ve yeterlidir. Zamanaşımına uğrayan bir alacağın alacaklısının hakkını arama konusunda hareketsiz kaldığı karinesi nedeniyle zamanaşımı süresinin ancak alacaklının hakkını arayabileceği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. Zamanaşımı süresinin başlaması için alacaklının alacağını bilmesi veya bilmek zorunda olması da gerekmez. TBK’nin “Zamanaşımı” başlıklı İkinci Ayırımı’nda yer alan hükümler uyarınca, her alacak kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça on yıllık zamanaşımı süresine tâbidir. Aynı Kanun’un 153 üncü maddesi ile de zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı veya başlamışsa duracağı hâller düzenleme altına alınmıştır. Buna göre; “1. Velâyet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için. 2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için. 3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için. 4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için. 5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece. 6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. 7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.” Alacak hakkında, zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; Yukarıda açıklandığı üzere; eşler Türk kanunlarına göre, Türk mahkemelerince tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe boşanmış sayılmazlar. TBK’nin 153/3 üncü maddesi ile düzenleme altına alınan hüküm uyarınca; evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Aynı Kanun’un 153/6 ncı maddesine göre de; alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı dikkate alındığında, bir alacak davası olan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin boşanmanın malî sonuçlarına bağlı dava haklarının kullanılabilir hâle geldiği, tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren istenebilir hâle geldiğinin kabulü gerekir. Aksi yönde bir değerlendirme, MÖHUK’nın 50/1 inci maddesinde belirtilen yabancı mahkemelerin hukuk davalarına ilişkin olarak verdiği kararların, Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olması kuralına aykırılık teşkil edecek, ayrıca tanıma tenfiz kararı verilene kadar geçen sürede eşler, Türk Kanunlarına göre hâlen evli sayılmalarına rağmen, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye’de açılacak tazminat, nafaka, velâyet ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarından yararlanamayacaklar, yine açılmış davaların da görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden davaları reddedilecek, fakat taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamazken, diğer taraftan zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davalarda ise zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlatılmış olacağından zamanaşımının geçmiş olması olasılığı ile karşılaşılacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin verilmeden, zamanaşımını işletmeye başlatmak demektir ve hak arama yolunun kapatılması anlamına gelir. Bu görüş TBK'nin 149/1 inci ve 153/6 ncı maddelerine de aykırıdır. İleri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. Yabancı mahkeme kararının tanıma veya tenfiz kararının tanınmasına ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren zamanaşımı süresinin başlatılmasına yönelik uygulama, 2015 yılından itibaren Yargıtay 8. Hukuk Dairesi kararları yönünden istikrarlı şekilde uygulanmakta olup, bu uygulama Hukuk Genel Kurulu tarafından da 2021 yılında verdiği kararla kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2021 tarihli ve 2018/8-471 Esas, 2021/1586 Karar sayılı ilamı). Nitekim benzer şekildeki uygulama Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin boşanmanın fer'î niteliğindeki maddi-manevi tazminat ve nafaka talepleri yönünden de kabul edilmekte olup, buna göre tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmış olmaları hâlinde maddi-manevi tazminat ve nafaka talepleri yönünden Türk Medeni Kanunu’nun 178 inci maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, yabancı mahkeme kararının tanıma-tenfizine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağına ilişkin istikrarlı uygulaması bulunmakta olup bu husus “Yabancı mahkemece verilen boşanma kararı Türkiye'de tanınmadıkça kesin hüküm etkisi doğmayacağına göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden … dava haklarının kullanılabilmesi, yabancı ilâmın tanınmış olması hâlinde mümkündür. O hâlde Türk Medeni Kanununun 178 inci maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hâle geldiği tanıma kararının kesinleşmesi tarihinden başlar” şeklinde ifade edilmektedir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.10.2023 tarihli ve 2023/2427 Esas, 2023/4661 Karar, 06.03.2019 tarihli ve 2019/757 Esas, 2019/2198 Karar, 07.11.2016 tarihli ve 2016/11268 Esas, 2016/14451 Karar, 22.12.2015 tarihli ve 2015/17493 Esas, 2015/24688 Karar, 14.11.2013 tarihli ve 2013/6270 Esas, 2013/26509 Karar, 13.06.2013 tarihli ve 2012/22788 Esas, 2013/16430 Karar, 10.06.2010 tarihli ve 2009/9283 Esas, 2010/11533 Karar, 15.07.2009 tarihli ve 2008/8466 Esas, 2009/14071 Karar sayılı ilâmları). Katılmamakla birlikte, bir an kanunun amacından, yabancı unsurlu ilişkilerde uygulanacak usule ilişkin ağırlıklı kabul edilen kanunlar ihtilafı kuralları karşısında, MÖHUK’nın 59 uncu maddesi uyarınca yabancı mahkemede verilen karar ile bağlantılı yeni bir davanın açılması bakımından zamanaşımı süresinin, uyuşmazlığın esasına uygulanan hukukun tatbik edilmesi gerekeceğinden hareketle, zamanaşımı süresinin de yabancı mahkeme kararının verildiği tarihten başlaması gerektiğine ilişkin görüş kabul edildiğinde de; yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi hakkında Türk mahkemelerine başvurulması durumunda zamanaşımının kesileceğinin, eldeki davada da mal rejiminden kaynaklanan alacak davası için zamanaşımı süresinin kesildiğinin, tanıma tenfize ilişkin dava sonuçlandıktan sonra yabancı mahkeme kararının Türk hukukunda bir yer edindiğinin kabulü ile mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davasının açılabilir hâle geldiğinin kabulü gerekecektir. Bu hâlde de, eldeki dosyada yabancı mahkemede verilen boşanma kararı 16.01.2007 tarihinde kesinleştiğine, tanıma tenfize ilişkin dava 12.08.2013 tarihinde, eldeki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan dava ise 18.10.2017 tarihinde açıldığına göre, 16.01.2007 tarihinde işlemeye başlayan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 12.08.2013 tarihinde kesildiğinin, bu kararın kesinleştiği 28.09.2015 tarihine kadar zamanaşımı süresinin işlemeyeceği, bu tarihten sonra 18.10.2007 tarihine kadar geçen süre de dikkate alındığında bu hâlde dahi 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği, mahkemenin zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle verdiği ret kararının bu hâlde dahi yerinde olmadığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, ayrıntıları yukarıda geniş şekilde açıklanan gerek Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilâmında gerekse Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2021 tarihli ve 2018/8-471 Esas, 2021/1586 Karar sayılı ilâmında belirtildiği üzere; tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilâmının tanıma-tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesi tarihinin esas alınması gerekmekte olup, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/471, K. 2021/1586Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/471 E.  ,  2021/1586 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “mal rejiminden kaynaklanan katkı payı alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 3. Aile Mahkemesince verilen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin karar davacı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 1977 yılında evlendiklerini, Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile 12.09.2001 tarihinde boşandıklarını, yabancı mahkeme kararının Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/197 E. ve 2012/172 K. sayılı kararı ile tenfizine karar verildiğini, tenfiz kararının 03.06.2004 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek evlilik birliği içerisinde edinilen araç ve taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağının davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın katkı payı alacağı davası olması nedeni ile 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğunu, tarafların 2001 yılında Hollanda'da boşandıklarını, davanın ise 2012 yılında açıldığını, 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Antalya 3. Aile Mahkemesinin 07.03.2013 tarihli ve 2012/154 E., 2013/256 K. sayılı kararı ile; tarafların Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.01.2002 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, 5718 sayılı Kanun’un 59. maddesinde yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğinin hükme bağlandığı, dolayısıyla zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, somut olayda davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Onama Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 05.06.2014 tarihli ve 2013/13153 E., 2014/11554 K. sayılı kararı ile hükmün oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Özel Daire Karar Düzeltme Kararı: 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.10.2015 tarihli ve 2014/23308 E., 2015/18783 K. sayılı kararı ile; “…Yabancı mahkemelerce verilmiş ve kesinleşmiş boşanma ilamı hakkında, Türk Mahkemeleri'nce tanıma tenfiz kararı verilmedikçe eşler Türk Kanunları'na göre boşanmış sayılmayacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarının kullanılması imkanı olmayacaktır. Başka bir anlatımla, bu ara dönemde açılan davaların, davanın görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi gerekecektir. Dairemiz, daha önceki tarihlerde verdiği kararlarda, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında, zamanaşımının yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatılması gerektiğini kabul etmekte idi. Bu görüşün benimsenmesi durumunda; tanıma-tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlayacağından, tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davaların zamanaşımı süresinin geçmiş olması sonucu ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin vermeden, zamanaşımını başlatmak demektir ki; bu durum, hakkın özüne, hakkaniyete, toplum vicdanına ve adalete aykırıdır. Bu bakımdan Dairece görüş değişikliğine gidilerek, boşanmaya bağlı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında zamanaşımının başlangıç tarihinin, yabancı mahkeme ilamıyla ilgili tanıma/ tenfiz kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmiştir. Zamanaşımının işlemeye başlamayacağı, başlamışsa duracağı halleri düzenleyen 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinin 6. fıkrasına göre (eBK 132/6); alacak, Türk Mahkemeleri'nde ileri sürülemeyecek durumda ise zamanaşımı işlemez. Söz konusu kanuni düzenleme olmasa bile, modern hukuk öğretisi ve evrensel hukuk genel ilkelerine göre; ileri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. Bu bakımdan; bir alacak davası olarak mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında zamanaşımı süresinin; boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği, tanıma/tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden başlatılması gerekir. Nitekim, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 15.07.2009 gün 8466/4071 ile 15.07.2009 gün 8466/14071 ve 8. Hukuk Dairesi'nin 08.06.2009 gün 2030/2937 sayılı içtihatlarıda aynı doğrultudadır,…” gerekçesiyle onama kararı kaldırılarak hükmün oybirliği ile bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 11. Antalya 3. Aile Mahkemesinin 31.03.2016 tarihli ve 2016/12 E., 2016/300 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında, boşanma kararının hukukî niteliğinin yenilik doğurucu kararlardan olduğu, tanıma ve tenfiz şartlarını taşıdığı, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın tanıma ve tenfizinden amaçlanan kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılması olduğu, gerek 5718 sayılı Kanun’un 59. maddesi, gerekse ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceğinin kabul edildiği, tanıma ve tenfiz kararlarının nitelikleri gereği verildikleri andan geriye etkili olarak hüküm ifade edeceği, dolayısıyla tarafların yabancı mahkeme kararının kesinleştiği anda boşanmış kabul edilecekleri, boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukukî sonuçların da yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi, yoksa Türk Mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 15. Bilindiği üzere 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun “Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili” başlıklı 27. maddesi “(1) Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir. (2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır. (3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.” hükmünü taşımaktadır. 16. Anılan hükme göre; yabancı ülke adli veya idari makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar hakkında, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde tanıma davası açılmadan doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilmesi istenebilir. 17. 07.02.2018 tarihli ve 30325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yabancı Ülke Adli ve İdari Makamlarınca Verilen Kararların Nüfus Kütüğüne Tescili Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrası uyarınca; yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlarda; velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi, tenfize konu olan hüküm bulunması hâlinde, karar komisyonca boşanma, evliliğin butlanı, iptali ve mevcut olup olmadığının tespiti yönünden kabul edilir, incelenir, karar verilir ve sonucu ilgili taraflara ve il müdürlüğüne bildirilir. Komisyon kararı, yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından bir sonuç doğurmaz. Komisyon kararına esas yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velayet, iştirak nafakası, çocuk ile  kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler için taraflarca, 27.11.2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca görevli ve yetkili mahkemelere kararın tanınması veya tenfizi için dava açılabilir. 18. Görüldüğü üzere komisyon kararının, yabancı mahkeme kararında yer alan velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından sonuç doğurmayacağı için, ilgili kararın bu yönlerden hüküm doğurması kararın MÖHUK hükümleri uyarınca tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz açılacak bağımsız bir dava ile istenebilir. Bu dava sonucu tanıma veya tenfiz kararı verilmesiyle birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. 19. 5718 sayılı MÖHUK’un 50. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un 58. maddesinin 1. fıkrasına göre de, yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlanmıştır. 20. 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesinde ise, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine yer verilmiştir. Yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkin bu hüküm, mülga 2675 sayılı Kanun’da yer alan önemli bir eksikliği gidermiş olması bakımından oldukça yerinde bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Buna göre yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin ilamların maddi hukuka ilişkin etkisinin yabancı mahkeme ilamının kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade edeceği belirlenerek, kararlarda oluşması muhtemel belirsizlikler giderilmiştir. Somut olay bakımından örnek vermek gerekirse; 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesine göre eldeki davada, eşler üzerinde “boşanmanın kişisel sonuçları” yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade edeceği kuşkusudur. 21. Ne var ki eldeki dava; boşanmanın kişisel sonuçları ile ilgili değil, boşanmanın malî sonuçlarından olan TMK’da yazılı eşler arasında boşanma kararına bağlı maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakasına benzer nitelikte mal rejiminin tasfiyesine ilişkindir. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararına bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi dava hakları, ancak Türk mahkemelerince verilecek tanıma tenfiz kararından sonra ileri sürülebilirler. Zira eşler; tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmazlar. 22. Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanmaya ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244). 23. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Zamanaşımı” başlıklı İkinci Ayırımı’nda yer alan hükümler uyarınca, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar ve her alacak kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Aynı Kanun’un 153. maddesi ile de zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı veya başlamışsa duracağı hâller düzenleme altına alınmıştır. Buna göre; “1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için. 2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için. 3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için. 4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için. 5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece. 6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. 7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.” alacak hakkında, zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. 24. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, tarafların 07.10.1977 tarihinde evlendikleri, Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile 12.09.2001 tarihinde boşandıkları, yabancı mahkeme kararının 16.01.2002 tarihinde kesinleştiği, boşanmaya ilişkin kararın Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/197 E. ve 2004/172 K. sayılı kararı ile tenfizine karar verildiği, tenfiz kararının 03.06.2004 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 15.02.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda 18. paragrafta açıklandığı üzere; eşler Türk kanunlarına göre, Türk mahkemelerince tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe boşanmış sayılmazlar. TBK’nın 153/3. maddesi ile düzenleme altına alınan hüküm uyarınca; evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Aynı şekilde 153/6. maddesine göre de; alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı dikkate alındığında, bir alacak davası olan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin boşanmanın malî sonuçlarına bağlı dava haklarının kullanılabilir hâle geldiği, tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren istenebilir hâle geldiğinin kabulü gerekir. Aksi yönde bir değerlendirme, MÖHUK’un 50/1. maddesinde belirtilen yabancı mahkemelerin hukuk davalarına ilişkin olarak verdiği kararların, Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olması kuralına da aykırılık teşkil edecektir. 25. Hâl böyle olunca, tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilamının tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesi tarihinin esas alınması gerekmektedir. 26. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, MÖHUK’un 59. maddesinde, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğinin düzenlemesine göre, tanıma-tenfizine karar verilen yabancı mahkeme ilamındaki kesinleşme tarihinin, ilgili ilamın kesinleşme tarihi olduğu, dolayısıyla yabancı mahkeme kararının kesinleştiği gün itibariyle on yıllık zamanaşımı süresinin başladığı ve dolayısıyla dava tarihinde sürenin dolduğu, böyle olunca yerinde olan direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 27. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.12.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilip boşanma kararı kesinleşen taraflar arasında mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımının, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden mi boşanma kararının tanıma-tenfizine dair kararın kesinleşme tarihinden mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır. Taraflar, Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12.09.2001 tarihli ve 16.01.2002 tarihinde kesinleşen kararı ile boşanmışlardır. Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesine…’in açtığı tenfiz davası neticesinde 16.04.2004 tarihinde boşanma ilamının tenfizine karar verilip, 03.06.2004 tarihinde karar kesinleşmiştir. Davacı …, 07.03.2013 tarihinde açtığı eldeki davada evlilik birliği içinde edinilen araç ve taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağı olduğu iddiası ile bu alacağın davalı …’den tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili zamanaşımı def’inde bulunmuş, Mahkemece; yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi ve davacının temyizi üzerine Özel Dairece karar onanmış, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin incelenmesi sonucunda yukarıda yazılı gerekçelerle karar bozulmuş, Mahkemece direnme kararı verilmiştir. Eşlerin evlendikleri tarihten 4721 sayılı TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinde 01.01.2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi, TMK’nın 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun’un 59. maddesi, “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” hükmünü haizdir. Kanunun bu hükmü ile yabancı mahkeme ilamının kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanıma veya tenfizinden itibaren değil, somut olayda, tanımaya konu yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Boşanma kararları, yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu yabancı mahkeme kararı yalnız tanınabilir, boşanma kararında icraya koymayı gerektiren bir eda kararı var ise bu hâlde eda bölümü için tenfiz kararı verilmesi gerekir. Tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu, yabancı mahkeme kararının varlığı ve kesinleşmiş olmasıdır. Tanıma kararları, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibarıyla hüküm ifade edecektir. Boşanma kararının tanınması hâlinde de taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek, boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukukî sonuçlar da yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. 23.11.2006 tarih ve 26355 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 58. maddesinde, yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk Mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi hâlinde, boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil, yabancı mahkemece verilmiş kararın kesinleşme tarihi olacağı belirtilmiştir. 09.05.2020 tarih ve 31122 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2505 sayılı Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 27. maddesinde yabancı mahkeme kararının tanma ve tenfizi hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinin boşanma tarihi olarak aile kütüklerine tescil edileceği düzenlenmiştir. Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye’de tanınması ön koşulu ile boşanma kararı yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm doğuracağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da zamanaşımı süresi, boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren başlayacaktır. Boşanma kararlarının tanıma ve tenfizi için belirlenmiş bir zamanaşımı süresi yoktur. Bu nedenle, tanıma ve tenfiz konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi, zamanaşımının başlangıcına esas alındığında, kesinleşmiş boşanma kararından uzun yıllar sonra mal rejimine ilişkin davalar açılabilecek olup, 5718 sayılı MÖHUK’un 59. maddesi hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olacağı gibi, 25-30 yıl önce yabancı ülkede boşanmış olan eşler mal rejimi tasfiyesi, katkı payı davaları ile karşı karşıya gelebilecektir (Aynı konuda, Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar, 1. Baskı, 2011, İstanbul, s.365, 361 vd.). Tanıma-tenfiz kararı kesinleştiğinden itibaren yabancı mahkeme boşanma kararı, hukukî sonuçlarını doğurur sonucuna varıldığı takdirde, eşler arasındaki evlilik birliği, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihte sona erdiğinin, mal rejiminin yabancı mahkemede açılan boşanma davası tarihinde değil, tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren sona erdiğinin ve tasfiyenin bu tarihten sonra yapılabileceğinin, TMK’nın 166. maddesindeki üç yıllık fiili ayrılığa dayanılarak açılacak boşanma davasında üç yıllık sürenin başlangıcının, yurt dışındaki boşanma davasının reddi kararının tanıma ve tenfizinin kesinleşmesinden itibaren başlayacağı gibi pek çok sorun ortaya çıkacaktır. Olay ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 132. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 153. maddesi) zamanaşımının işlemeyeceği hâller düzenlenmiş olup; evlilik birliği devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımının işlemeyeceği düzenlenmiştir. Bu maddede, yabancı mahkeme boşanma kararının tanıma ve tenfizine dair karar kesinleşinceye kadar karı kocanın alacak haklarına dair zamanaşımının işlemeyeceğine dair bir hüküm bulunmamakta olup, evlilik birliği, tanıma ve tenfiz kararı verilmesi şartıyla yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleşmesi ile sona ermektedir. Borçlar Kanununun 132/b.6 maddesinde, alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda iddia etmek imkanı olmadığı müddetçe zamanaşımının işlemeyeceği de düzenlenmiştir. Söz konusu hükmün uygulanabilmesi için, alacak için Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması zorunluluğu bulunmalı ve bu zorunluluğa rağmen Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması imkanı bulunmamalıdır. Bu nedenle, Devletler Özel Hukuku’na göre, alacağa ilişkin uyuşmazlık yabancı bir mahkemede çözülmesi gerekiyor ise 132/b.6 hükmü uygulanmaz. Eğer alacağın Türk Mahkemeleri huzurunda dava edilmesi gerekiyor ve Devletler Özel Hukukunun yetkiye ilişkin kurallarına göre somut uyuşmazlık için Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunmuyor ise söz konusu alacak için zamanaşımı işlemez. Alacağın bir Türk Mahkemesi huzurunda dava edilememesinin nedenlerinden bir diğeri ise borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olmasıdır. Borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olması nedeniyle kendisine karşı Türkiye’de dava açılamaması hâlinde, dava edilemeyen borçları hakkında zamanaşımı süresi işlemez. Doğal afetler, isyan gibi sebeplerle adli işlemlerin durması yüzünden dava açılamaması hâllerinde de zamanaşımı işlemeyecektir. Buna karşın, alacaklının ani hastalığı, alacağını bilmemesi gibi şahsında gerçekleşen sebepler ile dava açması imkanının bulunmaması hâllerinde, söz konusu hüküm uygulanamaz ve bu alacaklar için zamanaşımı işlemeye devam eder. Borçluya karşı açılacak bir davada Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunmaması, borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olması gibi benzer objektif sebeplerin bulunduğu hallerde ise alacaklı, borçlu aleyhine bir Türk Mahkemesi önünde dava açma imkânına sahip olmayabilir (Ergin Akçay, İstanbul 2009, Türk Borçlar Kanununa Göre Zamanaşımı, Yüksek Lisans Tezi). Borçlar Kanununun 132/b.6 maddedeki dava açılamaması hâli, şahsa ait sebeplerle değil, objektif sebeplerle dava açılamaması hâlini kapsamaktadır. Yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleşmesi tarihinin eşlerin boşanma tarihi ve evlilik birliğinin sona erdiği tarih olarak hüküm ifade etmesi, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi şartına bağlıdır. Böyle olması, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten değil, tenfiz-tanıma kararının kesinleştiği tarihten itibaren eşler arasında mal rejimi tasfiyesi davasının zamanaşımının başlayacağı sonucunu doğurmaz. Yabancı mahkeme boşanma ilamının kesinleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde böyle bir davanın açılması gerekir. Kesinleşen boşanma kararının hüküm doğurması, tanıma-tenfiz ön şartına bağlı olduğundan tenfiz-tanımaya karar verilip kesinleşmesi hâlinde boşanma ve mal rejiminin tasfiye edilebilirliği bu dava tarihinden daha önce gerçekleşmiş olacağından belirtilen sürede açılan mal rejimine ilişkin alacak davasının erken açıldığı gerekçesiyle reddi usul ve yasaya uygun olmayacaktır. Mahkemece davacıya mehil-kesin mehil verilerek yabancı mahkeme boşanma kararının sonuç doğurması için gerekli olan tanıma-tenfiz kararı verilip kesinleşmesi şartının tamamlanmasının sağlanması dava açıldığında bekletici sorun yapılması gerekmektedir. Yargılama sırasında tamamlanabilir bir dava şartı söz konusudur. Bu açıklamalar neticesinde somut olayda, yabancı mahkeme boşanma kararının tenfizi kararı 03.06.2004 tarihinde kesinleşmiş ise de yabancı mahkeme boşanma ilamı 16.01.2002 tarihinde kesinleştiğinden, hukukî sonuçlarını bu tarih itibarıyla doğurduğu kanun hükmü gereği olup, dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı davası olduğuna ve on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğuna göre, yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleştiği tarih itibariyle evlilik birliği sona ermiş ve boşanma tarihi olarak nüfus kayıtlarına geçtiğine, Borçlar Kanununun 132. maddedeki zamanaşımının işlemeyeceği hâllerden biri söz konusu olmadığına göre, bu davanın açıldığı 15.02.2012 tarihine kadar on yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden, Mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan; Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyoruz.

MÖHUK m. 59, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğini düzenlemektedir. Bu hükme göre tanıma ya da tenfiz kararı sonradan verilse dahi evlilik birliği, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona ermiş kabul edilir; bu tarihten sonra edinilen mallar da evlilik birliği dışında edinilmiş mal sayılır. Bununla birlikte bu kuralın mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak davalarındaki zamanaşımı başlangıcına nasıl yansıyacağı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun farklı yıllarda verdiği iki ayrı kararda birbirinden ayrışmakta; çoğunluk hükümleri birbiriyle doğrudan çelişmektedir.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 59Kaynağı aç
MADDE 59 – (1) Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Yabancı hakem kararlarının tenfizi

Zamanaşımı Süresinin Uzunluğu

Türk Medeni Kanunu, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davaları için özel bir zamanaşımı süresi öngörmemektedir. Bu nedenle TMK m. 5 yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi devreye girer ve on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. TBK m. 149 uyarınca zamanaşımı alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Yargıtay'ın hem daire hem de Hukuk Genel Kurulu kararlarında mal rejimi tasfiyesi davalarında on yıllık sürenin esas alınması gerektiği tutarlı biçimde kabul edilmektedir.

Mal Rejiminin Sona Erme Tarihi ve Tasfiye Davasının Ön Koşulu

Türk Medeni Kanunu'nun 225. maddesi uyarınca eşler arasındaki mal rejimi, mahkemece boşanmaya karar verilmesi hâlinde dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sona erer. Yabancı mahkemede açılan boşanma davasının tarihi, Türk hukukundaki mal rejiminin sona erme anı olarak değerlendirilmektedir. Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan bir alacak davasında rejimin sona ermesi, davanın görülebilirlik ön koşuludur; bu ön koşul gerçekleşmeden açılan davalar ön koşul yokluğundan reddedilir.

Bununla birlikte boşanma veya tanıma-tenfiz kararı henüz kesinleşmemişken tasfiye davası açılmışsa, Anayasa m. 141 ve HMK m. 30'da öngörülen usul ekonomisi ilkesi gereği dava reddedilmeyip ilgili davanın sonucu bekletici mesele yapılmaktadır.

Zamanaşımı Başlangıcı: İki Farklı HGK Kararı

On yıllık zamanaşımının hangi tarihten işlemeye başlayacağı konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu iki ayrı davada birbirinden farklı sonuçlara ulaşmıştır. Her iki karar da oy çokluğuyla verilmiş ve karşı oy içermektedir; iki çoğunluk hükmü birbiriyle doğrudan çelişmekte olup konu tartışmalı olmayı sürdürmektedir.

Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/471, K. 2021/1586 sayılı kararıyla mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında zamanaşımının tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren başlatılması gerektiğini hükme bağlamış ve önceki direnme kararını bozmuştur. Bu kararda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015 yılında görüş değiştirerek zamanaşımı başlangıcını yabancı kararın kesinleşme tarihinden tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihine çektiği, ardından dairenin bu yaklaşımının HGK tarafından da benimsendiği görülmektedir. Bu görüşe göre boşanmaya bağlı tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi dava haklarının ancak tanıma-tenfiz kararından sonra Türkiye'de ileri sürülebileceği; eşlerin tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmayacağı kabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu ise E. 2022/1205, K. 2023/1188 sayılı ve 28.11.2023 tarihli sonraki kararında farklı bir yaklaşımla yerel mahkemenin direnme kararını onamıştır. Bu davada eşler yabancı mahkeme kararıyla 16.01.2007'de boşanmış, tanıma kararı 28.09.2015'te kesinleşmiş, mal rejimi tasfiyesi davası ise 18.10.2017'de açılmıştır. Çoğunluk, MÖHUK m. 59 uyarınca yabancı ilamın maddi hukuk etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade etmesi gerektiği gerekçesiyle on yıllık zamanaşımının yabancı mahkeme ilamının kesinleşme tarihinden işlemeye başladığını benimsemiştir. Çoğunluk ayrıca, 4721 sayılı Kanun ile 5718 sayılı Kanun'un boşanmanın kişisel ve mali sonuçları arasında zamanaşımı başlangıcı bakımından bir ayrım yapmadığını; yorum yoluyla kanun hükümleri dışına çıkılarak mali sonuçlar için ayrı bir başlangıç tarihi belirlenmesinin hukuka uygun olmadığını vurgulamıştır. Somut olayda dava tarihi itibarıyla on yıllık süre dolmamış olduğundan davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddinin hatalı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bu iki HGK kararının çoğunluk hükümleri birbiriyle doğrudan çelişmektedir: 2021 tarihli karar tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihini, 2023 tarihli karar ise yabancı mahkeme ilamının kesinleşme tarihini esas almaktadır. Her iki kararda da azınlıkta kalan karşı oylar mevcuttur. Bu içtihat ayrılığı, zamanaşımı başlangıç tarihinin somut her davada ayrıca değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

İki Görüşün Hukuki Temelleri

Tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihini esas alan görüş birkaç dayanağa sahiptir. MÖHUK m. 58/1 uyarınca yabancı ilamın kesin delil veya kesin hüküm sayılabilmesi tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespit edilmesine bağlıdır. TBK m. 153/3, evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımının işlemeyeceğini hükme bağlamaktadır. TBK m. 153/6 ise alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece zamanaşımının işlemeyeceğini düzenlemektedir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2023 tarihli kararında çoğunluk, bu üç argümanın her birini ayrı ayrı ele alarak reddetmiştir: TBK m. 153/6'nın uygulanabilmesi için dava açılamamasının herkes bakımından geçerli nesnel bir engelden kaynaklanması gerektiğini, şahsa özgü ya da tanıma davası açmayı tercih etmemeye dayanan sebeplerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini belirlemiştir. Karşı oylar ise bu değerlendirmelere katılmamaktadır.

Yabancı kararın kesinleşme tarihini esas alan görüş ise doğrudan MÖHUK m. 59'un metnine dayanmaktadır: yabancı ilamın maddi hukuk etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Bu görüşe göre yabancı mahkeme kararıyla fiilen boşanmış taraflar bakımından evlilik sona ermiş olduğundan TBK m. 153/3'teki durma kuralının uygulanması da hukuken mümkün görülmemektedir.

Boşanmanın Fer'i Hakları: TMK m. 178 Kapsamındaki Bir Yıllık Süre

TMK m. 178, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını düzenlemektedir. Bu hüküm, maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası gibi boşanmanın fer'i niteliğindeki taleplere uygulanır. Yabancı mahkemede gerçekleşen boşanmalarda bu bir yıllık sürenin hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı ayrı bir sorundur. HGK'nın 2023 tarihli kararındaki karşı oylar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin çeşitli kararlarında bu sürenin tanıma kararının kesinleşme tarihinden başlatıldığını aktarmaktadır; ancak bu değerlendirme 2023 tarihli kararın çoğunluk gerekçesinde yer almamaktadır. Mal rejimi tasfiyesine ilişkin on yıllık sürenin başlangıcı tartışmasından bağımsız olarak, bir yıllık fer'i hak zamanaşımının başlangıç tarihi de somut olayın koşullarına göre ayrıca ele alınması gereken bir meseledir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 178Kaynağı aç
Madde 178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. VI. Mal rejiminin tasfiyesi 1. Boşanma hâlinde

Mal Rejimi Dönemleri ve Uygulanan Süre

01.01.2002 tarihinden önce evlenen ve başka bir mal rejimi seçmeyen eşler arasında bu tarihe kadar mal ayrılığı rejimi, bu tarihten itibaren ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Mal ayrılığı dönemine ilişkin katkı payı alacağı davalarında zamanaşımı süresi, TMK m. 5 yollamasıyla TBK m. 146 uyarınca on yıl olarak uygulanmaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, mal ayrılığı dönemine ilişkin katkı payı alacağı davalarında bir dönem on yıllık süreyi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten işletmiş; ancak daire 2015 yılında görüş değiştirerek zamanaşımı başlangıcını tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihine çekmiştir. Bu değişiklik sonrasında HGK'nın iki kararında birbiriyle çelişen hükümler ortaya çıkmış; içtihat süreci yukarıda açıklanan biçimde devam etmektedir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/13153, K. 2014/11554Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2013/13153 E.  ,  2014/11554 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı … ile … aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair Antalya 3. Aile Mahkemesi'nden verilen 07.03.2013 gün ve 154/256 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekilleri, dava dilekçelerinde vekil edeni ile davalının 1977 yılında evlendiklerini, Hollanda Mahkemesi'nde açılan ve 12.09.2001 tarihinde sonuçlanan boşanma kararı ile boşandıklarını, yabancı mahkeme karanının … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/197 Esas ve 2004/172 Karar sayılı ilamı ile tenfizine karar verildiğini, tenfiz kararının 03.06.2004 tarihinde kesinleşmesi ile Türkiye'de infaz edilir hale geldiğini, vekil edeninin Hollanda'da çalıştığını ve davalı eş ile birlikte yaşadıklarını, evliliğin devamı süresince 01.01.2002 tarihine kadar vekil edeninin çalışmaları sonucunda elde edilen birikimler ve davacı tarafından alınan kredilerle; 2001 yılında…plakalı araç, 1993 yılında …Mahallesi …Sokak … No:… ve … nolu daire, 1998 yılında …Mahallesi …ada … parseldeki …nolu bağımsız bölüm ile … yılında … Köyünde …ve … parsellerde toplam bir dönüm arsayı satın aldığını, bedellerinin tamamen vekil edenlerinin çalışması sonucu elde edilen kazançlar ve çekilen kredilerle ödendiğini, dava konusu araç ve taşınmazların değerlerinin bu aşamada bilmeleri mümkün olmadığından HMK'nun 107. maddesi gereğince dava konusu değer tahkikat sonucu belirlendiğinde taleplerini artırmak koşuluyla şimdilik 10000 TL harç değeri gösterildiğini açıklayarak araçtan ve taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı kadın vekili, 10.03.2012 tarihli cevap dilekçesiyle; davanın katkı payı alacağı davası olduğunu, BK'nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zaman aşımına tabi bulunduğunu, tarafların 2001 yılında Hollanda'da boşandıklarını, 2004 yılında da boşanma kararının tenfiz edildiğini, 5718 SK'nun (MÖHUK'un) 59. maddesi gözetildiğinde; yabanca mahkeme kararının kesinleşmesi tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zaman aşımının geçtiğini, davanın öncelikle zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini ve zaman aşımı def'inde bulunduklarını, davacının araca bir katkısının bulunmadığını ve 2009 yılında satıldığını, …ada …parseldeki … nolu bağımsız bölümün yarı yarıya alındığını, gerek araç ve gerekse taşınmazla ilgili davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, "…boşanma kararının kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçtiği ve zaman aşımı def'inin yerinde bulunduğu gerekçesiyle 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesi uyarınca davanın reddine.." karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, TKM'nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir. Taraflar 07.10.1977 tarihinde evlenmiş, 12.09.2001 tarihinde açılan ve kabulle sonuçlanan yabancı mahkemenin 16.01.2002 tarihinde kesinleşen boşanma kararı ile boşanmışlardır. Eşler arasında evlendikleri tarihten… sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, taraflar, başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinde 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı, 12.09.2001 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. m. 202, 4722 SK. m. 10). Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararı 16.01.2002 tarihinde kesinleşmiş olup eldeki dava ise, 15.02.2012 açılmıştır. Bu durum karşısında somut olayda, TMK'nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146 ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 59. maddesinin değerlendirilmesi gerekir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 59. maddesi uyarınca; “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” Hemen belirtmelidir ki, her mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları-istisnalar dışında- icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da görülmektedir. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamamasıdır. İstisnalar dışında icra kabiliyeti olan kararlar, hem maddi hem de şekli kesinlik taşıyan kararlardır. Maddi anlamda kesin hükmün, taşıdığı niteliğin gereği olarak, iki sonucu bulunmaktadır: kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması halinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesidir. İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır. Tanıma; “Bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü”; tenfiz ise; “Bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı”dır. Her mahkeme kararı hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımamakta; bazı kararlar nitelikleri gereği yalnız kesin hüküm teşkil etmekte, fakat icra kabiliyetleri bulunmamaktadır. İşte bu tür yabancı mahkeme kararları yalnız tanınabilir; tenfiz edilemezler. Çünkü icra kabiliyetleri yoktur. Tespit kararları ile yenilik doğurucu kararların Türkiye’de yalnız tanınmaları mümkün olup; bunlara tanıma şartları uygulanacaktır. Eda kararlarının ise, hem tanınmaları hem de tenfizleri mümkündür. Boşanma kararları hukuksal nitelikçe yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu kararlar ise, bir hukuki durumun kurulması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için hak sahibinin iradesinin kafi gelmemesi ve durumun ancak bir mahkeme kararı ile doğmasının gerekli olduğu hallerde açılan dava sonucu verilen karardır. Bu kararların hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur. Bu kararlar taşıdıkları inşai tesir (yenilik doğrucu etki) ile arzu edilen sonuçları doğururlar. Hukukumuzda, yenilik doğurucu oldukları kabul edilen kararlar, babalık kararı, evlenmenin butlanı, ölüme bağlı tasarrufların iptali, nesebin reddi, evlat edinmeye izin ve boşanma kararları olarak sayılabilir. Bu kararların icra özelliği olmayıp; yabancı mahkeme kararı sadece bu kararlara yönelikse ve Türkiye’de nüfus kayıtlarında işlem yapılması amaçlanıyorsa, tanıma kararı bu amacı gerçekleştirmeye yeterli olacaktır. Görülmektedir ki, boşanma kararları hukuki nitelikçe yenilik doğurucu kararlardan olmakla, tanınmaları olanaklıdır. Ne var ki, bir boşanma kararı aynı zamanda icraya koymayı gerektiren, bir eda kararını (tazminat, nafaka, çocuk teslimi gibi) da taşıyorsa bu halde kararın eda bölümü için tenfiz şartlarının aranması gerekir. Diğer taraftan, tanıma yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın kabul edilmesi işlemi olup; tanımada amaç, sadece kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılmasıdır. O halde, tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu bir yabancı mahkeme kararının varlığı ve bu kararın kesinleşmiş olmasıdır. 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK), yukarıya metni aynen alınan 59.maddesinde; yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği düzenlenmiştir. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka deyişle, tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; boşanma kararının tanınması halinde taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek; boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Açıklanan bu yasal düzenlemeye paralel bir başka düzenleme de, 23.11.2006 gün 26355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 58. maddesinde yer almaktadır. Sözü edilen düzenlemede; yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi halinde; boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil; yabancı mahkemece verilmiş olan kararın kesinleşme tarihi olacağı kabul edilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 157.maddesinde: “(1)….Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yabancı devlet mahkemelerinden verilen ve ilgili Devletin kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların işleme konulabilmesi için, yetkili Türk mahkemesince tenfiz edilmesi veya tanınması zorunludur. (2) Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bu konudaki hükümleri saklıdır.” düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre de, yabancı mahkeme kararlarının Nüfus Müdürlüklerince işleme konulabilmesi için, yetkili Türk Mahkemesince tenfizi veya tanınması gerekmektedir. Öte yandan, 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK) 52. maddesinin ilk cümlesinde, kararın tenfiz edilmesinde “hukukî yararı” bulunan “herkes”in tenfiz isteminde bulunabileceği düzenlenmiştir. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu düzenleme, daha önceki Kanun metninde olmayıp, 5718 sayılı Kanunla getirilmiştir. MÖHUK'nun 8.maddesine göre, “Zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tabidir.” Şıpka, “… Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye'de tanınması ön koşulu ile, bu boşanma kararı yabancı mahkemede kesinleştiği andan itibaren hükün doğurmuş sayılacağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da Yargıtay'ın kabul ettiği zamanaşımı süresi olan bir yıllık süre, yabancı mahkemede kesinleşen boşanma davasının kesinleşme tarihinden itibaren başlaması gerekir. Zira boşanma kararlarının tenfizi için belirli bir zamanaşımı süresi bulunmadığından, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş boşanma kararı uzun yıllar sonra Türkiye'de açılan tenfiz kararının kesinleştiği tarihten başlatmak, 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesinin hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olduğu gibi, bu uygulama sonucunda, 20-25 yıl önce yabancı ülkelerde boşanmış olan eşleri, bugün dahi mal rejimi tasfiyesi ya da katkı payı davaları ile karşı karşıya getirebileceği endişemizi belirtmek isteriz” görüşünü savunmuştur. (Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar. 1. baskı, 2011, İstanbul, s: 365, ayrıca aynı kitap, s: 361 vd. bkz, Daire'nin 8.6.2009 tarih ve 2030 E, 2937 sayılı kararı hariç bugüne kadarki kararları aynı yöndedir.) Tanıma yada tenfiz kararı kesinleştiği tarihten itibaren yabancı mahkemenin boşanma kararı hukuki sonuçlarını doğurur, yargısına varıldığı takdirde karşılaşılan şu sonuçları ortaya koymak mümkündür. 1-Mal rejimi yabancı mahkemede açılan boşanma davasının dava tarihinde değil, yabancı mahkeme kararının tanıma ya da tenfizi kararının kesinleştiği andan itibaren sona erer ve tasfiye bu tarihten sonra yapılabilir. 2-Zaman aşımının başlangıcı; zaman aşımı tanıma/tenfiz edilen ve kesinleşen bu kararlardan sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, yani tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. 3-Eşler arasındaki evlilik, bu durum karşısında yabancı boşanma kararının tanınmasından ya da tenfizinden sonra kesinleştiği tarihte değil, tanıma/tenfiz karanının kesinleştiği tarihte sona ermiş olur. 4-Boşanmanın fer'i (eki) haklarına ilişkin olarak zaman aşımının yer aldığı TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık özel zaman aşımı süresinin başlangıcı, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih (MÖHUK. m. 59) değil, tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarih olacaktır. 5-Eşlerin ikisi de Türk asıllı ve yurt dışında çalışıyorlar. Eşlerden biri yabancı mahkemede açtığı boşanma davasının reddedilmesi ve o ülke hukukuna göre kesinleşmesi durumunda ve TMK'nun 166/4. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ile 3 yıllık filli ayrılığa dayanılarak yeniden boşanma davası açıldığında 3 yıllık sürenin başlangıç tarihi hangi karara göre ve nasıl değerlendirilecektir? Yabancı mahkemeden verilen boşanmanın reddine ilişkin kararın yetkili Türk Mahkemesi'nce tanınmasına ya da tenfizine karar verilip, bu karar da kesinleştiğinde MÖHUK’un 59. maddesinin amacına uygun olarak yabancı mahkemenin kesinleşme tarihi esas alındığında tarafların boşanmalarına karar verilmesi mümkün olacaktır. Tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihi baz alındığında ise, aradan beklide çok uzun süre geçmesine karşın yine en azından bir 3 yıl daha bekleyecekler ve ondan sonra TMK'nun 166/4. fıkrasına dayanılarak boşanma davasını açabileceklerdir. Bunun ise, toplum ve aile yapısı üzerinde yaratacağı aksi yöndeki etki, eşlerin karşı karşıya kalacağı psikolojik sorunlar vs. lerin etkisini hesaplamak mümkünmüdür? TMK'nun 166/4. maddesindeki 3 yıllık sürenin başlangıcı konusu önemli bir sorun olarak ortada kalmaktadır. 6-Boşanma kararlarının tenfizi ya da tanınması için belirlenmiş bir zaman aşımı süresi de yoktur. Bu nedenle, yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi esas alındığında işin daha da uzamasına neden olacağı açıktır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği tarihten tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarihe kadar edinilen malların durumu ne olacaktır?. 7-Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmesinden sonra fakat bu kararın tanınması ya da tenfizi için yetkili Türk Mahkemesinde açılan davanın devamı sonrasında veya böyle bir dava hiç açılmamış ancak bu arada eşlerden biri ölmüş olsa, böyle bir varsayımda; yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının tanınmasına ya da tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih zaman aşımının başlangıç tarihi olarak kabul edildiğinde, sağ kalan eş, ölen eşin mirasçısı olmayacaktır. Bu durum, TMK'nun 181, MÖHUK’un 52, 54, 58 ve 59. maddelerini amacına uygun düşecektir. Fakat zaman aşımının başlangıcı tanıma yada tenfiz kararının kesinleşme tarihi kabul edildiğinde ise, sağ kalan eş ölen eşin mirasçısı olabilecektir. 8-Eşlerden biri Türk vatandaşı, diğeri ise, yabancı uyruklu olduğu varsayımından hareket edildiğinde yabancı uyruklunun ülkesinde verilen boşanma kararı kesinleştiği tarihte o ülke hukukuna göre tüm hukuki sonuçlarını doğuracak yabancı uyruklu eş kararın kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış olacak, ancak Türk vatandaşı eş tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış kabul edilecektir. Böyle bir çelişkili ve garip bir durum ortaya çıkmış olacaktır. Tüm bu açıklamalar karşısında her ne kadar tanıma kararı 03.06.2004 tarihinde kesinleşmiş ise de, yabancı mahkemenin boşanmaya ilişkin ilamı 16.01.2002 tarihinde kesinleştiğinden hukuki sonuçlarını bu tarih itibariyle doğurduğu, anılan madde hükmü gereğidir. Dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı isteğine ilişkin olduğuna göre olayda, Borçlar Kanunu'nun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngördüğü 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören TMK'nun 5.maddesi yollamasıyla TBK'nun 146. maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği hususunda duraksama da yoktur. Yabancı Mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği 16.01.2002 tarihinden eldeki davanın açıldığı 15.02.2012 tarihine kadar TBK'nun 146. maddesindeki 10 yıllık zaman aşımı süresi geçtiğinden mahkemece, zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve Kanun'a aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davacı vekilinin usule ve esasa ilişkin temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 05.06.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Taraflar Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.01.2002 tarihinde kesinleşen ilamı ile boşanmışlardır. Söz konusu boşanma ilamı, …. Asliye Mahkemesi'nin 03.06.2004 tarihinde kesinleşen kararıyla tanınmıştır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin temyize konu dava ise 15.02.2012 tarihinde açılmış, davalı tarafça, süresinde zamanaşımı def’inde bulunulmuştur. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 50. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o Devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un 58/1. maddesine göre de, yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. 59. madde de ise, yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine yer verilmiştir. Karşılığı Mülga 2675 sayılı Kanun'da bulunmayan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 59. maddesi, yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkin olup, önemli bir eksikliğin giderilmesi bakımından oldukça yerinde bir düzenlemedir. Bu kanun maddesi gereğince; yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin ilamların maddi hukuka ilişkin etkisinin tanıma tenfiz kararının kesinleşmesinden sonra değil de, yabancı mahkeme ilamlarının kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade edeceği belirlenmiştir. Söz konusu kanuni düzenleme sayesinde, özellikle ticaret, borçlar, miras ve aile hukuku yönünden maddi hukuk bakımından belirsizlik giderilmek suretiyle önemli haksızlıklar engellenmiştir.Somut olay bakımından anılan Kanun maddelerinin değerlendirilmesi gerekirse; tanıma tenfiz kararı verilmek koşuluyla, eşler yabancı mahkemenin boşanmanın kabulüne ilişkin ilamının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış sayılırlar. Bu kanuni düzenlemeye göre, sonraki tarihlerde tanıma tenfiz kararı verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona erer. 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesiyle getirilen bu düzenleme sayesinde, eşler yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış sayılacaklarından tanıma tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde birbirlerine mirasçı olmayacaklar, duruma göre doğan çocuk evlilik dışı doğmuş sayılacaktır. Bu düzenlemeyle, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarih ile tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarih arasındaki ara dönemdeki belirsizlik ortadan kaldırılmıştır. Aksi takdirde, bu dönemde, henüz tanıma tenfiz kararı verilmediğinden evliliğin devam ettiğinin kabulü gerekir ve beraberinde çözümü zor yeni uyuşmazlıklara neden olur. Açıklandığı üzere; 59.madde, yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından etkisinin hüküm ifade edeceği döneme açıklık getirmiştir. Sayın çoğunluk ile muhalefet arasındaki görüş ayrılığı, dava hakkının kullanılmasında karşılaşılan zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme ilamının kesinleşmesi tarihinde mi? Yoksa tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihte mi? başlatılacağıdır. Çoğunluk, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında, zamanaşımının yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatılması gerektiğini savunmakta, muhalefet ise tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesinden sonra başlatılması gerektiğini savunmaktadır. Yabancı mahkemelerce verilmiş ve kesinleşmiş boşanma ilamı hakkında, Türk mahkemelerince tanınma tenfiz karar verilmedikçe eşler Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmayacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarının kullanılması imkanı olmayacaktır. Başka bir anlatımla, bu ara dönemde açılan davaların, davanın görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi gerekecektir. Sayın çoğunluğun savunduğu görüşün benimsenmesi durumunda; tanıma-tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlayacağından, tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davaların zamanaşımı süresinin geçmiş olması sonucu ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin vermeden, zamanaşımını başlatmak demektir ki; bu durum, hakkın özüne, hakkaniyete, toplum vicdanına ve adalete aykırıdır. Zamanaşımının işlemeye başlamayacağı, başlamışsa duracağı halleri düzenleyen 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinin 6. fıkrasına göre (eBK 132/6); Alacak, Türk mahkemelerinde ileri sürülemeyecek durumda ise zamanaşımı işlemez. Açıklanan bu kanuni düzenlemede muhalefet görüşünü doğrulamaktadır. Söz konusu kanuni düzenleme olması dahi, gelişmiş ülke hukukçularının kabul ettiği evrensel hukuk genel prensibine göre; ileri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. O halde; mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarındaki, dava açma zamanaşımı, boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği, tanıma tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinde başlatılması gerekir. Nitekim, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 15.07.2009 gün 8466/4071 ile 15.07.2009 gün 8466/14071 ve 8. Hukuk Dairesi'nin 08.06.2009 gün 2030/2937 sayılı kararları da muhalefet görüşü doğrultusundadır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle onanması yönündeki görüşüne katılmamaktayız.

Nüfus Kayıtlarına Yansıması

Yabancı mahkeme kararlarının nüfus müdürlüklerince işleme konulabilmesi için yetkili Türk mahkemesince tanıma ya da tenfiz kararı verilmesi zorunludur. Tanıma-tenfiz kararı kesinleştikten sonra nüfus kayıtlarına işlenecek boşanma tarihi, tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil; yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihidir. Yabancı mahkeme kararında velâyet, iştirak nafakası, çocukla kişisel ilişki, mal rejimi veya tazminat gibi tenfize konu hükümler yer alıyorsa, nüfus kütüğüne tescil bu hükümler bakımından sonuç doğurmaz; bu hükümler bakımından sonuç doğurabilmesi için taraflarca MÖHUK hükümleri çerçevesinde tanıma veya tenfiz davası açılabilir.

Tanıma-Tenfiz Davası İçin Süre Kısıtı

Yabancı mahkeme kararının Türkiye'de tanınması veya tenfizi için kanunda belirlenmiş bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Yargıtay kararlarında boşanma kararlarının tenfizi ya da tanınması için böyle bir sürenin öngörülmediği belirtilmektedir. Bununla birlikte, mal rejimi tasfiyesine ilişkin on yıllık zamanaşımının hangi tarihten itibaren işlediği konusundaki içtihat ayrılığı —yukarıda açıklanan iki HGK kararı arasındaki çelişki— hak kayıplarına yol açabilecek bir belirsizlik yaratmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Yabancı mahkemede boşandım, Türkiye'de mal paylaşımı davası açmak için ne kadar sürem var?

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davaları on yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m. 146). Bu sürenin hangi tarihten başladığı ise Yargıtay içtihadında tartışmalıdır. Hukuk Genel Kurulu'nun 2021 tarihli kararı tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihini, 2023 tarihli kararı ise yabancı mahkeme ilamının kesinleşme tarihini esas almaktadır. Her iki karar da oy çokluğuyla verilmiş ve karşı oy içermektedir. Bu belirsizlik karşısında başlangıç tarihinin her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tanıma-tenfiz kararı olmadan Türkiye'de mal paylaşımı davası açılabilir mi?

MÖHUK m. 58/1 uyarınca yabancı ilamın kesin hüküm etkisi doğurabilmesi tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespit edilmesine bağlıdır. Yargıtay HGK'nın 2021 tarihli kararında benimsenen görüşe göre mal rejiminin tasfiyesi gibi dava hakları ancak tanıma-tenfiz kararından sonra Türkiye'de ileri sürülebilir. 2023 tarihli HGK kararı ise bu görüşü paylaşmamakta; zamanaşımı başlangıcını yabancı kararın kesinleşme tarihinden saymaktadır. Tasfiye davası tanıma-tenfiz kararı kesinleşmeden açılmışsa, usul ekonomisi ilkesi gereği dava reddedilmeyip tanıma davasının sonucu bekletici mesele yapılabilmektedir (Anayasa m. 141; HMK m. 30).

Yabancı mahkeme kararı kesinleştikten yıllar sonra tanıma davası açtım; bu süre boyunca zamanaşımı işledi mi?

Bu sorunun yanıtı, Yargıtay'ın hangi tarihi esas aldığına göre değişmektedir. Tanıma-tenfiz tarihini esas alan görüşe göre dava açma imkânı doğmadan önce zamanaşımının işlemeyeceği savunulmaktadır. TBK m. 153/6, alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece zamanaşımının işlemeyeceğini düzenlemektedir; ancak bu hükmün uygulanabilmesi için engelin herkes bakımından geçerli nesnel bir nitelik taşıması gerektiği, şahsa özgü sebeplerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği HGK'nın 2023 tarihli kararının çoğunluk gerekçesinde belirtilmektedir. Yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihini esas alan görüş ise bu süre boyunca zamanaşımının işlediğini kabul etmektedir. İki HGK kararı arasındaki bu ayrılık henüz kesin bir çözüme kavuşturulamamıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 153Kaynağı aç
MADDE 153- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur: 1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için. 2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için. 3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için. 4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için. 5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece. 6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. 7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece. Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür. D. Zamanaşımının kesilmesi I. Sebepleri
Mal rejimi tasfiyesi ile nafaka veya tazminat davalarında zamanaşımı süresi farklı mı?

Evet, süreler farklıdır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davaları on yıllık genel zamanaşımına tabidir. Boşanmanın fer'i niteliğindeki maddi-manevi tazminat ve nafaka talepleri ise TMK m. 178 uyarınca boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımına tabidir. Yabancı mahkemede gerçekleşen boşanmalarda bir yıllık sürenin hangi tarihten işleyeceği de ayrı bir tartışma konusudur; HGK'nın 2023 tarihli kararının çoğunluk gerekçesi bu konuyu doğrudan ele almamıştır.

Nüfus kaydımda boşanma tarihi olarak hangi tarih görünür?

Türk nüfus kayıtlarına işlenecek boşanma tarihi, tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil; yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihidir. Tanıma-tenfiz işlemi olmaksızın nüfus müdürlükleri yabancı mahkeme kararını işleme koyamaz; ancak işlem tamamlandıktan sonra kayıtlarda görünen tarih yabancı kararın kesinleşme tarihidir.

Yabancı mahkeme kararı hem boşanmayı hem mal paylaşımını kapsıyorsa ne yapmalıyım?

Yabancı mahkeme kararında velâyet, nafaka, mal rejimi veya tazminat gibi tenfize konu hükümler bulunuyorsa, salt nüfus kütüğüne tescil bu hükümler bakımından hukuki sonuç doğurmaz. Bu hükümlerin Türkiye'de geçerlilik kazanabilmesi için taraflarca MÖHUK hükümleri çerçevesinde tanıma veya tenfiz davası açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu