Sit Alanı Davaları ve İdari Yargıda Hukuki Koruma Yolları

by Avukat Erdal Ersoy
Sit Alanı Davaları ve İdari Yargıda Hukuki Koruma Yolları

Sit alanları, kamu yararı doğrultusunda 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında koruma altına alınan sahalardır. Sit ilanı taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte, alanın derecesi ve niteliğine göre inşaat, kazı ve tadilat gibi fiziki müdahaleleri koruma kurullarının iznine tabi kılarak tasarruf yetkisini kısıtlar.

Sit Alanı Kavramı ve İdari Yetki Dağılımı

Anayasa'nın 63. maddesi uyarınca Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıkları ile değerlerinin muhafazasını sağlamak ve destekleyici tedbirleri almakla görevlidir; özel mülkiyete tabi varlıklara getirilecek kısıtlamalar ise kanunla düzenlenir. 2863 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca sit; geçmişten günümüze ulaşan uygarlıkların sosyal, mimari ve ekonomik izlerini barındıran kent kalıntıları, tarihi olayların geçtiği ya da yoğun kültür varlığı içeren yerler ile korunmaya değer doğal özellikleri kapsayan alanlar olarak tanımlanır.

Danıştay 6. Daire, E. 2020/9750, K. 2020/12596Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2020/9750 E.  ,  2020/12596 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/9750 Karar No : 2020/12596 DAVACILAR : 1- … Derneği 2- … 3- … 4- … 5- … VEKİLLERİ : Av. … 6- … 7- … VEKİLLERİ : Av. … 8- … 9- … VEKİLLERİ : Av. … DAVALI : … Bakanlığı – … VEKİLİ : Av. … – Aynı adreste DAVANIN KONUSU : 12.08.2014 günlü, 29086 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 03.07.2014 günlü, 69 sayılı "Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı" ile bu kararın 3. ve 4. maddelerinin göndermede bulunduğu 19.07.2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik"in "Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ile "üç" ifadelerinin; "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin; "Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tescil ve ilanına ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 17. maddesinin (c) bendinin iptali istenilmektedir. DAVACILARIN İDDİALARI : Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik ile yeni sit kategorileri oluşturulduğu ve sit alanları üç kategoriye ayrıldığı, doğal sit alanlarında mutlak korumanın istisna haline getirildiği ve kullanımın asıl amaç olarak düzenlendiği, kesin korunacak hassas alanlar ile nitelikli koruma alanlarında denetim ve koruma nispeten ön planda olmasına rağmen, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarına ilişkin Yönetmelikte herhangi bir tanıma yer verilmemesinin, Yönetmeliğin 9. maddesinde bu alanların ayırt edici özellikleri sayılmak suretiyle belirtilmiş ise de "sürdürülebilirlik" ifadesinin muğlak olmasının ve kesin korunacak alanların Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmesine rağmen sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının Yönetmeliğin 9. ve 17. maddesinin (c) bendi uyarınca Bakan oluru ile ilan edilebilmesinin, bu alanlarda koruma yaklaşımından uzaklaşıldığının göstergesi olduğu, yapılaşma yasağı olan ve ender bulunduğu için mutlak korunması gereken doğal sit alanlarında HES yapımına izin verilmesinin tahribata yol açacağı, oysa, ülkemizin de taraf olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesinde sitlerin istisnai evrensel değeri olan doğa eseri olarak tanımlandığı ve sözleşmeye taraf devletlerin bu mirası koruma görevini üstlendiği, Anayasanın 90. maddesi uyarınca, söz konusu uluslararası sözleşmenin dikkate alınması gerektiği, ayrıca, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2002/179, K:2002/656 sayılı kararında, 1. Derece Doğal Sit alanları yanında 2. ve 3. Derece Doğal Sit Alanlarında da enerji santrallerinin yapımına izin verilemeyeceğinin açıkça karara bağlandığı, 5346 sayılı Kanunun 8. maddesine eklenen 5. fıkra uyarınca, doğal sit alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerine izin verileceği yönünde düzenlemeye yer verilmiş olsa da anılan maddenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince; anılan madde yürürlüğe girmeden önce milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanlarında ilgili mevzuat uyarınca kurulması mümkün olmayan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir elektrik üretim tesisinin, 6094 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle kurulabilmesinin mümkün olmadığının belirtildiği, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu ilke kararının kesinleşmiş yargı kararlarına da aykırılık taşıdığı ve bu sebeple iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 8. maddesine eklenen 5. fıkrasında, doğal sit alanlarında HES projelerine, ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla izin verileceğinin hüküm altına alındığı, bu hükmün iptali istemiyle açılan davanın Anayasa Mahkemesin tarafından reddedildiği, dava konusu İlke Kararının tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonlarına yapılan başvuruların bilimsel esaslara dayalı olarak değerlendirilebilmesi ve karar alma bütünlüğünü sağlamak amacıyla alındığı, İlke Kararında sıkı bir koruma yaklaşımının benimsendiği, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin ve bu Yönetmelikte belirlenen yeni koruma kategorilerinin, ulusal literatüre ve başta Uluslararası Doğa Koruma Birliği olmak üzere farklı kuruluşların kriterlerine ve uluslararası sözleşmelere uygun ve uyumlu olarak hazırlandığı, Yönetmelikte öngörülen tescil sürecinin 644 sayılı KHK uyarınca düzenlendiği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ: Dava konusu 12.08.2014 günlü, 29086 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 03.07.2014 günlü, 69 sayılı "Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı"nın 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili kısmının iptali, 3. maddesinin diğer kısmı ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddeleri yönünden ve 19.07.2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik"in iptali istenilen 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ile "üç" ifadeleri, 9. maddesi ile 17. maddesinin (c) bendi yönünden davanın reddi yolunda verilen Danıştay Ondördüncü Dairesinin 18/11/2015 tarih ve E:2014/9714, K:2015/8928 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/04/2019 tarih ve E:2016/2449, K:2019/1552 sayılı kararıyla, İlke Kararının 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili bölümünün iptaline yönelik kısmı ile "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik"in 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ile "üç" ifadeleri, 9. maddesi ve 17. maddesinin (c) bendine ilişkin olarak davanın reddine yönelik kısmının onandığı, İlke Kararının 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili bölümü dışındaki kısmı ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddeleri yönünden davanın reddine yönelik kısmının ise bozulduğu görüldüğünden, bozma kararına uyularak, bozulan kısımlar yönünden İlke Kararının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, 12.08.2014 günlü, 29086 saylı Resmi Gazete'de yayımlanan Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı ile bu kararın 3. ve 4. maddelerinin gönderme yaptığı 19.07.2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil Ve Onayına İlişkin Usul Ve Esaslara Dair Yönetmeliğin Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları ve" "üç" ifadelerinin; "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin; "Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tescil ve ilanına ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 17. maddesinin (c) bendinin iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarenin Anayasa aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir usule ilişkin itirazlarda yerinde görülmemiştir. 19.07.2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil Ve Onayına İlişkin Usul Ve Esaslara Dair Yönetmeliğini "Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasındaki " ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ve "üç" ifadelerinin; "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin; "Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tescil ve ilanına ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 17. maddesinin (c) bendi yönünden; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen Ek 4. maddede "Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır." hükmü yer verilmiştir. 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 13/A maddesinde "Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak; Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, onaylamak, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak." Tabiat Varlıklarını Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Anılan Kanunun Hükmünde Kararnamenin Geçici 6. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, doğal sit alanı ve tabiat varlığı olarak tespit ve tescil edilmiş alan ve varlıklara ilişkin her türlü belge, bu alan ve varlıkların statülerinin yeniden değerlendirilmesi için en geç altı ay içinde Bakanlığa devredilir. Tabiat varlıkları ve doğal sitlerle ilgili yeni değerlendirme yapılıncaya kadar bu alanlara ilişkin olarak kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca alınmış kararlar geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda anılan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, doğal sit alanları ve tabiat varlıklarını tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek, bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak, kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek, her ölçekte planlarını yapmak görev ve yetkisi 2011 tarihinde 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmiştir. 2863 sayılı Yasanın Ek 4.maddesi, 2873 sayılı Yasanın 2. ve 3. maddeleri, 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 644 sayılı Kanunu Hükmünde Kararnameye dayanılarak 19.07.2012 tarihli, 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil Ve Onayına İlişkin Usul Ve Esaslara Dair Yönetmelik yürürlüğe girmiştir. Anılan Yönetmeliğin 1. maddesinde Yönetmeliğin amacı; milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı ve sulak alanların tescil, onay ve ilanı ile tabiat varlığı, doğal sit alanı ve özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasların belirlenmesi olarak belirtilmiştir. 2863 sayılı Yasanın 3. maddesinin (a) fıkrasının 13. bendinde "doğal (tabii) sit; jeolojik devirlerine ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında korunması gerekli alanlardır" şeklinde tanımlanmış olup, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (f) bendinde de aynı tanıma yer verilmiştir. Anılan Yönetmeliğin 6. maddesinde 1. fıkrasında doğal sitlerin tespit ilke ve kriterlerine yer verilmiş olup, 2. fıkrasında; Doğal sit alanları; kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılmıştır. Yönetmeliğin 7. maddesinde kesin korunacak hassas alanların tanımı ile ayırt edici özellikleri 8. maddesinde nitelikli doğal koruma alanlarının tanımı ile ayırt edici özellikleri, 9. maddesinde sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının tanımı ile ayırt edici özellikleri düzenlenmiştir. Tanımlar ve ayırt edici özellikler birlikte değerlendirildiğinde, " kesin korunacak hassas alnlar" kaynak değerlerin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla Özel önlemler alınarak korunacak yapı yasağı getirilen kara, su, deniz alanları; "nitelikli doğal koruma alanları" ise doğal yapısı değişmemiş doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kırsal yaşam özellikleri taşıyan alanlar olup, kırsal yaşam ile birlikte doğanın koruması öncelikli alanlar; " Sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanları" ise kesin korunacak hassas alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu bölgeler ile bütünlük gösteren ekolojik, ekonomik, sosyal boyutları dikkate alınarak doğal kaynakların sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanımına elverişli alanlar olup, turizm ve yerleşime izin verilen bölgeler olduğu sonucuna varılmaktadır. Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları; doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yolunda, ekolojik, ekonomik ve sosyal potansiyel ve kullanım özelliği de göz önünde tutularak turizm ve yerleşime açılabilecek alanlar olarak öngörülmüştür. Bu alanlar, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu ve düşük yoğunlukta yapılaşma öngörülerek yani yapılaşma olanakları da kısıtlanarak koruma ve kullanma öngörülmüştür. Anılan Yönetmeliğin 7, 8, 9. maddelerinde doğal sit alanları üç kategoriye tabi tutularak, bu alanlarda hangi koşullarda ne gibi kullanımlara izin verileceği düzenlenmiş, uygulamada birliğin sağlanması amaçlanmış ve bu şekilde tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonlarının yetkilerini sınırsız olarak kullanılmalarının önüne geçilmiş olmaktadır. Bu durum karşısında Yönetmeliğin davaya konu edilen 6. maddesinin 2. fıkrasındaki " ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ve "üç" ifadelerinde ve; "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 17. maddesinin (c) bendine gelince; Anılan maddede de, doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tespitine ilişkin Bölge komisyon kararlarının Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından Bakan onayı alınmak üzere Bakanlık makamına gönderileceği öngörülmektedir. Bu maddeye, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13/A maddesinin 2. fıkrasında da yer verilmiş olduğundan Yönetmeliğin 17. maddesinin (c) bendinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu 12.08.2014 günlü, 29086 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı yönünden; 5346 sayılı Yenilebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 3.maddesinin 11.bendinde "Bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynakları: Rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyokütleden elde edilen gaz (çöp gazı dâhil), dalga, akıntı enerjisi ve gel-git ile kanal veya nehir tipi veya rezervuar alanı onbeş kilometrekarenin altında olan hidroelektrik üretim tesisi kurulmasına uygun elektrik enerjisi üretim kaynaklarını ifade edeceği hükmüne yer verilmiştir. Anılan Yasanın 8.maddesinin 5.fıkrasında "Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatını geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceği hükme bağlanmıştır. 5346 sayılı Yasanın 3.maddesinin 11.bendinde yer alan "kanal veya nehir tipi veya rezervuar alanı onbeş kilometrekarenin altında olan hidroelektrik üretim" ibaresinin ve anılan Yasanın 8.maddesinin 5.fıkrasının iptali istemiyle açılan davada; Anayasa Mahkemesinin 05.07.2012 tarihli, E:2011/27, K:2012/101 sayılı kararı ile iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Dava konusu ilke kararı ile; doğal sit alanlarında HES Projelerine İlişkin Bölge Komisyonlarına yapılacak başvurular halinde izlenecek yöntem konusunda, bu bağlamda ve bu gibi tesislerin özellikleri de dikkate alınarak ayrıntılı bir düzenleme yapılarak, karar alma bütünlüğü sağlanarak Bölge Komisyonlarının yetkilerinin sınırları belirlenmiş olmaktadır. Bu ilke kararı ile kesin korunacak hassas alanlarda HES projelerine izin verilmeyeceği, nitelikli doğal koruma alanları ile sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında ise bu ilke kararı ile belirlenen şartların yerine getirilmesi halinde izin verilebileceği düzenlenmiştir. Ancak her ne kadar 5346 sayılı Kanunun 8.maddesinin 5.fıkrasında herhangi bir nitelik belirtmeksizin doğal sit alanlarında yenilebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilebileceği belirtilmiş ise de; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte yer verilen "nitelikli doğal koruma alanları" tanımı ile nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri dikkate alındığında, ayrıca bu alanlarda örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlar olduğu da gözönüne alındığında turizm ve yerleşimlere izin verilmeyen bu alanda elektrik üretim tesislerinin yapılması olanağı bulunmamaktadır. Dava konusu ilke kararının 3. maddesinde "mevcut doğal sit derecelerine göre; Doğal sit alanlarında yeniden değerlendirme yapılıncaya kadar; 1. maddede belirtilen özellikleri bünyesinde barındırmayan 1'nci, 2'nci, ve 3'ncü derece doğal sit alanlarında 2. maddede belirtilen şartlar doğrultusunda izin verilebileceğine" yer verilmiştir. 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 6. maddesinin 1. fıkrası ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurumunun 659 sayılı ilke kararındaki 1. 2. 3. derece doğal sit tanımları dikkate alındığında, mevcut doğal sit derecelerini koruyan alanlara ilişkin Yasa uyarınca yeniden tespit ve değerlendirme yapılmaksızın ilke kararında belirlenen kriterlere dayanılarak üzerilerin de elektrik üretim tesislerinin yapılabileceğine izin verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin dava konusu edilen madde hükümleri yönünden davanın reddine, dava konusu ilke kararının, "nitelikli doğal koruma alanlarında" belirlenen şartları taşıması halinde yenilebilir enerji tesisi yapılabileceğine ilişkin hükmü ile 3. maddesinin iptaline, ilke kararının alınan maddeler dışındaki kısımları yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, dava konusu 12.08.2014 günlü, 29086 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 03.07.2014 günlü, 69 sayılı "Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı"nın 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili kısmının iptali, 3. maddesinin diğer kısmı ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddeleri yönünden ve 19.07.2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik"in dava konusu 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ile "üç" ifadeleri, 9. maddesi ile 17. maddesinin (c) bendi yönünden davanın reddi yolunda verilen Danıştay Ondördüncü Dairesinin 18.11.2015 tarih ve E:2014/9714, K:2015/8928 sayılı kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04.04.2019 tarih ve E:2016/2449, K:2019/1552 sayılı kararıyla, İlke Kararının 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili bölümünün iptaline yönelik kısmı ile "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik"in 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ile "üç" ifadeleri, 9. maddesi ve 17. maddesinin (c) bendine ilişkin olarak davanın reddine yönelik kısmının onandığı, İlke Kararının 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili bölümü dışındaki kısmı ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddeleri yönünden davanın reddine yönelik kısmının ise bozulduğu görüldüğünden, bozma kararına uyularak, bozulan kısım yönünden Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ilk şeklinde, doğal sit kavramı tanımlanmamış ise de, aynı Kanun uyarınca sit niteliğindeki alanların koruma ve kullanma koşullarını belirleme konusunda yetkili kılınan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 728 sayılı Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları İle İlgili İlke Kararında doğal sit, "Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmış; doğal sitlerin tespitine, koruma ve kullanma koşullarına ilişkin usul ve esaslar da aynı İlke Kararı ile belirlenmiştir. 17.08.2011 günlü, 28028 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 648 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile doğal sitler konusunda değişikliklere gidilmiş ve anılan KHK ile 2863 sayılı Kanunun "tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesine eklenen fıkra ile doğal sit; " jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır. 648 sayılı KHK ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa eklenen Ek 4. madde ile doğal sitlerle ilgili olarak, 2863 sayılı Yasadan kaynaklanan yetki ve görevler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile bu Bakanlığın bünyesinde kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna devredilmiş ve aynı KHK ile 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen 13/A maddesi ile, Bakanlık bünyesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü kurulmuş, ayrıca 644 sayılı KHK'ya eklenen geçici 6. madde ile de, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili ve çalışma usul ve esaslarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anılan hükümler uyarınca çıkarılan ve 19.07.2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikle doğal sit alanlarının tespit ve tesciline ilişkin yeni kriterler belirlenmiş, bu alanlar, kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılmış ve bu alanlara ilişkin tanımlamalar ile bu alanların ayırt edici özelliklerine yer verilmiştir. Davalı idare tarafından; doğal sit alanlarında yapılacak HES Projelerine ilişkin Bölge Komisyonlarına gelen başvuruların değerlendirilmesinde karar alma bütünlüğünü sağlamak amacıyla 12.08.2014 günlü, 29086 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 03.07.2014 günlü, 69 sayılı "Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı" alınmıştır. Bunun üzerine, anılan İlke Kararı ile "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik"in 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları" ile "üç" ifadelerinin, 9. maddesinin ve 17. maddesinin (c) bendinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması" başlıklı 63. maddesinde; "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir. Bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal sitleri dünyaya tanıtmak, toplumda söz konusu evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli sebeplerle bozulan, yok olan kültürel ve doğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Konferansınca 16 Kasım 1972 tarihinde “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” kabul edilmiştir. 14.04.1982 tarih ve 2658 sayılı Kanunla katılmamız uygun bulunan bu sözleşme, 23.05.1982 tarih ve 8/4788 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 14.02.1983 tarih ve 17959 sayılı Resmî Gazetede yayınlanmıştır. Bu Sözleşmenin 2. maddesinde; estetik veya bilimsel açıdan istisnaî evrensel değeri olan, fiziksel ve biyolojik oluşumlardan veya bu tür oluşum topluluklarından müteşekkil doğal anıtlar, bilim veya muhafaza açısından istisnaî evrensel değeri olan jeolojik ve fizyografik oluşumlar ve tükenme tehdidi altındaki hayvan ve bitki türlerinin yetiştiği kesinlikle belirlenmiş alanlar, bilim, muhafaza veya doğal güzellik açısından istisnaî evrensel değeri olan doğal sitler veya kesinlikle belirlenmiş doğal alanların doğal miras sayılacağı belirtilmiş, 4. maddesinde; bu Sözleşmeye taraf olan devletlerden her birinin 1. ve 2. maddelerde sözü edilen ve topraklarında bulunan kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesinin sağlanması görevinin öncelikle kendisine ait olduğunu kabul ettiği, bunun için kaynaklarını sonuna kadar kullanarak ve uygun olduğunda özellikle mali, sanatsal, bilimsel ve teknik alanlarda her türlü uluslararası yardım ve işbirliği sağlayarak elinden geleni yapacağı belirtilmiş, 5. maddesinde ise; " Sözleşmeye taraf olan her Devletin topraklarındaki kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve teşhiri amacıyla etkili ve faal önlemlerin alınmasını sağlamak için, mümkün olduğunca her ülkenin kendi koşullarına uygun biçimde; kültürel ve doğal mirasa, toplumun yaşamında bir işlev vermeyi ve bu mirasın korunmasını kapsamlı planlama programlarına dahil etmeyi amaçlayan genel bir politika benimsemek, kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve teşhiri için, halen mevcut değilse, topraklarında bir veya daha fazla hizmet kurumunu, işlevlerini ifaya yeterli olacak görevli ve araçlarla kurmak, bilimsel ve teknik çalışma ve araştırmaları geliştirmek ve Devletin kültürel ve doğal mirasını tehdit eden tehlikelere karşı harekete geçmesine olanak sağlayacak müdahale yöntemlerini mükemmelleştirmek, bu mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri, yenileştirilmesi için gerekli olan uygun yasal, bilimsel, teknik, idarî ve malî önlemleri almak, kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve teşhiri konularında eğitim yapan ulusal veya bölgesel merkezlerin kurulmasını veya geliştirilmesini desteklemek ve bu alandaki bilimsel araştırmaları teşvik etmek" konusunda çaba göstereceği belirtilmiştir. 17.08.2011 günlü, 28028 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na eklenen Ek 4. maddede: "Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve bu Kanunda öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkez teşkilatı bünyesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarının veya ilgili Müsteşar Yardımcısının başkanlığında, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi (1) ve hukukçular ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlardan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve taşrada (…) (1) aynı meslek alanlarından yeterli sayıda uzmanın katılması suretiyle yeteri kadar Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu teşkil edilir. Bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, bu Kanunun Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları ile ilgili hükümleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanır. Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur. Bu Kanunda ve diğer mevzuatta tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Yüksek Kuruluna ve koruma bölge kurullarına yapılan atıflar, ilgisine göre Koruma Merkez Komisyonuna ve koruma bölge komisyonlarına yapılmış sayılır ve ilgili maddelerde geçen Koruma Yüksek Kurulundan Koruma Merkez Komisyonu ve koruma bölge kurullarından koruma bölge komisyonları anlaşılır. Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ile Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarında görev alanlara 55 inci maddede belirtilen esaslar çerçevesinde huzur hakkı ödenir. Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili, çalışma usul ve esasları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca hazırlanan yönetmelikle düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir. 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi ile, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6. maddesine eklenen (g) bendinde; hizmet birimleri arasında Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne yer verilmiş, 10. maddesiyle eklenen, 13/A maddesinin (a) bendinde; milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların tescil, onay ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tescil etmek, (b) bendinde ise; tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 17. maddesi ile 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrasında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, doğal sit alanı ve tabiat varlığı olarak tespit ve tescil edilmiş alan ve varlıklara ilişkin her türlü belgenin, bu alan ve varlıkların statülerinin yeniden değerlendirilmesi için en geç altı ay içinde Bakanlığa devredileceği, tabiat varlıkları ve doğal sitlerle ilgili yeni değerlendirme yapılıncaya kadar bu alanlara ilişkin olarak kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca alınmış kararların geçerli olduğu, 3. fıkrasında ise; Bakanlık tarafından konunun uzmanlarından oluşturulacak komisyonca yeniden tespit edilen statülerin Çevre ve Şehircilik Bakanının onayı ile, yapı yasağı öngörülen statülerin ise Bakanlar Kurulunca onaylandıktan sonra tescil edileceği, bu alanlar ve varlıkların yeni statüsüne, ören yerlerinin ise mevcut statüsüne uygun koruma-kullanma esaslarına göre yetkili idarelerce yönetileceği hüküm altına alınmıştır. 19.07.2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin geçici 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce herhangi bir korunan alan statüsü verilmiş alanların koruma statüsünün, bu Yönetmelik gereğince yeniden değerlendirme yapılıncaya kadar devam ettirileceği, bu alanlara ilişkin yürürlükteki koruma amaçlı imar planlarının geçerli olduğu düzenlenmiştir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları İle İlgili 19.06.2007 günlü, 728 sayılı İlke Kararında ise; I. Derece Doğal (Tabii) Sit; bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlar olarak tanımlanmış, bu alanlarda, bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağına, ancak; kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapı hizmetleri (kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil hattı, telefon hattı, doğalgaz hattı, GSM baz istasyonu ve benzeri) uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyle yapılabileceği belirtilmiş, II. Derece Doğal (Tabii) Sit; doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözönüne alınarak kullanıma açılabilecek alanlar olarak tanımlanmış, bu alanlarda, turizm yatırım ve turizm işletme belgeli turistik tesisler ile hizmete yönelik yapılar dışında herhangi bir yapılaşmaya gidilemeyeceği, kullanıma açılacak bölgelerde geçici dönem yapılanma koşullarının ilgili kurumların görüşleri alınarak Koruma Kurullarınca belirleneceği, bu belirlemede varsa çevre düzeni planı veya nazım plan kararları ile arazinin topografya, peyzaj, silüet vb. karakteristiklerinin gözönünde tutulacağı, ancak hazırlanacak Koruma Amaçlı İmar Planı kriterlerini etkileyebilecek nitelik ve yoğunluktaki uygulamalara Koruma Amaçlı İmar Planı yaptırılmadan izin verilemeyeceği, taş, toprak, kum alınamayacağı, kireç, taş, tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılamayacağı, toprak, curuf, çöp, sanayi artığı ve benzeri malzemenin dökülemeyeceği, ancak sit kararı ilanından önce ruhsat almış olan işletmelerde sahanın rehabilite edilerek yasal süresi içinde işlerinin tasfiye edileceği doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin Koruma Kurulu izni doğrultusunda sürdürülebileceği, mevcut tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebilmesinin yanısıra, koruma kurulundan izin almak koşuluyla yeni tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin yapılabileceği belirtilmiş, III. Derece Doğal (Tabii) Sit ise; potansiyeli ve kullanım özelliği de gözönünde tutularak konut kullanımına da açılabilecek alanlar olarak tanımlanmış, bu alanlarda, kullanıma açılacak bölgelerde geçici dönem yapılanma koşullarının ilgili kurumların görüşleri alınarak koruma kurullarınca belirleneceği, bu belirlemede varsa 1 /25.000 ölçekli çevre düzeni planı veya 1/5.000 ölçekli nazım imar planı kararları ile arazinin topografya, peyzaj, silüet vb. karakteristiklerinin gözönünde tutulacağı, ancak hazırlanacak Koruma Amaçlı İmar Planı kriterlerini etkileyebilecek nitelik ve yoğunluktaki uygulamalara Koruma Amaçlı İmar Planı yaptırılmadan izin verilemeyeceği, mevcut tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebilmesinin yanısıra koruma kurulundan izin almak koşuluyla yeni tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin yapılabileceği, doğal peyzaj ve siluet dikkate alınarak koruma kurulunca belirlenecek koşullar doğrultusunda kum, çakıl, taş, maden ve benzeri malzeme alınabileceği, bu amaçla ocak açılabileceği, toprak, curuf, çöp, sanayi artığı ve benzeri dökülemeyeceğine karar verilmiştir. 29.12.2010 günlü, 6094 sayılı Kanunun 5. maddesiyle, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 8. maddesine eklenen 5. fıkrada ise; "Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 12.08.2014 günlü, 29086 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 03.07.2014 günlü, 69 sayılı "Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararının 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili bölümü dışındaki kısmı ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddeleri yönünden incelenmesinden; Dava konusu ilke kararının 1. maddesinde; ekolojik temelli bilimsel araştırma raporu sonucunda, bu maddede sayılan kriterlerden en az birini bünyesinde bulunduran doğal sit alanlarında HES yapımına izin verilmeyeceği, 2. maddesinde; ekolojik temelli bilimsel Araştırma raporu neticesinde birinci maddede belirlenen özellikleri bünyesinde barındırmayan alanlarda, bu maddede belirtilen şartların yerine getirilmesi halinde doğal sit alanlarında HES taleplerine değerlendirilme sonucu izin verilebileceği, 3. maddesinde; mevcut doğal sit alanlarında yeniden değerlendirme yapılıncaya kadar; 1. maddede belirtilen özellikleri bünyesinde barındırmayan 1., 2., ve 3. derece doğal sit alanlarında 2. maddede belirtilen şartlar doğrultusunda HES projelerine izin verilebileceği, 4. maddesinde; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte tanımlanan kategorilere göre; a) Kesin Korunacak Hassas Alanlarda HES projelerine izin verilmeyeceği, b) Nitelikli Doğal Koruma Alanlarında 1. maddedeki özelliklerden en az birini barındırması halinde izin verilmeyeceği, bu özellikleri taşımayan alanlarda ise 2. maddedeki şartların yerine getirilmesi halinde izin verilebileceği, c) Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarında 2. maddedeki şartların yerine getirilmesi halinde izin verilebileceği, 5. maddesinde; Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarında ekolojik temelli bilimsel araştırma raporunun konusu ile ilgili uzmanların bulunmaması durumunda, biyolojik çeşitlilik konusunda uzman biyologların ve/veya jeologlardan komisyonca görüş alınması gerektiği, 6. maddesinde ise; Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonundan izin verilen alanlarda yapılacak HES projelerinin, alanın topoğrafik yapısı ve peyzaj değerleri dikkate alınarak projelendirilmesi ve bu projeye ilişkin ilgili Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonundan uygunluk kararı alınması gerektiği, düzenlenmiştir. Yukarıda içeriğine yer verilen 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 8. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, Doğal Sit Alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, anılan hükmün koşulsuz olarak tüm doğal sit alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceği anlamına gelmeyeceği de açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 05.07.2012 günlü, E:2011/27, K:2012/101 sayılı kararında; "İptali istenilen kural; milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğini öngörmektedir. Kuralda yer alan milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanları; Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve Kara Avcılığı Kanunu'nda getirilen hükümlerle özel olarak korunan alanlardır. Bu alanlarda yapılaşmaya gidilebilmesi, öncelikle söz konusu Kanunlarda böyle bir yapılaşmaya olanak tanınmasına ve bu doğrultuda yetkili makamlarca izin verilmiş olmasına bağlıdır. İptali istenilen kural, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabilmesi bakımından yukarıda anılan Kanunlarda öngörülen düzenlemelerin uygulanma zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bir başka deyişle, 6094 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanlarında ilgili mevzuat uyarınca kurulması mümkün olmayan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir elektrik üretim tesisinin, 6094 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle kurulabilmesi mümkün değildir. Dava konusu kuralda, belirtilen alanların niteliğine göre ilgili Bakanlık veya koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla bu alanlarda yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğinin belirtilmesi, yetkili makamların olumlu görüş ya da bu olumlu görüş üzerine tesis kurma izni verirken, çevre mevzuatı hükümlerinden bağımsız hareket edebilmelerine olanak tanımamaktadır. Bu bağlamda, iptali istenilen kuralda yer alan 'izin verilir' ibaresi, mevzuata ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın mutlak izin verme zorunluluğunu ifade etmemekte, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucu mevzuata uygun talepler doğrultusunda izin verilebileceği anlamını taşımaktadır. " belirlemelerine yer verildiği görülmektedir. Dava konusu İlke Kararı incelendiğinde; doğal sitlerde sit derecelerine/kategorilerine göre belirli şartlara bağlanmak suretiyle HES projelerine izin verilebileceğine ilişkin soyut belirlemeler içeren genel bir düzenleme yapıldığı görülmektedir. Ancak; doğal sit alanlarında hidroelektrik santral yapımı gibi, korunması gerekli doğal alana etki olasılığı yüksek olan bir tesise izin verilebilmesi için; her iznin; izin verilecek olan doğal sit özelinde ve kurulacak tesisin niteliği, büyüklüğü, kapasitesi, çevresel etkileri gibi kendine özgü özellikleri dikkate alınarak karara bağlanması, yukarıda metinlerine yer verilen uluslararası yükümlülükler ile doğal sitlerin korunması amacı çerçevesinde zorunluluk arzetmektedir. Başka bir anlatımla; dava konusu İlke Kararında HES yapımına izin verilebilmesi bakımından gerekli olduğu kurala bağlanan koşulların, yalnızca alanın özelliklerine ilişkin olduğu, oysa, kurulacak tesisler bakımından yukarıda da belirtildiği üzere hem tesisin kapasitesinin hem de alanın özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu doğal sitlerin korunması amacına ters düşmeyecek projeler bakımından izin verilmesi gerektiği tabiidir. Ayrıca; bilimsel temele dayalı karar alma bütünlüğünü sağlamak amacıyla çıkarıldığı belirtilen dava konusu İlke Kararının, doğal sitleri düzenleyen ve dava konusu İlke Kararına göre üst norm olan Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Kara Avcılığı Kanunu, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik ve Korunan Alanlarda Yapılacak Planlara Dair Yönetmelik gibi doğal sitler ve doğal sitlerle kesişen alanların korunması yönünde düzenlemeler içeren mevzuat hükümlerinin ihmal edilmesi sonucunu doğuracağı ve bu durumun uygulamada önüne geçilemez sonuçların oluşmasına sebebiyet vereceği açıktır. Bu itibarla; doğal sit alanlarında HES projelerine izin verilebileceğine ilişkin soyut belirlemeler içeren genel bir düzenleme niteliğindeki dava konusu İlke Kararında konu ve maksat yönlerinden hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu 02.08.2014 günlü, 29086 saylı Resmi Gazetede yayımlanan, 03.07.2014 günlü, 69 sayılı "Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı"nın 3. maddesinin, 1. derece doğal sit alanlarıyla ilgili bölümü dışındaki kısmı ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddelerinin İPTALİNE, 2. Davada nihai olarak kısmen ret, kısmen iptal kararı verildiğinden, haklılık oranının yeniden değerlendirilmesi suretiyle, ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacılar tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin …-TL'sinin üzerlerinde bırakılmasına, …-TL'sinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, davalı tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin …-TL'sinin üzerinde bırakılmasına, …-TL'sinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, 3. Davalı ve davacılar lehine kısmen onama, kısmen bozma kararından önce verilen ilk kararda vekâlet ücretine hükmedildiğinden, yeniden vekâlet ücretine hükmedilmemesine, 4. Varsa posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 10/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 6. Daire, E. 2021/4810, K. 2023/5635Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2021/4810 E.  ,  2023/5635 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2021/4810 Karar No : 2023/5635 DAVACI : … Belediye Başkanlığı/… VEKİLİ : Av. … DAVALILAR : 1- … /… 2- … Bakanlığı Özellelşirme İdaresi Başkanlığı/… VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği , 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişiklikleri ile anılan taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 03.06.2010 tarih ve 27600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve özellikle Datça- Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinin ilanına ilişkin mevzuat, bu alanın çevresel ve doğal özellikleri, turizm sektörüne katkılarının ancak doğal güzelliklerinin korunması ve koruma kullanma dengesinin modem planlama ilkeleri doğrultusunda bu bölgenin arkeolojik özellik ve değeri bu özelliğin korunmasının dünya mirasının korunması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği göz önüne alınarak, yasa koyucu tarafından özel bir koruma statüsüne tabi kılındığı, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede planlama yetkisinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığında olduğu, davalı idarenin planlama yetkisinin bulunmadığı, Cumhurbaşkanlığı Kararının dayanağı olarak gösterilen … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) kararının eki listede yayımlanan Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi … ada, … parsel sayılı taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin bölümünde de hukuka uyarlık bulunmadığı, 4046 sayılı Kanunun genel gerekçesinde belirtilen amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak anılan Kanunun 1. maddesinde yer alan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınması konusunda Özelleştirme Yüksek Kurulu'na birtakım görev ve yetkiler tanınmış olmakla birlikte, verilen bu görev ve yetkinin, mutlak ve sınırsız olmadığı, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile özelleştirmeye konu varlığın niteliği, fiili ve hukuki durumu gözetilerek ve hukuka uygun bir şekilde kullanılması gerektiği, bu nedenle, kurul kararının hukuka uygunluğunun, özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazların bulunduğu yerleri, nitelikleri, fiili ve hukuki durumları ile imar planlarında belli bir amaç için ayrılıp ayrılmadığı yönlerinden incelenerek, uyuşmazlık konusu taşınmazın mevcut durumda özelleştirme kapsam ve programına alınarak özelleştirilip özelleştirilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiği, diğer yandan 4046 sayılı Kanunun uygulanması bakımından Özel Çevre Koruma Bölgelerinin yasa ve uluslararası sözleşmeler ile belirlenmiş olan özellikleri dikkate alındığında, bu alanlar içerisinde kalan hazine arazilerinin özelleştirme kapsam ve programına alınmasının hukuka aykırı olduğu, kamu yararı ilkesinin de gerçekleşmediği 4046 sayılı Kanun ile idareye, ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azaltılma sağlamak amacını gerçekleştirebilecek varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması yetki ve görevi verildiği göz önüne alındığında bu amaca uygunluğun da bulunmadığı bu nedenlerle dava konusu işlemlerin iptali gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin, davanın süresinde açılmadığı, davacının davayı açmada hukuki yararı bulunmadığı, esasa ilişkin olarak; dava konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve proğramına alınmasına ilişkin Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı yönünden; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun 27.11.1994 tarihi itibariyle yürürlüğe girdiği, 4046 sayılı Kanunun "Özelleştirme Uygulamalarına İlişkin Hükümler" başlıklı 17. maddesinde "Bu Kanuna göre; A.a) İktisadi devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, b) Kamu iktisadi teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası Devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının, c) Devletin diğer iştiraklerindeki kamu paylarının ve Hazineye ait payların, d) Genel ve kalma bülçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadi kuruluşlarının gördükleri kamu hizmeti ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının ve iştiraklerindeki paylarının, Birlikte ve/veya ayrı aynı özelileştirme kapsamına almmasına, İdarenin teklifi üzerine Kurulca karar verilir. Kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin Kurul karanmda, bu Kuruluşlardan hangilerinin mali ve hukuki yönden özelleştirmeye hazırlık işlemine tabi tutulacağı, hangilerinin özelleştirilmek üzere doğrudan özelleştirme programına alınacağı ve özelleştirmenin hangi yöntemle (…) gerçekleştirileceği belirtilir." hükmünün yer aldığı, anılan hüküm incelendiğinde özelleştirme kapsam ve programına alınabilecek varlık, kurum ve kuruluşların ayrıntılı bir şekilde tanımlanmış olduğu bu nedenle Hazine mülkiyetinde yer alan taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınabileceği, dava konusu parselin özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin … tarihli ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararının 4046 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olmadığı, dava konusu taşınmaz ile ilgili çevre düzeni planı ve imar planı değişiklikleri yönünden; bölgenin ihtiyaçları ve çevrede yer alan kullanımlar irdelenerek kamu elinde bulunan ve atıl vaziyette olan kaynakların, etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi ilkesi bağlamında, kamu yararının arttırılması ve bu kaynaklara ekonomik anlamda değer katılması amacıyla söz konusu alanda 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ile koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nâzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliği yapılmasına karar verildiği, anılan değişikliklerle tüm ölçeklerdeki planların uyumlu hale getirilerek planların kademeli birlikteliğinin sağlanmasının amaçlandığı, imar planı değişikliğine ilişkin Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, Ulaşım Daire Başkanlığı), Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü, Datça Belediye Başkanlığı, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü (İmar ve Planlama Şube Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü), … Elektrik A.Ş., … Muğla Doğalgaz Dağıtım Sanayi Ticaret A.Ş. ve DSİ 21. Bölge Müdürlüğünün görüşlerinin alındığı, alınan görüşler doğrultusunda revize edilen imar planı değişikliğinin Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … tarihli, … sayılı kararı ve Muğla Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun … tarihli … sayılı kararı ile uygun bulunduğu, uyuşmazlık konusu taşınmazın gerek 1. derece doğal sit alanı olan kısmının hem bu niteliği hem de bulunan endemik bitkiler dikkate alınarak doğal karakteri korunacak alan olarak planlandığı, gerekse arkeolojik sit alanlarının koruma mevzuatına uygun hükümleri dikkate alınarak planlandığı, yine parselde zeytinlik olan kısımların Muğla Tarım ve Orman İl Müdürlüğü görüşleri doğrultusunda zeytinlik olarak planlandığı, parselin toplam 9449,16 lık kısmının tamamen doğal yapısına uygun olarak korunduğu, yapılan imar planı değişikliği çalışmalarında koruma amaçlı imar planı amaç, ilke ve hedeflerine uygun hareket edilerek plan çalışması yapıldığı, gerekli tüm teknik ve bilimsel çalışmaların eksiksiz olarak yerine getirildiği, turizm alanının azaltıldığı ve emsal oranı düşürülerek inşaat alanının düşürüldüğü, planlama alanının sadece %18,16 lık kısmının otel alanı olarak ayrıldığı, geri kalan kısmının ise doğal yapısına zarar gelmeyecek şekilde planlandığı, davacının iddiasında belirtildiği gibi söz konusu imar planı değişikliği ile bölgenin doğal yapısının bozulacağı ve turizmin olumsuz etkileneceği gibi olumsuz durumların oluşmayacağı, kıyı kenar çizgisi tespiti komisyonu tarafından tespit edilen kıyı kenar çizgisinin 08.04.2014 tarihinde onaylandığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü) tarafından 17.07.2014 tarihinde aktarma işleminin uygun görüldüğü ve kıyı kenar çizgisinin pafta üzerinde mevzuata uygun olarak aktarıldığı, plan onama sınırı içerisinde yer alan her ada için mevzuata uygun olarak gösteriminin yapıldığı, Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre dava konusu planda sahil şeridinin ilk 50 metresinin bir kısmının 1. derece doğal sit alanı olması sebebiyle doğal karakteri korunacak alan olarak planlanmasının herhangi bir aykırılık teşkil etmediği, Cumhurbaşkanlığının plan onaylama yetkisinin sadece özelleştirme kapsam ve programında bulunan taşınmazların parsel sınırlarıyla tanımlı olduğundan kaldırılan bir alanın yerine başka bir alanda eşdeğer alan ayrılmasının mümkün olmadığı, kaldı ki dava konusu alanın orman alanı olmadığı ya da ağaçlandırılacak alan kapsamında yer almadığı Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Orman Gönel Müdürlüğü)'nın … tarihli ve … sayılı yazısı ile bildirildiği, sonuç olarak söz konusu taşınmaza yönelik hazırlanan 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları ile koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nâzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliklerinin ilgili mevzuata, planlamanın temel ilke ve esaslarına, çevre imar bütünlüğüne ve kamu yararına uygun olarak hazırlandığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ … 'IN DÜŞÜNCESİ : Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği , 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişiklikleri ile anılan taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 03.06.2010 tarih ve 27600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptali istenilmektedir. Dava konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı yönünden: Uyuşmazlık konusu taşınmazın boş ve atıl durumda olduğu, herhangi bir kamu hizmeti ile ilgisinin bulunmadığı, özelleştirme kapsam ve programına alınması işleminin, 4046 sayılı Kanun'un öngördüğü ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak amacına ve özelleştirme ilkesine uygun olduğu ve Kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, dava konusu taşınmaz yönünden … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararına yönelik davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. Dava konusu taşınmaza ilişkin çevre düzeni planı değişiklikleri ile imar planı değişiklikleri yönünden ise: Yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu parsel Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinde ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde yer aldığı, mevcut durumda ekosistem bütünlüğünü korumakta olan, deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurabilen, kısmen 1. derece doğal sit alanı kısmen 3. derece arkeolojik sit alanında kalan, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği dava konusu parselin yapılaşmaya açılmasını içeren, dolayısıyla alanın doğal bütünlüğü, eko sistem sürekliliği, ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olan ve ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ana plan stratejisini zedeleyen ve bu planın sürekliliğini bozan dava konusu 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliğinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI … 'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 günlü, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği, 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği ile anılan taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 03.06.2010 günlü, 27600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan … günlü, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarelerin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. Mülkiyeti Maliye Hazinesine ait bulunan Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaz … günlü, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 05.04.2021 günlü, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan dava konusu imar planları ile; 09/03/2011 tarihli Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "tarım alanı" ve "orman alanı"nda kalan kullanım kararının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel yerleşik alan, özel ürün arazisi, doğal karakteri korunacak alan" olarak, 29/04/2014 tarihli 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" olan kullanımın 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel yerleşik alan, özel ürün arazisi, doğal karakteri korunacak alan"olarak, Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığınca 07.07.2004 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Nâzım İmar Planında “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımın, koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nâzım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park, genel otopark, zeytinlik alanı, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı, yol" olarak, Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığınca 07.07.2004 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımın, koruma amaçlı ilave 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Dava konusu … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı yönünden: 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 1/(A) maddesinde, bu Kanun'un amacının, bu maddede belirtilen ve Kanunun uygulamasında "kuruluş" adı ile anılacak olan ve maddenin devamında sayılanların, ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş, maddede, genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadî teşebbüslerinden kamu iktisadî kuruluşlarının gördükleri kamu hizmetleriyle doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıkları ve iştiraklerindeki payları, genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) "kuruluş" tanımı içerisinde yer almış; 2. maddesinde, özelleştirme uygulamalarındaki ilkeler sayıldıktan sonra, son fıkrasında, Kanundaki amaç ve ilkeler doğrultusunda alınacak kararlarda öncelikler ile bunların tâbi olacağı özelleştirme uygulamalarına ilişkin esas ve usûllerin, kuruluşların nitelikleri ve ülke ekonomisinin gerektirdiği şartlar da dikkate alınarak Özelleştirme Yüksek Kurulu'nca belirleneceği kurala bağlanmış; 3. maddesinde ise, 1. maddede sayılan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınmasının; kuruluşların, satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayrî ayni hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukukî tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemenin Kurul'un görevleri arasında olduğu belirtilmiştir. Yasanın genel gerekçesinde, özelleştirmenin, geniş anlamda Devletin iktisadî faaliyetlerinin en aza indirilmesi veya tamamen ortadan kaldırılması, kamu iktisadî teşebbüslerinin Devlet bütçesi üzerindeki finansman yükünün hafifletilmesi, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin gerçekleştirilmesi, atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılarak sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve bu şekilde elde edilecek kaynakların, altyapı yatırımları, savunma, eğitim ve sağlık hizmetlerinde kullanılması suretiyle ekonomide verimliliğin arttırılmasını sağlayan önemli araçlardan biri olduğu vurgulanmıştır. 4046 sayılı Kanun'un anılan genel gerekçesinde belirtilen amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak Kanun'un 1. maddesinde yer alan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınması konusunda Özelleştirme Yüksek Kurulu'na verilen görev ve yetkinin, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile özelleştirmeye konu varlığın niteliği, fiili ve hukukî durumu gözetilerek hukuka uygun bir şekilde kullanılması gerektiği kuşkusuzdur. Bu durumda, davalı idarelerce, dava konusu Kurul kararının tesisinde, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması bağlamında, boş ve atıl durumda bulunan uyuşmazlığa konu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınarak, ilgili mevzuata, çevre ve imar bütünlüğüne, yapılaşma kısıtlamalarına uyularak değerlendirilmesinin amaçlandığı belirtilmişse de; kararın hukuka uygunluğunun, özelleştirme kapsam ve programına alınan alanın bulunduğu yer, nitelikleri, fiili ve hukukî durumları incelenerek, alanın mevcut durumda özelleştirme kapsam ve programına alınarak özelleştirilip özelleştirilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava konusu 01.06.2010 günlü, 31 sayılı Kurul kararıyla, Maliye Hazinesine ait tapu kayıtları ekli listede yer alan taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına, söz konusu taşınmazların satış suretiyle özelleştirilmesine ve satışın varlık satışı suretiyle gerçekleştirilmesine, özelleştirme işlemlerinin 2(iki) yıl içinde tamamlanmasına karar verilmiş (belirtilen süre daha sonra 31.12.2025 tarihine kadar uzatılmıştır.); ekli listenin 170. satırında ise Muğla ili, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı, 128.640,00 metrekare yüzölçümlü uyuşmazlığa konu taşınmaza yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazın 1990 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilen Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisinde ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "Önemli Doğa Alanı" olarak tanımlanan Datça Yarımadasında kaldığı, taşınmazın bir kısmının 1. Derece doğal sit alanı, bir kısmının da 3. Derece arkeolojik sit alanı olarak belirlenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Korunan Alanlarda Yapılacak Planlara Dair Yönetmelikte“Özel Çevre Koruma Bölgesi: Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi ve bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plan ve projelerin tek elden hazırlanması amacıyla, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilen bölgeler”olarak tanımlanmıştır. Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Hükümlerinde “Önemli Doğa Alanı: "canlı türlerinin sağlıklı topluluklar oluşturmaları ve yaşam döngülerini devam ettirmeleri için gerekli tüm coğrafyaların, doğal özelliklerinin bozulmadan saklanması ilkesi doğrultusunda, doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan, korunması gerekli coğrafyalardır. " şeklinde tanımlanarak, "bu kavram, canlı türleri ve doğal kaynaklarla birlikte yeryüzünün en özel doğal alanlarının korunmasını amaçlamaktadır.” açıklamasına yer verilmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu'nun "Devir Yasağı" başlıklı 13. maddesinde, Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup, usulüne göre tescil ve ilan olunan, her çeşit korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ile bunlara ait korunma sınırları dâhilindeki taşınmazların, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan gerçek ve tüzel kişilere satılamayacağı, hibe edilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Bu durumda, 4046 sayılı Yasada kuruluş olarak sayılan genel ve katma bütçeli idarelerin gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan ilgisi bulunmayan varlıklarının özelleştirilebileceği belirtilirken örnekleme yoluyla bir çerçeve belirlenmiş olup, doğal ve arkeolojik sit alanlarının yasa ile özelleştirilebileceği belirtilen varlıklar kapsamında kabul edilmesine olanak bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 4046 sayılı Yasa ile idareye, ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak amacını gerçekleştirebilecek varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına yönelik olarak yetki ve görev verildiği göz önünde bulundurulduğunda, olayda, özel çevre koruma bölgesi sınırları içerisinde, önemli doğa alanında, dolayısıyla özel önem taşıyan, korunması gereken bir bölgede ve kısmen 1. Derece doğal sit alanında, kısmen de 3. Derece arkeolojik Sit Alanında kalan uyuşmazlığa konu taşınmazın satış yöntemiyle özelleştirilmek üzere kapsam ve programa alınmasında yasanın amacına ve kamu yararına uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu Kurul kararında hukuka uyarlık görülmemiştir. Dava konusu taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanan çevre düzeni planı değişiklikleri ile imar planı değişiklikleri yönünden: Davacı tarafından, özel çevre koruma bölgesinde kalan taşınmaza ilişkin özelleştirme idaresi başkanlığının plan yapma yetkisinin bulunmadığı öne sürülmekte ise de, 3194 sayılı İmar Kanununun 9. ve Ek-3. maddesi hükümleri ile özelleştirme kapsamına alınan arsa ve arazilerin tüm imar planlarını, değişiklik ve revizyonlarını yapma yetkisinin anılan idareye verilmiş olması nedeniyle iddia yerinde görülmemiştir. Uyuşmazlığa konu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin … günlü, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararında yukarıda açıklanan nedenlerle hukuka uyarlık bulunmadığından, bu karar kapsamında tesis edilen plan değişikliklerinde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Danıştay Altıncı Dairesi'nce yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda yer verilen tespitlerle dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden: Özel çevre koruma bölgesi ve önemli doğa alanı sınırları içerisinde yer alan ve kısmen 1. derece doğal sit alanı, kısmen de 3. derece arkeolojik sit alanında kalan uyuşmazlığa konu taşınmazın çevresinin, Datça ilçesinin henüz yapılaşmaya açılmamış değerli bir kıyı şeridinde bulunduğu, taşınmazın deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurulabildiği, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği, yakın çevresinde yapı bulunan tek alanın Kargı koyu olduğu ve buradaki yapıların seyrek ve alçak olduğu, bu haliyle ekosistem bütünlüğünü koruduğu anlaşılan taşınmazın dava konusu plan değişiklikleri ile yapılaşmaya açılarak alanın doğal bütünlüğü, ekosistem sürekliliği, ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olunduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ana plan stratejisinin zedelendiği ve bu planın sürekliliğinin bozulduğu anlaşıldığından, dava konusu 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliklerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, dava konusu planlarda belirtilen nedenlerle de hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığa konu Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada … parsel sayılı taşınmaza ilişkin 05.04.2021 günlü, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı, 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişiklikleri ile anılan taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin … günlü, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Ek 1. maddesi uyarınca oluşturulan karar veren Danıştay Onüçüncü ve Altıncı Daireleri'nce, duruşma için taraflara önceden bildirilen 07.06.2023 tarihinde, davacı vekili Av. … 'in gelmediği, davalı idareler vekili Av. … 'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Maliye Hazinesi mülkiyetinde bulunan Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi,… ada … sayılı parsel … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı'nın … tarihli, … sayılı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği 6.04.2021 tarihli, 31446 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ve 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı İlave nâzım İmar Planı ve Değişikliği Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı İlave Uygulama İmar Planı ve Değişikliği Datça Belediye Başkanlığı tarafından 20.04.2021-20.05.2021 tarihleri arasında askıya çıkarılmıştır. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği 1/5.000 ve 1/1000 ölçekli Ilave Koruma Amaçlı nâzım ve Uygulama İmar Planı ve Değişiklikleri, Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından 29.04.2021-29.05.2021 tarihleri arasında 1(bir) ay süre ile askıya çıkarılmıştır. Dava konusu Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı'nın … tarihli, … sayılı kararı ile, dava konusu taşınmazın; – Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "tarım alanı" ve "orman alanı"nda kalan kullanımı 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan"olarak, -1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" olan kullanımı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisi, doğal karakteri korunacak alan"olarak, -Dava konusu parseli kapsayan Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı nâzım İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nâzım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park alanı, otopark alanı, zeytinlik alan, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı" olarak, -Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis lanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, koruma amaçlı ilave 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak değiştirilmiştir. Davacı Datça Belediyesi tarafından Danıştay Altıncı Dairesinin E: 2021/6834 sayılı dosyada " Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği , 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliklerinin" iptaline karar verilmesinin istenildiği, bakılan davada ise, 5.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan çevre düzeni ve imar planı ve değişiklikleri ile … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptaline karar verilmesinin istenilmesi nedeniyle birlikte incelemesi yapılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 1. maddesinde: "Bu Kanunun amacı; "bu maddede belirtilen ve Kanunun uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan; a) İktisadi devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, b) Kamu iktisadi teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının, c) Devletin diğer iştiraklerindeki kamu payları ile Hazineye ait payların, d) Genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadi teşebbüslerinden kamu iktisadi kuruluşlarının gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının ve iştiraklerindeki paylarının, e) Belediye ve il özel idarelerine ait ticari amaçlı kuruluşlar ile pay oranlarına bakılmaksızın her türlü iştiraklerindeki paylarının, f) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) ile bu Kanunun 35 inci maddesinin (B) fıkrasında belirtilen kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim birimlerinin işletilmesi haklarının, ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir. " hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı Kanunun Ek-3. maddesinde: "Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi'nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K. sayılı Kararı ile.) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi'nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K.sayılı Kararı ile.) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir." hükmü bulunmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanununun 5. Maddesinde nâzım İmar Planı; varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak Uygulama İmar Planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nâzım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır. 3194 sayılı Kanunun 6. Maddesinde: "Mekânsal planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından Mekânsal Strateji Planlarına uygun olarak; “Çevre Düzeni Planları” ve “İmar Planları” kademelerinden oluşur. İmar planları ise nâzım imar planı ve uygulama imar planı olarak hazırlanır. Her plan bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanır." hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunun imar planlarında Bakanlığın yetkisini düzenleyen 9. maddesinin 2. fıkrasında; "Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş, (Belediye) alınarak Çevre İmar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir. " hükmüne yer verilmiştir. 3621 sayılı Kıyı Kanununun 4. maddesinde Sahil şeridi: kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alan olarak tanımlanmış, anılan Yasa uyarınca çıkarılan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde sahil şeridi tanımlanırken sahil şeridinin birinci bölümünün, sadece açık alanlar olarak düzenlenen yeşil alan, çocuk bahçesi, gezinti alanları, dinleme ve bu Yönetmelikte tanımlanan rekreaktif alanlardan ve yaya yollarından oluşan, kıyı kenar çizgisinden itibaren, kara yönünde yatay olarak 50 metre genişliğinde belirlenen alan olduğu, ikinci bölümünün, sahil şeridinin birinci bölümünden sonra kara yönünde yatay olarak en az 50 metre genişliğinde olmak üzere belirlenen ve üzerinde sadece Kanunun 8. maddesinde ve bu Yönetmelikte tanımlanan toplumun yararlanmasına açık günübirlik turizm yapı ve tesisleri, taşıt yolları, açık otoparklar ve arıtma tesislerinin yer aldığı bölüm olduğu belirlenmiştir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4. maddesinin "Tanımlar" başlıklı 1. fıkrasının c bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı, (…) ifade eder." tanımına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usül yönünden; Uyuşmazlık konusu … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı bakımından davalı idarenin süre ve ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir. Uyuşmazlık konusu çevre düzeni planı değişikliği ve imar planları yönünden süre itirazı incelendiğinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa 6545 sayılı Kanununun 18. maddesiyle eklenen ve 28.06.2014 günü yürürlüğe giren "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasında; İvedi yargılama usulünün acele kamulaştırma işlemleri ile Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarından doğan uyuşmazlıklar hakkında da uygulanacağıbelirtilmiş 2. fıkrasında ise; "ivedi yargılama usulünde: a) Dava açma süresi otuz gündür. b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz." kuralı yer almıştır. Askı ilanı 31.05.2021 tarihinde tamamlanan uyuşmazlık konusu imar planlarına karşı son ilan tarihini izleyen otuz gün içinde 21.06.2021 tarihinde açılan dava süresinde olduğundan davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir. Uyuşmazlık konusu çevre düzeni planı değişikliği ve imar planları yönünden ehliyet itirazı incelendiğinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğu belirtilmekte olup; Hukuk Devletinin öğesi olan, idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi, iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır. İdarî işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön şartlarından biri olan "dava açma ehliyeti", her idarî işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat alâkasının varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idarî işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet şartı olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşrû ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir. Anayasanın "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlıklı bölümünde yer alan "çevrenin korunması" hususu, hem herkes için "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını", hem de "çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önleme " ödevini tüm vatandaşlar için "hak ve ödev" olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Esasen çevre ve kültür varlıklarının korunması, kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşamalarının sağlanması için idareye başvuruda bulunulması, kural olarak gerçek kişilerin ve amaçları doğrultusunda kurulan kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin hak ve ödevleri arasındadır. Şehir imar planı ana kararlarını bozucu nitelikte ve kamu yararına aykırı olarak dava konusu plan değişikliği yapıldığı iddiasıyla taşınmazın bulunduğu alanda idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi niteliğindeki ilçe belediyesinin, uyuşmazlığa konu imar planlarını uygulamak ve bu imar planlarının şehir imar planlarıyla uyumunu sağlamakla görevli olması nedeniyle bu planların iptali istemiyle dava açmakta kişisel, meşrû ve güncel bir menfaatinin bulunduğu sonucuna varıldığından davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir. Esas yönünden; Dava konusu … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı incelendiğinde; Mülkiyeti Maliye Hazinesi'ne ait Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada … parsel sayılı taşınmazın Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararıyla, özelleştirme kapsam ve programa alınmasına karar verilmiştir. Yukarıda anılan 4046 sayılı anılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, 4046 sayılı Kanun'a göre, Kanun'da "kuruluş" olarak sayılan genel ve katma bütçeli idarelerin gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının, Kurul'ca, belirtilen usûl ve esaslar çerçevesinde ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak için özelleştirilmesi yoluna gidilebileceği, genel bütçeli idarelerin gördükleri kamu hizmeti ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının mülkiyet devri suretiyle özelleştirilmesi mümkündür. Dava konusu taşınmazın boş ve âtıl durumda olduğu, herhangi bir kamu hizmeti ile ilgisinin bulunmadığı, Datça ilçesinin turizm potansiyeli ile gelişme durumu dikkate alınarak bulunduğu konum ve değeri ile özelleştirme amacı birlikte değerlendirildiğinde özelleştirme kapsam ve programına alınması işleminin, 4046 sayılı Kanun'un öngördüğü ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlama amacına uygun olduğu ve Kanuna aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dava konusu taşınmaza ilişkin çevre düzeni planı değişiklikleri ile imar planı değişiklikleri incelendiğinde: Davacı tarafından davalı idarenin plan yapma yetkisinin bulunmadığına dair itirazı; dava konu taşınmazın özelleştirme kapsamında olması, 3194 sayılı Kanunun 9 ve Ek-3. maddesinde özelleştirme programına alınan taşınmazlar için planlama yapma yetkisinin davalı idarelere ait olduğunun düzenlenmiş olması karşısında yerinde görülmemiştir. Dava konusu taşınmaz açısından geçmişten itibaren belirlenen fonksiyonların değerlendirilmesi suretiyle, uyuşmazlık konusu imar planı değişiklikleri ile getirilen kullanım kararlarının ve yapılaşma şartlarının çevre ve imar bütünlüğünü ve sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olup olmadığının, bozuyor ise sosyal donatı dengesini hangi yönlerden bozduğunun, üst ölçekli imar planları ile imar planlarının kademeli birlikteliği ilkesine uygun olup olmadığının, uyuşmazlığa konu taşınmaza verilen fonksiyonların yer seçiminin uygunluğunun, taşınmazın konumu dikkate alındığında, taşınmaza verilen fonksiyonların ulaşım bütünlüğüne olumsuz etkisinin olup olmadığının, yapılan değişikliğin trafik yoğunluğuna ek yük getirip getirmeyeceğinin tespiti amacıyla Naip üye … tarafından resen seçilen bilirkişiler Prof. Dr. … , Prof. Dr. … , ve Prof Dr. … 'nin katılımıyla yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 13.10.2022 havale tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile karar vermeye yeterli bilirkişi raporuna davalı idare tarafından yapılan itirazlar ve davacı beyanları birlikte değerlendirilerek uyuşmazlık konusu çevre düzeni planları ve imar planları başlıklar halinde incelenmiştir. 1/100.00 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği yönünden; 09.03.2011 tarihinde onaylanan Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında dava konusu alanın “tarım alanı” ve “orman” kullanımlarını içerdiği; dava konusu işlem ile 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile uyuşmazlık konusu taşınmazın kullanımının "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan" olarak düzenlendiği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" olan kullanımının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan"olarak, düzenlendiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda: " Dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile … ada, … sayılı parsele“kentsel yerleşik alan”, “özel ürün arazisi” ve “doğal karakteri korunacak alanlar” kullanımları getirilmiştir. Çevre düzeni planı, üst ölçekte, yani bölgesel ve alt-bölgesel ölçekte, bir bölgenin veya kentin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Bu ölçekte yer alan mekansal stratejiler en temelde gelişme ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma- kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Üst ölçekli bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri ve tarımsal değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenir ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilir. Diğer yandan, yine bu ölçekte, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek bu odaklara ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve kararları belirlenerek planda ifade edilir. “Koruma—kullanma” dengesi, aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür. Doğal ve tarım arazilerinin korunması temel ilkesi ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım, dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma şeklinde tanımlanmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planının niteliğine, içeriğine ve plan yapım yaklaşımına yönelik olarak dikkate alınması gereken temel konular bulunmaktadır. Öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı öne çıkmakta ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına vurgu yapılmaktadır. Bu plan türü hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar içinde, ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi; tarihi ve kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması; ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının ve ulaşım ağının oluşturulması gerekleri belirtilmektedir. Sonuç olarak, üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planı, ekolojik duyarlılık ve koruma- kullanma dengesi ilkeleri çerçevesinde, ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren; gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, doğal ve tarihi çevrenin korunması konusu ile gelişme/büyüme konusundaki ana strateji ve kararların üretildiği plandır. Arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gibi genel stratejiler bu plan ölçeğinde belirtilmeli, ulaşım açısından yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahların yaklaşık konumları, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir. Dava konusu plan değişikliğinin plan açıklama raporunda söz konusu değişiklik şu şekilde açıklanmaktadır:“Planlama alanı ve çevresi, turistik Datça ilçesinin henüz yapılaşmaya açılmamış değerli bir kıyı şeridini kapsamaktadır. Bölgede yeni turizm yatırımları gerçekleşmekte olup, … ada … sayılı parsel gelişme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, söz konusu planlama alanının turizm potansiyelinin ön plana çıkarılması ve bölgedeki taleplerin karşılanabilmesi amacıyla çevrede inceleme ve değerlendirme çalışmaları yapılmıştır. Bu bağlamda; parselde yer alan Arkeolojik ve Doğal Sit Sınırları korunarak parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi için “1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği” hazırlanmıştır. Söz konusu plan değişikliğinde parsel “kentsel yerleşik alan”, “özel ürün arazisi” ve “doğal karakteri korunacak alanlar” olarak planlanmıştır. ” Dava konusu parsel Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma bölgesindedir ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında *“Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde yer almaktadır. Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan hükümlerinde “Önemli Doğa Alanı” şu şekilde tanımlanmaktadır:“Önemli Doğa Alanları: canlı türlerinin sağlıklı topluluklar oluşturmaları ve yaşam döngülerini devam ettirmeleri için gerekli tüm coğrafyaların, doğal özelliklerinin bozulmadan saklanması ilkesi doğrultusunda, doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan, korunması gerekli coğrafyalardır. bu kavram, canlı türleri ve doğal kaynaklarla birlikte yeryüzünün en özel doğal alanlarının korunmasını amaçlamaktadır.” Özel Çevre Koruma Bölgeleri mevzuatta “Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan…” alanlar olarak tanımlanmış ve bu nitelikteki bölgelerin “…çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere…” ÖÇKB ilan edildiği belirtilmiştir. Datça yarımadasının ÖÇKB içinde olması ve “Önemli Doğa Alanı” sınırları içinde bulunması, tüm bölgeye hassasiyetle yaklaşılmasını, korumayı öne alan bir planlama anlayışının benimsenmesini gerektirmektedir. Dava konusu parsel, üç tarafından denizle ilişki kuran, denize doğru burnunu uzatan bir tepelik üzerinde eşsiz bir konumda yer almaktadır. Kargı Koyunun güney kesiminde bulunan tepenin sırtına ve kısmen eteklerine oturmuş olan dava konusu parselin plan açıklama raporundaki, yukarıda da değinilen ele alınışı, Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içinde bulunan, doğal ve arkeolojik sit alanları içeren bir bölgeye yaklaşımda ciddi sorunlar barındırmaktadır. Öncelikle “planlama alanı ve çevresi, turistik Datça ilçesinin henüz yapılaşmaya açılmamış değerli bir kıyı şeridini kapsamaktadır…” ifadesi çelişkili bir açıklamadır. “değerli bir kıyı şeridi”nin şehircilik ilkeleri gereği zaten yapılaşmaya açılmaması gerekir. Bu ifadeden, benimsenen planlama yaklaşımının buradaki ekolojik ve doğal değeri gözardı ettiği, yapılaşmaya ilişkin ekonomik bir değere odaklandığı anlaşılmaktadır ki; bu durum bu ölçekte bir planda en temel ilke olması gereken koruma-kullanma dengesinin bu planlama yaklaşımında yer alamadığına işaret etmektedir. Ayrıca, herhangi bir alanın yapılaşmaya açılmamış olması, yapılaşmaya açılma potansiyeli barındırdığı anlamı taşımaz. Yine koruma-kullanma dengesi ilkesinin bir gereği olarak, üst ölçekli çevre düzeni planlarında mutlak olarak korunacak bölgeler belirlendiğinde bu bölgelerin yapılaşmaya açılmayarak korunması amaçlanmaktadır. Bir planlama bölgesinin açıklamasının bu şekilde yapılması doğru bir planlama yaklaşımı olarak görülemez. Aynı raporda “…söz konusu planlama alanının turizm potansiyelinin ön plana çıkarılması ve bölgedeki taleplerin karşılanabilmesi amacıyla çevrede inceleme ve değerlendirme çalışmaları yapılmıştır. Bu bağlamda; parselde yer alan arkeolojik ve doğal sit sınırları korunarak parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi için “1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği” hazırlanmıştır. ” denilmektedir. Bir plan değişikliği açıklama raporunun, yapılan bir planlama çalışmasını bilimsel ve nesnel temellere dayandırarak gerekçelendirmesi gerekir. Raporda “…bölgedeki taleplerin karşılanması”'ndan söz edilmekte, ancak rapor içinde bir talep analizi ve buna yönelik değerlendirmeler bulunmamaktadır. Bu tür bir araştırma, planın plan araştırma raporunda da yer almamaktadır. Öte yandan, turistik tesisler yönünde bir talep bulunması durumunda dahi, bir planlama sürecinin temel esaslarından biri öncelikle söz konusu talebe yönelik bir bilimsel analiz ve değerlendirme yapılmasıdır. Talep, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarının temel ilkesi olan “koruma-kullanma dengesi” ile çelişkili ise ve/veya söz konusu alanın doğal/arkeolojik yapısı, jeolojik/jeomorfolojik koşulları vb. İle uyumlu değilse bu talep karşılanmak zorunda değildir. Ya da, söz konusu talebin karşılanması nesnel/bilimsel açıdan anlamlı bulunuyor ise, koruma-kullanma dengesi ile çelişkili olmayan, doğal ve arkeolojik varlıklar üzerinde olumsuz etki getirmeyecek bir bölgede karşılanması da olanaklıdır. Ancak, talep analizi ve değerlendirmesi planın ne araştırma ne de açıklama raporunda bulunmamaktadır. Bu tür kararların dayanağı nesnel ve bilimsel araştırma ve değerlendirmeler olmalıdır. Bunun yanı sıra, “…parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi için…” ifadesi yeterli bir plan değişikliği gerekçesi değildir. “etkinlik” ve “verimlilik” ifadeleri ile neyin düşünüldüğü açıklanmalıdır. Dolayısıyla, dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, hem koruma-kullanma dengesinin olumsuz etkileyen bir plan yaklaşımı içerdiği için, hem de bilimsel bir gerekçelendirmeye dayanmadığı için şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdasmamaktadır. Çevre düzeni planının genel tanımı ve nitelikleri çerçevesinde, 1/100.000 ölçekli bir planda üretilen kararlar, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımına uygun olarak, doğal alanlar, tarım ve orman alanları ile tarihi ve kültürel alanların korunması ilkesine uymalı, ekosistem bütünlüğüne zarar vermemelidir. Dava konusu plan değişikliği ile, herhangi bir bilimsel araştırma ve gerekçelendirmeye dayanmaksızın, parsele “kentsel yerleşik alan”, “özel ürün arazisi” ve “doğal karakteri korunacak alanlar” kullanımları getirilmiştir. Yani 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planından beklenen ekosistem bütünlüğünün korunması ilkesi zedelenmiştir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin yukarıda verilen 20. maddesi gereğince “çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir.” Oysa getirilen “kentsel yerleşik alan” kullanımı, bölgenin ekosistem bütünlüğünü zedeleyici niteliktedir. Dava konusu parselin bulunduğu tepede ve bu tepenin etrafında görüş alanı içinde yer alan diğer doğal alanların hiç birinde yapılaşma olmayıp, söz konusu karar ile bütüncüllüğü bulunan bir doğal alanın silüet değeri de bozulmaktadır. Planlama çalışmalarında planlama alanının silüet özelliklerinin dikkate alınması da önemlidir. Özellikle doğal ve kültürel alanlarda silüet analizi ve silüet değerinin korunması önemli ilkelerden biri olmalıdır. Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde bulunan, 1. derece doğal sit ve 3. derece arkeolojik sit alanları barındıran, zeytin ağaçlarının bulunduğu, üzerinde hiç bir yapılaşmanın olmadığı dava konusu parsele dava konusu plan değişikliği ile “kentsel yerleşik alan” kullanımı getirilmesi ve bu kullanımın içerdiği yukarıdaki tanımlar, parselin sayılan niteliklerini zedeleyecek niteliktedir. Doğal ve arkeolojik hassasiyetleri olan böyle bir alana “…konut alanları ile kentin ve kentlinin ihtiyacına yönelik eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik altyapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları gibi…” çok farklı alansal kullanımlara sahip olan ve üç boyutlu yapılaşma imkanı tanıyan kullanımların getirilebileceğinin belirtilmesi, alanın fiziksel ve çevresel koşullarını belirsizliğe sürükleyen sorunlu bir planlama yaklaşımıdır. Söz konusu karar, alanda yapılaşmaya olanak tanıyarak, çevre düzeni planındaki koruma-kullanma dengesini bozacak nitelikte bir karardır." tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idare tarafından, bilirkişi raporuna itiraz edilerek dava konusu işlem ile yapılan çevre düzeni planı değişikliklerinin imar mevzuatı ve planlama ilkelerine uygun olduğu ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan değerlendirme; 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde hazırlanmaları nedeniyle, leke plan niteliğinde bulunan çevre düzeni planları, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği planlardır. Bu çerçevede, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan büyük projelerin üst ölçekli çevre düzeni planları kapsamında değerlendirilmesinin esas olduğu kuralı düzenlenmiştir. Dolayısıyla, çevre düzeni planlarında, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan büyük projelere yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin düzenlenmesi, bu türden büyük yatırımların koruma-kullanma dengesinin ve sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla çevre düzeni planı ölçeğinde kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi diğer sektörlerle ve yerleşmeye ilişkin geliştirilen stratejilerle ilişkilerinin kurulması ve açıklanması gerekmektedir. Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerekir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir. Nitekim, 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Çevre Düzeni Planında belirlenen arazi kullanım kararlarının, dava konusu alanda ağaçlandırma kararı ve diğer ekolojik koruma kararları ve tarım arazilerinin sürdürülmesi yaklaşımlarıyla yerleşmenin sınırlandırılması yönünde bir yeşil kuşak oluşturulması stratejisine yönelik olduğu ve yoğun yerleşik alanlar içinde yeşil alan sürekliliği sağlayan ve yerleşimleri çevreleyerek yeşil kuşak biçiminde mekânsal gelişmeyi denetleyen bir yapısal plan kararı üretilerek sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayan plan kararları oluşturulduğu, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/25.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiği, çevre düzeni değişikliklerinin plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak şekilde yapılması gerekmekte olup, kamu yatırımlarına, çevrenin korunmasına, çevre kirliliğinin önlenmesine, planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve taleplerin; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılacağı açıktır. Dava konusu parsel Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinde ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde yer almaktadır. Korunan Alanlarda Yapılan Planlara Dair Yönetmelikte“Özel Çevre Koruma Bölgesi: Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi ve bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plan ve projelerin tek elden hazırlanması amacıyla, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilen bölgeler”olarak tanımlanmaktadır. Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Hükümlerinde “Önemli Doğa Alanı : canlı türlerinin sağlıklı topluluklar oluşturmaları e yaşam döngülerini devam ettirmeleri için gerekli tüm coğrafyaların, doğal özelliklerinin bozulmadan saklanması ilkesi doğrultusunda, doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan, korunması gerekli coğrafyalardır. bu kavram, canlı türleri ve doğal kaynaklarla birlikte yeryüzünün en özel doğal alanlarının korunmasını amaçlamaktadır.” olarak tanımlanmıştır. Bu açıklamalardan hareketle, ekosistem bütünlüğünü korumakta olan, deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurabilen, kısmen 1. derece doğal sit alanı kısmen 3. derece arkeolojik sit alanında kalan, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği, tarım ve orman alanı olarak belirlenmiş bölgenin büyük kısmının kaldırılarak kentsel gelişme alanı olarak planlanması suretiyle yapılaşmaya açılmasını içeren, dolayısıyla alanın doğal bütünlüğü, ekosistem sürekliliği, ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olan, ayrıca 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının ana plan stratejisini zedeleyen, planın sürekliliğini, koruma ve kullanma dengesini bozan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin çevre düzeni planlarına yönelik revizyon ve değişikliklere ilişkin hükümlerine aykırılık taşıdığı, aynı zamanda ülkenin genel ekonomik kalkınma stratejileri ile turizm sektörü stratejisini şekillendiren sürdürülebilirlik ilkesine aykırı olduğu, doğal yapıyı tahrip ettiğinden çevreyi koruma hedefini güvence altına alan bir gelişme ve kalkınma ilkesiyle bağdaşmadığı bu itibarla, şehircilik ilkeleri, planlama esasları, kamu yararı ve imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı ve değişikliği yönünden: Uyuşmazlık konusu parselin Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı nâzım İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis" “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park alanı, otopark alanı, zeytinlik alan, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı" olarak, Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis lanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak düzenlendiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda: "Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde bulunan, 1. derece doğal sit ve 3. derece arkeolojik sit alanları barındıran, zeytin ağaçlarının bulunduğu, üzerinde hiç bir yapılaşmanın olmadığı dava konusu parsele dava konusu plan değişikliği ile “kentsel yerleşik alan” kullanımı getirilmesi ve bu kullanımın içeriği parselin sayılan niteliklerini zedeleyecek niteliktedir. Doğal ve arkeolojik hassasiyetleri olan böyle bir alana “…konut alanları ile kentin ve kentlinin ihtiyacına yönelik eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik altyapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları gibi…” çok farklı alansal kullanımlara sahip olan ve üç boyutlu yapılaşma imkanı tanıyan kullanımların getirilebileceğinin belirtilmesi, alanın fiziksel ve çevresel koşullarını belirsizliğe sürükleyen sorunlu bir planlama yaklaşımıdır. Söz konusu karar, alanda yapılaşmaya olanak tanıyarak, çevre düzeni planındaki koruma-kullanma dengesini bozacak nitelikte bir karardır. Bu bölgeye turizm alanı ve günübirlik tesis kullanımı getirilmesi ve dolayısıyla alanın yapılaşmaya açılması, bu değerlerin geri döndürülemez şekilde yitirilmesine neden olacaktır. Doğa ve kültürü buluşturan bu tür yürüyüş rotaları, hem ulusal hem de uluslararası önemde olup, doğa turizmi yapmak isteyenler, doğa yürüyüşçüleri tarafından tercih edilmektedir. Plan değişikliği ile ön görülen yapılaşmalar, parsel içindeki 1. derece doğal sit alanı ve 3. derece arkeolojik sit alanının ve zeytinlik alanların gerçek anlamda korunmasını zorlaştıracaktır. Plan değişikliği ile ön görülen ulaşım ve altyapı tesislerinin sit alanlarına denk gelmemesi ile söz konusu tehdit ortadan kalkmamaktadır. Bu tesislerin inşaatı sırasında bölgede tahribat olması kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca, bu tür alanların varlık olarak korunmalarının yanı sıra, görsel değerleri de bulunmaktadır. Söz konusu kullanımlar (otel, günübirlik tesis, otopark, taşıt yolları) alanın görsel değerini olumsuz etkileyecek ve bölgenin silüet bütünlüğünü bozacaktır. Doğal ve kültürel alanlar söz konusu olduğunda, silüet değerininde önemli bir değer olduğu, bu alanların komşuluğundaki alanlara yaklaşımın silüet değerini de göz önünde bulundurması gerektiği unutulmamalıdır. Kurulumuz, dava konusu plan değişikliği ile öngörülen “günübirlik tesis alanı” tanımındaki yaklaşımı da olumsuz bulmaktadır. Günübirlik tesis tanımında yer alan “..lokanta, kafeterya, çay bahçesi, otopark, wc, spor tesisleri, sergi ve fuar ekinlikleri, doğa etkinlikleri, sinema platoları, geleneksel etkinlikler ile günübirlik tesisler yapılabilir. Yapılaşma koşulları, Emsal-0.08, Y.ençok—4.50m'dir.” biçimindeki yapılaşma koşulları, bölgenin keşif esnasında çekilen fotoğraflarında ve hava fotoğrafında izlenebilen özellikleri ile uyumlu olmayan, bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer almasını dikkate almayan çok genel bir dille yazılmış, kentsel yerleşik alanlarda da geçerli olabilecek kullanımlardır. günübirlik tesis alanı içinde verilen birbirinden çok farklı kullanımlar (örneğin sinema platosu, sergi ve fuar etkinliği, kafeterya), çok farklı fiziksel çevreler üretecek kullanımlardır. Bu kullanımların her biri farklı alansal gereksinimlere sahiptir. Dava konusu alanda “günübirlik tesis alanı” kullanımı her ne kadar kamuya açık bir alan kullanımı da olsa burada korunması gereken doğal ve tarihi değerler dikkate alındığında uygun bir kullanım kararı olarak değerlendirilmemektedir. Bu kullanımın içeriğinin bu genellikte tanımlanması da ekolojik ve kültürel nitelikleriyle öne çıkan bir bölge için sorunlu bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Aynı olumsuzluk “park” kullanımının tanımlanmasına ilişkin yaklaşımda da görülmektedir. Özel Çevre Koruma Bölgesi ve Önemli Doğa Alanı üst çerçevesi içinde yer alan, içinde doğal ve arkeolojik sit alanları barındıran dava konusu parselde yapılan “park” tanımlamasının, herhangi bir kentsel alanda olabilecek “açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola, kameriye, … çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi, …” gibi kullanımları içermesi bölgenin özgünlüklerini dikkate almayan bir planlama yaklaşımıdır. Sonuç olarak Kurulumuz, mevcut durumda ekosistem bütünlüğünü korumakta olan, deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurabilen, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği dava konusu parselin hiç bir şekilde yapılaşmaya açılmaması görüşünde olup. bu özgünlükleri dikkate almayan, alanın ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olacak dava konusu plan değişikliğinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı görüşündedir. Söz konusu plan kararı 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının bu bölgeye ilişkin koruma ağırlıklı ana plan stratejisiyle de bağdaşmamaktadır. Herhangi bir bölgede turizme yönelik planlama süreçleri, söz konusu bölgenin her koşulda yapılaşmasını gerektirmez. Bilindiği gibi, farklı doğal, kültürel, sosyal koşullara sahip turistik yöreler, farklı turizm seçenekleri ile öne çıkabilmektedir. Dava konusu alanın da içinde bulunduğu ve “önemli doğa alanı” olarak tanımlanan bölgelerde, doğa ile bütünleşmeyi öne çıkaran turizm seçeneklerinin benimsenmesi de, bir turizm planlaması anlayışı olabilir. Ancak dava konusu plan değişikliği, söz konusu parselin ve yakın çevresinin özgün doğal ve kültürel özelliklerini ve bütünlüğünü bozacak yönde kullanımlar içermektedir. Dava konusu plan değişikliğinin gerekçelendirmesi “…bölgesel bütünleşmenin sağlanabilmesi; söz konusu parsellerin etkin ve verimli kullanılabilmesi için…” şeklinde yapılmaktadır. Bu ifadeler çok genel ve belirsizlikler taşıyan ifadelerdir. Bölgesel bütünleşme, etkin ve verimli kullanım ile neyin kast edildiği belirsiz bırakılmıştır. Önceki bölümlerde ayrıntılı şekilde ele alındığı gibi, plan kararlarının dayanağı bilimsel ve nesnel tespit ve değerlendirmeler olmalıdır. Bu nedenle söz konusu ifadeler planın gerekçeleri olmak için yetersiz ifadelerdir. 07.07.2004 tarihli planda plansız bırakılan kesim, dava konusu plan değişikliğinde büyük ölçüde 1. derece doğal sit alanı ve zeytinlik alan olarak tanımlanan kısma denk gelmektedir. " tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek dava konusu işlem ile yapılan imar planı değişikliklerinin imar mevzuatı ve planlama ilkelerine uygun olduğu ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan Değerlendirme: Alt ölçekli planlar 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları değişikliklerinde belirlenen genel arazi kullanımı kararları doğrultusunda geliştirilmişse de 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları değişikliklerinin Dairemizce şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından bu değişikliğin alt ölçekli planlara yansıtılmasının uygun olmadığı, ekolojik açıdan duyarlılıkla ele alınması gereken, doğal çevrenin ve arkeolojik değerlerin korunması yaklaşımının baskın olduğu bir bölgede plan değişikliği yapılarak yapılaşmaya olanak tanınması, üst ölçekli planlarda kentsel yerleşik alan biçiminde bir karar getirilmesinin çevre ve imar bütünlüğünü olumsuz etkilediği, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ayrıntılı bir ulaşım-dolaşım şeması üretilmediği ve 1/5000 ölçekli nâzım imar planın genel şemasıyla yetinildiği, yaya dolaşım sistemine ilişkin kararların bulunmadığı, kıyıyla ilişkilerin yapılı çevre oluşumunu yönlendiren bir veri olarak plan kapsamında çözülmediği, davaya konu taşınmazın mevcut yerleşik alanlardan uzak mesafede ve kopuk konumda olması burada bir yapılı çevrenin oluşmasına olanak tanıyacak olan turizm tesis alanı kararının doğru bir yer seçimi olmadığı tüm bu tespitlerin değerlendirilmesinden dava konusu plan değişikliklerinde koruma-kullanma dengesine, planlama esasları ile yöntemlerine, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. .Dava konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 01.06.2010 tarihli 2010/31 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı bakımından oy çokluğu ile DAVANIN REDDİNE 2.Dava konusu Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği , 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliklerinin oy çokluğu ile İPTALİNE, 3. Dava kısmen iptal, kısmen ret ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … -TL yargılama giderinin yarısı olan … -TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, diğer yarısı olan … -TL yargılama giderinin ise davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … -TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 5- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmaya gelmeyen davacı vekili için belirlenen … -TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden tahsili ile davacıya verilmesine, 6. Keşif ve bilirkişi incelemesi için yatırılan avanstan artan … -TL'nin davacıya iadesine, 7. 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesinin 2. fıkrasının (g) bendi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07.06.2023 tarihinde karar verildi. KARŞI OY (X):Dava, Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği , 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişiklikleri ile anılan taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin 03.06.2010 tarih ve 27600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır. Dava konusu taşınmaza ilişkin çevre düzeni planı değişiklikleri ile imar planı değişiklikleri incelendiğinde: 1/100.00 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği yönünden; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirlenen esasları gerçekleştirmeye yönelik Özelleştirme İdaresi Başkanlığına kanunda verilen her tür ve ölçekte planlama yapma yetkisi kapsamında davaya konu çevre düzeni planı değişikliği yapılmıştır. Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan veriler değerlendirilerek oluşturulması gerekmektedir. Nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi ve bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması gerektiğinden bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin plan bütünlüğü göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir. Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle fiziki kullanım kararları içermemektedir. Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın koruma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.Bu amaç çerçevesinde, çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usûl ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir. Bir bölgede önceki plan kararları ile belli bir amaca yönelik tanımlama yapılmış olması o bölgenin tamamının amacı, kapsamı, niteliği ve esasları ilgili mevzuatta belirlenmiş olan çevre düzeni planında aynı amaca tahsis edileceği sonucunu doğurmaz. Bilirkişiler tarafından dava konusu taşınmazın bulunduğu alanın özel çevre koruma bölgesi ve önemli doğa alanı içinde olması nedeniyle hiç bir şekilde yapılaşmaya açılamayacağı görüşüne yer verilmiş ise de, dosyadaki belgelerin incelenmesinden uyuşmazlık konusu taşınmazın; -Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Orman Genel Müdürlüğü)'nın … tarihli, … sayılı yazısı ile orman vasfında olmadığı, – Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Doğa Koruma ve Milli Parklar genel Müdürlüğü)'nın … tarihli , … sayılı yazısı ile, parselin 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu (Milli Park, Tabiat Parkı,Tabiat Anıtı ve Tabiatı Koruma Alanı), 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ( Yaban Hayatı Koruma Sahası, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası) Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında ilan edilmiş herhangi bir korunan alan içerisinde kalmadığı, -Taşınmazın tarım alanında kalan kısmı için Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı yazısı ile taşınmazın kuru marjinal tarım arazisi olan kısmının tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunduğu, zeytinlik olan kısmının ise zeytinlik vasfının korunarak işlem yapılması gerektiği yolundaki görüşü üzerine, zeytinlik olan kısmın zeytinlik vasfı korunarak "özel ürün arazisi" kullanımı getirildiği, – Çevre ve Şehircilik Bakanlığının … tarihli, … sayılı yazısı ile "1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin yapılmasına gerek olmadığı " yolunda görüş bildirilmiş ise de taşınmazın bulunduğu alanda dava konusu plandan önce yürürlükte olan planlardan; 1/100,000 ölçekli çevre düzeni planında "tarım alanı" ve "orman alanı"nda, 1/25.000 ölçekli nâzım imar planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" da, koruma amaçlı 1/5000 ölçekli nâzım imar planında kısmen "turizm tesis alanı" kısmen 'günübirlik tesis alanı", kısmen "rekreasyon alanları" "kısmen "ağaçlandırılacak alan", "yol" ve "otopark” olarak planlı iken bir kısmı plansız alanda, 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alanda kalan taşınmaz için planlar arası uyumsuzluğun olduğu, dava konusu 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile uyuşmazlık konusu taşınmazın kullanımının paftada "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan" olarak düzenlendiği, imar planı paftasında getirilen kullanım kararlarının ayrıca plan notları ile de ayrı ayrı düzenlendiği, farklı ölçekteki planlar arasında kademeli birlikteliğin sağlandığı görülmüştür. 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirlenen yetki doğrultusunda, daha önceki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kısmen “tarım alanı” kısmen de “orman” olarak gösterilen, ölçeği gereği çevre düzeni planı değişikliğine konu olabilecek 128 hektarlık dava konusu taşınmazda, anılan 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin ilgili kurumlardan alınan görüşlere uygun olarak çevredeki kullanımlar ile ölçekler arası uyumun sağlanması göz önünde bulundurularak yapıldığı, alt ölçeği plan kararlarına esas olacak alanın koruma statüsüne uygun arazi kullanım kararları getirildiği görüldüğünden davaya konu taşınmazın 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan" ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan"olarak, belirlenmesinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı ve değişikliği yönünden: Uyuşmazlık konusu parseli kapsayan Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı nâzım İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis" “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park alanı, otopark alanı, zeytinlik alan, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı" olarak, -Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis lanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak düzenlenmiştir. Davaya konu Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi sınırları içerisinde bulunan … ada … parsel sayılı taşınmaz, Datça Kargı Koyu'nun güney sınırında olup Datça merkeze yaklaşık 3 km mesafededir. Parselin kuzeyinde günübirlik tesisler yer almaktadır. Taşınmazın bir kısmı İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile tescillenen ve Muğla Küttür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile uygun bulunan Kargı Koruma Amaçlı İmar Planı ile sınırları son şeklini alan llI. Derece Arkeolojik Sit Alanı sınırları içinde, taşınmazın kalan kısmı da Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile Datça ilçesi, Kargı Koruma Amaçlı İmar Planı içinde I. Derece Doğal Sit Alanı içerisinde kalmaktadır. Ayrıca zeytınlik alanlar bulunmaktadır. Davalı idare tarafından uyuşmazlık konusu 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği; taşınmazın III. derece arkeolojik sit alanında kalan kısmı için, Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … tarihli, … sayılı kararı ile taşınmazın 1. derece doğal sit alanında kalan kısmı için de Muğla Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun … tarihli, … sayılı kararı ile uygun bulunmuştur. 128.640 m2 taşınmazın 113.460 m2 sinin Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu kapsamında kuru marjinal tarım arazisi, 15.180 m2 sinin Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamında zeytinlik olduğu için ; Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı yazısı ile taşınmazın kuru marjinal tarım arazisi olan kısmının tarım dışı amaçla kullanılması uygun bulunmuş, zeytinlik olan kısmının ise zeytinlik vasfının korunarak işlem yapılması gerektiği yolundaki görüşü üzerine dava konusu koruma amaçlı imar planı ve değişikliğinde Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün görüşüne uygun olarak zeytinlik olan kısım imar planında "zeytinlik alanı" "olarak belirlenmiştir. Taşınmazın kıyı kenar çizgisinden itibaren ilk 100 metrelik sahil şeridinde kalan kısmına Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun olarak kullanım kararları getirildiği görülmüştür. Ayrıca uyuşmazlık konusu parsele ilişkin koruma amaçlı imar planı değişikliğine ilişkin olarak Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, Ulaşım Daire Başkanlığı), Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü, Datça Belediye Başkanlığı, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü (İmar ve Planlama Şube Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, … Elektrik A.Ş., … Muğla Doğalgaz Dağıtım Sanayi Ticaret A.Ş. ve DSİ … Bölge Müdürlüğünün görüşleri de alınmıştır. Bilirkişi raporunda Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinde ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde bulunan dava konusu taşınmazın yapılaşmaya açılmaması gerektiği, dava konusu koruma amaçlı 1/5000 ölçekli nậzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin şehircilik ilkleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu belirtilmiş ise de, özel çevre koruma bölgesi içerisinde yer alan, kısmen III. derece arkeoljik sit, kısmen I. derece doğal sit, kısmen de zeytinlik alanı vasfında olan taşınmazın dava konusu koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nậzım imar planı ve değişikliği ile koruma amaçlı ilave 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliğinde kullanım kararları belirlenirken; taşınmazın özellikleri ve ilgili Kanunlarda( 2863 sayılı Kültür ve Tabit Varlıklarını Koruma Kanunu, 3194 Sayılı İmar Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun) yer alan düzenlemelerin dikkate alındığı, bu kapsamda taşınmazın 1. derece doğal sit alanı olan kısmının hem bu niteliği hem de mevcut endemik bitkiler dikkate alınarak doğal karakteri korunacak alan olarak planlandığı, zeytinlik olan kısımların Muğla Tarım ve Ormarı İl Müdürlüğü görüşleri doğrultusunda zeytinlik olarak planlandığı, taşınmazın toplam 9449,16'lık kısmının tamamen doğal yapısına uygun olarak korunduğu, üst ölçek- alt ölçek arasında plan hiyerarşisi gereği uyumun sağlandığı, çevre ve imar bütünlüğü yönünden değerlendirildiğinde ise; dava konusu taşınmazın Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan (özelleştirme kapsamına alındığı 2010 yılından önce) 2004 tarihli koruma amaçlı 1/5000 ölçekli nâzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında belirlenen turizm alanı kullanımının azaltıldığı ( 30.562,00 m2 'den 24.415,93 m2''ye düşürülmüş) emsal oranının düşürüldüğü ( eski imar planında E:0.40 olan yapılaşma şartı E:0.30'a düşürülmüş) planlama alanının sadece %18,16 lık kısmının otel alanı olarak ayrıldığı, geri kalan kısmının ise doğal yapısına zarar gelmeyecek şekilde planlandığı, alandaki imar düzeni ve dokuyla, alana ilişkin geçmiş planlarla uyumlu olduğu, 3194 sayılı İmar Kanununun 9. maddesinin 2. fıkrası ile tanınan yetkiye istinaden özelleştirmenin amacına uygun olarak taşınmazın verimli olarak kullanımının sağlanması için parsel bazlı değişiklik yapıldığı, 2004 yılında yapılan imar planlarındaki kullanım şeklinin genel itibarıyla korunduğu, diğer taraftan dava konusu parselle sınırlı olarak yapılan bu değişikliğin sosyal ve teknik alt yapı dengesini etkileyecek nitelikte olmadığı, çevre ve imar bütünlüğünü bozacak ayrıcalıklı haklar verilmediği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle dava konusu imar planı değişikliklerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği , 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişiklikleri bakımından da davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla kararın imar planına ilişkin kısmına katılmıyoruz. KARŞI OY (XX): 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinin (A) fıkrasında, bu Kanun'un amacının, bu maddede belirtilen ve Kanun'un uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan maddede sayılanların ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş ve maddede, genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) ile bu Kanun'un 35. maddesinin (B) fıkrasında belirtilen kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim birimlerinin işletilmesi hakları da "kuruluş" tanımı içerisinde yer almış; Kanun'un 2. maddesinde ise, özelleştirme uygulamalarındaki ilkeler sayıldıktan sonra son fıkrasında, Kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda alınacak kararlarda öncelikler ile bunların tâbi olacağı özelleştirme uygulamalarına ilişkin esas ve usullerin kuruluşların nitelikleri ve ülke ekonomisinin gerektirdiği şartlar da dikkate alınarak Özelleştirme Yüksek Kurulu'nca (Kurul) belirleneceği kurala bağlanmıştır. Kanunun genel gerekçesinde, özelleştirmenin, geniş anlamda Devletin iktisadî faaliyetlerinin en aza indirilmesi veya tamamen ortadan kaldırılması, kamu iktisadî teşebbüslerinin Devlet bütçesi üzerindeki finansman yükünün hafifletilmesi, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin gerçekleştirilmesi, atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılarak sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve bu şekilde elde edilecek kaynakların, altyapı yatırımları, savunma, eğitim ve sağlık hizmetlerinde kullanılması suretiyle ekonomide verimliliğin arttırılmasını sağlayan önemli araçlardan biri olduğu vurgulanmıştır. 4046 sayılı Kanun'un yukarıda anılan genel gerekçesinde belirtilen amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak Kanun'un 1. maddesinde yer alan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınması konusunda Özelleştirme Yüksek Kurulu'na birtakım görev ve yetkiler tanınmış olmakla birlikte, verilen bu görev ve yetkinin, mutlak ve sınırsız olmadığı, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile özelleştirmeye konu varlığın niteliği, fiili ve hukukî durumu gözetilerek ve hukuka uygun bir şekilde kullanılması gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun, özelleştirme kapsam ve programına alınan alanın bulunduğu yer, nitelikleri, fiili ve hukukî durumları incelenerek, dava konusu alanın mevcut durumda özelleştirme kapsam ve programına alınarak özelleştirilip özelleştirilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Davaya konu … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazın bir kısmı İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile tescillenen ve Muğla Küttür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile uygun bulunan Kargı Koruma Amaçlı İmar Planı ile sınırları son şeklini alan llI. Derece Arkeolojik Sit Alanı sınırları içinde, taşınmazın kalan kısmı da Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile Datça ilçesi, Kargı Koruma Amaçlı İmar Planı içinde I. Derece Doğal Sit Alanı içerisinde kaldığı anlaşılmıştır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu'nun 3. maddesinde, "Sit"in tanımı, "tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır." şeklinde yapılmış; "Devir Yasağı" başlıklı 13. maddesinde ise, Hazine'ye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup, usulüne göre tescil ve ilan olunan, her çeşit korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ile bunlara ait korunma sınırları dâhilindeki taşınmazların, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izni olmadan gerçek ve tüzel kişilere satılamayacağı, hibe edilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Bu itibarla, 4046 sayılı Kanun'da varlıkların özelleştirilebileceği belirtilirken parantez içinde örnekleme yapıldığı ve benzerleri denildiği dikkate alındığında, sit alanlarının örnekleme yapılan varlıklara benzemediği ve kanun koyucunun hangi tür varlıkların özelleştirilebileceğine ilişkin belirlediği çerçeveye uymadığı; ayrıca 4046 sayılı Kanun ile, idareye, ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlama amacını gerçekleştirebilecek varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına yönelik olarak yetki ve görev verildiği göz önüne alındığında; I. Derece Doğal Sit Alanı ile III. Derece Arkeolojik Sit Alanında kalan ve devir yasağı kapsamında koruması gereken taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasının özelleştirmeden beklenen yasal amacı gerçekleştirecek mahiyette bulunmadığı ve kamu yararı amacı taşımadığı sonucuna varıldığından, dava konusu işlemlerden … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararında hukuka uygunluk bulunmadığından anılan işlemin de iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile kararın davanın reddine ilişkin kısmına katılmıyoruz.

Doğal sitler; jeolojik dönemlerden intikal eden, enderlikleri sebebiyle korunması gereken yer üstü, yer altı ve su altı alanlarıdır. 2863 sayılı Kanun'un Ek 4. maddesi kapsamında, taşınır tabiat varlıkları ayrık olmak üzere doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunlara bağlı koruma alanlarına ilişkin kararlarda yetkili merci Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Söz konusu alanlarda Koruma Yüksek Kuruluna ait yetkiler Koruma Merkez Komisyonu, koruma bölge kurullarına ait yetkiler ise koruma bölge komisyonları tarafından kullanılır ve kararlar Bakanlığın onayıyla yürürlüğe girer. Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik uyarınca doğal sitler; kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç ayrı statüde düzenlenmiş olup yeni bir belirleme yapılana değin bölge kurullarının önceki kararları geçerliliğini sürdürür.

2863 sayılı KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU m. Ek 4Kaynağı aç
Ek Madde 4 – (Ek: 8/8/2011-KHK-648/51 md.)[32] Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve bu Kanunda öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkez teşkilatı bünyesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısının başkanlığında, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi ve hukukçular ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlardan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve taşrada (…)32 aynı meslek alanlarından yeterli sayıda uzmanın katılması suretiyle yeteri kadar Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu teşkil edilir. Bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, bu Kanunun Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları ile ilgili hükümleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanır.[33] Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur. Bu Kanunda ve diğer mevzuatta tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Yüksek Kuruluna ve koruma bölge kurullarına yapılan atıflar ilgisine göre Koruma Merkez Komisyonuna ve koruma bölge komisyonlarına yapılmış sayılır ve ilgili maddelerde geçen Koruma Yüksek Kurulundan Koruma Merkez Komisyonu ve koruma bölge kurullarından koruma bölge komisyonları anlaşılır. (Ek fıkra: 23/8/2011-KHK-653/18 md. )Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ile Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarında görev alanlara 55 inci maddede belirtilen esaslar çerçevesinde huzur hakkı ödenir. Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili, çalışma usul ve esasları Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.
2863 sayılı KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU m. 3Kaynağı aç
Madde 3 – Bu Kanunda geçen tanımlar ve kısaltmalar şunlardır: a) Tanımlar: (1) (Değişik: 14/7/2004 – 5226/1 md.)"Kültür varlıkları"; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır. (2) "Tabiat varlıkları"; jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerlerdir. (3) "Sit"; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.[3] (4) "Koruma"; ve "Korunma"; taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında muhafaza, bakım, onarım, restorasyon, fonksiyon değiştirme işlemleri; taşınır kültür varlıklarında ise muhafaza, bakım, onarım ve restorasyon işleridir. (5) "Korunma alanı"; taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının muhafazaları veya tarihi çevre içinde korunmalarında etkinlik taşıyan korunması zorunlu olan alandır. (6) (Değişik: 17/6/1987 – 3386/1 md.) "Değerlendirme"; kültür ve tabiat varlıklarının teşhiri, tanzimi, kullanılması ve bilimsel yöntemlerle tanıtılmasıdır. (7) (Ek:14/7/2004 – 5226/1 md.) "Ören yeri"; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli uygarlıkların ürünü olup, topoğrafik olarak tanımlanabilecek derecede yeterince belirgin ve mütecanis özelliklere sahip, aynı zamanda tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımlardan dikkate değer, kısmen inşa edilmiş, insan emeği kültür varlıkları ile tabiat varlıklarının birleştiği alanlardır. (8) (Ek:14/7/2004 – 5226/1 md.) "Koruma amaçlı imar plânı"; bu Kanun uyarınca belirlenen sit alanlarında, alanın etkileşim-geçiş sahasını da göz önünde bulundurarak, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla arkeolojik, tarihi, doğal, mimarî, demografik, kültürel, sosyo-ekonomik, mülkiyet ve yapılaşma verilerini içeren alan araştırmasına dayalı olarak; hali hazır haritalar üzerine, koruma alanı içinde yaşayan hane halkları ve faaliyet gösteren iş yerlerinin sosyal ve ekonomik yapılarını iyileştiren, istihdam ve katma değer yaratan stratejileri, koruma esasları ve kullanma şartları ile yapılaşma sınırlamalarını, sağlıklaştırma, yenileme alan ve projelerini, uygulama etap ve programlarını, açık alan sistemini, yaya dolaşımı ve taşıt ulaşımını, alt yapı tesislerinin tasarım esasları, yoğunluklar ve parsel tasarımlarını, yerel sahiplilik, uygulamanın finansmanı ilkeleri uyarınca katılımcı alan yönetimi modellerini de içerecek şekilde hazırlanan, hedefler, araçlar, stratejiler ile plânlama kararları, tutumları, plân notları ve açıklama raporu ile bir bütün olan nazım ve uygulama imar plânlarının gerektirdiği ölçekteki plânlardır. (9) (Ek:14/7/2004 – 5226/1 md.) "Çevre düzenleme projesi"; ören yerlerinin arkeolojik potansiyelini koruyacak şekilde, denetimli olarak ziyarete açmak, tanıtımını sağlamak, mevcut kullanım ve dolaşımdan kaynaklanan sorunlarını çözmek, alanın ihtiyaçlarını çağdaş, teknolojik gelişmelerin gerektirdiği donatılarla gidermek amacıyla her ören yerinin kendi özellikleri göz önüne alınarak hazırlanacak 1/500, 1/200 ve 1/100 ölçekli düzenleme projeleridir. (10) (Ek:14/7/2004 – 5226/1 md.) "Yönetim alanı"; sit alanları, ören yerleri ve etkileşim sahalarının doğal bütünlüğü içerisinde etkin bir şekilde korunması, yaşatılması, değerlendirilmesi, belli bir vizyon ve tema etrafında geliştirilmesi, toplumun kültürel ve eğitsel ihtiyaçlarıyla buluşturulması amacıyla, plânlama ve koruma konusunda yetkili merkezî ve yerel idareler ile sivil toplum kuruluşları arasında eşgüdümü sağlamak için oluşturulan ve sınırları ilgili idarelerin görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenen yerlerdir. (11) (Ek: 14/7/2004 – 5226/1 md.) "Yönetim plânı"; yönetim alanının korunmasını, yaşatılmasını, değerlendirilmesini sağlamak amacıyla, işletme projesini, kazı plânı ve çevre düzenleme projesi veya koruma amaçlı imar plânını dikkate alarak oluşturulan koruma ve gelişim projesinin, yıllık ve beş yıllık uygulama etaplarını ve bütçesini de gösteren, her beş yılda bir gözden geçirilen plânlardır. (12) (Ek:14/7/2004 – 5226/1 md.) "Bağlantı noktası"; yönetim alanı sınırlarında yer almamakla birlikte, arkeolojik, coğrafi, kültürel ve tarihi nedenlerle veya aynı vizyon ve tema etrafında yönetim ve gelişiminin sağlanması bakımından bu yer ile irtibatlandırılan kültürel varlıklardır. (13) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/41 md.) “Doğal (tabii) sit”; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır. (14) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/41 md.) “Taşınır tabiat varlıkları”; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli taşınır tabii değerlerdir. (15) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/41 md.) “Sokak sağlıklaştırma proje ve uygulamaları”; kentsel sit alanları ve koruma alanlarında, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları ile sokaktaki diğer yapıların özgün sokak dokusunu tanımlayan tüm öğelerle birlikte korunması ve belgelenmesine yönelik rölöve, restitüsyon, restorasyon, kentsel tasarım projeleri ile mühendislik dallarında yapılması gereken her türlü proje ve bunların uygulamalarıdır. (16) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/41 md.) “Etkileşim-geçiş sahası”; korunması gerekli kültür varlıklarını ve sit alanlarını doğrudan etkileyen, sit bölgeleriyle bütünlük gösteren, daha önceden sit sınırları içindeyken sit sınırları dışına çıkarılmış veya sit sınırları dışında tutulmuş korunacak sokak, meydan, yapı grupları ve benzerlerinin yer aldığı, sit bölgeleri arasında kalmış, sitleri doğrudan etkileyen veya koruma amaçlı imar planlarının hazırlanma aşamasında gözönünde bulundurulması gereken alanlardır. b) (Değişik: 17/6/1987 – 3386/1 md.) Kısaltmalar: (1) "Bakanlık"; Kültür ve Turizm Bakanlığını, (2) "Koruma Yüksek Kurulu"; Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunu, (3) (Değişik:14/7/2004 – 5226/1 md.) "Koruma Bölge Kurulu"; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunu, İfade eder. Haber verme zorunluğu:

Sit Dereceleri ve Yapılaşma Koşulları

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun 728 sayılı İlke Kararı gereğince I. Derece Doğal Sit alanları; korumaya yönelik bilimsel çalışmalar haricinde kesin yapı yasağı bulunan, bitki örtüsü, topografya ve silüeti bozacak tahribata kapalı alanlardır. Bu sahalarda ancak resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan teknik altyapı hizmetleri koruma bölge kurulunun uygun görmesi kaydıyla yapılabilir. II. Derece Doğal Sit alanlarında kamu yararı bulunması durumunda turizm yatırım ve işletme belgeli turistik tesisler ile hizmete yönelik yapılar dışındaki yapılaşmaya izin verilmez. III. Derece Doğal Sit alanları ise yörenin doğal yapısı, potansiyeli ve kullanım özellikleri gözetilerek konut ve yerleşime açılabilecek sahalardır.

Arkeolojik sit alanlarında ise tescil derecesine bağlı bir koruma rejimi geçerlidir. Birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarında kural olarak hiçbir yapılaşmaya izin verilmez. Buluntu yoğunluğu birinci ve ikinci derecedeki alanlar kadar yüksek olmayan üçüncü derece arkeolojik sit alanlarında ise mevzuata uygun şekilde yapılaşmaya izin verilebilmektedir.

Mülkiyet Kısıtlamaları, Takas ve İdari Yaptırımlar

Sit alanı ilan edilen taşınmazlar bakımından idare açısından kural olarak kamulaştırma zorunluluğu bulunmaz. Ancak birinci derece arkeolojik sit ilanı gibi kesin inşaat yasağı getirilmesi durumlarında, kamulaştırma yerine taşınmaz malikinin Hazine taşınmazlarıyla takas hakkı gündeme gelir.

2863 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereğince Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup tescil ve ilan edilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma sınırları içerisindeki taşınmazlar, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan gerçek ve tüzel kişilere satılamaz ve hibe edilemez. Ayrıca tapu kütüğünde sit şerhi bulunan bir yerde kaçak yapı inşa edilmesi durumunda ceza yargılaması süreci gündeme gelir ve belediyeler veya il özel idareleri tarafından idari para cezası uygulanabilir.

2863 sayılı KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup, usulüne göre tescil ve ilan olunan, her çeşit korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ile bunlara ait korunma sınırları dahilindeki taşınmazlar, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan, gerçek ve tüzelkişilere satılamaz, hibe edilemez. Kullanma:

İmar Planı Değişiklikleri ve Danıştay İçtihadı

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca mekânsal planlar kademeli birliktelik ilkesine tabi olup alt ölçekli planların üst kademedeki planlara uygun hazırlanması zorunludur. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 20. maddesi doğrultusunda çevre düzeni planı değişiklikleri ancak ana kararları, sürekliliği ve bütünlüğü bozmayacak nitelikte yapılabilir. Leke plan niteliğindeki çevre düzeni planları koruma-kullanma dengesini kurarak alt ölçekli plan kararlarına dayanak oluşturur ve plan değişikliklerinin bilimsel ve nesnel gerekçelere dayandırılması şarttır.

Danıştay 6. Daire, E. 2021/6551, K. 2023/5638Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2021/6551 E.  ,  2023/5638 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2021/6551 Karar No : 2023/5638 DAVACI: … Büyükşehir Belediye Başkanlığı – … VEKİLİ: Av. … DAVALILAR : 1- … -… 2- … Başkanlığı- … VEKİLİ: Av. … DAVANIN KONUSU: Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı'nın 05.04.2021 tarihli 3778 sayılı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nazım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliğinin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları ile koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliğinin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, imar mevzuatına, koruma kullanma dengesine ve kamu yararına aykırı olduğu, imar planı paftasında kıyı kenar çizgişinin belirsiz olduğu, jeolojik etüt raporu doğrultusunda yerleşime uygunluk açısından yerleşime uygun olmayan alanlar ile önlemli alan olarak tariflenen alanların mevzuata aykırı olarak gösteriminin yapılmadığı, uyuşmazlık konusu … ada, … parsel sayılı taşınmazın bütüncül plan çalışmasının içinde değerlendirilmeyerek parsel bazlı plan değişikliğine konu edildiği, Kıyı Kanunu kapsamında planlama alanının ilk 50 metresine doğal karakteri korunacak alan kullanımı getirilerek Kıyı Kanununa aykırı hareket edildiği daha önce onaylı plandaki ağaçlandırılacak alanların yapılan plan değişikliği ile kaldırılmasına rağmen Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26. maddesi kapsamında eş değer alan ayrılmadığı, bu nedenlerle iptali gerektiği ileri sürmektedir. DAVALININ SAVUNMASI: Usule ilişkin, davanın süresinde açılmadığı, davacının davayı açmada hukuki yararı bulunmadığı, esasa ilişkin olarak; bölgenin ihtiyaçları ve çevrede yer alan kullanımlar irdelenerek kamu elinde bulunan ve atıl vaziyette olan kaynakların, etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi ilkesi bağlamında, kamu yararının arttırılması ve bu kaynaklara ekonomik anlamda değer katılması amacıyla söz konusu alanda 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ile koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nâzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliği yapılmasına karar verildiği, anılan değişikliklerle tüm ölçeklerdeki planların uyumlu hale getirilerek planların kademeli birlikteliğinin sağlanmasının amaçlandığı, imar planı değişikliğine ilişkin Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, Ulaşım Daire Başkanlığı), Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü, Datça Belediye Başkanlığı, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü (İmar ve Planlama Şube Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü), … Elektrik A.Ş., … Muğla Doğalgaz Dağıtım Sanayi Ticaret A.Ş. ve DSİ 21. Bölge Müdürlüğünün görüşlerinin alındığı, alınan görüşler doğrultusunda revize edilen imar planı değişikliğinin Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … tarihli, … sayılı kararı ve Muğla Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun … tarihli … sayılı kararı ile uygun bulunduğu, uyuşmazlık konusu taşınmazın gerek 1. derece doğal sit alanı olan kısmının hem bu niteliği hem de bulunan endemik bitkiler dikkate alınarak doğal karakteri korunacak alan olarak planlandığı, gerekse arkeolojik sit alanlarının koruma mevzuatına uygun hükümleri dikkate alınarak planlandığı, yine parselde zeytinlik olan kısımların Muğla Tarım ve Orman İl Müdürlüğü görüşleri doğrultusunda zeytinlik olarak planlandığı, parselin toplam 9449,16 lık kısmının tamamen doğal yapısına uygun olarak korunduğu, yapılan imar planı değişikliği çalışmalarında koruma amaçlı imar planı amaç, ilke ve hedeflerine uygun hareket edilerek plan çalışması yapıldığı, gerekli tüm teknik ve bilimsel çalışmaların eksiksiz olarak yerine getirildiği, turizm alanının azaltıldığı ve emsal oranı düşürülerek inşaat alanının düşürüldüğü, planlama alanının sadece %18,16 lık kısmının otel alanı olarak ayrıldığı, geri kalan kısmının ise doğal yapısına zarar gelmeyecek şekilde planlandığı, davacının iddiasında belirtildiği gibi söz konusu imar planı değişikliği ile bölgenin doğal yapısının bozulacağı ve turizmin olumsuz etkileneceği gibi olumsuz durumların oluşmayacağı, kıyı kenar çizgisi tespiti komisyonu tarafından tespit edilen kıyı kenar çizgisinin 08.04.2014 tarihinde onaylandığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü) tarafından 17.07.2014 tarihinde aktarma işleminin uygun görüldüğü ve kıyı kenar çizgisinin pafta üzerinde mevzuata uygun olarak aktarıldığı, plan onama sınırı içerisinde yer alan her ada için mevzuata uygun olarak gösteriminin yapıldığı, Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre dava konusu planda sahil şeridinin ilk 50 metresinin bir kısmının 1. derece doğal sit alanı olması sebebiyle doğal karakteri korunacak alan olarak planlanmasının herhangi bir aykırılık teşkil etmediği, Cumhurbaşkanlığının plan onaylama yetkisinin sadece özelleştirme kapsam ve programında bulunan taşınmazların parsel sınırlarıyla tanımlı olduğundan kaldırılan bir alanın yerine başka bir alanda eşdeğer alan ayrılmasının mümkün olmadığı, kaldı ki dava konusu alanın orman alanı olmadığı ya da ağaçlandırılacak alan kapsamında yer almadığı Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Orman Gönel Müdürlüğü)'nın … tarihli ve … sayılı yazısı ile bildirildiği, sonuç olarak söz konusu taşınmaza yönelik hazırlanan 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları ile koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nâzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliklerinin ilgili mevzuata, planlamanın temel ilke ve esaslarına, çevre imar bütünlüğüne ve kamu yararına uygun olarak hazırlandığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı'nın 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nazım imar planı ve değişikliği, 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliğinin iptali istenilmektedir. Yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu parsel Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinde ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde yer aldığı, mevcut durumda ekosistem bütünlüğünü korumakta olan, deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurabilen, kısmen 1. derece doğal sit alanı kısmen 3. derece arkeolojik sit alanında kalan, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği dava konusu parselin yapılaşmaya açılmasını içeren, dolayısıyla alanın doğal bütünlüğü, eko sistem sürekliliği, ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olan ve ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ana plan stratejisini zedeleyen ve bu planın sürekliliğini bozan dava konusu 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliğinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 günlü, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği, 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarelerin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. Mülkiyeti Maliye Hazinesine ait bulunan Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaz … günlü, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 05.04.2021 günlü, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan dava konusu imar planları ile; 09/03/2011 tarihli Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "tarım alanı" ve "orman alanı"nda kalan kullanım kararının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel yerleşik alan, özel ürün arazisi, doğal karakteri korunacak alan" olarak, 29/04/2014 tarihli 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" olan kullanımın 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel yerleşik alan, özel ürün arazisi, doğal karakteri korunacak alan"olarak, Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığınca 07.07.2004 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Nâzım İmar Planında “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımın, koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nâzım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park, genel otopark, zeytinlik alanı, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı, yol" olarak, Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığınca 07.07.2004 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planında “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımın, koruma amaçlı ilave 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Datça Belediye Başkanlığı tarafından açılan ve Danıştay Altıncı Dairesi'nin E:2021/4810 sayısına kayıtlı davada, bakılan davada iptali istenilen imar planları ile birlikte uyuşmazlığa konu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin … günlü, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) Kararının da iptali istenilmiş olup, anılan dosya kapsamında yapılan inceleme sonucunda taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmediği sonucuna varıldığından, bu işleme dayanılarak tesis edilen dava konusu plan değişikliklerinde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Danıştay Altıncı Dairesi'nce yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda: Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin, özel çevre koruma bölgesi ve önemli doğa alanı içinde bulunan dava konusu parselin doğal/kültürel niteliklerini, jeomorfolojik özelliklerini ve özgün konumunu irdelemeyen bir yaklaşımla yapıldığı; çevre düzeni planlarından beklenen koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesini, bütüncül ve yapılaşma olmayan bir ekosistem içine “kentsel yerleşik alan” kullanımı getirerek zedelediği; getirilen bu kullanımın bilimsel ve nesnel temellere dayandıran bir araştırmadan yoksun olması nedeniyle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, dava konusu işlem ile ekolojik ve ekonomik kararların birlikte değerlendirilmesi yönündeki ilkenin; su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi ilkesinin; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması ilkesinin göz ardı edilerek ilgili mevzuatın gereklerinin yerine getirilmediği; Dava konusu 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin, plan kararlarına altlık olması gereken bilimsel ve nesnel temellere dayalı bir araştırmadan yoksun olduğu; bütüncül ve yapılaşma içermeyen bir ekosistemin ve tarihi-kültürel alanların, “kentsel yerleşik alan” kullanımı getirilerek bozulacağı için şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, bu kararın üst ölçekli plan olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının bu bölgeye ilişkin ana plan stratejileriyle bağdaşmadığı, 1/100.000 ölçekli planda da kullanım kararı değiştirilerek ölçekler arasında kullanım kararlarının uyumunun sağlanması amaçlanmış olsa da, getirilen kullanım değişikliğinin plan bütünlüğünü zedelediği; Mevcut durumda ekosistem bütünlüğünü korumakta olan, deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurabilen, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği dava konusu parselin hiç bir şekilde yapılaşmaya açılmaması gerektiği, bu özgünlükleri dikkate almayan, alanın doğal bütünlüğünü ve ekosistem sürekliliğini bozan, alanın ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olan ve ayrıca 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ana plan stratejisini zedeleyen ve bu planın sürekliliğini bozan dava konusu 1/5000 ve 1/1000 ölçekli plan değişikliklerinin de şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu; Üst ölçekli planın Datça yerleşiminin güney kısmına ilişkin olarak gelişme öngörmeyen ve doğal yapıyı koruyan plan stratejisini yansıtmayan ve bu stratejiyle uyumsuz olan alt ölçekli planlar doğrultusunda üst ölçekli ana plan stratejisinin değiştirilip terkedilmesinin planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı olduğu, ekolojik açıdan duyarlılıkla ele alınması gereken bir bölgede, doğal çevrenin ve arkeolojik değerlerin korunması yaklaşımının baskın olduğu bir alanda plan değişikliği yapılarak yapılaşmaya olanak tanınmasının, üst ölçekli planlarda kentsel yerleşik alan biçiminde bir karar getirilmesinin çevre ve imar bütünlüğünü olumsuz etkilediği, tespitlerine yer verilmiştir. Bu durumda, bilirkişi raporunda yer verilen tespitlerle dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden: Özel çevre koruma bölgesi ve önemli doğa alanı sınırları içerisinde yer alan ve kısmen 1. derece doğal sit alanı, kısmen de 3. derece arkeolojik sit alanında kalan uyuşmazlığa konu taşınmazın çevresinin, Datça ilçesinin henüz yapılaşmaya açılmamış değerli bir kıyı şeridinde bulunduğu, taşınmazın deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurulabildiği, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği, yakın çevresinde yapı bulunan tek alanın Kargı koyu olduğu ve buradaki yapıların seyrek ve alçak olduğu, bu haliyle ekosistem bütünlüğünü koruduğu anlaşılan taşınmazın dava konusu plan değişiklikleri ile yapılaşmaya açılarak alanın doğal bütünlüğü, ekosistem sürekliliği, ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olunduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ana plan stratejisinin zedelendiği ve bu planın sürekliliğinin bozulduğu anlaşıldığından, dava konusu 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliklerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu sonucuna varılmış olup, dava konusu planlarda bu yönüyle de hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada … parsel sayılı taşınmaza ilişkin 05.04.2021 günlü, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği, 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliğinin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Daire since, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Maliye Hazinesi mülkiyetinde bulunan Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada … sayılı parsel … tarihli, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı'nın 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nazım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği 6.04.2021 tarihli, 31446 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ve 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı İlave Nazım İmar Planı ve Değişikliği Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı İlave Uygulama İmar Planı ve Değişikliği Datça Belediye Başkanlığı tarafından 20.04.2021-20.05.2021 tarihleri arasında askıya çıkarılmıştır. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği 1/5.000 ve 1/1000 ölçekli Ilave Koruma Amaçlı Nazım ve Uygulama İmar Planı ve Değişiklikleri, Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından 29.04.2021-29.05.2021 tarihleri arasında 1(bir) ay süre ile askıya çıkarılmıştır. Dava konusu Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı'nın 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı kararı ile, dava konusu taşınmazın; – Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "tarım alanı" ve "orman alanı"nda kalan kullanımı 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan"olarak, -1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" olan kullanımı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisi, doğal karakteri korunacak alan"olarak, -Dava konusu parseli kapsayan Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park alanı, otopark alanı, zeytinlik alan, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı" olarak, -Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis lanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, koruma amaçlı ilave 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak değiştirilmiştir. Davacı tarafından dava konusu işlemin iptali istemiyle 21.06.2021 tarihinde bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 1. maddesinde: "Bu Kanunun amacı; "bu maddede belirtilen ve Kanunun uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan; a) İktisadi devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, b) Kamu iktisadi teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının, c) Devletin diğer iştiraklerindeki kamu payları ile Hazineye ait payların, d) Genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadi teşebbüslerinden kamu iktisadi kuruluşlarının gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının ve iştiraklerindeki paylarının, e) Belediye ve il özel idarelerine ait ticari amaçlı kuruluşlar ile pay oranlarına bakılmaksızın her türlü iştiraklerindeki paylarının, f) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) ile bu Kanunun 35 inci maddesinin (B) fıkrasında belirtilen kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim birimlerinin işletilmesi haklarının, ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir. " hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı Kanunun Ek-3. maddesinde: "Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi'nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K. sayılı Kararı ile.) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi'nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K.sayılı Kararı ile.) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir." hükmü bulunmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanununun 5. Maddesinde nâzım İmar Planı; varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak Uygulama İmar Planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nâzım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır. 3194 sayılı Kanunun 6. Maddesinde: "Mekânsal planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından Mekânsal Strateji Planlarına uygun olarak; “Çevre Düzeni Planları” ve “İmar Planları” kademelerinden oluşur. İmar planları ise nâzım imar planı ve uygulama imar planı olarak hazırlanır. Her plan bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanır." hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunun imar planlarında Bakanlığın yetkisini düzenleyen 9. maddesinin 2. fıkrasında; "Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş, (Belediye) alınarak Çevre İmar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir. " hükmüne yer verilmiştir. 3621 sayılı Kıyı Kanununun 4. maddesinde Sahil şeridi: kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alan olarak tanımlanmış, anılan Yasa uyarınca çıkarılan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde sahil şeridi tanımlanırken sahil şeridinin birinci bölümünün, sadece açık alanlar olarak düzenlenen yeşil alan, çocuk bahçesi, gezinti alanları, dinleme ve bu Yönetmelikte tanımlanan rekreaktif alanlardan ve yaya yollarından oluşan, kıyı kenar çizgisinden itibaren, kara yönünde yatay olarak 50 metre genişliğinde belirlenen alan olduğu, ikinci bölümünün, sahil şeridinin birinci bölümünden sonra kara yönünde yatay olarak en az 50 metre genişliğinde olmak üzere belirlenen ve üzerinde sadece Kanunun 8. maddesinde ve bu Yönetmelikte tanımlanan toplumun yararlanmasına açık günübirlik turizm yapı ve tesisleri, taşıt yolları, açık otoparklar ve arıtma tesislerinin yer aldığı bölüm olduğu belirlenmiştir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4. maddesinin "Tanımlar" başlıklı 1. fıkrasının c bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı, (…) ifade eder." tanımına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usül yönünden; Süre itirazı incelendiğinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa 6545 sayılı Kanununun 18. maddesiyle eklenen ve 28.06.2014 günü yürürlüğe giren "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasında; İvedi yargılama usulünün acele kamulaştırma işlemleri ile Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarından doğan uyuşmazlıklar hakkında da uygulanacağı; 2. fıkrasında ise; "ivedi yargılama usulünde: a) Dava açma süresi otuz gündür. b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz." kuralları yer almıştır. Askı ilanı 31.05.2021 tarihinde tamamlanan uyuşmazlık konusu imar planlarına karşı son ilan tarihini izleyen otuz gün içinde 21.06.2021 tarihinde açılan dava süresinde açıldığından davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmemiştir. Ehliyet itirazı incelendiğinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğu belirtilmekte olup; Hukuk Devletinin öğesi olan, idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi, iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir. Anayasanın Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler arasında yer verdiği "Çevrenin korunması" hususu, hem herkes için "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını", hem de "çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek " ödevini tüm vatandaşlar için "hak ve ödev" olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu bağlamda esasen çevre ve kültür varlıklarının korunması, kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşamalarının sağlanması için idareye başvuruda bulunulması, kural olarak gerçek kişilerin ve amaçları doğrultusunda kurulan kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin görev ve yetki alanına girmektedir. Bu saptamalar çerçevesinde uyuşmazlığa bakıldığında, şehir imar planı ana kararlarını bozucu nitelikte ve kamu yararına aykırı olarak dava konusu plan değişikliği yapıldığı iddiasıyla anılan taşınmazın bulunduğu alanda idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi niteliğindeki büyükşehir belediyesince açılan davada, uyuşmazlığa konu imar planlarını uygulamakla görevli ve bu imar planlarının şehir imar planlarıyla uyumunu sağlayacak olan davacı idarenin bu planların iptali istemiyle dava açmakta kişisel, meşru ve güncel bir menfaati bulunduğu sonucuna varıldığından davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir. Esas yönünden; Davacı tarafından davalı idarenin plan yapma yetkisinin bulunmadığına dair itirazı; dava konu taşınmazın özelleştirme kapsamında olması, 3194 sayılı Kanunun 9 ve Ek-3. maddesinde özelleştirme programına alınan taşınmazlar için planlama yapma yetkisinin davalı idarelere ait olduğunun düzenlenmiş olması karşısında yerinde görülmemiştir. Dava konusu taşınmaz açısından geçmişten itibaren belirlenen fonksiyonların değerlendirilmesi suretiyle, uyuşmazlık konusu imar planı değişiklikleri ile getirilen kullanım kararlarının ve yapılaşma şartlarının çevre ve imar bütünlüğünü ve sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olup olmadığının, bozuyor ise sosyal donatı dengesini hangi yönlerden bozduğunun, üst ölçekli imar planları ile imar planlarının kademeli birlikteliği ilkesine uygun olup olmadığının, uyuşmazlığa konu taşınmaza verilen fonksiyonların yer seçiminin uygunluğunun, taşınmazın konumu dikkate alındığında, taşınmaza verilen fonksiyonların ulaşım bütünlüğüne olumsuz etkisinin olup olmadığının, yapılan değişikliğin trafik yoğunluğuna ek yük getirip getirmeyeceğinin tespiti amacıyla Naip üye Mustafa Arslan tarafından resen seçilen bilirkişiler Prof. Dr. Ela Babalık, Prof. Dr. Nil Uzun, ve Prof Dr. Bahar Gedikli'nin katılımıyla yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 13.10.2022 havale tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile karar vermeye yeterli bilirkişi raporuna davalı idare tarafından yapılan itirazlar ve davacı beyanları birlikte değerlendirilerek uyuşmazlık konusu çevre düzeni planları ve imar planları başlıklar halinde incelenmiştir. 1/100.00 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği yönünden; 09.03.2011 tarihinde onaylanan Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında dava konusu alanın “tarım alanı” ve “orman” kullanımlarını içerdiği; dava konusu işlem ile 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile uyuşmazlık konusu taşınmazın kullanımının "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan" olarak düzenlendiği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" olan kullanımının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan"olarak, düzenlendiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda: " Dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile … ada, … sayılı parsele“kentsel yerleşik alan”, “özel ürün arazisi” ve “doğal karakteri korunacak alanlar” kullanımları getirilmiştir. Çevre düzeni planı, üst ölçekte, yani bölgesel ve alt-bölgesel ölçekte, bir bölgenin veya kentin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Bu ölçekte yer alan mekansal stratejiler en temelde gelişme ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma- kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Üst ölçekli bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri ve tarımsal değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenir ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilir. Diğer yandan, yine bu ölçekte, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek bu odaklara ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve kararları belirlenerek planda ifade edilir. “Koruma—kullanma” dengesi, aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür. Doğal ve tarım arazilerinin korunması temel ilkesi ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım, dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma şeklinde tanımlanmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planının niteliğine, içeriğine ve plan yapım yaklaşımına yönelik olarak dikkate alınması gereken temel konular bulunmaktadır. Öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı öne çıkmakta ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına vurgu yapılmaktadır. Bu plan türü hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar içinde, ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi; tarihi ve kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması; ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının ve ulaşım ağının oluşturulması gerekleri belirtilmektedir. Sonuç olarak, üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planı, ekolojik duyarlılık ve koruma- kullanma dengesi ilkeleri çerçevesinde, ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren; gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, doğal ve tarihi çevrenin korunması konusu ile gelişme/büyüme konusundaki ana strateji ve kararların üretildiği plandır. Arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gibi genel stratejiler bu plan ölçeğinde belirtilmeli, ulaşım açısından yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahların yaklaşık konumları, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir. Dava konusu plan değişikliğinin plan açıklama raporunda söz konusu değişiklik şu şekilde açıklanmaktadır:“Planlama alanı ve çevresi, turistik Datça ilçesinin henüz yapılaşmaya açılmamış değerli bir kıyı şeridini kapsamaktadır. Bölgede yeni turizm yatırımları gerçekleşmekte olup, … ada … sayılı parsel gelişme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, söz konusu planlama alanının turizm potansiyelinin ön plana çıkarılması ve bölgedeki taleplerin karşılanabilmesi amacıyla çevrede inceleme ve değerlendirme çalışmaları yapılmıştır. Bu bağlamda; parselde yer alan Arkeolojik ve Doğal Sit Sınırları korunarak parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi için “1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği” hazırlanmıştır. Söz konusu plan değişikliğinde parsel “kentsel yerleşik alan”, “özel ürün arazisi” ve “doğal karakteri korunacak alanlar” olarak planlanmıştır. ” Dava konusu parsel Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma bölgesindedir ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında *“Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde yer almaktadır. Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan hükümlerinde “Önemli Doğa Alanı” şu şekilde tanımlanmaktadır:“Önemli Doğa Alanları: canlı türlerinin sağlıklı topluluklar oluşturmaları ve yaşam döngülerini devam ettirmeleri için gerekli tüm coğrafyaların, doğal özelliklerinin bozulmadan saklanması ilkesi doğrultusunda, doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan, korunması gerekli coğrafyalardır. bu kavram, canlı türleri ve doğal kaynaklarla birlikte yeryüzünün en özel doğal alanlarının korunmasını amaçlamaktadır.” Özel Çevre Koruma Bölgeleri mevzuatta “Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan…” alanlar olarak tanımlanmış ve bu nitelikteki bölgelerin “…çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere…” ÖÇKB ilan edildiği belirtilmiştir. Datça yarımadasının ÖÇKB içinde olması ve “Önemli Doğa Alanı” sınırları içinde bulunması, tüm bölgeye hassasiyetle yaklaşılmasını, korumayı öne alan bir planlama anlayışının benimsenmesini gerektirmektedir. Dava konusu parsel, üç tarafından denizle ilişki kuran, denize doğru burnunu uzatan bir tepelik üzerinde eşsiz bir konumda yer almaktadır. Kargı Koyunun güney kesiminde bulunan tepenin sırtına ve kısmen eteklerine oturmuş olan dava konusu parselin plan açıklama raporundaki, yukarıda da değinilen ele alınışı, Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içinde bulunan, doğal ve arkeolojik sit alanları içeren bir bölgeye yaklaşımda ciddi sorunlar barındırmaktadır. Öncelikle “planlama alanı ve çevresi, turistik Datça ilçesinin henüz yapılaşmaya açılmamış değerli bir kıyı şeridini kapsamaktadır…” ifadesi çelişkili bir açıklamadır. “değerli bir kıyı şeridi”nin şehircilik ilkeleri gereği zaten yapılaşmaya açılmaması gerekir. Bu ifadeden, benimsenen planlama yaklaşımının buradaki ekolojik ve doğal değeri gözardı ettiği, yapılaşmaya ilişkin ekonomik bir değere odaklandığı anlaşılmaktadır ki; bu durum bu ölçekte bir planda en temel ilke olması gereken koruma-kullanma dengesinin bu planlama yaklaşımında yer alamadığına işaret etmektedir. Ayrıca, herhangi bir alanın yapılaşmaya açılmamış olması, yapılaşmaya açılma potansiyeli barındırdığı anlamı taşımaz. Yine koruma-kullanma dengesi ilkesinin bir gereği olarak, üst ölçekli çevre düzeni planlarında mutlak olarak korunacak bölgeler belirlendiğinde bu bölgelerin yapılaşmaya açılmayarak korunması amaçlanmaktadır. Bir planlama bölgesinin açıklamasının bu şekilde yapılması doğru bir planlama yaklaşımı olarak görülemez. Aynı raporda “…söz konusu planlama alanının turizm potansiyelinin ön plana çıkarılması ve bölgedeki taleplerin karşılanabilmesi amacıyla çevrede inceleme ve değerlendirme çalışmaları yapılmıştır. Bu bağlamda; parselde yer alan arkeolojik ve doğal sit sınırları korunarak parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi için “1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği” hazırlanmıştır. ” denilmektedir. Bir plan değişikliği açıklama raporunun, yapılan bir planlama çalışmasını bilimsel ve nesnel temellere dayandırarak gerekçelendirmesi gerekir. Raporda “…bölgedeki taleplerin karşılanması”'ndan söz edilmekte, ancak rapor içinde bir talep analizi ve buna yönelik değerlendirmeler bulunmamaktadır. Bu tür bir araştırma, planın plan araştırma raporunda da yer almamaktadır. Öte yandan, turistik tesisler yönünde bir talep bulunması durumunda dahi, bir planlama sürecinin temel esaslarından biri öncelikle söz konusu talebe yönelik bir bilimsel analiz ve değerlendirme yapılmasıdır. Talep, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarının temel ilkesi olan “koruma-kullanma dengesi” ile çelişkili ise ve/veya söz konusu alanın doğal/arkeolojik yapısı, jeolojik/jeomorfolojik koşulları vb. İle uyumlu değilse bu talep karşılanmak zorunda değildir. Ya da, söz konusu talebin karşılanması nesnel/bilimsel açıdan anlamlı bulunuyor ise, koruma-kullanma dengesi ile çelişkili olmayan, doğal ve arkeolojik varlıklar üzerinde olumsuz etki getirmeyecek bir bölgede karşılanması da olanaklıdır. Ancak, talep analizi ve değerlendirmesi planın ne araştırma ne de açıklama raporunda bulunmamaktadır. Bu tür kararların dayanağı nesnel ve bilimsel araştırma ve değerlendirmeler olmalıdır. Bunun yanı sıra, “…parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi için…” ifadesi yeterli bir plan değişikliği gerekçesi değildir. “etkinlik” ve “verimlilik” ifadeleri ile neyin düşünüldüğü açıklanmalıdır. Dolayısıyla, dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, hem koruma-kullanma dengesinin olumsuz etkileyen bir plan yaklaşımı içerdiği için, hem de bilimsel bir gerekçelendirmeye dayanmadığı için şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdasmamaktadır. Çevre düzeni planının genel tanımı ve nitelikleri çerçevesinde, 1/100.000 ölçekli bir planda üretilen kararlar, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımına uygun olarak, doğal alanlar, tarım ve orman alanları ile tarihi ve kültürel alanların korunması ilkesine uymalı, ekosistem bütünlüğüne zarar vermemelidir. Dava konusu plan değişikliği ile, herhangi bir bilimsel araştırma ve gerekçelendirmeye dayanmaksızın, parsele “kentsel yerleşik alan”, “özel ürün arazisi” ve “doğal karakteri korunacak alanlar” kullanımları getirilmiştir. Yani 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planından beklenen ekosistem bütünlüğünün korunması ilkesi zedelenmiştir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin yukarıda verilen 20. maddesi gereğince “çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir.” Oysa getirilen “kentsel yerleşik alan” kullanımı, bölgenin ekosistem bütünlüğünü zedeleyici niteliktedir. Dava konusu parselin bulunduğu tepede ve bu tepenin etrafında görüş alanı içinde yer alan diğer doğal alanların hiç birinde yapılaşma olmayıp, söz konusu karar ile bütüncüllüğü bulunan bir doğal alanın silüet değeri de bozulmaktadır. Planlama çalışmalarında planlama alanının silüet özelliklerinin dikkate alınması da önemlidir. Özellikle doğal ve kültürel alanlarda silüet analizi ve silüet değerinin korunması önemli ilkelerden biri olmalıdır. Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde bulunan, 1. derece doğal sit ve 3. derece arkeolojik sit alanları barındıran, zeytin ağaçlarının bulunduğu, üzerinde hiç bir yapılaşmanın olmadığı dava konusu parsele dava konusu plan değişikliği ile “kentsel yerleşik alan” kullanımı getirilmesi ve bu kullanımın içerdiği yukarıdaki tanımlar, parselin sayılan niteliklerini zedeleyecek niteliktedir. Doğal ve arkeolojik hassasiyetleri olan böyle bir alana “…konut alanları ile kentin ve kentlinin ihtiyacına yönelik eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik altyapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları gibi…” çok farklı alansal kullanımlara sahip olan ve üç boyutlu yapılaşma imkanı tanıyan kullanımların getirilebileceğinin belirtilmesi, alanın fiziksel ve çevresel koşullarını belirsizliğe sürükleyen sorunlu bir planlama yaklaşımıdır. Söz konusu karar, alanda yapılaşmaya olanak tanıyarak, çevre düzeni planındaki koruma-kullanma dengesini bozacak nitelikte bir karardır." tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idare tarafından, bilirkişi raporuna itiraz edilerek dava konusu işlem ile yapılan çevre düzeni planı değişikliklerinin imar mevzuatı ve planlama ilkelerine uygun olduğu ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan değerlendirme; 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde hazırlanmaları nedeniyle, leke plan niteliğinde bulunan çevre düzeni planları, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği planlardır. Bu çerçevede, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan büyük projelerin üst ölçekli çevre düzeni planları kapsamında değerlendirilmesinin esas olduğu kuralı düzenlenmiştir. Dolayısıyla, çevre düzeni planlarında, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan büyük projelere yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin düzenlenmesi, bu türden büyük yatırımların koruma-kullanma dengesinin ve sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla çevre düzeni planı ölçeğinde kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi diğer sektörlerle ve yerleşmeye ilişkin geliştirilen stratejilerle ilişkilerinin kurulması ve açıklanması gerekmektedir. Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerekir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir. Nitekim, 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Çevre Düzeni Planında belirlenen arazi kullanım kararlarının, dava konusu alanda ağaçlandırma kararı ve diğer ekolojik koruma kararları ve tarım arazilerinin sürdürülmesi yaklaşımlarıyla yerleşmenin sınırlandırılması yönünde bir yeşil kuşak oluşturulması stratejisine yönelik olduğu ve yoğun yerleşik alanlar içinde yeşil alan sürekliliği sağlayan ve yerleşimleri çevreleyerek yeşil kuşak biçiminde mekânsal gelişmeyi denetleyen bir yapısal plan kararı üretilerek sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayan plan kararları oluşturulduğu, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/25.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiği, çevre düzeni değişikliklerinin plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak şekilde yapılması gerekmekte olup, kamu yatırımlarına, çevrenin korunmasına, çevre kirliliğinin önlenmesine, planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve taleplerin; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılacağı açıktır. Dava konusu parsel Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinde ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde yer almaktadır. Korunan Alanlarda Yapılan Planlara Dair Yönetmelikte“Özel Çevre Koruma Bölgesi: Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi ve bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plan ve projelerin tek elden hazırlanması amacıyla, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilen bölgeler”olarak tanımlanmaktadır. Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Hükümlerinde “Önemli Doğa Alanı : canlı türlerinin sağlıklı topluluklar oluşturmaları e yaşam döngülerini devam ettirmeleri için gerekli tüm coğrafyaların, doğal özelliklerinin bozulmadan saklanması ilkesi doğrultusunda, doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan, korunması gerekli coğrafyalardır. bu kavram, canlı türleri ve doğal kaynaklarla birlikte yeryüzünün en özel doğal alanlarının korunmasını amaçlamaktadır.” olarak tanımlanmıştır. Bu açıklamalardan hareketle, ekosistem bütünlüğünü korumakta olan, deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurabilen, kısmen 1. derece doğal sit alanı kısmen 3. derece arkeolojik sit alanında kalan, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği, tarım ve orman alanı olarak belirlenmiş bölgenin büyük kısmının kaldırılarak kentsel gelişme alanı olarak planlanması suretiyle yapılaşmaya açılmasını içeren, dolayısıyla alanın doğal bütünlüğü, ekosistem sürekliliği, ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olan, ayrıca 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının ana plan stratejisini zedeleyen, planın sürekliliğini, koruma ve kullanma dengesini bozan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin çevre düzeni planlarına yönelik revizyon ve değişikliklere ilişkin hükümlerine aykırılık taşıdığı, aynı zamanda ülkenin genel ekonomik kalkınma stratejileri ile turizm sektörü stratejisini şekillendiren sürdürülebilirlik ilkesine aykırı olduğu, doğal yapıyı tahrip ettiğinden çevreyi koruma hedefini güvence altına alan bir gelişme ve kalkınma ilkesiyle bağdaşmadığı bu itibarla, şehircilik ilkeleri, planlama esasları, kamu yararı ve imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı ve değişikliği yönünden: Uyuşmazlık konusu parselin Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı nâzım İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis" “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park alanı, otopark alanı, zeytinlik alan, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı" olarak, Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis lanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak düzenlendiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda: "Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde bulunan, 1. derece doğal sit ve 3. derece arkeolojik sit alanları barındıran, zeytin ağaçlarının bulunduğu, üzerinde hiç bir yapılaşmanın olmadığı dava konusu parsele dava konusu plan değişikliği ile “kentsel yerleşik alan” kullanımı getirilmesi ve bu kullanımın içeriği parselin sayılan niteliklerini zedeleyecek niteliktedir. Doğal ve arkeolojik hassasiyetleri olan böyle bir alana “…konut alanları ile kentin ve kentlinin ihtiyacına yönelik eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik altyapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları gibi…” çok farklı alansal kullanımlara sahip olan ve üç boyutlu yapılaşma imkanı tanıyan kullanımların getirilebileceğinin belirtilmesi, alanın fiziksel ve çevresel koşullarını belirsizliğe sürükleyen sorunlu bir planlama yaklaşımıdır. Söz konusu karar, alanda yapılaşmaya olanak tanıyarak, çevre düzeni planındaki koruma-kullanma dengesini bozacak nitelikte bir karardır. Bu bölgeye turizm alanı ve günübirlik tesis kullanımı getirilmesi ve dolayısıyla alanın yapılaşmaya açılması, bu değerlerin geri döndürülemez şekilde yitirilmesine neden olacaktır. Doğa ve kültürü buluşturan bu tür yürüyüş rotaları, hem ulusal hem de uluslararası önemde olup, doğa turizmi yapmak isteyenler, doğa yürüyüşçüleri tarafından tercih edilmektedir. Plan değişikliği ile ön görülen yapılaşmalar, parsel içindeki 1. derece doğal sit alanı ve 3. derece arkeolojik sit alanının ve zeytinlik alanların gerçek anlamda korunmasını zorlaştıracaktır. Plan değişikliği ile ön görülen ulaşım ve altyapı tesislerinin sit alanlarına denk gelmemesi ile söz konusu tehdit ortadan kalkmamaktadır. Bu tesislerin inşaatı sırasında bölgede tahribat olması kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca, bu tür alanların varlık olarak korunmalarının yanı sıra, görsel değerleri de bulunmaktadır. Söz konusu kullanımlar (otel, günübirlik tesis, otopark, taşıt yolları) alanın görsel değerini olumsuz etkileyecek ve bölgenin silüet bütünlüğünü bozacaktır. Doğal ve kültürel alanlar söz konusu olduğunda, silüet değerininde önemli bir değer olduğu, bu alanların komşuluğundaki alanlara yaklaşımın silüet değerini de göz önünde bulundurması gerektiği unutulmamalıdır. Kurulumuz, dava konusu plan değişikliği ile öngörülen “günübirlik tesis alanı” tanımındaki yaklaşımı da olumsuz bulmaktadır. Günübirlik tesis tanımında yer alan “..lokanta, kafeterya, çay bahçesi, otopark, wc, spor tesisleri, sergi ve fuar ekinlikleri, doğa etkinlikleri, sinema platoları, geleneksel etkinlikler ile günübirlik tesisler yapılabilir. Yapılaşma koşulları, Emsal-0.08, Y.ençok—4.50m'dir.” biçimindeki yapılaşma koşulları, bölgenin keşif esnasında çekilen fotoğraflarında ve hava fotoğrafında izlenebilen özellikleri ile uyumlu olmayan, bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer almasını dikkate almayan çok genel bir dille yazılmış, kentsel yerleşik alanlarda da geçerli olabilecek kullanımlardır. günübirlik tesis alanı içinde verilen birbirinden çok farklı kullanımlar (örneğin sinema platosu, sergi ve fuar etkinliği, kafeterya), çok farklı fiziksel çevreler üretecek kullanımlardır. Bu kullanımların her biri farklı alansal gereksinimlere sahiptir. Dava konusu alanda “günübirlik tesis alanı” kullanımı her ne kadar kamuya açık bir alan kullanımı da olsa burada korunması gereken doğal ve tarihi değerler dikkate alındığında uygun bir kullanım kararı olarak değerlendirilmemektedir. Bu kullanımın içeriğinin bu genellikte tanımlanması da ekolojik ve kültürel nitelikleriyle öne çıkan bir bölge için sorunlu bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Aynı olumsuzluk “park” kullanımının tanımlanmasına ilişkin yaklaşımda da görülmektedir. Özel Çevre Koruma Bölgesi ve Önemli Doğa Alanı üst çerçevesi içinde yer alan, içinde doğal ve arkeolojik sit alanları barındıran dava konusu parselde yapılan “park” tanımlamasının, herhangi bir kentsel alanda olabilecek “açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola, kameriye, … çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi, …” gibi kullanımları içermesi bölgenin özgünlüklerini dikkate almayan bir planlama yaklaşımıdır. Sonuç olarak Kurulumuz, mevcut durumda ekosistem bütünlüğünü korumakta olan, deniz ile üç tarafından görsel ilişki kurabilen, içinden arkeolojik yürüyüş rotasının geçtiği dava konusu parselin hiç bir şekilde yapılaşmaya açılmaması görüşünde olup. bu özgünlükleri dikkate almayan, alanın ekolojik ve tarihsel özelliklerinin bozulmasına neden olacak dava konusu plan değişikliğinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı görüşündedir. Söz konusu plan kararı 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının bu bölgeye ilişkin koruma ağırlıklı ana plan stratejisiyle de bağdaşmamaktadır. Herhangi bir bölgede turizme yönelik planlama süreçleri, söz konusu bölgenin her koşulda yapılaşmasını gerektirmez. Bilindiği gibi, farklı doğal, kültürel, sosyal koşullara sahip turistik yöreler, farklı turizm seçenekleri ile öne çıkabilmektedir. Dava konusu alanın da içinde bulunduğu ve “önemli doğa alanı” olarak tanımlanan bölgelerde, doğa ile bütünleşmeyi öne çıkaran turizm seçeneklerinin benimsenmesi de, bir turizm planlaması anlayışı olabilir. Ancak dava konusu plan değişikliği, söz konusu parselin ve yakın çevresinin özgün doğal ve kültürel özelliklerini ve bütünlüğünü bozacak yönde kullanımlar içermektedir. Dava konusu plan değişikliğinin gerekçelendirmesi “…bölgesel bütünleşmenin sağlanabilmesi; söz konusu parsellerin etkin ve verimli kullanılabilmesi için…” şeklinde yapılmaktadır. Bu ifadeler çok genel ve belirsizlikler taşıyan ifadelerdir. Bölgesel bütünleşme, etkin ve verimli kullanım ile neyin kast edildiği belirsiz bırakılmıştır. Önceki bölümlerde ayrıntılı şekilde ele alındığı gibi, plan kararlarının dayanağı bilimsel ve nesnel tespit ve değerlendirmeler olmalıdır. Bu nedenle söz konusu ifadeler planın gerekçeleri olmak için yetersiz ifadelerdir. 07.07.2004 tarihli planda plansız bırakılan kesim, dava konusu plan değişikliğinde büyük ölçüde 1. derece doğal sit alanı ve zeytinlik alan olarak tanımlanan kısma denk gelmektedir. " tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek dava konusu işlem ile yapılan imar planı değişikliklerinin imar mevzuatı ve planlama ilkelerine uygun olduğu ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan Değerlendirme: Alt ölçekli planlar 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları değişikliklerinde belirlenen genel arazi kullanımı kararları doğrultusunda geliştirilmişse de 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planları değişikliklerinin Dairemizce şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından bu değişikliğin alt ölçekli planlara yansıtılmasının uygun olmadığı, ekolojik açıdan duyarlılıkla ele alınması gereken, doğal çevrenin ve arkeolojik değerlerin korunması yaklaşımının baskın olduğu bir bölgede plan değişikliği yapılarak yapılaşmaya olanak tanınması, üst ölçekli planlarda kentsel yerleşik alan biçiminde bir karar getirilmesinin çevre ve imar bütünlüğünü olumsuz etkilediği, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ayrıntılı bir ulaşım-dolaşım şeması üretilmediği ve 1/5000 ölçekli nâzım imar planın genel şemasıyla yetinildiği, yaya dolaşım sistemine ilişkin kararların bulunmadığı, kıyıyla ilişkilerin yapılı çevre oluşumunu yönlendiren bir veri olarak plan kapsamında çözülmediği, davaya konu taşınmazın mevcut yerleşik alanlardan uzak mesafede ve kopuk konumda olması burada bir yapılı çevrenin oluşmasına olanak tanıyacak olan turizm tesis alanı kararının doğru bir yer seçimi olmadığı tüm bu tespitlerin değerlendirilmesinden dava konusu plan değişikliklerinde koruma-kullanma dengesine, planlama esasları ile yöntemlerine, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. . KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Dava konusu Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 05.04.2021 tarihli, 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli ilave koruma amaçlı nâzım imar planı ve değişikliği , 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliklerinin İPTALİNE 2-Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız işler için belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 4.Keşif ve bilirkişi incelemesi için yatırılan …-TL'den artan …-TL'nin davacıya iadesine, 5.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6.2577 sayılı Kanunun 20/A maddesinin 2. fıkrasının (g) bendi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07.06.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY (X):Dava Muğla ili, Datça ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı'nın 05.04.2021 tarihli 3778 sayılı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı ilave nazım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır. 1/100.00 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği yönünden; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirlenen esasları gerçekleştirmeye yönelik Özelleştirme İdaresi Başkanlığına kanunda verilen her tür ve ölçekte planlama yapma yetkisi kapsamında davaya konu çevre düzeni planı değişikliği yapılmıştır. Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan veriler değerlendirilerek oluşturulması gerekmektedir. Nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi ve bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması gerektiğinden bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin plan bütünlüğü göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir. Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle fiziki kullanım kararları içermemektedir. Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın koruma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.Bu amaç çerçevesinde, çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usûl ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir. Bir bölgede önceki plan kararları ile belli bir amaca yönelik tanımlama yapılmış olması o bölgenin tamamının amacı, kapsamı, niteliği ve esasları ilgili mevzuatta belirlenmiş olan çevre düzeni planında aynı amaca tahsis edileceği sonucunu doğurmaz. Bilirkişiler tarafından dava konusu taşınmazın bulunduğu alanın özel çevre koruma bölgesi ve önemli doğa alanı içinde olması nedeniyle hiç bir şekilde yapılaşmaya açılamayacağı görüşüne yer verilmiş ise de, dosyadaki belgelerin incelenmesinden uyuşmazlık konusu taşınmazın; -Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Orman Genel Müdürlüğü)'nın … tarihli, … sayılı yazısı ile orman vasfında olmadığı, – Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Doğa Koruma ve Milli Parklar genel Müdürlüğü)'nın … tarihli , … sayılı yazısı ile, parselin 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu (Milli Park, Tabiat Parkı,Tabiat Anıtı ve Tabiatı Koruma Alanı), 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ( Yaban Hayatı Koruma Sahası, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası) Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında ilan edilmiş herhangi bir korunan alan içerisinde kalmadığı, -Taşınmazın tarım alanında kalan kısmı için Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı yazısı ile taşınmazın kuru marjinal tarım arazisi olan kısmının tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunduğu, zeytinlik olan kısmının ise zeytinlik vasfının korunarak işlem yapılması gerektiği yolundaki görüşü üzerine, zeytinlik olan kısmın zeytinlik vasfı korunarak "özel ürün arazisi" kullanımı getirildiği, – Çevre ve Şehircilik Bakanlığının … tarihli, … sayılı yazısı ile "1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin yapılmasına gerek olmadığı " yolunda görüş bildirilmiş ise de taşınmazın bulunduğu alanda dava konusu plandan önce yürürlükte olan planlardan; 1/100,000 ölçekli çevre düzeni planında "tarım alanı" ve "orman alanı"nda, 1/25.000 ölçekli nâzım imar planında "kentsel yerleşim alanı", “doğal karakteri korunacak alan" ve "ağaçlandırılacak alan" da, koruma amaçlı 1/5000 ölçekli nâzım imar planında kısmen "turizm tesis alanı" kısmen 'günübirlik tesis alanı", kısmen "rekreasyon alanları" "kısmen "ağaçlandırılacak alan", "yol" ve "otopark” olarak planlı iken bir kısmı plansız alanda, 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis alanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alanda kalan taşınmaz için planlar arası uyumsuzluğun olduğu, dava konusu 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile uyuşmazlık konusu taşınmazın kullanımının paftada "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan" olarak düzenlendiği, imar planı paftasında getirilen kullanım kararlarının ayrıca plan notları ile de ayrı ayrı düzenlendiği, farklı ölçekteki planlar arasında kademeli birlikteliğin sağlandığı görülmüştür. 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirlenen yetki doğrultusunda, daha önceki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kısmen “tarım alanı” kısmen de “orman” olarak gösterilen, ölçeği gereği çevre düzeni planı değişikliğine konu olabilecek 128 hektarlık dava konusu taşınmazda, anılan 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin ilgili kurumlardan alınan görüşlere uygun olarak çevredeki kullanımlar ile ölçekler arası uyumun sağlanması göz önünde bulundurularak yapıldığı, alt ölçeği plan kararlarına esas olacak alanın koruma statüsüne uygun arazi kullanım kararları getirildiği görüldüğünden davaya konu taşınmazın 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan" ve 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "kentsel gelişme alanı, özel ürün arazisı, doğal karakteri korunacak alan"olarak, belirlenmesinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı ve değişikliği yönünden: Uyuşmazlık konusu parseli kapsayan Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı nâzım İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis" “rekreasyon alanları”, “ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ile "turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park alanı, otopark alanı, zeytinlik alan, doğal karakteri korunacak alan, kumsal-plaj, dere, trafo alanı" olarak, -Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı'nın 07.07.2004 tarihli kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Datça-Kargı Mevkii Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nda “turizm tesis alanı”, “günübirlik tesis lanı”, "ağaçlandırılacak alan”, “yol” ve “otopark” ve kısmen de plansız alan olarak bırakılan kullanımı, dava konusu 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği ile “otel alanı”, “günübirlik tesis alanı", “park”, “zeytinlik alan”, “doğal karakteri korunacak alan”, “kumsal-plaj”,“otopark”, “trafo alanı”, “dere” ve “yol” olarak düzenlenmiştir. Davaya konu Muğla ili, Datça ilçesi, Datça Mahallesi sınırları içerisinde bulunan 213 ada 1 parsel sayılı taşınmaz, Datça Kargı Koyu'nun güney sınırında olup Datça merkeze yaklaşık 3 km mesafededir. Parselin kuzeyinde günübirlik tesisler yer almaktadır. Taşınmazın bir kısmı İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile tescillenen ve Muğla Küttür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile uygun bulunan Kargı Koruma Amaçlı İmar Planı ile sınırları son şeklini alan llI. Derece Arkeolojik Sit Alanı sınırları içinde, taşınmazın kalan kısmı da Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun … tarihli, … sayılı kararı ile Datça ilçesi, Kargı Koruma Amaçlı İmar Planı içinde I. Derece Doğal Sit Alanı içerisinde kalmaktadır. Ayrıca zeytınlik alanlar bulunmaktadır. Davalı idare tarafından uyuşmazlık konusu 1/5000 ölçekli koruma amaçlı ilave nâzım imar planı ve değişikliği ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı ilave uygulama imar planı ve değişikliği; taşınmazın III. derece arkeolojik sit alanında kalan kısmı için, Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 23.05.2019 tarihli, 8191 sayılı kararı ile taşınmazın 1. derece doğal sit alanında kalan kısmı için de Muğla Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 23.09.2019 tarihli, 192 sayılı kararı ile uygun bulunmuştur. 128.640 m2 taşınmazın 113.460 m2 sinin Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu kapsamında kuru marjinal tarım arazisi, 15.180 m2 sinin Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamında zeytinlik olduğu için ; Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı yazısı ile taşınmazın kuru marjinal tarım arazisi olan kısmının tarım dışı amaçla kullanılması uygun bulunmuş, zeytinlik olan kısmının ise zeytinlik vasfının korunarak işlem yapılması gerektiği yolundaki görüşü üzerine dava konusu koruma amaçlı imar planı ve değişikliğinde Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün görüşüne uygun olarak zeytinlik olan kısım imar planında "zeytinlik alanı" "olarak belirlenmiştir. Taşınmazın kıyı kenar çizgisinden itibaren ilk 100 metrelik sahil şeridinde kalan kısmına Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun olarak kullanım kararları getirildiği görülmüştür. Ayrıca uyuşmazlık konusu parsele ilişkin koruma amaçlı imar planı değişikliğine ilişkin olarak Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, Ulaşım Daire Başkanlığı), Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü, Datça Belediye Başkanlığı, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü (İmar ve Planlama Şube Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, … Elektrik A.Ş., … … Doğalgaz Dağıtım Sanayi Ticaret A.Ş. ve DSİ 21. Bölge Müdürlüğünün görüşleri de alınmıştır. Bilirkişi raporunda Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinde ve Aydın-Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlanan Datça Yarımadası bölgesinde bulunan dava konusu taşınmazın yapılaşmaya açılmaması gerektiği, dava konusu koruma amaçlı 1/5000 ölçekli nậzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin şehircilik ilkleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu belirtilmiş ise de, özel çevre koruma bölgesi içerisinde yer alan, kısmen III. derece arkeoljik sit, kısmen I. derece doğal sit, kısmen de zeytinlik alanı vasfında olan taşınmazın dava konusu koruma amaçlı ilave 1/5000 ölçekli nậzım imar planı ve değişikliği ile koruma amaçlı ilave 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve değişikliğinde kullanım kararları belirlenirken; taşınmazın özellikleri ve ilgili Kanunlarda( 2863 sayılı Kültür ve Tabit Varlıklarını Koruma Kanunu, 3194 Sayılı İmar Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun) yer alan düzenlemelerin dikkate alındığı, bu kapsamda taşınmazın 1. derece doğal sit alanı olan kısmının hem bu niteliği hem de mevcut endemik bitkiler dikkate alınarak doğal karakteri korunacak alan olarak planlandığı, zeytinlik olan kısımların Muğla Tarım ve Ormarı İl Müdürlüğü görüşleri doğrultusunda zeytinlik olarak planlandığı, taşınmazın toplam 9449,16'lık kısmının tamamen doğal yapısına uygun olarak korunduğu, üst ölçek- alt ölçek arasında plan hiyerarşisi gereği uyumun sağlandığı, çevre ve imar bütünlüğü yönünden değerlendirildiğinde ise; dava konusu taşınmazın Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan (özelleştirme kapsamına alındığı 2010 yılından önce) 2004 tarihli koruma amaçlı 1/5000 ölçekli nâzım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında belirlenen turizm alanı kullanımının azaltıldığı ( 30.562,00 m2 'den 24.415,93 m2''ye düşürülmüş) emsal oranının düşürüldüğü ( eski imar planında E:0.40 olan yapılaşma şartı E:0.30'a düşürülmüş) planlama alanının sadece %18,16 lık kısmının otel alanı olarak ayrıldığı, geri kalan kısmının ise doğal yapısına zarar gelmeyecek şekilde planlandığı, alandaki imar düzeni ve dokuyla, alana ilişkin geçmiş planlarla uyumlu olduğu, 3194 sayılı İmar Kanununun 9. maddesinin 2. fıkrası ile tanınan yetkiye istinaden özelleştirmenin amacına uygun olarak taşınmazın verimli olarak kullanımının sağlanması için parsel bazlı değişiklik yapıldığı, 2004 yılında yapılan imar planlarındaki kullanım şeklinin genel itibarıyla korunduğu, diğer taraftan dava konusu parselle sınırlı olarak yapılan bu değişikliğin sosyal ve teknik alt yapı dengesini etkileyecek nitelikte olmadığı, çevre ve imar bütünlüğünü bozacak ayrıcalıklı haklar verilmediği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle dava konusu imar planı değişikliklerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının özelleştirme programındaki alanlarda plan yapma ve onaylama yetkisi bulunsa da, bu yetki çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde kullanılmalıdır. Danıştay 6. Dairesi'nin E. 2021/4810, K. 2023/5635 ve E. 2021/6551, K. 2023/5638 sayılı kararlarında; kısmen 1. derece doğal sit, kısmen 3. derece arkeolojik sit alanında kalan ve ekosistem sürekliliği bulunan alanların tarım ve orman vasfından çıkarılarak kentsel gelişme veya turizm tesis alanı olarak planlanması şehircilik ilkelerine ve çevre düzeni planının ana kararlarına aykırı bulunmuş, ilgili çevre düzeni ve koruma amaçlı imar planı değişiklikleri iptal edilmiştir. Ayrıca 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesi ile Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik uyarınca, en az 100 metre olan sahil şeridinin kıyı kenar çizgisinden itibaren ilk 50 metrelik bölümünün sadece yeşil alan, gezinti ve dinlenme gibi açık alanlar şeklinde ayrılabileceği dikkate alınmalıdır.

Doğal sit alanlarında hidroelektrik santralleri yapımına yönelik düzenlemelerde her sahanın kendine özgü niteliklerinin gözetilmesi gerekir. Danıştay 6. Dairesi'nin E. 2020/9750, K. 2020/12596 sayılı kararında; doğal çevreye tesir etme ihtimali yüksek bu tesisler için genel ve soyut kurallar yerine santralin gücü, çevresel tesirleri ve sit alanının özellikleri üzerinden münferit değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Yargı organı bu doğrultuda, Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı'nın 3. maddesinin 1. derece doğal sit alanlarına ilişkin bölümü saklı kalmak üzere, bu fıkra dışındaki kısmı ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddelerinin iptaline karar vermiştir.

Sit Alanı Uyuşmazlıklarında İdari Yargı Usulü

Sit alanı şerhinin kaldırılması amacıyla öncelikle idareye başvurularak imar planının yeniden düzenlenmesi talep edilmelidir. İdare tarafından başvurunun reddedilmesi veya cevapsız bırakılması hâlinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Dava sürecinde yürütmenin durdurulması kararı alınarak dava sonuçlanıncaya kadar idarenin taşınmaza yönelik hukuka aykırı eylemlerde bulunması engellenebilir.

Çevre ve kültür varlıklarının muhafazası maksadıyla idareye başvurulması ve dava yoluna gidilmesi kural olarak gerçek kişiler ile tüzük ve kuruluş amaçları bu yönde olan tüzel kişilerin hak ve ödevleri arasındadır. Danıştay incelemesine konu somut uyuşmazlıklarda, taşınmazların yer aldığı bölgedeki imar planlarını tatbik etmekle ve çevre imar bütünlüğünü korumakla görevli ilçe veya büyükşehir belediyelerinin, üst plan ilkelerini bozan plan değişikliklerine karşı iptal davası açmada kişisel, meşru ve güncel menfaatlerinin bulunduğu kabul edilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesi kapsamındaki ivedi yargılama usulüne tabi uyuşmazlıklarda (Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarından doğan uyuşmazlıklar gibi) dava açma süresi otuz gündür ve İYUK'un 11. maddesi uyarınca üst makama başvuru hükümleri uygulanmaz. Bu usule tabi uyuşmazlıklarda askı ilanı yapılan imar planlarına karşı dava açma süresi son ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Danıştay Dairesinin ivedi yargılama usulü kapsamında ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği nihai kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz başvurusunda bulunulabilir.

Sit alanı tescili bulunan taşınmazda inşaat yapılabilir mi?

Birinci derece doğal sit alanları için bir yaklaşımda hiçbir surette yapılaşmaya izin verilmeyeceği belirtilirken, ilke kararına dayanan diğer yaklaşımda zorunlu teknik altyapı uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun görmesi şartıyla yapılabileceği kabul edilmektedir. Birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarında yapılaşma yasağı uygulanırken; ikinci derece doğal sitlerde kamu yararı halinde turizm belgeli yapılar ile hizmet binalarına, üçüncü derece doğal ve arkeolojik sit alanlarında ise yörenin özelliklerine göre yapılaşmaya izin verilebilmektedir.

Sit alanı nedeniyle inşaat yasağı getirilen malik kamulaştırma isteyebilir mi?

İdarenin sit alanlarında kural olarak kamulaştırma yapma zorunluluğu bulunmamaktadır; ancak kesin inşaat yasağı getirilmesi hâlinde taşınmaz maliki için Hazine taşınmazlarıyla takas hakkı gündeme gelir.

Sit alanındaki yapı için yapı kullanma izin belgesini koruma kurulu mu verir?

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca yapı kullanma izin belgesinin inşaat ruhsatını veren belediye veya valilik tarafından düzenleneceği öngörülmüştür. Danıştay incelemesine konu somut kararda, yapı kullanma izin belgesi talebinin koruma kurulunca reddedilmesi yetki yönünden mevzuata aykırı bulunmuş ve idare mahkemesinin iptal kararı onanmıştır.

İvedi yargılamaya tabi imar planı davalarında süre ne zaman başlar?

İvedi yargılama usulü kapsamındaki uyuşmazlıklarda askı ilanı yapılan imar planlarına karşı dava açma süresi, planın askıdan indirildiği son ilan gününü izleyen tarihten itibaren işlemeye başlar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu