Paylı Mülkiyette Şufa (Önalım) Hakkı: Dava, Süre ve Bedel

by Avukat Erdal Ersoy
Paylı Mülkiyette Şufa (Önalım) Hakkı: Dava, Süre ve Bedel

7571 sayılı Kanunun 25 Aralık 2025’te yürürlüğe giren değişikliklerine göre yasal taşınmaz önalımında noter bildiriminden itibaren 3 ay ve her halde satıştan itibaren 1 yıl hak düşürücü süre uygulanır. Bu tarihten önceki satışlarda TMK geçici m.1/1 gereğince eski 2 yıllık dış süre korunur. Dava konusu payın hâkimce belirlenen rayiç bedeli ve alıcıya düşen tapu giderlerinin depo edilmesi ise geçici m.1/2 gereğince daha önce açılmış davalarda da uygulanır. TBK m.242’deki sözleşmesel önalım ve sınai hak önalımı bu yasal taşınmaz kuralıyla aynı değildir.

7571 sayılı Kanun, Madde 35Kaynağı aç
TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7571 Kabul Tarihi: 24/12/2025 MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.” “Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder.” MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 278 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 278- Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.” MADDE 3- 2004 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” MADDE 4- 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 59 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Bu durum ve yargılama aşamalarında verilen nihai kararlar avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir.” MADDE 5- 1136 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezalarının uygulanacağı haller: MADDE 134- Avukatlara; avukatlık onur ve unvanına, savunma hakkının kutsallığının gerektirdiği saygı ve güvene veya özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine, ihlalin niteliğine ve eylemin ağırlık derecesine göre bu Kanunda yazılı disiplin cezalarından biri verilir.” MADDE 6- 1136 sayılı Kanunun 135 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezaları: MADDE 135- Avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarmadır. 1. Uyarma; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında daha dikkatli davranması gerektiğinin yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde uyarma cezası verilir: a) Mesleki çalışmalarında hukukla ve kanunlarla ilgisiz açıklamalarda bulunmak. b) Bürosunu mesleğin bağımsızlığına ve görevin vakarına uygun biçimde bulundurmamak. c) Yargı görevini yapanlar ile ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. d) Adliye yazı işleri müdürlükleri ile icra dairelerinde veya diğer mercilerdeki görevlilerle olan ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. e) Meslektaşlarıyla ilişkilerinde meslek dayanışmasına ve onuruna uymayan davranışlarda bulunmak. f) Meslektaşlarının mesleki tutum ve davranışlarına ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmak veya herhangi bir meslektaşı hakkında küçük düşürücü nitelikte ifadelerde bulunmak. g) İddia ve savunmanın hukuki çerçevesinin dışına çıkarak, anlaşmazlığın tarafı olduğu intibaını uyandıracak şekilde davranmak. h) Bulunduğu başkaca mevki ve imkânlarla mesleki çalışmalarında avantaj sağlamaya çalışmak veya mesleki çalışması dışında kişisel anlaşmazlıklarda avukatlık sıfatının getirdiği imkânlardan yararlanmaya çalışmak. ı) Stajyerin çalışma şeklini ve süresini zorunlu staj eğitim programına uygun şekilde belirlememek, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat, özen ve ilgiyi göstermemek. j) Avukatlık bürosunda ücret karşılığı çalışan avukatlara karşı eşitlik ilkesine veya avukatlık mesleğinin gerektirdiği saygı ve güvene aykırı davranmak ya da avukatın bağımsızlığını gözetmemek yahut avukatın iş tanımını ve ücretini mesleğin itibarına ve işin niteliğine göre belirlememek. k) İşin kabul edilmesinden önce, aynı işle ilgili olarak daha önce vekâlet verilen avukata bilgi vermemek. l) Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek. m) Ücretsiz iş alınması hâlinde bu durumu baro yönetim kuruluna bildirmemek. n) Haklı sebep olmaksızın meslek kuruluşu tarafından verilen görevleri kabul etmemek. o) Mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamak. p) Avukatla temsil edilen karşı taraf ile avukatı bulunmaksızın görüşmek veya avukatla temsil edilmeyen karşı tarafla görüşmesi halinde müvekkilini bilgilendirmemek. r) Yapılan tahsilatı makul süre içinde icra dosyasına bildirmemek. s) Gerekmediği halde ilama bağlı alacağı birden çok kaleme ayırarak icra takibinde bulunmak. t) Büro ve konut adresini veya adres değişikliklerini barosuna bildirmemek. u) Meslektaşının dilekçesini rızası dışında aynen kopyalamak suretiyle kullanmak. v) Duruşmalara Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmiş cübbeyle çıkmamak veya ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla uzaktan yapılan duruşmalara yargılamanın saygınlığına ve mesleğin onuruna uygun olmayan ortamda katılmak. y) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 2. Kınama; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığının yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde kınama cezası verilir: a) Reklam yasağını ihlal etmek. b) Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak. c) Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak. d) Bürosunu avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan iş ve amaçlara tahsis etmek. e) Avukatlıkla birleşmeyen veya mesleğin onuruyla bağdaşması mümkün olmayan işlerle uğraşmak. f) İşin reddi zorunluluğunu veya işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünü ihlal etmek. g) Zorunlu müdafilik veya adli yardım kapsamındaki görevlerini yerine getirmemek ya da gereken dikkat ve özeni göstermemek. h) Görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmak. ı) Kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlerinden ayrılmalarından itibaren iki yıl geçmeden ayrıldıkları kurum ve kuruluş aleyhine dava almak veya takipte bulunmak. j) Çekişmeli hakları edinme yasağına aykırı davranmak. k) Baro levhasına yazılı olduğu yer dışında sürekli olarak avukatlık yapmak. l) Kanunun tanıdığı bir hakkın kullanımını bertaraf edecek şekilde davanın veya işin safhaları hakkında müvekkiline bilgi vermemek. m) Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek. n) Kanunla belirlenen azami ücretin üzerinde veya avukatlık asgari ücret tarifesinin altında ücret belirlemek veya tahsil etmek ya da iş temin etmek amacıyla yargılama veya icra giderlerini üstlenmek. o) Müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları, parayı veya diğer her türlü kıymetleri, hapis hakkı sınırlarını aşacak şekilde müvekkiline vermemek. p) Haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçtiği iş için ücret istemek veya peşin aldığı ücreti iade etmemek. r) Üstlendiği işle ilgili masraf aldığı halde dava açmamak veya icra takibi başlatmamak ya da dava açmadığı veya icra takibi başlatmadığı halde aldığı masrafı iade etmemek. s) Mesleğiyle ilgili bir işten dolayı ısrarlı bir şekilde çevrim içi mecralar dâhil olmak üzere kişilerle yazılı, sözlü veya görsel iletişim kurmak veya kurmaya çalışmak. t) Avukata ait hak ve yetkileri veya avukatlık kimliğini hukuka aykırı olarak başkalarına kullandırmak. u) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan hakkında düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilenler bakımından kendisinin veya mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyeceği disiplin kovuşturması sonucu tespit edilmiş olmak. v) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 3. Para cezası; yirmibin Türk Lirası ila ikiyüzbin Türk Lirası arasında belirlenecek bir paranın disiplin soruşturmasını yürüten baroya ödenmesidir. Bu cezalar her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır. Aşağıdaki hâllerde para cezası verilir: a) Görevini savsaklayarak veya kötüye kullanarak müvekkilinin zararına kendisine veya başkasına menfaat sağlamak. b) Şube açmak veya birden fazla büro edinmek ya da şube açmış yahut birden fazla büro edinmiş gibi mesleki faaliyette bulunmak. c) Yabancı avukatlık ortaklıklarıyla ilgili bu Kanunda yer alan sınırlamalara uymamak. d) Kanunda yasaklanmış derecedeki yakınlarından olan hâkim veya Cumhuriyet savcısının baktığı dava ve işlerde avukatlık yapmak. e) 48 inci maddede düzenlenen suçtan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmak. f) Meslektaşına fiili saldırıda bulunmak. g) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 4. İşten çıkarma; avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetten yasaklanmasıdır. Aşağıdaki hâllerde işten çıkarma cezası verilir: a) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmak. b) 48 inci maddede düzenlenen suçtan mahkûm olmak. c) Hâkim, Cumhuriyet savcısı, hakem, arabulucu, uzlaştırmacı, bilirkişi veya başkaca bir resmî sıfatla görev yaptığı bir işte avukatlık yapmak. d) 155 inci maddede belirtilen yasağa aykırı davranmak. 5. Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. Bu ceza, avukatlık ortaklığı bakımından baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir. Aşağıdaki hâllerde meslekten çıkarma cezası verilir: a) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan veya 56 ncı maddede düzenlenen suçtan mahkûm olmak.” MADDE 7- 1136 sayılı Kanunun 136 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 136- Hakkında herhangi bir disiplin cezası verilen avukatın, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde disiplin cezası gerektiren yeni bir fiil işlemesi halinde, bu fiil için Kanunda öngörülen disiplin cezasının bir derece ağır olanı uygulanır. Ancak ilk defa verilen uyarma cezasının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde işten çıkarma cezası gerektiren bir fiilin işlenmesi halinde meslekten çıkarma cezası yerine işten çıkarma cezasının üst haddi uygulanır. Bir defa işten çıkarma cezası alan avukat, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde en az kınama cezasını gerektiren bir fiil işlerse meslekten çıkarılır. Meslekten çıkarma cezasını gerektiren haller hariç olmak üzere, ilk defa disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiil işleyen avukata, verilecek disiplin cezasından bir derece hafif olanı uygulanabilir. Hakkında verilen bir disiplin cezasının kesinleşmesinden itibaren beş yıl geçenler bakımından da bu hüküm geçerlidir.” MADDE 8- 1136 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 9- 1136 sayılı Kanunun 159 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Disiplin Kurulu tarafından kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde, kesinleşen mahkeme kararının ilgili baroya bildirilmesinden itibaren bir yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.” “Disiplin soruşturması veya kovuşturması sonucu tesis edilen idari işleme karşı dava açılması halinde zamanaşımı süresi kesilir. Mahkemenin idari işlemin iptaline ilişkin kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine bildirilmesinden itibaren mahkeme kararı uyarınca en geç iki yıl içinde yeniden yapılacak soruşturma veya kovuşturma sonucuna göre karar verilir. Mahkeme kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine ulaşmasından itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemez.” MADDE 10- 1136 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Meslekten çıkarma cezasından başka bir disiplin cezası verilen avukatlar; uyarma, kınama, para ve işten çıkarma cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl geçtikten sonra disiplin kuruluna başvurarak bu disiplin cezalarının sicillerinden silinmesini isteyebilirler. Tekerrür uygulanarak verilen işten çıkarma cezaları bu hükmün dışındadır.” MADDE 11- 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 53 üncü maddesinin (j) fıkrasının dördüncü ve beşinci paragrafları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “İtirazen şikayet başvuru bedelinin, itirazen şikayet başvuru dilekçesinde yer verilen iddialar dikkate alınarak belirlenecek haklılık oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile başvuru sahibine iadesine karar verilir. Ancak Kurum tarafından 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (c) bendi uyarınca başvurunun reddine veya eşit muamele ilkesi yönünden yapılan inceleme sonucunda 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri uyarınca ihalenin iptaline veya düzeltici işlem belirlenmesine karar verilmesi halinde başvuru bedeli iade edilmez. Başvuru dilekçesinde aynı iddia kapsamında birden fazla hususa yer verilmesi halinde bu hususlar Kurum tarafından ayrı birer iddia olarak değerlendirilir. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen onbeş gün içinde Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir. İtirazen şikayet başvurusu üzerine alınan Kurul kararlarına karşı açılan davalar sonucunda veya 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca sözleşmenin feshedilmesi hallerinde, bu fıkranın birinci paragrafının (1) numaralı bendi uyarınca tahsil edilen bedelin ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile yükleniciye iade edilmesine karar verilir. Bedel iadesinin yapılabilmesi için yüklenicinin, fesih ve tasfiye işlemlerinin tamamlandığının kendisine bildirimini izleyen otuz gün içinde iade talebiyle idareye başvurması gerekir. Başvuruyu izleyen onbeş gün içinde idarece, ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranı dahil gerekli bilgi ve belgeler Kuruma iletilir. Bilgi ve belgelerin Kurum kayıtlarına alındığı tarihi izleyen onbeş gün içinde, Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir.” MADDE 12- 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “nitelikli dolandırıcılık (m. 158),” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. MADDE 13- 5235 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 7- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda veya istinaf ya da temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda nitelikli dolandırıcılık (m. 158) suçlarına bakan mahkemenin görevinin bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştiği gerekçesiyle görevsizlik veya bozma kararı verilemez. Bu davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki göreve ilişkin kurallara göre bakılmaya devam olunur.” MADDE 14- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.” MADDE 15- 5237 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. “Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.” MADDE 16- 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “2. Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),” MADDE 17- 5237 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “dört aydan iki yıla” ve dördüncü fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “dokuz aydan beş yıla” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 18- 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.” MADDE 19- 5237 sayılı Kanunun 170 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “bir yıldan beş yıla” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle ile maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir. “Suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş etmek suretiyle işlenmesi halinde kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” “(2) Birinci fıkrada tanımlanan suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” MADDE 20- 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “dört yıldan sekiz yıla” ibaresi “beş yıldan on yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “dört yıla” ibaresi “beş yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “dörtte birinden yarısına kadar” ibaresi “yarısı oranında” şeklinde değiştirilmiş ve beşinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.” MADDE 21- 5237 sayılı Kanunun 223 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkonulması MADDE 223- (1) Hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı hareket halinde iken durduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, beş yıldan on yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilir. (5) Kanunda öngörülen şekil, şart ve usullere uygun olarak düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri esnasında birinci ve ikinci fıkrada belirtilen fillerin işlenmesi halinde bu fıkralardaki suç oluşmaz.” MADDE 22- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma MADDE 128/A- (1) Türk Ceza Kanununda yer alan; a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e), b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l), c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245), suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir. (2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir. (3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir. (4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz. (5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir. (6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz. (7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.” MADDE 23- 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 170)” ibaresi “(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 24- 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (7) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 155)” ibaresi “(üçüncü fıkra hariç, madde 155)” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “(125 inci maddenin ikinci fıkrası),” ibaresi “(madde 125)” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.” MADDE 25- 5271 sayılı Kanunun 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” ibaresi “maddede” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 26- 5271 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 8- (1) Soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır.” MADDE 27- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 10 uncu maddesinin altıncı fıkrasına “Türk Ceza Kanununun” ibaresinden sonra gelmek üzere “kasten öldürme suçları (82 nci maddenin birinci fıkrasının (d), (e) ve (f) bentleri), deprem nedeniyle bina veya diğer yapıların yıkılması, çökmesi ya da hasar alması sonucu meydana gelen öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (102 nci ve 103 üncü maddeler ile 104 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları),” ibaresi eklenmiş, fıkrada yer alan “tarihi itibarıyla” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle” ve “tarihinde geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler,” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler,” şeklinde değiştirilmiş, yedinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 28- 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 62 nci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Bu Kanuna tabi esnaf ve sanatkârlarca üretilen mal ve hizmetlerin fiyat tarifeleri, bağlı bulundukları odalarca hazırlanır ve odanın mensubu olduğu birlik yönetim kurulu tarafından fiyat tarifesinin sunulmasından sonra otuz gün içinde onaylanır veya reddedilir. Bakanlığın görüşüne tabi fiyat tarifelerinde otuz günlük süre Bakanlığa görüş talebinin iletildiği gün durur ve görüşün birliğe iletildiği günden itibaren devam eder. Onaylanan fiyat tarifesi mülki idare amirliği, belediye ve ilgili odaya yedi gün içerisinde bildirilir ve itiraz edilmezse on beş gün sonra yürürlüğe girer. Fiyat tarifeleri, uygulanacak azami hadleri gösterir. Belediyeler veya o yerin en büyük mülki idare amiri tarafından itiraz edilen ya da Bakanlığın görüşüne tabi olan fiyat tarifelerinde Bakanlığın olumsuz görüş verdiği fiyat tarifeleri on beş gün içerisinde uzlaşma komisyonunca değerlendirilerek nihai karar verilir. Uzlaşma komisyonu o yerin mülki idare amirinin ya da görevlendireceği yardımcısının başkanlığında, ticaret il müdürlüğü, defterdarlık, belediye, ticaret ve sanayi veya ticaret odası ile esnaf ve sanatkârlar odaları birliği temsilcilerinden oluşur. Komisyon kararları salt çoğunlukla alınır. Komisyon değerlendirmesini mevcut maliyetler ve ortalama kar marjları ile Orta Vadeli Programda yer alan enflasyon hedeflerini de dikkate alarak yapar. Talep edilen tarife, komisyonun nihai kararından sonra yürürlüğe girer.” “Bakanlığın görüşüne tabi olacak fiyat tarifeleri ile komisyonun değerlendirme sürecine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.” MADDE 29- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 111- Bu Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında 1/1/2016 tarihinden önceye ait olup ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferî alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmez.” MADDE 30- 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 50 nci maddesine yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut sekizinci fıkrası buna göre teselsül ettirilmiş ve aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(8) İşletmeci; a) İlgili kanunlarında resmi kimlik belgesi hükmünde olsa bile, elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz olmayan kimlik belgeleriyle abonelik kaydı yapamaz. b) Abonelik kaydı için kişinin kimliğini, kimlik belgesi ve yüz veya parmak izi özetine ilişkin biyometrik veriler ya da kimliği doğrulayıcı şifre vasıtasıyla teyit eder. c) Abonelik kaydı yapılan kişinin elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz belgeye sahip olmadığını teyit etmesi halinde, kayıt işlemini aşağıdaki usullere göre yapar. 1) Abonelik kaydı yapılan yabancı kişinin kimliği, yüz veya parmak izine ilişkin biyometrik verileriyle Göç İdaresi Başkanlığı üzerinden Kurum vasıtasıyla teyit edilir. Bu teyidin uzaktan yapılması halinde abonelik kaydı yapılan kişinin resmi makam sunucularına erişimini sağlayan mobil elektronik haberleşme işletmecisi, abonelik kaydı yapılan kişinin konum verisini Kurum vasıtasıyla Göç İdaresi Başkanlığına iletir. Ancak, Ülkemizde görevli diplomasi ve konsolosluk memurları ile aileleri ve uluslararası kuruluşların Ülkemizdeki temsilciliklerinde çalışan ve statüleri anlaşmalarla belirlenmiş olanlar ile bu kişilerin aileleri için yabancı misyon veya temsilciliğinin mensubu olduğunun Dışişleri Bakanlığınca teyit edilmesi halinde bu alt bentteki şartlar aranmaksızın abonelik kaydı yapılabilir. 2) Geçici kimlik belgesi bulunan vatandaşların yüz veya parmak izi özetine ilişkin biyometrik verileri alınır. (9) İşletmeci, üç ayda bir tüm abonelerin ölüm veya tüzel kişiliğin sona ermesi gibi hallerle aktifliğinin sona erip ermediğini ilgili resmi makamlardan teyit eder. Teyit edemediği abonelere ait hatların elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısını keser. (10) İşletmeci, gerçek veya tüzel bir kişi adına açılabilecek hat sayısına ilişkin Kurum tarafından belirlenen sınırdan fazla abonelik kaydı yapamaz. (11) İşletmeci, Kurum tarafından belirlenen usul ve sürelere aykırı olarak Kurum tarafından belirlenen sayıdan fazla abone numarası kullandığı tespit edilen cihazlara elektronik haberleşme hizmeti veremez. (12) Yabancı uyruklu gerçek kişilere ait mobil haberleşme hatlarına özgü numara tahsis ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından belirlenir.” “(13) Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları, ilgili bakanlıkların görüşünü almak suretiyle belirler.” MADDE 31- 5809 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “halinde,” ibaresi “veya ilgili takvim yılına ilişkin net satışlarının belli olmaması hallerinde,” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle, yedinci fıkrasına “Bu Kanunun” ibaresinden sonra gelmek üzere “50 nci maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkralarına aykırı hareket eden işletmecilere hat başına yetmişbeşbin Türk Lirası; onuncu fıkrasına aykırı hareket eden işletmecilere hat başına kırkbin Türk Lirası; onbirinci fıkrasına aykırı hareket eden işletmecilere cihaz başına ikiyüzbin Türk Lirasından beşyüzbin Türk Lirasına kadar;” ibaresi ile aşağıdaki cümle, dokuzuncu fıkrasına “bu tutarları” ibaresinden sonra gelmek üzere “tahsilat tarihinden iade edildiği tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak tutarla birlikte” ibaresi ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Birinci fıkra kapsamında belirlenecek idari para cezası tutarı, bu fıkrada yer alan idari para cezasının alt sınırından az olamaz.” “Ancak, 50 nci maddenin sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve onbirinci fıkralarının her biri için bir takvim yılı içinde verilebilecek toplam idari para cezası, bir milyon Türk Lirasından az olmamak üzere işletmecinin bir önceki takvim yılındaki net satışlarının binde yedibuçuğunu geçemez.” “(18) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e), 2. Dolandırıcılık (madde 157 ve 158), 3. Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245), suçlarında kullanıldığı tespit edilen mobil haberleşme hattının bağlantısı, yürütülen soruşturma kapsamında hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine mobil haberleşme hizmeti sunan işletmeci tarafından kesilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan işlem, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını bağlantının kesilmesinden itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde bağlantının kesilmesi tedbiri kendiliğinden kalkar. Bu fıkra uyarınca verilen karara veya yazılı emre rağmen ilgili hattın haberleşmesinin kesilmemesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından işletmeciye ellibin Türk Lirasından üçyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. (19) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından işletmecilerden istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından işletmeciye ellibin Türk Lirasından üçyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.” MADDE 32- 5809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “Abonelik kayıtlarının güncellenmesi GEÇİCİ MADDE 8- (1) Mobil haberleşme hizmeti sunan işletmeciler nezdinde tutulan yabancı uyruklu gerçek kişilere ait abonelik kayıtlarının bu maddeyi ihdas eden Kanunla 50 nci maddede yapılan değişikliklere uygun hale getirilmesi amacıyla, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yabancı uyruklu gerçek kişiler, abonelik kayıtlarını güncellemek için ilgili işletmeciye başvurmak zorundadır. Kurum tarafından bu süre altı ay daha uzatılabilir. Başvuru üzerine ilgili işletmecilerce abonelik kayıtları, yapılan değişikliklere uygun hale getirilir. (2) Abonelik kayıtlarını güncellemek için ilgili işletmeciye başvurmayan veya kimliği teyit edilemeyen yabancı uyruklu gerçek kişilere ait mobil haberleşme hatlarının elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısı, birinci fıkraya göre abonelere verilen başvuru süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde ilgili işletmeci tarafından kesilir. (3) Bu maddenin birinci fıkrası ve bu maddeyi ihdas eden Kanunla 50 nci maddeye eklenen sekizinci, dokuzuncu, onuncu, onbirinci ve onikinci fıkra hükümleri, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımından itibaren altı ay sonra yürürlüğe girer. (4) Kurum, gerçek veya tüzel bir kişi adına açılabilecek hat sayısı ile aynı cihazla belirli süre içinde kullanılabilecek hat sayısını ve yabancı uyruklu kişilere özgü numara tahsisi ve kullanımına ilişkin usul ve esasları bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımından itibaren altı ay içinde belirler. (5) Adına Kurumun belirlediği sayıdan fazla abonelik kaydı bulunan gerçek veya tüzel kişilere, fazla olan mobil haberleşme hattını kullanıma kapatması veya devretmesi için dördüncü fıkra uyarınca Kurum tarafından yapılacak belirleme tarihinden itibaren altı ay süre tanınır. Kurum tarafından bu süre altı ay daha uzatılabilir. Bu süre içinde yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişilere ait fazla hatların elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısı, en eski tarihli abonelikler korunmak suretiyle ilgili işletmeci tarafından kesilir. (6) Birinci, ikinci ve beşinci fıkralarda yer alan yükümlülükleri yerine getirmeyen mobil haberleşme hizmeti sunan işletmecilere, her bir mobil hat aboneliği başına Kurum tarafından yirmibin Türk Lirası idari para cezası verilir. (7) Bu maddenin beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanması nedeniyle mobil haberleşme hatlarının devri veya kapatılması halinde vergi, resim, harç, cezai şart, cayma bedeli ve benzeri yükümlülükler uygulanmaz. Bu fıkra hükmü aynı hat bakımından bir kez uygulanır. (8) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.” MADDE 33- 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasına “müşteri kimliğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “biyometrik yöntemlerle veya elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle” ibaresi eklenmiştir. MADDE 34- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 37- 2025 hesap dönemi ile geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2026, 2027 ve 2028 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) mükerrer 298 inci madde kapsamındaki enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın mali tablolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaz. Bu fıkra kapsamında belirlenen dönemleri geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere üç hesap dönemine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Mükerrer 298 inci maddenin (Ç) fıkrası uygulaması açısından, birinci fıkrada enflasyon düzeltmesi yapılmayacağı belirtilen dönemler (yetki kapsamında uzatılan dönemler dahil) enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dönem olarak değerlendirilir. Bu madde hükümleri, geçici 33 üncü maddenin dördüncü fıkrası kapsamında olan mükellefler hakkında da uygulanır. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri, mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamında olan mükellefler bakımından geçerli değildir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.” MADDE 35- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 733 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve dördüncü fıkrasında yer alan “iki yıl” ibaresi “bir yıl” şeklinde değiştirilmiştir. “8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.” MADDE 36- 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.” MADDE 37- 4721 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 733 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan satışlar bakımından uygulanmaz. Bu satışlar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanır.” MADDE 38- 4/7/2001 tarihli ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 4- 4/12/2025 tarihli ve 7566 sayılı Kanunla bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümleler 1/1/2025 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere uygulanır.” MADDE 39- Bu Kanunun; a) 11 inci maddesi 26/12/2025 tarihinde, b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 40- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Resmî kaynak

Paylı mülkiyette şufa hakkı (yasal önalım hakkı), paydaşlardan birinin taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü bir kişiye satması durumunda, diğer paydaşlara o payı aynı koşullarla satın alma yetkisi veren, kanundan doğan bir haktır. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 732. maddesi bu hakkın temel çerçevesini belirlemektedir. Hak yalnızca dava açılarak kullanılabilir; irade beyanı, noter bildirimi veya başka bir başvuru yoluyla kullanılması mümkün değildir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 732Kaynağı aç
Madde 732- Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler. b. Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/890, K. 2023/1223Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2022/890 E.  ,  2023/1223 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2729 E., 2021/2570 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 15.06.2021 tarihli ve 2019/3438 Esas, 2021/4034 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı … aleyhine açılan davanın reddine, davalı … aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekili ve davalı … vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine karar, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Küçükpiyale Mahallesi 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın 1/8 hissesinin müvekkili adına, 7/8 hissesinin dava dışı malik …'e aitken …'in 13.02.2015 tarihinde dava konusu gayrimenkulün 1/4 hissesini davalı …'a, 24.12.2015 tarihinde ise 1/8 hissesini davalı …'a satarak tapuda devrettiğini, müvekkilinin işbu satıştan 12.02.2016 tarihinde haricen haberdar olduğunu ve önalım hakkının bulunduğunu ileri sürerek dava konusu 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davaya konu satışların satıcı …’in kendilerinden emaneten temlik aldığı hisselerin iadesi amacıyla yapıldığını, gerçek bir satışın söz konusu olmadığını, bu nedenle önalım hakkının varlığından söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, tarafların akraba olup, gerçek satış bedelinin 1.092.000 USD olduğunu ve yargılama sırasında gerçek satış bedeli üzerinden eksik harcın tapu müdürlüğüne ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2017 tarihli ve 2016/74 Esas, 2017/419 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 1/8 hissesinin davacıya, 7/8 hissesinin dava dışı …'e aitken 13.02.2015 tarihinde 1/4 hissesinin davalı …'a, 24.12.2015 tarihinde 1/8 hissesinin davalı …'a devredilmesi üzerine, davacı … tarafından kanuni önalım hakkının bulunduğu ileri sürülerek işbu davanın açıldığı, ancak taşınmazın davacı ve davalının ortak murisleri …'dan davacı ve davalılara miras yoluyla intikal ettiği, taşınmaz üzerinde müteahhit aracılığıyla bina yaptırılması düşüncesiyle ailenin yakın olduğu dava dışı tapu maliki …'e satış gösterilmek suretiyle devredildiği ve satış parasının ödenmediği, tapudaki satış işleminin gerçek bir satış olmadığı, davalılar … ve …'a yapılan devirlerde satış bedeli ödenmesinin söz konusu olmadığı, davacı …'ın da hissesini bu şekilde devraldığı, gerek tapu kayıtları gerekse davalı tanığı …'in yeminli ifadesiyle dava konusu olan satış işleminin gerçek bir satış olmadığı, kök murisin mirasçılarının çocukları ve akrabalar arasında satış ve bedelsiz devir işlemlerinin yapıldığı, bu itibarla kanuni önalım hakkının kullanılmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 27.03.2019 tarihli ve 2018/197 Esas, 2019/535 Karar sayılı kararıyla; davacıya yasal anlamda noter aracılığıyla bildirim yapılmaması nedeniyle 07.07.2014, 13.02.2015 ve 24.12.2015 tarihli pay satışlarına ilişkin 16.02.2016 tarihinde açılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabulü gerekeceği, davalı … vekilinin bedelde muvazaa iddiasının resmî senet karşısında dinlenemeyeceği, dava konusu taşınmaza ait tedavüllü tapu kaydı, resmî senetler, whatsapp ve e-mail yazışmaları içeriği, tanık beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazın edinme sebebine istinaden …, …, …, …, … ve … adına paylı mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı iken tüm paydaşların 28.05.2008 tarihinde hisselerini satış yoluyla dava dışı …'e devrettikleri, …'in satış edinme sebebine istinaden taşınmazın tam maliki olduğu ve 21.11.2013 tarihinde satış yoluyla taşınmazın 1/8 hissesini davacı …'a devrettiği, 7/8 hisseyi uhdesinde bıraktığı, daha sonra önalım davasına konu 1/8 hisseyi 24.12.2015 tarihinde satış yoluyla davalı …'a, 07.07.2014 tarihinde 1/8 hisseyi ve 13.02.2015 tarihinde de 1/8 hisseyi satış yoluyla davalı …'a tapuda devrettiği, her ne kadar tapuda satış şeklinde devir işlemleri yapılmış ise de paydaşlar …, …, … ve …'a hisseleri karşılığı herhangi bir satış bedeli ödenmediği, …'in bu kişilere ait hisseleri ileride geri verilmek üzere emaneten herhangi bir bedel ödemeksizin üzerine aldığı, işlemin tapuda satış şeklinde gösterildiği ancak bu kişilere ait hisselerin gerçekte satış suretiyle ve bedel karşılığı …'e devredilmediği, daha sonra … tarafından ilk olarak davacıya ait hissenin tapuda satış gösterilmek suretiyle iade edildiği, davalı … adına kayıtlı dava konusu 1/8 hissenin de 24.12.2015 tarihinde … tarafından tapuda satış gösterilmek suretiyle bedelsiz şekilde davalı …'a devredildiği, paydaşlar … ve … tarafından dava dışı …'e bedelsiz şekilde tapuda satış suretiyle devredilen hisselerin ise … ve …'ın hisselerini satmak istemeleri ve tapuda iki kez işlem yapmamak için hisselerin davalı …'a 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihinde dava dışı … tarafından satış suretiyle devredildiği, davalı …'a devredilen hisselerin gerçek bir satışa konu olduğu ve … tarafından satış suretiyle iktisap edilen dava konusu 1/4 hisseye ilişkin satış bedelinin gerçek hak sahibi … ile …'a ödendiği, davalı … adına kayıtlı önalım davasına konu 1/4 hisseye ilişkin satışın gerçek bir satış işlemi olduğunun cevap dilekçesinde kabul ve ikrar edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı tarafından davalı … aleyhine açılan davanın reddine, davacı tarafından davalı … aleyhine açılan davanın kabulü ile dava konusu 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazda davalı … adına tapuda kayıtlı 1/4 hissenin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline, davacı tarafından depo edilen 1.183.200,00 TL önalım bedelinin karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde nemaları ile davalı …'a ödenmesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…Önalım davasının davalısı önalım hakkına ilişkin taşınmazdaki payı satın almadan önce o taşınmazda paydaş ise bu paydaş hakkında önalım hakkı kullanılamaz. Çünkü, Türk Medeni Kanununun 732. maddesi ile bir paydaşın payını üçüncü şahsa satması halinde önalım hakkının kullanılabileceği kabul edilmiştir. Paydaş üçüncü kişi sayılamayacağından paydaşın paydaş aleyhine önalım hakkını kullanması söz konusu olamaz. Dava hakkına ilişkin bu hususun davanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir. Somut olaya gelince; davacı, her ne kadar davalı … yönünden 13.02.2015 tarih 1584 yevmiye numaralı satış için önalım hakkından kaynaklanan tapu iptal ve tescili isteğinde bulunmuş ise de; davalının dava konusu taşınmazda 07.07.2014 tarihinde de pay satın aldığı ve bu paya yönelik iki yıllık hak düşürücü içinde önalım hakkının kullanılmadığı anlaşıldığından davalı … taşınmazda paydaş haline gelmiştir. Taşınmazda paydaş olan davalıya karşı sonraki tarihli satışlar nedeniyle önalım hakkı kullanılması mümkün olmadığından davalı … yönünden davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Öte yandan; davalı …, davaya konu satışların gerçek bir satış olmadığını, satıcı …’in kendilerinden bedelsiz ve ileride geri vermek üzere temlik aldığı dava konusu hisselerin aralarındaki anlaşma gereği iadesi niteliğinde olduğunu savunmuşsa da dosyada buna ilişkin geçerli ve hukuki bir delil bulunmadığından davalı … yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, bu nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dosyasında mevcut tapu kaydı ve resmî senetlerden dava konusu 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet şeklinde 1/8 hissesinin davacı, 1/4 hissesinin davalı …, 1/8 hissesinin davalı … ve 1/2 hissesinin dava dışı … adına tapuda kayıtlı olduğu, davacının taşınmazda 21.11.2013 tarihinde satış edinme sebebine istinaden 1/8 pay iktisap ettiği, davacı adına kayıtlı 1/8 hisseyi dava dışı …'den satış yolu ile edindiği, davalı …’ın dava konusu 1/8 hisseyi 24.12.2015 tarihinde dava dışı …'den 500.000,00 TL bedelle satın aldığı, davalı … 07.07.2014 tarihli satış ile 1/8 hisse, 13.02.2015 tarihli satış ile de 1/8 hisse edindiği, her iki hissenin aynı işlemle 13.02.2015 tarihinde birleştirildiği ve davalı …'ın her iki satışa istinaden taşınmazda toplam 1/4 hissenin maliki olduğu, davacının eldeki önalım davasını 16.02.2016 tarihinde açtığı, 1/8 hisseye ilişkin birinci satış işleminin 07.07.2014 tarihinde, 1/8 hisseye ilişkin ikinci satış işleminin ise 13.02.2015 tarihinde yapılmış olup davanın açılış tarihi olan 16.02.2016 tarihi dikkate alındığında birinci satış işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren, noter bildirimi yapılmadığından 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde önalım hakkının kullanıldığı, dava dilekçesi içeriği, tarafların yazılı ve sözlü beyanları, tedavüllü tapu kaydı ve resmî senetler ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında davacı tarafından davalı … aleyhine 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihli iki ayrı satıştan edindiği 1/8'er hisse ve bu hisselerin 13.02.2015 tarihli birleştirme işlemi sonucu … adına kaydedilen 1/4 hisseye yönelik önalım davası açıldığının kabulü gerektiği, davalı …'ın taşınmazda 07.07.2014 tarihli satışla edindiği hisse yönünden taşınmazda paydaş hâline geldiğinin kabulünün mümkün olmadığı, dava dışı … tarafından, her ne kadar tapuda satış şeklinde devir işlemi yapılmış ise de paydaşlar …, …, … ve …'a hisseleri karşılığı herhangi bir satış bedeli ödenmediği, …'in bu kişilere ait hisseleri ileride geri verilmek üzere emaneten bedel ödemeksizin üzerine aldığı, işlemin tapuda satış şeklinde gösterildiği ancak bu kişilere ait hisselerin gerçekte satış suretiyle ve bedel karşılığı …'e devredilmediği, daha sonra davalı … adına kayıtlı dava konusu 1/8 hissenin 24.12.2015 tarihinde … tarafından tapuda satış gösterilmek suretiyle bedelsiz şekilde davalı …'a devredildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf mahkemesince verilen kısmen kabul kararı ile …’ın kendi muvazaasına dayanarak işlem yapmasına izin verecek şekilde hüküm kurulduğunu, davalının …’den miras payını iade aldığı yönündeki savunmasının sahip olduğu hisse oranları karşısında tutarsız olduğunu, davaya konu satış nedeniyle gerek davalı … gerekse de davalı …’ın üçüncü kişi olması dolayısıyla müvekkilinin önalım hakkını kullanmasına engel bir durumun bulunmadığını, bu nedenle müvekkilinin davalı … yönünden önalım hakkını kullanmasına engel nitelikteki red kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı … vekili temyiz dilekçesinde, istinaf mahkemesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı biçimde karar verdiğini, davacının dava dilekçesinde 07.07.2014 tarihli satıştan bahsetmediğini, dava değerlerinin dahi müvekkiline yapılan iki satış ve diğer davalıya yapılan satışın toplamını karşılamadığını, ilk satış bakımından iki yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davalı müvekkilinin taşınmazda paydaş hâline geldiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının önalım hakkı talebinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerinde fiili taksimin gerçekleştiğini, müvekkili ile davacının akraba olduklarını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin eldeki davada; 1- Dava dilekçesi bir bütün olarak incelendiğinde davacının önalım isteminin davalı …’a 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihlerinde yapılan her iki pay satışını kapsayıp kapsamadığı, buradan varılacak sonuca göre ilk pay satışı nedeniyle davalı …’ın taşınmazda paydaş hâline gelip gelmediği ve davalı …’a yapılan ilk pay satışı bakımından davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı, 2- Davalı …’a dava dışı … tarafından yapılan devrin gerçek niteliğinin satış olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 732 vd. maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 24, 26, 118 ve 119 uncu maddeleri 2. Değerlendirme A. (1) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede; 1. Dava, önalım (şuf’a) hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, uyuşmazlığın çözümünde öncelikle önalım hakkı ve hukuki niteliğine ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 2. Paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar diğer hissedarlar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak yasal önalım hakkı tanınmıştır. 3. Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri olup 26.12.1951 tarihli ve 1951/1 Esas, 1951/6 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir. 4. Öte yandan 20.06.1951 tarihli ve 1949/13 Esas, 1951/5 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ise önalım hakkının hukuki niteliği, “Şufa hakkı, mefşu hissenin üçüncü şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu hakkı kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya hacet kalmaksızın müşteriye halef olur” şeklinde açıklanmıştır. 5. Yasal önalım hakkı, 4721 sayılı Kanunun "Taşınmaz mülkiyetinin içeriği ve kısıtlamaları" başlıklı ikinci ayrımında, “II. Devir Hakkının Kısıtlamaları 1.Yasal Önalım Hakkı” alt başlıkları altında “a. Önalım Hakkı Sahibi” başlıklı 732; “b. Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre” başlıklı 733 ve “c. Kullanılması” başlıklı 734 üncü maddelerinde düzenlenmiştir. 6. Yürürlükte bulunan bu hükümlerle; yasal önalım hakkının, paylı mülkiyette paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde kullanılabileceği, önalım hakkından feragatin yöntem ve koşullarının neler olduğu, satışın diğer paydaşlara bildirilmesi gereği, bu bildirimden ve satış tarihinden itibaren uygulanacak yasal sürelerin neler olduğu, bu hakkın dava açılarak kullanılabileceği, önalım bedelinin ve giderlerin nakden yatırılması gerektiği düzenleme altına alınmıştır. 7. 4721 sayılı Kanunu'nun 732 nci maddesi; “Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler” hükmünü içermektedir. Madde gerekçesinde ise: “Maddede paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların önalım haklarını kullanabilecekleri öngörülmüştür. Bu suretle, önalım hakkının, bir payın üçüncü kişiye tamamen veya kısmen satılması durumunda da kullanılabileceği vurgulanmıştır” ifadelerine yer verilmiştir. 8. Yasal önalım hakkı, paylı mülkiyete konu bir taşınmazın paydaşlarından birinin payını bir üçüncü kişiye satması hâlinde diğer paydaşlara aynı şartlarla bu payın alıcısı olabilme yetkisini veren yenilik doğuran bir haktır. Payın tamamının veya bir kısmının satılması arasında bir fark yoktur. Kişiye değil paya bağlı bir haktır ve kim paydaş olursa bu hakka sahiptir. Önalım hakkı kullanılınca paydaş payını yasal ön alım hakkını kullanan diğer paydaşa devretme yükümlülüğü altına girmektedir. Böylece önalım hakkı taşınmaz mülkiyetinin dolaylı sınırlama biçimlerinden birisidir. Bu hak kullanılmadığı sürece ortada bir kısıtlama olmayıp, önalım hakkının kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkar. Yasal önalım hakkının kullanılması, ancak paydaş olmayan birisine yapılan satışta söz konusu olur. Önalım hakkı eskisi gibi irade bildirimi ile değil ancak alıcıya karşı dava açılarak kullanılabilir. Bu hakkın dava dışında kullanılması olanaklı değildir. Önalım davası yenilik doğuran bir dava, kararı da yenilik doğuran bir karardır. 9. Türk Hukuk Lûgatında da önalım hakkı, bir taşınmazın satın alınması durumunda satışın şartlarına uyulması koşuluyla bir kimsenin öncelikle satın alma hakkı olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 884). 10. Yasal önalım hakkının kullanılmasında yasal sürelerin neler olduğu 4721 sayılı Kanunun 733 üncü maddesinde düzenlenmiştir. TMK'nın 733 üncü maddesinin ilgili üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde ise; “…Maddenin üçüncü fıkrası satışın alıcı ya da satıcı tarafından diğer paydaşlara bildirilmesi yükümü getirmiştir. Bu bildirimin noter aracılığı ile yapılması öngörülmüştür. 1984 tarihli ön tasarının 653 üncü maddesinin beşinci fıkrasında da yer alan bu hüküm sayesinde uygulamada en büyük sıkıntıya neden olan, “önalım hakkı sahibinin, satıştan haberdar olmadığı iddiasıyla bu hakkın kullanılabileceği üst süre olan 10 yılın bitimine kadar” bu hakkını kullanmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Maddenin dördüncü fıkrası önalım hakkının kullanılma süresiyle ilgilidir. Yürürlükteki 658 inci maddenin son fıkrası satışın öğrenilmesinden itibaren bir ay, satıştan itibaren on yıllık bir süre öngörmüştür. İsviçre Medenî Kanununda 1991 yılında yapılan değişiklikle yeni 681a maddesiyle bu süreler bir ay ve iki yıl olarak düzenlenmiştir. Yürürlükteki metinde önalım hakkının kullanılması için öngörülen on yılın uzun, İsviçre’de yapılan değişiklikte kabul edilen iki yılın ise kısa bir süre olduğu düşünülerek, 1984 tarihli Öntasarının 653 üncü maddesinin altıncı fıkrasında olduğu gibi, bu süre beş yıla indirilmiştir. Yürürlükteki metinde bu konuda on yıllık sürenin başlangıcı olarak öngörülen “herhâlde sicile şerh verildiği tarihten itibaren” ifadesi yerine daha anlaşılır ve açık bir anlatım olarak beş yıllık sürenin başlangıcı olarak “her hâlde satışın üzerinden” ifadesine yer verilmiştir” şeklinde açıklamalar yapılmıştır. 11. Böylece Kanun önalım hakkının kullanılmasını hak düşürücü sürelere tâbi tutmuştur. Üç aylık hak düşürücü süre; madde metninde açıkça yer verildiği üzere “pay satışının hak sahibine bildirildiği tarihten” itibaren işlemeye başlar. Bu bildirim de Kanun'da özel bir şekle tabi tutulmuş; noter aracılığıyla bildirim öngörülmüştür. Noter bildirisinin paydaşa tebliğ tarihini izleyen günden itibaren üç aylık hak düşürücü süre işleyecektir. İki yıllık süre ise, yapılan pay satışı tarihini izleyen günden başlar. Süresinde önalım hakkını kullanmayan paydaşın sadece o pay satışı için önalım hakkı düşer, başka pay satışları için önalım hakkı ise sona ermez. 12. Şu durumda; yasal önalım hakkının kullanılması için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre, satışın, önalım hakkı sahibine alıcı veya satıcı tarafından noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Önalım hakkı sahibinin satışı kesin olarak başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz. 13. Önalım hakkına ilişkin genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığa esas teşkil eden tasarruf, taleple bağlılık ilkeleri ve dava dilekçesinin hukuki niteliği hakkında açıklama yapılması gerekmektedir. 14. Medenî usul hukukuna egemen olan ilkeler mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) dağınık hâlde yer almakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) sözü edilen ilkelere Birinci Kısım İkinci Bölümde bir arada yer verilmiştir. 6100 sayılı Kanun, 24 üncü maddesinden itibaren "Yargılamaya Hakim Olan İlkeleri" düzenlemiş ve bu kapsamda Tasarruf İlkesi  (md. 24), Taraflarca Getirilme İlkesi (md. 25), Taleple Bağlılık İlkesi (md. 26), Hukukî Dinlenilme Hakkı (md.27), Aleniyet İlkesi (md. 28), Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü (md. 29), Usul Ekonomisi İlkesi (md. 30), Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi (md. 31) olarak bu ilkeleri sıralamıştır. 15. Tasarruf ilkesi gereğince davacının, davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, 6100 sayılı Kanunun "dava dilekçesinin içeriği" ile ilgili düzenleme içeren 119/1 inci maddesinin (d) bendinde; "davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri", (ğ) bendinde ise "açık bir şekilde talep sonucu" dava dilekçesinde yer alması gereken unsurlar arasında sayılmıştır. 16. Tasarruf ilkesinin bir görünümü olan taleple bağlılık ilkesi ise hâkimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği anlamına gelmektedir. Bu ilke 6100 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde; "(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır." şeklinde düzenlenmiştir. 17. Taleple bağlılık ilkesi, tarafın talep etmediği husus hakkında mahkemenin karar veremeyeceği anlamını taşır. Buna göre hâkim, tarafların dilekçelerinde talep edilen hususları karşılar. Hâkimin, tarafların talep etmediği bir hususta karar vermesi mümkün değildir. Tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu tespitin konusunu, istenilen hukuki sonuç oluşturur. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur. 18. Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde davanın ne şekilde açılacağı 6100 sayılı Kanun'un 118 ve devamı maddelerinde gösterilmiş, 119 uncu maddede dava dilekçesinin içeriği belirlenmiştir. Dava dilekçesi için öngörülen bu şekil usuli işlemin temelini teşkil eder. 19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın Müslim oğlu Ali adına kayıtlı iken vefatı üzerine 16.02.1987 tarihinde mirasçıları adına intikal gördüğü, mirasçılarından …'ın vefatı üzerine de ona ait payın 18.07.2003 tarihinde kendi mirasçıları adına intikalen tescil edildiği, mirasçıları arasında davacı … ile davalı …'ın da yer aldığı, sonrasında hem kök muris hem de … mirasçılarının taşınmazı 28.05.2008 tarihinde satış suretiyle dava dışı …'e devrettikleri, taşınmazda tam malik olan …'in taşınmazın 1/8 payını satış suretiyle 21.11.2013 tarihinde davacı …'a temlik ettiği ve davacının bu tarih itibariyle taşınmazda paylı mülkiyet üzerine malik olduğu anlaşılmaktadır. Dava dışı paydaş … 07.07.2014 tarihli ve 6589 numaralı resmî senetle dava konusu taşınmazdaki 1/8 payını, 13.02.2015 tarihli ve 1584 numaralı resmî senetle de 1/8 payını davalı …'a satış suretiyle devretmiş, her iki hisse 13.02.2015 tarihinde birleştirilmiş ve davalı … taşınmazda neticeten 1/4 hissenin maliki olmuştur. 20. Davacı vekili, dava konusu taşınmazın 1/8 hissesinin müvekkili adına, 7/8 hissesinin dava dışı malik …'e aitken …'in 13.02.2015 tarihinde dava konusu taşınmazın 1/4 hissesini …'a, 24.12.2015 tarihinde de 1/8 hissesini …'a tapu satarak devrettiğini, müvekkilinin satıştan 12.02.2016 tarihinde haberdar olduğunu, önalım hakkının bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescili istemiyle eldeki davayı açmıştır. 21. Öncelikle dava dilekçesinin içeriği, iddianın ileri sürülüş biçimi göz önüne alındığında … aleyhine açılan eldeki davada, davacının 13.02.2015 tarihli ve 1584 yevmiye numaralı satış için önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak davalı …'ın dava konusu taşınmazda ilk kez 07.07.2014 tarihinde 1/8 pay satın alarak paydaş olduğu, eldeki dava iki yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış ise de davalının 07.07.2014 tarihinde satın aldığı pay bakımından davacının önalım talebinde bulunduğuna dair dava dilekçesinde herhangi bir açıklamanın yer almadığı gözetildiğinde, önalım talebinin ilk pay satışını kapsadığını kabul etme olanağı bulunmamaktadır. Zira dava dilekçesinde 13.02.2015 tarihinde yapılan ikinci pay satışı dışında ilk pay satışına değinilmemiş olup, tarafın ileri sürmediği bir husus hakkında yorum yoluyla dava açıldığını kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla taşınmazda paydaş olan davalı …'a karşı sonraki tarihli satış nedeniyle önalım hakkı kullanılamaz. 22. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında dava dışı … tarafından davalı …'a yapılan birinci satış işleminin 07.07.2014 tarihinde, ikinci satış işleminin ise 13.02.2015 tarihinde yapıldığı, her iki hissenin 13.02.2015 tarihinde birleştirildiği ve davalı …'ın her iki satışa istinaden taşınmazda toplam 1/4 hissenin maliki olduğu, eldeki davanın 16.02.2016 tarihinde açıldığı, dava dilekçesi içeriğinde davalı …'ın 1/4 hissesi bulunduğunun belirtildiği dikkate alındığında, birinci satış işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren, noter bildirimi yapılmadığından iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde önalım hakkının kullanıldığı, bu nedenle davalı … yönünden verilen bölge adliye mahkemesi kararı uygun olup, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 24. O hâlde (1) numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararı bozulmalıdır. B. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede; 1. 4721 sayılı Kanun'un 732 nci maddesinde önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım hakkı öngörülmüştür. 2. Bu husus yukarıda içeriği açıklanan 20.06.1951 tarihli ve 1949/13 Esas, 1951/5 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsenmiş; kararın gerekçesinde taşınmaz mülkiyetinin takyitlerinden olan kanuni önalım hakkının taşınmazda hisse sahibi bulunan şahsa, diğer bir kimsenin payının üçüncü kişiye satılması hâlinde o hisse müşteriye neye mal olmuş ise o miktar ile ve belli bir süre içinde satın almak yetkisini veren ayni bir hak olduğu ifade edilmiştir. 3. Açıkça görüldüğü üzere kanuni önalım hakkından söz edebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın üçüncü şahsa satılması gerekmektedir; önalım hakkının konusu pay satışıdır. 4. Gerçek bir satışın konusu olmayan, satım niteliğinde olmayan pay temliklerinde yasal önalım hakkı doğmayacaktır. Önalım hakkının payın satışındaki şartlar dahilinde kullanılması gerektiğinden, payı paradan başka bir karşılıkla iktisap edenlerden, onu, aynı şartlarla yerine getirmek suretiyle temellük etmeye imkân bulunmamaktadır. 5. Bu aşamada ispat ve delil başlangıcına ilişkin şu açıklama ve saptamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır: 6. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyeti olup 6100 sayılı Kanunun 190 ıncı maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Karşı tarafın, iddianın gerçek olmadığı konusunda delil sunması ispat yükünü üzerine aldığı sonucunu doğurmaz (HMK md. 191). 7. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Nitekim kanun koyucu 6100 sayılı Kanunun 200 üncü maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerinin senetle ispatını zorunlu kılmış olup bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri bir delille ispatı mümkün olmayacaktır. 8. Bununla birlikte senetle, daha doğru bir anlatımla kesin delille ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında bir delil başlangıcı varsa, bu hâlde 6100 sayılı Kanunun 202 nci maddesinin "Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir" şeklindeki birinci fıkrası gereği tanıkla ispat imkânı doğacaktır. 9. Kanun koyucu anılan maddenin ikinci fıkrasında delil başlangıcı kavramının tanımını "..iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge" şeklinde yapmıştır. 10. Türk Hukuk Lûgatı’nda belge “Bir gerçeği doğrulayan yazı, fotoğraf, resim, film vb. (kanıt)” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı Türkçe-Türkçe Cilt I, Ankara 2021, s. 147). 11. Öncelikle belirtmek gerekir ki, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) yer almayan “belge” kavramı ilk kez 6100 sayılı Kanunun “İspat ve Deliller” başlıklı dördüncü kısmının “Belge ve Senet” başlıklı ikinci bölümünde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanunun “Belge” başlıklı 199 uncu maddesi “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir” şeklindedir. 12. Delil başlangıcının bulunması durumunda artık senetle ispat zorunluluğunun istisnası olarak o hukuki işlem hakkında tanık dinlenebilir. 13. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 292 nci maddesinden farklı olarak “yazılı delil başlangıcı” ibaresindeki, “yazılı” kelimesini benimsememiş ve “delil başlangıcı” ibaresi kullanılmış olmakla HMK düzenlemesine göre artık bir belgenin delil başlangıcı olabilmesi için yazılı olması şartı aranmayacaktır. 14. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; dava konusu taşınmazın kök muris Müslim oğlu Ali mirasçıları adına kayıtlı iken tüm mirasçıların 28.05.2008 tarihinde taşınmazı satış yoluyla dava dışı …'e devrettikleri, dava dışı …'in satış edinme sebebine istinaden taşınmazın tam maliki olduktan sonra 21.11.2013 tarihinde satış yoluyla 1/8 hisseyi davacı …'a devrettiği, uyuşmazlığa konu 1/8 hisseyi de 24.12.2015 tarihinde satış yoluyla davalı …'a devrettiği görülmüştür. 15. Davacı iş bu pay satışına ilişkin süresinde davalı aleyhine önalım davası açmış ve önalım hakkına istinaden davalı … adına kayıtlı payın tapu kaydının iptali ile adına tescilini talep etmiştir. Davalı … ise, …'in aile dostu olduğunu, taşınmazda yapılması planlanan mimari proje ve benzeri işlemlerin tek elden yürütülmesi için bedelsiz olarak temlikte bulunduğunu, bahsi geçen projenin gerçekleşmemesi nedeniyle kendisine inanılan konumunda olan …'in hissesini kendisine iade ettiğini, gerçek bir satışın bulunmadığını, bu durumu bilen davacının kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 16. Somut olay ve dosya kapsamına göre, davalı … vekilinin ikinci cevap dilekçesi ekinde bulunan … tarafından davalı …'a gönderilen 20.12.2015 tarihli e-posta içeriği incelendiğinde; "…o mülkün yeni yıla girmeden (2015 içerisinde) 1/8 hissesinin sana satışının gerçekleşmesinde fayda görüyorum…Dolayısıyla 1/8 hissenin benim mülkiyetimde kalmaya devam etmesi ilerde sana bu işin maliyetini çok artıracak…… gibi senin de bu aşamada devir işlemini halledip mülküne sahip çıkmanda fayda var…" şeklinde ifadelerin bulunduğu görülmüş, dava dışı …'in tanık olarak mahkeme huzurunda alınan yeminli beyanında da, … ailesi tarafından dava konusu olan taşınmazın satın alınması hususunun kendisine teklif edildiğini, tapuda satış işlemi yapıldığını ancak … Hanım ile … Beyin hisselerini herhangi bir bedel ödemeden üzerine aldığını, çünkü bu hisselerin tekrar onlara geri verileceğini, taşınmaz üzerinde bir bina yapılmasının düşünüldüğünü, binayla ilgili kendisinin müteahhitlik yapma durumunun olduğunu, hatırladığı kadarıyla bu işlemin 2008 yılında yapıldığını, kendisinin daha sonra para vermediği hisse sahiplerine kendi hisselerini iade ettiğini, ancak tapuda satış işlemi olarak gösterildiğini, gerçekte satış işlemi yapılmadığını, satışta para alınmadığını, para alışverişi olmadığını beyan etmiştir. Yine 24.12.2015 tarihli ve 13234 numaralı resmî senette … vekili olan … da mahkemece alınan beyanında, … ile benzer açıklamalarda bulunmuştur. 17. Dolayısıyla dava konusu taşınmaz üzerinde bina yapımının düşünüldüğü, …'in inşa edilecek binanın müteahhitliğini yapma durumunun söz konusu olduğu, bu amaçla taşınmazın devredildiği, …'e her ne kadar tapuda satış şeklinde devir işlemi yapılmış ise de mirasçılar …, …, … ve …'a hisseleri karşılığında herhangi bir satış bedelinin ödenmediği, …'in bu kişilere ait hisseleri ileride geri verilmek üzere emaneten herhangi bir bedel ödemeksizin üzerine aldığı, inşaat işinin gerçekleşmemesi nedeniyle aldığı hisseleri yine bedelsiz olarak sahiplerine iade ettiği, davalı …'a yapılan devir tapu kaydında satış olarak gözükse dahi gerçekte önceki payının iadesi niteliğinde olduğu kanaatine varılmakla bölge adliye mahkemesince davalı … yönünden verilen karar yerindedir. 18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, uyuşmazlığın konusunu teşkil eden 24.12.2015 tarihli ve 13234 numaralı resmî senet içeriğinde, …'in taşınmazın 1/8 hissesini 500.000,00 TL bedelle …'a sattığı, satış bedelini nakden ve tamamen aldığının belirtildiği, dolayısıyla resmî senet doğrultusunda gerçek satışın sözkonusu olduğu, bu nedenle bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüşse de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 19. O hâlde (2) numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararı onanmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. (1) numaralı uyuşmazlık yönünden davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 29.11.2023 tarihinde yapılan birinci görüşmede oy çokluğuyla, B. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 13.12.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, kesin olarak karar verildi. 29 Kasım 2023 Tarihli Birinci Görüşme Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) ("Karşı Oy") 11.H.D. Bşk. … 9.H.D. Bşk. Doç. Dr. … 1.H.D. Bşk. … 5.H.D. Bşk. … Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) 7.H.D. Bşk. … 3.H.D. Bşk. … Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) ("Karşı Oy") Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) Direnme Uygun Daireye (I. Uyuşmazlık Yönünden) ("Karşı Oy") 13 Aralık 2023 Tarihli İkinci Görüşme 8.H.D. Bşk. … 6.H.D. Bşk. … 12.H.D. Bşk. … 2.H.D. Bşk. … 4.H.D. Bşk. … Bozma (II. Uyuşmazlık Yönünden) Bozma (II. Uyuşmazlık Yönünden) "K A R Ş I O Y" Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine istemine ilişkindir. Davacılar vekili; İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Küçükpiyale Mahallesi 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın 1/8 hissesinin müvekkili adına, 7/8 hissesinin dava dışı malik …'e aitken dava dışı …'in 13.02.2015 tarihinde dava konusu gayrimenkulün 1/4 hissesini davalı …'a ve 24.12.2015 tarihinde 1/8 hissesini davalı …'a satarak tapuda devrettiğini, müvekkilinin işbu satıştan 12.02.2016 tarihinde haricen haberdar olduğunu ve önalım hakkının bulunduğunu ileri sürerek dava konusu 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, davalı … vekili, gerçek bir satışın söz konusu olmadığını, davalı … vekili ise davanın süresinde açılmadığını, taraflarının akraba olup, gerçek satış bedelinin 1.092.000 USD olduğunu ve yargılama sırasında gerçek satış bedeli üzerinden eksik harcın tapu müdürlüğüne ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karara ilişkin olarak davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı … aleyhine açılan davanın reddine, davalı … aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiş; hükmün davacı vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece karar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiş, karar davacı vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1- Dava dilekçesi bir bütün olarak incelendiğinde davacının önalım isteminin davalı …’a 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihlerinde yapılan her iki pay satışını kapsayıp kapsamadığı, buradan varılacak sonuca göre ilk pay satışı nedeniyle davalı …’ın taşınmazda paydaş hâline gelip gelmediği ve davalı …’a yapılan ilk pay satışı bakımından davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı, 2- Davalı …’a dava dışı … tarafından yapılan devrin gerçek niteliğinin satış olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk; (1) numaralı uyuşmazlık yönünden davalı … aleyhine açılan eldeki davada, davacının 13.02.2015 tarihli ve 1584 yevmiye numaralı satış için önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğu, ancak davalı …'ın dava konusu taşınmazda 07.07.2014 tarihinde de pay satın aldığı ve bu paya yönelik iki yıllık hak düşürücü içinde önalım hakkının kullanılmadığı, bu nedenle davalı …'ın taşınmazda paydaş hâline geldiği gerekçesiyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulmasına karar vermiştir. Sayın Çoğunluğun (1) numaralı uyuşmazlığa ilişkin görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle katılınmamıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" 732 nci maddesi; "Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler." 733 üncü maddesi; "Cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz. Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir. Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer" 734 üncü maddesi; "Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür. " şeklindedir. Yasal önalım hakkı, bir paydaşın üzerinde paylı mülkiyet bulunan bir taşınmazdaki payını üçüncü bir kişiye satması ve diğer paydaş veya paydaşların bu haklarını dava yoluyla kullanmaları hâlinde söz konusu olur (M. Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay-Özdemir, Eşya Hukuku, 20 Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2017, s. 536; Jale Akipek/Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku, İstanbul 2009, s. 553 vd.; Selahattin Sulhi Tekinay, Taşınmaz Mülkiyetinin Takyitleri II/1 (Takyitler), İstanbul 1988, s. 38). Yasal önalım hakkı, paylı mülkiyetin kurulmasıyla devir hakkının yasal bir kısıtlaması olarak aynı anda, kendiliğinden kanundan doğar. Yasal önalım hakkının varlığı, kanuna dayandığı için bunun herkes tarafından bilindiği varsayılmaktadır. Bu nedenle de, paylı mülkiyete tabi bir taşınmazda bir pay satın alan kimse, hak sahibi bir paydaşın önalım hakkını kullanarak bu payı kendisinden alma hak ve ihtimalinin bulunduğunu daima göz önünde tutmak, bunu bilmek zorundadır (Fikret Eren, Türk Medeni Kanununa Göre Yasal Önalım Hakkı, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XII, Y. 2008, Sa. 1-2, s.108). Önalım hakkı, 4721 sayılı Kanunun 734/I ve 6098 sayılı Kanunun 242 nci maddeleri uyarınca sadece dava yoluyla kullanılabilir. Dava yoluna başvuran hak sahibi, hak konusu şeyin devir bedelini ödemek kaydıyla, taşınmaz mülkiyetinin kendisine hükmen geçirilmesini talep eder (Oğuzman /Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 536). Önalım davası hak düşürücü nitelikteki belirli süreler içinde açılmalıdır. Aksi hâlde, yani bu süreler içinde açılmadığı takdirde hak düşer. Gerçekten, TMK md. 733/III’e göre önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve herhâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Burada ki üç aylık ve iki yıllık süreler, hukuki nitelikleri itibariyle zamanaşımı süreleri değil, hak düşürücü sürelerdir. Kanun, 3 aylık sürenin işlemeye başlamasını, alıcı veya satıcının yapacağı noter bildirimine bağlamaktadır. Noter bildirimi dışında satışın yapıldığının başka yollardan öğrenilmesi, üç aylık sürenin başlaması için yeterli değildir. Alıcı veya satıcı, satışı hak sahibine noter kanalıyla bildirmediği takdirde, 3 aylık süre işlemeye başlamaz. Bu takdirde, hak sahibi önalım davasını satışın yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde açabilir. İki yıllık hak düşürücü sürenin işlemesi noter bildirimi yapılmasına bağlı değildir. Çünkü burada süre bildirimden değil, satışın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Dolayısıyla dava, alıcıya karşı bu süreler içinde açılmadığı takdirde, artık ona karşı önalım hakkı kesin olarak düşer, dolayısıyla bu dava açılamaz (YHGK. T. 13.4.2005, E. 2005/6-230, K. 2005/244; Eren, s.120-123). Yapılan açıklamalar ışığında (1) numaralı uyuşmazlık yönünden somut olay değerlendirildiğinde; İstanbul ili, Beyoğlu ilçesi, Küçükpiyale Mahallesi, 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın mevcut durumda paylı mülkiyet şeklinde 1/8 hissesinin davacı …, 1/4 hissesinin davalı …, 1/8 hissesinin davalı … ve 1/2 hissesinin dava dışı … adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Davacı dava konusu taşınmazda 21.11.2013 tarihinde satış edinme sebebine istinaden 1/8 hisse iktisap etmiştir. Davacı adına kayıtlı 1/8 hisseyi dava dışı …'den satış yolu ile edinmiştir. Davalı … dava dışı …'den 07.07.2014 tarihinde satış yolu ile 1/8 hisse, daha sonra yine …'den satış yolu ile 13.02.2015 tarihinde 1/8 hisse edinmiştir. Davalı …'ın 07.07.2014 tarihinde satın aldığı 1/8 hisse ile, 13.02.2015 tarihinde satın aldığı 1/8 hisse aynı tarihli ve 1584 yevmiye nolu işlemle birleştirilmiş ve 1/4 hisse olarak davalı … adına tescil edilmiştir. Başka bir anlatımla davalı … 07.07.2014 tarihli satış ile 1/8 hisse, 13.02.2015 tarihli satış ile de 1/8 hisse edinmiş ve her iki hisse aynı işlemle 13.02.2015 tarihinde birleştirilmiş ve davalı … her iki satışa istinaden taşınmazda toplam 1/4 hissenin maliki olmuştur. Dava dilekçesi içeriğinde davacının, davalı … aleyhine 13.02.2015 tarihli satış+birleşme işlemi ile edindiği dava konusu taşınmazdaki 1/4 hisseye yönelik olarak önalım hakkı kullanılmıştır. Başka bir anlatımla davacı, satış+birleşme işleminin konusu olan 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihli satış işlemlerine yönelik olarak önalım hakkına dayanmaktadır. Dolayısıyla 1/8 hisseye ilişkin birinci satış işlemi 07.07.2014 tarihinde, 1/8 hisseye ilişkin ikinci satış işlemi ise 13.02.2015 tarihinde yapılmış olup, davanın açılış tarihi olan 16.02.2016 tarihi dikkate alındığında birinci satış işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren, noter bildirimi yapılmadığından, 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde her iki satış işlemi yönünden önalım hakkının kullanıldığı ve iş bu davanın açıldığının kabulü gerekir. Hâl böyle olunca bölge adliye mahkemesince davalı … yönünden verilen direnme kararının uygun olduğu, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan (1) numaralı uyuşmazlık yönünden bozma yönündeki Sayın Çoğunluğun düşüncesine ve kararına katılamıyorum. "K A R Ş I O Y" Uyuşmazlık, önalım hakkına dayalı açılan tapu iptali ve tescil davasında, dava dilekçesi bütün olarak incelendiğinde, davacının önalım talebinin davalı …’a 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihlerinde yapılan her iki pay satışını kapsayıp kapsamadığı, buradan varılacak sonuca göre ilk pay satışı nedeniyle davalı …’ın taşınmazda paydaş hâline gelip gelmediği ve davalı …’a yapılan ilk pay satışı bakımından davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığına ilişkindir. Sayın Çoğunluk, davacının talebinin davalı …’a 07.07.2014 tarihinde yapılan pay satışını kapsamadığını, dolayısıyla bu pay yönünden davalı …’ın paydaş hâline geldiğini kabul ederek, 07.07.2014 tarihinde yapılan pay satışı bakımından önalım hakkının kullanılmadığı anlaşıldığından davalı …’ın taşınmazda paydaş hâline geldiği, taşınmazda paydaş olan davalıya karşı sonraki tarihli satışlar nedeniyle önalım hakkının kullanılması mümkün olmadığından davalı … yönünden davanın reddi gerektiği şeklindeki Yargıtay Özel Dairesinin kararı doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar vermiştir. Tarafımızca, uyuşmazlık konusu dikkate alınarak, davalı … ile ilgili paylar bakımından açıklama ve gerekçe yazılacaktır. Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine yönelik olup, Davacı vekili 16.02.2016 tarihli dava dilekçesinde, İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Küçükpiyale Mahallesi 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın 1/8 hissesinin müvekkili adına, 7/8 hissesinin dava dışı malik …'e ait iken dava dışı …'in 13.02.2015 tarihinde dava konusu gayrimenkulün 1/4 hissesini davalılardan …'a ve 24.12.2015 tarihinde 1/8 hissesini davalılardan …'a satarak tapuda devrettiğini, müvekkilinin işbu satıştan 12.02.2016 tarihinde haricen haberdar olduğunu, önalım hakkının bulunduğunu ileri sürmüş, dava konusu 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılardan … vekili cevabında, her iki hisse satışını yönünden açıklamalar yaptıktan sonra davanın reddini savunmuş, olmazsa güncel bedelin, bu da olmazsa 1.092.000 Doların iadesine şeklinde karar verilerek hüküm kurulmasını talep etmiş, ikinci cevap dilekçesinde de her iki hisseye yönelik benzer açıklamalar yanında, müvekkilinin Devlete pişmanlık beyanı ile gerçek değeri bildirdiğini ileri sürerek önceki cevabını tekrar etmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararında, “dava konusu taşınmazın 1/8 hissesinin davacıya, 7/8 hissesinin dava dışı …'e aitken 13.02.2015 tarihinde 1/4 hissesinin davalı …'a, 24.12.2015 tarihinde 1/8 hissesinin davalı …'e devredilmesi üzerine; davacı … tarafından kanuni önalım hakkının ileri sürülerek iş bu davanın açıldığını, ancak taşınmazın davacı ve davalının ortak murisleri …'dan davacı ve davalılara miras yoluyla intikal ettiğini, taşınmaz üzerinde müteahhit aracılığıyla bina yaptırılması düşüncesiyle ailenin yakın olduğu dava dışı tapu maliki …'a taşınmazın satış olarak devredildiğini ancak satış parasının ödenmediğini, tapudaki satış işleminin gerçek bir satış olmadığını, davalılar… ve …'a yapılan devirlerde satış bedeli ödenmediğini, davacı …'in de hissesini bu şekilde devraldığını, gerek tapu kayıtları gerekse davalı tanığı …'ın yeminli ifadesiyle dava konusu olan satış işleminin gerçek bir satış olmadığının, kök murisin mirasçılarının çocukları, akrabalar arasında satış ve bedelsiz devir işlemlerinin yapıldığının, bu itibarla kanuni önalım hakkının kullanılmayacağının anlaşıldığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; “davacıya yasal anlamda noter aracılığıyla bildirim yapılmaması nedeniyle 07.07.2014, 13.02.2015 ve 24.12.2015 tarihli pay satışlarına ilişkin 16.02.2016 tarihinde açılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabulü gerekeceği, davalı … vekilinin bedelde muvazaa iddiasının resmî senet karşısında dinlenemeyeceği, dava konusu taşınmaza ait tedavüllü tapu kaydı, resmî senetler, whatsapp ve email yazışmaları içeriği, tanık beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazın edinme sebebine istinaden …, …, …, …, … ve … adına paylı mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı olduğu, tüm paydaşların 28.05.2008 tarihinde taşınmazdaki hisselerini satış yoluyla dava dışı …'e devrettikleri, dava dışı …'in satış edinme sebebine istinaden taşınmazın tam maliki olduğu, dava dışı …'in 21.11.2013 tarihinde satış yoluyla taşınmazın 1/8 hissesini davacı …'a devrettiği, 7/8 hisseyi uhdesinde bıraktığı, daha sonra dava dışı …'in önalım davasına konu 1/8 hisseyi 24.12.2015 tarihinde satış yoluyla davalı …'a, 07.07.2014 tarihinde 1/8 hisseyi ve 13.02.2015 tarihinde de 1/8 hisseyi satış yoluyla davalı …'a tapuda devrettiği, dava dışı … tarafından, her ne kadar tapuda satış şeklinde devir işlemi yapılmış ise de paydaşlar …, …, … ve …'a hisseleri karşılığı herhangi bir satış bedeli ödenmediği, …'in bu kişilere ait hisseleri ileride geri verilmek üzere emaneten herhangi bir bedel ödemeksizin üzerine aldığı, işlemin tapuda satış şeklinde gösterildiği ancak bu kişilere ait hisselerin gerçekte satış suretiyle ve bedel karşılığı …'e devredilmediği, daha sonra … tarafından ilk olarak davacıya ait hissenin tapuda satış gösterilmek suretiyle davacıya iade edildiği, davalı … adına kayıtlı dava konusu 1/8 hissenin de 24.12.2015 tarihinde … tarafından tapuda satış gösterilmek suretiyle bedelsiz şekilde davalı …'a devredildiği, paydaşlar … ve … tarafından dava dışı …'e bedelsiz şekilde tapuda satış suretiyle devredilen hisselerin ise … ve …'ın hisselerini satmak istemeleri karşısında ve tapuda iki kez işlem yapmamak için … ve …'a ait hisselerin davalı …'a 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihinde dava dışı … tarafından satış suretiyle devredildiği, davalı …'a devredilen hisselerin gerçek bir satışa konu olduğu, davalı … tarafından satış suretiyle iktisap edilen dava konusu 1/4 hisseye ilişkin satış bedelinin hisselerin gerçek hak sahibi … ve …'a ödendiği, davalı … adına kayıtlı önalım davasına konu 1/4 hisseye ilişkin satışın gerçek bir satış işlemi olduğunun cevap dilekçesinde kabul ve ikrar edildiği” gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı tarafından davalı … aleyhine açılan davanın reddine, davacı tarafından davalı … aleyhine açılan davanın kabulü ile dava konusu 1169 ada 36 parsel sayılı taşınmazda davalı … adına tapuda kayıtlı 1/4 hissenin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline, davacı tarafından depo edilen 1.183.200,00 TL önalım bedelinin karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde nemaları ile davalı …'a ödenmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyizi sonunda Yargıtay Özel Dairesince; “Önalım davasının davalısı önalım hakkına ilişkin taşınmazdaki payı satın almadan önce o taşınmazda paydaş ise bu paydaş hakkında önalım hakkı kullanılamaz. Çünkü, Türk Medeni Kanunu’nun 732 nci maddesi ile bir paydaşın payını üçüncü şahsa satması hâlinde önalım hakkının kullanılabileceği kabul edilmiştir. Paydaş üçüncü kişi sayılamayacağından paydaşın paydaş aleyhine önalım hakkını kullanması söz konusu olamaz. Dava hakkına ilişkin bu hususun davanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir. Somut olaya gelince; davacı, her ne kadar davalı … yönünden 13.02.2015 tarih 1584 yevmiye numaralı satış için önalım hakkından kaynaklanan tapu iptal ve tescili isteğinde bulunmuş ise de; davalının dava konusu taşınmazda 07.07.2014 tarihinde de pay satın aldığı ve bu paya yönelik iki yıllık hak düşürücü içinde önalım hakkının kullanılmadığı anlaşıldığından davalı … taşınmazda paydaş hâline gelmiştir. Taşınmazda paydaş olan davalıya karşı sonraki tarihli satışlar nedeniyle önalım hakkı kullanılması mümkün olmadığından davalı … yönünden davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir….” gerekçesiyle karar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından “…davalı … 07.07.2014 tarihli satış ile 1/8 hisse, 13.02.2015 tarihli satış ile de 1/8 hisse edindiği, her iki hissenin aynı işlemle 13.02.2015 tarihinde birleştirildiği ve davalı … her iki satışa istinaden taşınmazda toplam 1/4 hissenin maliki olduğu, davacının eldeki önalım davasını 16.02.2016 tarihinde açtığı, 1/8 hisseye ilişkin birinci satış işleminin 07.07.2014 tarihinde, 1/8 hisseye ilişkin ikinci satış işleminin ise 13.02.2015 tarihinde yapılmış olup davanın açılış tarihi olan 16.02.2016 tarihi dikkate alındığında birinci satış işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren, noter bildirimi yapılmadığından 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde önalım hakkının kullanıldığının ve iş bu davanın açıldığının kabulü gerekeceği, dava dilekçesi içeriği, tarafların yazılı ve sözlü beyanları, tedavüllü tapu kaydı ve resmî senetler ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında davacı tarafından davalı … aleyhine 07.07.2014 ve 13.02.2015 tarihli 2 ayrı satıştan edindiği 1/8'er hisse ve bu hisselerin 13.02.2015 tarihli birleştirme işlemi sonucu oluşan … adına kayıtlı 1/4 hisseye yönelik önalım davası açıldığının kabulünün zorunlu olduğu” gerekçesiyle bozma kararına karşı direnme kararı verilmiş, direnme kararı da davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Gerçekten de istikrarlı Yargıtay uygulamalarında da belirtildiği ve bilindiği üzere 4721 sayılı Kanunun 732 ve devamı maddelerinde düzenlenen önalım (şuf’a) hakkı, taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan sınırlamalarından biridir. Yasal önalım hakkı, paylı mülkiyete konu bir taşınmazda, paydaşlarından birinin payını kısmen veya tamamen paydaşlar dışında üçüncü bir kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlara aynı şartlarla bu payın alıcısı olabilme yetkisini veren ve dava yoluyla kullanılabilen (TMK md. 734/1) bir haktır. Önalım davasının davalısı önalım hakkına ilişkin taşınmazdaki payı satın almadan önce o taşınmazda paydaş ise bu paydaş hakkında önalım hakkı kullanılamaz. Çünkü, TMK’nın 732 nci maddesi ile bir paydaşın payını üçüncü şahsa satması hâlinde önalım hakkının kullanılabileceği kabul edilmiştir. Paydaş üçüncü kişi sayılamayacağından paydaşın paydaş aleyhine önalım hakkını kullanması söz konusu olamaz. Dava hakkına ilişkin bu hususun davanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir. TMK’nın 733/3 üncü maddesi gereğince üç aylık hak düşürücü sürenin başlaması için öğrenme yeterli olmayıp yapılan satışın, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Noter aracılılığıyla bildirimde bulunulmamışsa iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde önalım hakkına dayanılarak tapu iptali ve tescil istenebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 tarihli ve 2005/6-358 Esas, 470 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Kural olarak önalım bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibaret olup bu bedelin dava açılırken hazır edilmesi ve mahkemece makul süre içinde mahkeme veznesine depo edilmesiyle birlikte vadeli bir hesapta değerlendirilmesi gereklidir. O hâlde eldeki uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken husus; davalı …’ın 07.07.2014 tarihli satışla paydaş hâline gelip gelmediği, bu hususun değerlendirilmesi bakımından 07.07.2014 tarihli pay satışına karşı da dava açılmış olup olmadığıdır. Dava dilekçesinde dava açılırken açıkça, “13.02.2015 tarihinde dava konusu gayrimenkulün 1/4 hissesini davalı …’a…” şeklinde yazılmış olup, dilekçenin devamında satışlardan davacının haberdar olmadığından, 12.02.106 tarihinde haricen haberdar olunduğundan, dava konusu gayrimenkul ile ilgili olarak önalım hakkı bulunduğundan söz edilerek, gayrimenkuldeki tapu kaydının iptali ve tescil istenmiş, satışa konu hisselerin satış bedeli de 1.410,00 TL olarak belirtilmiştir. Davalı … vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin 1/8 hissesini 07.07.2014 tarihinde resmî kayıtlarda 460.000,00 TL'ye, 1/8 hissesini ise 13.02.2015 tarihinde resmî kayıtlarda 700.000,00 TL'ye satın aldığını, müvekkili tarafından iki ayrı seferde yapılan toplam 1/4'lük alımın gerçek bir satış işlemine konu olduğunu, bu hususun tüm aile içinde bilindiğini, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacının 1/4 hissenin müvekkiline satışını bilmemesinin imkânsız olduğunu, bu hususun mesajlardan anlaşıldığını ve üç aylık sürenin geçtiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte dava kabul edilirse gerçek satış bedeli olarak 1.160.000,00 TL değil, 1.092.000 Dolar ödendiğini, bu miktarın teminat olarak dikkate alınması gerektiğini açıklayarak, davanın reddine, olmazsa güncel bedelin, bu da olmazsa 1.092.000 Doların iadesine şeklinde karar verilerek hüküm kurulmasını talep etmiş, ikinci cevap dilekçesinde de her iki hisseye yönelik benzer açıklamalar yanında, müvekkilinin Devlete pişmanlık beyanı ile gerçek değeri bildirdiğini ve aradaki vergi farkının ödendiğini ileri sürmüştür. Dava tarihi itibarıyla tapu kaydı incelendiğinde, davalı …’a ait 1/4 payın 13.02.2015 tarihi itibarıyla satış+birleştirme nedeniyle kayıtlı bulunduğu, resmî senetlere göre …’ın 1/8 payı 13.02.2015 tarihinde 700.000,00 TL'ye satın alarak, önceki 1/8 hissesi ile birleştirme işlemi yapıldığı görülmekte olup, İlk Derece Mahkemesi tarafından getirtilen tedavüllü tapu kayıtlarından önceki 1/8 payın da 07.07.2014 tarihinde satın aldığı anlaşılmaktadır. İstinaf başvurusu sonrası 11.07.2018 tarihli duruşmada Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 07.07.2014 tarihli satışa ilişkin resmî senet de tapudan istenmiş, Tapu Müdürlüğü tarafından 13.07.2018 tarihli cevabi yazı ile satışa esas resmî senet gönderilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafa tüm hisse satışlarının bedelinin toplamının harçlar dahil 1.693.200,00 TL olduğu nedeniyle eksik harcın tamamlanması için süre verilmiş, davacı taraf eksik harcı ikmal etmiş, bu aşamalarda davalı … vekili tarafından bir itirazda bulunulmadığı gibi, 12.12.2018 tarihli duruşmada “…ayrıca müvekkilim tarafından birinci satış için 1.168.000,00 TL, ikinci satış için 1.352.000,00 TL satış bedeli ödenmiş ancak satış bedeli tapuda rayiç bedel üzerinden gösterilmiştir, gerçek satış değerleri yukarıda belirttiğim bedeller olup müvekkilim tarafından vergi dairesine başvurulmak suretiyle gerçek bedeller üzerinden vergiler ödenmiştir, bu nedenle şayet bedel depo ettirilecekse bu bedeller üzerinden önalım bedelinin depo ettirilmesini talep ederiz” şeklinde talep de bulunulduğu görülmüş, aynı celse davacı tarafa, davalı …’a satılan hisselerin bedeli ve harç dikkate alınarak 1.183.200,00 TL'yi depo etmesi için süre verilmiştir. Tüm bu dilekçeler, beyanlar ve kayıtlardan anlaşılmaktadır ki, davacı tarafından davalı …’a satılan 1/4 pay için dava açılmış, yargılama sırasında bu payın 1/8’inin 07.07.2014, 1/8’inin ise 13.02.2015 tarihli satışlarla elde edildiği belirlenmiş, davalı … vekili tarafından her iki payın dava konusu olduğu gözetilerek cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesinde açıklamalarda bulunulmuş, cevap dilekçesinde özellikle müvekkilinin 1/8 hissesini 07.07.2014 tarihinde resmî kayıtlarda 460.000,00 TL'ye, 1/8 hissesini ise 13.02.2015 tarihinde resmî kayıtlarda 700.000,00 TL'ye satın aldığından, müvekkili tarafından iki ayrı seferde yapılan toplam 1/4'lük alımın gerçek bir satış işlemine konu olduğundan, yargılamanın devamı sırasında da her iki satışa yönelik bedellerin gerçek olmadığından, depo edilmesi gereken bedelin her iki hisse yönünden gerçek değer dikkate alınarak yatırılması gerektiğinden bahsedilmiş, nitekim davacı tarafından da dava açılırken her iki satışa ilişkin bedeli de içerecek şekilde 1.410.000,00 TL dava değeri gösterilmiş (bu bedelin 460.000,00 TL'sinin 07.07.2014 tarihli satışa, 700.000,00 TL'sinin 13.02.2015 tarihli satışa, 250.000,00 TL'sinin ise diğer davalı …’e yapılan satışın 500.000,00 TL'sinin yarısı olan –resmî senette “5/8 hissesinin 1/2 hissesi üzerinde kalacak şekilde 1/8 hissesini” ifadesinin hatalı olarak değerlendirildiği ve değerin satış bedeli 500.000,00 TL'nin yarısı 250.000,00 TL olarak dikkate alındığı, yargılamada da bu hissenin bedelsiz devredildiğinin, herhangi bir bedel ödenmediğinin kabul edilmesi sebebiyle bu hususa girilmediği, istinaf aşamasında 500.000,00 TL gözetilerek harç tamamlattırıldığı anlaşılıyor- 250.000,00 TL'ye ilişkin olduğu anlaşılmaktadır) olup, İlk Derece Mahkemesince ön inceleme duruşmasında açıkça hangi hisselerle ilgili dava açıldığına ilişkin bir açıklama veya açıklattırma yaptırılmadan, uyuşmazlığın ne olduğu belirlenmeden (ki buna rağmen taraf vekilleri, “Mahkemece belirlenen nizalı husus doğrudur” şeklinde beyan vermişler!) yargılamaya devam edilmişse de kararda her iki hisse dava konusu olarak kabul edilip hüküm kurulduğuna, istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da her iki satışa ilişkin hisseler dava konusu kabul edilerek eksik harç da tamamlattırılıp, depo edilecek bedel de bu iki hisseye göre belirlendiğine, taraflar arasında her iki satışla ilgili hisselerin dava konusu olup olmadığı hususunda bir ihtilaf bulunmadığına, bu kabule göre 07.07.2014 tarihli satış sebebiyle …’ın taşınmazda paydaş hâline geldiği kabul edilemeyeceğine, bu hissenin iktisap edildiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar Kanunda öngörülen iki yıllık hak düşürücü süre de geçmediğine göre, gerek İlk Derece Mahkemesinin gerekse Bölge Adliye Mahkemesinin 07.07.2014 tarihli satışa konu 1/8 hissenin dava konusu olduğunun kabul edilmesinin, Bölge Adliye Mahkemesince de bu hisse yönünden hak düşürücü sürenin geçmediği kabul edilerek, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre yazılı şekilde …’a ait toplam 1/4 hisse ile ilgili yazalı şekilde kabule karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının yerinde olduğu kanaatindeyiz. Ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, 07.07.2014 tarihli satış konu …’a ait 1/8 hisse de dava konusu olduğu, bu kabule göre 07.07.2014 tarihli satış sebebiyle …’ın taşınmazda paydaş hâline gelmediği, bu hissenin iktisap edildiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar Kanunda öngörülen iki yıllık hak düşürücü sürenin de geçmediği, bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, Dairenin 07.07.2014 tarihinde yapılan satışa ilişkin hissenin dava konusu olmadığından hareketle, davalı …’ın bu pay satışı sebebiyle paydaş olduğu kabul edilerek, yazılı şekilde Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına ilişkin Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.

Önalım Hakkının Hukuki Niteliği ve Amacı

Yasal önalım hakkı, paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda kendiliğinden kanundan doğar; payın üçüncü kişiye satılmasıyla kullanılabilir hâle gelir. Hak kişiye değil paya bağlıdır: kim paydaş konumundaysa bu hakka sahip olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2021/676, K. 2023/96 sayılı kararında bu hakkın amacını açık biçimde ortaya koymuştur: paylı taşınmazlara yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önlemek ve hisselerin mümkün olduğunca paydaş elinde toplanmasını sağlamak.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/676, K. 2023/96Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/676 E.  ,  2023/96 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/92 E., 2018/205 K. KARAR : Davanın kabulüne 1. Taraflar arasındaki önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı asıl tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Samsun ili Canik ilçesi Hasköy Mahallesi 11639 ada 8 parsel sayılı taşınmazda 39/1200 oranında hissedar olduğunu, dava konusu taşınmazın hissedarlarından …..’in hisselerini 10.02.2015 tarihinde …..'a sattığını, …'ın da bu hisselerini 11.02.2015 tarihinde 20.000,00 TL’ye davalı …'e sattığını ve adına tescil ettirdiğini, yapılan satışın müvekkillerinin bilgisi ve rızası dışında yapıldığını, müvekkillerin önalım haklarının doğduğunu ileri sürerek taşınmazda yasal önalım hakkının tanınması suretiyle davalı üzerindeki taşınmaz payının müvekkilleri adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı asıl, usulüne uygun tebligata rağmen cevap vermemiştir. Mahkeme Kararı 6. Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.10.2015 tarihli ve 2015/155 Esas, 2015/451 Karar sayılı kararı ile; paylı mülkiyet sahibi olan davacıların TMK'nın 732 nci maddesi gereğince önalım haklarının bulunduğu, yasal süre içerisinde önalım hakkının kullanıldığı ve satış bedeli ile harç olmak üzere toplam 20.400,00 TL’nin davacı tarafından davalı adına depo edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile TMK’nın 732 nci maddesi gereğince, davacılara tanınan yasal önalım hakkı sebebiyle 11639 ada 8 parsel sayılı taşınmaza ilişkin 11.02.2015 tarihli ve 1206 yevmiye nolu işlem ile davalının …’dan iktisap ettiği 133/1200 hissenin tapu kaydının iptali ile iptal edilen bu hissenin davacılar adına eşit oranda tapuya kayıt ve tesciline, tapudaki satım bedeli olan 20.000,00 TL ile davalının ödediği 400,00 TL tapu harcı olmak üzere toplam 20.400,00 TL olarak depo ettirilen bedelin karar kesinleştiğinde davalıya ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı asıl temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 02.11.2017 tarihli ve 2015/17711 Esas, 2017/8038 Karar sayılı kararı ile; ''…Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması halinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile kullanılabilir hale gelir. Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir. Önalım davalarında fiili taksime değer verilmesi için taksimin yazılı olarak yapılması ya da taşınmazın çok sayıda paydaşının bulunması halinde tüm paydaşları tarafından fiilen kullanılan bölümlerin olması gerekmez. Davacının kullandığı ve davalıya pay satan kişilerin kullandığı ayrı ayrı bölümler var ise satıcı zamanında kullanıma karşı çıkmayan, o yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda pay satışı nedeni ile önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı kabul edilmektedir. Somut olayda; Davacı vekili; dava dışı …’ın 133/1200 payını davalı …’e satmasından dolayı önalım hakkına dayanarak davalı adına kayıtlı 11639 ada 8 parsel sayılı taşınmazın 133/1200 payının iptali ile müvekkili adına tescilini talep etmiş mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı tarafından temyiz dilekçesi ile fiili taksim iddiasında bulunulmuştur. Fiili taksim iddiası davanın her aşamada ileri sürülebilecektir. Bu durumda Mahkemece; davalının fiili taksim savunmasında bulunduğu göz önüne alınarak taraf delilleri toplanıp usulüne uygun keşif yapılarak, özellikle zeminde davacının ve davalının veya davalıya pay satan kişilerin kullandığı yer olup olmadığının belirlenmesi ve davacının taşınmazın belli bir yerini kullanıp kullanmadığının araştırılması, bilirkişilerden tanıkların ve tarafların gösterdiği yerleri gösterir denetime elverişli krokiye bağlanmış rapor alınması, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceğinden, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli ve 2018/92 Esas, 2018/205 Karar sayılı kararı ile, davalının davaya cevap vermediği, temyiz dilekçesi ile fiili taksim iddiasında bulunduğu, davaya cevap verilmediğinden HMK'nın 128 inci maddesine göre davayı inkâr etmiş sayılacağı ve inkâra yönelik delili sonradan bildiremeyeceği, cevap dilekçesi sunmayan, duruşmalara katılmayan davalının temyiz dilekçesi ile bildirmiş olduğu fiili taksim iddiasının açık kanun hükümleri karşısında dinlenilme olanağının bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin eldeki davada, cevap dilekçesi sunmayan davalının, temyiz dilekçesi ile fiili taksime yönelik sunduğu iddianın dinlenme olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramlara ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 13. Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak yasal önalım hakkı tanınmıştır. 14. Önalım hakkı, bir taşınmazın satılması durumunda satışın şartlarına uyulması koşuluyla bir kimsenin öncelikle satın alma hakkıdır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt I, s. 884). 15. Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri olup, 26.12.1951 tarihli ve 1951/1 Esas, 1951/6 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir. 16. Öte yandan 20.06.1951 tarihli ve 1949/13 Esas, 1951/5 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ise önalım hakkının hukuki niteliği; “Şufa hakkı, mefşu hissenin üçüncü şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu hakkı kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya hacet kalmaksızın müşteriye halef olur” şeklinde açıklanmıştır. 17. Yasal önalım hakkı, TMK’nın “Taşınmaz Mülkiyetinin İçeriği ve Kısıtlamaları” başlıklı ikinci ayrımında, “II. Devir hakkının kısıtlamaları 1. Yasal önalım hakkı” alt başlıkları altında “a. Önalım hakkı sahibi” başlıklı 732; “b. Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre” başlıklı 733 ve “c. Kullanılması” başlıklı 734 üncü maddelerinde önceki kanundan farklı içerikte düzenlenmiştir. 18. Yürürlükte bulunan bu hükümlerle yasal önalım hakkının, paylı mülkiyette paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde kullanılabileceği, önalım hakkından feragatin yöntem ve koşullarının neler olduğu, satışın diğer paydaşlara bildirilmesi gereği, bu bildirimden ve satış tarihinden itibaren uygulanacak yasal sürelerin neler olduğu, bu hakkın dava açılarak kullanılabileceği, önalım bedelinin ve giderlerin nakden yatırılması gerektiği düzenleme altına alınmıştır. 19. Türk Medeni Kanunu’nun 732 nci maddesi; “Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler” hükmünü içermektedir. Madde gerekçesinde ise: “Maddede paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların önalım haklarını kullanabilecekleri öngörülmüştür. Bu suretle, önalım hakkının, bir payın üçüncü kişiye tamamen veya kısmen satılması durumunda da kullanılabileceği vurgulanmıştır” ifadelerine yer verilmiştir. Anılan düzenlemede önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım hakkı öngörülmüştür. 20. Diğer taraftan davalının “fiili taksim” iddiasında bulunması nedeniyle bu kavram hakkında da açıklama yapılmasında fayda vardır. 21. Türk Medeni Kanunu’nda paydaşlar arasında fiili taksim hususu düzenlenmediği gibi, önalım hakkının kullanımına olan etkisine dair bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu kavram uygulamamıza Yargıtay içtihatları ile girmiştir. Yargısal içtihatlara göre paydaşlar arasında fiili taksim bulunduğu taktirde önalım hakkının kullanılmasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğunun kabul edilebilmesi için, yasal önalım hakkına konu payın ilişkin bulunduğu bir taşınmazın bulunması, bu taşınmazın paydaşlarca kendi aralarında taksim edilmesi ve davacı ile davalıya pay satan paydaşın/paydaşların taşınmazın belirli bir kısmını kullanması gerekli ve yeterlidir. 22. 4721 sayılı TMK’nın 2 nci maddesinde herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uyması zorunluluğu getirilmiş, uyulmamasının yaptırımı olarak da hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Bilindiği üzere hakkın açıkça kötüye kullanıldığı tüm hâllerde dürüstlük kuralına da aykırılık söz konusudur. Fiili taksimin hukuki dayanağını da TMK’nın bu maddesi oluşturmaktadır (Müslüm Tunaboylu: Önalım (Şuf’a) Davaları, Ankara 2008, s. 440). 23. Nitekim öğretide paylı mülkiyette fiili taksim durumu Yargıtay kararlarından bağımsız olarak tanımlanmamış olup yalnızca yasal önalım hakkının dürüstlük kuralına aykırı kullanımlarından biri olarak nitelendirilmiştir (Egemen Köylüoğlu: Önalım Davası Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2011, s. 94). 24. Somut olay ve dosya kapsamına göre, dava dışı …'ın, davaya konu 11639 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki ……’in paylarını satın aldığı, …’ın da bu payları tapuda davalı …’e sattığı, taşınmazda hissedar olan davacılar tarafından önalım hakkına dayalı olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olup, davalı asıl temyiz dilekçesi ile fiili taksim savunmasında bulunmuştur. 25. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, önalım davalarında fiili taksime değer verilebilmesi için taşınmazın çok sayıda paydaşının bulunması hâlinde tüm paydaşlar tarafından fiili olarak kullanılan bölümlerin bulunmasına gerek olmadığı, davacının ve davalının (davalıya pay satan kişilerin) kullandığı ayrı ayrı bölümlerin olması durumunda, satıcı zamanında kullanıma karşı çıkmayan (hak iddia etmeyen) davacının, pay satışı nedeniyle önalım hakkını kullanmasının dürüst davranma kuralı ile bağdaşmayacağı sonucuna varılmakla, fiili taksim savunması ile kötüniyet iddiasının, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği kanaatine varılmıştır. 26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalının usulüne uygun tebliğe rağmen cevap dilekçesi sunmadığı, fiili taksim iddiasının temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceği, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 27. Hâl böyle olunca mahkemece davalının fiili taksim savunması dikkate alınmak suretiyle taraf delillerinin toplanması ve mahallinde usulüne uygun keşif yapılarak, özellikle zeminde davacının ve davalının (davalıya pay satan kişilerin) kullandığı yer olup olmadığının belirlenmesi ve davacıların taşınmazın belli bir yerini kullanıp kullanmadığının araştırılması, bilirkişilerden tanıkların ve tarafların gösterdiği yerleri gösterir denetime elverişli haritaya bağlanmış rapor alınması, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1950, K. 2020/853Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1950 E.  ,  2020/853 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kumluca Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili 15.06.2009 havale tarihli dava dilekçesinde; müvekkillerinin Antalya ili, Kumluca ilçesi, Çavuşköy mevkiinde kain 597 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduklarını, diğer hissedarın hissesini satacağını bildirmeden gerçek değerinden çok fazla satış bedeli göstererek muvazaalı şekilde davalıya sattığını, satış bedelinin çok fazla gösterilerek davacıların şufa hakkını kullanmalarına engel olunmak istenildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazda davalıya satışı yapılan hissenin tapu kaydının iptal edilerek müvekkilleri adına tesciline, mahkemece belirlenecek gerçek değerin şufa bedeli olarak ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı 28.07.2009 havale tarihli cevap dilekçesinde; çekişmeli taşınmazda harici ve rızai taksim yapılması neticesinde zeminde sınırları belirlenen bölümün dava dışı …’e satılıp teslim edildiğini, taşınmazın … tarafından nar bahçesi hâline getirilen bu kısmını tapuya itimat ederek satın aldığını, satış ve değerinde muvazaa olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Kumluca Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.06.2013 tarihli ve 2009/313 E., 2013/418 K. sayılı kararı ile; yapılan keşif ve bilirkişi beyanlarından dava konusu taşınmazın taksime konu edilmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 597 parsel sayılı taşınmazın davalı … adına olan 1/5 payının iptali ile davacılar adına tesciline, karar kesinleştiğinde davacılar tarafından yatırılan şufa bedelinin işlemiş ve işleyecek nemaları ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Kumluca Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 14. Hukuk Dairesince 10.04.2014 tarihli ve 2014/2212 E., 2014/4740 K. sayılı kararı ile; "…Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.02.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir. Somut olayda mahallinde yapılan keşif ve dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından taşınmazın fiilen taksim edildiği, paydaşlardan…'nin kendisine düşen yeri önce 10.03.2008 tarihinde …'e sattığı, …'in de bu bölümü nar bahçesi haline getirdiği, daha sonra 26.05.2009 tarihinde davalı …'e sattığı davacıların önceki malik zamanında bir hak talebinde bulunmadıkları anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece artık davacıların davalıya karşı önalım hakkını kullanmalarının iyiniyet kuralları ile bağdaşmayacağı gözetilerek davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir" gerekçeleriyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Kumluca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.11.2014 tarihli ve 2014/181 E., 2014/673 K. sayılı kararı ile; davaya konu taşınmaz payının satışının üzerinden uzunca bir zaman geçmediği, taşınmazda davalıya satılan kısım haricindeki kısımların boş olduğu, taksimin varlığına karine teşkil edecek bir işaret, iz veya ayırımın bulunmadığı, davacıların taşınmazda yer kullanmadığı, davalının dayandığı taksim krokisinde paydaşların imzalarının bulunmadığı, tanıkların beyanları ve dayanılan krokinin taksimin varlığına delil teşkil edecek nitelikte olmadığı, paydaşların taksim yönünde iradelerinin bulunmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu edilen hissenin bulunduğu taşınmazda eylemli taksimin bulunup bulunmadığı buradan varılacak sonuca göre satıcı zamanında bir hak talebinde bulunmayan davacıların davalıya karşı önalım hakkını kullanmalarının dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde, öncelikle önalım hakkı ve hukuki niteliğine ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 13. Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak yasal önalım hakkı tanınmıştır. 14. Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri olup 26.12.1951 tarihli ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir. 15. Öte yandan 20.06.1951 tarihli ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ise önalım hakkının hukuki niteliği, “Şufa hakkı, mefşu hissenin üçüncü şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu hakkı kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya hacet kalmaksızın müşteriye halef olur” şeklinde açıklanmıştır. 16. Yasal önalım hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun "Taşınmaz mülkiyetinin içeriği ve kısıtlamaları" başlıklı ikinci ayrımında, “II. Devir Hakkının Kısıtlamaları 1.Yasal Önalım Hakkı” alt başlıkları altında “a. Önalım Hakkı Sahibi” başlıklı 732; “b. Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre” başlıklı 733 ve “c.Kullanılması” başlıklı 734. maddelerinde düzenlenmiştir. 17. 4721 sayılı TMK'nın 732. maddesi; “Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler” hükmünü içermektedir. Madde gerekçesinde ise: “Maddede paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların önalım haklarını kullanabilecekleri öngörülmüştür. Bu suretle, önalım hakkının, bir payın üçüncü kişiye tamamen veya kısmen satılması durumunda da kullanılabileceği vurgulanmıştır” ifadelerine yer verilmiştir. Anılan düzenlemede önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım hakkı öngörülmüştür. 18. Bu husus yukarıda içeriği açıklanan 20.06.1951 tarihli ve 5/13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsenmiş; kararın gerekçesinde, taşınmaz mülkiyetinin takyitlerinden olan kanuni önalım hakkının taşınmazda hisse sahibi bulunan şahsa, diğer bir kimsenin payının üçüncü kişiye satılması hâlinde o hisse müşteriye neye mal olmuş ise o miktar ile ve belli bir süre içinde satın almak yetkisini veren ayni bir hak olduğu ifade edilmiştir. 19. Açıkça görüldüğü üzere kanuni önalım hakkından söz edebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın üçüncü şahsa satılması gerekmektedir. Önalım hakkının konusu pay satışıdır. 20. Gerçek bir satışın konusu olmayan, satım niteliğinde olmayan pay temliklerinde yasal önalım hakkı doğmayacaktır. Önalım hakkının payın satışındaki şartlar dâhilinde kullanılması gerektiğinden, payı paradan başka bir karşılıkla iktisap edenlerden, onu, aynı şartlarla yerine getirmek suretiyle temellük etmeye imkân bulunmamaktadır. Örneğin temlikin hibe şeklinde olması hâlinde, hibede bir malın bedelsiz olarak üçüncü kişinin mülkiyetine geçirilmesi amaçlandığından önalım hakkı kullanılamayacaktır. Zira önalımda, önalım hakkını kullanan kişinin payı satın alana ödemekle yükümlü olduğu bedel hibede mevcut değildir, önalım hakkını kullananın hiçbir bedel ödemeden payın kendisine devrini istemesi mümkün değildir. 21. Özetle ifade edilecek olursa, yasal önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren yenilik doğurucu bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir. Önalım hakkı alıcıya karşı ancak dava açmak suretiyle kullanılır. 22. Diğer taraftan davalının, taşınmazda “fiili taksim” bulunduğunu ileri sürmesi nedeniyle bu kavram hakkında da açıklama yapılmasında yarar vardır. 23. 4721 sayılı TMK’da paydaşlar arasında fiili taksim hususu düzenlenmediği gibi önalım hakkının kullanımına olan etkisine dair bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu kavram uygulamamıza Yargıtay içtihatları ile girmiştir. Yargısal içtihatlarda yapılan tanıma göre paydaşlar arasında fiili taksim bulunduğu taktirde önalım hakkının kullanılmasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğunun kabul edilebilmesi için, yasal önalım hakkına konu payın ilişkin bulunduğu bir taşınmazın varlığı, bu taşınmazın, paydaşlarca kendi aralarında taksim edilmesi ve davacı ve davalıya pay satan paydaş (paydaşların) taşınmazın belirli bir kısmını kullanması gerekli ve yeterlidir. 24. Paydaşlar arasında fiili taksim bulunması hâlinde yasal önalım hakkının kullanılamayacağına dair bir yasa hükmü bulunmasa da, taşınmazda fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun korunması, TMK’nın 2. maddesinde tanımını bulan dürüstlük kuralının gereğidir. Zira TMK’nın 2. maddesinde herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uyması zorunluluğu getirilmiş, uyulmamasının yaptırımı olarak da hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Bilindiği üzere hakkın açıkça kötüye kullanıldığı tüm hâllerde dürüstlük kuralına da aykırılık söz konusudur. Fiili taksimin hukuki dayanağını da TMK’nın bu maddesi oluşturmaktadır (Tunaboylu, M.: Önalım (Şuf’a) Davaları, 4. b., Ankara 2008, s.440). 25. Nitekim öğretide paylı mülkiyette fiili taksim durumu Yargıtay kararlarından bağımsız olarak tanımlanmamış olup yalnızca yasal önalım hakkının dürüstlük kuralına aykırı kullanımlarından biri olarak nitelendirilmiştir (Köylüoğlu, E.: Önalım Davası (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara 2011, s. 94). 26. Bu doğrultuda, önalım davasına konu payın bulunduğu taşınmazda paydaşlar arasında fiili taksim yapıldıktan sonra, bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, aynı taşınmazda farklı bir bölüm kendisine bırakılan ve satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. 27. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olaya gelince; çekişmeli 597 parsel sayılı taşınmazın 05.05.1987 tarihinde tarla vasfında davacılar murisi … adına tescil edildikten sonra 16.08.1996 tarihinde 1/5 hisseli olarak mirasçılarına intikal ettiği, dava dışı paydaş …'a (…) isabet eden hissenin 10.03.2008 tarihinde dava dışı …'e, … tarafında da 26.05.2009 tarihinde davalı …'ye satıldığı, taşınmazda hissedar olan davacılar tarafından 15.06.2009 tarihinde önalım hakkına dayalı olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 28. Mahallinde 18.06.2010 tarihinde yapılan keşif sonucu düzenlenen 28.06.2010 havale tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide (A) ile işaretli bölümün Mehmet…'un, (B) ile işaretli bölümün… ve……'un, (C) ile işaretli bölümün …'un (davacı), (D) ile işaretli bölümün …'un (davacı), E harfi ile işaretli bölümün……'un kullanıma bırakıldığı, (E) ile gösterilen yerde nar bahçesi bulunduğu, taşınmazda harici taksime ilişkin demir kazıkların görüldüğü belirtilmiştir. Keşif sırasında dinlenilen mahalli bilirkişi ve davalı tanıklarının, hissedar …'ın (…) kendisine düşen bölümü dava dışı …'e sattığını, … tarafından bu bölüme nar ağaçları dikildiğini ve nar ağaçları dikili kısmın davalıya satıldığını beyan ettikleri, davalı tanığı …'ın (…), taşınmazın kardeşler arasında paylaşıldığını, kendisine nar ağaçları dikili olan bölümün düştüğünü, paylaşıma ilişkin kazıkların çakıldığını, kazıklar çakılırken …'nın bulunmadığını ancak rızasının bulunduğunu ifade ettiği, yine davacı vekilinin de keşif sırasında, herhangi bir paylaşmanın söz konusu olmadığını belirttikten sonra "paylaşım sırasında … burada yoktur" beyanının …'ın (…) "kazılar çakılırken … yoktu ancak … da razıydı" şeklindeki beyanı ile örtüşmesi karşısında davalı tarafından sunulan harici taksim krokisinin doğrulandığı ve taşınmazda fiili taksimin yapıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, Antalya'da oturan davacıların, Kumluca'da bulunan çekişmeli taşınmazın bir kısmına dava dışı … tarafından nar ağaçları dikildiğinden haberdar olmamaları da hayatın olağan akışına uygun değildir. 29. O hâlde, dosya kapsamından taşınmazda fiili taksimin mevcut olduğu ve davalının payını nar bahçesi hâline getirerek kullanan paydaştan satın aldığı, bu nedenle de davacıların ön alım hakkını kullanmalarının dürüstlük kurallarına (TMK m.2) aykırılık oluşturacağı kabul edilmelidir. 30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacılar tarafından ön alım hakkına dayalı olarak açılan eldeki davada, davalının savunmasına konu fiili taksim olgusunun dosya kapsamında yer alan delillere göre ispatlanamadığı, davalı tarafından sunulan harici taksim krokisinde mirasçıların imzalarının bulunmadığı gibi ziraat bilirkişi raporu içeriğine göre taşınmazda savunmaya konu paylaşıma uygun bir kullanımın da mevcut olmadığının anlaşıldığı, bu yönlere değinen yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 31. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.11.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2012/12124, K. 2013/6201Kaynağı aç
(Kapatılan) 6. Hukuk Dairesi         2012/12124 E.  ,  2013/6201 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Önalım Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, önalım hakkının kullanılması nedeniyle davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş,hüküm davacı vekili tarafından önalım bedeline ilişkin olarak temyiz edilmiştir. Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması halinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile kullanılabilir hale gelir. Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibarettir. Olayımıza gelince; Davacı vekili,dava dilekçesinde, dava konusu 808 parsel sayılı taşınmazda davacının ½ payı bulunduğunu, davalının diğer ½ payı 17.12.2010 tarihinde satın aldığını belirterek MK.'nun 732.maddesi gereğince davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini istemiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesinde,davanın süresinde açılmadığını,hissenin önce davacıya teklif edildiğini,almaması üzerine davalıya satıldığını,taşınmazın gerçek değerinin 130.000 TL olup,tapuda düşük bedel gösterildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece,davalının bedelde muvazaa savunmasına itibar edilerek, dava konusu payın keşifte tespit edilen değeri üzerinden önalım davasının kabulüne karar verilmiştir. Davalı önalım hakkına konu payın 17.12.2010 tarihli satış işleminin tarafı olup, taraf olduğu işlemde muvazaa yapıldığı iddiasını ileri süremez ve bu iddia dinlenemez. Bu nedenle mahkemece tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masraflar toplamı üzerinden belirlenen önalım bedelinin ödenmesi için davacı tarafa süre verilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile önalım bedelinin yüksek belirlenmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ;Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 04/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Önalım davası yenilik doğuran bir dava niteliğindedir; verilen karar da yenilik doğuran bir karardır. Hakkın kullanılmasıyla, kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve koşulları satıcı ile alıcı arasındaki sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur ve pay davacı adına tescil edilir.

Önalım Hakkının Kullanılabileceği ve Kullanılamayacağı Hâller

Yasal önalım hakkı yalnızca pay satışlarında doğar. Bağış, bedelsiz devir gibi gerçek bir satış niteliği taşımayan temliklerde bu hak kullanılamaz. Paydaşlar arasındaki satışlarda da önalım hakkı söz konusu değildir; TMK m. 732 bu hakkı yalnızca üçüncü kişilere yapılan satışlar için tanımaktadır. Bunlara ek olarak TMK m. 733/1 uyarınca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamındaki satışlar ile cebri artırmayla yapılan satışlarda yasal önalım hakkı kullanılamaz. Bu fıkra 24.12.2025 tarihinde 7571 sayılı Kanun'un 35. maddesiyle değiştirilmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 733Kaynağı aç
Madde 733- (Değişik birinci fıkra:24/12/2025-7571/35 md.) 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz. Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir. Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden bir yıl geçmekle düşer.[37] c. Kullanılması

Hak Düşürücü Süreler ve Bildirim Yükümlülüğü

TMK m.733 uyarınca satışın diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Yasal önalım hakkı noter bildiriminden itibaren 3 ay, her halde satıştan itibaren 1 yıl içinde kullanılmalıdır. 25 Aralık 2025 öncesinde yapılan satışlarda geçici m.1/1 gereğince eski 2 yıllık dış süre korunur. Bu ayrım, eski Yargıtay kararlarındaki iki yıl ile güncel kanundaki bir yılın farklı satış dönemlerine ait olduğunu açıklar.

Süresinde önalım hakkını kullanmayan paydaşın yalnızca o pay satışına ilişkin hakkı düşer; sonraki pay satışları için önalım hakkı varlığını korumaya devam eder.

Önalım Davasının Açılması

Önalım hakkı, TMK m. 734/1 uyarınca alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. Dava sonucunda talep edilen hukuki sonuç, davalı adına kayıtlı payın iptali ve davacı adına tescilindir. Hakkın varlığı paylı mülkiyet ilişkisinin kurulmasıyla birlikte kanundan doğduğundan, dava açma hakkının kullanılabilir hâle gelmesi için herhangi bir ön bildirime gerek yoktur; satış gerçekleşmesi yeterlidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 734Kaynağı aç
Madde 734- Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. (Değişik ikinci fıkra:24/12/2025-7571/36 md.) Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir. 2. Sözleşmeden doğan önalım hakkı

Önalım Bedelinin Tespiti

24.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değiştirilen TMK m. 734/2'ye göre, dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere ve verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük süresinde yerine getirilmezse davacı adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.

Bu değişiklikten önceki dönemde yerleşik yargısal uygulama, önalım bedelinin tapuda gösterilen satış bedeli ile alıcının ödediği harç ve masrafların toplamından oluştuğu yönündeydi. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2013/15940, K. 2014/1542 ve Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2014/1703, K. 2014/4542 sayılı kararları bu uygulamayı benimsemiştir. Söz konusu kararlar değişiklikten önce görülen davalara ilişkin olduğundan, yürürlükteki TMK m. 734/2'nin rayiç bedel esasıyla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2013/15940, K. 2014/1542Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2013/15940 E.  ,  2014/1542 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Nevşehir 1.Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/06/2013 NUMARASI : 2012/353-2013/404 Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.10.2012 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 06.06.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _K A R A R_ Dava, önalım hakkı nedeniyle davalı adına kayıtlı payın iptali ve davacı adına tescili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı vekili, davacının .. ada .. parsel sayılı taşınmazda 107/144 payı olduğunu, dava dışı paydaşların 13.10.2011 tarihinde dava konusu taşınmazdaki 85/432 paylarını davalıya 2.300,00 TL bedelle sattıklarını ileri sürerek önalım hakkını kullanmak istediklerini belirtmiş ve dava harcını bu bedel üzerinden yatırmıştır. Davalı vekili, davalının dava konusu taşınmazdaki payının gerçek satış değerinin 15.000,00 TL olduğunu, tapuda düşük gösterildiğini savunmuştur. Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması halinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisini veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile de kullanılabilir hale gelir. Önalım hakkının kullanılması ile bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım hakkını kullanan paydaş bu payı satın almak isterken tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masraflar toplamından oluşan önalım bedelini depo etmesi gerekir. Somut olaya gelince; Davacı tapuda gösterilen 2.300,00 TL üzerinden önalım hakkını kullanmak istemiş, davalı taraf gerçek bedelin 15.000,00 TL olduğunu belirterek tapuda düşük bedel gösterildiğini savunmuştur. Mahkemece, davalının bedelde muvazaa savunmasına itibar edilerek, dava konusu payın keşifte tespit edilen değeri üzerinden önalım davasının kabulüne karar verilmiştir. Davalı, önalım hakkına konu payın 13.10.2011 tarihli satış işleminin tarafı olup, taraf olduğu işlemde muvazaa yapıldığı iddiasını 3. kişi konumundaki davacıya karşı ileri süremez ve davalının bu savunması dinlenmez. Bu nedenle mahkemece 4721 sayılı TMK'nın 734/2. maddesi uyarınca tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masraflar toplamı olan önalım bedeli üzerinden davanın kabulüne karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile keşifte belirlenen değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 06.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Davalının Bedelde Muvazaa İddiası

Tapu senedinde gösterilen satış bedelinin gerçekte daha yüksek olduğunu, yani bedelde muvazaa yapıldığını iddia etme hakkı davalı alıcıya ait değildir. Alıcı, bizzat tarafı olduğu satış işleminde muvazaa yapıldığını üçüncü kişi konumundaki davacı paydaşa karşı ileri süremez; mahkeme bu savunmayı dikkate alamaz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2013/15940, K. 2014/1542 ve E. 2014/1703, K. 2014/4542 ile Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E. 2012/12124, K. 2013/6201 sayılı kararları bu kuralı uygulamıştır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2014/1703, K. 2014/4542Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2014/1703 E.  ,  2014/4542 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sarayköy Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 13/05/2013 NUMARASI : 2012/81-2013/186 Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.01.2012 ve davacı B.. T.. vekili tarafından 22.03.2012 gününde verilen dilekçeler ile önalım hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; birleştirilen davanın kabulüne, asıl davanın reddine dair verilen 13.05.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ve davacı B.. T.. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _ K A R A R _ Dava ve birleştirilen dava, önalım hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı, asıl davanın davacısı B.. T..'in iyiniyetli olmayıp taşınmazın bedelinin tapu işlemi sırasında düşük gösterilmesinden yararlanmak istediğini, birleşen davanın davacısı H.. K..'nın ise taşınmazını belli sınırlarla satın alıp fiili taksim bulunduğundan dava ve birleşen davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tüm paydaşlar arası fiili bir taksimin olmadığı, davalının payını 72.000 TL'ye satın aldığını ispat ettiği, davacı H.. K..'nın önalım bedelini verilen süre içinde yatırdığı, davacı B.. T..'in ise bedeli kesin süre içinde depo etmediği gerekçesi ile esas davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davacı B.. T.. vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir. Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması halinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisini veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile de kullanılabilir hale gelir. 1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davacı B.. T..'in temyiz itirazlarına gelince; Davacı Bünyamin vekili, davalının 28.12.2011 tarihinde dava konusu taşınmazdaki 1/5 payı 12.600 TL'ye satın aldığını öne sürerek tapudaki satış bedeli üzerinden önalım hakkını kullanmak istediğini belirtmiş ve dava harcını bu bedel üzerinden yatırdığı gibi 23.05.2012 tarihli makbuzla da bu miktardaki önalım bedelini depo etmiştir. Davalı vekili, dava konusu taşınmaz payının gerçek satış değerinin 72.000,00 TL olduğunu, satış bedelinin tapuda düşük gösterildiğini savunmuştur. Önalım hakkının kullanılması ile bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım hakkını kullanan paydaş bu payı satın almak isterken tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masraflar toplamından oluşan önalım bedelini depo etmesi gerekir. Davalı, önalım bedelinin daha yüksek olduğuna ilişkin bedelde muvazaa iddiasını aktin tarafı olmayan üçüncü kişi konumundaki davacılara karşı ileri süremez. Önalım bedeli tapuda düzenlenen resmi senette gösterilen bedeldir. Mahkemece, davalının sunduğu banka dekontu ve keşifte saptanan değer esas alınıp, bedelde muvazaa savunması kabul edilerek, davalının satın aldığını belirttiği değerin 1/2'sinin ödenmesi kaydı ile davacılara davaya konu pay üzerinde 1/2'şer önalım hakkı tanınmış ise de davalının muvazaa savunması dinlenmez. Bu durumda mahkemece, payın tapudaki satış bedeli olan 12.600,00 TL ile tapu harç ve masraflardan oluşan önalım bedelinin yarı yarıya davacılara depo ettirilip payın da 1/2'şer olarak davacılara tescili gerekirken önalıma konu payın tamamının birleşen davanın davacısı H.. K.. adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı B.. T.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde davacı tarafa iadesine, 07.04.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Öte yandan davacı paydaş, kendi lehine olarak tapuda satış bedelinin yüksek gösterildiğini ve gerçek bedelin daha düşük olduğunu iddia edebilir; bu iddiayı tanık dahil her türlü delille ispat etmeye çalışabilir.

Fiili Taksim Hâlinde Dürüstlük Kuralı Savunması

Taşınmazın fiilen paydaşlar arasında bölüşüldüğü ve belirli bir kullanım düzeninin yerleştiği durumlarda önalım hakkının kullanılması TMK m. 2'deki dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir ve dava reddedilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2021/676, K. 2023/96 sayılı kararında fiili taksimin varlığı araştırılmış; bu araştırmada tüm paydaşların ayrı bölüm kullanmasının zorunlu olmadığı, davacının kullandığı ile payı satan kişinin kullandığı ayrı bölümlerin mevcut olmasının yeterli olduğu belirtilmiştir. Satıcının o kullanım biçimine zamanında itiraz etmeyen davacının sonradan önalım hakkı kullanması dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabileceği kabul edilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/1950, K. 2020/853 sayılı kararında taşınmazda fiili taksimin mevcut olduğu ve davalının payını bu taksim düzeni içinde fiilen kullanan paydaştan satın aldığı anlaşıldığından davacıların önalım hakkını kullanmalarının TMK m. 2'ye aykırılık oluşturacağına hükmedilmiştir. Bu karar oy çokluğuyla verilmiş olup karşı oy fiili taksimin yeterince ispatlanamadığı görüşündedir.

14.02.1951 tarihli ve E. 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca kötüniyet iddiası davanın her aşamasında ileri sürülebilir; mahkemece de kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Fiili taksim savunması da bu nitelikte değerlendirilmektedir.

Akrabalar Arası Satışlar

27.03.1957 tarihli ve E. 12, K. 2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda bir paydaşın payını eşine, çocuğuna ya da akrabasına satması hâlinde görünürde satış sözleşmesi bulunsa bile gerçekte satış amacının bulunmadığının kabul edilerek önalım hakkının kullanılamayacağı belirtilmektedir. Bu değerlendirmenin kapsamı ve ispat koşullarına dair ayrıntılar söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararı'nın tam metnine ulaşılmadan kesin biçimde aktarılamamaktadır.

Sözleşmeden Doğan Önalım Hakkı

Kanundan değil sözleşmeden doğan önalım hakları da Türk hukukunda tanınmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237/3. maddesi uyarınca bu sözleşmenin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. TMK m. 735'e göre tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve koşullara göre her malike karşı kullanılabilir; kütükte koşullar belirtilmemişse üçüncü kişiye satıştaki koşullar esas alınır. Şerhin etkisi, şerhin verildiği tarihten itibaren her hâlde on yıl geçmekle sona erer. Yasal önalım hakkının kullanılması ve feragat hükümlerinin sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanacağı TMK m. 735'te açıkça düzenlenmiştir. Şerh verilmemiş sözleşmeden doğan önalım hakkının üçüncü kişilere karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunda TMK m. 735'in genel çerçevesi belirleyicidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 237Kaynağı aç
MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. B. Satış ilişkisi doğuran haklar I. Süresi ve şerhi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 735Kaynağı aç
Madde 735- Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir. Kütükte koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas alınır. Şerhin etkisi her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer. Yasal önalım hakkının kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanır. 3. Alım ve geri alım hakları

Önalım Hakkından Feragat

Önalım hakkından genel feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satış için hakkın kullanılmasından vazgeçme ise yazılı şekle tabidir ve satıştan önce ya da sonra yapılabilir.

Sık Sorulan Sorular

Şufa (önalım) hakkı ne zaman kullanılabilir?

Bu hak, paylı mülkiyette bir paydaşın payını üçüncü bir kişiye satması hâlinde diğer paydaşlar tarafından kullanılabilir. Paylı mülkiyet kurulduğu anda kanundan doğar ve payın satılmasıyla birlikte kullanılabilir hâle gelir. Yalnızca satış işlemleri için geçerlidir; bağış veya bedelsiz devirde bu hak doğmaz. Paydaşlar arasındaki satışlarda ise kanun bu hakkı tanımamaktadır.

Önalım davası açma süresi ne kadardır?

Yasal önalımda noter bildiriminden itibaren 3 aylık süre ile satış tarihinden başlayan dış süre birlikte gözetilir. 25 Aralık 2025’te yürürlüğe giren değişiklik sonrasında dış süre 1 yıldır; daha önceki satışlarda TMK geçici m.1/1 uyarınca 2 yıl uygulanır. Dış sürenin başlaması noter bildirimine bağlı değildir.

Önalım davasında bedel nasıl belirlenir?

25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle TMK m. 734/2 yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerinin hâkimin gösterdiği yere ve verilen kesin süre içinde nakden yatırılması zorunludur. Bu değişiklikten önceki dönemde yargısal uygulama, tapuda gösterilen satış bedeli ile alıcının ödediği harç ve masrafların toplamı yönündeydi.

Davalı alıcı tapudaki satış bedelinin düşük tutulduğunu ileri sürebilir mi?

Hayır. Davalı alıcı, bizzat taraf olduğu satış işleminde bedelde muvazaa yapıldığını üçüncü kişi konumundaki davacı paydaşa karşı ileri süremez; mahkeme bu savunmayı dikkate alamaz. Bu kural Yargıtay 14. Hukuk Dairesi ve 6. Hukuk Dairesi kararlarıyla uygulanmıştır.

Fiili taksim varsa önalım davası reddedilir mi?

Taşınmazın fiilen paydaşlar arasında bölüşüldüğü ve belirli kullanım alanlarının yerleştiği durumlarda önalım hakkının kullanılması dürüstlük kuralına aykırı bulunabilir ve dava reddedilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2021/676, K. 2023/96 ile E. 2017/1950, K. 2020/853 sayılı kararları bu ilkeyi somut olaylara uygulamıştır. Fiili taksim savunması davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemece de kendiliğinden gözetilmesi gerekir.

Önalım bedelinin süresinde yatırılmaması ne sonuç doğurur?

Önalım hakkı sahibi, hâkimin belirlediği kesin süre içinde rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün süresinde yerine getirilmemesi hâlinde davacı adına payın tesciline karar verilemez.

Sözleşmeden doğan önalım hakkı üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir mi?

Sözleşmeden doğan önalım hakkı tapuya şerh verilmesi hâlinde şerhte belirtilen koşullarla her malike karşı kullanılabilir; kütükte koşullar belirtilmemişse üçüncü kişiye satıştaki koşullar esas alınır. TMK m. 735 uyarınca şerhin etkisi her durumda on yıl geçmekle sona erer.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu