Tapu Sicili: Yapısı, Tescil Kuralları ve Devlet Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Tapu Sicili: Yapısı, Tescil Kuralları ve Devlet Sorumluluğu

Tapu Sicilinin Tanımı ve Amacı

Tapu sicili, taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tutulan resmî kayıt sistemidir. Türk Medenî Kanunu'nun 997. maddesi bu amacı ifade eder. Sistem; tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri, belgeler ve plânlardan oluşur. Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 997Kaynağı aç
Madde 997- Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur. Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile plânlardan oluşur. Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.[41] 2. Taşınmazların kaydedilmesi a. Kaydedilecek taşınmazlar

Tapu Siciline Kaydedilen Taşınmazlar

Türk Medenî Kanunu'nun 998. maddesi, tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilebilecek üç unsuru sayar: arazi, taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler. Aynı kanunun 704. maddesi taşınmaz mülkiyetinin konusunu da bu çerçevede belirler: arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 998Kaynağı aç
Madde 998- Tapu siciline taşınmaz olarak şunlar kaydedilir: 1. Arazi, 2. Taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar, 3. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler. Arazinin tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir. Bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi için gerekli koşullar ve usul Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Süreklilik koşulunun gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir.[42] Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir. b. Kaydedilmeyecek taşınmazlar
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 704Kaynağı aç
Madde 704- Taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır: 1. Arazi, 2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, 3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler. B. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması I. Tescil

Bir hakkın bağımsız ve sürekli hak olarak kaydedilebilmesi için süreklilik koşulunun gerçekleşmesi gerekir; bunun için hakkın süresiz ya da en az otuz yıl süreli olması şarttır. Bağımsız ve sürekli hakların kayıt koşulları ile usulü Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Arazinin tapu siciline kaydı ise özel kanun hükümlerine tabidir; kat mülkiyetine konu bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı da aynı şekilde özel kanun hükümlerine bağlıdır.

Özel mülkiyete tabi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, tescili gerektiren bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz. Tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tabi olmayan bir taşınmaza dönüşürse tapu sicilinden çıkarılır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 999Kaynağı aç
Madde 999- Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz. Tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır. 3. Sicilin unsurları a. Tapu kütüğü

Taşınmaz Mülkiyetinin Kazanılması ve Tescil

Taşınmaz mülkiyeti kural olarak tescille kazanılır. Türk Medenî Kanunu'nun 705. maddesi bazı halleri bu kuralın dışında tutar: miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma ile kanunda öngörülen diğer hallerde mülkiyet tescilden önce de kazanılabilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 705Kaynağı aç
Madde 705- Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. II. Kazanma yolları 1.Hukukî işlem

Bununla birlikte tescilden önce mülkiyetin kazanıldığı hallerde malikin taşınmaz üzerinde tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.

Tescilin Etkisi ve Yevmiye Defterine Kayıt

Aynî haklar kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır. Bu bağlamda tescilin hukuki etkisi, kanunen öngörülen belgelerin isteme eklenmesi ya da geçici tescil halinde belgelerin uygun zamanda tamamlanması koşuluyla, kütüğe işlenme tarihinden değil yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden itibaren başlar. Bir hakkın içeriği ise tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre veya diğer herhangi bir yolla belirlenir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1022Kaynağı aç
Madde 1022- Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır. Tescilin etkisi, kanunen öngörülen belgeler isteme eklenmiş veya geçici tescil hâlinde belgelerin uygun zamanda tamamlanmış olması koşuluyla yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden başlar. Bir hakkın içeriği, tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre veya diğer herhangi bir yolla belirlenir. 2. İyiniyetli üçüncü kişilere karşı

Yolsuz Tescil ve Hukuki Sonuçları

Türk Medenî Kanunu'nun 1024. maddesi yolsuz tescili tanımlar: bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmişse bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Yolsuz tescil nedeniyle aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı ileri sürebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1024Kaynağı aç
Madde 1024- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir. E. Terkin ve değiştirme I. Yolsuz tescilde

Türk Medenî Kanunu'nun 1025. maddesi uyarınca bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş, bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmişse, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. Kanun, iyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî hakları ve her türlü tazminat istemini saklı tutar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1025Kaynağı aç
Madde 1025- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. II. Aynî hakların sona ermesi

Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı Türk Medenî Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca korunur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1023Kaynağı aç
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. 3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı

Eklentinin Tapu Siciline Kaydı

Türk Medenî Kanunu'nun 686. maddesi eklentiyi tanımlar: asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel adetlere göre, işletilmesi, korunması ya da yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır mal eklentidir. Asıl şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe eklentiyi de kapsar; eklenti asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez. Malikin istemiyle eklentinin tapu sicilinin beyanlar sütununa kaydedilmesi mümkündür; bu kayıt söz konusu eşyanın eklenti olduğuna dair bir karine oluşturur ve kaydın silinmesi için kütükteki hak sahiplerinin rızası aranır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 686Kaynağı aç
Madde 686- Bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de kapsar. Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır. Eklenti, asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez. 2. Eklenti sayılmayanlar

Hukuki Değerini Yitiren Kayıtların Terkini

Türk Medenî Kanunu'nun 1026. maddesi uyarınca bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukuki değerini kaybettiğinde, yüklü taşınmazın maliki bu kaydın terkini istemini tapu memuruna iletebilir. Tapu memuru bu istemi yerine getirirse, her ilgili işlemin kendisine tebliğ tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabilir. Tapu memuru ayrıca re'sen hâkime başvurarak aynî hakkın sona erdiğinin belirlenmesine ilişkin karar verilmesini isteyebilir ve hâkimin vereceği karara dayanarak terkin işlemini gerçekleştirebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1026Kaynağı aç
Madde 1026- Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz maliki, terkini isteyebilir. Tapu memuru bu istemi yerine getirirse, her ilgili, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabilir. Tapu memuru, re'sen hâkime başvurarak aynî hakkın sona erdiğinin belirlenmesine ilişkin karar verilmesini istemeye ve hâkimin vereceği karara dayanarak terkin işlemini yapmaya yetkilidir. III. Düzeltme

Devletin Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Sorumluluğu

Türk Medenî Kanunu'nun 1007. maddesi, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu açıkça hükme bağlar. Bu sorumluluk kusura dayanmayan, yani objektif bir sorumluluk türüdür: tapu müdür ya da memurunun kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, sicilin tutulmasında kişilerin malvarlığı çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1007Kaynağı aç
Madde 1007- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. B. İşlemler I. İşlemlerin konusu 1. Tescil
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/2409, K. 2016/621Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2015/2409 E.  ,  2016/621 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı gerçek kişi vekili 16/11/2009 hâkim havale tarihli dilekçe ile, B.. köyü 576 parsel sayılı taşınmazın, vekil edenler adına tapuda kayıtlı olduğunu, Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin … E. – … K. sayılı kararı ile taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle 1309,41.-m²'lik kısmının tapusunun iptal edildiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 8000.-TL tazminatın davalıdan alınarak davacılara verilmesini talep etmiştir. Davalı H.. vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişiler vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasıdır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; B.. köyü 576 parsel sayılı 4560 m² yüzölçümündeki taşınmazın yapılan tapulama sırasında çapa bağlanarak kişiler adına tespit edildiği, tapu sicilinde davacılar adına kayıtlı iken H.. tarafından açılan tapu iptal davasında Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 16/05/2007 gün ve … E. – … K. sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilerek, taşınmazın 1309,41 m²'lik kısmının tapusunun iptaliyle tescil harici bırakılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden de geçerek 11/11/2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. 4721 sayılı TMK'nın sorumluluk kenar başlığını taşıyan 1007. maddesi ''Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.'' hükmünü içermekte olup, bu maddede düzenlenen sorumluluk, kusura dayanmayan (objektif) bir sorumluluk türü olup, tapu müdür ya da memurunun kusuru olsun ya da olmasın, sicilin tutulmasında, kişilerin malvarlığı çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece, Devletin memuruna rücu halinde iç ilişkide etkili olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4 – 383 E. – 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4 – 349 E. – 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi, tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında, davacılara ait tapu kaydının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı gerekçesiyle kısmen iptal edildiği, her ne kadar kıyıların özel mülkiyete konu olması mümkün değil ise de, genel arazi kadastrosu sırasında taşınmaz hakkında kadastro tespit tutanağı düzenlenerek, tapu kütüğünün gerçek kişiler adına oluşturulduğu, daha sonra satış yoluyla davacılara intikal ettiği, tapunun kısmen iptal edilmesinde TMK'nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların zararının tazmininin gerektiği kuşkusuzdur. Açıklanan nedenlerle, TMK'nın 1007. maddesinde düzenlenen objektif (kusursuz) sorumluluk halinin, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 41. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı Kanunun 72. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 66. maddesi) zamanaşımı kurallarının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK'nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, iş bu dava da tapu iptaline ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığından, davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi, doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişiler vekilinin temyiz itirazlarının kabulü hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine20/01/2016 günü oy birliği ile karar verildi.

Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için belirleyici değildir; bu mesele yalnızca Devletin sorumlu tutulduğu durumlarda kendi görevlisine rücu edip etmeyeceği meselesinde iç ilişkide önem taşır. TMK m. 1007 uyarınca Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Bu davalar tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.

Devletin bu sorumluluğunun kapsamı tapu müdürlüğündeki tescil ve terkin işlemleriyle sınırlı kalmaz. Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini izleyen bir bütün oluşturduğundan, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro kayıtlarındaki hatalardan da TMK m. 1007 kapsamında Devlet sorumlu tutulabilir.

Tazminatın miktarı, tapu sahibinin uğradığı gerçek zararı karşılamalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Türk Medenî Kanunu'nun 705. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tapu iptali ve tescil istemli davalarda mülkiyet hakkı kararın kesinleştiği tarihte sona ereceğinden, zarar ve tazminata esas değer bu tarihe göre belirlenir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/2398, K. 2016/2471Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2015/2398 E.  ,  2016/2471 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar, 13.12.2012 tarihli dilekçe ile; … tarafından aleyhlerine açılan dava sonucu … Asliye Hukuk Mahkemesinin … sayılı ilâmıyla adlarına paylı mülkiyet üzere tapuda kayıtlı bulunan 101 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 174,49 m2 yüzölçümlü kesiminin kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilip sicilden terkin edilmesine karar verildiğini, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, tapunun iptal edilmesi sebebiyle zararlarının oluştuğunu, kalan kesimde de değer kaybı meydana geldiğini, tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklı gerçek zararlarının karşılanması gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup 10.000.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açmışlardır. Daha sonra 02.12.2013 havale tarihli harçlandırılmış ıslah dilekçesiyle toplam 80.129,24.-TL tazminat isteğinde bulunmuşlardır. Davalı …; davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını, …nin kusursuz sorumluluğundan söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davacılar adlarına paylı mülkiyet üzere tapuda kayıtlı 101 ada 2 parsel sayılı 248,86 m2 yüzölçümlü taşınmazın … tarafından açılan dava sonucu 174,49 m2 yüzölçümlü kesiminin tapu kaydının iptaline karar verildiği, bu bölümün dava tarihindeki gerçek değerinin 72.413,35.-TL olduğu, 101 ada 2 parselin kalan 74,37 m2 yüzölçümlü kesiminde yapılaşma izni verilmediğinden değer kaybı olmayacağı gerekçesiyle terkin edilen kesime yönelik tazminat isteğinin kabulüne, değer kaybına ilişkin tazminat isteminin reddine, 72.413,35.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında … ilçesi, … beldesi, … mahallesinde bulunan 8 parsel sayılı 4.300 m2 yüzölçümündeki taşınmazın 29.06.1949 tarih ve 137 sıra nolu tapu kaydı uygulanarak tarla niteliğiyle … … … adına tespit ve tescil edildiği, 13.07.1990 tarihinde 386 ilâ 393 parsellere ifraz edildiği, 392 parsel sayılı 244,67 m2 yüzölçümündeki taşınmazın arsa cinsi ile davacılar adlarına kayıtlı iken yenileme üzerine 101 ada 2 parsel numarasıyla 248,86 m2 yüzölçümlü olarak tapuya tescil edildiği, … tarafından açılan dava üzerine … Asliye Hukuk Mahkemesinin … sayılı ilâmıyla 101 ada 2 parselin 174,49 m2 yüzölçümlü kesiminin kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilip sicilden terkin edilmesine karar verildiği, temyiz incelemesinden geçerek 29.06.2010 tarihinde kesinleştiği, davacı gerçek kişilerin ise 13.12.2012 tarihinde temyize konu davayı açtıkları anlaşılmaktadır. Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Turgut ve diğerleri-Türkiye davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve sözkonusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, Köktepe-Türkiye davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 no.’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4 – 383 E. – 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4 – 349 E. – 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için … aleyhine adlî yargıda dava açabilirler. Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, ayın hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğunun kapsamı, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini izleyen işlemler olup tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda oluşan hataları da kapsamaktadır. Bir başka deyişle, kadastro işlemleri, tapu kütüğünün oluşumuna dayanak oluşturduğundan, bu işlemler nedeniyle tapu kütüğünde oluşacak yanlışlıklar nedeniyle doğacak zararlar da TMK'nın 1007. maddesi kapsamındadır. Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (ayni) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, sicillerdeki yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de üstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukukî duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür. 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir. 4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Dolayısıyla bu tür bir dava, taşınmazın mülkiyetinin yitirilmesine ilişkin iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarihten sonra açılabileceğinden, mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle de taşınmazın değerinin tespit edilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir. Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; … Asliye Hukuk Mahkemesinin … sayılı ilâmıyla 101 ada 2 sayılı parselin 174,49 m2 yüzölçümlü kesiminin tapu kaydının iptal edildiği, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, genel arazi kadastrosu sırasında taşınmaz hakkında kadastro tesbit tutanağı düzenlenerek tapu kütüğünün gerçek kişiler adına oluşturulduğu ve satış suretiyle davacılar adlarına paylı olarak tescil edilmek suretiyle tapu sicilinin hatalı olarak tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların gerçek zararlarının karşılanması gerektiği kuşkusuzdur. Ne var ki; mahkemece hükme dayanak yapılan bilirkişi kurul raporunda çekişmeli taşınmazın dava (13.12.2012) tarihindeki gerçek değeri belirlenmiş, taraflara emsal bildirmek üzere süre verilmemiş, … ilçesi … bulunan 289 ada 37 parsele ilişkin 19.07.1990 tarihli satış akit tablosu emsal olarak alınmış, anılan emsale ilişkin satış akit tablosuda getirtilmemiş, çekişmeli taşınmazın Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenmemiştir. Tapusu iptal edilen taşınmazın arsa niteliğinde olduğu hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı gibi mahkemenin kabulü de bu yönde olduğundan, gerçek zararın, tapu iptal kararının kesinleşme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunlu iken, mahkemece değerlendirme tarihi dava tarihi olarak kabul edilerek belirlenen tazminata göre hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenle, mahkemece arsa niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihi olan 29.06.2010 tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re'sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren, emsal ile dava konusu taşınmazların eksik ve üstün yönlerinin karşılaştırıldığı rapor alınması, alınan emsal ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı …nin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 01/03/2016 günü oy birliği ile karar verildi.
Tapu sicili hangi unsurlardan oluşur?

Tapu sicili; tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri, belgeler ve plânlardan oluşur. Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.

Her taşınmaz tapu siciline kaydedilmek zorunda mıdır?

Hayır. Özel mülkiyete tabi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, tescili gerektiren bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz. Tapuya kayıtlı bir taşınmaz sonradan kayda tabi olmayan bir taşınmaza dönüşürse kaydı silinir.

Miras yoluyla taşınmaz kazanan kişi tescil yapılmadan taşınmazı devredebilir mi?

Hayır. Miras, mahkeme kararı, cebri icra ve benzeri hallerde mülkiyet tescilden önce kazanılmış olsa da malikin taşınmaz üzerinde tasarruf işlemleri yapabilmesi mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.

Yolsuz tescil nedir?

Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan ya da hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz; yolsuz tescil nedeniyle aynî hakkı zedelenen kimse ise iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı bu yolsuzluğu ileri sürebilir ve tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.

İyiniyetli alıcıdan taşınmaz geri alınabilir mi?

Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. İyiniyetli üçüncü kişilerin yolsuz tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi de saklıdır.

Tapu sicilindeki hatadan zarar görürsem ne yapabilirim?

Türk Medenî Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan her türlü zarardan Devlet sorumludur. Bu sorumluluk için memurun kusurlu olması şart değildir; sicil tutulurken hukuka aykırı bir durumun varlığı yeterlidir. Tazminat davası tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde açılır.

Süresi dolan bir hakkın tapu kaydı nasıl silinir?

Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukuki değerini kaybederse, yüklü taşınmazın maliki terkini isteyebilir. Tapu memuru bu istemi yerine getirirse, her ilgili işlemin kendisine tebliğ tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabilir. Tapu memuru ayrıca re'sen hâkime başvurarak terkini gerçekleştirebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu