Tapu siciline orman şerhi işlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkı kısıtlanan ya da tapusu iptal edilen taşınmaz malikleri, zararlarını Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi çerçevesinde Devlet aleyhine tazminat davası yoluyla talep edebilir. Bu madde, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlar için Devleti sorumlu tutmakta ve bu sorumluluğu kusursuz sorumluluk esasına dayandırmaktadır.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1007Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/644, K. 2025/129Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/672, K. 2025/130Kaynağı aç
Devletin Tapu Sicilinden Doğan Kusursuz Sorumluluğu
Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu sorumluluk kusursuz sorumluluk niteliğinde olup zarar görenin devlet görevlilerinin kusurunu kanıtlaması gerekmez. Sorumluluk için aranan, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin varlığı ve bu işlem ile zararlı sonuç arasında nedensellik bağının bulunmasıdır; eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bu sorumluluk bakımından önemi yoktur. Devlet, ödediği tazminat nedeniyle zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilerine rücu hakkını saklı tutar; kusurun varlığı ya da yokluğu yalnızca bu iç ilişkide önem taşır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/637, K. 2025/165Kaynağı aç
Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturur. Bu bütünlük nedeniyle kadastro kayıtlarındaki hatalardan da TMK m. 1007 anlamında Devlet sorumludur. Kadastro görevlilerinin gerçek hukuki duruma uymayan kayıtlar düzenlemeleri ve taşınmazın niteliğinde yaptıkları yanlışlıklar da bu sorumluluk kapsamında değerlendirilmektedir.
Tapu mevzuatına uygunluğun tek başına yeterli olup olmadığı ve hukukun genel ilkelerine aykırılığın da TMK m. 1007 sorumluluğunu doğurup doğurmayacağı meselesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarındaki azınlık görüşlerinde ele alınmış bir konudur. Bu görüşe göre tapu sicilinin hukuka uygun tutulması kavramı tapu mevzuatına uygunlukla sınırlı olmayıp hukukun genel ilkelerine uygunluğu da kapsamalıdır. Ancak bu yaklaşımın HGK çoğunluğunca benimsenip benimsenmediği mevcut karar metinlerinden doğrudan tespit edilememektedir.
TMK m. 1007 Kapsamındaki Tazminat Yalnızca Maddi Zararı Karşılar
Bu madde uyarınca tazminat talep edilebilecek zarar maddi zarardır. Tapu sicilinin tutulmasından dolayı manevi zarara uğranıldığı yönündeki taleplerin bu hüküm kapsamında kabulünün mümkün olmadığı, Yargıtay kararlarında dile getirilen bir değerlendirmedir; ancak bu tespit ağırlıklı olarak karşı oy metinlerinde yer aldığından çoğunluğun bu noktadaki tutumu ayrıca değerlendirilmelidir. Tazminat miktarının zarar miktarını geçemeyeceği ve gerçek zararın tapu kaydının iptali nedeniyle malikin mal varlığında meydana gelen azalma olduğu ise Yargıtay kararlarında karşılıklı paylaşılan bir değerlendirmedir.
Tazminat Hesabında Değerleme Yöntemi
Tazminatta esas alınacak değerlendirme tarihine ilişkin Yargıtay kararlarında farklı yaklaşımlar mevcuttur. Bir bozma gerekçesinde dava tarihinin değerlendirme tarihi olarak esas alınması ve dava tarihi itibarıyla arsa vasfındaki taşınmaz için emsal kıyaslama yönteminin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Buna karşın bazı karşı oy görüşlerinde mülkiyetin kaybedildiği tarihin değerlendirme tarihi olarak esas alınması ve o tarihteki vasfa göre taşınmaz arazi niteliğindeyse net gelir metodu, arsa niteliğindeyse emsal karşılaştırması yöntemi uygulanması önerilmiştir. Bu iki yaklaşım arasındaki metodolojik ayrılık henüz kesin bir çoğunluk içtihadıyla çözüme kavuşturulmamıştır. Arazi niteliğindeki taşınmazlara gelir metodu esas alınarak değer biçilmesinde isabetsizlik bulunmadığı ise Özel Daire bozma gerekçesinde saptanmış; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu noktayı bozma kapsamı dışında bırakmıştır.
Tapu kaydında orman şerhi, kıyı kenar çizgisi, sit alanı veya ipotek gibi şerhler taşınmazın değerini önemli ölçüde düşürür. Tazminatın belirlenmesinde bu şerhler nedeniyle ortaya çıkan değer eksilmesinin tenkis edilmesi gerektiği görüşü, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ilgili kararlarındaki azınlık görüşlerinde kapsamlı biçimde ele alınmıştır. Bu tenkis yönteminin çoğunluk kararınca benimsenip benimsenmediği mevcut metinlerden doğrudan tespit edilememektedir; ilgili dosyalar yeniden inceleme aşamasına gönderildiğinden uygulama henüz kesin bir sonuca bağlanmamıştır.
Orman Şerhinin Aleniyeti ve Nedensellik Bağına Etkisi
Tapu sicili herkese açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde gösterilmesini veya örneklerinin verilmesini isteyebilir. TMK m. 1020 uyarınca kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez. Beyanlar hanesindeki orman şerhinin tapu siciline işlenmesiyle birlikte Devlet, bu kaydın varlığını kamuoyuna duyurmuş olmaktadır.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/2039, K. 2022/11584Kaynağı aç
Şerhin taşınmaz ediniminden önce mi sonra mı konulduğu, nedensellik bağının değerlendirilmesinde belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/2039, K. 2022/11584 sayılı kararında, beyanlar hanesine orman şerhi işlendikten sonra bu şerhi bilerek taşınmazı devralan alıcı bakımından, zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığının söylenemeyeceği ve zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının kurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği sonucuna oyçokluğuyla varılmıştır. Aynı sonuç Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/644, K. 2025/129 ve E. 2023/672, K. 2025/130 sayılı kararlarında da oy çokluğuyla benimsenmiştir.
Buna karşın söz konusu kararlar oyçokluğuyla verilmiş olup azınlık görüşleri farklı bir sonuca ulaşmaktadır. Azınlık görüşüne göre TMK m. 1007 kapsamında temel mesele, davacının taşınmazı satın alırken iyiniyetli olup olmadığı değil; uğradığı zarar ile Devletin kusursuz sorumluluğu arasındaki nedensellik bağını kesecek unsurların bulunup bulunmadığıdır. İlliyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun, üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesecek nitelikte ağır kusurunun ya da öngörülemeyen hâlin varlığı gerekmektedir. Bu görüşe göre tapu siciline işlenmiş bir şerhin özel mülkiyeti sona erdiren bir işlevi bulunmamaktadır.
Şerh Öncesi Edinimler ve Miras Yoluyla İntikal
Orman şerhinin tapu siciline işlenmesinden önce taşınmazı edinen ya da miras yoluyla devralan kişiler bakımından ise farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/672, K. 2025/130 sayılı kararında çoğunluk, murisin taşınmaza iştirak ettiği payı miras yoluyla devralan davacı bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır; buna karşın orman şerhini görerek satın alınan pay yönünden davanın reddi gerektiği kabul edilmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/3903, K. 2022/12317 sayılı kararında ise şerh öncesi dönemde miras yoluyla taşınmazı edinen kişi yönünden bölge adliye mahkemesinin kararı bozularak dosya yeniden inceleme için iade edilmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/3903, K. 2022/12317Kaynağı aç
Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Husumet
TMK m. 1007'ye dayanan Devlet sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. Bu yetki kuralı doğrudan kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. Orman idaresine karşı açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddedildiği görülmektedir.
Zamanaşımı Süresi
TMK m. 1007 kapsamındaki tazminat davasının on yıllık zamanaşımı süresi içinde açılması gerektiği Yargıtay kararlarında olgusal tespit olarak yer almaktadır. Bu sürenin somut olayda tam olarak hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, tapu iptal kararının kesinleşme tarihi mi, orman sınırının kesinleşme tarihi mi yoksa zararın öğrenildiği tarih mi olduğu kaynaklarda tartışılmamıştır.
Anayasal ve Uluslararası Boyut
Tapunun iptali hâlinde tazminat ödenmemesinin Anayasa m. 35 kapsamında mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale oluşturabileceği değerlendirmesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarındaki azınlık görüşlerinde kapsamlı biçimde ele alınmıştır. Bu görüşe göre kamuya ait ormanların ve diğer malların korunmasındaki kamu yararı ile kişilerin mülkiyet hakkı arasındaki makul denge, mülkiyetine müdahale edilen kişiye tazminat ödenmesi veya zararının başka yollarla telafi edilmesi koşuluyla sağlanabilir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında ve AİHM de tazminat ödenmeksizin tapu kaydı iptal edilen başvurucular yönünden, örneğin N.A. ve diğerleri/Türkiye (B. No: 37451/97, 11.10.2005) ve Rimer ve diğerleri/Türkiye (B. No: 18257/04, 10.3.2009) davalarında, adil dengenin bozulduğu sonucuna ulaşmıştır. Bununla birlikte bu anayasal ve uluslararası çerçevenin orman şerhi taşıyan taşınmazı şerhi bilerek satın alan alıcılara uygulanıp uygulanamayacağı, yukarıda aktarılan HGK çoğunluk kararlarında farklı bir sonuca varılması nedeniyle tartışmalı olmaya devam etmektedir.
Sık Sorulan Sorular
Orman şerhi nedeniyle TMK m. 1007 davası kime karşı açılır?
Dava Hazineye karşı açılır. TMK m. 1007 uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan sorumlu olan taraf Devlettir. Orman idaresine karşı açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddedildiği görülmektedir.
Taşınmazı orman şerhini görerek satın alan kişi tazminat talep edebilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2025 yılındaki oy çokluğuyla verilen kararlarına göre, beyanlar hanesindeki orman şerhini görerek taşınmazı satın alan alıcı bakımından zarar ile tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmaması arasında nedensellik bağının kurulamayacağı ve bu nedenle TMK m. 1007 kapsamında tazminat talebinin reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ancak bu kararlar oyçokluğuyla verilmiş olup azınlık görüşleri zıt yönde değerlendirmeler içermektedir.
Orman şerhinden önce taşınmazı miras yoluyla edinen kişi tazminat alabilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/672, K. 2025/130 sayılı kararında çoğunluk, miras yoluyla intikal eden pay bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini benimsemiştir. Dolayısıyla orman şerhinin tapu siciline işlenmesinden önce taşınmazı miras yoluyla edinen kişiler bakımından farklı bir değerlendirme yapılmaktadır.
Kadastro hatası nedeniyle konulan orman şerhi de bu kapsamda değerlendiriliyor mu?
Evet. Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler oluşturduğundan, kadastro kayıtlarındaki hatalardan da TMK m. 1007 anlamında Devlet sorumludur. Kadastro görevlilerinin gerçek hukuki duruma uymayan kayıtlar düzenlemeleri ve taşınmazın niteliğinde yaptıkları yanlışlıklar da bu sorumluluk kapsamında ele alınmaktadır.
TMK m. 1007 davası hangi mahkemede açılır?
TMK m. 1007'den doğan Devlet sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Bu davada zamanaşımı süresi ne kadardır?
Yargıtay kararlarında bu tür davaların on yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı olgusal olarak tespit edilmiştir. Ancak bu sürenin somut olayda hangi tarihten itibaren başlayacağı konusunda kaynaklar arasında tartışılmış, belirlenmiş bir genel kural bulunmamaktadır.
Tazminat hesabında taşınmazın değeri nasıl belirlenir?
Tazminatta esas alınacak değerlendirme tarihine ilişkin Yargıtay kararlarında farklı yaklaşımlar mevcuttur; bu konudaki metodolojik ayrılık henüz kesin bir çoğunluk içtihadıyla sonuçlandırılmamıştır. Taşınmazın arazi niteliğinde olduğu durumlarda net gelir metodu, arsa niteliğinde olduğu durumlarda ise emsal karşılaştırması yöntemi uygulanması gerektiği Yargıtay kararlarında dile getirilen bir yaklaşımdır. Tapu kaydındaki şerhlerin taşınmazın değerini düşürdüğü ve bu eksilmenin tazminat hesabında dikkate alınması gerektiği Yargıtay kararlarında azınlık görüşleri çerçevesinde ele alınan bir mesele olmakla birlikte, bu hesaplama yönteminin somut uygulaması ilgili davalarda henüz kesinleşmemiştir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

