Vesayet Davası ve Vasi Tayini: Şartlar ve Usul

by Avukat Erdal Ersoy
Vesayet Davası ve Vasi Tayini: Şartlar ve Usul

Vesayet Nedir ve Hangi Organlar Tarafından Yürütülür?

Vesayet; küçüklerin veya belirli nedenlerle kısıtlanan erginlerin kişilik ve malvarlığı menfaatlerini korumak amacıyla Türk Medeni Kanunu'nun öngördüğü bir koruma rejimidir. TMK m. 396 uyarınca vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardan oluşur. TMK m. 397'ye göre kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür; vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 396Kaynağı aç
Madde 396- Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır. B. Vesayet daireleri I. Kamu vesayeti
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 397Kaynağı aç
Madde 397- Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür. Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir. II. Özel vesayet 1. Koşulları

Vesayeti Gerektiren Sebepler

Türk Medeni Kanunu vesayeti gerektiren sebepleri sınırlı sayı ilkesiyle düzenlemiştir; kanunda öngörülmeyen bir gerekçeyle kimse kısıtlanamaz. Bu sebepler TMK m. 404, 405, 406, 407 ve 408'de beş ayrı başlık altında toplanmıştır: küçüklük, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık ve benzeri davranışlar, hapis cezası ve kişinin kendi isteğiyle talep etmesi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/2289, K. 2014/711Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/2289 E.  ,  2014/711 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 03/07/2013 NUMARASI : 2013/553-2013/758 Taraflar arasındaki “vasi tayini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.12.2012 gün ve 2012/674-E.- 2012/1315 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin 29/04/2013 gün ve 2013/5198 E.- 2013/6892 K. sayılı ilamı ile; (…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak; Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların babası S.. Ç..'nın akıl hastalığı yanında Türk Medeni Kanununun 406. maddesi gereğince mal varlığını kötü yönetme sebebiyle de kısıtlanıp vasi tayin edilmesini, olmaz ise kendisine yasal danışman atanmasını da istemiştir. Mahkemece, Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak kısıtlanması istenilenin akli durumu değerlendirilmiş, ancak malvarlığını kötü yönetme iddiası ile yasal danışman atanması talebi yönünden herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu hususta da taraflara delilleri sorulup gösterdikleri takdirde toplanarak tüm delillerin birlikte değerlendirmesi yapılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken, yetersiz araştırma ve eksik inceleme ile davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava vasi tayini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacılar vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı nedenlerle bozulmuş; yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize davacılar vekili getirmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacılar vekilinin TMK m. 405 uyarınca akıl hastalığı yanında, TMK 406. maddesi gereğince mal varlığını kötü yönetme sebebiyle de kısıtlanıp vasi tayin edilmesi, olmaz ise yasal danışman atanması isteğinin bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre malvarlığını kötü yönetme yönünden de araştırma ve değerlendirme yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların babalarının kısıtlanarak kendisine bir vasi veya kayyım atanmasını talep ettiği, dava dilekçesinde açıkça; kısıtlanması istenenin yaşı ve gerekse geçirdiği rahatsızlıklar nedeniyle çok kolay etki altında kaldığından ve yaptığı işlemlerin sonuçlarını idrak etmekte zayıflık gösterdiğinden, ihtiyacı olmadığı halde mal varlığını elden çıkarmaya başladığından, akli melekelerindeki deformasyondan bahsederek, bellek fonksiyonlarında rahatsızlık olup olmadığının tespiti, yine kısıtlanması istenenin “savurganlık derecesindeki tasarrufî işlemlerinden, gerek kendisinin ve gerekse aile efradının ciddi sıkıntılara maruz bırakacağı kuşkusundan” söz edilmiştir. Dava dilekçesi içeriği nedeniyle Özel Daire; TMK m. 405 gereği “akıl hastalığı/zayıflığı” nedeni yanında, TMK m. 406 uyarınca “savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim” hukuksal nedenine kısıtlama talebinin de bulunduğunu, tarafların bu yöndeki delilleri de sorulup toplanarak sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma hükmü kurulmuştur. Özel Daire zaten akıl hastalığı nedeniyle kısıtlama talebine yönelik temyiz taleplerini ret etmiş ve kararın redde ilişkin bu bölümü onanmıştır. Mahkeme; “Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Dairesi’nin raporlarında kısıtlanması istenilen S.. Ç..'nın herhangi bir akıl hastalığı veya zeka geriliği tespit edilemediği kanaatine varıldığı mütalaası üzerine mahkemece aksine bir hüküm tesisi mümkün olmadığı” düşüncesini direnmesine gerekçe yapmıştır. Vesayet, velayet altında bulunmayan küçükler ile çeşitli sebeplerden dolayı şahıslarını ve mallarını yönetmekten aciz bulunan ergin kişileri koruma amacına hizmet eden bir müessesedir(Akıntürk, Turgut/ Ateş Karaman, Derya: Türk Medeni Hukuku, C.II, Aile Hukuku, 14. Bası, Beta Basım, İstanbul 2012, s. 479). Kanun’da vesayeti gerektiren haller; i.Küçüklük (TMK m.404), ii.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (TMK m. 405), iii.Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim (TMK m. 406), iv.Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olma (TMK m. 407), v.Yaşlılık, sakatlık, deneyimsizlik veya ağır hastalık sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini iddia ve ispat eden kişinin isteği üzerine kısıtlanma (TMK m. 408) olarak düzenlenmiştir. Yasa, vesayeti gerektiren sebepleri sınırlı sayı(numerus clausus) ilkesi kapsamında kabul etmiştir. Davacılar babalarının kısıtlanmasını talep ettiklerine göre, küçüklük dışındaki kısıtlama sebepleri üzerinde durulmalıdır. Kısıtlama bir kimsenin bireysel ya da ekonomik olarak korunması amacını güder ise de, vesayet hukukunun öngördüğü koruma salt yardıma gereksinimi olan kimsenin değil, onunla işlem hayatında ilişkiye giren üçüncü kişileri de koruyucu bir role sahiptir (Dural, Mustafa/Öğüz, Tufan/ Gümüş, Alper: Türk Özel Hukuku, C. III, Aile Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul 2005, s. 569). Bu niteliği gereği, isteğe bağlı kısıtlanma (TMK m. 408) hariç, diğer kısıtlama sebeplerinden birisinin bulunması halinde mahkeme, bir isteğe dahi gerek olmadan, kısıtlama nedenlerinden birisinden haberdar olduğu takdirde resen kısıtlama kararı verebilecektir. Öte yandan TMK m. 405/2’de; “görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar” hükmü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin sadece “akıl hastalığı ve akıl zayıflığı” hali ile sınırlı olmayıp, TMK m. 406’da yer alan “savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim” nedeniyle kısıtlama durumunun öğrenilmesi halinde de ilgili makamlar ve mahkemelerin bu durumu derhal vesayet makamına bildirmekle yükümlü oldukları kabul edilmektedir (Dural/Öğüz/Gümüş, s. 578). Özel Daire bozması doğrultusunda TMK m. 406’daki kimi kavramlara kısaca bakmakta fayda vardır: Savurganlık, bir kimsenin parasal gücünü aşar derecede bilinçsiz ve amaçsız harcamalar yapma eğilimi ve bunun alışkanlığa dönüşmesi; kötü yaşama tarzı, ahlaka ve adaba aykırı, toplum değerleri ile bağdaşmayan davranışlar; kötü yönetim ise farkında olmadan ve yararını düşünmeden mal varlığını tehlikeye düşürecek şekilde hareket etmeyi ifade eder(Şener, Esat: Her Yönü ile Vesayet ve Velayet Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 1996, s. 63). Yukarıya özet olarak alınan dava dilekçesi içeriğinden anlaşılacağı üzere, davacılar vekilinin TMK m. 405 yanında, TMK m. 406 uyarınca da kısıtlama talebinin bulunduğu konusunda duraksama olmamalıdır. TMK m. 406’da; “savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır” denilmiştir. Davacılar vekili dava dilekçesinde tartışmaya yol açmayacak şekilde, kısıtlanması istenenin “ihtiyacı olmadığı halde mal varlığını elden çıkarmaya başladığından, savurganlık derecesindeki tasarrufî işlemlerinden, gerek kendisinin ve gerekse aile efradının ciddi sıkıntılara maruz bırakacağı kuşkusundan” bahsettiğine göre, Mahkemece bu yönde de resen araştırma yapılması gerekmektedir. Yerel Mahkemece sağlık kurulu raporları alınmak suretiyle kısıtlanması istenin akıl sağlığı konusunda araştırma yapılmış ise de, TMK m. 406 yönünden bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Direnme kararı bu nedenle yerinde değildir. Görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; Yerel Mahkemece sağlık kurulu raporu alınarak karar verildiği, araştırılması gereken başka bir hususun bulunmadığı bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu düşünce yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, açıklanan tüm bu hususlar göz önüne alınıp, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulmak ve TMK m. 406 koşulları gözetilip, TMK 409/1, 413 vd maddeleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak, davacılar vekilinin TMK m. 406’ya dayalı isteği konusunda da olumlu olumsuz bir kararı vermek gerekirken; hatalı tespit ve değerlendirme sonucu önceki kararda direnilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır. S O N U Ç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun'un 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 30.05.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Küçüklük Sebebiyle Vesayet

TMK m. 404'e göre velayet altında bulunmayan her küçük, yani on sekiz yaşını doldurmamış olan herkes vesayet altına alınır. Görevleri sırasında vesayeti gerektiren bir hali öğrenen nüfus memurları, idari makamlar, noterler ve mahkemeler bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 404Kaynağı aç
Madde 404- Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır. Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar. B. Kısıtlama I. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı

Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı Sebebiyle Kısıtlama

TMK m. 405'e göre akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen, korunması ve bakımı için sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Bu üç koşuldan herhangi birinin varlığı yeterlidir. Aynı sebeplerle vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumu görevleri sırasında öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır; TMK m. 405'teki bu fıkrada nüfus memurları yer almamaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 405Kaynağı aç
Madde 405- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar. II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/11560, K. 2019/2900Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/11560 E.  ,  2019/2900 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Vesayet Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Dava dilekçesinde; davacının babası …'in yaşı sebebi ile kendini idame ettiremediği, maddi sıkıntısı olmamasına rağmen yaşı ve savurganlığı sebebi ile bir çok taşınmazı satma girişimi içinde bulunduğu ileri sürülerek kısıtlanması istenmiş; mahkemece, kısıtlanması istenilen … hakkında akıl sağlığı yönünden alınan sağlık kurulu raporu doğrultunda davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 405, 406 ve 408. maddeleri kapsamında kalan, akıl sağlığı, malvarlığını kötü yönetme ve yaşlılık sebeplerine dayalı kısıtlanma kararı verilmesi istemine ilişkindir. Vesayet, velâyet altında bulunmayan küçüklerin ve istisnaî olarak velâyet altına alınmamış bazı erginlerin korunması amacıyla kabul edilen bir hukukî kurumdur. Kısıtlanmayı gerektiren haller kanunda tahdidi olarak sayılmış olup ergin bir kişi hakkında kısıtlama kararı verilerek, kendisine vasi atanabilmesi için, Türk Medenî Kanunu'nun 405-408. maddelerinde öngörülen kısıtlama sebeplerinden birinin varlığı gerekir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle, ergin bir kişi, işlerini göremediği veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gerektiği ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye soktuğu takdirde, kısıtlanır (TMK.mad.405/I). Türk Medenî Kanunu'nun 406. maddesinde savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her erginin kısıtlanacağı hükme bağlanmıştır. Ergin bir kişi, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olursa kısıtlanır (TMK mad.407). Ergin bir kisi, yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat ederek, kısıtlanmasını isteyebilir (TMK. md.408). Kısıtlama kararı verilmesi usulü, Türk Medenî Kanunu'nun 409. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, savurganlık, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ve kötü yönetimi veya isteğe bağlı kısıtlama hâllerinde, kısıtlanması istenilenin dinlenmesi zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, bir kişinin akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebepleriyle kısıtlanması için, resmî sağlık kurulu raporu alınmış olmalıdır. Hâkim, bu sebeplerle kısıtlama kararı vermeden önce, kısıtlanması istenen kisiyi dinleyebilir. 1.TMK'nin 405. ve 408. maddeleri yönünden yapılan inceleme; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Dava dilekçesindeki anlatım ile akıl sağlığı, yaşlılık ve hastalığın yanında TMK 406. madde kapsamında savurganlık ve malvarlığını kötü yönetme sebebi ile ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesinden bahsedilerek kısıtlama kararı verilmesi istenmiştir. Vesayete ilişkin davalar kamu düzenini ilgilendirmesi sebebiyle re'sen araştırmayı gerektirdiğinden; mahkemece, dava dilekçesinde davacının bildirdiği hususlar araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Somut olayda mahkemece, sağlık kurulu raporu alınarak ilgilinin akli durumu değerlendirilmiş ve rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş ise de; Türk Medeni Kanunu'nun 406. maddesi yönünden herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Türk Medenî Kanunu'nun 406. maddesinde; "Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır." hükmü yer almaktadır. Dava dilekçesinde kısıtlanması istenilen …'nin malvarlığını satmasını gerektirir maddi bir sıkıntısı olmadığı halde savurganlığı sebebi ile bir çok taşınmazı satma girişimi içinde bulunduğu iddiası olduğu halde; mahkemece, Türk Medeni Kanunu'nun 406. maddesi uyarınca herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Vesayet hakkındaki hükümlerin kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece re'sen araştırma yapılabileceği de gözetilerek, Türk Medeni Kanunu'nun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden re'sen ve tarafların gösterecekleri delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi yerine eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Davacı vekilinin yazılı temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenle reddine, HUMK'nın 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 19.03.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

TMK m. 409'un ikinci fıkrası uyarınca akıl hastalığı ya da akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmi sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebilir. Bu raporun tanzimi bakımından gereklilik bulunması hâlinde TMK m. 436 hükümleri uygulanır; o maddenin ayrıntılı usulü bu hükmün kapsamı dışındadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 409Kaynağı aç
Madde 409- Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. (Değişik cümle:2/3/2024-7499/6 md.) Resmî sağlık kurulu raporunun tanzimi için gereklilik bulunması halinde 436 ncı madde hükümleri uygulanır. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir. II. İlân

Savurganlık, Bağımlılık veya Kötü Yönetim Sebebiyle Kısıtlama

TMK m. 406, dört ayrı davranış biçimini kısıtlama sebebi olarak düzenler: savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ve malvarlığını kötü yönetme. Bu sayılan nedenlerden birinin varlığı yetmez; söz konusu davranışın kişiyi ya da ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesi yaratması ve kişinin devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olması ya da başkalarının güvenliğini tehdit etmesi de gerekmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 406Kaynağı aç
Madde 406- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır. III. Özgürlüğü bağlayıcı ceza
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/6525, K. 2017/15850Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2017/6525 E.  ,  2017/15850 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup hükmün davacı asil tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı … vekili, davacının annesi …'in savurganlığı, kötü hayat tarzı ve mal varlığını kumarda kaybetmesi sebebiyle TMK 406 maddesine göre kısıtlanarak vasi tayin edilmesini istemiş; mahkemece, davacı-vasi adayı vekilleri tarafından UYAP sistemi üzerinden gönderilen 02/11/2015 tarihli dilekçede, davadan çekildiklerinden bu hususta karar verilmesini talep ettikleri anlaşıldığından, davanın geri alınması nedeniyle görülmekte olan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar, süresi içerisinde davacı asıl tarafından temyiz edilmiştir. Dava, 4721 sayılı TMK'nın 406. maddesine dayalı savurganlık nedeniyle kısıtlı adayının kısıtlanması istemine ilişkindir. TMK.nın 406. maddesine göre; savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya mal varlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açma ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan yada başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır. Vasi atanmasına yönelik dava, kamu düzenine ilişkindir. Vesayet dairelerince gerekli görülen her türlü delil kendiliğinden toplanabilir. Davadan feragat edilemeyeceği gibi, takipsiz bırakılması nedeniyle dosya işlemden kaldırılamaz. Dava sulh ile sonuçlandırılamaz ve yargılamanın her aşamasında delil sunulabilir. Gerektiğinde giderler hazineden karşılanabilir. Mahkemece toplanan deliller gözetilmek suretiyle işin esası hakkında bir karar verilmesi gereklidir. Bu nedenle, davaya devamla toplanan deliller doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, davacı vekilinin vekillikten çekilme dilekçesine yanlış anlam yüklenerek ve az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki vakalar gözetilmeyerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davacı asılın yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMKnın Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMKnın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 29.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2013/2289, K. 2014/711 sayılı kararında bu kavramların içeriği açıklanmıştır: savurganlık, bir kimsenin parasal gücünü aşar derecede bilinçsiz ve amaçsız harcamalar yapma eğiliminin alışkanlığa dönüşmesidir; kötü yaşama tarzı, ahlaka ve adaba aykırı, toplum değerleriyle bağdaşmayan davranışları ifade eder; kötü yönetim ise farkında olmadan ve yararını düşünmeden malvarlığını tehlikeye düşürecek biçimde hareket etmektir. Aynı kararda, dava dilekçesinde TMK m. 406 kapsamında bir iddia ileri sürülmüşse mahkemenin yalnızca sağlık kurulu raporuna dayanarak bu iddiayı araştırmaksızın davayı reddedemeyeceği ve o sebep yönünden araştırma ile değerlendirme yapılması gerektiği de vurgulanmıştır.

Hapis Cezası Sebebiyle Kısıtlama

TMK m. 407, 2/3/2024 tarih ve 7499 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle değiştirilerek yeni bir yapıya kavuşturulmuştur. Güncel düzenleme uyarınca kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi, kendi isteği üzerine kısıtlanır ya da kendisine kayyım atanır. Buna ek olarak, toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı sırasında bulunan ergin, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Her iki durumda da cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür; vesayet makamı ise karar vermeden önce hükümlüyü dinlemek zorundadır. Bu madde kapsamındaki işlemlere kayyımlığa ilişkin hükümler niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 407Kaynağı aç
Madde 407- (Değişik:2/3/2024-7499/5 md.) Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler. Bu Kanunun kayyımlığa ilişkin hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanır. IV. İstek üzerine

İsteğe Bağlı Kısıtlama

TMK m. 408 uyarınca yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını bizzat isteyebilir. Bu yol, kişinin kendi koruma altına alınmasını talep etmesine imkân tanıyan istisnai bir düzenlemedir.

Kısıtlama Usulü: Dinleme Zorunluluğu ve Sağlık Raporu

TMK m. 409'un birinci fıkrası, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya kişinin kendi isteği gerekçesiyle açılan kısıtlama davalarında kısıtlanması istenilenin dinlenmesini zorunlu kılmaktadır; bu usul şartı yerine getirilmeden kısıtlama kararı verilemez. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle açılan davalarda ise resmi sağlık kurulu raporu alınması zorunludur.

Vesayet Davasının Kamu Düzeniyle İlişkisi ve Re'sen Araştırma

Vasi atanmasına yönelik dava kamu düzenine ilişkindir. Bu niteliği gereği davadan feragat edilemez, takipsizlik nedeniyle dosya işlemden kaldırılamaz, dava sulh ile sonuçlandırılamaz ve yargılamanın her aşamasında delil sunulabilir. Vesayete ilişkin davalar kamu düzenini ilgilendirdiğinden mahkeme re'sen araştırma yapmak zorundadır; dava dilekçesinde bildirilen tüm kısıtlama sebepleri yönünden araştırma ve değerlendirme yapılmalıdır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2017/6525, K. 2017/15850 sayılı kararında, davanın bu kamu düzeni niteliği gözetilmeksizin karar verilmesini bozma nedeni saymıştır.

Yetkili Mahkeme ve Yerleşim Yeri Kuralı

TMK m. 411'e göre vesayet işlerinde yetki, küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir. TMK m. 19 uyarınca yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir ve aynı anda birden fazla yerleşim yeri olamaz. TMK m. 21'e göre vesayet altındaki kişinin yerleşim yeri, bağlı olduğu vesayet makamının bulunduğu yerdir. TMK m. 412 uyarınca vesayet makamının izni alınmaksızın yapılan yerleşim yeri değişikliği yetkiyi başka bir yere taşımaz; uyuşmazlık vesayet makamının bulunduğu yer mahkemesinde görülmelidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 411Kaynağı aç
Madde 411- Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir. B. Yerleşim yerinin değişmesi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 19Kaynağı aç
Madde 19- Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz. Bu kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz. 2. Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 21Kaynağı aç
Madde 21- Velâyet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir. Diğer hâllerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri sayılır. Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir. 4. Kurumlarda bulunma
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 412Kaynağı aç
Madde 412- Vesayet makamının izni olmadıkça vesayet altındaki kişi yerleşim yerini değiştiremez. Yerleşim yerinin değişmesi hâlinde yetki, yeni vesayet dairelerine geçer. Bu takdirde kısıtlama yeni yerleşim yerinde ilân olunur. DÖRDÜNCÜ AYIRIM VASİNİN ATANMASI A. Koşulları I. Genel olarak

Hükümlülerin durumunda yetkili mahkemenin belirlenmesi özel değerlendirme gerektirebilmektedir. Cezaevinde bulunmak, TMK m. 19 anlamında kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer anlamına gelmez. Bu konuda aynı ikincil anlatımda birbirine zıt iki görüş yer almaktadır: bir yaklaşım mahkumiyetten önceki son yerleşim adresinin esas alınması gerektiğini savunurken, başka bir ifade hükümlünün ikamet adresinin cezaevi olduğunu belirtmektedir. Bu görüş ayrılığı karar metnine dayalı olarak kesinleştirilememiştir; yetkili mahkemenin belirlenmesi somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Bakım kurumunda sürekli kalan kişilerin durumu farklı bir değerlendirme gerektirebilmektedir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E. 2023/8526, K. 2023/9364 sayılı kararında kısıtlı adayının bakım ve gözetiminin sürekli olarak bakımevinde gerçekleştirildiği ve dolayısıyla bakımevinde sürekli yerleşmek amacıyla bulunduğu saptanmış; bu tespite dayanılarak bakımevinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili sayılmıştır.

Kısıtlama Kararının İlanı ve Üçüncü Kişilere Etkisi

TMK m. 410'a göre kısıtlama kararı kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan olunur. Kısıtlama, iyi niyetli üçüncü kişileri ilandan önce etkilemez; ancak ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır. TMK m. 421 uyarınca atama kararı vasiye hemen tebliğ olunur; kısıtlamaya ve vasi atanmasına ya da kısıtlanan kişi velâyet altında bırakılmışsa buna ilişkin karar da kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan edilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 410Kaynağı aç
Madde 410- Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur. Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez. Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM YETKİ A. Vesayet işlerinde yetki
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 421Kaynağı aç
Madde 421- Atama kararı vasiye hemen tebliğ olunur. Kısıtlamaya ve vasi atanmasına veya kısıtlanan velâyet altında bırakılmışsa buna ilişkin karar, kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur. IV. Kaçınma ve itiraz 1. Usul

Vasi Atanması: Süreç ve Geçici Önlemler

Vesayet makamı, kısıtlama kararı verildikten sonra gecikmeksizin vasi atamakla yükümlüdür. Gerek görüldüğünde henüz ergin olmayan kişiler hakkında da kısıtlama kararı verilebilir; ancak bu karar ergin olduktan sonra sonuç doğurur. Kısıtlanan ergin çocuklar ise kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet altında bırakılır (TMK m. 419).

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 419Kaynağı aç
Madde 419- Vesayet makamı, gecikmeksizin vasi atamakla yükümlüdür. Gerek duyulduğunda henüz ergin olmayanların da kısıtlanmasına karar verilebilir; ancak, kısıtlama kararı ergin olduktan sonra sonuç doğurur. Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet altında bırakılır. II. Geçici önlemler

Vesayet işleri zorunlu kıldığında vesayet makamı, vasi atanmasını beklemeksizin re'sen gerekli önlemleri alabilir. TMK m. 420 uyarınca vesayet makamı özellikle kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir. Bu geçici önlem kararı ilan olunur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 420Kaynağı aç
Madde 420- Vesayet işleri zorunlu kıldığı takdirde vesayet makamı, vasinin atanmasından önce de re'sen gerekli önlemleri alır; özellikle, kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir. Vesayet makamının kararı ilân olunur. III. Tebliğ ve ilân

Vasinin Görevleri ve Sorumlulukları

Vasinin temel görevi, vesayet altındaki küçük veya kısıtlının hem kişiliğine hem de malvarlığına ilişkin menfaatlerini korumak, ona kişisel işlerinde yardım etmek ve hukuki işlemlerde temsil etmektir. Malvarlığı yönetimi bakımından vasi, iyi bir yönetici gibi özenle davranmakla yükümlüdür (TMK m. 454). Ayrıca vasi, yönetimle ilgili hesap tutmak ve vesayet makamının belirlediği tarihlerde, her hâlde yılda en az bir defa hesabı vesayet makamının incelemesine sunmakla yükümlüdür. Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse hesabın incelenmesi sırasında olanak ölçüsünde hazır bulundurulur. TMK m. 467 uyarınca kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 454Kaynağı aç
Madde 454- Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi özenle yönetmek zorundadır. Vasi, yönetimle ilgili hesap tutmak ve vesayet makamının belirlediği tarihlerde ve her hâlde yılda bir defa hesabı onun incelemesine sunmakla yükümlüdür. Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahip ise, hesabın hâkim tarafından incelenmesi sırasında olanak ölçüsünde hazır bulundurulur. II. Serbest mallar
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 467Kaynağı aç
Madde 467- Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur. Kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır. C. Devletin sorumluluğu

Vasinin sorumluluğu, atanmasından önce değil yalnızca vasilik yaptığı dönem içinde kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zararla sınırlıdır.

Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı eylemlerinden doğan zararlardan doğrudan sorumlu olduğu gibi, vasi, kayyım veya yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur; zararı tazmin eden devlet, kusurlu olanlara rücu edebilir (TMK m. 467).

Vasiye Şikâyet, İtiraz ve Görevden Alma

Ayırt etme gücüne sahip vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve işlemlerine karşı vesayet makamına şikâyette bulunabilir. Vesayet makamının kararlarına karşı ise tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz yoluna başvurulabilir (TMK m. 461, 488). Vesayet makamının TMK m. 462/4 kapsamındaki izin istemlerine verdiği kararlar vesayetin idaresine ilişkin olduğundan denetim makamı nezdinde itirazı kabil kararlardandır.

Vasi; görevini ağır surette savsaklarsa, yetkilerini kötüye kullanırsa, güveni sarsıcı davranışlarda bulunursa ya da borç ödemede acze düşerse vesayet makamı tarafından görevden alınır. Bunların yanı sıra vasinin görevi yapmaktaki yetersizliği nedeniyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse kusuru olmasa bile vasi görevden alınabilir (TMK m. 484).

Vasiliğin Sona Ermesi ve Son Hesap

Küçük üzerindeki vesayet ergin olmakla birlikte kendiliğinden sona erer. Ancak vasinin sorumluluğu, vesayet makamının görevin sona erdiğine karar verilinceye kadar devam eder (TMK m. 470).

Görevi sona eren vasi, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı vesayet makamına sunmakla yükümlüdür; aynı zamanda malvarlığını vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına veya yeni vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurması gerekir (TMK m. 489).

Sık Sorulan Sorular

Vesayet davası hangi mahkemede açılır?

TMK m. 411'e göre vesayet işlerinde yetki, küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir. Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir. TMK m. 412 uyarınca vesayet makamının izni olmaksızın yapılan adres değişikliği yetkiyi farklı bir mahkemeye taşımaz.

Kimler kısıtlanabilir, kısıtlamanın koşulları nelerdir?

Kanun kısıtlama sebeplerini sınırlı sayıda düzenlemiştir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle işlerini göremeyen, sürekli yardıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan erginler; savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya kötü yönetim nedeniyle kendisini ya da ailesini yoksulluğa düşürme tehlikesi yaratan ve devamlı korunmaya muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden erginler; kesinleşmiş hapis cezasının infazı sırasında bulunan ve isteği olan hükümlüler ile toplam beş yıl veya daha fazla ceza infaz edilen durumlarda korunması gerekli görülen hükümlüler ve yaşlılık, sakatlık, deneyimsizlik ya da ağır hastalık sebebiyle işlerini yönetemediğini ispat ederek bizzat talep eden erginler kısıtlanabilir.

Akıl hastalığı sebebiyle kısıtlamada sağlık raporu zorunlu mudur?

Evet. TMK m. 409'un ikinci fıkrası uyarınca akıl hastalığı veya akıl zayıflığı gerekçesiyle kısıtlama kararı verilebilmesi için resmi sağlık kurulu raporunun alınmış olması zorunludur. Bu rapor olmaksızın kısıtlama kararı verilemez.

Savurganlık sebebiyle kısıtlamada kişi mahkemede dinlenmek zorunda mıdır?

Evet. TMK m. 409'un birinci fıkrası, savurganlık, alkol ya da uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya kötü yönetim gerekçesiyle açılan kısıtlama davalarında kısıtlanması istenilenin dinlenmesini zorunlu kılmaktadır. Aynı kural, kişinin kendi isteğiyle kısıtlanma talep ettiği hallerde de geçerlidir.

Hükümlünün vesayet davasında yetkili mahkeme nasıl belirlenir?

TMK m. 19 uyarınca yerleşim yeri, kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Cezaevinde bulunmanın bu anlamda yerleşim yeri sayılıp sayılmayacağı ve yetkili mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır; bu mesele somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmelidir. TMK m. 412 uyarınca vesayet makamının izni olmadan yapılan adres değişikliği yetkiyi başka bir mahkemeye taşımaz.

Vasi kime karşı şikâyet edilebilir, itiraz süresi ne kadardır?

Ayırt etme gücüne sahip vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve işlemlerine karşı vesayet makamına şikâyette bulunabilir. Vesayet makamının kararlarına itiraz için ise tebliğ tarihinden itibaren on günlük süre öngörülmüştür; bu itiraz denetim makamına yapılır (TMK m. 461, 488).

Küçük ergin olunca vesayet kendiliğinden sona erer mi?

Küçük üzerindeki vesayet ergin olmakla kendiliğinden sona erer. Ancak vasinin sorumluluğu, vesayet makamının görevin sona erdiğine ilişkin kararına kadar devam eder.

Hapis cezası nedeniyle kısıtlanan kişi kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanabilir mi?

Yargıtay 3. Ceza Dairesi E. 2015/9325, K. 2015/12506 sayılı kararında, hapis cezası nedeniyle kısıtlanan somut davacının tam ehliyetsiz olmayıp geçici bir kısıtlama hali içinde olduğu değerlendirilerek kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını yasal temsilcisinin rızası aranmaksızın kullanabileceği kabul edilmiştir. Bu değerlendirme söz konusu somut olaya ilişkindir; her hükümlü için genel bir kural olarak uygulanıp uygulanamayacağı ayrıca incelenmelidir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2015/9325, K. 2015/12506Kaynağı aç
3. Ceza Dairesi         2015/9325 E.  ,  2015/12506 K. "İçtihat Metni" Tebliğname No : 2015/54547- Kanun Yararına Bozma Kasten yaralama suçundan sanık F.. A..'nun, mağdur A.. B..'ye yönelik eylemi nedeni ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2. 62 ve 52. maddeleri gereğince 3.320 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair Çorum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/10/2014 tarihli ve 2014/118-166 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına ilişkin Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2014 tarihli ve 2014/722 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 10.02.2015 tarih ve 2014/3371– 10026 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 23.02.2015 tarih ve 2015/54547 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi. Mezkur ihbarnamede; Dosya kapsamına göre; olay tarihinde 9 yaşını ikmal etmiş olan mağdur çocuk A.. B..'ye yönelik kasten yaralama eylemi nedeni ile ilgili olarak, mağdurun annesi olan ve sanık ile birlikte resmi nikahsız olarak yaşayan Ö.. B..'nin şikayetçi olmadığı, ancak mağdurun babası olan D.. B..'nin şikayetçi olduğu, bununla birlikte D.. B..’nin şikayet beyanında bulunduğu esnada cezaevinde olduğu ve toplam 37 yıl 28 ay 90 gün hapis cezasına hükümlü olduğu, mahkemesince yapılan değerlendirmede mağdurun annesi şikayetçi olmasa da babası şikayetçi olduğu için sanık hakkında ceza verildiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanık tarafından bu karara şikayetçinin şikayet hakkı olmadığı gerekçesi ile itiraz edilmesi üzerine mercii Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesince müşteki D.. B..'nin 1 yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olup vesayet altına alınmış olduğu için velayet hakkına bağlı şikayet hakkını kullanamayacağı, bu hususta D.. B..'nin vasisinin şikayet hakkını kullanabileceği gerekçesi ile itiraz kabul edilmişse de, velayet hakkından doğan şikayet hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup bu hakkın vasi tarafından kullanılamayacağı, müşteki D.. B..'nin tam ehliyetsiz olmayıp geçici bir kısıtlama hali içinde olduğu, bununla birlikte mahkum olduğu hapis cezalarının kanuni sonucu olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesi gereğince velayet hakkından yoksun bırakılmış olduğu cihetle velayet hakkından doğan şikayet hakkını kullanamayacağı, ancak bu hususta müştekinin vasisinin de beyanda bulunma hakkı olmayacağı gözetilmeden, şikayetçi olup olmadığı hususunda müştekinin vasisinin beyanına başvurulması gerektiği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmesinde; isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı. Gereği görüşülüp düşünüldü: Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2014 tarihli ve 2014/722 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309/4. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu