Kadına Verilen Nafaka Hangi Hallerde Kesilir?

by Avukat Erdal Ersoy
Kadına Verilen Nafaka Hangi Hallerde Kesilir?

Boşanma sonrasında kadına bağlanan nafakanın sona ermesi; yasal düzenlemelerde öngörülen durumların gerçekleşmesiyle kendiliğinden olabileceği gibi, tarafların durumlarının değişmesi sebebiyle mahkemeye yapılacak başvuru neticesinde de gerçekleşebilir. İrat biçiminde ödenmesine hükmedilen yoksulluk nafakasının hangi şartlarda tamamen kaldırılacağı veya miktarının indirileceği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki

Mahkeme Kararı Aranmaksızın Nafakanın Kendiliğinden Kesildiği Haller

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, irat biçiminde ödenmesine hükmedilen yoksulluk nafakası veya maddi tazminat, alacaklı tarafın resmi olarak yeniden evlenmesi durumunda kendiliğinden son bulur. Bu şartın gerçekleşmesiyle birlikte nafaka yükümlülüğü biter ve borçlunun nafakanın iptali için ayrıca mahkemeden karar almasına gerek kalmaz.

Nafaka borcunun kendiliğinden sona ermesini sağlayan bir diğer yasal durum ise taraflardan birinin vefatıdır. Nafaka alacaklısı veya nafaka borçlusunun ölümü halinde nafaka yükümlülüğü kanun gereği kendiliğinden sona erer ve bu durum için ayrıca bir mahkeme kararı verilmesi aranmaz.

Mahkeme Kararıyla Nafakanın Kaldırılması ve İndirilmesi Sebepleri

Nafaka alacaklısının evlilik bağı olmaksızın fiilen biriyle evliymiş gibi yaşaması, haysiyetsiz bir hayat sürdürmesi yahut yoksulluğunun bütünüyle ortadan kalkması hallerinde nafaka kendiliğinden kesilmez. Türk Medeni Kanunu m. 176/3 uyarınca bu nedenlerin varlığı halinde nafakanın kaldırılması ancak mahkeme kararı ile mümkündür.

Nafaka alacaklısının iş bularak düzenli gelire kavuşması veya kendi malvarlığıyla geçimini sağlayabilecek hale gelip mali bağımsızlık kazanması yoksulluk halini ortadan kaldırabilir. Böyle bir durumda nafaka borçlusu mahkemeye başvuruda bulunarak nafakanın kaldırılmasını isteyebilir.

Nafaka borçlusunun iflas etmesi, işsiz kalması ya da ağır bir rahatsızlığa yakalanması sebebiyle mali gücünün ağır biçimde sarsılması durumunda mahkeme nafakanın tamamen kaldırılmasına ya da indirilmesine karar verebilir. Türk Medeni Kanunu m. 176/4 uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması ya da azaltılması mümkündür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/12740 Esas ve 2013/15218 Karar sayılı ilamına göre, nafaka alan kişiye murisinden yetim aylığı bağlanması veya miras kalması gibi ekonomik iyileşmeler mevcut yoksulluğu bütünüyle ortadan kaldırmıyorsa nafakanın tamamen iptali gerekmez; Türk Medeni Kanunu m. 4 kapsamında hakkaniyet ilkesi gözetilerek nafaka miktarının indirilmesi gerekir. Ayrıca anılan kararda, asgari ücret düzeyinde bir gelire sahip olunmasının yoksulluk nafakasının kaldırılmasını olanaklı kılan bir olgu sayılamayacağı kabul edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/12740, K. 2013/15218Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2013/12740 E.  ,  2013/15218 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü. Davada; nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalktığı gerekçesi ile nafakanın kaldırılması, ıslah dilekçesinde ise nafaka miktarının indirilmesi talep edilmiş, mahkemece; babasının ölümü neticesinde davalıya yetim maaşı bağlandığı, kayısı bahçesinin miras kaldığı, mahkeme kararı ile davacı adına olan tapu kaydının iptal edilerek davalı adına tescil edildiği, tüm bu olaylar neticesinde davalının zenginleştiği, yoksulluğunun ortadan kalktığı kanaati ile nafakanın kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; yoksulluk nafakasının kaldırılması, bu talep kabul görmez ise indirilmesi istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanunu'nun 176/3. maddesi gereğince; irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden, alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılılabilir. Anılan maddede yoksulluğun hukuksal kavramı tanımlanmamıştır, ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edileceği belirtilmiştir. TMK'nın 176/4. maddesinde ise; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın azaltılmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir. …. Yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek tespit edilir.Yoksulluk nafakası ahlaki ve sosyal düşüncelere dayandığından bilimsel öğretide; evlilik birliği içinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devam ettiği belirtilmektedir. Asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması; yoksulluk nafakasının kaldırılmasını olanaklı kılan bir olgu olarak kabul edilemez. Tüm bu bilgiler ışığında somut olaya baktığımızda; tarafların 1993 yılında evlenip; 2007 yılında anlaşmalı boşandıkları, anlaşma protokolünün 4. maddesinde davacının aylık 700,00 TL yoksulluk nafakası ödeyeceğinin kararlaştırıldığı,….. 07.10.2010 tarihli ilamı ile nafakanın aylık 850,00 TL'ye çıkarıldığı, protokolünün 5. maddesinde; davalıya yeni bir ev alınıncaya kadar davacı adına kayıtlı dairenin satış vaadine konu olacağının belirtildiği, evin alınmaması üzerine davalının, satış vaadi sözleşmesine dayanarak 02.04.2010 günü davacı aleyhine tapu iptal ve tescil davası açtığı, mahkemece; davanın kabulü cihetine gidildiği anlaşılmakta olup, taşınmaz tescilinin de nafaka gibi boşanma protokolünden doğduğu görülmektedir. Diğer taraftan; nafakanın artırımına dair karardan sonra 17.11.2010 günü davalının babasının ölümü üzerine, 01.12.2010 gününden itibaren davalıya aylık 780.00 TL yetim aylığı bağlandığı ayrıca 3 kardeşi ile birlikte 2 adet kayısı bahçesinin miras kaldığı, bu bahçelerden birinde davalının murisinin yarım hissesinin bulunduğu da tespit edilmiştir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumuna dair yapılan araştırma neticesinde; 1966 doğumlu davalı …'in,….. sınıf öğrencisi olduğu, tek başına yaşadığı, aylık 600,00 TL kira ödediği, davacı …'in ise; avukat olup, aylık gelirinin yaklaşık 2.500,00-3.500,00 TL arasında olduğu, davacının 2009 yılında yeniden evlendiği, annesi, babası ve eşi ile birlikte ikamet ettiği, kira ödemediği anlaşılmaktadır. Buna göre; babasının ölümünden sonra davalının mali durumunda olumlu yönde değişikler olduğu açıktır, ancak bu değişiklikler, yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasını gerektirecek düzeyde değildir. Hal böyle olunca mahkemece; nafakanın indirilmesi hususu değerlendirilerek TMK'nın 4. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi de nazara alınarak hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. C. Genel nitelikli hükümler

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2014/21539 Esas ve 2015/6538 Karar sayılı kararında ise nafaka alacaklısı kadının devamlılığı bulunmayan ve kimi aylarda asgari ücretin dahi altında kalan geçici bir işte çalışmasının yoksulluk durumunu ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır. Kişinin zorunlu ve temel gereksinimlerini karşılamaya yetmeyen ve süreklilik arz etmeyen bu tür gelirler karşısında nafakanın kaldırılması talebi mahkemece reddedilmelidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/21539, K. 2015/6538Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2014/21539 E.  ,  2015/6538 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 3. AİLE MAHKEMESİ TARİHİ : 29/05/2014 NUMARASI : 2013/176-2014/365 Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı dilekçesinde; İstanbul 4. Aile Mahkemesi'nin 2007/211 Esas ve 2008/206 Karar nolu dosyası ile davalıdan boşandığını, boşanma neticesinde eşine nafaka ödenmesine hükmedildiğini, yaptığı araştırmalar neticesinde eski eşinin sigortalı olarak çalışmaya başladığını tespit ettiğini ileri sürerek, halen ödemekte olduğu nafakanın iptal edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili dilekçesinde; davacı tarafın iddiasının aksine nafaka alacaklısı müvekkilinin düzenli ve sürekli bir işi bulunmadığını, nafaka tutarının, müvekkilinin geçimine kesinlikle yetmediğini, davacının, davalı müvekkilinin sigortalı olarak çalışmasını gerekçe göstererek nafakanın kaldırılmasını talep ettiğni, nafaka alacaklısının asgari ücret karşılığında çalışıyor olmasının bile Yargıtay kararlarında nafakanın kaldırılması için yeterli görülmediğini, müvekkilinin geçimi için zorunlu giderlerini dahi karşılayamadığını ve aldığı ücretin asgari tutarda bile olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; davalının çalıştığı işyerinden aldığı ücretlere ilişkin maaş bordrolarından 268-TL ile 904 TL arasında değişen ücretler aldığı, geçimini sağlayacak düzenli bir gelirinin bulunduğu, ayrıca ailesi ile birlikte yaşadığı, yoksulluk nafakasına ihtiyacının olmadığı gerekçesiyle, İstanbul 4.Aile Mahkemesinin 2007/211 Esas, 2008/206 Karar sayılı ilamı ile tayin olunan aylık 250,00-TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. TMK’nun 176/3.maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 1998/2–656–688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında "asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması" yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmediği gibi asgari ücretin üzerinde gelire sahip olunması da yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemiştir. (HGK.07.10.1998 gün, 1998/2–656 E, 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2–1158–1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2–397–339 sayılı kararları). Somut olayda; taraflar Beyoğlu 2 Aile Mahkemesi'nin (İstanbul 4. Aile Mahkemesi) 05.05.2008 tarih ve 2007/211 Esas – 2008/206 Karar sayılı kararı ile boşandıkları, davalı lehine aylık 250 TL yoksulluk nafakasına ve nafakanın her yıl Ocak ayında TÜİK tarafından açıklanan TEFE oranında artırılmasına hükmedildiği görülmüştür. Tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırmasında, davacının üzerine kayıtlı bir evinin bulunduğu, 1.300 TL emekli maaşı aldığı, bekar olduğu, çocuğunun bulunmadığı, davalının ise, üzerine kayıtlı herhangi menkul veya gayrimenkülünün bulunmadığı, herhangi bir işte çalışmadığı, ailesi ile birlikte yaşadığı, çocuğunun bulunmadığının tespit edildiği görülmüştür. Davalının 26.06.2012 tarihinde çalışmaya başladığı işyerinden getirtilen ücret bordrolarından, davalının.. Yönetim Hizmetleri A.Ş. bünyesinde ''izin doldurucu'' olarak çalıştığı, mahkemenin kabulünde de olduğu gibi 2013 yılı Ocak ila Temmuz aylarında 268 TL ile 904 TL arasında değişen ücretler aldığı anlaşılmaktadır. Buna göre; nafaka alacaklısı kadının, davacıdan aldığı yoksulluk nafakası ile ''İZİN DOLDURUCU'' olarak çalıştığı ve kimi aylarda asgari ücret seviyesinde dahi olmayan geliri ile zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılaması beklenemez. Başka bir anlatımla, davalının eline geçen toplam gelir miktarı, onu, yoksulluktan kurtaracak mahiyette olmadığı gibi, davalı kadının çalıştığı işin sürekli olacağı da belli değildir. Hal böyle olunca; mahkemece, davalının yoksulluğunun ortadan kalkmadığı, davacı ve davalının ekonomik ve sosyal durumunda da yoksulluk nafakasının kaldırılmasını haklı kılacak bir değişikliğin olmadığı göz önünde bulundurularak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yoksulluk Nafakasına Hak Kazanma Koşulları ve Süre Kapsamı

Türk Medeni Kanunu m. 175 uyarınca, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka talep edebilir. Bu istemde nafaka yükümlüsünün kusurlu olması zorunluluğu bulunmamaktadır; ancak boşanmada daha ağır kusurlu görülen eşin nafaka talebi reddedilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Boşanma davası aşamasında nafaka talebinin ileri sürülmemesi bu hakkı ortadan kaldırır ve davanın ardından nafaka istenmesini engelleyebilir. Kanunda yoksulluk nafakası için kesin bir yıl sınırı bulunmamakta; evlilik süresi, eşlerin yaşı, sıhhati, çocukların bakımı ve tarafların mali tablosu mahkemece değerlendirilmektedir. Boşanma sonrasında kadının elde ettiği gelir kendi geçimini sağlamakta yetersiz kalıyorsa, çalışıyor olsa dahi yoksulluk nafakası talep edilebilir.

Türk Medeni Kanunu m. 176/1-2 gereğince yoksulluk nafakası ile maddi tazminat toptan veya durumun icabına göre irat biçiminde tayin edilebilir; manevi tazminatın ise irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. Türk Medeni Kanunu m. 176/5 kapsamında hakim, talep gelmesi durumunda irat niteliğindeki nafakanın sonraki yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini de karara bağlayabilir.

Süreli Nafaka, Anlaşmalar ve Çocuk Bakım Yükümlülüğü

Kimi durumlarda nafaka mahkemece belirli bir zaman dilimi öngörülerek bağlanabilir. Süreli şekilde hüküm altına alınan nafakalarda belirlenen sürenin dolmasıyla nafaka yükümlülüğü kendiliğinden biter. Tarafların kendi aralarında kararlaştırdıkları nafaka anlaşmaları da nafakanın sona erdirilmesinde dayanak yapılabilir; ancak bu uzlaşmaların geçerlilik kazanabilmesi mahkemenin onay vermesine bağlıdır.

Çocukların bakım giderleri kapsamında Türk Medeni Kanunu m. 328 hükmü gereğince anne ve babanın bakım yükümlülüğü kural olarak çocuğun ergin kılınması veya 18 yaşını ikmal etmesi ile son bulur. Bununla beraber çocuk erginliğe ulaştığı halde öğrenim hayatını devam ettiriyorsa, veliler koşulların elverdiği ölçüde eğitim süreci tamamlanana kadar çocuğun bakımını üstlenmekle yükümlü olmaya devam ederler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 328Kaynağı aç
Madde 328- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. III. Dava hakkı

Nafakanın Kaldırılması Davasında Görevli Mahkeme ve İspat Yükü

Yeniden evlenme ve ölüm halleri haricinde, nafakanın kaldırılması yahut miktarının azaltılması tek taraflı irade açıklamasıyla sağlanamaz; mahkeme kararı aranır. Nafakanın kaldırılması davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesinin kurulmadığı yargı çevrelerinde ise asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davayı yürütür.

Nafakanın kaldırılması talepli davada ispat yükü, mevcut şartların esaslı şekilde değiştiğini iddia eden nafaka borçlusuna aittir. Borçlu taraf; nafaka alacaklısının evlendiğini, fiilen evli gibi birlikte yaşadığını, gelir sağlayıp yoksulluktan kurtulduğunu somut delillerle kanıtlamalıdır. Nafaka borcunun ifa edilmemesi halinde alacaklı icra takibine başvurabilir; takip çerçevesinde borçlunun malvarlığına haciz tatbik edilebileceği gibi borçlu hakkında tazyik hapsi yaptırımı da uygulanabilir.

Kadının yeniden evlenmesi halinde nafaka nasıl kesilir?

Nafaka alan kadının resmi olarak yeniden evlenmesi halinde Türk Medeni Kanunu m. 176/3 gereği nafaka kendiliğinden kesilir; borçlunun ayrıca dava açıp mahkeme kararı alması gerekmez.

Evlilik olmaksızın birlikte yaşamak nafakayı keser mi?

Nafaka alacaklısının evlilik bağı olmadan fiilen biriyle evliymiş gibi yaşaması nafakanın kesilme sebebidir; ancak nafaka kendiliğinden kesilmez, mahkeme kararıyla kaldırılması şarttır.

Kadının sigortalı işe girmesi nafakayı kendiliğinden bitirir mi?

İşe girmek nafakayı kendiliğinden bitirmez. Elde edilen kazancın yoksulluğu bütünüyle giderip gidermediği ve işin sürekliliği incelenir; geçici veya asgari ihtiyaçları dahi karşılamayan gelirlerde kaldırma talebi reddedilir.

Nafaka borcu ödenmediğinde hangi hukuki yollara başvurulur?

Nafaka yükümlülüğü yerine getirilmediğinde icra dairesi aracılığıyla takip başlatılarak borçlunun malvarlığına haciz konulabilir ve borçlu hakkında tazyik hapsi yaptırımı talep edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu