Süresiz Nafaka Nedir ve Hangi Hallerde Sona Erer?

by Avukat Erdal Ersoy
Süresiz Nafaka Nedir ve Hangi Hallerde Sona Erer?

Süresiz nafaka, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde hükme bağlanan yoksulluk nafakasıdır. Kanun düzenlemesine göre, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak şartıyla, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka talep edebilir. Bu talepte nafaka yükümlüsünün kusurlu olup olmadığı aranmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Yoksulluk Nafakasının Koşulları ve Taleple Bağlılık

Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için talepte bulunan eşin boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek bulunması ve boşanmaya neden olan olaylarda kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Nafaka borçlusunun kusursuzluğu nafaka tayinine engel oluşturmaz; borçlunun malî gücü oranında nafaka takdir edilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez, duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 26Kaynağı aç
MADDE 26- (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır. Hukuki dinlenilme hakkı

Evlenmenin Butlanı Halinde Nafaka Hükümleri

Evlenmenin butlanına karar verilmesi durumunda da nafaka yönünden boşanma hükümleri uygulanır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 158. maddesi uyarınca, evlenmenin butlanına karar verildiğinde eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler tatbik edilir; evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 158Kaynağı aç
Madde 158- Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur. Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır. E. Mirasçıların dava hakkı

Nafakanın Ödenme Biçimleri: İrat veya Toptan Ödeme

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin birinci fıkrasına göre yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Öte yandan manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki

Yoksulluk nafakasının toptan ya da irat biçiminde ödenebilmesine karar verilebilmesi için kusurun niteliği, evliliğin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile ödeme gücü ve istekleri göz önünde bulundurulur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/6013 Esas ve 2024/3183 Karar sayılı ilamında, somut olayda tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evliliğin süresi ve ortak çocuk bulunmayışı dikkate alındığında toptan ödeme hususunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek irat biçiminde karar verilmesi bozma nedeni yapılmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/44 Esas ve 2024/6742 Karar sayılı ilamına konu uyuşmazlıkta ise ilk derece mahkemesince fiili evlilik süresinin bir yıldan az olması ve tarafların sosyal-ekonomik durumları ile kusur durumları gözetilerek toptan yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi kararı temyiz denetiminden geçerek onanmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6013, K. 2024/3183Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/6013 E.  ,  2024/3183 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1056 E., 2023/1041 K. KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Tomarza Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2022/132 E., 2022/185 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince boşanma her iki davanın kabulü ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın davalı-davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile kararın kaldırılarak karar vermek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın davalı-davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde özetle; evlendikleri günden itibaren müvekkile davalının anne ve babası baskı yapmaya başladığını, bir gün davalı-davacı erkeğin düğünde takılan takıları müvekkilinden habersiz alıp gittiğini, jandarmaya haber eden müvekkil davalı-davacı hakkında şikayetçi olduğunu, ancak sonradan savcılık ve karakolda yaptığımız araştırmamızda Jandarmanın ikametgaha kadar gelmesine rağmen işlem yapmadığını öğrenmiş bulunduklarını, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarını, kadın için aylık 700,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini,, davacı ile sadece 2 ay birlikte kaldıklarını, bu 2 ayın 1 ayı da ailesinin yanında kaldığını, annesi hastalanmış yanında refakatçi kaldığını, bu durumları hep anlayışla karşıladığını, ancak davacı evlilik sorumluluklarını yerine getirmediğini, kendisini yüzüstü bıraktığını, davacı baştan itibaren kendi ailesinin etkisinde kaldığını "mal geldin mal gidiyorsun, layığını buldun" şeklinde sözler söylediğini, Tomarza Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/18 Değişik İş sayılı dosyası ile eve dön çağrısında bulunduğunu, ancak davacı eve dönmediğini, açmış olduğu karşı dava ile davacı karşı davalının dava ve taleplerinin reddine, tarafınca açılan karşı boşanma davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, lehine 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline ve yargılama masrafları ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2022 tarih ve 2021/104 Esas, 2022/49 Karar sayılı kararı ile; dinlenen tanık ifadelerinden her iki tarafın da eş ve aileleri arasında dengeyi kuramadığı anlaşılmış, kadının sebepsiz evi terkinin ve erkeğin düğünde takılan takılara el koymasının karşılıklı güvensizlik ortamı yarattığı anlaşılmış, bu sebeple taraflar boşanmada eşit kusurlu sayılarak maddî manevî tazminat talepleri karşılıklı olarak reddedilmiş, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, boşanma sonucu kadının yoksulluğa düşeceği anlaşılmakla kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı erkek vekili tarafından her iki dava ve fer'îler yönünden istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 29.06.2022 tarih ve 2022/1326 Esas, 2022/1312 Karar sayılı kararı ile, ilk derece mahkemesi tarafından tarafların gösterdikleri delillerin toplanması ve tanıkların dinlenerek karar verilmesi gerekmesine rağmen istinaf başvurusunda bulunan erkeğin tüm tanıklarının dinlenmeden tarafların eşit kusurlu sayılmalarına kanaat edinilmesi, taraflarca dayanılan kusurlu davranışlardan hangilerinin ispat edildiği hangisinin ispat edilmediği açıklanmadan hatalı karar verilmesi doğru bulunmadığından davalı-davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının tamamen kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaldırma gereği diğer tanıklar da dinlenmiş ve davalının ailesinin eylemlerinin, davalı tanıklarının beyanlarına göre davacının ailesinin eylemlerinin olduğu ve tarafların bu hususta dengeyi kuramadığı, evliliklerine her iki aileninde olumsuz etkisinin olduğu bu kapsamda taraflardan birinin diğerinden ağır kusurlu olmadığı, davacı tanıklarının beyanlarında davalının altınları alıp gittiği, davalı tanıklarının beyanlarında davacının evliliğin 2. gününde ailesinin evine gittiğinin daha sonra gelip pek çok kez gittiğinin belirtilmesi bakımından, tarafların ortak aile konutunda bir arada hayatı sürdürmeleri gerektiği gibi Yargıtay İçtihatlarında ve toplumda yer alan görüşe göre de düğünde takılan ziynet eşyaların geline ait olacak olması ve tarafların evden uzun süreli ayrılma ile düğünde takılan ziynet eşyalarını alıp gitme eylemlerinin denk olduğu taraflardan birine diğerinden fazla kusur yüklenemeyeceği anlaşıldığından asıl davanın ve karşı davanın ayrı ayrı kabulü ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına, kadın lehine aylık 500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasına hükmedilmesine, tarafların maddî ve manevî tazminat taleplerinin ayrı ayrı eşit kusur nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı erkek vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur belirlemesi hatalı olduğu, nafakaların fazla, evlilik kısa olmasının gözetilmesi gerektiğini belirterek temyiz isteminde bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle; davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur belirlemesi hatalı olduğu, nafakaların fazla, evlilik kısa olmasının gözetilmesi gerektiğini belirterek temyiz isteminde bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı ve kadın yararına hükmedilen nafakalar noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 175 inci ve 176 ncı maddesi, 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-davacı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 4721 sayılı Kanun'un 176 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince yoksulluk nafakasının, toptan veya durumun gereklerine göre aylık irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Yoksulluk nafakasının toptan ya da irat biçiminde ödenebilmesine karar verilebilmesi için, kusurun niteliği, evliliğin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile ödeme gücü ve isteklerinin göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. Somut olayda tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evliliğin süresi ve ortak çocuklarının bulunmayışı dikkate alındığında yoksulluk nafakası yükümlüsünün, yoksulluk nafakasını toptan ödemesi hususunun değerlendirilmesi gerekirken, irat biçiminde ödenmesine karar verilmesi somut olay bakımından isabetli bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden BOZULMASINA, 3.Davalı-davacı erkeğin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/44, K. 2024/6742Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2024/44 E.  ,  2024/6742 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2335 E., 2023/2987 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorum 3. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/484 E., 2023/409 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve karşı davanın kabulü ile boşanma ve fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı erkek vekili dava ile cevap ve karşı davaya cevap dilekçelerinde; kadının, ev işlerini yapmadığını, huzursuzluk çıkardığını, müvekkiline karşı müvekkilinin ailesini kötülediğini, müvekkilinin kardeşini yanından göndermesini Almanya'ya müvekkilin yanına gelmek için şart koştuğunu, müvekkilinin gönderdiği paraları kendi ailesine harcadığını, müvekkilini ve ailesini aşağıladığını, hor gördüğünü ve hakaret ettiğini, müvekkilinin Türkiye'ye geldiğinde ise soğuk davrandığını, kadının kardeşlerinin müvekkiline hakaret ve tehdit ettiğini, kadının iddialarını kabul etmediklerini, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını beyanla davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin müvekkiline verilmesine, müvekkili lehine 500,00 TL maddî ve 10.000,00 TL manevî tazminata, kadının karşı davasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı kadın vekili cevap ile karşı dava ve cevaba cevap dilekçesinde; erkeğin iddialarının asılsız olduğunu, kabul etmediklerini, erkeğin, bağımsız konut açmadığını, erkeğin ailesinin müvekkiline baskı yaptığını, erkeğin, müvekkilini yurt dışına yanına götürmek istemediğini ve gerekli işlemleri yapmadığını, müvekkiline eş gibi davranmadığını, en son erkeğin telefonlarını kapatıp müvekkili ile görüşmediğini, kendisine ulaşılamadığını, erkeğin ise daha sonra mesajla boşanmak istediğini söylediğini, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını beyanla asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müvekkili lehine aylık 5.000,00 TL tedbir ve yoksululuk nafakası ile 1.000.000,00 TL maddî ve 1.000.000,00 TL manevî tazminata, ziynet eşyalarının aynen iadesine. aynen iade olmaması halinde şimdilik 1.000.00 TL bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin, kadının en son dil sınavını kazanmasına rağmen yurt dışına gidebilmesi için gerekli başvuruları yapması gereken aşamada her ne kadar iflas ettiği için yanına aldırma koşullarının sağlanmadığı iddia edilse de, bu süreçte eşinin telefonlarına cevap vermediği, engellediği, kadının istediği zaman yurt dışındaki eşine ulaşamadığı, kadının ise, başta yurt dışına çıkana kadar eşinin ailesi ile oturmayı kendisi kabul etmesine rağmen bir müddet sonra, özellikle eşinin iflas durumu ortaya çıktıktan sonra eşinin ailesine karşı kötü davranmaya ve ailesini eşine kötülemeye başladığı ve tarafların fiilen uzun süredir ayrı yaşadıkları, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu, mevcut veya beklenen menfaatlerinin boşanma yüzünden zedelenen, boşanmaya sebep olan olaylar sebebiyle kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın lehine, tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, kişilik haklarına özellikle aile bütünlüğüne yapılan saldırının ağırlığı ve tarafların evlilik birliğinin kısa süreli olması dikkate alınarak kadın yararına maddî ve manevî tazminata, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan kadın lehine, tarafların evlilik birliğinin fiilen bir yıldan az olması, tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırmaları, gelirleri ve ekonomik seviyeleri, kusur durumları ve diğer kişisel özellikleri dikkate alınarak toptan yoksulluk nafakasına karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile asıl ve karşı davanın kabulüne, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, kadın lehine hükmedilen aylık 500,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi ile aylık 900,00 TL'ye artırılmasına, kadın lehine boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren ödenmek üzere toptan 30.000,00 TL yoksulluk nafakası ile 35.000,00 TL maddî ve 35.000,00 TL manevî tazminata, erkeğin maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine, kadının ziynet alacağı davasının tefriki ile yeni esasa kaydına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı-davalı erkek vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; karşı davanın kabulü, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî, manevî tazminat ve miktarları, ziynet alacağı davasının tefriki yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Davalı-davacı kadın vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat miktarları, yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmesi yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dosyası içeriğine ve dosyadaki yazılara göre davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin dava dosyası içinde bulunduğu, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı-davalı erkek vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; karşı davanın kabulü, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî, manevî tazminat ve miktarları yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı-davacı kadın vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat miktarları, yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmesi yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, karşılıklı açılan boşanma davalarının ispatlanıp ispatlanmadığı ve kabulü şartlarının olup oluşmadığı, kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı, kadın lehine tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, miktarlarının uygun olup olmadığı, yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine hükmedilmesinin usul ve kanuna uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü, 175 inci ve 176 ncı maddesi; 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi, 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'nun 50 nci ve 51 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Nafaka Miktarının Değiştirilmesi ve Belirlenmesi

İrat biçiminde belirlenen yoksulluk nafakasında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Ayrıca aynı maddenin beşinci fıkrası gereğince hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

İrat Biçimindeki Nafakanın Sona Ermesi

İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın sona ermesi kanunda iki ayrı hukuki sebebe bağlanmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde nafaka kendiliğinden kalkar.

Buna karşılık alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde nafaka kendiliğinden kalkmaz; bu olguların varlığı hâlinde nafakanın mahkeme kararıyla kaldırılması gerekir.

Diğer Bakım ve Nafaka Yükümlülükleri ile Ayrımı

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi

Akrabalık ilişkisine dayanan nafaka borcu ise Türk Medeni Kanunu'nun 364. maddesinde yer alır. Hükme göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile refah içinde bulunmaları koşuluyla kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür; eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler ise saklıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 364Kaynağı aç
Madde 364- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır. B. Dava hakkı

Nafaka Alacağının İcrası, Sıra Cetveli ve Zamanaşımı

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 140. maddesi uyarınca satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi sıra cetveli düzenler. Alacaklılar Kanun'un 206. maddesi mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar ve ilk üç sıraya kayıt için haciz talebi tarihi esas alınır. Haciz yolu ile takiplerde kural alacaklıların haciz tarihlerine göre sıralanmasıdır. İcra ve İflas Kanunu'nun 206. maddesindeki imtiyazlar, hacze iştirak hali hariç, sonraki tarihli haciz alacaklısını önceki tarihli haciz alacaklısının önüne geçirmez.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 140Kaynağı aç
Madde 140 – Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemiye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar. Alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar. Bununla beraber ilk üç sıraya kayıt için muteber olan tarih haciz talebi tarihidir. Cetvel suretlerinin tebliği:
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2014/5075, K. 2014/4871Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2014/5075 E.  ,  2014/4871 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana 5. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 26/03/2013 NUMARASI : 2013/52-2013/219 Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan M.. Y.. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Şikayetçi vekili, müvekkilinin alacağı ilama bağlı nafaka alacağı olduğu halde, düzenlenen sıra cetvelinde müvekkiline pay ayrılmadığını, satış bedelinden öncelikle ipotek alacaklısı şikayet olunan bankaya pay ayrıldıktan sonra kalan paranın tamamen şikayet olunan M.. Y..'ın alacaklı olduğu icra dosyasına ödendiğini, oysaki müvekkilinin alacaklı olduğu icra dosyasına birinci sırada pay ayrılması gerektiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir. Şikayet olunan M.. Y.. vekili, şikayetin süresinde yapılmadığını, şikayetçinin alacağı birikmiş nafaka alacağı olduğundan imtiyazlı alacak hükmünde olmadığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Şikayet olunan … Bankası A.Ş. vekili, şikayetin süresinde yapılmadığını, müvekkili bankanın alacağının ipotekle teminat altına alınmış imtiyazlı bir alacak olduğunu ve ipotek tarihinin şikayetçinin nafaka alacağının doğduğu tarihten önce olduğunu, öte yandan birikmiş nafaka alacağının adi alacak olarak sıraya tabi tutulacağını savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, şikayetçinin, 31.03.2006 tarihinde açılan ve 04.05.2006 tarihinde kesinleşen dava sonucu alınan ilama dayalı birikmiş nafaka alacağı bulunduğu, şikayet olunan bankanın ipotek tarihinin ise 21.05.2004 tarihi olduğu, bu bakımdan ….Bankası A.Ş. yönelik şikayetin yerinde olmadığı, her ne kadar diğer şikayet olunan M.. Y..'ın 30.03.2007 tarihli haczi, şikayetçinin 25.08.2008 tarihli haczinden önce ise de, İİK'nın 206. maddesi uyarınca nafaka alacağı imtiyazlı alacaklardan olduğundan, düzenlenen sıra cetvelinde şikayetçiye 2. sırada yer verilmesi gerekirken, 3. sırada yer verilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle, sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir. Kararı, şikayet olunan M.. Y.. vekili temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2- Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. İİK'nın 101. maddesinin 1. fıkrası; "Borçlunun eşi ve çocukları ve vasi veya kayyımı olduğu şahıslar evlenme, velayet veya vesayetten mütevellit alacaklar için önce icrası lazım gelen takip merasimine lüzum olmaksızın ilk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar aynı derecede hacze iştirak edebilirler. Şu kadar ki bu hak ancak haciz, vesayetin veya velayetin veya evliliğin devamı esnasında veya zevalini takip eden sene içinde yapıldığı takdirde istimal olunabilir. Bir dava veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz…" hükmünü, 3. fıkrası da; "Nafaka ilamına istinat eden alacaklı önce takip merasiminin icrasına lüzum olmaksızın her zaman aynı derecede hacze iştirak edebilir…" hükmünü içermektedir. Buna göre, bir yıllık süre ile sınırlı olmaksızın nafaka ilamına bağlı alacak için önceden takip yapılmadan her zaman hacze iştirak edilebilir. Yasadaki "her zaman" ibaresini, satış bedelinin vezneye girmesine kadar iştirak edebileceği şeklinde anlamak gerekir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 19.02.2009 tarih ve 2008/12471 E., 2009/1290 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; nafaka alacaklısı takip talebinde bulunmasına, takibi kesinleştirmesine ve bunun sonucunda kendisine kesin haciz yetkisinin gelmesine gerek olmaksızın hacizli malın paraya çevrilip bedelinin icra veznesine girmesi anına kadar hacze takipsiz iştirak etme hakkına sahiptir. Öte yandan, İİK'nın 206. maddesi, anılan Yasa'nın “İflasın hukuki neticeleri” başlıklı yedinci babında yer almaktadır. Bu madde hükmü, iflas tasfiyesi sırasında düzenlenen sıra cetvelindeki imtiyazları düzenlemekte olup, hacze iştirak hali dışında haciz yolu ile ilgili takiplerde uygulanmaz. Haciz yolu ile takiplerde bedeli paylaşıma konu malın satış tutarı bütün alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmezse, bir sıra cetveli düzenlenir. Haciz yolu ile takiplerde düzenlenen sıra cetvelinde kural, alacaklıların haciz tarihlerine göre sıralanmasıdır. Bunun için ilk kesin haciz sahibi alacaklı ve buna iştirak edebilecek diğer alacaklılar belirlenerek hacze iştirak dereceleri ve her derece içinde de sıralar oluşturulur. İİK'nın 140. maddesinin ikinci fıkrasında 206. maddeye atıf yapılmış ise de, bu maddedeki imtiyazların sadece aynı derecede hacze iştirak eden ve kamu alacağı sahibi olmayan alacaklılara karşı ileri sürülmesi mümkündür. Diğer bir deyişle, İİK'nın 206. maddesindeki imtiyazlar, (hacze iştirak hali hariç, İİK.m.100-101) haciz yolu ile takiplerde düzenlenen sıra cetvellerinde, sonraki tarihli haciz sahibi alacaklıyı önceki tarihli haciz sahibi alacaklının önüne geçiremez. Somut olayda, şikayetçinin, nafaka ilamına dayalı olarak satış bedelinin vezneye girmesine kadar ilk haciz olan şikayet olunan M.. Y..'ın haczine takipsiz iştirak etmesi mümkün iken, bu yolu seçmediği, Adana 10. İcra Müdürlüğü'nün 2008/4657 E. sayılı dosyası ile icra takibine başladığı, bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine haciz koydurduğu anlaşılmış olup; şikayetçinin şikayet olunan tarafından haciz konulan taşınmaz üzerine haciz koydurmasının, bu hacze iştirak iradesini içerdiğinin kabulü gerekir. Kural olarak iştirak alacaklısı, haczi koyduran takip alacaklısı ile birlikte malların satış bedelinden alacağını alır. Satış sonunda bu para, alacaklılar arasında garameten paylaşılır. Ancak imtiyazlı alacaklılar İİK.'nın 206. maddesinde düzenlenmiş olup, şikayetçi hem İİK.'nın 201. maddesi anlamında takipsiz iştirak alacaklısı, hem de 206/4-C maddesi anlamında imtiyazlı alacaklıdır. Eğer hacze takipsiz iştirak eden alacaklının alacağı İİK.'nın 206. maddesine göre imtiyazlı alacak durumunda ise, iştirak edebileceği alacaklının da aynı sırada olması halinde satış bedeli garameten paylaştırılır, iştirak edebileceği alacaklı daha sonraki bir sırada ise takipsiz iştirak alacaklısına satış bedelinden öncelikli pay ayrılır, yani bu durumda satış bedeli, hacze takipsiz olarak iştirak eden alacaklı ile ilk haczi koyduran alacaklı arasında alacakları oranında paylaştırılmaz, satış bedelinden önce, "imtiyazlı alacaklı" durumundaki alacaklı faydalanır. Eğer para artarsa ilk haczi koyduran alacaklıya verilir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 10.11.2010 tarih ve 10107 E., 12780 K. sayılı ilamı ile Dairemizin 11.10.2011 tarih ve 580 E., 983 K sayılı ilamı bu yöndedir. Bu durumda mahkemece, yukarıdaki açıklama ve ilkelere uygun olarak şikayetçinin haczinin, ilk haciz sahibi şikayet olunan M.. Y..'ın ilk sıradaki haczine iştiraki koşullarının oluştuğu, aynı derece içerisinde şikayetçinin İİK.'nın 206/4-C maddesindeki imtiyazı nedeniyle satış bedelinden öncelikli olarak faydalanması, para artması durumunda şikayet olunana verilmesi gerektiği gerekçede belirtilerek, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, şikayetçi ve anılan şikayet olunanın aynı derece içerisinde farklı sıralarda yer almaları gerektiği gözardı edilerek ve şikayetçi ile anılan şikayet olunanın aynı derece içerisinde, ancak şikayetçinin ilk sırada olduğu belirtilmeden şikayetçinin 2. sıraya alınması suretiyle hüküm kurulması, sonucu etkilememekle birlikte anılan yasa hükmünü ve ilkeyi tam olarak karşılamadığından, kararın gerekçe yönünden bozulması gerekmiştir. Öte yandan, sıra cetveline yönelik şikayetlerde İcra Mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK. m.17/I) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, hüküm fıkrasında, gerekçede yer alması gereken sıralamanın ya da paylaştırmanın nasıl yapılacağının gösterilmesi, özel olarak İİK'nın 17/1. maddesine ve genel olarak ta hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK'nın 297/2. maddesine aykırı olduğu gibi, icra müdürünün yerine geçilmek suretiyle mahkemece sıra cetvelinin düzenlenmesi anlamına da geldiğinden doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle şikayet olunan M.. Y.. vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayet olunan yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 101. maddesi uyarınca nafaka ilamına dayanan alacaklı, önceden takip merasiminin icrasına lüzum olmaksızın, suiniyet hali müstesna olmak üzere her zaman aynı derecede hacze iştirak edebilir; bu hak satış bedeli icra veznesine girinceye kadar kullanılabilir. İştirak halinde, Kanun'un 206. maddesi gereğince nafaka alacağının haciz talep tarihinden önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan kısmı satış bedelinden öncelikle karşılanır; anılan imtiyazdan yararlanmayan aşan kısım ise garameten paylaştırmaya tabi tutulur.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2017/947, K. 2020/3231Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2017/947 E.  ,  2020/3231 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Şikayetçi vekili, müvekkilinin ilama dayalı nafaka alacağına, sıra cetvelinde öncelikle olarak pay ayrılması gerekirken, yasaya aykırı olarak, ilk sırada şikayet olunanın alacaklı olduğu icra dosyasına pay ayrıldığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir. Şikayet olunan vekili, şikayetçinin birikmiş nafaka alacağının adi alacak niteliğinde olduğunu, herhangi bir önceliği ve imtiyazı bulunmadığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir. İcra mahkemesince, birikmiş nafaka alacağının adi alacak niteliğinde olduğu gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir. Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir. Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. İİK'nın 101. maddesinin 1. fıkrası; "Borçlunun eşi ve çocukları ve vasi veya kayyımı olduğu şahıslar evlenme, velayet veya vesayetten mütevellit alacaklar için önce icrası lazım gelen takip merasimine lüzum olmaksızın ilk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar aynı derecede hacze iştirak edebilirler. Şu kadar ki bu hak ancak haciz, vesayetin veya velayetin veya evliliğin devamı esnasında veya zevalini takip eden sene içinde yapıldığı takdirde istimal olunabilir. Bir dava veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz…" hükmünü, 3. fıkrası da; "Nafaka ilamına istinat eden alacaklı önce takip merasiminin icrasına lüzum olmaksızın her zaman aynı derecede hacze iştirak edebilir…" hükmünü içermektedir. Buna göre, bir yıllık süre ile sınırlı olmaksızın nafaka ilamına bağlı alacak için önceden takip yapılmadan her zaman hacze iştirak edilebilir. Yasadaki "her zaman" ibaresini, satış bedelinin vezneye girmesine kadar iştirak edebileceği şeklinde anlamak gerekir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 19.02.2009 tarih ve 2008/12471 E., 2009/1290 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; nafaka alacaklısı takip talebinde bulunmasına, takibi kesinleştirmesine ve bunun sonucunda kendisine kesin haciz yetkisinin gelmesine gerek olmaksızın hacizli malın paraya çevrilip bedelinin icra veznesine girmesi anına kadar hacze takipsiz iştirak etme hakkına sahiptir. Öte yandan, İİK'nın 206. maddesi, anılan Yasa'nın “İflasın hukuki neticeleri” başlıklı yedinci babında yer almaktadır. Bu madde hükmü, iflas tasfiyesi sırasında düzenlenen sıra cetvelindeki imtiyazları düzenlemekte olup, hacze iştirak hali dışında haciz yolu ile ilgili takiplerde uygulanmaz. Haciz yolu ile takiplerde bedeli paylaşıma konu malın satış tutarı bütün alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmezse, bir sıra cetveli düzenlenir. Haciz yolu ile takiplerde düzenlenen sıra cetvelinde kural, alacaklıların haciz tarihlerine göre sıralanmasıdır. Bunun için ilk kesin haciz sahibi alacaklı ve buna iştirak edebilecek diğer alacaklılar belirlenerek hacze iştirak dereceleri ve her derece içinde de sıralar oluşturulur. İİK'nın 140. maddesinin ikinci fıkrasında 206. maddeye atıf yapılmış ise de, bu maddedeki imtiyazların sadece aynı derecede hacze iştirak eden ve kamu alacağı sahibi olmayan alacaklılara karşı ileri sürülmesi mümkündür. Diğer bir deyişle, İİK'nın 206. maddesindeki imtiyazlar, (hacze iştirak hali hariç, İİK.m.100-101) haciz yolu ile takiplerde düzenlenen sıra cetvellerinde, sonraki tarihli haciz sahibi alacaklıyı önceki tarihli haciz sahibi alacaklının önüne geçiremez. Somut olayda, şikayetçi tarafın, nafaka ilamına dayalı olarak satış bedelinin vezneye girmesine kadar ilk hacze iştirak etmesi mümkün iken, bu yolu seçmediği, ilamlı icra takibine giriştiği, bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine haciz koydurduğu anlaşılmış olup; bu haliyle şikayet olunanın ilk haczine iştirak edeceği açıktır. Kural olarak iştirak alacaklısı, haczi koyduran takip alacaklısı ile birlikte malların satış bedelinden alacağını alır. Satış sonunda bu para, alacaklılar arasında garameten paylaşılır. Ancak imtiyazlı alacaklılar İİK.'nın 206. maddesinde düzenlenmiş olup, şikayetçi hem İİK.'nın 101. maddesi anlamında iştirak alacaklısı, hem de 206/4-C maddesi anlamında imtiyazlı alacaklıdır. Bu durumda, mahkemece, yukarıda açıklama ve ilkelere uygun olarak, ilama dayalı nafaka alacaklısı olan şikayetçinin haczinin, haczi daha önceki tarihli olan şikayet olunanın haczine iştirak edebileceği, İİK'nın 140/ 2. ve 3. maddesi hükümleri uyarınca, nafaka alacağının haciz talep tarihinden önceki son bir yıl içerisinde tahakkuk etmiş olan kısmının, İİK.'nın 206/4-C maddesindeki imtiyazlı durumu nedeniyle satış bedelinden öncelikli olarak karşılanması, para artması durumunda, artan paranın, şikayetçinin alacağının anılan imtiyazdan yararlanmayan kısmı ile şikayet olunanın alacağı arasında garameten paylaştırılması gerektiği gözetilerek, bu miktarların bilirkişi raporu ile belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.10.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 101Kaynağı aç
Madde 101 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Borçlunun eşi ve çocukları ve vasi veya kayyımı olduğu şahıslar evlenme, velayet veya vesayetten mütevellit alacaklar için önce icrası lazım gelen takip merasimine lüzum olmaksızın ilk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar aynı derecede hacze iştirak edebilirler. Şu kadar ki bu hak ancak haciz, vesayetin veya velayetin veya evliliğin devamı esnasında veya zevalini takip eden sene içinde yapıldığı takdirde istimal olunabilir. Bir dava veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz. Borçlunun reşit çocukları Kanunu Medeninin 321 inci maddesine müstenit alacaklarından dolayı önce icrası lazım gelen takip merasimine hacet kalmaksızın her zaman aynı derecede hacze iştirak edebilirler. Sulh mahkemesi dahi küçükler, vesayet altında bulunanlar veya kendilerine kayyım tayin edilmiş olanlar namına aynı suretle hacze iştirak edebilirler. (Değişik: 18/2/1965-538/56 md.) İcra dairesi iştirak taleplerini borçlu ve alacaklılara bildirir. Onlara, itiraz etmeleri için yedi günlük bir mühlet verir. İtiraz halinde iştirak talebinde bulunan kimsenin hacze iştiraki muvakkaten kabul olunur ve yedi gün içinde dava açması lüzumu bildirilir. Bu süre içinde dava açmazsa iştirak hakkı düşer. Açılacak davaya basit yargılama usulüne göre bakılır. Nafaka ilamına istinat eden alacaklı önce takip merasiminin icrasına lüzum olmaksızın her zaman aynı derecede hacze iştirak edebilir. Suiniyet hali müstesnadır. Haciz tutanağı tanzimi:
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 206Kaynağı aç
Madde 206 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) (Değişik birinci fıkra: 28/2/2018-7101/5 md.) Alacakları rehinli olan alacaklıların satış tutarı üzerinde rüçhan hakları vardır. Gümrük resmi ve akar vergisi gibi Devlet tekliflerinden muayyen eşya ve akardan alınması lazım gelen resim ve vergi, rehinli alacaklardan sonra gelir. Bir alacak birden ziyade rehinle temin edilmiş ise satış tutarı borca mahsup edilirken her rehinin idare ve satış masrafı ve bu rehinlerden bir kısmı ile temin edilmiş başka alacaklar da varsa bunlar nazara alınıp paylaştırmada lazım gelen tenasübe riayet edilir. Alacakları taşınmaz rehniyle temin edilmiş olan alacaklıların sırası ve bu teminatın faiz ve eklentisine şümulü Kanunu Medeninin taşınmaz rehnine müteallik hükümlerine göre tayin olunur. (Ek cümle: 29/6/1956-6763/42 md.; Mülga cümle: 14/1/2011-6103/41 md.) (…) (Değişik dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/52 md.) Teminatlı olup da rehinle karşılanmamış olan veya teminatsız bulunan alacaklar masa mallarının satış tutarından, aşağıdaki sıra ile verilmek üzere kaydolunur: Birinci sıra: A) İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve  iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile  iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları, B) İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları, C) İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları. İkinci sıra: Velâyet ve vesayet nedeniyle malları borçlunun idaresine bırakılan kimselerin bu ilişki nedeniyle doğmuş olan tüm alacakları; Ancak bu alacaklar, iflâs, vesayet veya velâyetin devam ettiği müddet yahut bunların bitmesini takip eden yıl içinde açılırsa imtiyazlı alacak olarak kabul olunur. Bir davanın veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz. Üçüncü sıra: Özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklar. Dördüncü sıra: İmtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar. (Ek fıkra: 17/7/2003-4949/52 md.) Bir ve ikinci sıradaki müddetlerin hesaplanmasında aşağıdaki süreler hesaba katılmaz: 1. İflâsın açılmasından önce mühlet de dahil olmak üzere geçirilen konkordato süresi. 2. İflâsın ertelenmesi süresi. 3. Alacak hakkında açılmış olan davanın devam ettiği süre. 4. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesinde, ölüm tarihinden tasfiye kararı verilmesine kadar geçen süre. (Ek fıkra: 14/1/2011-6103/41 md.) Gemilerin paraya çevrilmesi hâlinde yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine göre düzenlenir. Sıralar arasındaki münasebet:

Sıra cetveline yönelik şikayetlerde, nafaka alacağının ne kadarının rüçhanlı kabul edileceğinin açıkça belirlenmesi gerekir. Bu uyuşmazlıklarda icra mahkemesi yeni cetvelin hangi esas ve ilkelere göre tanzim edileceğini gerekçesinde belirterek sıra cetvelini iptal etmekle yetinmeli; icra müdürünün yerine geçerek bizzat hüküm fıkrasında paylaştırma yapmamalıdır.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/6561, K. 2017/3142Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2015/6561 E.  ,  2017/3142 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan … vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Şikayetçi vekili, şikayet konusu sıra cetvelinde sadece işlemiş 1 aylık nafaka ile tahsil harcının öncelikli olarak ihale bedelinden tahsiline karar verildiğini, geri kalan miktarın şikayet olunan kurum alacağı ile kendi alacakları arasında garameten paylaştırılması yönünde karar verildiğini, fakat alacaklarının nafaka alacağı olması ve bu alacakların rüçhanlı alacaklardan bulunması nedeniyle birikmiş tüm nafaka alacakları bakımından öncelikli olarak kendilerine ödeme yapılması gerektiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline, yeniden sıra cetveli düzenlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Şikayet olunan vekili, yazılı cevap dilekçesi sunmamış ancak aşamalarda şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, nafaka alacaklısının hükmedilen nafakayı talep etmeyerek yahut talebe karşın tahsil edememesi durumunun biriken nafaka alacağını alelade alacak niteliğine dönüştürmeyeceği, nafaka alacaklarının İİK'nın 206. maddesinde yer aldığı şekli ile rüçhanlı alacaklardan olduğu, İİK'nın 206. maddesi ile düzenlenen adi ve rehinli alacakların sırası başlıklı maddenin mahiyetine aykırı düşmedikçe sadece iflas yolu ile takipler bakımından değil haciz yolu ile takipler bakımından da uygulanması gerektiği belirtilerek, şikayetin kabulü ile icra müdürlüğünce düzenlenen 12.9.2013 tarihli sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir. Kararı, şikayet olunan … vekili temyiz etmiştir. Şikayetçi, ilama dayalı alacağının rüçhanlı olması sebebiyle sıra cetveline itiraz etmiş, mahkemece bu talep kabul edilmiştir. Sıra cetveline şikayet taleplerinde mahkeme, gerekçesinde sıra cetvelinin hangi şartlarda düzenlenebileceğini belirledikten sonra, hükümle de sıra cetvelinin iptali ile yetinir. Şikayetçi icra takibinde 10.000,00 TL nafaka, 150.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, icra müdürlüğü 5.000,00 TL nafaka yönünden rüçhanlı kabul edilerek sıra cetveli düzenlemiştir. Ancak mahkeme kararında icra takibine konu edilen alacağın ne kadarının rüçhanlı olduğu, yeni yapılacak sıra cetvelinde hangi esaslara göre sıra cetveli yapılacağına ilişkin açıklama getirmemiştir. Mahkemece, nafaka alacağının ne kadar olduğu ve icra memurunca ne kadarını rüçhanlı alacak kabul edilmesi gerektiği hususunda açıklama yapılarak karar verilmesi gerekirken, infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, anılan şikayet olunan yararına BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İlama dayalı icra takipleri yönünden zamanaşımı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 39. maddesinin birinci fıkrasında belirlenmiştir; hükme göre ilama dayalı takip son muamele üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 39Kaynağı aç
Madde 39 – İlama müstenit takip, son muamele üzerinden on sene geçmekle zamanaşımına uğrar. Noter senedine müstenit takip, senedin mahiyetine göre borçlar veya ticaret kanunlarında muayyen olan zamanaşımlarına tabidir. İcranın iadesi:
Süresiz nafaka hangi şartlarla talep edilir?

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer tarafın malî gücü oranında süresiz nafaka talep edebilir; borçlunun kusuru aranmaz.

Nafaka hangi durumlarda kendiliğinden sona erer?

İrat biçiminde ödenen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar.

Nafakanın mahkeme kararıyla kaldırılması hangi hallerde istenir?

Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde nafakanın mahkeme kararıyla kaldırılması için yetkili mahkemede dava açılması ve bu durumun ispatlanması gerekir.

Nafaka alacağı haciz sırasında öncelikli olarak nasıl tahsil edilir?

Nafaka ilamına dayanan alacaklı, satış bedeli icra veznesine girinceye kadar önceden takibe gerek olmaksızın hacze iştirak edebilir; haciz talep tarihinden önceki son bir yıl içinde tahakkuk eden nafaka alacağı imtiyazlı olarak öncelikle ödenir, aşan kısım ise garameten paylaştırılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu