Tapu Sicilinin Yanlış Tutulmasında Devletin Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Tapu Sicilinin Yanlış Tutulmasında Devletin Sorumluluğu

Türk Medeni Kanunu m. 1007, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devleti sorumlu tutar. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Bu sorumluluğa ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1007Kaynağı aç
Madde 1007- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. B. İşlemler I. İşlemlerin konusu 1. Tescil

Sorumluluğun niteliği

Sorumluluk, sicilin tutulmasından doğan zarara bağlanır. Sicilin tutulmasında kişilerin malvarlığı çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılması, görevlinin kusuru bulunsun ya da bulunmasın yeterli görülebilir. Bu sorumluluk asıl ve nesnel bir sorumluluk olarak nitelendirildiğinden zarar gören, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2013/3764, K. 2013/9934Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2013/3764 E.  ,  2013/9934 K.TAPU SİCİLİNİN TUTULMASINDAN DOĞAN ZARARLARKUSURSUZ (OBJEKTİF) SORUMLULUKTAŞINMAZIN GERÇEK DEĞERİNİN BELIRLENMESİ "İçtihat Metni" Özet: Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlar- dan Devlet sorumludur. Bu sorumluluk kusura dayanmayan bir sorumluluk türü olduğundan, tapu sicil müdür ya da memurunun kusuru olsun ya da olmasın sicilin tutulmasında kişilerin malvarlığı çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Mahkemece, taşınmazın değerlendirme tarihi gününde belediye imar planı içinde olup olmadığı, değilse belediye veya mücavir alan sınırları dahilinde bulunup bulunmadığı, belediye hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı ve etrafının meskun olup olmadığı Belediye Başkanlığından sorularak niteliği belirlenip, bu konuda taraflara delillerini ibraz etmeleri için süre verildikten sonra, bilirkişi kurulu eşliğinde yeniden keşif yapılarak taşınmazın arsa vasfında ise emsal karşılaştırması yapılarak, arazi vasfında ise gelir metodu esas alınarak dava tarihindeki değerinin tespiti ile sonucuna göre karar verilmelidir. Taraflar arasındaki 4721 sayılı TMK.nın 1007. maddesi uyarınca tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, davanın reddine dair verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili yönünden verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, 4721 sayılı TMK.nın 1007. maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; dava konusu 146 ada 5 parsel sayılı taşınmazın 15627 metrekarelik bölümünün devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğundan Erdemli Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/1272 esas, 2000/517 karar sayılı ilamı ile tapu kaydının iptaline ve Hazine adına tesciline karar verildiği kararın Yargıtay denetiminden geçerek 28.04.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ek 1 nolu protokol 1. madde ile kabul edilmiş temel haklardandır (Anayasa md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1) ve ancak kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C. Anayasasının 90/5. maddesi ile iç hukuk normu sayılan AİHS hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.05.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; “… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır. Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asildir. Bu arada, üzerinde durulması gereken konulardan biri de; çekişme yaratılan tapu kaydına bağlanan ve böylece kişi adına mülkiyet hakkı oluşturulan yere ait tapunun niteliğinin belirlenmesidir. Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı tapu ile sağlanan mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yerin temel vasfı yani kamu malı olma niteliği değişmemekle birlikte, kişinin söz konusu tapuya dayalı hakkının yukarıda ifade edildiği gibi korunması gerekeceği muhakkaktır. Aksi düşünce tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum olacaktır. Bu amaçla yasamıza konulan 4721 sayılı TMK.nın sorumluluk kenar başlığını taşıyan 1007. maddesi “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” hükmünü içermekte olup, bu maddede düzenlenen sorumluluk, kusura dayanmayan (objektif) bir sorumluluk türü olup, tapu sicil müdür ya da memurunun kusuru olsun ya da olmasın, sicilin tutulmasında, kişilerin malvarlığı çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece, Devletin memuruna rücuu halinde iç ilişkide etkili olmaktadır. O halde, olayda davalı Tapu Sicil Müdürlüğünün dolayısıyla Hazinenin Türk Medeni Kanununun 1007. (Medeni Kanunun 917) maddesinden kaynaklanan sorumluğunun dikkate alınması zorunludur. Bu bağlamda, çekişmeli taşınmazın değerinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu nedenle, dava konusu taşınmazın değerlendirme tarihi olan 30.07.2010 gününde belediye imar planı içinde olup olmadığı, değilse belediye veya mücavir alan sınırları dahilinde bulunup bulunmadığı, belediye hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı ve etrafının meskun olup olmadığı hususları ilgili Belediye Başkanlığından sorularak, niteliği belirlenip, bu konuda taraflara delillerini ibraz etmek üzere süre verildikten sonra, mahallinde yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu eşliğinde yapılacak keşif sonucunda, taşınmaz arsa vasfında ise emsal karşılaştırması yapılarak, arazi vasfında ise gelir metodu esas alınarak dava tarihindeki değerinin tespiti için alınacak bilirkişi kurulu raporuna göre taşınmazın gerçek değeri belirlenip sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/9965, K. 2023/5872Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2022/9965 E.  ,  2023/5872 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle … yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğundan, Hazine yönünden zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir. Davacılar vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06.06.2023 günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacılar vekili Avukat … ile davalı … vekili … ve davalı … vekili Avukat … gelmişlerdir. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların ölü …'ın varisleri olduklarını, Kanunievvel 1313 tarih, 62 numaralı, 1000 dönüm yüzölçümlü tapu kaydının 6/12 hissesi … Efendi oğlu … Efendi, 5/12 hissesi … Efendi kızı … v, 1/12 hissesi … Efendi kızın … uhdesinde iken … 5/12 ve … Hanım'ın 1/12 hissesini davacıların murisinin satın alarak taşınmazın 6/12 hissesine Eylül 1927 tarihli ve124 numaralı kayıt ile malik olduğunu, bu kaydın aynı hisse ile senet zayinden Mart 1930 tarihli ve 2 numaralı kayda revizyon gördüğünü; Kundu köyünde yapılan orman tahdit çalışması neticesinde 20.03.1947 tarihinde köy odasına asılarak ilan edilen çalışma sonucuna göre taşınmazın 55 atik dönüm (50.500 m²) miktarının açıklık saha olarak tahdit harici bırakıldığını, 945 atik dönüm (868.000 m²) miktarının ise orman tahdidi içinde alındığını, … vekilinin Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinin 1947/388 Esas, 1948/761 Karar sayılı dosyası ile orman tahdidine itiraz davası açtığı, Mahkeme tarafından yapılan inceleme sonucunda sunulan tapu kaydının yarı hissesinin …'a, diğer yarı hissesinin de … oğlu Ahmet'e ait olduğunun belirlendiğini, dava konusu taşınmazın tamamının tahdit harici kaldığına karar verildiğini, Yargıtay denetiminden geçerek kararın kesinleştiğini, karardan sonra muris …'ın … oğlu Ahmet'te kalan 6/12 hisseyi de 29.06.1950 tarihli ve 51 numaralı kayıtla devraldığını, kendi hissesiyle birleştirerek taşınmazın tamamının maliki olduğunu, birleşen payların 14.08.1950 tarihli ve 19 numaralı kaydı oluşturduğunu, bu zabıt kaydına göre taşınmazın yüzölçümünün 918.672 m²; köyünün Kundu köyü; hudutlarının şarken … … Efendi'nin kumluğa mühtehi çamlıktaki hissesi, şimalen sahibi senetlerin çam urumu tarlaları, cenuben lebi derya kumluğu olduğu ve bu kaydın revizyon görmediğini, taşınmazın bulunduğu bölgede 1967 yılında kadastro çalışması başladığını, dava konusu 92 parsel numarası verilen taşınmazın malikinin Mahkemece tayin edilmesine karar verilerek kadastro tutanağında malik hanesinin boş bırakılarak evrakın Kadastro Mahkemesine devredildiğini, Mahkemece kadastro tespiti sırasında var olan tapu kaydını getirtip 792 parsele uygulaması gerekirken bu işlemi yapmayarak … 1272 tarihli ve 58 numaralı, Mart 1292 tarihli ve 160 numaralı, 1Aralık 1313 tarihli ve 62 numaralı tapu kayıtları getirtilerek uygulandığını, bu tapu kayıtları revizyon gördüğünden yeni tapu kayıtlarının uygulanmayarak hata yapıldığını, yargılama sonucunda Antalya Kadastro Mahkemesi 1990/80 Esas, 1990/246 Karar sayılı kararı ile kadastro tespitinde 792 parsel numarası alan 868.000 m² yüzölçümlü bu taşınmazın 415.500 m²sinin, 857 parsel numarası ile … mirasçıları adına, 452.500 m²sinin 858 parsel numarası ile Hazine adına tesciline karar verildiğini, tescil kararına konu olan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, bu sebeple karar maddi hataya dayalı olarak verildiğinden kimse yönünden kesin sonuç doğurmayacağını, davacılar tarafından Hazine adına tescil edilen kısım yönünden tapu iptal ve tescil istemli açılan Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/597 Esas, 2013/403 Karar sayılı dosyasında davanın reddine karar verildiğini ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, reddedilen dava ile Antalya Kadastro Mahkemesinin 1990/80 Esas, 1990/246 Karar sayılı kararının bu dava ile aynı dava olmadığından kesin hüküm oluşturmayacağını, en netice de 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu, dava konusu Antalya ili, Aksu ilçesi, Kundu köyü 858 parsel numaralı taşınmazın dava tarihindeki değerinin tespitinin gerektiğini belirterek müvekkillerinin uğradığı zararın tazminini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların Antalya Kadastro Mahkemesinin 1990/80 Esas ve Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/597 Esas sayılı dosyaları ile aynı parseli konu alan davaları bulunduğunu, bu iki kesinleşen Mahkeme kararı ile davacıların hak sahibi olmadıkları tespitinin yapıldığını, hak düşürücü sürenin incelenmesi gerektiğini, dava değerinin çok düşük gösterildiğini, 858 parselin gittilerinden olan 890 parselin 17.02.1999 tarihinde vasfının orman olarak değiştirildiğini, dava konusu 792 parselin Kocaçam Devlet ormanı sınırları içerisinde kaldığını, bu tür taşınmazların iktisap edilemeyeceğini, davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. 2. Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, daha önce sahip olunan tapu miktarı 450 dönüm olduğundan Kadastro Mahkemesince bu miktarın kendilerine verildiğini, kalan kısmın ise Hazine adına tescil edildiğini, iş bu dava için kesin hüküm ve kesin delil teşkil eden karar olduğunu, Antalya Kadastro Mahkemesi kararının 08.03.1991 tarihinde kesinleştiğini ve tapuda kararın infazı ve taşınmazın ifrazı yapılarak 858 parsel numarasının verildiğini, davacıların süresinde dava açmadıklarını, idarenin tazminatın oluşumu ile ilgili olumlu veya olumsuz bir davranışı, kusuru ve sorumluluğu bulunmadığını, davanın idareleri yönünden husumetten reddi gerektiğini, Devlet ormanlarının Anayasa'nın güvencesi altında olduğunu, iktisap edilemeyeceklerini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların bu davayı açmada hukukî yararı bulunmadığını belirtilerek dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın asgari miktarı ya da değeri 20.000.000,00 TL olarak belirtilerek açıldığını, Mahkemenin kararda hatalı değerlendirme yaparak 20.000,00 TL olarak yazdığını, Mahkeme tarafından toplanan bilgi ve belgeler doğrultusunda keşifler yapıldığını ve iki farklı bilirkişi heyetine beş adet bilirkişi raporu düzenlettirildiğini, aynı bilirkişi heyeti ile 4 farklı tazminat miktarı belirlendiğini, Mahkemenin dava açıldığı tarihte davacının alacağın miktarının veya değerinin belirleyebileceğini kabul ederek davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verdiğini, davacının üçüncü şahısların mülkiyetindeki taşınmazlara ilişkin bilgi ve belgeleri Tapu Müdürlüğü ve diğer resmî mercilerden alınması mümkün olmadığından taşınmazın değerini belirleyebilmesinin imkansız olduğunu, zamanaşımı yönünden davanın açılmasında hukukî yarar bulunduğunu, dava açılış tarihi itibarıyla davanın 6 yıl sürdüğünü, istinaf incelemesi ile 10 yılı geçeceğini, hukuka uygun bir Mahkeme kararı ile dava değerinin kesin olarak belirlenmesinden sonra alacağın bakiyesi için açılacak davanın zamanaşımına uğrayacağını, bu durumun bile davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukukî yararın var olduğunu gösterdiğini, Mahkemenin 93.812.300,00 TL değer üzerinden harcın tamamlanması için kesin süre verdiğini, verilen sürenin hukuka aykırı olduğunu, davanın 20.000.000,00 TL olarak belirlenip maktu harç ile dava açıldığını, 5 yıl boyunca nispi harç yatırılması hususunda Mahkemenin herhangi bir talebi olmadığını, davada davalı tarafın harçtan muaf olduğunu, davanın reddi hâlinde yatırılan nispi harcın tarafa iade edileceğini, davanın kabulü hâlinde yine herhangi bir harca hükmedilmeyeceğini, davacıdan nispi harcın peşin yatırılmasını isteminin hak arama özgürlüğünü engellendiğini ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın açıldığı tarihte taşınmaz değerinin davacı tarafça tam ve kesin olarak belirlenmesi mümkün olmadığından davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirsiz alacak davası niteliğinde kabulü ile yargılama sonunda tazminat miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu; işin esasına dair yapılan inceleme neticesinde tazminata esas olarak dayanılan eski tapu kaydının, tazminata konu edilen 858 parsel numarasıyla Hazine adına tescil edilmesine karar veren Antalya Kadastro Mahkemesinin 1990/80 Esas, 1990/246 Karar sayılı kararıyla hukukî değerini yitirdiği ve kararın 28.02.1991 tarihinde kesinleştiği, Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarihli ve 2014/6673 Karar sayılı kararı gereği, 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki dava yönünden, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından yaklaşık 5 yıl 7 ay sonra eldeki davanın 08.06.2015 tarihinde açıldığı, bu itibarla davanın makul süre içinde açıldığının kabulünün mümkün olmadığı anlaşıldığından, davanın yargılama sırasında zamanaşımı itirazında bulunan davalı … yönünden zamanaşımı nedeniyle; davalı … Yönetimi yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile … yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğundan, Hazine yönünden zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın reddine karar verilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; zamanaşımı başlangıcının zararın doğduğu tarih olduğunu, davacıların Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/597 Esas, 2013/403 Karar sayılı dosyasında açtıkları tapu iptal ve tescil davasının 22.09.2014 tarihinde kesinleştiğini, zararın bu tarih itibarıyla doğduğunu, Kadastro Mahkemesi kararı maddi hataya dayalı verildiğinden sonuç doğurmayacağını, zararın tazmini için bu dava türü açısından hukuk yolunun 18.11.2009 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararı ile açıldığı gözetildiğinde 10 yıllık zamanaşımı tarihinin başlangıcının 18.11.2009 alınmsı gerektiğini, davanın zaman aşımına uğramadığını, makul sürede davanın açıldığını, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat koşullarının oluştuğunu, davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılıKanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Kanun'un “Sorumluluk” başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ncı maddesi. 4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 – 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir. 5. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihaî kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ncı maddesine (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125 inci maddesine) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2014/6673 başvuru numaralı ve 25.07.2017 tarihli Yaşar Çoban Kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK) 18.11.2009 tarihli 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında; YHGK kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hâle gelmiş olup YHGK karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından makul süre içinde 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanılarak dava açılması gerekir. 3. Tazminata konu edilen Antalya ili, Aksu ilçesi, Kundu köyü 858 parsel sayılı taşınmazın davacı tarafında dâhil olduğu Antalya Kadastro Mahkemesi 1990/80 Esas, 1990/246 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde Hazine adına tesciline karar verildiği, bu kararın 28.02.1991 tarihinde kesinleştiği, davacıların mülkiyeti kaybettiği bu tarih itibarıyla zararlarının oluştuğu, bu tarihten itinaren on yıllık süre geçtikten sonra davacıların 18.09.2012 tarihinde Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/597 Esas, 2013/403 Karar sayılı dosyasında, tapu iptal tescil davasını açtıklarını hâliyle zamanaşımına bu davanın bir etkisi olmadığı anlaşılmıştır. 4. Buna göre, YHGK karar tarihinden sonra makul süre dolmuş bulunduğundan, davalı … vekilinin süresinde zamanaşımı itirazında bulunduğu da gözetilerek Hazine yönünden davanın zamanaşımı süresi geçtiğinden reddine; … yönünden ise 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince açılan tazminat davalarında davalı sıfatı Hazineye ait olduğundan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. 5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aleyhine temyiz olunan davalı … davalı … yararına 03.09.2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 8.400,00 TL'şer vekâlet ücretinin temyiz eden davacılardan alınmasına, Davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kusurun bulunup bulunmaması Devletin sorumluluğunu belirlemez. Kusur, Devletin görevliye rücu ettiği iç ilişkide önem taşır. Zarar görenin, tapu memurunun veya kadastro görevlisinin kasıtlı ya da kusurlu davrandığını ayrıca kanıtlaması gerekmez.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2012/27235, K. 2013/10162Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2012/27235 E.  ,  2013/10162 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK.nun 1007. maddesi uyarınca tazmini davasının zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen yukarıda tarih ve numaraları yazılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla duruşma için belirlenen 21.05.2013 günü aleyhine temyiz olunan davalı idare vekili Av…'nin yüzüne karşı; usulüne göre çağrı kağıdı gönderilmesine rağmen gelmediğinden temyiz eden davacı vekilinin yokluğunda duruşmaya başlanarak davalı idare vekilinin sözlü açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü. – K A R A R – Dava, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK.nun 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; … ili … İlçesi, …. köyünde bulunan 450, 1349, 1485, 1530, 232, 264, 310, 631 ve 1519 parsel sayılı taşınmazların, davacının murisi …isimli şahıs tarafından yine davacının kardeşleri olan …'a tapuda yapılan 02.12.1965 tarihli işlemle kayıtsız ve şartsız olarak bağışlandığı, davacının yapılan bu işlemin, miras bırakanın yanıltılarak, hile ve ehliyetsizlikle yapıldığı, muvazaalı olduğu gerekçesi ile … Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı davanın, yapılan işlemin hile ve ehliyetsizliğe dayalı olduğu iddiasının kanıtlanamaması, muvazaa iddiasının ise temliki işlemin bağışa dayalı olması nedeniyle reddedilerek 07.03.2007 tarihinde kesinleştiği, davacının … Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı yukarıda sözü edilen 2006/339-2006/417 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, …tarafından yapılan bahis konusu bağış işleminin hile ile gerçekleştiği ve akdin yapıldığı tarihte miras bırakanın ehliyetsiz olduğu bu suretle de tapu sicilinin usulsüz tutulduğu iddiasıyla TMK.nun 1007. maddesine dayalı olarak iş bu tazminat davasını açtığı anlaşılmıştır. 4721 sayılı TMK.nun 1007. maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur." Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlillere rücu eder" hükmü yer almakta olup, burada, Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların, yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü; sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanıksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Kusurun varlığı ya da yokluğu, Devletin sorumluluğu için önem taşımayıp, sadece Devletin memuruna rücuu sırasında iç ilişkide önemlidir. Açıklanan nedenlerle; TMK.nun 1007. maddesinde düzenlenen objektif (kusursuz) sorumluluk halinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 41. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı kanunun 60. maddesindeki zamanaşımı kurallarının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK.nun 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146.) maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esastır. Bu durumda; Tapu sicilinin hile ve ehliyetsizlik nedeniyle yolsuz hale geldiği iddiasıyla TMK.nun 1007. maddesine dayanılarak açılan davada, davacının taşınmazları geri almak için … Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı, 2006/339 esas sayılı dosya üzerinden görülen davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın 07.03.2007 tarihinde kesinleşmesinden sonra, 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Ne var ki; davacının, murisi tarafından tapuda yapılan bağış işleminin hile ve ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğu iddiasıyla açtığı tapu iptali ve tescil davasının, söz konusu iddiaların kanıtlanamaması nedeniyle reddine karar verildiği de tüm dosya kapsamı ile sabit olup, gerek tapu sicilinin yolsuz olduğuna dair iddianın ispatlanamadığı konusunda … Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 2006/339-2006/417 sayılı kararının bulunması, gerekse de, Devletin sorumluluğunu gerektirecek bir nedenin bulunmaması nedeniyle davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğrudur. Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ONANMASINA, peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, aleyhine temyiz olunan davalı idare yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 990,00-TL. vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Zararın, sicildeki yanlış veya eksik işlemden kaynaklanması aranır. Zarar taraflar arasındaki adi sözleşmeden doğmuşsa Devlet sorumlu tutulamaz.

Tapuda yapılan muvazaalı satışlarda işlem şeklen doğru yapıldığından sicilde bir yanlışlık bulunmadığı kabul edilir ve Devlet bu zararı karşılamaz.

Kadastro kayıtları ve teknik düzeltme

Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlardaki hatalardan Devlet, Türk Medeni Kanunu m. 1007 anlamında sorumlu tutulabilir. Kadastro sırasındaki yüzölçümü hatasının sicilin oluşumuna ilişkin işlemlerden sayıldığı olayda sorumluluk koşullarının oluştuğu kabul edilmiş ve işin esasına girilmeden verilen ret bozulmuştur. Bozma, tazminat miktarını veya istemin kabulünü belirlemez.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2014/13323, K. 2014/21725Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2014/13323 E.  ,  2014/21725 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kilis 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 04/03/2013 NUMARASI : 2012/686-2013/223 Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK.nun 1007.maddesi uyarınca tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: – K A R A R – Dava, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK.nun 1007.maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-4721 sayılı TMK.nun "sorumluluk" kenar başlığını taşıyan 1007.maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." hükmü yer almakta olup, davacı tarafından, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davada, husumetin Hazine yerine temsilcide yanılma sonucu E.. M..ne izafeten Maliye Hazinesine yöneltildiği gözetilerek, Hazinenin davaya dahil edilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, 2-Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; Geçerli köyünde 1969 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında 253 parsel sayılı taşınmazın planimetre alan tablosunda yapılan hata nedeniyle 459.525,64 m2 yerine 525,750 m2 yüzölçümlü olarak tespit gördüğü ve söz konusu taşınmazla ilgili olarak 18.06.1970 tarihinde Oğuzeli Kadastro Mahkemesine açılıp, 1989/66-1990/179 sayılı dosya üzerinden görülen kadastro tespitine itiraz davası sonucunda taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilerek 525,750 m2 yüzölçümlü olarak ilk malikleri adına tescil edildiği, davacının söz konusu taşınmazdaki 1/5 oranındaki hissesini 03.06.2003 tarihinde satış yolu ile edinmesinden sonra, 2011 yılında Kadastro Müdürlüğü tarafnıdan yapılan teknik kontroller sırasında, 253 parsel ile ilgili olarak kadastro çalışmaları sırrasında pilanımetre okuma hatası nedeniyle yüzölçümünün fazla hesaplandığı belirlenerek, Kadastro Kanununun 41. maddesi uyarınca taşınmazın yüzölçümünde düzeltme yapılmasından sonra, davacı tarafından tazminat istemli işbu davanın açıldığı anlaşımıştır. Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK.nun 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur. Bu durumda, dava konusu somut olayda kadastro işlemleri sırasında yapılan hata sonucu tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle, 4721 sayılı TMK.nun 1007. maddesi anlamında Devletin sorumluluğuna ilişkin koşulların oluştuğu gözetilip, işin esasına girilerek talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 22.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kadastro Kanunu m. 41, kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumu kesinleşmiş taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hataların ilgilinin başvurusu veya kadastro müdürlüğünce resen düzeltileceğini düzenler. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ edilir. Tebliğden başlayan otuz gün içinde sulh hukuk mahkemesinde düzeltmenin kaldırılması davası açılmazsa düzeltme kesinleşir.

3402 sayılı KADASTRO KANUNU m. 41Kaynağı aç
Madde 41 – (Değişik birinci fıkra:22/2/2005 – 5304/9 md.) Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.[7] (Değişik :22/2/2005 – 5304/9 md.) Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine kadastro müdürlükleri yetkilidir.7 Bu maddenin uygulanmasında, 12 nci maddede belirtilen hak düşürücü süre aranmaz. SEKİZİNCİ BÖLÜM Ceza Hükümleri Ceza:

Kesinleşmiş taşınmazlardaki değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan ve kadastronun teknik kurallarındaki hata sınırları içinde kalan yüzölçümü farklarını resen düzeltmeye kadastro müdürlükleri yetkilidir. Bu maddenin uygulanmasında aynı Kanun’un 12. maddesindeki hak düşürücü süre aranmaz. Hata sınırının sayısal ölçüsü bu hükümde gösterilmez.

İyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı

Türk Medeni Kanunu m. 1023, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir aynî hak kazanan üçüncü kişinin kazanımını korur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1023Kaynağı aç
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. 3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı

Zarar ve başka yolla giderim

Sorumluluk, sicil işleminden doğmuş bir zararı gerektirir. Sicil işlemi bulunsa bile zarar başka bir nedenden doğmuşsa Devlet sorumlu tutulamaz.

Payı belediye üzerinde kalan ve belediyenin paydaşlığının sürdüğü olayda, belediyeye karşı tapu iptali ve tescil davasıyla zararını giderme olanağı bulunan kişinin Türk Medeni Kanunu m. 1007 uyarınca tazminat isteyemeyeceği kabul edilmiştir. Bu sonuç, payın belediye adına kalmasına ve paydaşlığın devamına bağlıdır.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2013/29640, K. 2014/11741Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2013/29640 E.  ,  2014/11741 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 08/05/2013 NUMARASI : 2009/758-2013/185 Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın TMK'nun 1007. maddesi gereğince tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kısmen kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davalı idare vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: – K A R A R – Dava, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın TMK'nun 1007. maddesi gereğince tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan incelemede; Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı tarafından 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasa uyarınca 2659 ada 8 parsel sayılı 370 m² yüzölçümündeki taşınmazın 180/370 payının davacı adına tahsis edildiği, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı’nca, bu payın belirlenen 2.700.000 ETL karşılığında davacı adına tescili için Gaziosmanpaşa Tapu Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, dava konusu taşınmazda Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı’nın 250/370 payı bulunduğu, Gaziosmanpaşa Tapu Sicil Müdürlüğü’nün 17.05.1990 Tarih 2485 yevmiye nolu işlemi ile belediye ait paydan 180/370 payın davacı adına, kalan 70/370 payın belediye adına tescili yerine, 70/370 payın davacı adına, kalan 180/370 payın belediye adına tescil edildiği, ancak davacının eline verilen tapu suretinde davacının payının 180/370 göründüğü, daha sonra yapılan imar uygulaması ile oluşan 3895 ada 12 parsel sayılı taşınmazda davacının 80/1136 oranında, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı’nın ise 148/1136 oranında paydaş olduğu anlaşılmaktadır. 4721 sayılı TMK.nun 1007. maddesinde, "Tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararlardan devlet sorumludur. Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder" hükmü yer almaktadır. Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olup, bu kayıtlarda oluşan hatalardan devlet, TMK.'nun 1007. maddesi gereğince kusursuz olarak sorumludur. Gaziosmanpaşa Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından yapılan hatalı işlem nedeniyle davacının zarara uğradığı sabittir. Ancak; TMK’nun 1007. maddesi uyarınca tazminat talep edilebilmesi için uğranılan zararın başka türlü karşılanabilme olanağının bulunmaması gerekir. Davacı adına tescil edilmesi gereken payın Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı adına tescil edildiği ve belediyenin bu taşınmazda halen paydaş olduğu anlaşılmaktadır. Davacının Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı’na karşı tapu iptali ve tescil davası açmak suretiyle zararını giderme olanağı varken TMK’nun 1007. maddesi uyarınca tazminat talep edemez. Davanın bu nedenle reddi yerine, yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Aynı taraflar ve konu bakımından kesin hüküm oluştuğu kabul edilen dosyada tapu iptali ve tescil istemine yönelik temyiz itirazları reddedilmiştir. Kesin hüküm dava şartı olduğundan istek olmasa da mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu sonuç, o dosyadaki iptal ve tescil istemine ilişkindir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2014/8750, K. 2015/93Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2014/8750 E.  ,  2015/93 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 21.05.2014 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili Av. … tarafından istenilmekle, tayin olunan 20.01.2015 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden vekili Av. … geldi, diğer taraftan Hazine vekili Av…. ve Orman Yönetimi vekili Av…. geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü; K A R A R Davacı vekili 24.08.2011 havale tarihli dilekçe ile,… İlçesi,…Köyünde kain 102 ada 1 parsel sayılı taşınmazın müvekkili tarafından 1990 yılında …isimli kişiden satın alındığı, ancak orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı karar ile tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle tesciline karar verilmesine rağmen hükmün hâlen tapu sicilinde infazının yapılmadığından yeniden müvekkili davacı adına tesciline, aksi takdirde taşınmazın rayiç bedeli kadar tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000.- TL'lik kısmının en yüksek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemi ile … Bakanlığı İl Müdürlüğüne husumet yönelterek dava açmıştır. Davacı vekili 25.04.2013 havale tarihli dilekçe ile, bilirkişi raporlarına göre tazminat istemlerini 394.604,00.- TL olarak ıslah etmiştir. Davalı idare vekili, çekişmeli taşınmazın mülkiyetinin hükmen orman olduğu ve 17.02.2001 tarihli yazı ile tescil için istemde bulunulduğu, tazminata ilişkin de hukukî sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddini istemiştir. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı karar ile tapu kaydının iptaline karar verildiği, hükmün 22.09.1995 tarihinde kesinleştiği, orman alanlarında kalan taşınmazın zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği gerekçesiyle mülkiyete ve tazminata ilişkin davanın reddine, harç ve yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 1320.- TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk dairesi tarafından bozulmuştur. Dairece 24.12.2013 gün 2013/8758-12152 sayılı bozma kararında özetle “…davacı tarafından açılan davanın, dava konusu 102 ada 1 parselin Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı kararı ile tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle tesciline karar verildiği, ancak hâlen tapu sicilinde infazının yapılmadığı belirtilerek yeniden adına tescili, aksi takdirde Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulması nedeniyle devletin hukukî sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemli olarak terditli dava açıldığı, taşınmazın mülkiyetinin, Türk Medenî Kanununun 705. maddesi uyarınca kesinleşen mahkeme kararı sonucunda tapu sicilinden önce kazanılması nedeniyle kuru mülkiyeti Hazine, kullanım hakkı Orman Yönetimine geçtiği, tapu sicilinin tutulmasından dolayı Devletin objektif sorumluluğunun bulunduğundan, Orman Yönetimi ve Hazineye husumet yaygınlaştırılarak taraf teşkili sağlandıktan sonra, tarafların delilleri toplanarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekir…” denilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan ve taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmiştir. Dava, tapu iptal ve tescil ile Medenî Kanunun 1007 maddesi uyarınca açılan tazminata ilişkindir. Yörede, 3116 sayılı Kanuna göre 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu vardır. Daha sonra 1985 yılında 2896 sayılı Kanuna göre yapılan ancak ilân edilmeyen aplikasyon, orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B madde uygulaması ile 1987 yılında 3373 ve 3302 sayılı kanunlara göre yapılıp kesinleşen aplikasyon, orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır. 1) Davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda; İncelenen dosya kapsamına göre, dava konusu 102 parsel sayılı taşınmaz, hâlen davacı adına tapu sicilinde kayıtlıdır, ancak Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı karar ile tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle tesciline karar verilmiş ve hüküm kesinleşmekle, eldeki dava yönünden tarafları ve konusu aynı olan kesin hüküm oluşmuştur. Kesin hüküm dava şartı olup, istek olmasa bile mahkemece re'sen nazara alınır. Bu nedenle davanın reddine ilişkin verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından, temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2) Davacı vekilinin, tazminat istemine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; İncelenen dosya kapsamına göre, dava terditli dava olarak açılmıştır. Terditli davaya ilişkin olarak, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunda herhangi bir hüküm bulunmamakta olup, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanununun 111. maddesinde, davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebileceği belirtilmek suretiyle düzenlenmiştir. Mahkemece, davacı tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası istemi reddedildikten sonra, terditli olarak açılan tazminat davasının da zamanaşımı süresinin dolduğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, Medeni Kanunun 1007. maddesine istinaden açılan tazminat davalarında zamanaşımı süresinin ne olduğu ve ne zaman başlayacağının tartışılması gerekmektedir. Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), … VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, Köktepe – Türkiye davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının, 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E. – 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. – 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Anılan Kanun maddesinde düzenlenen sorumluluk, objektif (kusursuz) sorumluluk olup, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 41. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı Kanunun 72. maddesindeki (818 sayılı yasanın 66.maddesi) zamanaşımı kurallarının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK'nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, busüre Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün 1994/38-443 sayılı ilâmının kesinleşmesinden sonra tapu sicilinin terkin edildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Çünkü, terkin tarihine kadar davacı tapu maliki olup, zararın da terkin ile gerçekleştiği dikkate alındığında, zamanaşımının tapunun terkin tarihinden itibaren başlatılması gerekmektedir. Bu hale göre, tapu kaydının halen terkin edilmediği, bu nedenle davada zamanaşımı süresi başlamadığı anlaşıldığından, davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken Medenî Kanunun 1007. maddesi uyarınca, Devletin objektif sorumluluğuna dayalı olarak açılan temyize konu davada, BK'nın 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasına ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE, temyiz incemesinin duruşmalı yapılması nedeniyle 1.100 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 2) İkinci bentde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tazminat davasına ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile, MK 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davasına ilişkin olarak kurulan hükmün BOZULMASINA, temyiz incemesinin duruşmalı yapılması nedeniyle 1.100 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, taraflarca 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, temyiz harcının istek halinde iadesine 20/01/2015 günü oy çokluğu ile karar verildi. (Karşı oy) (Karşı oy) KARŞI OY Davacı taraf 24.08.2011 tarihinde, … Köyü 102 ada 1 parsel sayılı taşınmazın müvekkili tarafından 1990 yılında önceki malikinden satın alındığını, ancak Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı kararı ile orman tahdit sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilmesine rağmen halen hükmün infazının yapılmadığını öne sürerek taşınmazın yeniden müvekkili davacı adına tesciline, aksi takdirde taşınmazın rayiç bedelinin tahsiline karar verilmesi istemiyle terditli dava açmıştır. Mahkemece davanın tümü ile reddine dair verilen önceki günlü ilk hüküm dairemizce; "husumetin Hazineye de yaygınlaştırılması gerektiği" gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra taraf teşkili sağlanmış, davaya dahil edilen hazine vekilinin süresinde verdiği cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunması üzerine de mülkiyete yönelik davanın orman alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle, tazminata yönelik davanın da zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemece verilen bu son hüküm de davacı vekilince temyiz edilmiş, dairemizce yapılan inceleme sonucunda davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasına ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra tazminat davasında verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde özetle “Terkin tarihine kadar davacı tapu maliki olup, zararın da terkin ile gerçekleştiği dikkate alındığında Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin asliye hukuk mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı ilâmının kesinleşmesinden sonra ve tapu sicilinin terkin edildiği tarihten itibaren başlatılması gerektiği, buna göre davada henüz zamanaşımı süresinin işlemeye başlamadığı gerekçesiyle tazminat davası yönünden verilen hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece davacı tarafın mülkiyete yönelik tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu dava yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının reddedilmesi doğrudur. Yine tazminat istemiyle açılan davada Türk Medenî Kanunu (TMK)'nın 1007. maddesi gereğince Hazinenin sorumlu olduğu ve davada 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği konusunda da dairemiz çoğunluğu ile aramızda görüş aykırılığı bulunmamaktadır. Ne var ki, somut olayda davacı zararının daha önce görülen tapu iptal ve tescil davasında verilen hükmün kesinleştiği tarihte gerçekleştiği ve zamanaşımı süresinin de bu tarihte işlemeye başladığı, görülmekte olan davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki; Bilindiği üzere TMK 1007. maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur" denilerek devletin objektif sorumluluğu düzenlenmiştir. Devletin bu maddeden kaynaklanan sorumluluğundan söz edilebilmesi için öncelikle bir zararın meydana gelmesi ve bu zararın da tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanması zorunludur. TMK'nın 704. maddesinde açıklanan tapuda kayıtlı taşınmaz mülkiyeti, aynı kanunun 705. maddesi uyarınca kural olarak tescil ile kazanılır. Bu halde tescil kurucu nitelikte olduğundan yeni malik tescille mülkiyeti kazanırken varsa eski malikin mülkiyet hakkı da terkin veya tapu kaydının iptali ile aynı tarihte sona ermektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise bu genel kuralın ayrık hali (istisnası) açıklanmış ve miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde taşınmaz mülkiyetinin tescilden önce kazanılacağı öngörülmüştür. Kanunda sınırlı olarak sayılan bu ayrık hallerde taşınmaz mülkiyetinin kazanılabilmesi için tescilin ( dolayısıyla eski malikin mülkiyet hakkını kaybetmesi için de terkin veya tapu iptalinin) zorunlu olmadığı, taşınmaz mülkiyetinin bu hallerin gerçekleşmesi ile tescil gerekmeksizin kazanılacağı, bu hallerde tescilin kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğu gerek bilimsel öğretide ve gerekse Yargıtay içtihatlarında tartışmasız kabul edilmektedir. Somut olaya gelince; dosya içeriğinden davaya konu taşınmazın davacı adına tapuda kayıtlı iken orman idaresi tarafından açılan dava sonucunda Beykoz Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün 1994/38-443 sayılı ilâmı ile davacı adına olan tapu kaydının iptaline ve taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verildiği, bu kararın 22.09.1995 tarihinde kesinleştiği, ancak hükmün tapu sicil müdürlüğünde infaz edilmediği, tapu sicilinde malik olarak halen davacının göründüğü anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklanan ve TMK 705. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen özel hüküm gözetildiğinde tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği 22.09.1995 tarihi itibarıyla davaya konu taşınmazın mülkiyetinin el değişerek Hazineye geçtiği, davacının mülkiyet hakkını kaybettiği kuşkusuzdur. Bu halde tescil kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğundan hüküm doğrultusunda hazine adına tescilin yaptırılmaması ancak yeni ve gerçek malik olan hazinenin taşınmazla ilgili herhangi bir tasarruf işlemi yapmasına engel olur. Bunun dışında mülkiyetin kazanılıp kaybedilmesi yönünden sonuca etkisi bulunmamaktadır. 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146 ıncı (818 sayılı Kanunun 125 inci) maddesinde yazılı 10 yıllık genel zamanaşımı süresi alacağın muaccel (istenebilir) hale geldiği gün işlemeye başlar ve 10 yıl sonra aynı gün dolar. Somut olayda davacının mülkiyet hakkını mahkeme kararı ile kaybettiği kaybettiği 22.09.1995 tarihi itibarıyla zararın doğduğu ve bu tarihte tazminat alacağının muaccel (istenebilir) hale geldiği gözetildiğinde zamanaşımı süresinin 22.09.2005 tarihinde dolduğu, davanın açıldığı 24.08.2011 tarihi itibariyle 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin fazlasıyla geçtiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca mahkemenin zamanaşımı nedeniyle davanın reddine ilişkin kararı yerinde olduğundan hükmün onanması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, zamanaşımı başlangıcı olarak terkin tarihini esas alan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

Davanın görüleceği yer

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. Temsilcide yanılma sonucu davanın Hazine yerine başka kişi üzerinden yöneltildiği olayda Hazinenin davaya dâhil edilmesi gerektiği bozma gerekçeleri arasında yer almıştır.

Zamanaşımı

Türk Medeni Kanunu m. 1007 bu davalar için ayrı bir zamanaşımı süresi belirlemez. Türk Borçlar Kanunu m. 146, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu düzenler. Beşinci Hukuk Dairesi, on yıllık genel sürenin uygulanmasını esas almıştır. Yirminci Hukuk Dairesi de özel süre bulunmadığından tazminat alacağını m. 146’daki on yıllık genel zamanaşımına tâbi saymıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/13049, K. 2018/7497Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2016/13049 E.  ,  2018/7497 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı … ve diğerleri vekili tarafından, davalı Hazine aleyhine 30/10/2008 gününde verilen dilekçe ile mirasbırakanları …'nun…Tapu Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı toplam 231.840 m2 yüzölçümündeki 56 ve 57 pafta 7 ada 2 parsel sayılı taşınmazda 104.604/1.957.104 ve 830/1.957.104 pay karşılığı 12.489,31 m2 yer sahibiyken, göçmenlere taşınmaz dağıtılması nedeniyle taşınmazın ifraz edilerek 25.03.1968 gün ve 991 sayılı yevmiye ile tapu kaydı kapatılıp…Tapu Sicil Müdürlüğü'ne devredildiğini,…Tapu Sicil Müdürlüğü'nce oluşturulan 6 tane yeni parselde toplam 12.489,31 m2 yer verilmesi gerekirken, 7.737,22 m2 yer verildiğini, oluşturulan diğer parsellerden pay verilmediğini, eksik verilen yeri 4.752,09 m2 olarak belirlediklerini ancak, daha fazla olabileceğini belirterek, uğradıkları zararın Medeni Kanunun 1007. maddesi gereğince ödetilmesini istemişlerdir. Davacı … … ve … tarafından 24/07/2009 ve davacı … vekili tarafından 30/10/2008 tarihinde açılan tazminat istemli davalar eldeki dava ile birleştirilmiştir. Davalı ise, zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen 25.03.1968 günlü işlem nedeniyle 30.10.2008 günlü dilekçeyle açılan davanın zamanaşımı nedeniyle ve esas yönden reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece,…Tapu Sicil Müdürlüğü'ne kayıtlı olan taşınmazın bu sicildeki kaydının 25.03.1968 günlü işlem ile kapatılarak…Tapu Sicil Müdürlüğü'ne yeniden kaydedildiği,…Tapu Sicil Müdürlüğü'ne kaydı yapılan taşınmazın ifraz gördüğü, kaydın kapatılması ve ifraz işlemi üzerinden geçen süreye ve davanın açıldığı tarihe göre davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle istem reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur. Temyiz incelemesi sonunda hüküm Borçlar Kanunu'ndaki kısa ve uzun zamanaşımı sürelerine değinilerek bir yıllık kısa zamanaşımı süresinin zararın varlığını ve zarar göreni öğrenmeden itibaren başlayacağı, somut olayda bu zamanaşımı süresinin başlangıcının belirlenmesi açısından tapu kayıtları üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılarak davacıların miras bırakanlarından kalan taşınmaz kaydını üzerlerine geçirip geçirmedikleri veya tapuda başkaca bir işlem yapıp yapmadıklarının araştırılarak varılacak sonuca göre zamanaşımının değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12/07/2011 gün ve 2011/7205 E. – 2011/8239 K. sayılı ilamı ile bozulmuştur. Süresi içinde davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 08/12/2011 gün ve 2011/13221 E. – 2011/13187 K. sayılı ilamı ile “önceki bozma kararında Borçlar Kanunu'ndaki zamanaşımına ilişkin genel düzenlemeden bahsedilmiş olup somut olay itibarıyla zamanaşımı yerleşik yargı içtihatlarında olduğu gibi zararı ve zarar vereni öğrenmeden itibaren bir yıldır. Ne var ki, bu bir yılın başlangıcı sadece davayı açan ve mirasçı olan davacılar yönünden değil, 03/05/1976 tarihinde ölen mirasbırakan yönünden de araştırılmalıdır. Şu durumda gerek davacılar gerek mirasbırakanları yönünden tapu kaydının eksik miktarla oluşturulduğuna dair işlemin öğrenilme tarihi tüm tapu kayıtları değerlendirilerek yapılacak inceleme ile belirlenmek üzere miras bırakan yönünden de bu araştırmanın yapılması gerektiğinden, kararın bozulması gerekirse de bu yönde bozma yapılmamış bulunduğundan davalının karar düzeltme istemi HUMK'nun 440-442. maddeleri uyarınca kabul edilmeli, önceki bozma ilamına yukarıda gösterilen nedenlerle ekleme yapılarak karar gösterilen nedenlerle de bozulmalıdır.” denilerek davalının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairenin bozma kararına ekleme yapılarak bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyulması sonrasında davacı vekili 16/10/2014 tarihinde harçlandırdığı ıslah dilekçesi ile asıl davadaki maddi tazminat talebini 1.879.630 TL'ye, davacı … … ve … tarafından açılan davadaki maddi tazminat talebini 163.440 TL'ye, davacı … vekili tarafından açılan davadaki maddi tazminat talebini 408.610 TL 'ye yükselterek, dava tarihlerinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulü ile, Davacı … mirasçıları dahili davacılar İfran … için 179.610 TL, İhsan … için 179.610 TL tazminatın dava tarihi olan 30-10-2008 tarihinden, Davacılar … (Özcan) için 71.850 TL, Ulviye … (Özcan ) için 71.850 TL tazminatın dava tarihi olan 24-07-2009 tarihinden, Davacılar … (…) için 359.219 TL, … için 71.850 TL, … için 71.850 TL, … için 71.850 TL, … (Köksar) için 179.610 TL, … (Köksar) için 179.610 TL, … için 89.805 TL, … için 89.805 TL, … için 17.965 TL, … (Altınay) için 35.925 TL, … için 35.925 TL, davalı … mirasçıları dahili davacılar … için 11.226 TL, … için 11.226 TL, davacı … (…) için 33.680 TL, davacı … için 33.680 TL, davacı … (Gürsel) mirasçıları dahili davacılar … için 14.960 TL, … için 14.960 TL, … için 14.960 TL, …için 4.987 TL, …için 4.987 TL, Taylan … için 4.987 TL, davacılar … için 59.840 TL, … için 59.840 TL, … için 14.960 TL, … için 44.880 TL, … için 59.840 TL tazminatın dava tarihi olan 30-10-2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak adı geçen davacılara verilmesine, Davalı … için belirlenen 59.840 TL tazminatın dava tarihi olan 30-10-2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, …'e ait veraset ilamında belirtilen hisseleri oranında dahili davacılar …'e verilmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm dosya taraflarınca temyiz edilmiştir. Dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile kararda belirtilen tazminat miktarlarının davacılara ödenmesine karar verilmesi doğru olmamıştır. Şöyle ki, hukuksal dayanağını kusursuz sorumluluktan alan ve kusura değil tehlike prensibine göre düzenlenen 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesindeki düzenlemenin, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 49 ve devamı maddelerinde (818 sayılı eski Borçlar Kanununun 41 ve devamı maddelerinde) düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisiz bir sorumluluk şekli olduğu tartışmasızdır. Bu nedenle, haksız fiil sorumluğu için öngörülmüş olan 6098 sayılı Borçlar Kanununun 72. maddesinde düzenlenen ve öğrenme tarihinden başlayan 2 yıllık (818 sayılı Kanunun 66. maddesinde düzenlenen ve öğrenme tarihinden başlayan bir yıllık) zamanaşımı süresini, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesine göre açılacak davalara kıyas yoluyla uygulama olanağı yoktur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile kararda belirtilen tazminat miktarlarının davacılara ödenmesine karar verilmesi doğru olmamıştır. Şöyle ki, hukuksal dayanağını kusursuz sorumluluktan alan ve kusura değil tehlike prensibine göre düzenlenen 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesindeki düzenlemenin, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 49 ve devamı maddelerinde (818 sayılı eski Borçlar Kanununun 41 ve devamı maddelerinde) düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisiz bir sorumluluk şekli olduğu tartışmasızdır. Bu nedenle, haksız fiil sorumluğu için öngörülmüş olan 6098 sayılı Borçlar Kanununun 72. maddesinde düzenlenen ve öğrenme tarihinden başlayan 2 yıllık (818 sayılı Kanunun 66. maddesinde düzenlenen ve öğrenme tarihinden başlayan bir yıllık) zamanaşımı süresini, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesine göre açılacak davalara kıyas yoluyla uygulama olanağı yoktur. Hemen belirtilmelidir ki, TMK’nın 1007. maddesinde düzenlenen tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan dolayı açılacak davalar için kanunda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” şeklindeki kanuni düzenlemenin bir gereği olarak uygulama ve öğretide kanunen özel bir zamanaşımı süresi öngörülmeyen alacak veya tazminat davaları 10 yıllık genel zamanaşımına tâbi tutulmuştur. Bu nedenle, eldeki davada tapu sicilinin tutulmasından doğduğu iddia edilen zararın tazmini istendiğine ve bu tazmini alacakla ilgili kanunda aksine bir hüküm bulunmadığına göre, bu zarar alacağının da, 6098 sayılı BK'nın 146. maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tâbi olduğunun kabulü gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; doğduğu iddia edilen zarar, davacıların mirasbırakanları …'nun 08/09/1956 günlü 1886 yevmiye numaralı işlemle 830/1.957.104 payı satın aldığı ve 04/08/1965 günlü 2514 yevmiye numaralı işlemle 104.600/1.957.104 payı ipka suretiyle muris adına tescil edilen…ilçesi, Üçşehitler mahallesi 7 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 2510 sayılı İskan Kanunu'nun 23. maddesi kapsamında Bulgaristan göçmenlerine tapu verilmesi çalışmaları neticesinde ifraz işlemlerine tabi tutularak 25/03/1968 tarih 991 yevmiye ile kütük sayfasının kapatılması ile ortaya çıkmıştır. Davacılar, murisinin taşınmazda sahip olduğu pay karşılığı 12.489,31 m2 yer sahibiyken, göçmenlere taşınmaz dağıtılması nedeniyle taşınmazın ifrazı ile oluşturulan 6 tane yeni parselde toplam 12.489,31 m2 yer verilmesi gerekirken, 7.737,22 m2 yer verildiği, eksik verilen yeri 4.752,09 m2 olarak belirlediklerini ancak, daha fazla olabileceğini belirterek, uğradıkları zararın Medeni Kanunun 1007. maddesi gereğince ödetilmesini istemişlerdir. Bozma ilamı sonrasında yapılan araştırmada yapılan ifraz sonrasında davacıların murisi ve davacılar tarafından tapuda yapılmış işlem bulunmamakta ise de ifraz işlemi 25/03/1968 tarihinde yapılmış, eldeki dava ise 30/10/2008 tarihinde yani 10 yıllık genel zamanaşımı süresinden sonra açılmıştır. Davalı Hazine süresinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Bu itibarla, mahkemece değinilen hususlar gözetilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usûl ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 26/11/2018 günü oy birliği ile karar verildi.

Türk Borçlar Kanunu m. 72, haksız fiilden doğan tazminat istemini zararın ve yükümlünün öğrenilmesinden iki yıl ve her hâlde fiilin işlenmesinden on yıl geçmesiyle zamanaşımına bağlar. Fiil daha uzun ceza zamanaşımı öngören bir suça vücut veriyorsa o süre uygulanır. Yirminci Hukuk Dairesi, bu haksız fiil zamanaşımının ve öğrenmeden başlayan iki yıllık sürenin Türk Medeni Kanunu m. 1007 davalarına kıyas yoluyla uygulanamayacağını kabul etmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde

On yıllık sürenin hangi andan başlayacağı kararlara göre aynı değildir. Yirminci Hukuk Dairesi bir olayda süreyi ifraz ve kütük kapatma işleminin tarihinden, başka bir olayda çoğunluk görüşüyle tapu sicilinin terkin edildiği tarihten başlatmıştır. Beşinci Hukuk Dairesi ise mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık süre içinde dava açılması gerektiğini kabul etmiştir. Bu fark nedeniyle bütün olaylar için tek bir başlangıç anı çıkarılamaz.

Beşinci Hukuk Dairesi, 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar bakımından bu tarihten sonra makul süre içinde Türk Medeni Kanunu m. 1007’ye dayalı dava açılması gerektiğini kabul etmiştir. Bu değerlendirme, anılan dairenin kendi gerekçesine dayanır.

Yolsuzluk iddiasının kanıtlanamadığı ve Devlet sorumluluğunu gerektirecek sebep bulunmadığı bir davada esastan ret gerekirken zamanaşımı nedeniyle verilen ret, sonuç itibarıyla doğru bulunarak onanmıştır. Karar, zamanaşımı gerekçesini doğru saymamış; sorumluluk sebebinin bulunmamasını esas almıştır.

Rücu ve değerin belirlenmesi

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Rücu, zarar görenin Devlete karşı ileri sürdüğü talepten ayrı bir iç ilişkidir. Kusurun varlığı veya yokluğu, Devletin sorumluluğu için değil bu iç ilişki için önem taşır.

Hatalı tescil nedeniyle açılan bir davada ret kararı, taşınmazın değerinin belirlenmesi için bozulmuştur. Karar, taşınmaz arsa niteliğindeyse emsal karşılaştırmasını, arazi niteliğindeyse gelir metodunu ve dava tarihindeki değeri esas almıştır. Bu yöntem o bozma kararının yönlendirmesidir; her tazminat hesabı için zorunlu tek ölçü değildir.

Sicilin tutulmasından doğan zararda kusur aranır mı?

Hayır. Türk Medeni Kanunu m. 1007, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devleti sorumlu tutar. Görevlinin kusuru Devletin sorumluluğu için ayrıca aranmaz; kusur, görevliye rücu ilişkisinde önem taşır.

Dava nerede görülür?

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.

Öğrenmeden başlayan iki yıllık süre uygulanır mı?

Yirminci Hukuk Dairesi, öğrenmeden başlayan haksız fiil süresinin bu davalara kıyas edilemeyeceğini kabul etmiştir. Özel süre bulunmadığı için on yıllık genel zamanaşımı gündeme gelir; fakat bu sürenin başlangıcı olaylara göre değiştiğinden tek bir başlangıç kuralı yoktur.

Kadastro sırasındaki yüzölçümü hatası kapsam dışı mıdır?

Hayır. Kütüğün oluşumundaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün sayıldığından somut yüzölçümü hatasında sorumluluk koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplama hataları için Kadastro Kanunu m. 41’deki düzeltme yolu ayrıca vardır.

Tapu iptali mümkünse tazminat her zaman istenebilir mi?

Hayır. Payın belediye üzerinde kaldığı ve belediyenin paydaşlığının sürdüğü olayda, önce tapu iptali ve tescille giderim olanağı varken tazminat istenemeyeceği kabul edilmiştir. Sonuç, o olayın koşullarına bağlıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu