Velayetin Değiştirilmesi Davası ve Hukuki Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Velayetin Değiştirilmesi Davası ve Hukuki Şartları

Velayetin Kapsamı ve Hukuki Niteliği

Velayet kurumu, Türk Medenî Kanunu hükümleri uyarınca çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar; ana ve babanın velayet altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına dair hak, ödev, yetki ve yükümlülüklerini bünyesinde barındırır. Türk Medenî Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrasına göre ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini gözeterek gerekli kararları alır ve uygular. Aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanınır ve önemli konularda olabildiğince düşüncesi göz önünde tutulur. Kanun'un 339. maddesinin 4. fıkrası uyarınca çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal bir sebep bulunmadıkça onlardan alınamaz. Ayrılık ve boşanma durumlarında velayetin belirlenmesindeki temel gaye ise küçüğün ileriye dönük yararlarını gözetmek ve geleceğini güvence altına almaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2069, K. 2018/1179Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2069 E.  ,  2018/1179 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah.sıfatıyla) Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Aile Mahkemesi Sıfatıyla Bala Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.07.2014 gün ve 2013/25 E., 2014/291 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.04.2015 gün ve 2015/5053 E., 2015/8143 K. sayılı kararı ile: "..1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını yasada öngörülen ( TMK m. 324/1) yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer sebepler varsa hakim tarafından kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir ( TMK m.324/2 ). Toplanan delillerden mahkemenin de kabulünde olduğu üzere müşterek çocuğun davalı annenin erkek arkadaşının tacizine uğradığı ve idrak çağında olan çocuğun annesini görmek istemediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Velayet düzenlemesinde olduğu gibi kişisel ilişki tesisinde de asıl olan çocuğun yararıdır ve bu düzenlemede ana ve babanın yararı ile çocuğun yararı çatıştığı takdirde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerekir. Bu durumda mahkemece müşterek çocuk ile davalı anne arasında yatılı kalmayacak şekilde kişisel ilişki düzenlemesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kişisel ilişki kurulması doğru bulunmamıştır…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava velayetin değiştirilmesi istemine ilişkindir. Davacı (baba) vekili, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verildiğini, davalı annenin üç yıl boyunca çocuğunu arayıp sormadığını, ancak 2010 yılında annenin açtığı dava ile velayetin değiştirilerek anneye verildiğini, davalı annenin başka erkekleri eve alarak onlarla birlikte olduğunu, Reşit adında erkek arkadaşının çocuğun bacaklarına dokunduğunu, bu konuyla ilgili olarak suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek velayet hakkının davalı anneden alınarak babaya verilmesini, bu hususun reddedilmesi hâlinde kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya refakatçi eşliğinde kişisel ilişki tesisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı (anne) vekili, müvekkilinin evlilik sırasında fiziksel şiddete maruz kalması sebebiyle boşanma kararı aldığını, çocuğun kendisinde duracağı inancıyla da velayetin davacı babaya verilmesini kabul ettiğini ancak davacının o tarihten itibaren sözünü tutmayarak çocuğu göstermediğini, bu süreçte çocuğa davacı babanın ailesinin baktığını, sonrasında müvekkilinin velayet davası açtığını ve davayı kazandığını, çocuğun teslim edilmemesi üzerine icra kanalı ile teslim alındığını, akabinde kişisel ilişki için çocuğun baba yanına gittiğini ancak küçüğün geri gönderilmemesi üzerine müvekkilinin suç duyurusunda bulunduğunu, davacının çocuğu yönlendirerek asılsız beyanlarda bulunmasını sağladığını belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece velayet hakkına sahip annenin eve erkek arkadaşlarını davet ederek birlikte kaldıkları, çocuğun anne ve erkek arkadaşı ile birlikte aynı yatakta uyutulduğu, bu sırada annenin erkek arkadaşının çocuğa cinsel istismarda bulunduğu, çocuğun beyanına göre babasında kalmak istediği, Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesinde ve bunun uygulanması sonucunda oluşan yerleşik kabullere göre çocuğun beyanının velayet hususunda dikkate alınması gerektiği belirtilerek davanın kabulü ile velayetin davacıya verilmesine, çocuk ile anne arasında refakatçi eşliğinde her ayın son haftası cumartesi sabah 09:00' dan pazar akşam 17:00' ye kadar, anneler gününde tam gün, her yılın temmuz ayının başından ağustos ayının başına kadar olmak üzere kişisel ilişki tesisine karar verilmiştir. Davalı anne vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçeyle bozulmuştur. Mahkemece, müşterek çocuğun annesini görmek istemediğini ifade etmesine karşın dosya arasındaki uzman raporunda çocuğun konu ile ilgili olarak yönlendirilmiş olabileceği izleniminin edinildiğinin belirtildiği ve bu sebeple çocuğun annesini görmek istemediği yönündeki beyanına itibar edilemeyeceği gerekçesiyle çocuk ile anne arasında refakatçi eşliğinde yatılı şekilde kurulan kişisel ilişki düzenlemesine dair kararda direnilmiştir. Direnme kararı, davacı (baba) vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: 02.06.2004 doğumlu müşterek çocuk ile davalı anne arasında yatılı şekilde kişisel ilişki kurulmasının doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında işin esasına girilmeden önce iki ön sorun tartışılmıştır. Bu ön sorunlardan ilki, mahkemece verilen ilk kararı temyiz etmeyen davacı babanın direnme kararını temyiz etmesinde hukuki yararının olup olmadığı hususu olup, kamu düzenine ilişkin olan ve usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturan velayet düzenlemesine ilişkin bu tür davalarda temyiz edenin sıfatının önemli olmadığı, çocuğun üstün yararı gözetildiğinde davacı babanın hükmü temyiz etmesinde hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılacak birinci ön sorun oy birliği ile aşılmıştır. İkinci olarak ise somut olayda davaya konu çocuğu temsil etmek üzere TMK'nın 426/2. maddesi uyarınca temsil kayyımının atanmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak incelenmiş ve eldeki davanın velayetin değiştirilmesi istemine ilişkin olduğu, velayetin değiştirilmesi talebine konu küçük ile boşanma kararıyla velayet kendisine bırakılan yasal temsilci davalı anne arasında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 426. maddesinin 2.bendinde öngörülen menfaat çatışmasının bulunmadığı, dolayısıyla temsil kayyımı atanmasının da gerekmediği kabul edilerek, ön sorun oy çokluğu ile aşılmış ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir. İşin esasının incelenmesine gelince; Bilindiği üzere, 4721 sayılı TMK'nın 339-347. maddeleri uyarınca velâyet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Buna göre, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Öte yandan, TMK'nın 335 ila 351. maddeleri arasında düzenlenen “velayet”e ilişkin hükümler kural olarak, kamu düzenine ilişkindir ve velayete ilişkin davalarda resen (kendiliğinden) araştırma ilkesi uygulandığından hâkim, tarafların isteği ile bağlı değildir. Velayetin değiştirilmesine yönelik istem incelenirken ebeveynlerin istek ve tercihlerinden ziyade çocuğun üstün yararı göz önünde tutulur. Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2017 gün ve 2017/2-1887 E., 2017/1196 K. sayılı kararında da velayetin düzenlenmesinin kamu düzenine ilişkin olduğu, usulü kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturduğu benimsenerek aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Somut olayda, mahkemece küçüğün uzmanlar tarafından alınan beyanına itibar edildiği belirtilmiş ve velayet hakkının anneden alınarak babaya verilmesine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Özel Dairece "velayetin değiştirilmesine" yönelik temyiz itirazları reddedilerek kesinleşmiştir. Uyuşmazlık konusu yukarıda da belirtildiği üzere velayetin değiştirilmesinin bir sonucu olan ve ana ya da babanın, velayet hakkı kendisinde bulunmayan çocuk ile arasında kurulan kişisel ilişkiye yöneliktir. Kişisel ilişki kurma hakkı, anne/baba ile çocuğa belirli gün ya da saatlerde görüşme, birbirlerinden haberdar olma, birbirlerinin yaşamında olma, karşılıklı etkilenme yetkisi veren bir haktır. Bu hak, anne/baba için olduğu kadar çocuk için de bir haktır (2003 tarihli Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m.4/1). 4721 sayılı TMK'nın konuya ilişkin 323. maddesi; "Ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir." 324.maddesi ise; “Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.” düzenlemesini içermektedir. Velayet düzenlemesinin yanı sıra kişisel ilişki kurulurken de; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun "üstün yararı"dır (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1; TMK m. 339/1. 34.3/1, 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m. 4/b). Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Nitekim, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi: “Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.” hükmünü içermektedir. Diğer taraftan, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin: Çocuğun usule ilişkin haklarından, davalarda bilgilendirilme ve dava sırasında görüşünü ifade etme hakkının düzenlendiği 3.maddesinde: “…Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğun, bir adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir: a)İlgili tüm bilgileri almak; b)Kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek; c)Görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek.”; Adli mercilerin rolünden, karar sürecinin düzenlendiği 6. maddenin (b) ve (c ) bentlerinde ise: “b)…Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda,…çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalıdır, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmelidir. c)Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermelidir.” hükümleri yer almaktadır. Bu açıklamalar ışığında; mahkemece, velayet hakkına sahip annenin eve erkek arkadaşlarını davet ederek birlikte kaldıkları, çocuğun anne ve erkek arkadaşı ile birlikte aynı yatakta uyutulduğu, bu sırada annenin erkek arkadaşının çocuğa cinsel istismarda bulunduğu, çocuğun beyanına göre babasında kalmak istediği gerekçeleriyle velayetin değiştirilmesine karar verildiği hâlde, kişisel ilişki düzenlemesinde çocuğun beyanına itibar edilmeyerek çocuk ile anne arasında yatılı şekilde kişisel ilişki tesis edilmiştir. Müşterek çocuk Tuana'nın dava tarihi itibariyle idrak çağında olduğu, uzmanlarla yapılan görüşmelerde "annemde kalmak istemiyorum, ben babamı istiyorum" dediği anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında kişisel ilişki noktasında da idrak çağında olan çocuğun beyanına üstünlük tanınarak, davalı anne ile çocuk arasında yatılı olmayacak şekilde uygun süreli bir kişisel ilişki düzenlemesi gerekmektedir. O hâlde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren on beş içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.06.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 339Kaynağı aç
Madde 339- Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar. Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz. Çocuğun adını ana ve babası koyar. II. Eğitim

Velayete dair kanuni kurallar kural olarak kamu düzenini ilgilendirir ve bu nitelikteki uyuşmazlıklarda hâkim kendiliğinden araştırma ilkesini tatbik ederek tarafların beyan veya istemleriyle bağlı kalmaksızın inceleme yapar. Türk Medenî Kanunu'nun 327. maddesinin 1. fıkrası uyarınca küçüğün bakımı, eğitimi ve korunması gayesiyle yapılan giderleri karşılama yükümlülüğü kural olarak ana ve babaya aittir. Bununla birlikte aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca ebeveynlerin yoksulluğa düşmesi, çocuğun özel vaziyetinin olağandışı masraflar doğurması ya da fevkalade diğer nedenlerin mevcudiyeti durumunda, mahkemenin izni temin edilmek kaydıyla küçüğün kendi malvarlığından bakım ve tahsil masraflarını karşılayacak miktarda harcama yapılması mümkündür.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 327Kaynağı aç
Madde 327- Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır. Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde, hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarfedebilirler. II. Süresi

Koşulların Değişmesi ve Önlem Talepleri

Boşanma hükmünün ardından tarafların yaşam şartlarında yahut aile düzeninde yeni gelişmeler ortaya çıkabilir. Türk Medenî Kanunu'nun 183. maddesi gereğince ebeveynlerden birinin yeniden izdivaç yapması, farklı bir yerleşim yerine taşınması yahut vefat etmesi benzeri yeni durumların zorunlu kılması hâlinde hâkim, kendiliğinden ya da taraflardan birinin başvurusuyla icap eden tedbirleri kararlaştırır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 183Kaynağı aç
Madde 183- Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır. D. Boşanmada yargılama usulü

Kişisel İlişki Yükümlülükleri ve Velayetin Değiştirilmesi

Velayet kendisine bırakılmayan yahut gözetimi altında çocuk bulunmayan ebeveyn, Türk Medenî Kanunu'nun 323. maddesi çerçevesinde çocukla münasip bir kişisel bağ tesis edilmesini talep edebilir. Bunun karşılığında ebeveynlerin her ikisi de ötekinin çocukla kurduğu şahsi münasebeti zedeleyici tutumlardan ve küçüğün eğitim ile yetiştirilme sürecini sekteye uğratmaktan imtina etmekle mükelleftir. Türk Medenî Kanunu'nun 324. maddesinin 3. fıkrası uyarınca velayet tevdi edilen tarafın şahsi ilişki tesisine dair düzenlemenin gereklerine riayet etmemesi durumunda, çocuğun menfaatine aykırılık teşkil etmedikçe velayet değiştirilebilir. Ayrıca kanun gereğince bu husus kişisel ilişkinin kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 324Kaynağı aç
Madde 324- Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir. (Ek üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/38 md.) Velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu husus kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir. II. Üçüncü kişiler ile

Öte yandan kişisel ilişki hakkı sınırsız değildir. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını kişisel ilişkiyi zedelememe ve eğitimi engellememe yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, Türk Medenî Kanunu'nun 324. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Yargılama Usulü

4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Türk Medenî Kanunu'nun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 4722 sayılı Kanun'dan doğan aile hukukuna ilişkin dava ve işleri incelemekle Aile Mahkemeleri görevlidir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı mahallerde Asliye Hukuk Mahkemesinin Aile Mahkemesi sıfatıyla davayı göreceği kabul edilmektedir. Yetki konusunda ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca genel kural gereği davanın açıldığı tarihteki davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
MADDE 6- (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. (2) Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Davalının birden fazla olması hâlinde yetki
4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4- Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: 1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,[2] 2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler. Uzmanlardan yararlanma[3]

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 316. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi uyarınca velayet ve vesayete ilişkin dava ve işlerde basit yargılama usulü uygulanır. Basit yargılama usulünde Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320. maddesinin 1. fıkrası mahkemeye mümkün olan hâllerde dosya üzerinden karar verme yetkisi tanımakla birlikte, velayet uyuşmazlıklarının kamu düzenine ilişkin niteliği ve re'sen araştırma ilkesinin geçerliliği nedeniyle duruşmalı inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Benzer şekilde bu davaların vekille takibinde genel dava vekâletnamesinin yeterli olduğu kabul edilmektedir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 316Kaynağı aç
MADDE 316- (1) Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır: a) Sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işler. b) Doğrudan dosya üzerinden karar vermek konusunda kanunun mahkemeye takdir hakkı tanıdığı dava ve işler. c) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri ile deniz raporlarının alınması, dispeççi atanması talepleri ve bunlara karşı yapılacak olan itirazlar. ç) Her çeşit nafaka davaları ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler. d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar. e) Konkordato ve sermaye şirketleri veya kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin açılacak davalar. f) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler. g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler. Dilekçelerin verilmesi
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 320Kaynağı aç
MADDE 320- (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. (2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.[37] (3) Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir. (4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır. Hüküm

Çocuğun Görüşünün Alınması ve Temsil Kayyımı

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 3. ve 6. maddeleri, idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Bu bağlamda velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin değerlendirmelerde idrak çağındaki çocuğun görüşüne başvurulması önem taşır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2069 Esas ve 2018/1179 Karar sayılı kararında değerlendirildiği üzere, velayetin değiştirilmesi talebine konu küçük ile velayet kendisine bırakılan yasal temsilci ebeveyn arasında Türk Medenî Kanunu'nun 426. maddesinin 2. bendinde öngörülen menfaat çatışması bulunmadığı durumlarda çocuğa temsil kayyımı atanması gerekmez. Aynı kararda, kamu düzenine ilişkin olan ve usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturan velayet davalarında, ilk kararı temyiz etmemiş olan ebeveynin direnme hükmünü temyiz etmesinde çocuğun üstün yararı gereğince hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Davanın Süresi, Kararın Yerine Getirilmesi ve Nafaka

Velayetin değiştirilmesine yönelik talepler bakımından kanunda özel bir hak düşürücü süre yahut zamanaşımı öngörülmemiş olup çocuğun menfaatinin olumsuz yönde etkilenmesi hâlinde bu davanın her zaman açılabileceği kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra velayete ilişkin verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm oluşturmadığı, dolayısıyla koşulların değişmesi hâlinde aynı konuda yeniden istemde bulunulabileceği değerlendirilmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Bu nedenle velayetin değiştirilmesine ilişkin ilam kesinleşmeden uygulanamaz. Dava sonucunda velayetin nafaka ödeyen kişiye geçmesi hâlinde ise iştirak nafakası çocuk için verilen bir nafaka olduğundan nafaka ödeme yükümlülüğü ortadan kalkar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 367Kaynağı aç
MADDE 367- (1) Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. (2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Kötüniyetle temyiz
Velayetin değiştirilmesi davası açmak için bir süre sınırı var mıdır?

Velayetin değiştirilmesi talepleri kanuni bir hak düşürücü süreye bağlanmamış olup çocuğun menfaatinin olumsuz etkilenmesi hâlinde bu davanın her zaman açılabileceği değerlendirilmektedir.

Kişisel ilişki engellendiğinde velayet değiştirilebilir mi?

Velayeti üstlenen ebeveyn şahsi münasebet kararının gereklerine uymazsa, küçüğün yararına ters düşmediği ölçüde velayetin el değiştirmesi gündeme gelebilir ve bu ihtimal kişisel ilişki kararında taraflara bildirilir.

Velayetin değiştirilmesi davasında dosya üzerinden karar verilebilir mi?

Velayete ilişkin uyuşmazlıklar kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve re'sen araştırma ilkesi uygulandığından, basit yargılama usulündeki dosya üzerinden karar verme imkânı yerine incelemenin duruşmalı yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.

Velayet kararı kesinleşmeden yerine getirilebilir mi?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinin 2. fıkrası uyarınca aile hukukuna ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

Velayeti devralan ebeveynin nafaka borcu devam eder mi?

Velayetin nafaka ödemekte olan ebeveyne geçmesi durumunda, iştirak nafakası çocuk için verilen bir nafaka niteliğinde olduğundan nafaka ödeme yükümlülüğü sona erer.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu