Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası ve Hukuki Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası ve Hukuki Şartları

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, taşınmaz üzerindeki kalıcı nitelikteki yapı, tesis ya da dikili bitkilerin kimin emeği veya malvarlığıyla vücuda getirildiğinin mahkeme ilamıyla saptanmasına yönelik özel bir tespit davasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ana şeye malik olan kimse, onun bütünleyici parçalarının da mülkiyetini kazanır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise yerel adetlere göre asıl şeyin ana unsuru sayılan, asıl şey yok edilmedikçe, hasara uğratılmadıkça veya yapısı bozulmadıkça ondan ayrılması mümkün olmayan parçaların bütünleyici parça teşkil ettiği kurala bağlanmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun 718. maddesi doğrultusunda arazi üzerindeki mülkiyet hakkı, yararlanma sınırları dahilinde alt ve üst katmanları kapsamakta; kanuni kısıtlamalar ayrık olmak üzere yapılar, dikili ağaç ve bitkiler ile kaynaklar da arazi mülkiyetine dahil sayılmaktadır. Eşya hukukunun bu ana prensipleri sebebiyle taşınmazdaki muhdesat müstakil bir ayni mülkiyete konu teşkil edemez; zemin ile üzerindeki yapı birbirinden bağımsız mülkiyet konusu yapılamayacağı gibi muhdesat kural olarak arazinin hukuki akıbetine tabi olur. Bu doğrultuda açılan dava sonucunda arazinin mülkiyeti el değiştirmez, ayni hak tesis edilmez ve tapuda mülkiyet nakli gerçekleşmez; yalnızca mevcut durum tespit edilerek söz konusu unsurları kimin meydana getirdiği hüküm altına alınır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 684Kaynağı aç
Madde 684- Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. II. Doğal ürünler
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 718Kaynağı aç
Madde 718- Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. II. Sınırlar 1. Sınırların belirlenmesi

Muhdesat Kavramı ve Kapsamı

Muhdesat, taşınmaz üzerinde sonradan meydana getirilen ve taşınmazla sürekli şekilde bütünleşen yapı ve tesisleri ifade eder. Muhdesat kavramı yalnızca binalarla sınırlı olmayıp taşınmazın ekonomik değerini artıran ve kalıcı nitelik taşıyan bütünleyici parçaları da kapsar. Muhdesatın en belirleyici niteliği, taşınmazla fiziksel ve ekonomik bir bütünlük oluşturmasıdır. Bir yapının salt arsa üzerinde yer alması muhdesat sayılması için yeterli görülmeyip, yapının sürekli kullanım amacıyla meydana getirilmiş olması ve taşınmazın değerine katkı sağlaması aranır.

Bu doğrultuda konut, işyeri, depo, müştemilat, ahır, kuyu, istinat duvarı, sera, havuz ve sulama tesisleri gibi yapılar ile bağ ve bahçe şeklinde dikilmiş meyve ağaçları, zeytinlik, fındıklık ve cevizlik gibi kalıcı bitkiler muhdesat niteliğinde kabul edilir.

Araziden tahribata yol açılmaksızın sökülüp götürülebilen ve daimi kalıcılık kastı taşımayan unsurlar ise muhdesat vasfı taşımaz. Pratik biçimde demonte edilen prefabrik yapılar, taşınması kolay konteynerler, mobil vasıflı evler yahut geçici ihtiyaçlar doğrultusunda araziye konuşlandırılan yapılar çoğunlukla bütünleyici parça vasfı kazanmadığından muhdesat niteliğinde değerlendirilmemektedir.

Davanın Hukuki Niteliği ve Hükmün Kapsamı

Taşınmazın mülkiyetinden bağımsız olarak muhdesat üzerinde ayrı bir ayni hak tesis edilemez. Muhdesatı meydana getirenin haiz olduğu yetki müstakil bir mülkiyet hakkı niteliğinde olmayıp, muayyen şartların gerçekleşmesi durumunda korunabilen şahsi mahiyette bir hukuki menfaatten ibarettir. Dava ile taşınmazın mülkiyetinden soyutlanmış yeni bir hak vücuda getirilmemekte; münhasıran muayyen hukuki süreçler yürütülürken yapı değerinin kime ait olduğunun tespiti sağlanmaktadır. Dolayısıyla yargılama neticesinde tesis edilen karar eda niteliği taşımayıp, var olan hukuki vaziyeti tayin ve tevsik eden bir tespit hükmüdür.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/16790 Esas, 2016/14828 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti istemi, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsar. Güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda mahkemece muhdesatın davacıya ait olduğunun değil, davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmelidir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/16790, K. 2016/14828Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/16790 E.  ,  2016/14828 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi … ile … ve … aralarındaki muhdesatın tespiti davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair …… …. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen ….03.2016 gün ve 547/140 sayılı hükmün …'ca incelenmesi davalı … tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, dava konusu 258 nolu parsel üzerinde bulunan ve dava dilekçesinde belirtilen yapı ve ağaçların vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı … vekili, uyuşmazlığın vekil edeni şirket ile ilgisi bulunmadığını beyan etmiş; davalı … ise davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile fen bilirkişileri …. ve …… tarafından tanzim edilen ….02.2016 tarihli raporda 258 nolu parselin kırmızı boyalı olarak gösterilen kısmındaki ev, ahır ve su kuyusunun davacı tarafından meydana getirildiğinin, muhtesatının davacıya ait olduğunun tespitine, davacı taraf ağaçlar yönünden taleplerinden vazgeçtiğinden bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir. Dava; muhdesat tespiti isteğine ilişkindir. …-Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, Mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı …'ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. …-Davalı …'ın diğer temyiz itirazlarına gelince; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/… m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). ……..1995 tarih ve …/… sayılı … İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukuku'nda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Ne var ki; çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsadığı kabul edilmelidir. Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda muhdesatın davacılarca meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir. Somut olayda; Mahkemece muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, meydana getirildiğine ilişkin tespit ile birlikte muhdesatın ait olduğunun tespitine de karar verilmesi doğru değilse de, bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (…) nolu bentte açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme hükmünün …. fıkrasındaki ''…. muhtesatının davacıya ait olduğunun …'' ifadelerinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına, hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici …. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 438/…. fıkrası gereğince düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, davalı …'ın diğer temyiz itirazlarının (…) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’nun 440/…. maddeleri gereğince … Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı … gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 939,… TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 01…..2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tespit ilamı cebri icra kabiliyeti taşımayan açıklayıcı bir hüküm olup taşınmaz mülkiyetini değiştirmez, tapu kaydında değişiklik yapmaz, muhdesat üzerinde ayrı bir mülkiyet oluşturmaz ve muhdesatın teslimi sonucunu doğurmaz. Kararın asıl işlevi, daha sonra yürütülecek ortaklığın giderilmesi, kamulaştırma veya benzeri süreçlerde yapı değerinin kime ait olduğunun belirlenmesini sağlamak ve ileride açılabilecek alacak ya da bedel paylaşımı uyuşmazlıklarına hukuki zemin hazırlamaktır.

Dava Açmada Güncel Hukuki Yarar Şartı

Muhdesatın aidiyetinin tespiti talebi, her istenildiğinde ileri sürülebilecek serbest ve genel nitelikli bir dava yolu değildir. Tespit davalarında davacının güncel ve hukuken himaye görmeye layık bir yararının bulunması zorunlu olup yalnızca yapının kendisi tarafından inşa edildiği yönündeki soyut iddia dava hakkı vermez. Yargılama konusu, soyut bir hukuki münasebetin tayini amacıyla kurulamaz; derdest veya başlaması mutlak olan somut bir uyuşmazlık kapsamında aidiyetin belirlenmesine duyulan fiili ihtiyaç aranır. Mevcut bir uyuşmazlık bulunmaksızın, salt gelecekte belirmesi muhtemel ihtilaflar gözetilerek ikame edilen davalar hukuki yarar şartı gerçekleşmediğinden usulden reddedilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1854 Esas, 2019/1096 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, taşınmaz hakkında derdest bir ortaklığın giderilmesi davasının, kamulaştırma işleminin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün uygulanma imkânının veya kentsel dönüşüm uygulamasının bulunması gibi istisnai durumlarda tespit davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilir. Ayrıca 6306 sayılı Kanun kapsamındaki kentsel dönüşüm uygulamalarında hak sahipliği ve bedel paylaşımının belirlenmesi ile muhdesatın ekonomik değerinin kime ait olduğunun tespitini gerektiren benzer hukuki süreçler de en sık karşılaşılan hukuki yarar sebepleri arasındadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1854, K. 2019/1096Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1854 E.  ,  2019/1096 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki "muhdesatın tespiti " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.02.2013 tarihli ve 2011/36 E., 2013/74 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 03.07.2014 tarihli ve 2013/20277 E., 2014/14100 K. sayılı kararı ile: "…Davacı … vekili, 291 parsel sayılı taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olduğunu, parselin daha önce tarafların annesi Güller Öztürk'ün adına kayıtlı iken 11.11.2010 tarihinde davalıya satış yoluyla devredildiğini, anılan parsel üzerinde bodrum kat ve üzerinde iki kattan ibaret bina bulunduğunu, binanın ikinci yani son katının o dönemdeki malik Güller Öztürk'ün muvafakatiyle davacı tarafından yaptırıldığını ileri sürerek 291 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın bodrum hariç ikinci katının davacı tarafından yaptırıldığının ve davacıya aidiyetinin tespitine, tapuda beyanlar hanesine bu şekilde şerh verilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı …, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile 291 nolu taşınmazın üzerinde yapılan bodrum ve iki kattan ibaret kargir evin sadece ikinci katının davacı … tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Aidiyet tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere ve kural olarak; tespit davalarında tespit davası açanın hukuki yararının varlığı gerekir. 6100 sayılı HMK'nun 106. maddesinin 2. fıkrasında “tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı olması bulunmalıdır.” denilmektedir. Bu nedenle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur. Hal böyle olunca; dava konusu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası açılabilmesine imkan tanıyan HUMK'nun 567 ve Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkan olmadığı gözetildiğinde, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı kuşkusuzdur. Bu durumda Mahkemece, hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir…" gerekçeleriyle hüküm oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, muhdesatın tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili; çekişme konusu Ordu ili Akçatepe mahallesi Karamanlı mevkiinde bulunan 291 parsel sayılı taşınmazın tarafların anneleri adına kayıtlı iken satış yoluyla davalıya devredildiğini, dava konusu taşınmazın anneleri adına kayıtlı olduğu dönemde üzerindeki bodrum kat ve iki kattan ibaret bulunan binanın ikinci katının müvekkili tarafından yaptırıldığını ileri sürerek davaya konu 291 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan bodrum hariç ikinci katının müvekkili tarafından yaptırıldığının ve ona aidiyetinin tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı; davacının dava konusu ettiği muhdesatta hiçbir katkısının olmadığını, binanın annelerinin ve kendisinin emek ve sermayesi ile inşa edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Alper Yağız Akata, Hüseyin Necmi Akata ve … (kendi adına asaleten Eylül Akata'ya velayeten) davaya müdahil olarak katılma talebinde bulunmuşlar, Mahkemece 13.09.2011 tarihli ara karar ile; müdahale talep eden Hüseyin Necmi Akata ve … tarafından usulüne uygun harcı yatırılıp asli müdahale talebinde bulunulmadığı, dava konusu muhdesatın bulunduğu taşınmazın davalı adına kayıtlı olduğu ve katılmak isteyenlerin hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle müdahale taleplerinin reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemece; çekişme konusu taşınmazın üzerinde bulunan binanın ikinci katının davacı tarafından önceki malik olan annesinin bilgisi ve izni dahilinde yaptırıldığı, bu hususun da dosyaya sunulan fotoğraflarla sabit olduğu, ayrıca davacı tanıkları, tanık olarak dinlenen köy sakinleri, her iki tarafın kardeşleri ve en önemlisi evi yapan ustaların da davacının iddiasını doğruladıkları gerekçeleriyle davanın kabulü ile 291 nolu taşınmazın üzerinde yapılan bodrum ve iki kattan ibaret kargir evin sadece ikinci katının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, fen bilirkişisinin 06.12.2011 tarihli raporunun karar eki olarak sayılmasına karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Yerel mahkemece önceki gerekçelere ek olarak, bozma kararında bulunan karşı oy yazısında da belirtildiği üzere davacının bu davayı açarken ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası yoksa da davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu, çünkü davalı ile sürekli bir niza ve çekişme içinde oldukları, bu hususun dosyada bulunan evrak ile de sabit olduğu, davacının ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası açılana kadar bu davayı açamaması hâlinde bir daha bu davayı kanıtlama imkânı olan tanık delilinin ortadan kalkma ihtimaline binaen davayı açmada hukuki yararı olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, çekişme konusu davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan binanın ikinci katı hakkında davacının muhdesatın tespiti davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle hukuk yargılamasının amacı ve hukuki yarar kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Önsözler-Ramazan Arslan, Ankara 2009, s. VII). Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 tarihli ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 tarihli ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, s. 135). Mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönem içinde öğreti ve yargısal kararlar, dava açarken hukuki yararın bulunması gereğini, "dava şartı" olarak kabul etmiştir. Bu şart, "dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri" olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esası hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan "olumlu dava şartları" arasında sayılmaktadır (Aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E., 2011/352 K., 01.02.2012 tarihli ve 2011/10-642 E., 38 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir). 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada hâlen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 297). Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir. Bilindiği üzere mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır. Eda davalarında, bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken; inşai (yenilik doğuran) davalar ile de var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukuki durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar. Tespit davaları ise, bir hakkın veya bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının yahut bir belgenin sahte olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır. Tespit davası, genel olarak 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinde düzenlenmiş olup, bunun dışında tespit davalarını düzenleyen bazı özel kanun hükümleri de bulunmaktadır (Örneğin; TMK m. 26, TTK m. 56/1-a). Tespit davası yolu ile mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilebilir, dolayısıyla konusunu yalnız hak veya hukuki ilişkiler oluşturur. Bir hukuki ilişki için önemli olsalar bile maddi vakıalar (olaylar ve olgular) yalnız başına tespit davasının konusunu oluşturamazlar (HMK m. 106/3). Aynı şekilde, kaybolması veya başvurulma olanağının kalmaması nedeniyle, henüz incelenme zamanı gelmeden başvurulan, bir anlamda güvence altına alınmasını amaçlayan delil tespiti (HMK m. 400-405) ile tespit davasının birbirine karıştırılmaması gereklidir. Nitekim, 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesine ilişkin gerekçesinde "Tespit davaları, uygulamada sıkça müracaat edilen bir dava türüdür. Çoğu kere de bir geçici hukuksal koruma türü olan delil tespiti kurumuyla karıştırılmaktadır. Bu genel tanımlama ile tespit davasının hukukumuzda caiz olduğu ve delil tespitinden tümüyle farklı bir kurum olduğu hususuna, uygulamada duyulan tereddüt giderilmek suretiyle açıklık kazandırılmıştır" şeklindeki açıklamaya yer verilerek, devamında maddi vakıaların tek başına tespiti istenildiği takdirde tespit davasına değil, delil tespiti kurumuna başvurulması gerektiğine işaret edilmiştir. Tespit davalarında davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hak veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, hak veya hukuki ilişkinin varlığı yahut yokluğu tespit davası açılabilmesi için yalnız başına yeterli değildir. Bundan başka, tespit davasının dinlenebilmesi (esasına girilebilmesi için), konusunu oluşturan hak veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının korunmaya değer güncel bir hukuki yararının bulunması gerekir (HMK m. 106/2). Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1) Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (m. 106/2) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davasında; eda davasından ve inşai davadan farklı olarak, davacının böyle bir menfaatinin bulunduğu varsayılmaz. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın, ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkâr ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır (Arslan, R./ Yılmaz, E./ Taşpınar Ayvaz, S.: Medeni Usul Hukuku , Ankara 2017, s.287). Bu doğrultuda, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden birisi ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur (Arslan / Yılmaz/ Taşpınar Ayvaz, s. 296-297). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.05.2013 tarihli ve 2013/22-561 E., 2013/733 K. ile 01.02.2012 tarihli ve 2011/10-642 E., 2012/38 K. sayılı kararı sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Tespit davasının konusunun hak veya hukuki ilişki olması ve davacının tespit davası açmakta güncel hukuki yararının bulunması dava şartıdır (HMK m. 114/1-h). Açılan tespit davasında, bu iki şartın birlikte bulunup bulunmadığı, diğer dava şartlarında olduğu gibi, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekmekte olup, bu şartların bulunmaması hâlinde mahkemece esas hakkında incelemeye girmeden, davayı usulden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekmektedir. Davaya konu uyuşmazlık muhdesatın tespiti istemine ilişkin olup, istemde hukuki yararın bulunup bulunmadığının irdelenmesine gelince; Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (TMK m. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK m. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK m. 722, 724, 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. TMK’nın 1012. maddesi hükmüne göre; malikin rızasıyla, kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamalar, Tapu Sicil Tüzüğünün belirlediği ayrık durumlar ve özel kanun hükümlerinde saklı hâllerde tapu kütüğünün beyanlar hanesine muhdesatla ilgili şerh verilebilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için Türk Medeni Kanunu veya ilgili özel yasalarda bir düzenlemenin bulunması gerekir. Yukarıda ifade edildiği üzere, tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (HMK m. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması, Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün uygulanma imkânının bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığı altında somut olaya gelince; davacı 11.11.2010 tarihinde satış yoluyla davalı adına tescil edilen taşınmaz üzerindeki binanın ikinci katının kendisi tarafından yaptırıldığının ve ona ait olduğunun tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesini istemiştir. Tapu kaydına göre malik olmayan davacının, dava sonucunda elde edeceği kararın, karşılaştığı tehdidi ortadan kaldırmaya elverişli olmadığı, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre eda davasına ilişkin talepte bulunma imkânının mevcut olduğu, aynı zamanda öğretide kabul edilen muhdesatın tespiti davalarının görülebilme şartlarının somut olayda gerçekleşmediği anlaşıldığından davacının muhdesatın tespiti davasını açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, şahsi hak niteliğinde olan muhdesatın davacı tarafından kullanılmasının taşınmazı satın alan davalı tarafından engellenmesi nedeni ile şahsi hakkın varlığının tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesinin istenildiği, şerh verilmesi istemi ile talebin edayı da kapsadığı, bu konuda karar verilmemiş olmasının davanın niteliğini değiştirmeyeceği, muhdesatın kullanımına engel olunduğuna göre güncel hukuki yararının bulunduğu, muhdesata bağlı olarak üst veya oturma haklarının doğabileceği, diğer mirasçıların davaya müdahale taleplerinin bulunmasının tarafların miras haklarına ilişkin uyuşmazlığın da mevcut olduğunu gösterdiği, davacının şahsi hakkı olan muhdesatı kullanmada güncel hukuki yararı olduğu gibi gelecekte doğacak eda niteliğindeki uyuşmazlıklarda da önem arz edeceği, zira tespit davalarının eda davalarının öncüsü olduğu ve 6100 sayılı HMK'nın sistematiğinde eda davası açılabilecek durumlarda dahi tespit davası açılabileceğinin kabul edildiği gerekçeleriyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının açıklanan genişletilmiş gerekçe ve Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 22.10.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşme sonucunda oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY 1. Somut olayda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında temel uyuşmazlık, davacı kardeşin annesi tarafından diğer davalı kardeşe satış yolu ile devredilen ve davalı adına kayıtlı çekişme konusu taşınmaz üzerinde bulunan binanın 2. katı hakkında davacının muhdesatın tespiti davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. Davacının açtığı muhdesatın tespiti ve tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi istemi üzerine yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda “taşınmazın üzerinde yapılan bodrum ve iki kattan ibaret kargir evin sadece ikinci katının davacı … tarafından meydana getirildiğinin tespitine, fen bilirkişisinin 06/12/2011 tarihli raporunun karar ekinden sayılmasına” dair kararın davalı tarafından temyizi üzerine Özel Daire tarafından “davanın, muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkin olduğu, 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinin 2. fıkrası gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu davanın görülemeyeceği, hukuki yararın dava koşulu olduğu, dava konusu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası açılabilmesine imkân tanıyan HUMK'un 567 ve Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkân olmadığı gözetildiğinde davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı, Mahkemece, hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu” gerekçeleriyle hükmün oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir. 3. Bozma üzerine yerel mahkemenin “davacının bu davayı açarken ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası yoksa da davayı açmada hukuki yararı bulunduğunu, çünkü davalı ile sürekli bir niza ve çekişme içinde olduklarını, bu hususun dosyada bulunan evraklar ile de sabit olduğunu, davacının ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası açılana kadar bu davayı açamaması hâlinde bir daha bu davayı kanıtlama imkânı olan tanık delilinin ortadan kalkma ihtimaline binaen davayı açmada hukuki yararı olduğu” gerekçesi ile verdiği direnme kararının temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesi de benimsenerek “davacının bu davayı açmada güncel bir hukuki yararı olmadığı” gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 4. Çoğunluk görüşünün normatif düzenlemelere, hak arama özgürlüğüne ve özellikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun getirdiği sistem ve ilkeler ile kanunun gerekçesine uygun olmadığı düşüncesindeyiz. Zira; 4.1. Normatif düzenlemeler: 4.1.1. Anayasa: Madde 36. “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” 4.1.2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu: Madde 106. (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Madde 107 Gerekçesi: “Eda davasının açılabildiği hallerde tespit davası açılamaz yollu önermenin hak-arama özgürlüğünün ulaştığı kapasite ve hukuki yarar koşulunun muhtevası karşısında geçerliliği yoktur”. 4.1.3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu. Madde 684. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (1). Madde 722. Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur(1). Madde 823. Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir (1). Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır (3). Madde 826. Bir taşınmaz maliki, üçüncü kişi lehine arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurabilir(1). Aksi kararlaştırılmış olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara geçer (2). Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst hakkı, sürekli niteliktedir (3). 4.1.4. 3402 sayılı Kadastro Kanunu: Madde 19. “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir (2). 5. Kavramlar ve açıklamalar: 5.1. Dava hakkı, kişinin yargı organı önünde anayasal hak arama özgürlüğünün (Anayasa Mad.36) doğal sonucudur. 5.2. Tespit davası, eda davasının öncüsü niteliğindedir; bu nedenle tespit davasında elde edilen hüküm daha sonra açılan eda davasında (konusuyla sınırlı olarak) kesin delil oluşturur (Yılmaz, E. HMK Şerhi. Cilt.II. s:1587). Tespit davaları ise bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesidir. Tespit davasında sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir, diğer bir anlatım ile davalının varlığını inkar ettiği ilişkinin var olduğu veya yokluğunu inkar ettiği hukuki ilişkinin yok olduğu kesin olarak hükme bağlanır (Kesin hüküm etkisi). Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, Ramazan; aktaran: Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII). Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada hâlen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan sözedilebilir. Tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkar ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır. Davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehlike ile tehdit edilmelidir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar. Söz konusu bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun, davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır (Hanağası, Emel:…e, s.133 vd, Y. 10. HD. 25.01.2013 gün ve 2012/21971 E, 2013/936 K.). 5.3. Muhdesat; 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda "muhdesat" kavramından bir arazi üzerinde arzın malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Muhdesat sahibi, bu hak ortadan kalkıncaya değin hakkını kendisi kullanabilir, kiraya da verebilir. Muhdesat hakkı, sahibi ya da mirasçılarının istemi üzerine düzenlenen yazım (tescil) istem belgesiyle, karşılığı alınarak ya da karşılıksız elçekme yoluyla, tapu kütüğünden düşürülebilir. 5.4. Üst hakkının konusunu yalnızca taşınmaz yapılar oluşturmaktadır. Üst hakkı ile arazinin mülkiyeti malikte kalır ancak araziye inşa edilen taşınmaz irtifak hakkı sahibinin kabul edilir. 6. Sonuç: Somut uyuşmazlıkta tarafların annesine ait olan ve üzerinde bina olan taşınmazın, anne tarafından davalı oğula satılması üzerine, davacı diğer oğul binanın kullanımı ile ilgili anlaşmazlık çıkması üzerine ikinci katının kendisi tarafından yapıldığını ileri sürerek muhdesatın tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesini talep etmiştir. Aslında talep bu şekli ile tespit yanında şerh verilmesi istemi ile edayı da kapsamaktadır. Taşınmaz Kadastro gördüğü için beyanlar hanesine şerh olanağı daha önce ortadan kalkmıştır. Mahkemece şerh konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş ise de bu konuda karar temyiz de edilmemiştir. Ancak bu davanın niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Davacı şahsi hak niteliğinde olan muhdesatın kullanılmasının taşınmazı satın alan davalının engellemesi nedeni ile bu şahsi hakkın varlığının tespitini istemektedir. Muhdesatın kullanımına engel olunduğuna göre güncel hukuki yararı vardır. Ayrıca yukarda açıklandığı gibi muhdesata bağlı olarak üst veya oturma hakları da doğacaktır. Kaldı ki annenin taşınmazı davalıya satması üzerine dava açan davacı dışında, diğer mirasçılar da davaya müdahil olmuşlar, ancak davanın niteliği gereği bu müdahillik kabul edilmemiştir. Bu müdahale tarafların miras haklarına ilişkin bir uyuşmazlığın da olduğunu göstermektedir. Davacının şahsi hakkı olan muhdesatı kullanmada güncel bir hukuki yararı olduğu gibi gelecekte doğacak eda niteliğinde uyuşmazlıklarda da bu tespit önemli olacaktır. Zira tespit davası, eda davasının öncüsüdür ve 6100 sayılı HMK’nın sistematiğinde, hak arama özgürlüğünün geldiği durum neden ile “eda davası açılacak durumlarda dahi tespit davası açılabileceği” kabul edilmiştir. Açıklanan gerekçeler ile davacının muhdesatın tespiti davası açmasında hukuki yararı bulunduğundan Sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozmasına katılınmamıştır.

Taşınmaz üzerinde paydaşlardan biri tarafından yıllar önce yapılan bir bina bulunsa dahi, devam eden bir ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma süreci olmaksızın sırf ileride sorun yaşamamak amacıyla dava açıldığında hukuki yarar şartı gerçekleşmediğinden mahkemelerce esas incelemesine geçilmeden ret kararı verilir. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2015/19267 Esas, 2015/22213 Karar sayılı ilamına konu somut olayda, taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasının satış istemi içermeyip yalnızca aynen taksime ilişkin olması karşısında, satış istenmemesi nedeniyle davacının muhdesatın tespiti davası açmasında güncel hukuki yararının bulunmadığı ve davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/19267, K. 2015/22213Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2015/19267 E.  ,  2015/22213 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kırıkhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 09/01/2014 NUMARASI : DAVACI : M.. E.. DAVALI : D.. E.. DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti M.. E.. ile D.. E.. aralarındaki Muhdesatın Tespiti davasının kabulüne dair Kırıkhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 09.01.2014 gün ve … sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, dava konusu … parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ev ve ahırın davacı tarafından yaptırıldığı ve etrafının tel örgüyle çevrildiğini açıklayarak, ev, ahır ve tel örgü ile tesviyesi yapılan mudesatın dava tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın bir kısmının mirasbırakan, bir kısmının davacı tarafından yaptırıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm; davalı tarafından temyiz edilmiştir. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukuku'nda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması(6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı .//.. kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir(HMK 114/1-h, 115 m.) Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. Somut olaya gelince; taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin Kırıkhan Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/… Esas, 2014/… Karar sayılı dosyanın incelenmesinde; davacı (muhdesatın tespiti dosyasında davalı) D.. E..'in 19.03.2014 tarihli yargılama oturumunda; 326 parsel sayılı taşınmazın satılmasını istemediğini, sadece eğer taksim olacaksa payıma düşen kısmı istediğine ilişkin beyanda bulunduğu, Mahkemece, taşınmazın aynen taksiminin mümkün olmadığı, satışın da taraflar açısında istenmediği açıklanarak davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Taraflar arasındaki güncel hukuki yarara esas ortaklığın giderilmesi davası aynen taksime ilişkin olup, satış istenmemiştir. Bu durumda, davacının muhdesatın tespiti davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı, bir başka deyişle dava şartının gerçekleşmediği dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerle anlaşılmıştır. Davacının dava konusu parsel üzerindeki muhdesat yönünden tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı dikkate alınarak davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek hüküm kurulması doğru olmadığından, usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 250,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Davada Taraflar ve Husumet

Davacı, muhdesatın kendisi tarafından meydana getirildiğini veya kendisine ait olduğunu ileri süren kişidir. Bu kişi çoğunlukla taşınmazın paydaşlarından biri olmakla birlikte somut durumun özelliğine göre mirasçı veya muhdesatı meydana getiren kişi de olabilir. Davalılar ise muhdesatın davacıya ait olduğunu kabul etmeyen diğer taşınmaz malikleri ya da paydaşlarıdır. Yargılamada husumetin yanlış yöneltilmesi davanın reddedilmesine veya taraf teşkili eksikliği sebebiyle yargılamanın uzamasına yol açabilir.

Tapu maliklerinden biri muhdesatın davacı tarafından yapıldığını açıkça kabul ediyorsa, bu kişi bakımından hukuki uyuşmazlık bulunmadığından ona karşı dava açılmasına hukuki ihtiyaç yoktur. Buna karşılık, muhdesatın aidiyeti konusunda herhangi bir beyanda bulunmayan veya sessiz kalan malikler yönünden uyuşmazlık devam ettiğinden bu kişilerin davaya dahil edilmesi gerekir. Bu çerçevede dava; aidiyeti açıkça reddeden, bu konuda beyanda bulunmayan ve aidiyet hususunda ihtilaf yaratan bütün tapu maliklerine karşı yöneltilmelidir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/2404 Esas, 2024/3245 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, taşınmaz üzerindeki bina veya ağaç gibi bütünleyici parçaların taşınmazın paydaşlarına değil de üçüncü bir şahsa ait olduğunun anlaşılması hâlinde, bu üçüncü kişiyi muhdesat sahibi sıfatıyla davaya dahil etmek ve kendisine satış bedelinden pay vermek hukuken mümkün değildir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/2404, K. 2024/3245Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2024/2404 E.  ,  2024/3245 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/559 E., 2023/940 K. DAVA TARİHİ : 06.11.2014 KARAR : Davanın kabulü TEMYİZ EDENLER : Taraf vekilleri Taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar; davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Antalya ili, … ilçesi, … Kasabası, 793 ada 4 parsel sayılı taşınmazda, davalı ile müvekkilinin birlikte hissedar olduklarını, ancak taşınmazın kullanımında ve paylaşımında anlaşamadıklarını ileri sürerek, taşınmazdaki ortaklığın aynen taksim, olmadığı takdirde satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; haksız ve dayanaksız davayı kabul etmediklerini, imar uygulaması nedeniyle davacıya taşınmazda hisse verildiğini, taşınmaz üzerindeki muhdesatların ise başından beri müvekkiline ait olduğunu belirterek; davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 04.05.2016 tarihli ve 2014/1015 Esas, 2016/394 Karar sayılı kararıyla; "…Davanın kabulüne, Antalya ili, … ilçesi, … Köyü, 793 ada, 4 parsel üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine…" karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 28/04/2021 tarihli ve 2018/5660 Esas, 2021/3136 Karar sayılı kararıyla; "… Somut uyuşmazlıkta; davalı … vekilinin, müvekkilinin 793 ada 4 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhdesatlarda hak sahibi olduğunu iddia ettiği, diğer paydaşın buna itiraz etmediği, mahkemece hükme esas alınan 16/12/2015 tarihli ek bilirkişi raporunda arz-muhdesat oranının gösterildiği ancak bilirkişi tarafından davalıya ait muhdesat değerinin muhdesat ve arz bedeli toplamına oranlanması gerekirken muhdesat bedeli ile davalının tapudaki payına ait arz bedeli toplamının, toplam değere oranlanmasının doğru olmadığı, bilirkişi raporu hatalı olduğu gibi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2. maddesine aykırı olarak muhdesata ilişkin mahkemece hüküm de kurulmadığı, Dairemizin yukarıdaki ilkeleri doğrultusunda oran kurulması konusunda bilirkişiden ek rapor alınarak satış bedelinin dağıtılmasında muhdesata isabet eden kısmın muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedelin ise payları oranında tüm paydaşlara (ortaklara) dağıtılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesinin doğru görülmediği…" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Temyize Konu Karar Mahkemenin başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…Taşınmaz üzerindeki yapının projesiz ve ruhsatsız olmasının idareyi ilgilendiren bir durum olması, mevcut haliyle yapının ekonomik değer taşıması sebebiyle satış bedelinin paylaştırılması aşamasında dikkate alınmasının zorunlu olduğu…" gerekçesiyle; davanın kabulüne, Antalya ili, … ilçesi, … Mahallesi, 793 ada 4 parselde kayıtlı taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine, satışın genel açık artırma yoluyla yapılmasına, satıştan elde edilecek bedelden öncelikle, …'a ait muhdesatların değerinin taşınmazın toplam değerine oranı olan % 50,30 oranında paranın muhdesat sahibi olan …'a verilmesine, geri kalan paranın tapu kaydındaki payları dikkate alınmak suretiyle paydaşlara dağıtılmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; ruhsatsız yapının davalıya ait olduğu hususu ihtilafsız ise de, yapının ruhsatlanması mümkün olmadığından ekonomik değere sahip olduğu kabul edilerek Mahkemece kurulan hükmün hatalı olduğunu, ana taşınmazın m² fiyatının düşük hesaplandığını, fahiş değer biçilen muhdesatın ruhsata bağlanıp bağlanamayacağı hususunun değerlendirilmediğini, zira imara aykırı yapının taşınmaza değer katamayacağını belirterek; hükmün bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili; bozma sonrasında ek rapor alınarak karar verilmesi yerine yeniden keşif yapılmasının bozma ile oluşan usuli kazanılmış haklarını ihlal ettiğini, satış sonrası elde edilen bedelin tarafların payları oranında ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde dağıtımı hususunun hükümde net olmadığını belirterek; hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; ortaklığın satış suretiyle giderilmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin ve davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İncelenen dosya kapsamına göre yukarıda açıklandığı üzere; ortaklığın giderilmesi istemli davalarda; paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç vs. gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibarıyla arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği yüzdelik (%…) oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesi de bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında muhdesat sahibi paydaş da dahil olmak üzere tüm paydaşlara (ortaklara) payları oranında dağıtılır. 3. Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir. 4. Somut olaya gelince; hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmaz üzerindeki söz konusu muhdesatın aidiyetinin adı geçen davalıda olduğu ve davacı paydaşın muhdesat üzerinde hak iddia etmediği anlaşılmıştır. 5. Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan 06.02.2023 tarihli hükme esas bilirkişi raporunda ise muhdesat oranı usulüne uygun şekilde hesaplanarak, muhdesata isabet eden (muhdesat sahibi paydaşa ait) kısıma ilişkin olarak "%34,54" muhdesat oranı tespit edilmiştir. Ancak tespit edilen bu muhdesat oranına rağmen bilirkişi raporuna aykırı olacak şekilde Mahkemece "%50,30 oranında paranın muhdesat sahibi olan …'a verilmesine" karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca Mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir. 6. Öte yandan temyiz incelemesi sırasında; UYAP Takbis sistemi üzerinden dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydı kontrol edilmiş, 23.02.2021 tarihi itibarıyla 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22-a maddesi gereğince tapu kaydının yenileme görerek dava konusu 793 ada 4 parselin pasif hale geldiği, 1152 ada 3 parsel sayılı aktif kayıt olarak taşınmazın ada ve parsel numarasının yenilendiği anlaşılmıştır. Mahkemece pasif hale gelen tapu kayıtları üzerinden infaza uygun olmayacak şekilde hüküm kurulması doğru olmasa da bu husus mahallinde düzeltilebilecek bir maddi hata olarak görüldüğünden, Dairemizce hataya işaret edilmekle yetinilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Yukarıda V-C-3-5 inci bentte açıklanan nedenlerle; davacı vekili ve davalı vekilinin Mahkeme kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile hüküm fıkrasının "4" numaralı bendindeki "%50,30" ibarelerinin hükümden çıkartılarak yerine bilirkişi raporunda belirtildiği gibi "%34,54" ibarelerinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Taşınmazın niteliği, tarafların tacir olup olmaması veya uyuşmazlığın ekonomik değeri genel görev kuralını değiştirmez; kanunda aksine özel düzenleme bulunmadığından dava Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür.

Yetki bakımından taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Uyuşmazlığın doğrudan taşınmazın hukuki durumuyla ilgili olması, mahkemenin gerektiğinde keşif yapabilmesi ve bilirkişi aracılığıyla yerinde inceleme gerçekleştirebilmesi kesin yetki kuralının gerekçesini oluşturur. Kesin yetki kuralı gereğince tarafların anlaşma yoluyla başka bir mahkemeyi yetkili kılması mümkün değildir.

İspat Kuralları ve Delillerin Değerlendirilmesi

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarında genel ispat kuralları geçerlidir. Davacı, muhdesatın kendisi tarafından meydana getirildiğini veya ekonomik olarak kendisine ait olduğunu ispat etmek zorundadır ve ispat yükü davacı üzerindedir. Mahkeme değerlendirme yaparken tek bir delille bağlı olmayıp uyuşmazlığın özelliğine göre hukuka uygun her türlü delilden yararlanabilir.

İspat sürecinde mahkemelerce resmi ve özel nitelikli muhtelif kayıtlar incelenmektedir. Bu çerçevede kadastro ve tapu evrakları, idari ruhsat ve yapı kullanma izin belgeleri, mimari çizimler, taraflar arasındaki yapım sözleşmeleri ile malzeme ve işçilik harcamalarına ilişkin faturalar dikkate alınır. Bunların yanı sıra su, elektrik ve doğal gaz gibi altyapı abonelikleri, vergi tarh kayıtları, eski dönemlere ait hava ve uydu çekimleri, fotoğraflar, mahalli tanıkların ifadeleri ve bilirkişi incelemeleri uyuşmazlığın aydınlatılmasında başvurulan başlıca vasıtalardır.

Uzun yıllar önce inşa edilen yapılarda yazılı belge bulunmaması sık karşılaşılan bir durumdur. Bu gibi hâllerde tanık anlatımları, yapı yaşına ilişkin bilirkişi incelemeleri ve diğer dolaylı deliller birlikte değerlendirilerek sonuca varılır. Mahkeme, gerektiğinde keşif icra ederek yapının niteliğini, ekonomik değerini ve inşa tarihini teknik bilirkişiler aracılığıyla tespit ettirebilir.

Ruhsatsız Yapıların Durumu ve İmar Mevzuatı

Bir yapının ruhsatsız olması tek başına onun muhdesat niteliğini ortadan kaldırmaz. Yapı, taşınmazla sürekli şekilde bütünleşmiş ve bütünleyici parça vasfı kazanmışsa teknik anlamda muhdesat olarak değerlendirilir.

Ancak bir yapının teknik bakımdan muhdesat kabul edilmesi, onun mutlak ve tam bir hukuki koruma elde edeceği sonucunu doğurmaz. İmar kurallarına aykırı inşa edilen yapıların resmi kayıtlara tescili, ruhsatlandırılabilmesi, ekonomik değer takdiri ve hukuki himaye sınırları imar mevzuatının emredici kuralları uyarınca müstakilen ele alınır. Bu sebeple bir yapının muhdesat olarak kabulü ile imar mevzuatından kaynaklanan yaptırımlar birbirinden ayrı değerlendirilen iki farklı hukuki konudur.

Ortaklığın Giderilmesi ve Kamulaştırma Süreçlerindeki Hukuki İşlev

Müşterek veya iştirak halindeki bir taşınmazda paydaşlardan birinin kendi imkânlarıyla bina yapması durumunda, eser teknik olarak o paydaşça meydana getirilmiş olsa dahi arazinin mütemmim cüzü vasfını alır ve müstakil mülkiyet bahşetmez. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma evresinde yapının yarattığı ekonomik karşılığın hak sahibine ödenebilmesi gayesiyle aidiyetin tespiti davasına başvurulabilir. Kamulaştırma safhasında idarenin belirleyeceği bedel salt zeminden ibaret kalmayıp üzerindeki yapı, tesis veya dikili ağaçların bedelini de kapsar. Muhdesatın zemin maliklerinden ayrı bir kişiye ait olduğu hukuken ispatlandığında, yapı bedelinin hakiki hak sahibine aktarılmasında tespit ilamı belirleyici rol oynar. Benzer şekilde 6306 sayılı Kanun çerçevesindeki kentsel dönüşüm tatbikatlarında da bağımsız bölümlerin paylaştırılması, hak sahipliğinin tayini ve bedel dengesinin sağlanması bakımından muhdesatın kimin tarafından meydana getirildiğinin bilinmesi muhtemel ihtilafların çözüme kavuşturulmasını kolaylaştırır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2018/4780 Esas, 2019/3310 Karar sayılı ilamına göre, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin davalarda taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parçaların kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık bulunması ve bazı paydaşların bunlar üzerinde hak iddia ederek öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesini istemeleri hâlinde, o paydaşa görevli mahkemede dava açmak üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi uyarınca uygun bir süre verilmelidir. Mahkemece verilen süre içinde tespit davası açılırsa sonucu beklenmeli; süresi içinde dava açılmazsa o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi ortaklığın giderilmesi davasına devam edilmelidir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2018/4780, K. 2019/3310Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2018/4780 E.  ,  2019/3310 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 02.04.2014 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.06.2018 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _ K A R A R _ Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir. Davacı vekili, 140 ada 2 parsel ve aynı yer 140 ada 30 parsel ve 140 ada 32 parsel sayılı taşınmazların paylaşımı konusunda anlaşma sağlanamadığını, dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan 2 adet yapının davacıya ait olduğunu, satış yolu ile ortaklığın giderilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı ile davalı arasında rızai taksim sözleşmesi yapıldığını, taşınmaz üzerinde davalının rızası alınmaksızın 2 adet kaçak ev yapıldığını, bu evlerden birinin dava dışı … ’a ait olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine Dairemizin 22/11/2017 tarih ve 2015/18690 Esas, 2017/8695 Karar sayılı kararı ile “..dava konusu 140 ada 2, 30 ve 32 parsel sayılı taşınmazlarda bina, 30 ve 32 parsel sayılı taşınmazlarda bina dışında muhtelif ağaçlar bulunduğu, muhdesatla ilgili paydaşlar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığından bilirkişi raporunda belirlenen muhdesat oranına göre hüküm kurulması, muhdesat oranının açıkça hüküm sonucunda gösterilmesi; satış bedelinin bu oranlara göre paydaşlara ödenmesi; yargılama gideri, vekalet ücreti ve harcın bu oranlara göre paydaşlara yüklenmesi gerekirken, infazda tereddüt doğuracak şekilde, bilirkişi raporuna atıfta bulunularak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerektiği..” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 140 ada 2 parsel, aynı yer 140 ada 30 parsel, aynı yer 140 ada 32 parsel sayılı taşınmazlar için açılan davanın kabulü ile; taşınmazların aynen taksimi mümkün olmadığından adı geçen taşınmazların üzerindeki ortaklığın var ise üzerindeki tüm muhdesat ve yükümlülükleri ile birlikte satış suretiyle giderilmesine, … İlçesi, … Köyü … mevkii, 140 ada 2, 30, 32 parsellerde kayıtlı arsa ve ağaç bedellerinin hisselere göre dağılımının; … oğlu …'a 1/2 hisse oranında; satış bedelinden alacağı oranın %50 oranda 7.184,00TL satış bedeli olduğu, … oğlu …'a da 1/2 hisse oranında, satış bedelinden alacağı oranın %50 oranda 7.184,00TL satış bedeli olduğu ile … İlçesi, … Köyü, … mevki 140 ada 2 parsellerde kayıtlı cephesi kırmızı boyalı bina ve arsası ile 140 ada 30, 32 parsellerde kayıtlı bina ve arsa+ağaç bedellerinin hisselere göre dağılımının ise; … oğlu …'a %98,45 oranında; 458.230,75TL toplam alacağı ile … oğlu …'a %1,55 oranında; 7.184,00TL toplam alacağı ile toplam değerin 465.414,75TL olduğuna karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç v.s. gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği yüzdelik (%…) oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesi de bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır. Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir. Paydaşlığın (ortaklığın) satış suretiyle giderilmesine ilişkin davalarda taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç v.s. gibi bütünleyici parçaların (muhdesat) kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık olup da bunlar üzerinde bazı paydaşların (ortaklar) hak iddia etmeleri ve öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesini istemeleri halinde o paydaşa görevli mahkemede dava açmak üzere HMK'nın 165. maddesi uyarınca uygun bir süre verilmelidir. Mahkemece verilen süre içerisinde dava açıldığı takdirde sonucunun beklenmesi, açılmadığı takdirde o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekir. Somut olayda; mahkemece her iki muhdesatın davacıya ait olduğu kabul edilerek hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı … oğlu …’a satış bedelinden yüzde 98,45 oranında pay verilmiş ise de; davalı … yargılamanın başından itibaren dava konusu 140 ada 2 parsel üzerinde bulunan kırmızı renkli binanın 3. kişiye ait olduğunu iddia etmektedir. Davacı ise hem 140 ada 30 ve 32 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan sarı renkli binanın, hem de 140 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan kırmızı renkli binanın kendisine ait olduğunu belirtmektedir. Bu durumda dava konusu binalardan sarı renkli olanın davacıya ait olduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamakla birlikte kırmızı renkli binanın davacıya ait olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Mahkemece HMK'nın 165. maddesi uyarınca görevli mahkemede dava açmak üzere davacıya uygun bir süre verilmesi, mahkemece verilen süre içerisinde dava açıldığı takdirde sonucunun beklenmesi, dava açılmadığı takdirde o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi, sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 10.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Türk Medeni Kanunu'nun 1012. maddesi gereğince malikin rızası, kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamalar, Tapu Sicil Tüzüğü'nün belirlediği durumlar ve özel kanun hükümlerinin saklı tuttuğu hâllerde tapu kütüğünün beyanlar hanesine muhdesatla ilgili şerh verilebilir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/2404 Esas, 2024/3245 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, ortaklığın satış yoluyla giderilmesinde taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi unsurların kural olarak arzla birlikte satılması zorunludur. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara ait olduğu tapuda şerhle gösterilmişse veya tüm paydaşlar bu hususta ittifak ediyorsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa; dava tarihi itibarıyla arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir, toplanarak taşınmazın toplam değeri bulunur ve muhdesatın toplam değere isabet eden yüzdelik oranı belirlenir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/6322 Esas, 2019/4936 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere satış bedelinin paylaşımında maktu bir bedel yazılması doğru görülmeyip yüzdelik oranların gösterilmesi gerekir. Bu suretle satış bedelinden muhdesatın ekonomik değerine karşılık gelen oran muhdesat sahibi paydaşa bırakılır; kalan bölüm ise tapudaki payları oranında bütün paydaşlara dağıtılır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/6322, K. 2019/4936Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2016/6322 E.  ,  2019/4936 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.12.2014 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.01.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … ve … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir. Davacı vekili, 456 ada 7, 457 ada 10 ve 11, 458 ada 2 ve 3 ile 465 ada 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazlardaki ortaklığın öncelikle aynen taksim, mümkün olmadığı taktirde satış suretiyle giderilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılardan … ve … davanın reddini savunmuş, diğer davalı davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile, dava konusu taşınmazlardaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir. Hükmü, davalılar … ve … temyiz etmiştir. 1) Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalılar … ve …'nun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2)Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Mahkemece, paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde satışın nasıl yapılacağının ve satış bedelinin ne şekilde dağıtılacağının ve harcın taraflardan hangi oranlarda tahsil edileceğinin hüküm sonucunda gösterilmesi gerekir. Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç v.s. gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği yüzdelik (%…) oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesi de bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır. Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir. Somut olaya gelince; dava konusu 456 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında, taşınmaz üzerindeki evin …'na, 457 ada 10 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında ise taşınmaz üzerindeki evin …'na ait olduğu şeklinde muhdesat şerhinin olduğu anlaşılmış, mahkemece yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ile bu muhdesat şerhlerine göre oranlama yaptırılmıştır. Bu durumda mahkemece, satış bedelinin paylaşımında muhdesat oranlarının yazılması gerekirken, binaya düşen bedelin muhdesat sahibine verilmesi şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiş ise de bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu yönde düzelterek onama kararı vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve …'nun diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve …'nun temyiz itirazlarının kabulü ile, hüküm sonucunun 2. bendi çıkarılarak, yerine "Trabzon ili Of ilçesi Yukarıkışlacık mah. 456 ada 7 parsel sayılı taşınmazın satış bedelinin % 38 'inin …'na aidiyetine, kalan bedelin tapu kaydındaki payları oranında paydaşlara dağıtılmasına" sözcükleri eklenerek ve hüküm sonucunun 3. bendi çıkarılarak, yerine "Trabzon ili Of ilçesi Yukarıkışlacık mah. 457 ada 10 parsel sayılı taşınmazın satış bedelinin % 25 'inin Reşat Koçbıyıkoğlu'na aidiyetine, kalan bedelin tapu kaydındaki payları oranında paydaşlara dağıtılmasına" sözcükleri eklenerek, hükmün HUMK'nun 438/7. maddesi gereğince DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 29.05.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi

Kamulaştırma mevzuatı açısından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca; tapusu başkasına ait bulunan, sahipsiz olan yahut zilyedi tarafından henüz iktisap edilmemiş arazilerin kamulaştırılmasında binalar için asgari enkaz ve levazım bedeli, ağaçlar için ise anılan kanunun 11. maddesi kıstasları gözetilerek belirlenen bedel fiili zilyede ödenmektedir. Aynı yasal düzenleme kapsamında, kamulaştırma bedelinin zilyet durumundaki kişiye ödenmiş olması, anılan taşınmaz üzerinde mülkiyet veya hak iddiasında bulunan kişilerin genel hükümlere başvurarak zilyet aleyhine bedele istihkak davası açabilme hakkını ortadan kaldırmaz.

2942 sayılı KAMULAŞTIRMA KANUNU m. 19Kaynağı aç
Madde 19 – (Değişik: 24/4/2001 – 4650/11 md.) İdare öncelikle, kamulaştırılması kararlaştırılan tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın, 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16 ncı maddesinde sayılan kamu mallarından olup olmadığını ilgili yerlerden sormak suretiyle tespit eder. İdarece yapılan bu araştırma sonucunda, kamulaştırılması kararlaştırılan tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16 ncı maddesinde sayılan kamu mallarından olmadığının, taşınmaz malın zilyedi mevcut olup da zilyetlikle iktisap iddiasında bulunulduğunun tespiti halinde, 9 uncu madde gereğince seçilen bilirkişiler marifetiyle mahallinde tahkikat yapar, delilleri toplar ve keyfiyeti bir tutanakla belirtir. Bu tutanakta, taşınmazın yüzölçümü, zilyedin kimliği, vergi kaydı, zilyetliğin başlangıç tarihi ve süresi, mülkiyeti kazanma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirtilir. İdarece hazırlanan ve 10 uncu madde uyarınca toplanılan belgelerin tamamı, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine verilerek, taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin peşin veya kamulaştırma bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesi istenir. Mahkeme, taşınmaz malın kamulaştırma bedelini 10 uncu maddede belirtilen usulde ve sürede tespit eder. Mahkeme, idarece verilen bilgi ve belgelerden, zilyedin kamulaştırma tarihinde taşınmaz malı Türk Kanunu Medenisi hükümleri dairesinde ve zilyetlikle iktisap etmiş olduğunu belirtmeye yeterli gördüğü takdirde, kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin bilirkişi raporunu idareye, bu raporla birlikte idarece verilen diğer belgeleri tespit edilen zilyede tebliğ eder. Ayrıca taşınmaz malın durumu, o yerine en büyük mal memuruna bildirilmekle beraber, taşınmaz malın bulunduğu yerde çıkan bir yerel gazete ve bir internet haber sitesi ile Türkiye genelinde yayımlanan bir gazetede en az birer defa ilan edilir.[22] İlanda: a) Taşınmaz malın bulunduğu yeri, mevkii, sınırı, miktarı, b) Zilyedin kimliği, c) Kamulaştırma bedelinin yatırılacağı banka, d) Konuya ve taşınmaz malın değerine ilişkin tüm savunma ve delillerin, ilan tarihinden itibaren on gün içinde mahkemeye yazılı olarak bildirmeleri gerektiği, e) Hak sahiplerinin son ilandan itibaren bir ay içinde itiraz etmedikleri takdirde, kamulaştırma bedelinin zilyede ödeneceğine karar verileceği, Belirtilir. Son ilandan itibaren otuz gün içinde Hazine veya üçüncü bir kimse tarafından itiraz edilmediği takdirde, mahkemece kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen miktarın, peşin ve nakit olarak veya bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre taksitle kamulaştırma yapılmış ise, ilk taksidin yine peşin ve nakit olarak zilyet adına ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdare tarafından kamulaştırma bedelinin zilyet adına yatırıldığına dair makbuzun mahkemeye ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin zilyede ödenmesine karar verilir ve bu karar tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Bu müddet içinde Hazine veya üçüncü şahıslar tarafından itiraz edilmesi halinde ise, mahkemece, tespit edilen kamulaştırma bedelinin ileride hak sahipliğini ispat edecek kişiye ödenmek üzere idarece ilanda belirtilen bankada açılacak üçer aylık vadeli hesaba yatırılmasından sonra, taşınmaz malın idare adına tesciline karar verilir. Kamulaştırma bedelinin zilyede verilmiş olması, o taşınmaz malda hak iddia edenlerin genel hükümler dairesinde zilyet aleyhine, bedele istihkak davası açmak hakkını düşürmez. (Ek fıkra: 26/5/2004-5177/35 md.) Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir. DÖRDÜNCÜ KISIM Kamulaştırmada Boşaltma, Vazgeçme ve Geri Alma BİRİNCİ BÖLÜM Boşaltma Taşınmaz malın boşaltılması
Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası hangi hâllerde açılabilir?

Bu dava genel nitelikte her zaman açılamaz; taşınmaz hakkında derdest bir ortaklığın giderilmesi davasının, kamulaştırma işleminin, Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün uygulanma imkânının veya kentsel dönüşüm uygulamasının bulunması gibi somut ve güncel bir hukuki yararın varlığı hâlinde açılabilir.

Satış istenmeyen ve yalnız aynen taksim talep edilen davada tespit istenebilir mi?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2015/19267 Esas, 2015/22213 Karar sayılı ilamına konu somut olayda, dayanak ortaklığın giderilmesi davasında satış talep edilmeyip yalnızca aynen taksim istendiği tespit edilmiş ve satış istenmemesi nedeniyle tespit davası açılmasında güncel hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Dava sonucunda mahkemece muhdesatın davacıya ait olduğuna mı karar verilir?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/16790 Esas, 2016/14828 Karar sayılı ilamına göre, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince muhdesatın mülkiyetinin aidiyeti talebi meydana getirenin tespitini kapsar; güncel hukuki yararın varlığı ve iddianın ispatı hâlinde muhdesatın davacıya ait olduğunun değil, davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir.

Ruhsatsız yapılan binalar muhdesat niteliği taşır mı?

Bir yapının ruhsatsız olması tek başına onun teknik anlamda muhdesat niteliğini ortadan kaldırmaz; yapı taşınmazla kalıcı biçimde bütünleşmişse muhdesat kabul edilir, ancak imar hukukunun yaptırımları ayrıca değerlendirilir.

Muhdesatı davacının yaptığını kabul eden tapu maliklerine dava yöneltilmeli midir?

Tapu maliklerinden biri muhdesatın davacı tarafından yapıldığını açıkça kabul ediyorsa bu kişi yönünden hukuki uyuşmazlık bulunmadığından dava açılmasına hukuki ihtiyaç yoktur; dava aidiyeti reddeden, sessiz kalan veya ihtilaf yaratan maliklere karşı açılır.

Üçüncü kişiye ait bütünleyici parça için ortaklığın giderilmesi satış bedelinden pay verilebilir mi?

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/2404 Esas, 2024/3245 Karar sayılı ilamı uyarınca taşınmaz üzerindeki bütünleyici parçanın paydaşlara değil üçüncü bir şahsa ait olması hâlinde, bu kişinin muhdesat sahibi olarak davaya dahil edilmesi ve kendisine satış bedelinden pay verilmesi mümkün değildir.

Muhdesatın aidiyeti tespiti kararı cebri icra ile yerine getirilebilir mi?

Verilen tespit ilamı eda hükmü içermediğinden doğrudan cebri icra yoluyla yerine getirilemez; taşınmaz devri, tapu tescili, mülkiyet nakli veya yapının fiziken teslimi sonucunu doğurmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu