Taşkın Yapı Davası ve Temliken Tescil Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Taşkın Yapı Davası ve Temliken Tescil Şartları

Bir yapının komşu parsele taşması durumunda, yapıyı inşa eden taraf ile arazisi tecavüze uğrayan malik arasındaki uyuşmazlık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 725 çerçevesinde değerlendirilir. İnşaatı yapan kişinin önceden kurulmuş bir irtifak hakkı bulunuyorsa taşan kısım o taşınmazın bütünleyici parçası sayılır. İrtifak hakkının bulunmadığı durumlarda ise arsa malikinin süresinde itiraz etmemesi, yapıyı yapanın iyiniyetli olması ve durumun koşullarının haklı göstermesi halinde mülkiyetin devri veya irtifak tesisi talep edilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 725Kaynağı aç
Madde 725- Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur. Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir. 3. Üst hakkı
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2011/12616, K. 2012/460Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2011/12616 E.  ,  2012/460 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: TARSUS 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 05/05/2011 NUMARASI : 2010/292-2011/366 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden maliki olduğu 2074 parsel sayılı taşınmaza davalıların taşkın yapılanmak suretiyle müdahale ettiklerini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur. Davalılar, taşkın yapının öncesinde her iki parselin maliki olan kök muris tarafından yapıldığını, miras yolu ile kendilerine intikal ettiğini, iyiniyetli olduklarını belirtip savunma yoluyla temliken tescil ya ada irtifak tesis edilmesini istemişlerdir. Mahkemece, çekişme konusu taşkın yapının iyiniyetli yapıldığı gerekçesi ile davanın reddine, TMK'nun 725/2 maddesi uyarınca davalılar lehine irtifak hakkı kurulmasına karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım; karşı dava temliken tescil yada irtifak hakkı tesisi isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddi ile davalılar lehine irtifak hakkı tesisine karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazların bir bütün halinde kadastro öncesi kök muris M.. S..'nın zilyetliğinde olduğu, 24.10.1983 tarihinde yapılan kadastro tespitinde üç parçaya ayrılarak 2073 ve .. parselleri 1980 yılında oğlu M.. S..'ya (davalıların murisi) bağışladığından M.. adına tespit edildiği, .. parsel sayılı taşınmazın ise uhdesinde kaldığından kendi adına tespit yapılarak sicil kaydının oluştuğu, 29.11.1999 tarihinde k.. murisin .. parseli ölünceye kadar bakma akti ile davacıya temlik ettiği, 2073 parselin ise M..'in ölümü ile 23.7.2003 tarihinde davalılara intikal ettiği anlaşılmaktadır. Davacı, maliki olduğu 2074 parsel sayılı taşınmaza komşu 2073 parselde bulunan binanın taşkın olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalılar ise savunma yoluyla temliken tescil ya da irtifak hakkı tesisi istemişlerdir. Bilindiği üzere; taşkın yapılarda, sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla yasa koyucu Medeni Kanunun 722, 723, 724 ncü maddelerinde öngörülenlerden daha değişik ilkelere ihtiyaç duymuş bu nedenle 725. madde hükmünü getirmek zorunda kalmıştır. Söz konusu maddeye göre “ Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur.” Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir. Görüldüğü üzere taşkın yapının korunmasındaki bireysel ve kamusal yarar nedeniyle Medeni Kanunun 684, 718, 722. maddelerinde kabul edilen “ üst toprağa bağlıdır “ kuralına ayrıcalık getirilmiş taşkın yapı malikinin komşu taşınmazda inşaat veya irtifak hakkı gibi ayni bir hakkının bulunması halinde taşan kısım, taşılan taşınmazın değil, anayapının bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası ( mütemmim cüz’ü ) sayılmış, tecavüz edilen kısım üzerinde yapı maliki yararına irtifak hakkı tanınmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki taşkın yapıdan inşaat ve imalattan kasıt, taşınmaza sıkı ve devamlı surette bağlı olan esaslı yapılardır. Diğer bir söyleyişle taşan yapının tamamlayıcı parça ( mütemmim cüz ) niteliğinde olması gerekir. Onun, taşınmazın altında veya üstünde yapılması zeminde veya üstten sınırı aşması, arasında madde hükmünü uygulaması açısından hiçbir fark yoktur. Medeni Kanunun 725. maddesinin uygulanabilmesini haklı gösterecek en önemli koşul yapı malikinin iyiniyetli olmasıdır. Bu maddede iyi niyetin tanımı yapılmamışsa da aynı kanunun 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyiniyet olduğunda kuşku yoktur. Yapı malikinin kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın, sınırı aştığını bilmesi veya bilecek durumda olmaması yahut sınırı aşmasında yasaca korunabilecek bir nedenin bulunması onun iyiniyetini gösterir. Yapı yapan kişinin iyi niyetli olmaması aşırı zarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılması sonucunu doğuracağından iyi niyet üzerinde önemle durulmalı, olaylar, karineler, tüm taraf delilleri bir arada özenle değerlendirilmelidir. Kural olarak iyiniyetin isbatı 14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def'i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulmalıdır. Ancak, komşu taşınmaz malikinin veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup ta zarar gören kimselerin taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (Durum ve koşulların haklı göstermesi) şeklinde açıklanan ikinci koşuldan ise imar durumuna göre ifrazın mümkün olması, ifraz halinde arsa malikinin uğrayacağı zarar ile taşkın yapı malikinin elde edeceği yarar arasında aşırı bir farkın bulunmaması, gibi hususlar anlaşılmalıdır. Bu iki koşulun varlığı halinde taşkın yapı maliki uygun bir bedel ödeyeceğini bildirerek açacağı yenilik doğurucu nitelikteki temliken tescil davası ile taşkın kısımın mülkiyetini veya üzerine bir irtifak hakkı kurulmasını istiyebilir.Ayrıca,iyiniyet savunmasının yukarda açıklanan niteliği dikkate alınıp, bu savunma içerisinde temliken tescil isteğinin de bulunduğu kabul edilerek, tescil talebi,ayrı bir davaya gerek olmaksızın açılan davada savunma yoluylada ileri sürülebilir. Esasen bu kuralın uyuşmazlıkların en kısa sürede sağlıklı biçimde çözümlenmesi ve dava ekonomisi yönünden büyük yarar sağlayacağıda kuşkusuzdur. Her davada hakim muhik tazminat (uygun bedel) olarak salt temlik edilecek arsanın bedelini değil,gerektiğinde taşınmazının bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişiden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa taşınmaz malikinin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Medeni Kanunun 4, Borçlar Kanunun 42. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi de önleyecek biçimde en uygun bedeli tayin ve takdir etmeli, bu bedel karşılığında tecavüzün şekline, taşkın yapının ve taşınmazların niteliğine göre, taşılan yerin mülkiyetinin devrine veya üzerinde irtifak hakkı kurulmasına karar vermelidir. Öte yandan, taşkın yapı ile iki komşu taşınmaz fiilen birleşmekte, iktisadi bir bütün oluşturmaktadır. Olayın bu özelliği itibariyle taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa kabul edildiği üzere taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir.Bu durumda taşınmazların miras yoluyla veya temliken intikal etmesi halinde yeni maliklerde maddede belirtilen haklardan yararlanabildikleri gibi borçlardan da sorumlu tutulurlar. Somut olaya gelince; davalıların adına kayıtlı 2073 parsel üzerinde bulunan 2 katlı betonarme binanın davacıya ait 2074 sayılı parsele tecavüzlü olduğu, aynı zamanda binanın bir kısmınında kadastral yola taşkın bulunduğu keşfen sabittir. 3194 Sayılı Yasanın 15. maddesi uyarınca tecavüzlü bölüm yönünden ifrazın olanaklı olmadığıda dosya içinde bulunan belgelerden anlaşılmaktadır. O halde, bir an için davacı parseline taşan kısım bakımından davalılar lehine bir durum oluştuğu kabul edilse bile yola taşkın olması nedeniyle binanın korunamayacağı açıktır. Temliken tescilin mümkün olmadığı durumda irtifak hakkı tesisinin olanaklı olduğu söylenemez. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Taşkın Yapının Tanımı ve Bütünleyici Parça Niteliği

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 725/1 gereğince, bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa onun taşınmazının bütünleyici parçası haline gelir. Bu hükmün uygulanabilmesi için inşaat ve imalatın taşınmaza sıkı ve devamlı surette bağlı, tamamlayıcı parça niteliğinde esaslı bir yapı olması gerekir. Yapının zeminde ya da üstten sınırı aşması veya taşınmazın altında yahut üstünde yapılmış olması kuralın uygulanması bakımından farksızdır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2021/6556 Esas ve 2022/195 Karar sayılı ilamına konu somut uyuşmazlıkta, krokide gösterilen bahçe duvarı esaslı ve temelli yapı olarak nitelendirilmediğinden bu yapıya yönelik temliken tescil talebinin reddi isabetli görülmüştür.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/6556, K. 2022/195Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2021/6556 E.  ,  2022/195 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi … Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17/10/2012 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil; karşı davada 26/12/2012 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil talepleri üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 22/04/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı- karşı davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Asıl dava, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil; karşı dava TMK’nın 724 ve 725. maddelerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, kayden maliki olduğu 181 ada 12 parsel sayılı taşınmaza, komşu 181 ada 10 parsel sayılı taşınmaz maliki davalının garaj, bina ve duvar yapmak suretiyle tecavüz ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesini, tecavüzlü kısım üzerindeki yapıların kal’ini ve fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 1.000,00TL ecrimisilin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı, yıkılması istenilen inşaata başlanmadan önce davacının babası … ile aralarında 24.04.1996 tarihli bir harici satış sözleşmesi yaptıklarını, 4 metre eninde ve 12.80 metre uzunluğundaki yeri 1.900DM bedelle satın aldığını; davaya konu garaj, bina ve duvarın ise anlaşmadan sonra yapıldığını, herhangi bir tecavüz bulunmadığını ve iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş; karşı davasında ise 24.04.1996 tarihli harici satış sözleşmesi ile satın aldığı kısmın davacı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir. Mahkemece, asıl davanın reddine; karşı davanın ise kabulüne ilişkin verilen karar, davacı-karşı davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 22.01.2018 tarihli ve 2017/5484 E. 2018/483 K. sayılı ilamıyla özetle; davalı ile davacının murisi olduğu iddia edilen … arasında yapılan 24.04.1996 tarihli arsa satış senedi başlıklı adi yazılı belgede 181 ada 18 No’lu parseldeki taşkın kısma dair sözleşme yapıldığı, ancak mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen 02.11.2013 tarihli fen bilirkişi raporuna göre, davacı adına kayıtlı olan 12 numaralı parsele tecavüz olduğunun sabit olduğu, bu durumda öncelikle anılan sözleşmede belirlenen yerin, davaya konu yerin kapsamında kalıp kalmadığı saptandıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gibi kabule göre de, temelli yapı olmayan yerlerde temliken tescil kararı verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, harici satış sözleşmesine konu taşınmazın davacıya ait 12 No’lu parsel olmayıp, davalıya ait 10 No’lu parsele sınırdaş olmayan 18 No’lu parsel olduğu; 12.02.2020 tarihli teknik bilirkişi raporuna göre de temliki istenen yapının kapladığı kısmın taşınmazdan ifrazının mümkün olmadığı gerekçe gösterilerek, asıl davanın kabulü ile davacıya ait 12 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişi raporunda (a) harfiyle gösterilen 14,50 m2’lik, (b) harfiyle gösterilen 26,08 m2’lik ve (c) harfiyle gösterilen 4,92 m2’lik kısmına davalının elatmasının önlenmesine; tecavüzlü alanda bulunan duvar, depo ve iki katlı binanın kaline; karşı davanın ise reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. TMK’nın 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış; bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyiniyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Subjektif koşul) İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul) c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 22.01.2018 tarihli bozma ilamı üzerine mahkemece, taşınmaz başında yeniden keşif yapılmış ve davacının murisi ile davalı arasında düzenlenen 24.04.1996 tarihli harici satış sözleşmesinin dava konusu yeri kapsamadığı gerekçe gösterilerek temliken tescil istemine ilişkin karşı davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin gerekçesinde belirtilen bu hususa katılmak mümkün değildir. Zira, davacının murisi … ile davalı … arasında düzenlenen 24.04.1996 tarihli harici satış sözleşmesinde, 181 ada 18 No’lu parselin bir kısmının satışı kararlaştırılmış ise de satıcı … 18 No’lu parselde hiçbir zaman malik olmamıştır. Yine sözleşmede 18 No’lu parselin batı kısmında 4 metre eninde ve 12.80 metre uzunluğundaki yerin 10 No’lu parsele eklenmesi kararlaştırılmış olup, o tarihte … adına kayıtlı olan 12 No’lu parselin batısında 10 No’lu parselin bulunması, 18 No’lu parselin ise 10 No’lu parsele sınır komşusu olmaması göz önüne alındığında, satıştan amaçlananın 12 No’lu parselin bir kısmı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, davalı-karşı davacı … de bu sözleşmeye dayalı olarak davaya konu 12 No’lu parsel üzerinde belirtilen yapıları yapmıştır. Ancak, keşif sonrası sunulan 12.02.2021 tarihli fen bilirkişisi raporunda, davacı-karşı davalıya ait 12 No’lu parsel üzerinde bulunduğu belirlenen ve ekli krokide (a) harfiyle gösterilen bahçe duvarının, esaslı (temelli) yapı olarak kabulü mümkün olmadığından mahkemece, bu yapıya yönelik temliken tescil isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki, anılan fen bilirkişisi raporuna ekli krokide (c) harfiyle gösterilen ve davacı-karşı davalıya ait 12 No’lu parselin 4,92 m2’lik kısmına tecavüzlü olduğu tespit edilen iki katlı kargir bina esaslı (temelli) yapı niteliğinde olup, 26.02.2021 tarihli inşaat bilirkişi raporunda da tecavüzlü kısımdaki bina değerinin arsa değerinden yüksek olduğu ve tecavüzlü kısmın yıkılması halinde binanın tamamının yıkılma tehlikesinin bulunduğu bildirilmiştir. Öte yandan, anılan inşaat bilirkişisi raporunda, davacı-karşı davalıya ait 12 No’lu parsel üzerinde olduğu belirlenen ve krokide (b) harfiyle gösterilen 26,08 m2 alanlı depo/garaj niteliğindeki yapının iki katlı bina ile bitişik nizamda olup, binanın temel sistemi ile deponun temel sisteminin birlikte işlev gördüğü, deponun yıkılması halinde binanın temelinde ve kiriş sisteminde süreksizlik oluşacağı, binaya zarar vermeden yıkılmasının yapının statiğine ve taşıyıcı sistemine göre mümkün olmadığı belirtilerek, tecavüzlü kısımdaki yapı değerinin arsa değerinden yüksek olduğu bildirilmiş; 31.03.2021 tarihli ek raporda da depo/garaj niteliğindeki bu yapının esaslı (temelli) yapı olduğu yönünde değerlendirmede bulunulmuştur. Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda, temliken tescil isteminde bulunan davalı-karşı davacının, harici satış sözleşmesine dayalı olarak dava konusu yerin bedeli karşılığında kendisine teslim edilmesi nedeniyle mülkiyetin ileride kendisine devredileceğine inandırılmış olduğundan, iyi niyetli olduğunun kabulü gerekmektedir. Bunun yanı sıra, iki katlı binanın tecavüzlü kısmı ile depo niteliğindeki yapının değerinin, tecavüz edilen arsa değerinden fazla olduğu bilirkişi raporuyla tespit edildiğinden, somut uyuşmazlıkta temliken tescilin kabulü için aranan subjektif ve objektif koşulların gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, temliken tescil isteminin kabulü için diğer bir koşul olarak aranan ifraz şartının, somut olay açısından gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti için 12.02.2021 tarihli fen bilirkişisi raporu ve krokisinin de eklenmek suretiyle ilgili belediyenin imar ve şehircilik müdürlüğüne müzekkere yazılarak, tecavüzlü yapının (iki katlı bina ve tek katlı deponun) bulunduğu arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazının mümkün olup olmadığının sorulması ve alınacak yazı cevabı doğrultusunda oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususta fen bilirkişisinden görüş alınmakla yetinilerek, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Temliken Tescil ve İrtifak Kurulmasının Yasal Koşulları

Önceden tesis edilmiş bir irtifak hakkı yoksa, Türk Medeni Kanunu m. 725/2 uyarınca zarar gören taşınmaz malikinin taşmayı öğrendiği tarihten itibaren on beş gün içinde itiraz etmemiş olması gerekir. Bununla birlikte durum ve koşulların haklı göstermesi halinde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kişi uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini talep edebilir. Arsa sahibinin inşaatı görmesi ve suskun kalması ya da on beş gün içerisinde itiraz etmemesi, yapıyı yapanın salt bu nedenle iyiniyetli sayılmasına yeterli görülmemektedir.

Taşınmaza elatıldığını öğrenen komşu taşınmaz malikinin veya ayni hak sahibinin on beş gün içinde yapacağı itiraz herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Sürenin başlangıcı yapının objektif olarak görünebilir hale geldiği tarihtir ve taşırılan arsa malikinin öğrenmesine engel olan kişisel nedenler dikkate alınmaz. Yapılan itiraz, yapı malikinin iyiniyetli sayılması imkânını ortadan kaldırır.

İyiniyet Değerlendirmesi ve Özen Kriteri

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 3 uyarınca kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır; ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişi iyiniyet iddiasında bulunamaz. Yapı malikinin kendisinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine rağmen sınırı aştığını bilmesi veya bilecek durumda olmaması yahut sınırı aşmasında yasaca korunabilecek bir nedenin bulunması subjektif iyiniyetini gösterir. İyiniyet savunması itiraz niteliğinde olduğundan mahkemece kendiliğinden gözetilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
Madde 3- Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. III. Hâkimin takdir yetkisi

Kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediği durum ve fiili karinelerden anlaşılan yapı sahibinin temliken tescil talebinde bulunması hukuken mümkün değildir. Ayrıca iyiniyetin inşaatın başlangıcından tamamlandığı ana kadar kesintisiz sürmesi zorunludur. Yapı yapan tarafın iyiniyetli olmaması halinde, aşırı zarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılması sonucu gündeme gelir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/10092 Esas ve 2018/3274 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, çaplı taşınmazlara yönelik müdahalelerde ve inşaatlarda kural olarak iyiniyet iddiası dinlenmez.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/10092, K. 2018/3274Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2015/10092 E.  ,  2018/3274 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar-birleştirilen davalılar vekili tarafından, davalı-birleştirilen davacı aleyhine 02.08.2011 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin meni, kal, birleştirilen davada temliken tescil, ikinci kademede irtifak hakkı tesisi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen 27.03.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Asıl dava, mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve kal, birleştirilen dava Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil 2. kademede irtifak hakkı tesisi isteklerine ilişkindir. Davacılar-birleştirilen davada davalılar vekili; davacıların … İli, … İlçesi, 160 ada 13 parsel sayılı taşınmazın elbirliği halinde maliki olup, komşu 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazın maliki davalı- birleştirilen davacı …'ın kendi parseli üzerine yapmış olduğu binanın 13 parsel sayılı taşınmaza taşkın yapıldığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve kal talep etmiştir. Davalı-birleştirilen davada davacı vekili; davalının iyiniyetli olarak kendisine ait 160 ada 14 parsel sayılı taşınmaza inşa ettiği binanın, davacılara ait 160 ada 13 parsel sayılı taşınmaza taştığını belirterek, binanın komşu parsele taşan kısmının bedeli karşılığı tapu iptali ve temliken tescili, mümkün olmaması durumunda irtifak hakkı tesisi isteklerinde bulunmuşlardır. Mahkemece, asıl davanın reddine, birleştirilen davada temliken tescil talebinin reddine, 2. kademede talep edilen irtifak hakkı tesisinin kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, taraf vekilleri temyiz etmiştir. Yasal ayrıcalıklar dışında, TMK’nın 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar TMK’nın 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş, böylece muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine bazı koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. Bunun için, tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır. Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur. Bu tür davalarda taşkın yapıyı yapan kişinin taşınmazı lehine, taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkı yoksa durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde taşkın yapıyı yapan kimse, taşan kısım için uygun bir bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir. TMK’nın 725. maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. TMK’nın 725. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, taşkın inşaatı yapan kimsenin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da taşkın inşaat yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. İyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan taşkın inşaat sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. b)İkinci koşul, yapı kıymetinin taşılan arazi parçasının değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul) c)Üçüncü koşul ise taşkın inşaat yapanın, taşınmaz malikine bu bedeli ödemesidir. d)Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, mahkemece iptal ve tescile karar verilebilmesi için taşkın yapının zeminindeki arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; dava konusu 160 ada 13 ve 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazların yenileme çalışmalarının 24.12.1998 tarihinde kesinleştiği, fen bilirkişinin 02.09.2014 tarihli raporuna göre, 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazın üzerine yapılan binanın 0,64 m2'lik kısmının 160 ada 13 parsel sayılı taşınmaza taşkın olduğu, taşkın yapı olan binanın ise 2011 yılında yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Çaplı taşınmazlarda kural olarak iyiniyet iddiası dinlenemez. Davalı-birleştirilen dosya davacısı … tarafından, davacı-birleştirilen dosya davalılarının 160 ada 13 parsel sayılı taşınmazına tecavüzlü şekilde yapı inşa edilmiş olup, birleştirilen dosya davacısı iyi niyetli olduğunu kanıtlayamamıştır. O halde asıl davanın kabulüne birleştirilen davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar – birleştirilen dosyada davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı – birleştirilen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.04.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İmar Mevzuatı, İfraz Şartı ve Uygun Bedel

Temliken tescil veya irtifak kurulabilmesi için durum ve koşulların haklı göstermesi şartı aranır. Bu çerçevede imar mevzuatı uyarınca ifrazın mümkün olması, ifraz halinde arsa malikinin uğrayacağı zarar ile yapı sahibinin sağlayacağı yarar arasında fahiş bir oransızlığın bulunmaması gözetilir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2021/6556 Esas ve 2022/195 Karar sayılı kararında, taşkın yapının kapladığı alanın ana taşınmazdan ifrazının mümkün olup olmadığının incelenmesinde yalnızca fen bilirkişisi görüşüyle yetinilmeyip belediyenin imar biriminden resmi yazıyla araştırma yapılması gereğine işaret edilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2011/12616 Esas ve 2012/460 Karar sayılı ilamına göre, yapının kadastral yola taşkın olması ve tecavüzlü bölüm yönünden imar mevzuatına göre ifrazın olanaksız bulunması halinde binanın korunamayacağı dikkate alınarak mülkiyet devri kararı verilemeyeceği gibi irtifak hakkı tesisi de kurulamaz.

Hâkim, uygun bedeli belirlerken yalnızca temlik edilecek arsanın değerini değil, arazisinin bir kısmından yoksun kalan malikin geride kalan parçasındaki değer kaybını ve diğer zararlarını da uzman bilirkişi aracılığıyla tespit ederek sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde takdir eder. Savunma yoluyla ileri sürülen temliken tescil taleplerinde, mahkemece belirlenen bu bedel mahkeme veznesine depo ettirilmeden tescil kararı verilemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/17188, K. 2014/16089Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/17188 E.  ,  2014/16089 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSKENDERUN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 05/02/2013 NUMARASI : 2009/291-2013/14 Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Şükrü …… raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü. -KARAR- Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkin olup savunma yoluyla temliken tescil isteğinde bulunulmuştur. Mahkemece, elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının reddine; davalının temliken tescil talebinin kabulüne ve bilirkişi raporunda (T1) ile gösterilen 12.98 m²'lik kısmın davalı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki; açılan davanın niteliği gereği, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinin reddine karar verilmiş olup, davanın açılmasına sebebiyet verdiğinden dolayı yargılama masraflarından davalının sorumlu tutulmuş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde değildir. Reddine. Öte yandan, kayden davacıya ait 4479 parsel sayılı taşınmaza , davalının maliki olduğu 6171 parsel sayılı taşınmaza inşa ettiği taşkın yapı nedeniyle müdahale ettiği, ancak davalının taş kın inşaat nedeniyle iyiniyetli olduğu, dolayısıyla Türk Medeni Kanunu'nun 725. maddesinde belirtilen koşulların oluştuğu ve taşkın kısmın ifrazının da mümkün olduğu saptanmak suretiyle savunma yoluyla ileri sürülen temliken tescil isteğinin kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, belirlenen arsa bedeli mahkeme veznesine depo ettirildikten sonra temliken tescil kararı verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazı değinilen yön itibariyle doğrudur. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Talebin Hukuki Niteliği ve Yeni Maliklere Etkisi

Taşkın yapı sebebiyle Türk Medeni Kanunu m. 725 kapsamında doğan hak ve borçlar taşınmaz mülkiyetine bağlı bir nitelik taşır. Taşınmazların devri halinde yeni malikler kanunda belirtilen haklardan yararlanabildiği gibi borçlardan da sorumlu tutulabilirler. Bununla birlikte talep hakkının asıl taşınmazın yeni malikine karşı ileri sürülebilmesi, aranan kanuni koşulların taşkın yapının inşa edildiği anda ilk malikler arasında gerçekleşmiş bulunmasına bağlıdır.

Yargılama Usulü, Görevli ve Yetkili Mahkeme

Taşınmazın mülkiyetine, ayni hak sahipliğine, zilyetliğine veya alıkoyma yetkisine ilişkin uyuşmazlıklarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; irtifak hakkı davaları da üzerinde hak kurulan taşınmazın yargı çevresinde açılır. Dava konusunun parasal miktarı gözetilmeksizin bu çerçevedeki malvarlığı taleplerinde genel görevli mahkeme 6100 sayılı Kanun m. 2/1 uyarınca asliye hukuk mahkemesidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 12Kaynağı aç
MADDE 12- (1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. (2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. (3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir. Karşı davada yetki
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev

Taşkın yapı uyuşmazlıklarında temliken tescil talebi bağımsız bir yenilik doğurucu dava ile ileri sürülebileceği gibi, arsa sahibinin açtığı el atmanın önlenmesi veya yıkım davasında savunma yoluyla da ileri sürülebilir. Karşı dava açılması halinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 166/1 çerçevesinde aralarında bağlantı bulunan davalar ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
MADDE 166- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir (…)[18] (2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır. (3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir. (4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır. (5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır. Davaların ayrılması
Taşkın yapıya karşı itiraz süresi ne zaman başlar?

Türk Medeni Kanunu m. 725/2 itiraz süresini taşmanın öğrenildiği tarihe bağlamışken, yargı kararlarında bu sürenin başlangıcı yapının dışarıdan görünebilir hale geldiği an olarak değerlendirilmektedir.

Çaplı taşınmaza tecavüz halinde iyiniyet savunması kabul edilir mi?

Çaplı taşınmazlara vuku bulan müdahalelerde ve inşaatlarda kural olarak iyiniyet iddiası dinlenmez.

Bahçe duvarı taşkın yapı sayılarak temliken tescil istenebilir mi?

Taşkın yapı tescili için tamamlayıcı parça vasfında esaslı bir yapı aranmakta olup, somut incelemede temelli yapı vasfı taşımadığı saptanan bahçe duvarı gibi kısımlar yönünden talep reddedilmektedir.

Taşkın yapıda belirlenen bedel yatırılmadan tescil kararı verilebilir mi?

Mahkemece uzman bilirkişi marifetiyle takdir edilen uygun bedel mahkeme veznesine depo ettirilmeden temliken tescil kararı verilemez.

İfrazı mümkün olmayan taşkın yapıda irtifak hakkı tanınabilir mi?

Yola taşkınlık veya imar mevzuatı nedeniyle ifrazın hukuken olanaksız olduğu ve yapının korunamayacağı hallerde temliken tescil yapılamayacağı gibi irtifak hakkı da kurulamaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu