Tapuda Başkasının Adına Kayıtlı Taşınmazın Geri Alınması

by Avukat Erdal Ersoy
Tapuda Başkasının Adına Kayıtlı Taşınmazın Geri Alınması

Yolsuz Tescil ve Tapu Sicilinin Düzeltilmesi Davası

Tapuda hak sahibi görünmeyen ya da mülkiyeti geçerli bir hukuki nedene dayanmaksızın devralmış kişilere karşı tapu sicilinin düzeltilmesi davası açılır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1024. maddesi uyarınca, bağlayıcı bir hukuki işleme dayanmayan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tesciller yolsuz niteliktedir. Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir. Geçerli bir hukuki sebebe dayanmayan tescil işlemi, taşınmazın mülkiyetini kendiliğinden devralana kazandırmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1024Kaynağı aç
Madde 1024- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir. E. Terkin ve değiştirme I. Yolsuz tescilde

Tapu kütüğünün gerçek hak durumuna uyarlanmasını güvence altına alan Türk Medeni Kanunu'nun 1025. maddesi gereğince, bir ayni hakkın yolsuz tescil edilmesi, değiştirilmesi veya yolsuz terkin olunması durumunda hak sahipleri tapu sicilinin düzeltilmesini talep edebilir. Bu dava ile taşınmaz kaydının iptali ve adına haksız tescil bulunan şahıstan alınarak hak sahibi adına tescili sağlanır. Bununla birlikte kanun koyucu, sicile güvenerek hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişilerin ayni hak iktisaplarını ve zarara uğrayanların tazminat taleplerini saklı tutmuştur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1025Kaynağı aç
Madde 1025- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. II. Aynî hakların sona ermesi

Taşınmaz uyuşmazlıklarında sicilin güvenilirliği ile asıl malikin mülkiyet hakkı arasındaki denge üçüncü kişilerin niyetine göre belirlenir. Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi gereğince, tapu kaydına güvenerek iyi niyetle mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı kanunen korunur. Buna karşılık, tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişiler bu tescile dayanamaz; ayni hakkı ihlal edilenler tescilin yolsuzluğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı ileri sürebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1023Kaynağı aç
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. 3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı

Taşınmaz Devirlerinde Resmi Şekil Şartı ve Kesin Hükümsüzlük

Taşınmaz mülkiyetini devir borcu doğuran sözleşmelerin geçerliliği kanunun aradığı geçerlilik şartlarına uyulmasına bağlıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi uyarınca, taşınmaz satış sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için resmî şekilde düzenlenmesi zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri de resmi şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Buna karşılık önalım sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması geçerlilik için yeterli kabul edilmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 237Kaynağı aç
MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. B. Satış ilişkisi doğuran haklar I. Süresi ve şerhi

Sözleşmenin içeriğinin hukuka aykırı olması durumunda yaptırım kesin hükümsüzlüktür. Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi gereğince, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, kişilik haklarına, ahlaka aykırı olan veya konusu imkânsız bulunan sözleşmeler kesin olarak hükümsüz sayılır. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması diğerlerinin geçerliliğini etkilemese de, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 27Kaynağı aç
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. III. Aşırı yararlanma

Fiil Ehliyetsizliği Sebebiyle Tapu İptali ve İade Usulü

Taşınmaz devrinde tarafların tasarruf ehliyetine sahip bulunması kurucu bir gerekliliktir. Türk Medeni Kanunu'nun 13. maddesine göre; yaşının küçüklüğü, akıl zayıflığı, akıl hastalığı, sarhoşluk veya benzeri sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes Medeni Kanun'a göre ayırt etme gücüne sahiptir. Kanunun 15. maddesinde ise kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmıştır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13- Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. III. Fiil ehliyetsizliği 1. Genel olarak
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 15Kaynağı aç
Madde 15- Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz. 3. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar

Devir tarihinde temyiz kudretinin bulunup bulunmadığı resmi veriler ışığında açıklığa kavuşturulur. Yargılamada tapu müdürlüğündeki imza kayıtları, tedavi ve hastane evrakları ile taraf tanıklarının beyanları incelenerek devir tarihi itibarıyla kişinin temyiz kudretine sahip olup olmadığının belirlenmesi amacıyla dosya Adli Tıp Kurumuna sevk edilir. Adli Tıp Kurumunun hazırladığı tıbbi rapor doğrultusunda işlem tarihindeki ehliyet durumu kesin olarak saptanır.

İşlem tarihinde fiil ehliyeti bulunmayan kişinin gerçekleştirdiği hukuki işlemler batıl olduğundan, fiil ehliyetsizliği hukuksal nedenine dayanılarak açılan dava sonucunda tapu kaydının iptaline ve taşınmazın hak sahipleri adına tesciline karar verilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5515, K. 2025/3507Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/5515 E.  ,  2025/3507 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2756 E., 2023/2943 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/109 E., 2022/97 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, davalıların murisi …'dan 4 adet taşınmazı tapu memuru huzurunda yapılan işlemlerle ve satış tarihlerindeki rayiç bedellerini ödeyerek satın aldığını, bilahare muris tarafından açılan ve vefatı üzerine davalı mirasçılar tarafından devam edilen tapu iptali ve tescil davası sonunda, murisin ehliyetsiz olması sebebiyle davanın kabulüne dair verilen kararın kesinleştiğini, müvekkilinin devir tarihlerinde murisin ehliyetsiz olduğunu bilebilecek durumda olmadığını, taşınmazlar davalılar adına tescil edilmesine rağmen müvekkilinin geçersiz sayılan sözleşmeler sebebiyle ödediği satış bedellerinin ise iade edilmediğini, müvekkilinin bu taşınmazlar için ödediği bedel kadar davalıların zenginleştiğini ileri sürerek; taşınmazların davalılar adına tescil edildiği tarihteki rayiç değerlerinin tespiti ile şimdilik 50.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacı tarafın haksız yollarla elde ettiği vekaletnameleri kullanarak ve murisin hastalığından faydalanarak yaptığı hukuka aykırı işlemler ile yıllarca haksız kazanç elde ettiğini, davaya konu edilen taşınmazlar haricinde de murisin başkaca taşınmazlarının davacı tarafından hileli yollarla başkalarına satıldığını, satış bedellerinin ödendiği iddiasının hukuken geçerli bir belge ile ispatının gerektiğini, bu konuda tanık dinlenemeyeceğini, yalnızca ehliyetsizlik nedeniyle değil aynı zamanda vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle de açılan tapu iptali ve tescil davasının kabulüne karar verildiğini, dava konusu edilen … Mahallesi 42 pafta, 43 ada 41 parselde kayıtlı 1.700,00 m² yüz ölçümlü bahçeli ev ve ahır vasfındaki taşınmazın 1/5 hissesinin davacı tarafından murise vekaleten 3. bir kişiye satıldığını, sonrasında bir ay geçmeden 3. kişi tarafından davacıya tapuda satış göstermek suretiyle devredildiğini, bu taşınmaz yönünden satış bedelinin ödenmemiş olması hususu da dikkate alınarak tapu iptal ve tescil kararı verildiğini, davacının taşınmazlar için herhangi bir bedel ödemediğini, aksine murisin emekli maaşının dahi davacı tarafça harcandığını, aksinin kabulü halinde ise takas haklarını kullanmak istediklerini savunarak, davanın reddini istemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerek tapuda yapılan işlemlerin ve gerekse murisin davacıya verdiği vekaletnamelerin murisin ehliyetsizliği karşısında hukuken yok hükmünde oldukları, işlem tarihlerinde ehliyetsiz olan murisin ortaya kabule şayan bir irade beyanı koyabilmesinin mümkün olmadığı, bu durumda bu belgelerde yazılı olan ve murise yapıldığı belirtilen ödemelere de itibar edilemeyeceği, davacının murise bu taşınmazlarla ilgili ödeme yapmış olduğu iddiasını ispatlaması gerektiği, her bir taşınmaz yönünden ödendiği iddia edilen bedellerin tanıkla ispat sınırının üstünde kaldığı, davacı tarafça ispata yarar yazılı bir delil de sunulamadığı, davacı tarafça yemin deliline dayanılmış ise de, yemine konu vakıanın kendilerinden sadır olmaması karşısında davalılara bu hususta yemin de teklif edilemeyeceği, tappu iptali ve tescil davasının görüldüğü Çorlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/398 Esas sayılı dava dosyasında bulunan delillere ve muris ile arasındaki ilişkiye göre davacının, murisin ehliyetsiz olduğunu bilebilecek durumda olmadığı yönündeki iddiasına da itibar edilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; muris tarafından tapuda yapılan satış işleminin ehliyetsizliği nedeniyle geçersiz olduğu, davacı eldeki davayla tapuda yapılan satış nedeniyle fiil ehliyetine sahip olmayan murise ödeme yaptığını ileri sürmüş ise de, murisin fiil ehliyetine sahip olmaması nedeniyle borç altına giremeyeceği hususunun kesinleştiği, murise ödeme yapıldığının geçersiz kılınan tapu akit tablosu haricindeki belgeyle de ispat edilemediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; müvekkilinin taşınmazların tamamını tapu memuru huzurunda yapılan işlemler sonucunda ve satış tarihindeki rayiç bedeli ödeyerek satın aldığını, devir tarihinde murisin ehliyetsiz olduğunu bilebilecek durumda olmadığını, ehliyetsizlik sebebiyle iptal olunan satış senetlerinin delil olarak kabul edilmesi gerektiğini, ödemelerin elden yapıldığını, yemin deliline başvurulmadan hüküm kurulmasının doğru olmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacı tarafından davalıların murisinden satın alınan taşınmazların, murisin satış tarihinde ehliyetsiz olduğu ileri sürülerek açılan tapu iptali ve tescil davasında verilen kararla tapularının iptal edilerek davalı mirasçılar adına tescil edilmesi nedeniyle, taşınmazların rayiç değerinin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tahsili istemine ilişkindir. 1. Davada ileri sürülen iade yükümlülüğünün sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabi olmasına, bu itibarla iade sorumluluğunun kapsamının satış bedeli ile sınırlı bulunmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, dava konusu taşınmazlardan üçünün bizzat davalıların murisi … tarafından davacıya satıldığı, ancak … Mahallesinde kain 43 ada 41 parsel sayılı 1.700,00 m² yüz ölçümlü bahçeli ev ve ahır vasfındaki taşınmazın 1/5 hissesinin murise vekaleten davacı tarafından tapuda 12.000,00 TL bedelle 27.04.2009 tarihinde dava dışı … isimli şahsa satıldığı, bu kişinin taşınmazı 06.05.2009 tarihinde davacıya satış suretiyle devrettiği, Çorlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.10.2017 tarihli ve 2009/398 E., 2017/208 K. sayılı davada davacı adına kayıtlı bu taşınmazın tapusunun iptali ile davalılar adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının ödediği bedeli satış sözleşmesinde akidi olan …'dan talep edebilecektir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; davacı tarafın 43 ada 41 parsel sayılı taşınmaza yönelik isteminin pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. Somut olayda, davalıların murisi …'in davaya konu edilen diğer üç taşınmazı davacıya tapuda düzenlenen resmi senetle satış suretiyle devrettiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı, dosya kapsamı ile sabittir. Nitekim, fiil ehliyeti yokluğu hukuksal sebebine dayalı olarak açılan dava sonucunda, davacı adına kayıtlı olan taşınmazların tapularının iptaline karar verilmiştir. "…Tamamıyla ehliyetsiz bir kimsenin bütün hukuki muameleleri faydalı olsun veya olmasın batıldır; ehliyetsiz kimse bilahare medeni hakların kullanılması salahiyetini iktisap etse bile bu muamelelerin butlanı devam eder. Kanuni mümessilin muvafakatı da hükümsüzdür. (…) Taraflardan birinin ehliyetsizliği dolayısile batıl olan ve binaenaleyh muteber bir muamelenin hükümlerini husule getirmiyen bir hukuki muamele diğer neticeler tevlit edebilir, ki bu neticeler için medeni hakları kullanmak salahiyeti ehemmiyet ve tesiri haiz değildir: 1-Ehliyetsiz bir kimse ile yapılan batıl bir akde istinaden yerine getirilen edalar iki tarafça istirtad edilebilir: Kasırın ferağ veya iktisapları hükümsüz olduğu cihetle evvela istihkak davası açılır; eğer bahis mevzu olan şey istihlak edilmiş veya diğer kimselerin eline geçmiş ise ve artık istirdadı mümkün değilse haksız iktisaba istinaden dava açılır. (…) umumi prensiplere göre, bu kaide akıl hastalığına tutulmuş bir kimsenin hukuki muamelelerine de tatbik olunur (Andreas von Tuhr:Borçlar Hukukununun Umumi Kısmı, Cilt:1-2, Cevat Edege Çevirisi, Ankara 1983, s.205-208). Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı ile davalıların murisi arasında tapu sicil müdürlüğünde resmi şekilde düzenlenen taşınmaz satım sözleşmesinde, satıma konu taşınmazların bedeli ile bu bedellerin alıcı tarafından satıcıya ödenmiş olduğu, resmi memur önünde beyan edilmiştir. Şu durumda, davacının tapuda yapılan satış nedeniyle düzenlenen resmi senette ödendiği belirtilen satış bedellerini talep edebileceği kuşkusuzdur (Dairemizin 15.10.2015 tarihli ve 2015/10700 E., 2015/15907 K.; 31.05.2021 tarihli ve 2020/5849 E., 2021/5687 K. sayılı ilamları da aynı yöndedir). Buna göre, İlk Derece Mahkemesince; davacı ile davalıların murisi arasında tapuda yapılan resmi senette üç adet taşınmaz için ödendiği belirtilen satış bedellerinin, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davalı mirasçılardan tahsiline hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi Kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Sayın Çoğunluğun, Bölge Adliye Mahkemesi kararının Ortadan Kaldırılarak İlk Derece Mahkeme kararının Bozulması yönündeki kararına muhalefet şerhimizin gerekçesidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 12/1. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu düzenlendiği gibi, 48/1. maddesinde de herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetinin bulunduğu kabul edilerek kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğu temel ilke olarak benimsenmiştir. Borçlar hukukumuza hâkim olan “sözleşme serbestliği” ilkesinin kaynağı da irade özgürlüğüne dayanmaktadır. Sözleşme serbestliği ve özgürlüğünün; sözleşme yapıp yapmama, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini, tipini ve şeklini belirleme, sözleşmenin içeriğini değiştirme ve sözleşmeyi ortadan kaldırma gibi biçimleri bulunmaktadır. Sözleşme yapma özgürlüğünün bir sınırını da hukuki işlem ehliyeti oluşturur. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak elde edebilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Gerçek kişilerin hukuk sisteminde kazandırıcı (tasarruf) veya borçlandırıcı işlem yapabilme yeterliliği hukuki işlem ehliyeti olarak kabul edilir. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" biçimindeki TMK 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girilebilmesini, fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır." hükmünü getirmiştir. “Ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı hukuki işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21) Diğer bir deyiş ile ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların hukuki işlem yapabilme/fiil ehliyeti yoktur. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile sözleşme yapma, senet düzenleme gibi hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 19/1. [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 26.] maddesinde tarafların kanunda öngörülen sınırlar içinde, sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilecekleri kabul edilmiştir. Akdin mevzuu kavramından anlaşılması gerekenin ne olduğu Kanun’da açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte doktrinde tarafların yapmış oldukları sözleşme kapsamında, üzerinde anlaşmaya vardıkları her şeyin ( devri vaat edilen taşınmaz mülkiyeti ile karşılığını oluşturan bedelin kabulü vs. gibi ) sözleşmenin içeriğine dâhil olduğu ifade edilmektedir. Tarafların belirlediği edim veya edimler, bu edimlerin nerede ve ne zaman yerine getirileceği, yan edim ve yükümlülükler, sözleşmenin şekli, tarafların yapmaması gereken fiil ve davranışlar ile pek çok şey sözleşmenin içeriğine dâhildir. Sözleşmenin içeriğini belirleme ve serbestçe tayin etme özgürlüğüne getirilen temel sınırlama, davanın dayanağı 6098 sayılı Kanun'un 27. maddesinde " Kesin Hükümsüzlük " başlığı altında (6098 sayılı Kanun m. 27) " Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin geçerliliğini önemli ölçüde etkileyen unsurların eksikliği durumunda butlan (kesin hükümsüzlük) söz konusu olur. Zira bu unsurlar sözleşmenin geçerliliği bağlamında oldukça önem arz etmektedir. Butlan yaptırımının söz konusu olduğu hâllerde sözleşmenin kurulmasında aranan unsurlar vazgeçilemez nitelikte olup bu unsurlar sadece sözleşme taraflarının menfaati yanında kamu düzeni için de tesis edilmiş olan geçerlilik koşullarıdır. Tam ehliyetsizlerin hukuki işlemleri de mutlak butlanla batıl olup baştan itibaren yok hükmündedir. (4721 sayılı TMK m 14, 15). Nitekim aynı ilkelere istikrar kazanan Yargıtay Genel Kurulunun 07/05/2014 tarihli ve 2013/1-2382 E.-2014/617 K.sayılı kararı ile Dairemizin emsal 14.03.2013 tarih, 2013/1801 E. 2013/4354 K. ve 20.10.2014 tarih, 2014/6729 E. 2014/13523 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir. Temyiz kudretine sahip olmayan kimsenin yaptığı işlemlerin, hiçbir hukuki hüküm ifade etmeyeceği, dolayısıyla butlan ile malul bulunduğu söylenebilir. Gerek doktrinde gerekse uygulamada benimsenen görüş de bu doğrultudadır. Bu düzenleme ve kabul tarzının, mutlak ehliyetsizlik hâli olarak da nitelendirilebilen, temyiz kudreti yoksunu (ayırt etme gücü bulunmayan) kişiyi korumaya yönelik olduğu muhakkaktır. Böyle bir korumanın gerekliliği de tartışılamaz. Bu şekilde taraflarından birisinin de davalının olduğu ve davalının ehliyetsizliği nedeniyle baştan itibaren geçersiz olan hukuki işlem mahiyetindeki tapuda yapılan resmi sözleşme baştan itibaren mutlak butlanla geçersiz olduğu için bu belge mündericatına dahil olan taraf edimlerinin hukuki zeminde meşruiyeti ve kanıtlayıcı fonksiyonu kalmaz. Butlan yaptırımı her zaman ileri sürülebilecek nitelikte olup bu unsurların eksikliği nedeniyle kesin hükümsüz olan bir sözleşmenin zamanla geçerli hâle gelme gibi bir durumu söz konusu olamaz. Bu çerçevede butlan hâli sadece sözleşmenin tarafları yanında sözleşmenin geçersiz hâle gelmesinde yararı bulunan tüm ilgililer tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkemece resen dikkate alınması gerekir. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2023 tarihli ve 2021/11-922 Esas, 2023/548 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK 199 ve 200. maddelerine göre geçerli bir belge ve senet sayılmadığından bu geçersiz sözleşmede taraf olan ancak, başkaca delillerle sözleşme kapsamında karşı tarafa ödemede bulunduğunu kanıtlaması halinde ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir. TMK 6. maddesi hükmü uyarınca da; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını 6100 sayılı HMK hükümlerine uygun olarak kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Bu meyanda olmak üzere mutlak butlanla batıl olan tapu müdürlüğünde düzenlenen satış sözleşmesi batıl olmakla sözleşme metninde yer alan satış bedeli karşılığında taşınmazın devredildiğine ilişkin hukuki işlem ehliyetinin olmadığı anlaşılan davalıların murisi olan satıcının bu beyanınında geçerliliği yoktur. "…Ehliyetsiz bir kimse ile yapılan batıl bir akde istinaden yerine getirilen edalar iki tarafça istirtad edilebilir: Kasırın ferağ veya iktisapları hükümsüz olduğu cihetle evvela istihkak davası açılır; eğer bahis mevzu olan şey istihlak edilmiş veya diğer kimselerin eline geçmiş ise ve artık istirdadı mümkün değilse haksız iktisaba istinaden dava açılır. (…) umumi prensiplere göre, bu kaide akıl hastalığına tutulmuş bir kimsenin hukuki muamelelerine de tatbik olunur (Andreas von Tuhr:Borçlar Hukukununun Umumi Kısmı, Cilt:1-2, Cevat Edege Çevirisi, Ankara 1983, s.205-208). Burada sebepsiz iktisaba göre istirdat için öncelikle geçersiz sözleşme kapsamında kalan tasarruf işlemi olan "eda" nın yapıldığının kanıtlanması gerekir. Beyanı bağlayıcı olmayan ehliyetsizin kabul ve ikrarı da bağlayıcı değildir. İfa kanıtlanmalı ki sözleşme iptali sonrası istirdat edilebilsin. Somut olayda, tapuda düzenlenen resmi senet ile davalıların murisinin bizzat davacıya taşınmazların satışını yaptığı gibi davacıya verilen vekalet yoluyla satışlar yapılmış ancak satıcı murisin bu satışlardan kısa bir süre sonrasında "Felç ve Akıl Hastalığı " sebepleriyle 10.09.2009 tarihinde vesayet altına alınarak kısıtlanmış olup vasi tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasında da satışın yapıldığı sırada satıcının hukuki işlem / tasarruf ehliyetine sahip olmadığı anlaşıldığından, kesinleşen mahkeme kararı ile tapuların iptaline ve taşınmazların hisseleri oranında mirasçılar adına tesciline karar verildiği, bu kararın 01.12.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı yan, bu davada öncelikle tapuları iptal edilen taşınmazların rayiç değerleri tazminat olarak talep etmiştir. Satış sözleşmesinin hukuki işlem ehliyeti yokluğu nedeniyle ilk işlem tarihinden itibaren mutlak butlanla geçersiz olup mahkeme kararının açılan dava sonucunda iptal kararı vermesi tamamen tespit hükmündedir. Geçersizliği sözleşme tarihinden itibaren olan bir sözleşmenin iptali sonrası müspet tazminat niteliğinde olan satış konusu olan taşınmazın rayiç değerinin tazminat olarak verilmesi mümkün değildir. Buna rağmen daire çoğunluğu ise geçersiz sözleşme ile taşınmaz satışı için davalıya ödendiği iddia edilen sözleşmedeki bedelin davacıya ödenmesi gerektiği kabul edilerek mahkemenin ret kararı bozulmuştur. Davalılar murisinin taşınmazların tapuda yapılan satış ve devir işlemleri sırasında hukuki işlem ehliyetine sahip olmadığı kesinleşen tapu iptal kararı ile sabittir. Mutlak butlanla hükümsüz kabul edilen ve hukuki sonuç yaratması mümkün olmayan tapudaki resmi senet ilk işlem tarihinden itibaren kesin hükümsüz olduğuna göre kesin hükümsüz olan sözleşmenin bir kısım içeriğinin geçerli olduğunun kabulü ise hak adalet ve hakkaniyete açıkça aykırı olacaktır. Bu kesin hükümsüz sözleşme içeriğinde taşınmaz bedelini oluşturan paranın tapu memurunun huzurunda ehliyetsiz satıcıya teslim edildiğine ilişkin bir açıklamada olmadığına göre sırf taşınmazın satış değerinin belirtilmesi bu paranın satıcıya davacı alıcı tarafından teslim edildiği konusunda geçerli ve hukuki bir delil oluşturmaz. Dava dosyasında iptal edilen satış sözleşmesindeki satış bedelinin davalı murisine ödendiğine ilişkin iptal edilen sözleşme dışında davalılar murisinin savcılığa yaptığı dolandırıcılık şikayeti sonrası ceza soruşturmasındaki davacının savunma ve ifadelerinde bu paranın nasıl ödendiği açıklanmadığı gibi para ödenmesini kanıtlayacak başkaca bir delil ileri sürülmemiştir. Daire bozma kararı , tapuda yapılan resmi taşınmaz satış sözleşmesi ne dayanmaktadır. Davalı satıcının bu belgenin düzenlendiği tarih itibariyle hukuki işlem /tasarruf ehliyeti bulunmadığına göre sözleşmeler mutlak butlanla baştan itibaren geçersizdir. Tapuda yapılan ve geçersizliği kesinleşen sözleşmenin resmi akit tablosunda belirtilen satış değerinin satıcı tarafından alındığını göstermeyeceği gibi bu bedelin alındığına yönelik ehliyetsiz kişinin beyanı da borçlandırıcı sonuç doğurmaz. Ehliyetsizlikten başlangıçtan itibaren geçersiz sözleşmelerdeki para ödemesine ilişkin hukuki işlem ehliyeti olmayan taraf beyanlarına geçerlilik tanınması mümkün hukuken mümkün değildir. Buna göre sözleşmedeki satış değeri de hukuki işlem ehliyeti bulunmayan davalı beyanı hukuk düzeninde bağlayıcı olmadığından onu borçlandırmaz. Dava konusu edilen uyuşmazlık değeri 6100 Sayılı HMK 200. maddesindeki miktarın üzerinde olup, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak yapıldığı iddia olunan ödeme bir hukuki işlem olup, ancak yazılı belge veya senetle kanıtlanabilir. Davalı tarafın açık muvafakatı bulunmadığından tanık delili ile de kanıtlanması mümkün değildir. İlk Derece mahkemesinin, satıcının tapudaki işlem tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetinin bulunmaması nedeniyle işlem tarihi itibariyle geçersiz olan ve sonradan daha önce verilen tapu iptal ve tescil kararının kesinleşmesi nedeniyle, sözleşme mutlak butlanla geçersiz hale geldiğinden, sözleşmedeki beyan edilen taşınmaza ilişkin bedelin tapu memuru huzurunda teslimi yapılmadığı gibi bu paranın satıcı tarafından teslim alındığına ilişkin delil bulunmadığından verilen ret kararı usul ve kanuna uygun olduğundan kararın ONANMASI gerektiği görüşündeyiz. 23.06.2025

Fiil ehliyeti bulunmayan kimseyle yapılan batıl sözleşmeye dayanılarak yerine getirilen edimlerin iadesi taraflarca geri istenebilir. Ehliyetsiz kimsenin devre konu tasarrufları hükümsüz sayıldığından öncelikle istihkak davası yoluna başvurulur; devredilen mal elden çıkmış ve iadesi mümkün değilse sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak dava açılır. Taşınmazı devralan kişinin iade talebi ise sebepsiz zenginleşme çerçevesinde resmi senette gösterilen satış bedeliyle sınırlı olup dava tarihindeki güncel rayiç değer talep edilemez.

İrade Bozuklukları ve Hak Düşürücü Süreler

Taşınmaz devri irade sakatlığı altında gerçekleştirilmişse kanuni sürelerin gözetilmesi şarttır. Türk Borçlar Kanunu'nun 39. maddesi gereğince, yanılma, aldatma veya korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf; yanılma veya aldatmayı öğrendiği yahut korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. Ancak aldatma veya korkutma sebebiyle bağlayıcılığı bulunmayan sözleşmenin bir yıllık sürenin geçmesiyle onanmış sayılması, aldatılan veya korkutulan tarafın tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 39Kaynağı aç
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. H. Temsil I. Yetkili temsil 1. Genel olarak a. Temsilin hükmü

Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptali ve Tescil

Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak maksadıyla yaptığı muvazaalı taşınmaz devirlerinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen bütün mirasçılar tapu iptali ve tescil talep edebilir. Mirasbırakanın görünürdeki satış sözleşmesi gerçek iradelere uymadığı, gizli bağış sözleşmesi de kanunun aradığı resmi şekil koşulundan yoksun bulunduğu için saklı payı bulunsun veya bulunmasın tüm mirasçılar resmi işlemin muvazaa nedeniyle geçersizliğini ve tapunun miras payları oranında tescilini isteyebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/494, K. 2022/439Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2021/494 E.  ,  2022/439 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda Yerel Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, süresi içinde davalılar vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.01.2022 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davacı … vekili Avukat …, davacı … ve diğerleri vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen davacı … vekili gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar, mirasbırakanları … …'in kök mirasbırakan kocası … …'den taksimen kendisine kalan 74 ada 37 parsel sayılı taşınmazını ölen kızı Müveddet'in çocuklarından kaçırmak amacıyla davalıların mirasbırakanı olan oğlu …'e satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, miras payları oranında tapu iptali-tescile karar verilmesini istemişlerdir. II. CEVAP Davalılar, satışın gerçek olduğunu, davacıların haklarından vazgeçtiklerine ilişkin ibraname de bulunduğunu belirtip davanın reddini savunmuşlardır III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 25/11/2015 tarihli ve 2013/706 E- 2015/440 K sayılı kararıyla, tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; davacıların mirasbırakanın mirasçıları oldukları, mirasçılar arasında miras taksiminin yapıldığı, bu şekilde miras taksimi uyarınca taksime konu taşınmazların eylemli olarak yıllardır kullanıldığı, hatta bir kısmının davacılar tarafından satıldığı, bu haliyle davacıların mirastan hisse alıp uzun süre bu taksime itiraz etmeyip daha sonra dava açmasının iyiniyetle bağdaşmayacağı, ayrıca taraflar arasında imzalanmış bir ibranamenin de bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 10/09/2019 tarihli ve 2016/4228 E- 2019/4535 K sayılı kararı ile, “ …Somut olayda, muris muvazaası iddiasına dayalı eldeki davanın herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tâbi olmaksızın her zaman açılabileceği gözetilmeksizin davacıların temlikten uzun süre geçtikten sonra dava açmalarının iyiniyetle bağdaşmayacağından bahisle davanın reddedilmiş olması isabetsizdir. Öte yandan, mirasbırakan … …’in terekesinin mirasçılar arasında paylaşıldığına dair kayda dayalı bir delil bulunmayıp, mahkemenin bu yöndeki kabulü de doğru değildir. Diğer taraftan, davacıların mirasbırakanı … ve davacı … tarafından imzalandığı ileri sürülen "İbraname" başlıklı tarihsiz belge de Mahkemece yeterince değerlendirilmemiştir. Hal böyle olunca, anılan "ibraname" başlıklı harici belge ve dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirilerek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmesi isabetsizdir.” gerekçesiyle bozulmuştur. 3. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 03/07/2020 tarihli ve 2019/249 E – 2020/127 K. sayılı kararıyla; “İbraname” başlıklı belge incelendiğinde söz konusu belgenin tarihsiz ve tek taraflı olarak imzalandığı, bu nedenlerle geçersiz ve davacılar açısından bağlayıcılığı olmadığı, davalılar tarafından iş bu belgeye bina edilen savunmanın yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri 5.1.Bozma kararında, Yerel Mahkeme gerekçelerinin yerinde olmadığı, “ibraname” başlıklı harici belgeyle dosya kapsamındaki diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar oluşturulmasının istendiğini, Yerel Mahkemece bozma ilamı doğrultusunda, belirtilen hususlar dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, sadece “ibraname” başlıklı belgenin feragat beyanı olduğu, mirastan feragat beyanının hüküm doğurabilmesinin iki tarafın da katıldığı bir sözleşmeyle mümkün olacağı, tek taraflı bir hukuki işlemle mirastan feragat yapılabilmesinin mümkün olmayacağı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verildiğini, Muris … …’den kalan mallar kayden paylaşılmamış olsa da muris … …’e, davacıların murisi … ve davacı …’a, davalıların murisi …’e ve dava dışı … …’e kök muris … …’den intikal eden dava konusu parselin de bulunduğu alandaki parsellerin paylaşımının yapıldığını, “ibraname” başlıklı belgenin, dosyada bulunan tapu kayıtları ve diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde muris … …’in terekesinin fiili paylaşımının murisin ölümü sonrası taraflar arasındaki satışlar sonucunda … araziler hariç olmak üzere bitirildiğini açıkça ortaya koyduğunu, davacıların murisi … ve davacı … tarafından imzalanan belgenin davacılar … mirasçılarını ve …’ı bağlamayacağı yönündeki gerekçenin kabul edilemeyeceğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. 6.2. İlgili Hukuk 6.2.1. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. 6.3. Değerlendirme 6.3.1. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 1322 doğumlu mirasbırakan … …’in 23/07/1994 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak dava dışı oğlu …, murisin 1980 yılında ölen kızı ……’in çocukları davacılar … ile 2003 yılında ölen …… eşi ……, mirasbırakanın 2004 yılında ölen oğlu …’in davalı eşi …, davalı çocukları …, ……’in kaldıkları, dava konusu 74 ada 37 parselin geldisi olan kök 74 ada 23 parsel sayılı taşınmaz 4/16’şar paylarla …, … ve 2/16’şar paylarla İffet ve … adlarına kayıtlı iken 28/09/1990 tarihinde ifraz edilerek 74 ada 37-38-39-40-41 ve 42 parsellerin oluştuğu, daha sonra aynı gün yapılan taksim işlemi neticesinde muris … … adına kayıtlı hale gelen çekişme konusu 74 ada 37 parsel sayılı taşınmazın 05/02/1992 tarihli satış işlemi ile …’e temlik edildiği (aynı resmi senette murisin dava dışı bir kısım taşınmazlarını oğulları … ve … ile davalı torunu …’ya devrettiği), onun ölümü üzerine ise 11/05/2016 tarihli işlem ile davalılara intikal ettiği, ifrazen oluşan diğer parsellerden 38 parselin İffet, 39 parselin …, 40 parselin …, 41 parselin …, 42 parselin … adlarına tescil edildiği, söz konusu parsellerin daha sonraki tarihlerde üçüncü şahıslara satıldığı, yine kök muris …’den intikalen gelen dava dışı 74 ada 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazlar 4/16’şar paylarla … ve …, 2/16’şar paylarla İffet ve … adlarına kayıtlı iken, ifraz ve taksim işlemlerine tabi tutulduğu, 25 parselin ifrazen 43 ve 44 parsellere gittiği, daha sonra taksimen 43 parselin …, 44 parselin … adlarına kayıtlı hale geldiği, 26 parselin ifrazen 45-46-47-48-49-50-51-52 parsellere gittiği, taksimen 45 parselin …, 46 parselin …, 47 parselin …, 48 parselin İffet, 49-50-51 ve 52 parsellerin ise muris … adına tescil edildiği, 50 parsel sayılı taşınmazın muris tarafından 05/02/1992 tarihli satış işlemi ile oğlu …’e temlik edildiği, … tarafından ise 27/10/1994 tarihinde satış yolu davacı …’e devredildiği, daha sonra dava dışı üçüncü şahsa satıldığı, 51 ve 52 parsel sayılı taşınmazların muris … tarafından 05/02/1992 tarihli satış işlemi ile dava dışı oğlu …’e devredildiği, onun tarafın da 27/10/1994 tarihinde satış yolu ile bir kısım davacıların murisi İffet’e temlik edildikten sonra dava dışı üçüncü şahsa satıldığı anlaşılmaktadır. 6.3.2. “İbraname” başlıklı, davacı … ve diğer davacıların murisi İffet imzalarını taşıyan tarihsiz belgede: “ Bizler aşağıda imzaları olan … ve …; Madde 1: …’den kendilerine veraseten intikal etmiş olan araziler nedeni ile ve 2. maddede belirtilen haklarımızın saklı kalması şartı ile gayrikabili rücu olarak ibra ettiğimizi beyan ederiz. Madde 2: Tavşanburnu mevkiindeki araziler ve mütemmim cüzleri bu ibraname kapsamı dışında olup, bu araziler ve mütemmim cüzleri üzerindeki her türlü haklarımız saklıdır” ifadelerinin yer aldığı sabittir. 6.3.3. Tüm dosya kapsamı, imzası inkar edilmeyen tarihsiz ibraname başlıklı belge, davacılar ve murisleri ile davalılara intikal eden tüm taşınmazlar bir arada değerlendirildiğinde murisin mal kaçırma kastının bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasa'nın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalılar vekili için 3.815,00-TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davacılardan alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla bağış olduğu halde resmi işlemi satış veya ölünceye kadar bakma gibi göstermesi durumunda tüm mirasçılar dava açabilmektedir. Buna karşın mirasçılıktan çıkarılan veya mirası reddeden kişilerin bu davayı açma hakkı bulunmamaktadır. Mirasbırakanın sağlığında mirasını hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve bütün mirasçıları kapsar şekilde paylaştırması durumunda ise mal kaçırma kastının varlığından söz edilemez ve muvazaa iddiası dinlenmez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/12337, K. 2018/8000Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/12337 E.  ,  2018/8000 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : …ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada; Asıl ve birleştirilen davalarda davacı, kök muris … Dölek’in maliki olduğu 1235 ada 9 ve 10 parsel sayılı taşınmazlarını asıl dava davalıların murisi … Dölek’e,1235 ada 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazlarını birleştirilen davada davalı …’e,1340 ada 42 parsel sayılı taşınmazını birleştirilen davada diğer davalıların mirasbırakanı … Dölek’e mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik ettiğini,mirasbırakanı annesi … Dölek’in 08/12/1972 tarihinde,kök murisin ise 25/09/1979 tarihinde ölümüyle kardeşi … ile birlikte kök murisin mirasçısı olduğunu,uzun süredir … ili dışında yaşadığından durumu yeni öğrendiğini ileri sürerek davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini olmadığı taktirde tenkisini istemiştir. Asıl ve Birleştirilen davada davalılar, sağlığında mirasını taksim eden kök muris … Dölek’in bütün mirasçılarına 300 m2’lik ev yeri verdiğini, 300 m2’den fazla yer verdiği çocuklarından ise bedelini tahsil ettiğini, kök murisin kendinden önce ölen kızı …’den olma torunu davacıya ve ablası …’e ise 300 m2 arsa karşılığı 57.000.000 lira para verdiğini, bunun için 06/08/1976 tarihli “senettir” başlıklı belgenin düzenlendiğini,ancak davacının o tarihte ergin olmaması nedeniyle arsa bedelinin ablası …’e ödendiğini, çekişme konusu taşınmazlar dışında kök muris üzerinde olan dava dışı 1340 ada 27,40,41 ve 73 parsel sayılı taşınmazların bütün mirasçılara intikal ettiğini,kök murisin davacıdan mal kaçırma amacıyla hareket etmediğini, murisin sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve bütün mirasçıları kapsar şekilde bir paylaştırma yapması durumunda mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Asli müdahil …, 15/07/2013 tarihli müdahale dilekçesiyle asıl ve birleşen davaya asli müdahil olarak katılmış, davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir. Davanın reddine dair verilen karar Dairece “ İddianın, özetlenen içeriği ve ileri sürülüş biçimi itibariyle öncelikle muris muvazaası nedenine dayanıldığına göre; somut olayda, TMK'nun 559. maddesinin uygulama yerinin olmadığı; muris muvazaasına dayalı iptal tescil davalarının, ayrık durumlar hariç (3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi) hiç bir hak düşürücü süre ya da zamanaşımına tabi olmadığı, hal böyle olunca, mahkemece tarafların iddiaları ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanarak gerekli inceleme ve değerlendirmenin yapılması, muvazaa iddiasının kanıtlanmaması durumunda tenkis isteğinin gözetilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda;kök murisin sağlığında mirasını taksim ettiği, kendinden önce ölen kızı … düşecek hisseye ilişkin bedelin bu esnada davacı …'in reşit olmaması nedeni ile davacının ablası olan asli müdahil … ödendiği, kök murisin 25/09/1979 ölüm tarihinden beri kullanımın bu şekilde süregeldiği ve aynı konuda Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen mahkeme kararı da nazara alındığında iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle iptal tescil ve tenkis isteklerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Karar, asıl ve birleştirilen davada davacı ve asli müdahil vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş; olmakla Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp , düşünüldü. -KARAR- Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; asıl ve birleştirilen davada davacı ve asli müdahil'in yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 6.70 .-TL. bakiye onama harcının temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı ve asli müdahil alınmasına, 22/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Muvazaalı işlemler mutlak olarak batıl olduğundan, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları kural olarak herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir ve mirasbırakanın ölümünden sonra her zaman açılabilir. Bu genel kuralın ayrık durumu Kadastro Kanunu'nda yer almaktadır. Kadastro tespitinden önceki sebeplere dayanan tapu iptali ve tescil davaları, Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/4205, K. 2023/7038Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2023/4205 E.  ,  2023/7038 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1971 E., 2022/658 K. DAVA TARİHİ : 15.01.2015 – 27.03.2017 HÜKÜM/KARAR : Asıl dava ret-Birleştirilen dava kısmen kabul/Kabul-Karar kaldırılarak asıl ve birleştirilen dava ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/25 E., 2021/155 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil ile tazminat davasından dolayı İlk Derece Mahkemesince dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda tapu iptali ve tescil davasının reddine, tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir. Kararın asıl ve birleştirilen davada davacı vekili ile birleştirilen davada bir kısım davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, birleştirilen davada bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleştirilen davaların ayrı ayrı hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 20.06.2023 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde, temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı vekili Avukat … geldi, temyiz edilen davalı taraf gelmedi. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Asıl davada davacı … vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin … mirasçısı olduğunu, dava konusu 118 ada 3 parsel sayılı taşınmaz evveli itibariyle müvekkilinin mirasbırakan …’e ait olmasına ve taşınmazda müvekkilinin annesinden gelen miras payı bulunmasına rağmen kadastro sonucunda taşınmazın yalnızca …’in diğer mirasçıları adına tespit ve tescil edildiğini, bilahare kayden yapılan intikaller sonucunda taşınmazın 4/5 payının davalı … adına tescil edildiğini, söz konusu durumun mirasbırakana ait hatalı veraset ilamlarından kaynaklandığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın … adına kayıtlı 4/5 payının tapu kaydının müvekkilinin miras payı oranında iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. 2. Birleştirilen davada davacı … vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin … mirasçısı olduğunu, dava konusu 118 ada 3; 120 ada 9; 121 ada 27 ve 29 parsel sayılı taşınmazlar evveli itibariyle müvekkilinin mirasbırakan …’e ait olmasına ve taşınmazlarda müvekkilinin annesinden gelen miras payı bulunmasına rağmen kadastro sonucunda taşınmazların yalnızca …’in diğer mirasçıları adına tespit ve tescil edildiğini, söz konusu durumun hatalı veraset ilamlarından kaynaklandığını ancak doğru veraset ilamını çıkarttıklarını, bilahare kayden yapılan intikaller sonucunda taşınmazların kötü niyetli olarak dava dışı kişiler adına tescil edildiğini ileri sürerek dava konusu 118 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki Gülser adına kayıtlı 1/4 payın tapu kaydının müvekkilinin miras payı oranında iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini; 120 ada 9; 121 ada 27 ve 29 parsel sayılı taşınmazlar dava dışı 3. kişiler adına kayıtlı olduğu için taşınmazlardaki davacı payının bedelinin (şimdilik 15.000 TL’nin) davalılardan 2005 yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile müvekkiline verilmesini istemiştir. 3. Asıl ve birleştirilen davada davacı … vekili 14.07.2020 havale tarihli ıslah dilekçesiyle; bilirkişilerden aldırılan raporlar uyarınca dava konusu taşınmazların müvekkilinin miras payı oranında iptali ile müvekkili adına tesciline, mümkün olmaması halinde ise 479.968,76 TL’nin yolsuz tescil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1. Asıl davada davalı … cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu 118 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini iyiniyetli şekilde tapu kaydına güvenerek satın aldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Birleştirilen davada davalılar … ve müşterekleri vekili cevap dilekçesinde; dava tarihi itibariyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, mirasbırakan …’in dava konusu taşınmazların kadastro tespit tarihinden önce 1983 yılında vefat ettiğini, …’in bir kısım mirasçılarının 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde doğru veraset ilamı uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açarak haklarını aldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 3. Birleştirilen davada davalılar … vekili ile … vekili ayrı ayrı cevap dilekçelerinde; dava tarihi itibariyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacı iyiniyetli olsaydı diğer mirasçılar tarafından 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılan davaya katılabileceğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleştirilen davanın ketmi verese hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde bedel tazmini istemine ilişkin olduğu, mirasbırakan …’in malik sıfatıyla zilyet olduğu taşınmazların 1993 ila 1998 yılları arasında yapılan kadastro çalışmaları sırasında, “taşınmazların zilyetlik hükümlerine göre …. oğlu …’ın 20 yılı aşkın nizasız ve fasılasız zilyetliği nedeniyle malı olduğu, adı geçenin 1983 yılında öldüğü ve nüfus kayıtlarına göre evlatları olan… ve … adlarına tespitinin yapıldığı” gerekçesiyle … ve müşterekleri adına tespit edildiği, nüfus kayıtlarında mirasbırakanın ilk eşinden doğan çocukları …, … ve ikinci eşinden doğan ..ın yer almadığı, eldeki davadan önce mirasbırakan …in …. ve …’den olan torunları tarafından dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak ketmi verese hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası açıldığı, Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/48 Esas, 2005/1118 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda, davanın kabulü ile taşınmazların Sakarya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/1417 Esas, 2004/1224 Karar sayılı veraset ilamına göre …mirasçıları adına tesciline karar verildiği ancak hükme esas alınan veraset ilamında eldeki davanın davacısı olan …’ün payının yer almadığı, böylece …’nin miras payının ketmedilmiş olduğunun anlaşıldığı, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2019/691 Esas, 2019/1012 Karar sayılı ilamıyla mirasbırakan …’in veraset ilamının düzenlendiği ve bu veraset ilamına göre davacı …’nin mirasbırakandan gelen 6.720/60.480 oranında miras payı olduğunun anlaşıldığı, hal böyle olunca asıl davada dava konusu olan 118 ada 3 parsel sayılı taşınmazın tapu kayıt maliklerinden …’ın payı içerisinde davacının da miras payının bulunduğu, bu payın dava tarihi itibariyle parasal karşılığının 61.332,53 TL olduğu, birleştirilen davada dava konusu olan 120 ada 9, 121 ada 27 ve 29 parsel sayılı taşınmazlarda da davacının miras payının bulunduğu ancak taşınmazların dava tarihinden önce 3. kişilere temlik edildiği, bu payın ise dava tarihi itibariyle parasal karşılığının 479.698,76 TL olduğu gerekçesiyle; asıl dava yönünden, dava konusu 118 ada 3 parsel sayılı taşınmaza yönelik tapu iptali ve tescil isteminin reddine; birleştirilen dava yönünden, davanın kısmen kabulüne, 120 ada 9, 121 ada 27 ve 29 parsel sayılı taşınmazlara yönelik tapu iptali ve tescil isteminin reddine, 479.698,76 TL’nın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen alacağın 15.000,00 TL’lik kısmına dava tarihi olan 27.03.2017 tarihinden itibaren, 464.698,76 TL’lik kısmına ise ıslah tarihi olan 04.06.2020 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde asıl ve birleştirilen davanın davacısı vekili ile birleştirilen davanın bir kısım davalıları vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Asıl ve birleştirilen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece asıl dava yönüyle verilen kararın eksik araştırma ve incelemeye dayalı olduğunu, dava konusu 118 ada 3 parsel sayılı taşınmazın muvazaalı olarak davalı …’a tapuda satış gösterilerek bedelsiz şekilde devredildiğini, asıl amacın mal kaçırmak olduğunu ileri sürerek istinaf taleplerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının asıl dava yönüyle kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Birleştirilen davada bir kısım davalılar vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu taşınmazların kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, … ve müştereklerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açtığı davanın kabul edildiğini, davacı o tarihte 52 yaşında olmasına ve mirasbırakanın mirasçısı olduğunu bilmesine rağmen dava açmayıp 2015 yılını beklediğini, Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre muris muvazaası, sahtecilik, vekaletin kötüye kullanılması iddiasına dayalı davaların herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği ancak bu haller kadastro tespitinden önce ise ve 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise buna ilişkin itiraz ve davaların dinlenemeyeceğini ileri sürerek istinaf taleplerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın ketmi verese hukuksal nedenine dayanılarak açıldığı ve davacının dava açmakta haklı olduğu sonucuna varılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de asıl ve birleştirilen davaya konu taşınmazların kadastro tespitlerinin 1999 yılında yapılarak taşınmazların ölü mirasbırakan … mirasçıları …. ve … adlarına tespit ve tescil edildiği, anılan tarihte davacı veya mirasbırakanı tarafından kendilerinin de mirasçı olduklarını gösterir veraset belgesi de ibraz edilerek ileri sürülen bir itiraz olmadığı, davacının miras payının işbu kadastro tespiti nedeniyle tapu kayıtlarına yansıtılmadığı ve buna göre eldeki davanın da aslen kadastro tespitine itiraz niteliğinde olup kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği kanaatine varıldığından, İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisiyle asıl ve birleştirilen davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkeme kararına karşı süresi içerisinde asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz başvurusunda bulunulmuştur. B. Temyiz Nedenleri Asıl ve birleştirilen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; asıl ve birleştirilen davanın ketmi verese hukuksal nedenine dayalı yolsuz tescil davası olduğunu, yolsuz tescil nedenine dayalı davalarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanamayacağını, dava konusu taşınmazların hatalı olarak kök mirasbırakanı bir kısım mirasçıları adına tespit ve tescil edildiğini, Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/48 Esas, 2005/1118 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda verilen karar uyarıca kadastro tutanaklarının hükmünün kalmadığını, yolsuz tescilin sebebinin hatalı veraset ilamları olduğunu, doğru veraset ilamının Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2019/691 Esas, 2019/1012 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda alındığını, dosya kapsamıyla yolsuz tescil iddiasının kanıtlandığını, diğer yandan davalı taraf lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 üncü maddesi 3. Değerlendirme 1. Kadastro sonucunda Kocaeli ili, Başiskele ilçesi, Kazandere Mahallesi çalışma alanında bulunan 118 ada 3 parsel sayılı 18.399,75 metrekare, 120 ada 9 parsel sayılı 75.024,79 metrekare, 121 ada 27 parsel sayılı 25.434,19 metrekare ve 121 ada 29 parsel sayılı 24.280,25 metrekare olarak irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle … ve müşterekleri adına verasette iştiraken tespit ve 118 ada 3 parsel sayılı taşınmaz 19.09.2003 tarihinde hükmen tescil, bilahare kayden satış suretiyle taşınmazın 1/5 payı … adına, 4/5 payı … adına tescil edilmiş; 120 ada 9, 121 ada 27 ve 29 parsel sayılı taşınmazlar ise 23.08.1999 tarihinde tescil bilahare kayden satış suretiyle dava dışı kişiler adına tescil edilmiştir. 2. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 3. Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleştirilen davanın davacısı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, dava usulden reddedildiğine göre AAÜT'nin 7/2 nci maddesine göre hükmedilecek vekalet ücretinin maktu vekalet ücreti olması gerektiği halde Bölge Adliye Mahkemesince nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olması isabetsiz ise de bu husus yargılamanın yeniden yapılmasını gerektirmediğinden hükmün aşağıda belirtildiği şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (A-1) fıkrasının 4 üncü bendinde yer alan “44.649,64” ve (A-2) fıkrasının 4 üncü bendinde yer alan “41.034,94” ibarelerin hüküm yerinden çıkarılarak, yerlerine ayrı ayrı “5.100,00” ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının davacı tarafa iadesine, 03.09.2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince duruşmaya gelen temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı vekili için 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davalı taraftan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.11.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

İnançlı İşlemlerde İspat Usulü ve Zamanaşımı

İnançlı işlem; inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir hak veya şeyi inanılana devretmesi, inanılanın da bunu kararlaştırılan koşullara uygun kullanarak amaç gerçekleştiğinde belirlenen şekilde inanana iade etmesini yükümlendiren bir sözleşmedir. İnanç sözleşmesine dayalı uyuşmazlıklarda ispat usulü özel içtihadi kurallara bağlanmıştır. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç sözleşmesi kural olarak tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan yazılı delille kanıtlanmalıdır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2014/11778, K. 2015/2347Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2014/11778 E.  ,  2015/2347 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar tarafından, davalı aleyhine 22.09.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 14.05.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: _ K A R A R _ Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil mümkün olmaz ise tazminat isteğine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, akit tarihi olan 24.03.1989 ile dava tarihi olan 22.09.2011 tarihleri arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir Hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m. 225 v.d.) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; Davacılar, dava konusu taşınmazı 24.03.1989 tarihinde davalı ile birlikte satın aldıklarını, yurtdışında yaşadıkları için davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile 1/3'er pay oranında adlarına tesciline, mümkün olmaz ise bedelinin 2/3'ünün tahsiline ve dava konusu taşınmazın satın alındığı tarihten dava tarihine kadar olan dönem için haksız işgal tazminatına karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle reddine karar verildiği görülmüştür. Ancak, bu tür davalarda zamanaşımı davacının ferağ umudunu yitirdiği anda başlar. Davacıların 30.06.2011 tarihinde davalıya dava konusu taşınmazın tapudan devri konusunda ihtarname çektiği, ihtarname çekildiği tarihte ferağ umudunu yitirdiklerinden bu dava için öngörülen zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu itibarla mahkemece davanın esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddi doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, hüküm sonucuna ve bozma kararının niteliğine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz harcının yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/17749, K. 2018/2761Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2015/17749 E.  ,  2018/2761 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.05.2014 gününde verilen dilekçe ile inançlı işlem nedeniyle tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 23.06.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili, dava dışı 3. şahıs vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteğinin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, inançlı işlem nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı vekili, hisseli devir konusundaki yasal engel nedeniyle davalı … adına tapuya tescil edilen 1586 parselin %50’sinin davacıya ait olduğuna ilişkin taraflar arasında yazılı sözleşme yapıldığını, buna rağmen davalının devre yanaşmadığını ileri sürerek, davaya konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının hissesi oranında iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, taraflarca düzenlenmiş yazılı belgede taşınmazın 1/2’sinin davacıya ait olduğunun kabul edildiği, esasen burada muris muvazaasının bulunduğu, davada taraf olmamakla birlikte diğer mirasçıların da dava açma hakları bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 1586 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının kısmen iptaliyle 1/2 hissesinin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, kalan 1/2 hissenin ise davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili ile dava dışı … vekili temyiz etmiştir. 1- HUMK.nun 427.maddesi uyarınca mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı ancak davanın tarafları temyiz yoluna başvurabilir. Hükmü temyiz eden Haliye Uçar davada taraf olmadığından temyiz isteğinin reddine karar vermek gerekmiştir. 2- İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 E. 2015/2838 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır.) İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacı ile davalının imzasını taşıyan tarihsiz belgede, dava konusu taşınmazın 1/2‘sinin davacıya devredeceğinin kararlaştırıldığı, bu belgenin davalı tarafından inkar edilmediği, yukarıda değinilen ilkelere göre inanç sözleşmesinin bu yazılı belgeyle ispatlandığı ve davanın inanç sözleşmesi çerçevesinde kabulüne karar verilmesi gerekirdi. Mahkemece, davanın bu gerekçe ile kabulüne karar verilmesi gerekirken, muris muvazaasının varlığından bahisle kabulü doğru görülmemiş ise de, davanın kabulü, sonucu bakımından yerinde olduğundan hükmün belirtilen gerekçeyle onanması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davada taraf olmayan Haliye Uçar vekilinin temyiz itirazlarının reddine; 2 numaralı bent uyarınca davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu gerekçeyle ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.04.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yazılı delil bulunmadığı hallerde, olayın gerçekleştiğine delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış bir delil başlangıcı varsa, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir. İnanılan tarafından yazılmış ancak imzalanmamış senet, paraf taşıyan yazışma veya usulüne uygun onanmamış parmak izli senetler bu kapsamdadır. Yazılı delil veya delil başlangıcı bulunmaması durumunda uyuşmazlık ikrar veya yemin kesin delilleriyle ispatlanabilir; davacının yemin deliline dayanması halinde hâkim davacıya bu hakkını hatırlatmakla yükümlüdür.

İnanç sözleşmesine dayalı davalarda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden, Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde yer alan on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. İnanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil taleplerinde zamanaşımı süresi sözleşmenin yapıldığı tarihte değil, alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Davalı ferağ talebini reddetmediği ve iradi devir umudu sürdüğü müddetçe on yıllık zamanaşımı süresi işlemez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2012/12306, K. 2012/14391Kaynağı aç
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2012/12306 E.  ,  2012/14391 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.11.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _K A R A R_ Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalılar, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; Bir tanımlama yapmak gerekirse zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla beraber “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran bir süre geçimidir. Hak düşürücü süreden farklı olarak, zamanaşımında borç sona ermemekte ve fakat dava edilebilme olanağı kalmamaktadır. Diğer taraftan, hak düşürücü sürenin varlığını hakimin kendiliğinden (re’sen) gözetmesi gerekirken, zamanaşımının varlığı def’i olarak ileri sürülürse dikkate alınabilir (BK m.140). Dolayısıyla, zamanaşımı borçluya sadece bir def’i hakkı verir. Buna da zamanaşımı def’i denilmektedir. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de burada önemli olan zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespitidir. Gerçekten, Borçlar Kanununun 128.maddesi uyarınca zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Bu süre, mahkemece kabul edildiğinin aksine sözleşmenin yapıldığı tarih değil, alacağın muaccel hale geldiği tarihtir. Dairemiz uygulamasına göre de şahsi hak sahibi davacı, karşı tarafın ferağ talebinin reddini bildirmediği, başka bir deyişle iradi ferağ umudunu taşıdığı sürece zamanaşımı başlamaz. Davacı ferağ umudunu davanın açıldığı tarihte yitirmiş olacağından zamanaşımının geçirildiğinin kabulüne olanak yoktur. Bu durumda mahkemece çekişmenin esası yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, davanın zamanaşımının geçtiğinden bahisle reddi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 12.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Usul hukukunda sürelerin niteliği farklı sonuçlar doğurur. Hak düşürücü süreyi hâkim kendiliğinden gözetmekle yükümlüdür. Zamanaşımı ise borcu sona erdirmeyip sadece dava edilebilme vasfını ortadan kaldırdığından mahkemece kendiliğinden dikkate alınamaz ve ancak def'i olarak ileri sürülmesi halinde hükme esas alınabilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinde Fesih ve Tescil

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri ifa etmek, uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında özenle bakmak ve tedavi ettirmekle yükümlüdür. Borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler devamını imkânsız kılar ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflar önel vermeksizin sözleşmeyi feshedebilir. Fesih geçmişe etkili sonuç doğurduğundan, bakım alacaklısı devrettiği taşınmazın tapu iptali ve tescil yoluyla geri verilmesini isteyebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2017/1322, K. 2020/2932Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2017/1322 E.  ,  2020/2932 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ :TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece tapu iptali tescil isteğinin reddine, davacı yararına aylık 600,00-TL irat bağlanmasına ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, ölünceye kadar bakma akdi gereği bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, maliki olduğu 17 parsel sayılı taşınmazını 1994 yılında davalı oğluna ölünceye kadar bakım akdi ile temlik ettiğini, ancak davalının bakım borcunu yerine getirmediğini ileri sürerek akdin feshi ile tapu kaydının iptali ve adına tescilini istemiştir. Davalı, bakım borcunu yerine getirdiğini, babasının tapuyu geri istediğini, iade etmediği için küstüğünü, yardım, bakım ve gözetimini kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu taşınmaza ait ½ payın davalı adına kayıtlı olmadığı gerekçesi ile ½ pay yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, davalının bakım borcunun yerine getirilmemesinde tam kusurlu olduğunun ispat edilemediği, bakım yükümlülüğünün bir arada yaşamak suretiyle yerine getirilmesi imkanlarının ortadan kalktığı, ya da büyük ölçüde sınırlandığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinin reddine, bakım alacağına karşılık davacı yararına aylık 600,00 TL irat bağlanmasına karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının 17 parsel sayılı taşınmazını 05.08.1994 tarihinde dava dışı oğlu … ve davalı oğlu …’e ölünceye kadar bakma akdi ile devrettiği, …’in temlik aldığı ½ payı 04.05.1995 tarihinde dava dışı …’a satış suretiyle devrettiği, …’ın da temlik aldığı bu payı 11.10.1995 tarihinde satış suretiyle davalı …’e temlik etmesi ile taşınmazın tamamına malik olan davalı …’nın taşınmazın ½ payını uhdesinde bırakarak kalan ½ payını 12.09.2012 tarihinde dava dışı … …’ya satış suretiyle temlik ettiği, davacı tarafça daha önce … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2004/85 E. sayılı dosyası ile davalı aleyhine ölünceye kadar bakma akdine aykırılık hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası açıldığı, davalının bakım yükümlülüklerini yerine getirdiği gerekçesi ile davanın reddedildiği ve derecattan geçerek kesinleştiği, 2010 yılında davacı tarafça, anılan taşınmaza ilişkin davalı aleyhine hile ve sahtecilik hukuksal nedenlerine dayanılarak tapu iptali ve tescil davası açıldığı, davanın reddine karar verildiği, yine davacı tarafça 2011 yılında davalı aleyhine aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlali nedeni ile şikayette bulunulduğu, yapılan yargılama sonunda davalının 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi basitçe, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe ayrıca şekle bağlı bir sözleşme olarak tanımlanabilir. Nitekim, söz konusu sözleşme Türk Borçlar Kanununun 611. maddesinde, ölünceye kadar bakma sözleşmesi bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşme olarak tarif edilmiştir. Anılan Kanun'un bu ve devamı maddelerinin açık hükümlerinde belirtildiği gibi, ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile bakım alacaklısı sözleşmeye konu olan mamelek veya bazı mallarının mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi ailesi içerisine alıp ona özenle ölünceye kadar bakıp gözetmek yükümlülüğü altına girer. Hemen belirtmek gerekir ki, bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadığı sürece bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp ikametini temin etme yanında besleme, giydirme, hastalığında hekime götürüp gerekli ihtimamı gösterme, manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri de içerisine alır. Kuşkusuz bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken, aldığı malların kıymetine, bakım alacaklısının önceden sahip olduğu içtimai mevkiine ve hakkaniyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. Öte yandan, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları Türk Borçlar Kanununun 617. maddesinde açıklanmış, sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan herbirine tek yanlı olarak sözleşmeyi fesh etme, verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır. O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir. Diğer taraftan, Türk Borçlar Kanununun 617/son maddesi hükmüne göre; Hakim mukaveleyi feshedecek yerde, iki taraftan birinin talebi ile yahut re’sen, artık birlikte yaşamalarına nihayet verip buna mukabil alacaklıya kaydı hayat ile bir irat tahsis edebilir.” Uyuşmazlığın değinilen hüküm (TBK md 617/son) uyarınca çözüme bağlanması, bakım yükümlülüğünün bir arada yaşamak suretiyle yerine getirilmesi imkanlarının ortadan kalktığı ya da büyük ölçüde sınırlandığı haller için düşünülmelidir. Bunun yanısıra, takdir edilecek irat, yanların özel ve ekonomik durumlarına uygun ve adil olmalıdır. Somut olayda, taraflar arasında gerçekleşen davalar ve dinlenen tanık beyanlarından, bakım yükümlülüğünün bir arada yaşamak suretiyle yerine getirilmesi imkanlarının kalmadığı, tarafların bir arada kalamadıkları, bakım akdinin devam etmesinin çekilmez hale geldiği, geçimsizlikte ve ayrı yaşamakta taraflara yüklenecek somut bir kusurun da bulunmadığı dosya içeriği ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Nitekim mahkemece de, bu olgu benimsenmek suretiyle tapu iptal ve tescil isteğinin reddine, davacı yararına irat bağlanmasına karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalının ve davacının bu yöne değinen yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddine. Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği üzere, ölünceye kadar bakma akdinin kaydıhayat ile irat ilişkisine çevrilmesinde, ölünceye kadar bakanın mevcut borcu yerine bu edimlerin para ile değeri geçer. Sözleşmede ölünceye kadar bakanın borcu özel olarak belirlenmediğinden, bu borcun kapsamını belirlemede 6098 sayılı TBK.'nın 614. maddesi hükmü esas alınmalıdır. Bu hükme göre alacaklı, borçlunun ev topluluğuna girer; ayrıca borçlu olduğu malların kıymetine ve alacaklının evvelce haiz olduğu sosyal mevkiye göre hakkaniyetin gerektirdiği şeyleri, özellikle münasip gıda ve elbise vermeye, hastalığında gerekli ihtimam ile bakmaya ve hekim getirmeye mecburdur. Bu nedenle mahkemenin tahsis edilecek aylık irat miktarını tespit için bilirkişi marifetiyle, devredilen taşınmazların değerini, getireceği aylık geliri ve alacaklı davacının önceki sosyal mevkilerini göz önünde tutarak hakkaniyet üzere davalının yerine getirmekle yükümlü olduğu birlikte konut, beslenme, giydirme ve görüp gözetme edimlerinin kapsam ve parasal değerini belirlemesi gerekir (…. Y. 13 HD., 11.10.1982 T., E:5166, K:5821 sayılı ilamı). Hâl böyle olunca; mahkemece davacının asgari yaşam koşullarının sağlanması amacıyla yapılan bakım sözleşmesi için ne kadar gelire ihtiyaç bulunduğu, çekişme konusu taşınmazın kullanım şeklinin, kiraya verilip verilmediğinin, kiraya veriliyor ise kira bedellerinin ne kadar olduğunun ve kime ödendiğinin, taşınmazın davaya konu yarı payının getireceği gelirin ne olduğu araştırılıp, tarafların özel ve ekonomik durumları da gözetilerek uygun bir irat tahsisi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde az miktarda irat tahsisi doğru değildir. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 617Kaynağı aç
MADDE 617- Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir. III. Bakım borçlusunun ölümü
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 614Kaynağı aç
MADDE 614- Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma amacıyla kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası, kendilerince hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel düzenlemelerle belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır. E. İptali ve tenkisi

Bakım borçlusunun yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde bakım alacaklısı hayattaysa bizzat kendisi fesih ve tescil davası açabilir; bakım alacaklısının ölümü halinde yasal mirasçıları da terekeyi korumak amacıyla dava açma hakkına sahiptir. Ancak Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca ölümle kişilik sona erdiğinden, vefat etmiş kişi adına tapuda tescil kararı verilemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/13968, K. 2018/12601Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/13968 E.  ,  2018/12601 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi,Tetkik Hâkimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, bakım koşulunun yerine getirilmediği iddiasına dayalı ölünceye kadar bakma aktinin feshi ile tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, maliki olduğu 358 ada 24 …… sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu bağımsız bölümü 19/02/2001 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalı kızına temlik ettiğini, ancak davalının sözleşmeden kaynaklı edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle ……da yaşayan diğer kızı ……’un yanına gittiğini, …… …… ve …… alacaklarının davalı tarafından tahsil edilip harcandığını ileri sürerek ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi, çekişme konusu 2 no’lu bağımsız bölümün tapu k……ın iptali ile adına tescilini, davalı tarafından haksız yere tahsil edilen ve iade edilmeyen …… …… ile …… bedellerine karşılık şimdilik 20.000-Tl’nin davalıdan tahsilini istemiş, bilahare kısıtlanması ve husumete izin kararı verilmesi üzerine vasisi yargılamaya katılmış, davacının yargılamanın seyri sırasında … üzerine tereke temsilcisi atanarak yargılamaya devam edilmiş, alacak istemli davanın tefrikine karar verilmiştir. Davalı, ölünceye kadar bakma sözleşmesinden kaynaklı edimlerini yerine getirdiğini, davacıya bakabilmek için …’ta kaldığını, arada bir …’a da götürdüğünü, hatta bu sebeple aile birliğinin bozulduğunu ve 2006 yılında eşiyle boşandıklarını, 2007 yılında çalışmak zorunda kaldığı için annesine bakıcı tuttuğunu, oturum izninin sona ermemesi için 6 ayda bir annesinin ……ya giriş çıkış yaptığını, davacının ……nın ondan habersiz çekilmesinin ve harcanmasının söz konusu olmayıp bazen davacının rızası ile ……nı çektiğini ve onun iaşesi için kullandığını belirterek davanın reddini savunmuş; aksi taktirde ölünceye kadar bakma sözleşmesinin sona ermesinde kusuru olmaması ve bakım borcunu ifa imkanının bulunmaması nedeniyle kaydı hayatla irat tahsisini istemiş; aşamalardaki beyanında, davacı annesinin işlem tarihinde hukuki ehliyeti haiz olup 2005 yılında geçirdiği beyin kanaması sonucu kararlarını veremeyecek duruma geldiğini ve dava tarihinde ehliyetsiz olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece, davalının ölünceye kadar bakma sözleşmesinin gereklerini yerine getirmediği, davacının, kısmen davalı kızı ……in, kısmen de dava dışı kızı ve … temsilcisi ……’un yanında kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile iptal tescile karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı …’nın maliki olduğu dava konusu 358 ada 24 …… sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu bağımsız bölümü, ölünceye kadar bakma şartıyla davalı kızı ……e temlik etmesi hususunda dava dışı …… Başaran’ı 13/02/2001 tarihli vekaletname ile yetkili kıldığı, vekilin de çekişmeli bağımsız bölümü, davacıya ölünceye kadar bakması şartıyla 19/02/2001 tarihinde davalıya temlik ettiği, davacının bakılmadığı iddiasıyla eldeki davayı açtığı, dava tarihinden sonra TMK 405. maddesine göre kısıtlandığı ve dava dışı kızı ……’un vasi olarak atandığı, bilahare eldeki davada davacıyı temsil etmek üzere husumete izin kararı verildiği, davacının yargılamanın seyri sırasında ölümü üzerine, davalı kızı, dava dışı oğlu………… Oruç ile dava dışı kızı ……’un mirasçı kaldıkları, dava dışı ……’un tereke temsilcisi olarak atandığı, … Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun 29/12/2014 tarihli raporunda davacı …’nın işlem tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun saptandığı anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi, ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe, ayrıca şekle bağlı bir sözleşme olarak tanımlanabilir. Nitekim, söz konusu sözleşme 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 611. 818 s. Borçlar Kanununun (BK) 511. maddesinde, “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tarif edilmiştir. Öte yandan, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları TBK'nin 617 (BK'nin 517.) maddesinde açıklanmış olup sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa, ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan her birine tek yanlı olarak sözleşmeyi fesh etme, verdiği şeyi geri alma hakkı tanınmıştır. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir. Somut olaya gelince, ölünceye kadar bakma aktinin 2001 yılında yapıldığı, davacının bakılmadığını 2007 yılına kadar ileri sürmediği, ……da yaşayan kızının yanına gittikten sonra eldeki davayı açtığı, bakım borcunun davalı tarafından, alacaklının ……ya gitmesi nedeniyle yerine getirilemediği, davalının bir kusurunun bulunmadığı toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre de, TMK 28. maddesi gereğince ölümle şahsiyet son bulduğu halde ölü kişi adına tescil kararı verilmesi de isabetsizdir. Davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bakım borcunun yerine getirilememesinde bakım borçlusunun kusuru bulunmayıp aksama alacaklının başka yere gitmesinden kaynaklanıyorsa akdin feshi ile tapu iptali ve tescil davası reddedilir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde birlikte yaşama imkanları ortadan kalkmış veya büyük ölçüde sınırlandığı halde taraflara yüklenebilecek somut bir kusur bulunmuyorsa, hâkim sözleşmeyi feshedip taşınmazı iade etmek yerine taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden aile topluluğu içinde yaşamaya son verip bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir. Tahsis edilecek irat miktarı devredilen taşınmazın değeri, getireceği gelir ve alacaklının önceki sosyal mevkisi dikkate alınarak hakkaniyete göre belirlenir.

Bakım borçlusu öldüğü takdirde bakım alacaklısı bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Ancak bu durumda bakım borçlusuna devredilen taşınmazın mülkiyeti mirasçılardan aynen geri istenemez; bakım alacaklısı yalnızca borçlunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini mirasçılardan talep edebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/3704, K. 2017/5978Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/3704 E.  ,  2017/5978 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshine ve bakım ücretinin davalılardan tahsiline ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; Davacı; davalıların mirasbırakanı ve kendisinin de oğlu olan … ile 17.01.2011 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesi düzenlediklerini, buna göre 102 ada 142 parsel sayılı taşınmazda babasından intikal edecek miras payının, 199 ada 18 parsel sayılı taşınmazda eşi …’ten intikal edecek miras payının, 139 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki miras payının tamamını oğlu …’e verdiğini ve tapuda da tescilin gerçekleştiğini ancak bakım borçlusu …’in 24/07/2012 tarihinde ölümü nedeniyle TBK 618. maddesi (mülga 818 syl. BK 518) uyarınca fesih hakkını kullandığını ileri sürerek taşınmazların yeniden adına tesciline karar verilmesini istemiş, davacı vekili 23.06.2014 tarihli dilekçesiyle TBK 618. maddesi uyarınca tescil mümkün görülmediği taktirde yine aynı madde uyarınca bakım bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davacının hukuki yararının bulunmadığını,TBK. 618. maddesine göre bakım borçlusunun ölümü halinde bakım alacaklısının 1 yıl içinde sözleşmeyi fesih hakkı bulunmasına rağmen bakım borçlusuna verdiği malın aynen iadesini isteme hakkının olmadığını, dava konusu edilen 139 ada 1 parsel ve 102 ada 142 parsel sayılı taşınmazlarda davacının kayıt maliki olmadığını, bakım bedeli isteği yönünden 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece; bakım borçlusunun ölümü nedeniyle ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshine, bakım borçlusunun ölümü üzerine bakım alacaklısının sözleşmeyi feshetmesi durumunda bakım borçlusuna verdiği malı aynen mirasçılarından isteme hakkının bulunmadığı, yalnızca bakım borçlusunun iflası halinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir para talep edebileceği gerekçesiyle Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğünce bildirilen bakım ücretinin yarısı oranında belirlenen aylık 400-TL‘den 14 aylık toplam 5.600-TL bakım ücretinin davalılardan tahsili ile davacı bakım alacaklısına ödenmesine karar verilmiştir. Bilindiği üzere, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde bakım alacaklısının ölümü sözleşmenin sona ermesini gerektirdiği halde, bakım borçlusunun ölümü ile sözleşme son bulmaz, bakma ve görüp gözetme borcu bakım borçlusunun mirasçılarına intikal eder. Ancak yasa koyucu bakım alacaklısına, isteği dışında, bakım borçlusunun mirasçıları ile birlikte yaşamaya zorlamamak için ölümü tarihinde itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmeyi bozma ( feshetme ) hakkı tanımıştır.(818 s. BK md. 518 – 6098 s. TBK md. 618 ) Ne var ki, bakım alacaklısının, bakım borçlusunun ölümü nedeniyle sözleşmeyi bozması ( feshetmesi ) halinde bakım borçlusuna verdiği malı aynen mirasçılardan geri istemesine yasal olanak yoktur. Bu durumda Borçlar Kanunu'nun 518.maddesinde ( 6098 s. TBK md. 618 ) açıkça belirtildiği üzere, sadece borçlunun iflası halinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir para talep edebilir. Nitekim bu ilke 5.6.1957 tarih 25/22 sayılı İnançları Birleştirme Kararında da açıkça vurgulanmış, uygulama bu yönde kararlılık kazanmıştır. Somut olayda; … Noterliği’nin 17/01/2011 tarih 23 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile bakım alacaklısı davacının dava konusu 102 ada 142, 199 ada 18, 139 ada 1 parsel sayılı taşınmazlardaki miras paylarının tamamını kendisine bakıp gözetmesi şartıyla bakım borçlusu müteveffa oğlu …’e verdiği ve 102 ada 142 parsel dışındaki diğer iki taşınmazdaki miras paylarını bakım borçlusuna temlik ettiği, bakım borçlusu …’in 24/07/2012 tarihinde ölümü üzerine davalıların mirasçı oldukları, davacı bakım alacaklısının bakım borçlusunun ölümü nedeniyle sözleşmenin feshini ve taşınmazların adına tescilini talep ederek eldeki davayı bakım borçlusunun mirasçılarına yönelterek açtığı ve 23/06/2014 tarihli dilekçe ile TBK 618.maddesi uyarınca tescil mümkün görülmediği taktirde bakım bedeline karar verilmesini istediği, mahkemece ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bakım borçlusunun ölümü nedeniyle feshine, bakım borçlusu adına tescilin yapıldığı 05/05/2011 ile bakım borçlusunun ölüm tarihi olan 24/07/2012 tarihi arasındaki dönem için 14 aylık bakım ücretinin davalılardan tahsiline karar verildiği, tapu kayıtları ve resmi senedin incelenmesinde ise bakım alacaklısının ölünceye kadar bakma sözleşmesine ve davaya konu edilen 139 ada 1 ve 199 ada 18 parseldeki miras paylarının tamamını 05/05/2011 tarihinde satış yolu ile bakım borçlusu …’ temlik ettiği, temliklerin dayanağının satış olup ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tapuya yansımadığı, sözleşmeye ve davaya konu 102 ada 142 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının ise halen davacı bakım alacaklısının mirasbırakanı adına kayıtlı olup bu taşınmazdaki miras payının bakım borçlusuna tapuda devrinin gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 618. maddesine dayalı açılan davada işlemin satış olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken noter sözleşmesindeki irade esas alınarak bedele hükmedilmesi doğru değildir. Davalılar vekilinin temyiz itirazları değinilen yön itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Görevli Mahkeme, Yetki ve İhtiyati Tedbir Usulü

Tapuda başkasının adına kayıtlı taşınmazın gerçek sahibine geçirilmesine ilişkin tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Taşınmazın yargılama sırasında iyiniyetli üçüncü kişilere devredilmesini veya tescile dayanarak ayni hak kazanılmasını önlemek amacıyla dava ile birlikte mahkemeden tapu kaydı üzerine derhal ihtiyati tedbir konulması talep edilmelidir.

Taşınmaz üzerindeki ipotek borcun ödenmesi veya hukuki ilişkinin sona ermesine rağmen alacaklı tarafından terkin edilmezse, Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ipoteğin fekki davası açılır. Mahkemece borcun bittiğinin tespit edilmesi halinde ipoteğin kaldırılmasına karar verilir.

Tapuda başkası adına kayıtlı taşınmaz nasıl geri alınır?

Bağlayıcı olmayan hukuki işleme veya yolsuz tescile dayalı taşınmaz kayıtları, ayni hakkı zedelenen kişiler tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu sicilinin düzeltilmesi davası açılarak gerçek sahibine geçirilir.

Muris muvazaası davasında hak düşürücü süre veya zamanaşımı var mıdır?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları kural olarak herhangi bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımına tabi değildir; ancak kadastro tespitinden önceki sebeplere dayanılıyorsa on yıllık hak düşürücü süre uygulanır.

İnançlı işlemle devredilen taşınmaz hangi delillerle ispatlanır?

İnanç sözleşmesi kural olarak tarafların imzasını taşıyan yazılı delille ispatlanır; yazılı belge bulunmadığında delil başlangıcı bulunması halinde tanık dahil her türlü delille, delil başlangıcı yoksa yemin veya ikrarla kanıtlanabilir.

İrade sakatlığı sebebiyle yapılan devirlerde dava açma süresi ne kadardır?

Yanılma veya aldatmayı öğrendiği yahut korkutmanın etkisinin kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içinde bildirim yapılmaz veya devredilen şey geri istenmezse sözleşme onanmış sayılır; ancak bu sürenin geçmesi tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

Ayırt etme gücü olmayan kişinin yaptığı tapu devri iptal edilebilir mi?

Ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin hukuki işlemleri sonuç doğurmadığından, fiil ehliyetsizliği tespitiyle birlikte tapu kaydı iptal edilerek taşınmaz hak sahipleri adına tescil edilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu