Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı ve Feragat Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı ve Feragat Şartları

Anlaşmalı Boşanma Hükmü ve Boşanmanın Malî Sonuçları

Evlilik birliğinin anlaşmalı olarak sonlandırılabilmesi adına hâkimin tarafların serbest iradelerini bizzat dinleyip teyit etmesi, ayrıca boşanmaya bağlı malî neticeler ile müşterek çocukların durumuna ilişkin mutabakatı hukuken uygun bulması gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan malî sonuçlar kavramı; aynı Kanun'un 174. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi tazminat talepleri ile 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası gibi evliliğin sona ermesine bağlı fer'î hakları kapsar. Eşlerin evlilik süresince edindiği mal varlığına dayalı tasfiye alacakları boşanmanın fer'îsi niteliğinde görülmediğinden, tarafların mal paylaşımında uzlaşmaya varamamış olmaları anlaşmalı boşanma davasının reddedilmesini gerektirmez.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Boşanma Protokolünde ve Duruşmada Yapılan Soyut Beyanlar

Boşanma sürecinde düzenlenen protokolde ya da gerekçeli kararda tasfiyeye ilişkin somut bir düzenleme bulunmadığı durumlarda, duruşma esnasında tutanağa geçirilen genel nitelikli ifadelerin hukuki bağlayıcılığı önem taşır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2021/5382, K. 2021/8091 sayılı kararında belirtildiği üzere, feragatin geçerli kabul edilebilmesi için somutlaştırılmış bir hakka yönelmesi, tereddüde yer vermeyecek açıklık taşıması, kayıtsız ve şartsız olması gerekir. Duruşma zaptına geçen paylaşılacak bir malın veya eşya talebinin bulunmadığına ilişkin soyut beyanlar belirli ve somut bir alacak kalemini içermediğinden mal rejiminin tasfiyesinden feragat niteliği taşımaz ve mal rejimini tasfiye etmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/5382, K. 2021/8091Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2021/5382 E.  ,  2021/8091 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil-Mümkün Olmaması Halinde Mal Rejimi Tasfiyesinden Kaynaklanan Alacak Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilerek, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 03.11.2021 günü duruşmalı temyiz eden davacı-davalı … vekili Av. … ve karşı taraf temyiz eden davalı-davacı … vekili Av. … geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Somut olayda, mahkemece tarafların anlaşmalı boşanma davasının duruşmasındaki beyanlarına göre, mal rejimini tasfiye ettiklerinin kabulü gerektiği gerekçesiyle dava ve karşı davanın reddine karar verilmiş ise de, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre karar hatalı olmuştur. Şöyle ki; tarafların boşanma dava dosyasına sundukları boşanma protokolünde mal rejimin tasfiyesine yönelik bir düzenleme olmadığı gibi, gerekçe ve hükümde de mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir hüküm yoktur. Diğer yandan, feragatin somutlaştırılmış bir hak ile ilgili kayıtsız ve şartsız, herhangi bir kuşkuya yer vermeyerecek biçimde açık olması gerekir. Bu durumda, 18.08.2005 tarihli duruşmada davacı kadının "Paylaşılacak bir malımız ve eşya talebim yoktur", davalı erkeğin ise "Paylaşılması gerekli bir malımız ve eşya talebim yoktur" şeklindeki anlatımlarının mal rejiminin tasfiyesi yönünden feragat olarak kabul edilmesi de mümkün değildir. O halde, mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak sonuca göre asıl ve karşı davanın esasıyla ilgili bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 3.050,00 TL vekâlet ücretinin Bilgehan'dan alınarak Berrin'e verilmesine ve 3.050,00 TL vekâlet ücretinin Berrin'den alınarak Bilgehan'a verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verildi.03.11.2021 (Çrş.)

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin E. 2017/9765, K. 2017/11128 sayılı kararında vurgulandığı üzere, anlaşma metinlerinde geçen mal sözcüğü hukuken dar kapsamlı bir ifadedir. Bir protokolün tasfiye sonucunu doğurabilmesi için edinilmiş mallara katılma yahut katkı payı alacağına konu olabilecek taşınır ve taşınmaz mal varlığı unsurlarının açıkça, tek tek ve bentler hâlinde sıralanması gerekir. Eşlerin evlilik birliği süresince alınan malları ve ev eşyalarını kendi aralarında paylaştıklarına ilişkin genel ibareler, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde tasfiyenin gerçekleştiğini kabule elverişli değildir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/9765, K. 2017/11128Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2017/9765 E.  ,  2017/11128 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı … vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlar nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin davanın reddine dair ilk kararı, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairenin 23.09.2013 tarih, 2013/1752 esas-2013/12778 karar sayılı ilamı ile “…Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla edinilmiş mallara katılma rejimi (katılma alacağı) bakımından TMK'nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüş, bu görüş Daire tarafından da benimsenmiştir. Bu durumda edinilmiş mallara katılma alacağı davalarında da TMK'nun 5.maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekecektir. (mülga BK.m.125.) Taraflar arasında görülen Ankara 4. Aile Mahkemesi'nin 2007/573-550 Esas ve Karar sayılı boşanma dosyasına sunulan protokolün 2. maddesinde; “tarafların evlilik birliğinin devamı esnasında alınan mallar ile ev eşyalarını aralarında paylaştıkları için bu konuda herhangi bir anlaşmazlıkları bulunmadığını” beyan ettikleri protokol içeriğinin mahkemece tasdik edilmediği ve hüküm fıkrasında da protokole yer verilmediği görülmektedir. Boşanma dosyasında az yukarıda yazılı protokolde, genel ifadeler kullanılmak suretiyle evlilik süresince edinilen mallardan bahsedilmiş, protokole konu mallar ayrıca ve açıkça yazılmadığı gibi boşanma dosyasındaki tutanağa da geçirilmemiştir. Kaldı ki, protokolde malvarlığının paylaşıldığı belirtilmesine rağmen davacı kadına hangi malların isabet ettiği de belirtilmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.05.2009 gün 2009/2-158 Esas – 2009/217 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi boşanmanın mali sonuçları üzerindeki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinde düzenlenen boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat, 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası, şahsi eşyalarla ilgili anlaşmaya, kısaca boşanmanın ferilerine ilişkin olup, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma ve değer artış payı alacağına konu yukarıda özgülenen taşınmazlar bu beyanlar içinde değildir. Başka bir anlatımla, somut olayda boşanma dosyası içeriğindeki protokol ve beyanlarla tarafların aralarındaki mal rejimini tasfiye ettikleri kabul edilemez. Kural olarak, boşanma davalarıyla birlikte mal rejimine ilişkin açıklamaların ve eşler arasında varılan sonuçların anlaşma protokolünde yer almalarında herhangi bir sakınca bulunmayıp, bunu engelleyen bir kanun hükmü de yoktur. Yine ilke olarak, dar kapsamlı olarak ifade edilen ibarelerin boşanmanın feri niteliğinde bulunan nafaka, maddi–manevi tazminat gibi istekleri kapsadığı kabul edilebilir. Mal rejiminden kaynaklanan istekler boşanmanın eki niteliğinde istekler olmadığından anlaşma ya da protokol, mal rejimlerini de kapsıyor ise, bu takdirde taşınır ve taşınmaz mal niteliğinde bulunan katkı payı ya da artık değere konu olan bu tür eşyaların açık bir biçimde tek tek, bentler halinde protokolde yer alması gerekir. Somut olayda, herhangi bir açık ibare bulunmamaktadır. Sadece, "tarafların evlilik birliğinin devamı esnasında alınan mallar ile ev eşyalarını aralarında paylaştıkları için bu konuda herhangi bir anlaşmazlıkları bulunmadığını " ibaresi yer almaktadır. Mal tabirinin tüm taşınır ve taşınmazları kapsadığını kabul etmek mal rejimi davalarının mantığına ve hakkın özüne aykırı düşer. Mal tabiri oldukça dar bir kavramdır. Bu nedenle bu tabirin katkı payı ya da edinilmiş mallardan kaynaklanan taşınmaz ya da taşınır niteliğindeki eşyaları da kapsadığının kabulüne olanak bulunmamaktadır. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden evlilik birliği içerisinde edinilen 3 parça arsanın davalı üzerinde kayıtlı bulunduğu görülmektedir. Başka bir anlatımla; protokolde tasfiyenin ne şekilde yapıldığı ayrıca ve açıkça belirtilmemiştir. O halde; genel ifadeler kullanılarak anlaşmalı boşanma dosyasına verilen, duruşma tutanağına geçirilmediği gibi tasdik edildiği hüküm fıkrasından anlaşılmayan dayanak protokolün düzenlendiği zaman ve koşullar dikkate alındığında geniş yorumlanmak suretiyle evlilik birliği içerisindeki mal varlığının tamamını kapsadığı şeklinde yorumlanması denkleştirici adalet ve hakkaniyet ilkesine de uygun bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; Mahkemece evlilik süresinde davacı adına tescil edilen malvarlığı bulunup bulunmadığının araştırılması, protokol içeriği dikkate alınarak mal paylaşımı yapılmış ise davacıya hangi mallar ve değerlerin düştüğü üzerinde durulması, dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru ve yerinde görülmemiştir….” gereğine işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile 69.560,00-TL nin karar tarihinden itibaren başlayacak faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, tasfiyeye konu taşınmazlar nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 10.000-TL katılma alacağı isteğinde bulunmuştur. Dairemizin bozma ilamından sonra verilen 24.10.2016 havale tarihli ıslah dilekçesi ile bu isteğini 69.560,00-TL'ye yükseltmiş ve aynı tarihte ıslah harcını yatırmıştır. Mahkemece de ıslah ile arttırılan bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. HMK'nun 177.maddesine göre ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilirse de; 04.02.1948 tarih ve 1944/10 esas-1948/3 karar sayılı ve 06.05.2016 tarih ve 2015/1 esas-2016/1 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları, bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağına ilişkindir. İçtihadı Birleştirme Kararları, adeta kanun hükmünde olup, ilke kararlarıdır ve benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar (Yarg.Kan.md.45/5). Durum böyle iken, mahkemece bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin az yukarıda açıklanan İçtihadı Birleştirme Kararı göz önüne alınmadan bozma sonrası yapılan ıslahla arttırılan miktarı da kapsar şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 20.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Açık Tasfiye Anlaşmaları ve Dürüstlük Kuralı

Eşler, anlaşmalı boşanma sürecinde mal varlıklarını somut ve ayrıntılı biçimde belirterek paylaşabilir veya tasfiyeye dayalı haklarından açıkça feragat edebilirler. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır; bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Tarafların mal varlığı unsurlarını tek tek belirleyerek usulüne uygun biçimde anlaşmaya varmış veya tasfiyeden açıkça vazgeçmiş olmalarına rağmen sonradan yeniden tasfiye davası açmaları, dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması teşkil eder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Mal Rejiminin Sona Ermesi ve Tasfiye Alacağının Doğumu

Eşler arasındaki mal rejimi, Türk Medeni Kanunu'nun 225. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere sona erer. Mal rejiminin sona ermesiyle birlikte tasfiyeye konu alacak hakkı doğar; ne var ki bu hakkın dava yoluyla talep edilebilmesi ve hüküm altına alınabilmesi için evliliği sona erdiren boşanma kararının kesinleşmesi gerekir. Eşler, anlaşmalı boşanma davasının açılmasıyla hukuken doğmuş bulunan mal rejimi hakları üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilirler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 225Kaynağı aç
Madde 225 – Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. II. Malların geri alınması ve borçlar 1. Genel olarak

Mal rejiminin tabi olacağı kanuni dönemler evlilik tarihine göre farklılık gösterir. 1 Ocak 2002 tarihinden önce kurulan ve eşler arasında başka bir mal rejimi sözleşmesi akdedilmemiş evliliklerde, evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mülga 743 sayılı Kanun'un 170. maddesi doğrultusunda mal ayrılığı rejimi geçerlidir. 1 Ocak 2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği boşanma davası tarihine kadar geçen dönemde ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamındaki yasal edinilmiş mallara katılma rejimi hükümleri tatbik edilir.

Zamanaşımı Süresi ve Yetkili Mahkeme

Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesinde boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi, sadece evliliğin sona ermesine bağlı fer'î haklara özgülenmiş olup mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak davalarını kapsamaz. Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri uygun düştüğü ölçüde özel hukuk ilişkilerine uygulandığından, tasfiye alacaklarında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde yer alan genel on yıllık zamanaşımı süresi geçerlidir. On yıllık zamanaşımı süresi, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 178Kaynağı aç
Madde 178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. VI. Mal rejiminin tasfiyesi 1. Boşanma hâlinde
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5 – Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. D. İspat kuralları I. İspat yükü
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı

Mal rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda yetkili mahkeme Türk Medeni Kanunu'nun 214. maddesinin ikinci fıkrası hükmüyle tayin edilmiştir. Düzenlemeye göre boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumlarında bu davalarda yetkili olan mahkeme mal rejiminin tasfiyesi davasında da yetkilidir. Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin kesin bir yetki niteliğinde olmayıp ilk itiraza bağlıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 214Kaynağı aç
Madde 214 – Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir: 1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi, 2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme, 3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi. F. Bir eşin mallarının diğeri tarafından yönetimi

Bozma Kararından Sonra Islah Yasağı

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında usul işlemlerinin kanuni sınırlara uygun yürütülmesi gerekir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin E. 2017/9765, K. 2017/11128 sayılı kararında belirtildiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesi uyarınca ıslah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilse de İçtihadı Birleştirme Kararları doğrultusunda Yargıtay bozma kararından sonra ıslah yapılamaz. Bozma kararından sonra yapılan ıslahla talep miktarının artırılması usulen geçersizdir.

Anlaşmalı boşanmada mal talep edilmediğinin söylenmesi sonradan dava açmayı engeller mi?

Hayır, somutlaştırılmış bir hak içermeyen soyut beyanlar mal rejiminden feragat sayılmaz ve boşanmanın kesinleşmesinden sonra tasfiye davası açılmasına engel olmaz.

Boşanma protokolünde malların nasıl düzenlenmesi gerekir?

Protokolün mal rejimini tasfiye edebilmesi için katılma ya da katkı payına konu taşınır ve taşınmaz malların tek tek, açıkça ve bentler hâlinde metne yazılması gerekir.

Anlaşmalı boşanmanın ardından mal paylaşımı davası hangi sürede açılmalıdır?

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davaları, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren Türk Borçlar Kanunu m. 146 uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir.

Mal rejiminin tasfiyesi davasında hangi mahkeme yetkilidir?

Türk Medeni Kanunu m. 214/2 gereğince boşanma davasında yetkili olan yer mahkemesi tasfiye davasında da yetkilidir; bu yetki kuralı ilk itiraz niteliğindedir.

Mallar açıkça paylaşıldıktan sonra yeniden tasfiye talep edilebilir mi?

Hayır, mal varlığı tek tek belirtilerek usulüne uygun şekilde paylaşılmış veya haklardan feragat edilmişse sonradan yeniden dava açılması dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması sayılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu