Tahliye taahhütnamesinde cezai şart konulabilir mi?

by Avukat Erdal Ersoy
Tahliye taahhütnamesinde cezai şart konulabilir mi?

Kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar da geçersizdir. Tahliye tarihine uyulmaması için kararlaştırılan bedel bu hükümde ayrıca adlandırılmamıştır. İlk kira sözleşmesiyle ve kiracının müzayakası altında verilen tahliye taahhüdüne dayalı cezai şart, incelenen kira uyuşmazlığında çoğunluk gerekçesiyle geçerli sayılmamış ve tahsiline karar verilemeyeceği açıklanmıştır. Karar oyçokluğuyla verilmiş; karşı oy cezai şartı geçerli saymıştır. Bayilik, intifa hakkı ve fuzuli işgale ilişkin kararlar bu kira olayıyla aynı kapsamda değildir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 346Kaynağı aç
MADDE 346- Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. F. Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi I. Bildirim yoluyla 1. Genel olarak
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2012/5531, K. 2012/10427Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2012/5531 E.  ,  2012/10427 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi BİRLEŞEN DAVADA DAVA TÜRÜ : Alacak-Tazminat Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak-tazminat-cezai şart-kira alacağı davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacı-karşı davalılar tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde temyiz eden davacı-karşı davalılar vekili Av. … ve davalı-karşı davacı vekili Av. … geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, asıl davada kiracının kiralanana yapmış olduğu masraflar yönünden 52.323.30 Euro alacaklı olduğunun tespiti ve tahsili, birleşen davada 750.000 DM cezai şart, 249.225 TL hor kullanma tazminatı ve iki aylık onarım süresi kirası 83.333.33 DM karşılığı 77.460 TL'nin tahsiline ilişkindir. Mahkemece asıl davanın açılmamış sayılmasına, birleşen davanın da kısmen kabulü ile 695.250 TL alacağın davacı-karşı davalılardan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davacı-karşı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik olmamasına göre temyiz eden davacı-karşı davalılar vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davacı-karşı davalılar vekilinin birleşen davaya ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Davada dayanılan ve hükme esas alınan 1.11.2000 başlangıç tarihli ve altı yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme ile kiralayan davalı -karşı davacı … Tic. A.Ş, … üç yıldızlı … Oteli- davalı- karşı davacı … Yat A.Ş'ye yıllık 500.000 DM bedelle konaklama tesisi olarak kullanması için kiralamış, sözleşmeyi birleşen davanın davalıları müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlardır. Sözleşmenin özel şartlar bölümü 3. maddesinde kiracının kira akdi sonunda taşınmaz ve müştemilatı ile kiracının varsa yaptığı yatırımlar ve eklentilerini tahliye etmeyi ve söz konusu araç,gereç, makine ve teçhizatı doğal yıpranma haricinde tam ve sağlam olarak kiraya verene teslim etmeyi kabul ve taahhüt ettiği, teslim etmediği takdirde yıllık kira bedelinin % 50 fazlasını ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, sözleşmenin özel şartlar bölümü 9. maddesinde de her türlü malzemenin ve tesisin bakım ve onarımının işletme süresince kiracı tarafından yapılacağı kararlaştırılmıştır. Davalı- karşı davacı kiralayan, birleşen davada kiralananın sözleşme gereğince kira süresi sonunda değil onyedi gün geç ve kiralanana zarar verilerek teslim edildiğini belirterek, sözleşmenin özel 3. maddesi gereğince cezai şartın, hor kullanma tazminatının ve onarım süresi kira parasının tahsilini talep etmiştir. Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporundan sonra da 28.10.2009 tarihinde verdiği ıslah dilekçesi ile taleplerinin tümünün cezai şart içinde değerlendirilerek 695.250 TL cezai şart bedelinin tahsilini istemiştir. Sözleşmenin özel şartlar bölümü 3. maddesinde düzenlenen husus kiralananın kira süresi sonunda tam ve sağlam teslim edilmesi, aksi halde yıllık kira bedelinin % 50 fazlasının ödenmesine ilişkindir. Bu haliyle kiralananın kira süresi sonunda tahliye edilmesini amaçlayan, tahliyeye zorlayan tahliye taahhütnamesi niteliğindedir. Ne var ki yerleşik içtihatlar gereğince ilk kira sözleşmesi ile verilen tahliye taahhüdü, kiracının müzayakası altında verilmiş olduğundan geçerli bir tahliye taahhüdü olarak kabul edilmemektedir. Bu durumda sözleşmede kararlaştırılan cezai şart geçersiz bir tahliye taahhüdüne dayalı ve devamı niteliğinde olduğundan tahliye taahhüdü ile birlikte cezai şartın da geçerli olduğundan söz edilemez ve cezai şartın tahsiline karar verilemez. Mahkemece yapılması gereken iş, dava dilekçesi ve ıslah dilekçesinde belirtildiği üzere davalı -karşı davacının talep ettiği hor kullanma tazminatı ve onarım süresi kirası talepleri üzerinde durularak sonucuna göre bir karar vermekten ibaret iken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) No'lu bentte yazılı nedenlerle asıl davaya ilişkin hükmün ONANMASINA, yukarıda ( 2 ) No'lu bentte yazılı nedenlerle davacı-karşı davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün birleşen dava yönünden BOZULMASINA ve onanan kısım için aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına, Yargıtay duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davacı-karşı davalılar yararına takdir edilen 900 TL vekalet ücretinin davalı- karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalılara verilmesine, keza asıl dava yönünden Yargıtay duruşması için kendisi vekille temsil ettiren davalı-karşı davacı yararına takdir edilen 900 TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya verilmesine, 10.07.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) MUHALEFET ŞERHİ: Cezai şart, esas borca bağlı olarak oluşan ve borçlunun borcunun ifa etmemesi veya geç yerine getirmesi veyahut noksan ifa etmesi ve nihayet şart kılınan mahalde ifa etmemesi halinde, alacaklıya muayyen bir meblağı çoğunlukla bir miktar paranın tediyesi şartını kapsayan taahhüttür. (BK. 158-161) Taraflar arasındaki 23.10.2010 tarihli kira sözleşmesinin 3.maddesinde, akdin sonunda kiralananın araç gereç, makine ve teçhizatının doğal yıpranma haricinde sağlam olarak teslim edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu durumda yukarıda belirtilen BK.nun 158-161 kapsamında düzenlenen sözleşmenin 3.maddesinde kararlaştırılan cezai şart, mahkemenin de kabul ettiği gibi sözleşme şartlarına aykırı davranışa bağlı olarak düzenlendiği gibi, sözleşmeden kaynaklanan karşılıklı edimlerin yerine getirilmesini sağlamaya yönelik olarak düzenlendiğinden geçerli bir şarttır. Mahkemenin de kabulü bu yönde olduğundan kararın onanması gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum 10.7.2012 KARŞI OY YAZISI Uyuşmazlık, cezai şart alacağına ilişkindir. Cezai şart, bir borcun ifa edilmemesi veya eksik ifa edilmesi halinde ödenmesi gerekli parasal değer taşıyan ve hukuki işlemle kararlaştırılmış bir edimdir. Kural olarak 6570 sayılı Taşınmaz Kiraları Hakkındaki Kanun kapsamında da kalsa, kira sözleşmesine konulmuş olan cezai şart geçerlidir. Tarafları bağlar. Somut olayda davalı kiracı, sözleşmesinin sona ermesine karşı çıkmamış, sözleşmenin devamını istememiş, aksine … Noterliği'nden gönderdiği 24.08.2006 tarihli ihtarı ile kira sözleşmesinin yenilenmeyeceğini, 1 Kasım 2006 tarihi itibariyle mecurun teslim edileceğini kiralayana bildirmiş ve kiralananı kendiliğinden tahliye etmiştir. Dava, 6570 sayılı Kanunun 7/a maddesi gereğince tahliye taahhüdüne dayalı olarak açılmış bir tahliye davası olmadığından, kira sözleşmesindeki tahliye taahhüdünün geçerli olup olmayacağı, mecurun tahliye edilip edilmeyeceği tartışılamaz. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kiralanan taşınmazın araç, gereç, makine ve teçhizatının doğal yıpranma haricinde tam ve sağlam olarak kiraya verene teslim edilip edilmediği ve buna bağlı olarak sözleşmede öngörülen cezai şart alacağının ödenmesi gerekip gerekmediği konusundadır. Taraflar arasında düzenlenmiş olan 23 Ekim 2000 düzenleme tarihli kira sözleşmesinin maddeleri incelendiğinde, 3.maddesinde kiracı aleyhine belirlenen cezai şart yanında 6.maddesinde de kiralayanın da tazminat ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, her iki tarafın edimlerini ifa etmemeleri halinde iki tarafa da cezai şart ve tazminat ödeme yükümlülüğünün getirildiği görülmektedir. Kira sözleşmesinin 3.maddesinde yer alan ceza koşulunun amacının kiralanandaki araç, gereç, makine ve teçhizatın noksansız, tam ve sağlam olarak teslim edilmesini temin etmek olduğu anlaşılmaktadır. Kiralanan ister süresinde, ister süresinden önce, isterse 6570 sayılı Kanun'un 11.maddesi gereğince yıldan yıla yenilenerek uzayan dönemler sonunda tahliye edilsin, tahliye sırasında araç, gereç, makine ve teçhizatın tam ve sağlam olarak teslim edilmemesi halinde kiralayanın cezai şart alacağını talep etmekte haklı olduğunun kabulü gerekir. Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına, kiracı davalının kira akdinin sonunda teslim ettiği kiralanan taşınmazdaki araç, gereç, makine ve teçhizatın tam ve sağlam olmadığının anlaşılmasına göre, cezai şart alacağının kabulüne dair verilen hükmün onanması gerektiği görüşü ile sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 10.07.2012
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/19637, K. 2017/5814Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2016/19637 E.  ,  2017/5814 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki (asıl dava) haksız nakde çevrilen teminat mektubunun iadesi ve (birleşen dava) tazminat davalarının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı-birleşen dosya davacısı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı-birleşen davada davacı vekili Av….'in geldiği, karşı taraftan kimsenin gelmediği görülmüş olmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan taraf vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında imzalanan bayilik sözleşmesi uyarınca müvekkilinin davalı firmaya 20.000,00 TL bedelli teminat mektubu verdiğini, davalının sözleşme gereği yerine getirmesi gereken ikmal yükümlülüğünü yerine getirememesi nedeniyle müvekkilinin davalı ile olan sözleşmesini haklı olarak feshettiğini, davalının müvekkilinden hiçbir alacağı bulunmamasına rağmen müvekkiline ait teminat mektubunu haksız olarak nakte çevirdiğini ileri sürerek teminat mektubu bedelinin nakte çevrildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının bayilik sözleşmesini haksız bir şekilde süresinden evvel feshettiğini, müvekkilinin akaryakıt ikmal edemediği iddiasının tamamen asılsız olduğunu, müvekkilinin davacıdan; davacının alım taahhütünü ihlal etmesi ve davacıya teslim edilen ariyetlerin iade edilmemesi nedeniyle alacaklı olduğu gibi ayrıca kar mahrumiyeti tazminatı ile intifa hakkı bulunan taşınmazın müvekkiline teslim edilmemesi nedeniyle cezai şart alacağı bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı … Pazarlama AŞ vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında bulunan bayilik sözleşmesinin davalının tek taraflı ve haksız feshi ile sona erdiğini, davalının işlettiği istasyonun kurulu bulunduğu taşınmaz üzerinde müvekkili lehine tesis edilmiş, 3 yıllık intifa hakkı bulunduğunu, taşınmazın kullanma hakkı müvekkiline ait olmasına rağmen davalının istasyonu haksız olarak işgal ettiğini, davalının vermiş olduğu taahhütnameye göre bayilik sözleşmesinin her ne sebeple olursa olsun feshedilmesi halinde istasyonun müvekkiline teslim edilmediği her gün için 200 dolar cezai şart ödemeyi kabul ettiğini belirterek, dava tarihi itibariyle işlemiş toplam 164.927,50 TL'lik ecrimisil cezai şart tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili, müvekkilinin bayilik sözleşmesini haklı olarak feshettiğini, karşı tarafın cezai şart talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kural olarak davacı-birleşen davalının davalı-birleşen davacının mal tedarikinde temerrüte düştüğünü yazılı delille ispet etmesi gerekse de dosyaya sunulan dava dışı 3. kişilere ait noter ve mahkeme tespit tutanaklarından ihtilafın sadece dava tarafları arasında yaşanmadığı ve davalı-birleşen davacının dağıtım yükümlülüğünü yerine getiremediğinin ülke çapında bilinen bir durum olduğunu gösterdiği, bu durumun davalı-birleşen davacı açısından temerrüdü ve feshin haklılığını ispatladığı, davalı-birleşen davacının ürün teslim etme yükmülülüğünü yerine getirememesine rağmen intifa hakkından doğan ve bayilik sözleşmesi ile hüküm altına alınan cezai şart talebinin dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği ve hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceği, davacının teminat mektubunun iadesi talebinin haklı olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden; asgari mal alım taahhütnamesi ve cezai şart başlıklı 28/09/2010 tarihli davacı imzasını taşıyan matbu beyanda sözleşmenin her ne sebeple sona ermesi halinde istasyon ve tesisin derhal teslim edileceği, aksi halde beher gün için 200 USD cezai şart ödeneceği hükmünün sözleşmenin haklı nedenle feshinde dahi davacı-birleşen davada davalının davalı-birleşen davada davacı dağıtım şirketine cezai şart ödemekle yükümlü tutulmasının ahlaka aykırı bir düzenleme olduğu ve TBK'nın 27. maddesine aykırılık oluşturduğu için geçersiz olduğu, davacının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği anlaşıldığından davacının cezai şart yükümlülüğünün doğmayacağı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı-birleşen davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyizi, davacının taraflar arasındaki bayilik sözleşmesini feshetmekte haklı olmadığı ve bayilik sözleşmesi ile intifa hakkına ilişkin sözleşmenin farklı hüküm ve sonuçlarının bulunmasına rağmen bu hususların gözetilmediği yönlerine ilişkindir. Taraflar arasında iki tarafa yükümlülükler yükleyen bayilik sözleşmesinin davacı tarafça kendisine mal verilmediği iddiasıyla feshedildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Davalı, peşin satış yaptığı için davacının ödeme yapmaması nedeniyle kendisine mal teslim edilmediğini kaldı ki, davacı tarafça bu konuda herhangi bir ihtar da çekilmediğini bu nedenle feshin haksız olduğunu savunmuştur. Davalının sözleşmeden kaynaklanan ürün verme yükümlülüğünü yerine getirmediği yönündeki iddia karşısında davacının davalıya bu konuda ihtar çekip uygun süre vermesi gerekirken ihtar çekilmeksizin sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesinin haksız olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı tarafça başka bayilerin ihtar çekip delil tespiti yaptırdıkları ileri sürülüp ihtar çekilmesinin fayda vermeyeceği iddiasında bulunulmuş ise de dava dışı bayilerle davalı arasında yaşanan uyuşmazlıkların bu davada davacının ihtar yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağının kabulü gerekir. Mahkemece bu hususların gözetilmemesi isabetsizdir. Birleşen dava yönünden ise, asgari alım taahhütnamesi ve cezai şart başlıklı 28/09/2010 tarihli taahhütnamede "… bunlarla birlikte bayilik sözleşmesinin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde işletmeciliğimiz sona ereceğinden, istasyon ve tesisleri derhal tahliye ederek Şirket'e teslim edeceğimizi, bu yükümlülüğümüzü yerine getirmeyerek fuzuli işgale devam ettiğimiz taktirde sözleşmenin fesih tarihinden itibaren tahliye tarihine kadar geçen her gün için ödeme tarihindeki TCMB döviz efektif satış kuru üzerinden 200 USD (ikiyüz amerikan doları) karşılığı Türk Lira cezai şartı, hiçbir itirazda bulunmaksızın, herhangi bir mahkeme kararı veya ihtara gerek kalmaksızın derhal ve defaten Şirket'e ödeyeceğimizi, … kabul ve taahhüt ederiz." hükmü bulunmaktadır. Davacının feshinin haksız olduğu yukarıda açıklanmış olduğundan bu durumda sözleşme davacının haksız feshi nedeniyle sona ermiş olacağından davacı işlettiği akaryakıt istasyonunu intifa hakkı sahibi olan davalıya teslim etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde fuzuli şagil durumuna düşer. Mahkemece fuzuli işgal ile ilgili yukarıdaki taahhütname hükmü gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması da diğer bir bozma nedenidir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı-birleşen davada davacı yararına takdir edilen 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacı-birleşen davada davalıdan alınarak davalı-birleşen davada davacıya verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 12/09/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kira bedeli ve yan giderler dışındaki ödeme yasağı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 346. maddesine göre kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Madde, yasaklanan ödemeyi tahliye taahhüdüne aykırılık nedeniyle kararlaştırılan cezai şart olarak ayrıca adlandırmamaktadır. İlk cümle, kira ilişkisinde kira bedeli ve yan giderler dışında ödeme yükümlülüğü getirilemeyeceğini gösterir; tahliye tarihine uyulmaması için kararlaştırılan bedelin bu cümle kapsamında olup olmadığını ayrıca belirtmez.

Kira gecikmesine bağlanan ceza koşulu ve muacceliyet

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 346. maddesi iki anlaşmayı özellikle geçersiz sayar. Kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine ilişkin anlaşma geçersizdir. Sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşma da geçersizdir. Geçersizlik, hükmün açıkça saydığı bu anlaşmalar bakımındandır.

Teslim kaydının tahliye taahhüdü olarak nitelendirilmesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2012/5531 esas ve 2012/10427 karar sayılı kararında incelenen kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünün 3. maddesi, kiralananın kira süresi sonunda tam ve sağlam teslim edilmesine, aksi hâlde yıllık kira bedelinin yüzde 50 fazlasının ödenmesine ilişkindir. Daire, bu düzenlemeyi kiralananın kira süresi sonunda tahliye edilmesini amaçlayan ve tahliyeye zorlayan bir tahliye taahhüdü niteliğinde değerlendirmiştir. Bu nitelendirme, kararda incelenen düzenlemeye özgüdür; her teslim veya cezai şart kaydının tahliye taahhüdü sayılacağı sonucu buradan çıkarılmaz.

İlk kira sözleşmesiyle verilen taahhüde bağlı cezai şart

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2012/5531 esas ve 2012/10427 karar sayılı kararı 10.07.2012 tarihinde oyçokluğuyla verilmiştir. Oyçokluğu, çoğunluk gerekçesini tek görüş hâline getirmez.

Çoğunluk gerekçesine göre, ilk kira sözleşmesiyle verilen tahliye taahhüdü kiracının müzayakası altında verildiğinden geçerli bir tahliye taahhüdü olarak kabul edilmemektedir. Bu durumda sözleşmede kararlaştırılan cezai şart, geçersiz tahliye taahhüdüne dayalı ve onun devamı niteliğindedir. Tahliye taahhüdü ile birlikte cezai şartın da geçerli olduğundan söz edilemez ve cezai şartın tahsiline karar verilemez. Karşı oy ise cezai şartı geçerli saymıştır. Karşı oy, çoğunluğun bağlayıcı sonucu değildir.

Aynı kararda asıl davaya ilişkin hüküm onanmıştır. Birleşen davada cezai şartın tahsiline hükmeden karar ise bozulmuştur. Bozma gerekçesinde, hor kullanma tazminatı ve onarım süresi kirası talepleri üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle karar verilmesinin doğru görülmediği belirtilmiştir. Ret veya kabulün usul ya da esas yönü ayrıca belirtilmemiştir.

Bayilik, intifa ve fuzuli işgal cezai şartının ayrılması

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/19637 esas ve 2017/5814 karar sayılı kararı, bayilik sözleşmesinin haksız fesih nedeniyle sona erdiği kabul edilen olayda bayinin işlettiği akaryakıt istasyonunu intifa hakkı sahibi olan tarafa teslim etmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Aksi takdirde bayinin fuzuli şagil durumuna düşeceği açıklanmış; fuzuli işgale ilişkin taahhütname hükmü gözetilmeden hüküm kurulması bozma nedeni sayılmıştır. Bu olay bayilik, intifa ve fuzuli işgale ilişkindir ve ilk kira sözleşmesiyle verilen tahliye taahhüdüyle aynı kapsamda değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/336 esas ve 2024/5919 karar sayılı kararında, bayinin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmeyerek tahliye davası açma yönünde girişimi olmaması, cezai şarttan indirim yapılmasını gerektirir nitelikte görülmüştür. Ekonomik mahva ilişkin bilirkişi tespitleri de bununla birlikte değerlendirilerek belirlenecek cezai şarttan makul bir indirim yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedeni sayılmıştır. İndirim bu uyuşmazlıkta belirtilen olgulara bağlanmıştır; karar, cezai şartın her olayda indirilmesini zorunlu kılan genel bir kural kurmamaktadır. Birleşen davalarda davalı yararına bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/336, K. 2024/5919Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/336 E.  ,  2024/5919 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESi :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/50 Esas, 2023/724 Karar HÜKÜM : Ret, kısmen kabul, kabul Taraflar arasındaki asıl ve birleşen tazminat davalarının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece asıl davanın reddine, birleşen (2013/213) davanın kısmen kabulüne ve birleşen (2015/986 ) davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, asıl davada davacı-birleşen davalarda davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında imzalanan bayilik sözleşmesi uyarınca müvekkilinin davalı firmaya 20.000,00 TL bedelli teminat mektubu verdiğini, davalının sözleşme gereği yerine getirmesi gereken ikmal yükümlülüğünü yerine getirememesi nedeniyle müvekkilinin davalı ile olan sözleşmesini haklı olarak feshettiğini, davalının müvekkilinden hiçbir alacağı bulunmamasına rağmen müvekkiline ait teminat mektubunu haksız olarak nakte çevirdiğini ileri sürerek teminat mektubu bedelinin nakte çevrildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen 2014/213 sayılı dosyada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında bulunan bayilik sözleşmesinin davalının tek taraflı ve haksız feshi ile sona erdiğini, davalının işlettiği istasyonun kurulu bulunduğu taşınmaz üzerinde müvekkili lehine tesis edilmiş, 3 yıllık intifa hakkı bulunduğunu, taşınmazın kullanma hakkı müvekkiline ait olmasına rağmen davalının istasyonu haksız olarak işgal ettiğini, davalının vermiş olduğu taahhütnameye göre bayilik sözleşmesinin her ne sebeple olursa olsun feshedilmesi halinde istasyonun müvekkiline teslim edilmediği her gün için 200 dolar cezai şart ödemeyi kabul ettiğini belirterek dava tarihi itibariyle işlemiş toplam 164.927,50 TL'lik ecrimisil cezai şart tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 3.Birleşen 2015/986 E. sayılı dosyada davacı vekili dava dilekçesinde; intifa hakkı müvekkili şirkete ait olan taşınmazda davalının haksız işgali nedeni ile müvekkilinin sadece kira gelirinden yoksun kalmayıp aynı zamanda istasyon teslim edilip kendisi işletseydi satacağı akaryakıt ürünlerinden sağlayacağı getiriden de mahrum kaldığını, talep ettikleri ecri misil bedelinin 16.04.2013 dava tarihi ile intifanın sona erdiği 28.09.2013 tarihleri arasına ilişkin davalının haksız kullanımından kaynaklanan bedel olduğunu, birleşen diğer davadaki ecri misil taleplerinin ise sözleşmenin feshi tarihi ile dava tarihi arasına ilişkin olduğunu ileri sürerek davalının haksız işgali nedeniyle müvekkili şirketin uğradığı kar mahrumiyeti oranının hesaplanarak bu oran üzerinden ecri-misil tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl davaya ilişkin cevap dilekçesinde davalı vekili, davacının bayilik sözleşmesini haksız bir şekilde süresinden evvel feshettiğini, müvekkilinin akaryakıt ikmal edemediği iddiasının tamamen asılsız olduğunu, müvekkilinin davacıdan; davacının alım taahhütünü ihlal etmesi ve davacıya teslim edilen ariyetlerin iade edilmemesi nedeniyle alacaklı olduğu gibi ayrıca kar mahrumiyeti tazminatı ile intifa hakkı bulunan taşınmazın müvekkiline teslim edilmemesi nedeniyle cezai şart alacağı bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Birleşen 2014/213 E. sayılı dosyaya ilişkin cevap dilekçesinde davalı vekili, müvekkilinin bayilik sözleşmesini haklı olarak feshettiğini, karşı tarafın cezai şart talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Birleşen 2015/986 E. sayılı davaya ilişkin cevap dilekçesinde davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, fesih haklı olduğundan davacının talebinin hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen Karar Mahkemece 11.03.2016 tarihli ve 2013/54, 2016/266 K. sayılı karar ile kural olarak asıl dosyada davacının mal tedarikinde temerrüte düştüğünü yazılı delil ile ispat etmesi gerekse de dosyaya sunulan dava dışı 3. kişilere ait noter ve mahkeme tespit tutanaklarından ihtilafın sadece dava tarafları arasında yaşanmadığı ve davalının dağıtım yükümlülüğünü yerine getiremediğinin ülke çapında bilinen bir durum olduğunu gösterdiği, bu durumun davalı açısından temerrüdü ve feshin haklılığını ispatladığı, birleşen davada davacının, ürün teslim etme yükmülülüğünü yerine getirememesine rağmen intifa hakkından … ve bayilik sözleşmesi ile hüküm altına alınan cezai şart talebinin dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği ve hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceği, asıl davada davacının teminat mektubunun iadesi talebinin haklı olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne; birleşen dava yönünden; asgari mal alım taahhütnamesi ve cezai şart başlıklı 28.09.2010 tarihli davacı imzasını taşıyan matbu beyanda sözleşmenin her ne sebeple sona ermesi halinde istasyon ve tesisin derhal teslim edileceği, aksi halde beher gün için 200,00 USD cezai şart ödeneceği hükmünün sözleşmenin haklı nedenle feshinde dahi dağıtım şirketine cezai şart ödemekle yükümlü tutulmasının ahlaka aykırı bir düzenleme olduğu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 27 nci maddesine aykırılık oluşturduğu için geçersiz olduğu, asıl davada davacının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği anlaşıldığından davacının cezai şart yükümlülüğünün doğmayacağı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm birleşen dosya davacısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 12.09.2017 tarihli ve 2016/19637, 2017/5814 K. sayılı kararı ile taraflar arasında iki tarafa yükümlülükler yükleyen bayilik sözleşmesinin davacı tarafça kendisine mal verilmediği iddiasıyla feshedildiği, davalının, peşin satış yaptığı için davacının ödeme yapmaması nedeniyle kendisine mal teslim edilmediğini, davacı tarafça bu konuda herhangi bir ihtar da çekilmediğini bu nedenle feshin haksız olduğunu savunduğu, davalının sözleşmeden kaynaklanan ürün verme yükümlülüğünü yerine getirmediği yönündeki iddia karşısında davacının davalıya bu konuda ihtar çekip uygun süre vermesi gerekirken ihtar çekilmeksizin sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesinin haksız olduğu, her ne kadar davacı tarafça başka bayilerin ihtar çekip delil tespiti yaptırdıkları ileri sürülüp ihtar çekilmesinin fayda vermeyeceği iddiasında bulunulmuş ise de dava dışı bayilerle davalı arasında yaşanan uyuşmazlıkların bu davada davacının ihtar yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, birleşen dava yönünden ise; asgari alım taahhütnamesi ve cezai şart başlıklı 28.09.2010 tarihli taahhütnamede "… bunlarla birlikte bayilik sözleşmesinin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde işletmeciliğimiz sona ereceğinden, istasyon ve tesisleri derhal tahliye ederek Şirket'e teslim edeceğimizi, bu yükümlülüğümüzü yerine getirmeyerek fuzuli işgale devam ettiğimiz takdirde sözleşmenin fesih tarihinden itibaren tahliye tarihine kadar geçen her gün için ödeme tarihindeki TCMB döviz efektif satış kuru üzerinden 200,00 USD (ikiyüz amerikan doları) karşılığı Türk Lira cezai şartı, hiçbir itirazda bulunmaksızın, herhangi bir mahkeme kararı veya ihtara gerek kalmaksızın derhal ve defaten Şirket'e ödeyeceğimizi, … kabul ve taahhüt ederiz." hükmü bulunduğu, davacının feshi haksız olduğundan, fesihle sözleşme sona ermiş olacağından davacının, işlettiği akaryakıt istasyonunu intifa hakkı sahibi olan davalıya teslimle yükümlü olduğu, aksi takdirde fuzuli şagil durumuna düşeceği, mahkemece fuzuli işgal ile ilgili yukarıdaki taahhütname hükmü gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmasının diğer bir bozma nedeni olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davaya ilişkin kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/986 E. sayılı dosyası işbu dava dosyası ile birleştirilmiştir. C.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamındaki gerekçe ile asıl davanın reddine; birleşen 2013/213 E. sayılı dosya bakımından, asgari alım taahhütnamesi ve cezai şart başlıklı 28.09.2010 tarihli taahhütnamede "… bunlarla birlikte bayilik sözleşmesinin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde işletmeciliğimiz sona ereceğinden, istasyon ve tesisleri derhal tahliye ederek Şirket'e teslim edeceğimizi, bu yükümlülüğümüzü yerine getirmeyerek fuzuli işgale devam ettiğimiz taktirde sözleşmenin fesih tarihinden itibaren tahliye tarihine kadar geçen her gün için ödeme tarihindeki TCMB döviz efektif satış kuru üzerinden 200 USD (ikiyüz amerikan doları) karşılığı Türk Lira cezai şartı, hiçbir itirazda bulunmaksızın, herhangi bir mahkeme kararı veya ihtara gerek kalmaksızın derhal ve defaten Şirket'e ödeyeceğimizi, … kabul ve taahhüt ederiz." hükmü gereği, davacının noter ihtarı ile sözleşmeyi feshettiğini davalı tarafa bildirdiği/tebliğ edildiği tarihten itibaren dava tarihine kadar (10.01.2012-16.04.2013 tarihleri arası) yapılan hesaba göre haksız işgalden kaynaklı cezai şart bedelinin 165.848.76 TL hesaplandığı, ancak dava değerinin 164.927,50 TL olduğu, birleşen 2015/986 E. sayılı dosya bakımından, ana dağıtım firmasının yeni bayilik bulması için belirlenen sürenin yerleşik Yargıtay kararlarına göre 6 ay olup, Enerji Petrol'ün 10.01.2012 ile 10.07.2012 tarih aralığında altı aylık süre için talep edebileceği kâr mahrumiyeti'nin 25.194,40 TL olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen 2013/213 E. sayılı dosyada açılan davanın kısmen kabulüne, birleşen 2015/986 E. sayılı dosyada açılan davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı -birleşen davalarda davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl davada davacı-birleşen davalarda davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin feshinin 6098 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi kapsamında süre verilmesini gerektirmeyen durumlara ilişkin olduğunu, birleşen davalarda hükmedilen cezai şart bedelinin, müvekkilinin mahvına sebebiyet verebilecek düzeyde olduğu gözetilerek cezai şart bedelinde takdiri indirim yapılması gerektiğini, borçlunun kusurunun olmaması/ağır olmaması halinde cezai şarttan sorumlu olmayabileceğini ya da indirim yapılabileceğini, buna göre, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 12. maddesinin (e) bendinde yer alan düzenlemeye rağmen davalının herhangi bir girişiminin olmadığını, sözleşmenin feshine yönelik noter ihtarı ile birlikte bayilik sözleşmesine ilişkin ariyet malzemelerinin davalı tarafça teslim alınması için de ihtarda bulunulduğunu, birleşen 2013/213 sayılı dosya açısından, cezai şart bedelinin ancak dava tarihine kadarki kısmının istenebileceğini, cezai şartın ekonomik mahva sebebiyet verme sınırının doğru belirlenmediğini, bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin hatalı olduğunu, cezai şartın, asgari mal alım taahhüdü ile ilişkilendirilerek hesaplanmasının doğru olmadığını, müvekkili şirketin bulunduğu coğrafi konumun, tarafların sosyo ekonomik durumlarının gözetilerek cezai şart ile bu cezai şarta uygulanacak indirimin belirlenmesi gerektiğini, müvekkili şirketin 2013 yılındaki öz kaynağının doğrudan esas alınmış olması ve bu öz kaynağın tamamının şirketin iş ve işlemlerinde kullanılmasının hayatın olağan akışına aykırı olması nedenleriyle kararında belirlenen cezai şart bedelinin somut olayın özelliğine oranla yüksek belirlendiğini, kâr mahrumiyetinin (müspet zararın) talep edilebilmesi için, taraflar arasındaki sözleşmede açıkça bu yönde hüküm bulunması gerektiğini, taraflar arasında akdedilmiş hiçbir sözleşme, taahhüt ya da ek protokolde kâr mahrumiyetinin veya müspet zararların talep edilebileceğine yönelik hüküm bulunmadığını, kâr mahrumiyeti hesaplanırken esas alınan tarihler dikkate alındığında, müvekkili şirketin her yılın 10 Ocak ve 10 Temmuz tarihleri arası almış olduğu akaryakıt ürünü oranlarının tespiti ve buna göre hesaplama yapılması gerekirken, tüm çalışma süresi boyunca alınan akaryakıt ürünlerinin oranlamasına göre hesaplama yapılmasının doğru olmadığını, 2015/986 dosyasındaki talebe ilişkin ıslahın zamanaşımına uğradığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen davalar taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin feshi nedeniyle talep olunan alacak ve tazminat taleplerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19, 158 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesi. 3. Değerlendirme 1.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, Balcılar Petrol San. Ltd. Şti. vekilinin asıl davaya yönelik tüm, birleşen davalara yönelik aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir. 2.Birleşen Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/986 E. sayılı dosyasında davalı vekilinin zamanaşımına yönelik savunmaları dikkate alınarak, ıslah tarihi itibarı ile ıslah edilen miktarın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı değerlendirilmeksizin karar verilmesi doğru görülmemiştir. 3.Taraflar arasındaki 28.09.2010 tarihli Bayilik Sözleşmesinin "Fesih" başlıklı 12. maddesinin (e) bendinde yer alan "İşbu sözleşmenin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde, Bayi'nin söz konusu yerlerle ilgili işletmeciliği de sona erecektir. Bayi, sözleşmenin feshini müteakiben herhangi bir mahkeme kararı gerekmeksizin istasyon ve tesisleri derhal tahliye ederek Şirket'e teslim edeceğini kabul ve taahhüt etmiştir. Bayi bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek fuzuli nitelik kazanan işgaline devam ederse, Şirket bu konudaki diğer dava hakları saklı kalmak kaydıyla, Bayinin fuzuli işgaline son verilerek tahliyesini sağlamak üzere açacağı dava kesinleşinceye kadar söz konusu istasyon ve tesislerin bir yediemine tevdiini mahkemeden ve bayiden talep etme hakkını haizdir. Bayi bu talebi kayıtsız şartsız yerine getirmeyi, bila itiraz, kabul ve taahhüt etmiştir. Tahliyenin gecikmesi halinde Bayi her geçen gün için Şirket'in uğrayacağı zarar ve ziyanı ödeyecektir. Şirket bu yaptırımlardan herhangi birini veya bir kaçını veya tümünü Bayi'ye uygulama hakkına sahiptir. Bayi bu hususların uygulanmasına muvafakat ettiğini ve bu hallerde herhangi bir hak talebinde bulunmayacağını beyan, kabul ve taahhüt etmiştir." düzenlemesi dikkate alındığında, davacının üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmeyerek tahliye davası açma yönünde bir girişiminin olmadığı hususunun davalı aleyhine hükmedilebilecek cezai şarttan indirim yapılmasını gerektirir mahiyette olduğu, ayrıca 15.04.2021 tarihli bilirkişi raporundaki ekonomik mahva ilişkin tespitler birlikte değerlendirilerek belirlenecek cezai şarttan makul bir indirim yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Balcılar Petrol San. Ltd. Şti. vekilinin asıl davaya yönelik tüm, birleşen davalara yönelik diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Mahkeme kararının birleşen davalarda davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde asıl davada davacı-birleşen davalarda davalıya iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 03.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/336 esas ve 2024/5919 karar sayılı kararında yalnız madde numaraları sayılmıştır. Karar bu maddelerin metinlerini aktarmamaktadır. Numaraların sayılması, madde içeriğinin belirlendiği veya tahliye taahhüdüne uygulanabilirliğin çıkarılabileceği anlamına gelmez.

Sık sorulan sorular

Kiracıya kira ve yan gider dışında ödeme yüklenebilir mi?

Hayır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 346. maddesine göre kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez.

Kira zamanında ödenmezse cezai şart geçerli olur mu?

Hayır. Kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine ilişkin anlaşma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 346. maddesine göre geçersizdir.

Ödenmeyen kira sonraki bedelleri muaccel yapar mı?

Sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 346. maddesine göre geçersizdir.

İlk sözleşmedeki tahliye taahhüdüne bağlı cezai şart tahsil edilir mi?

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2012/5531 esas ve 2012/10427 karar sayılı kararı oyçokluğuyladır. Çoğunluk gerekçesinde, ilk kira sözleşmesiyle ve kiracının müzayakası altında verilen tahliye taahhüdü geçerli kabul edilmemiş; bu taahhüde dayalı ve onun devamı niteliğindeki cezai şartın tahsiline karar verilemeyeceği açıklanmıştır. Karşı oy cezai şartı geçerli saymış, ancak bu görüş çoğunluğun sonucu değildir.

Tam teslim edilmezse yıllık kiranın yüzde 50 fazlası her kayıtta tahliye taahhüdü müdür?

Hayır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, yıllık kira bedelinin yüzde 50 fazlasının ödenmesine ilişkin kaydı, incelediği sözleşmedeki teslim düzenlemesi bakımından tahliyeyi amaçlayan tahliye taahhüdü niteliğinde değerlendirmiştir. Bu sonuç her teslim veya cezai şart kaydına genellenemez.

Bayilikte teslim edilmeyen süre için cezai şart ayrıca incelenir mi?

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/19637 esas ve 2017/5814 karar sayılı kararında, haksız fesih nedeniyle sona eren bayilik ilişkisinde istasyonun intifa hakkı sahibine teslim edilmemesi hâlinde fuzuli işgale ilişkin cezai şart taahhüdünün gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu değerlendirme ilk kira sözleşmesiyle verilen tahliye taahhüdüyle aynı kapsamda değildir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu