Paylı Mülkiyette Önalım Davası: Hak, Süre ve Sınırlar

by Avukat Erdal Ersoy
Paylı Mülkiyette Önalım Davası: Hak, Süre ve Sınırlar

Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen ya da kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar o payı öncelikli olarak satın alma hakkına sahiptir. Bu hak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 732. maddesiyle düzenlenmiştir. Hakkı kullanmak isteyen paydaş, kanunda öngörülen usul ve süre koşullarına uymakla yükümlüdür.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 732Kaynağı aç
Madde 732- Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler. b. Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre

Yasal ve Sözleşmeden Doğan Önalım Hakkı

Türk hukukunda önalım hakkı iki ayrı kaynaktan doğabilir. Birincisi, paylı mülkiyet ilişkisinden doğan yasal önalım hakkıdır. İkincisi, tarafların kararlaştırdığı ve tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkıdır. Sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve koşullara göre her malike karşı kullanılabilir; kütükte koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas alınır. Şerhin etkisi, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle her durumda sona erer. Yasal önalım hakkının kullanılmasına ve hakktan vazgeçmeye ilişkin hükümler, sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanır (TMK m. 735).

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 735Kaynağı aç
Madde 735- Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir. Kütükte koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas alınır. Şerhin etkisi her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer. Yasal önalım hakkının kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanır. 3. Alım ve geri alım hakları

Önalım hakkı yalnızca klasik satış işlemiyle sınırlı değildir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 240. maddesi uyarınca hak, taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması hâllerinde kullanılabilir. Bununla birlikte kanun bazı işlemleri bu hakkın kapsamı dışında tutmaktadır: taşınmazın miras paylaşımında mirasçılardan birine özgülenmesi, cebri artırma yoluyla satışı ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ile buna benzer amaçlarla edinilmesi bu istisnalar arasındadır. Ayrıca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlarda da önalım hakkı kullanılamaz (TMK m. 733/1, değişik: 24/12/2025-7571/35 md.).

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 240Kaynağı aç
MADDE 240- Önalım hakkı, taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması hâllerinde kullanılabilir. Taşınmazın, mirasın paylaşımında mirasçılardan birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bunlara benzer amaçlarla edinilmesi hâllerinde önalım hakkı kullanılamaz. 2. Koşulları ve hükümleri
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 733Kaynağı aç
Madde 733- (Değişik birinci fıkra:24/12/2025-7571/35 md.) 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz. Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir. Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden bir yıl geçmekle düşer.[37] c. Kullanılması

Hak Düşürücü Süreler ve Noter Bildirimi

Yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi zorunludur (TMK m. 733/3). Önalım hakkı, satışın hak sahibine noter aracılığıyla bildirildiği tarihin üzerinden üç ay geçmekle düşer. Satışın noter bildirimi yapılmaksızın başka bir yolla öğrenilmesi bu üç aylık süreyi başlatmaz; üç aylık sürenin işleyebilmesi için usulüne uygun noter bildirimi şarttır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/16641, K. 2019/2994Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2016/16641 E.  ,  2019/2994 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11.11.2014 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.01.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. Davacılar vekili, müvekkillerinin maliki olduğu dava konusu 360 ada 11 parsel sayılı taşınmazda 13.09.2013 tarihinde davalıya satılan hissenin önalım hakkı nedeniyle müştereken müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, açılan ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle davacıların satıştan haberdar olduklarını davanın üç aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacıların ortaklığın giderilmesi davasıyla satıştan haberdar oldukları ve üç aylık hak düşürücü sürede dava açmadıkları gerekçesiyle davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir. Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir. Önalım hakkı, alıcıya karşı ancak dava açmak suretiyle kullanılır. Yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi zorunludur (TMK m. 733/3). Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer (TMK m. 733/4). Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 tarihli, 2005/6-358 Esas, 470 Karar sayılı kararının gerekçesinde de açıklandığı üzere üç aylık hak düşürücü sürenin başlaması için öğrenme yeterli olmayıp TMK'nin 733/3. maddesi uyarınca noter ihtarının tebliği gerekir. Noter ihtarı tebliğ edilmemiş ise iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde önalım hakkına dayanılarak tapu iptali ve tescil istenebilir. Somut olayda; davalı, dava konusu taşınmazı edinmesinden sonra taşınmazın diğer paydaşlarını payı satın almasına ilişkin olarak TMK’nin 733/3 maddesi uyarınca noter bildirimiyle bilgilendirmemiştir. Davacıların davalının edinimini noter bildirimi dışında bir yolla öğrenmesinin hak düşürücü sürenin işlemesine bir etkisi bulunmamaktadır. Davalının 13.09.2013 günü edindiği paya ilişkin noter aracılığıyla bir bildirim yapılmamış, davacı davasını 11.11.2014 tarihinde iki yıllık hak düşürücü süre dolmadan açmıştır. Bu nedenle, davacıya çekişme konusu payın tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından oluşan önalım bedelini TMK’nin 734/2. maddesi uyarınca depo etmek üzere uygun bir süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca işin esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle davanın usulden reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

7571 sayılı Kanunun 25 Aralık 2025’te yürürlüğe giren değişikliklerine göre yasal taşınmaz önalımında noter bildiriminden itibaren 3 ay ve her halde satıştan itibaren 1 yıl hak düşürücü süre uygulanır. Bu tarihten önceki satışlarda TMK geçici m.1/1 gereğince eski 2 yıllık dış süre korunur. Dava konusu payın hâkimce belirlenen rayiç bedeli ve alıcıya düşen tapu giderlerinin depo edilmesi ise geçici m.1/2 gereğince daha önce açılmış davalarda da uygulanır. TBK m.242’deki sözleşmesel önalım ve sınai hak önalımı bu yasal taşınmaz kuralıyla aynı değildir.

7571 sayılı Kanun, Madde 35Kaynağı aç
TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA VE 631 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7571 Kabul Tarihi: 24/12/2025 MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.” “Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder.” MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 278 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 278- Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.” MADDE 3- 2004 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” MADDE 4- 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 59 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Bu durum ve yargılama aşamalarında verilen nihai kararlar avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir.” MADDE 5- 1136 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezalarının uygulanacağı haller: MADDE 134- Avukatlara; avukatlık onur ve unvanına, savunma hakkının kutsallığının gerektirdiği saygı ve güvene veya özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine, ihlalin niteliğine ve eylemin ağırlık derecesine göre bu Kanunda yazılı disiplin cezalarından biri verilir.” MADDE 6- 1136 sayılı Kanunun 135 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezaları: MADDE 135- Avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarmadır. 1. Uyarma; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında daha dikkatli davranması gerektiğinin yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde uyarma cezası verilir: a) Mesleki çalışmalarında hukukla ve kanunlarla ilgisiz açıklamalarda bulunmak. b) Bürosunu mesleğin bağımsızlığına ve görevin vakarına uygun biçimde bulundurmamak. c) Yargı görevini yapanlar ile ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. d) Adliye yazı işleri müdürlükleri ile icra dairelerinde veya diğer mercilerdeki görevlilerle olan ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. e) Meslektaşlarıyla ilişkilerinde meslek dayanışmasına ve onuruna uymayan davranışlarda bulunmak. f) Meslektaşlarının mesleki tutum ve davranışlarına ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmak veya herhangi bir meslektaşı hakkında küçük düşürücü nitelikte ifadelerde bulunmak. g) İddia ve savunmanın hukuki çerçevesinin dışına çıkarak, anlaşmazlığın tarafı olduğu intibaını uyandıracak şekilde davranmak. h) Bulunduğu başkaca mevki ve imkânlarla mesleki çalışmalarında avantaj sağlamaya çalışmak veya mesleki çalışması dışında kişisel anlaşmazlıklarda avukatlık sıfatının getirdiği imkânlardan yararlanmaya çalışmak. ı) Stajyerin çalışma şeklini ve süresini zorunlu staj eğitim programına uygun şekilde belirlememek, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat, özen ve ilgiyi göstermemek. j) Avukatlık bürosunda ücret karşılığı çalışan avukatlara karşı eşitlik ilkesine veya avukatlık mesleğinin gerektirdiği saygı ve güvene aykırı davranmak ya da avukatın bağımsızlığını gözetmemek yahut avukatın iş tanımını ve ücretini mesleğin itibarına ve işin niteliğine göre belirlememek. k) İşin kabul edilmesinden önce, aynı işle ilgili olarak daha önce vekâlet verilen avukata bilgi vermemek. l) Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek. m) Ücretsiz iş alınması hâlinde bu durumu baro yönetim kuruluna bildirmemek. n) Haklı sebep olmaksızın meslek kuruluşu tarafından verilen görevleri kabul etmemek. o) Mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamak. p) Avukatla temsil edilen karşı taraf ile avukatı bulunmaksızın görüşmek veya avukatla temsil edilmeyen karşı tarafla görüşmesi halinde müvekkilini bilgilendirmemek. r) Yapılan tahsilatı makul süre içinde icra dosyasına bildirmemek. s) Gerekmediği halde ilama bağlı alacağı birden çok kaleme ayırarak icra takibinde bulunmak. t) Büro ve konut adresini veya adres değişikliklerini barosuna bildirmemek. u) Meslektaşının dilekçesini rızası dışında aynen kopyalamak suretiyle kullanmak. v) Duruşmalara Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmiş cübbeyle çıkmamak veya ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla uzaktan yapılan duruşmalara yargılamanın saygınlığına ve mesleğin onuruna uygun olmayan ortamda katılmak. y) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 2. Kınama; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığının yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde kınama cezası verilir: a) Reklam yasağını ihlal etmek. b) Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak. c) Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak. d) Bürosunu avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan iş ve amaçlara tahsis etmek. e) Avukatlıkla birleşmeyen veya mesleğin onuruyla bağdaşması mümkün olmayan işlerle uğraşmak. f) İşin reddi zorunluluğunu veya işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünü ihlal etmek. g) Zorunlu müdafilik veya adli yardım kapsamındaki görevlerini yerine getirmemek ya da gereken dikkat ve özeni göstermemek. h) Görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmak. ı) Kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlerinden ayrılmalarından itibaren iki yıl geçmeden ayrıldıkları kurum ve kuruluş aleyhine dava almak veya takipte bulunmak. j) Çekişmeli hakları edinme yasağına aykırı davranmak. k) Baro levhasına yazılı olduğu yer dışında sürekli olarak avukatlık yapmak. l) Kanunun tanıdığı bir hakkın kullanımını bertaraf edecek şekilde davanın veya işin safhaları hakkında müvekkiline bilgi vermemek. m) Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek. n) Kanunla belirlenen azami ücretin üzerinde veya avukatlık asgari ücret tarifesinin altında ücret belirlemek veya tahsil etmek ya da iş temin etmek amacıyla yargılama veya icra giderlerini üstlenmek. o) Müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları, parayı veya diğer her türlü kıymetleri, hapis hakkı sınırlarını aşacak şekilde müvekkiline vermemek. p) Haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçtiği iş için ücret istemek veya peşin aldığı ücreti iade etmemek. r) Üstlendiği işle ilgili masraf aldığı halde dava açmamak veya icra takibi başlatmamak ya da dava açmadığı veya icra takibi başlatmadığı halde aldığı masrafı iade etmemek. s) Mesleğiyle ilgili bir işten dolayı ısrarlı bir şekilde çevrim içi mecralar dâhil olmak üzere kişilerle yazılı, sözlü veya görsel iletişim kurmak veya kurmaya çalışmak. t) Avukata ait hak ve yetkileri veya avukatlık kimliğini hukuka aykırı olarak başkalarına kullandırmak. u) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan hakkında düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilenler bakımından kendisinin veya mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyeceği disiplin kovuşturması sonucu tespit edilmiş olmak. v) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 3. Para cezası; yirmibin Türk Lirası ila ikiyüzbin Türk Lirası arasında belirlenecek bir paranın disiplin soruşturmasını yürüten baroya ödenmesidir. Bu cezalar her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır. Aşağıdaki hâllerde para cezası verilir: a) Görevini savsaklayarak veya kötüye kullanarak müvekkilinin zararına kendisine veya başkasına menfaat sağlamak. b) Şube açmak veya birden fazla büro edinmek ya da şube açmış yahut birden fazla büro edinmiş gibi mesleki faaliyette bulunmak. c) Yabancı avukatlık ortaklıklarıyla ilgili bu Kanunda yer alan sınırlamalara uymamak. d) Kanunda yasaklanmış derecedeki yakınlarından olan hâkim veya Cumhuriyet savcısının baktığı dava ve işlerde avukatlık yapmak. e) 48 inci maddede düzenlenen suçtan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmak. f) Meslektaşına fiili saldırıda bulunmak. g) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 4. İşten çıkarma; avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetten yasaklanmasıdır. Aşağıdaki hâllerde işten çıkarma cezası verilir: a) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmak. b) 48 inci maddede düzenlenen suçtan mahkûm olmak. c) Hâkim, Cumhuriyet savcısı, hakem, arabulucu, uzlaştırmacı, bilirkişi veya başkaca bir resmî sıfatla görev yaptığı bir işte avukatlık yapmak. d) 155 inci maddede belirtilen yasağa aykırı davranmak. 5. Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. Bu ceza, avukatlık ortaklığı bakımından baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir. Aşağıdaki hâllerde meslekten çıkarma cezası verilir: a) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan veya 56 ncı maddede düzenlenen suçtan mahkûm olmak.” MADDE 7- 1136 sayılı Kanunun 136 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 136- Hakkında herhangi bir disiplin cezası verilen avukatın, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde disiplin cezası gerektiren yeni bir fiil işlemesi halinde, bu fiil için Kanunda öngörülen disiplin cezasının bir derece ağır olanı uygulanır. Ancak ilk defa verilen uyarma cezasının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde işten çıkarma cezası gerektiren bir fiilin işlenmesi halinde meslekten çıkarma cezası yerine işten çıkarma cezasının üst haddi uygulanır. Bir defa işten çıkarma cezası alan avukat, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde en az kınama cezasını gerektiren bir fiil işlerse meslekten çıkarılır. Meslekten çıkarma cezasını gerektiren haller hariç olmak üzere, ilk defa disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiil işleyen avukata, verilecek disiplin cezasından bir derece hafif olanı uygulanabilir. Hakkında verilen bir disiplin cezasının kesinleşmesinden itibaren beş yıl geçenler bakımından da bu hüküm geçerlidir.” MADDE 8- 1136 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 9- 1136 sayılı Kanunun 159 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Disiplin Kurulu tarafından kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde, kesinleşen mahkeme kararının ilgili baroya bildirilmesinden itibaren bir yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.” “Disiplin soruşturması veya kovuşturması sonucu tesis edilen idari işleme karşı dava açılması halinde zamanaşımı süresi kesilir. Mahkemenin idari işlemin iptaline ilişkin kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine bildirilmesinden itibaren mahkeme kararı uyarınca en geç iki yıl içinde yeniden yapılacak soruşturma veya kovuşturma sonucuna göre karar verilir. Mahkeme kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine ulaşmasından itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemez.” MADDE 10- 1136 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Meslekten çıkarma cezasından başka bir disiplin cezası verilen avukatlar; uyarma, kınama, para ve işten çıkarma cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl geçtikten sonra disiplin kuruluna başvurarak bu disiplin cezalarının sicillerinden silinmesini isteyebilirler. Tekerrür uygulanarak verilen işten çıkarma cezaları bu hükmün dışındadır.” MADDE 11- 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 53 üncü maddesinin (j) fıkrasının dördüncü ve beşinci paragrafları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “İtirazen şikayet başvuru bedelinin, itirazen şikayet başvuru dilekçesinde yer verilen iddialar dikkate alınarak belirlenecek haklılık oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile başvuru sahibine iadesine karar verilir. Ancak Kurum tarafından 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (c) bendi uyarınca başvurunun reddine veya eşit muamele ilkesi yönünden yapılan inceleme sonucunda 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri uyarınca ihalenin iptaline veya düzeltici işlem belirlenmesine karar verilmesi halinde başvuru bedeli iade edilmez. Başvuru dilekçesinde aynı iddia kapsamında birden fazla hususa yer verilmesi halinde bu hususlar Kurum tarafından ayrı birer iddia olarak değerlendirilir. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen onbeş gün içinde Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir. İtirazen şikayet başvurusu üzerine alınan Kurul kararlarına karşı açılan davalar sonucunda veya 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca sözleşmenin feshedilmesi hallerinde, bu fıkranın birinci paragrafının (1) numaralı bendi uyarınca tahsil edilen bedelin ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile yükleniciye iade edilmesine karar verilir. Bedel iadesinin yapılabilmesi için yüklenicinin, fesih ve tasfiye işlemlerinin tamamlandığının kendisine bildirimini izleyen otuz gün içinde iade talebiyle idareye başvurması gerekir. Başvuruyu izleyen onbeş gün içinde idarece, ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranı dahil gerekli bilgi ve belgeler Kuruma iletilir. Bilgi ve belgelerin Kurum kayıtlarına alındığı tarihi izleyen onbeş gün içinde, Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir.” MADDE 12- 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “nitelikli dolandırıcılık (m. 158),” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. MADDE 13- 5235 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 7- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda veya istinaf ya da temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda nitelikli dolandırıcılık (m. 158) suçlarına bakan mahkemenin görevinin bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştiği gerekçesiyle görevsizlik veya bozma kararı verilemez. Bu davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki göreve ilişkin kurallara göre bakılmaya devam olunur.” MADDE 14- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.” MADDE 15- 5237 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. “Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.” MADDE 16- 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “2. Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),” MADDE 17- 5237 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “dört aydan iki yıla” ve dördüncü fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “dokuz aydan beş yıla” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 18- 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.” MADDE 19- 5237 sayılı Kanunun 170 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “bir yıldan beş yıla” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle ile maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir. “Suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş etmek suretiyle işlenmesi halinde kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” “(2) Birinci fıkrada tanımlanan suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” MADDE 20- 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “dört yıldan sekiz yıla” ibaresi “beş yıldan on yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “dört yıla” ibaresi “beş yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “dörtte birinden yarısına kadar” ibaresi “yarısı oranında” şeklinde değiştirilmiş ve beşinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.” MADDE 21- 5237 sayılı Kanunun 223 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkonulması MADDE 223- (1) Hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı hareket halinde iken durduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, beş yıldan on yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilir. (5) Kanunda öngörülen şekil, şart ve usullere uygun olarak düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri esnasında birinci ve ikinci fıkrada belirtilen fillerin işlenmesi halinde bu fıkralardaki suç oluşmaz.” MADDE 22- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma MADDE 128/A- (1) Türk Ceza Kanununda yer alan; a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e), b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l), c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245), suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir. (2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir. (3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir. (4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz. (5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir. (6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz. (7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.” MADDE 23- 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 170)” ibaresi “(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 24- 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (7) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 155)” ibaresi “(üçüncü fıkra hariç, madde 155)” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “(125 inci maddenin ikinci fıkrası),” ibaresi “(madde 125)” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.” MADDE 25- 5271 sayılı Kanunun 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” ibaresi “maddede” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 26- 5271 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 8- (1) Soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır.” MADDE 27- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 10 uncu maddesinin altıncı fıkrasına “Türk Ceza Kanununun” ibaresinden sonra gelmek üzere “kasten öldürme suçları (82 nci maddenin birinci fıkrasının (d), (e) ve (f) bentleri), deprem nedeniyle bina veya diğer yapıların yıkılması, çökmesi ya da hasar alması sonucu meydana gelen öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (102 nci ve 103 üncü maddeler ile 104 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları),” ibaresi eklenmiş, fıkrada yer alan “tarihi itibarıyla” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle” ve “tarihinde geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler,” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler,” şeklinde değiştirilmiş, yedinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 28- 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 62 nci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Bu Kanuna tabi esnaf ve sanatkârlarca üretilen mal ve hizmetlerin fiyat tarifeleri, bağlı bulundukları odalarca hazırlanır ve odanın mensubu olduğu birlik yönetim kurulu tarafından fiyat tarifesinin sunulmasından sonra otuz gün içinde onaylanır veya reddedilir. Bakanlığın görüşüne tabi fiyat tarifelerinde otuz günlük süre Bakanlığa görüş talebinin iletildiği gün durur ve görüşün birliğe iletildiği günden itibaren devam eder. Onaylanan fiyat tarifesi mülki idare amirliği, belediye ve ilgili odaya yedi gün içerisinde bildirilir ve itiraz edilmezse on beş gün sonra yürürlüğe girer. Fiyat tarifeleri, uygulanacak azami hadleri gösterir. Belediyeler veya o yerin en büyük mülki idare amiri tarafından itiraz edilen ya da Bakanlığın görüşüne tabi olan fiyat tarifelerinde Bakanlığın olumsuz görüş verdiği fiyat tarifeleri on beş gün içerisinde uzlaşma komisyonunca değerlendirilerek nihai karar verilir. Uzlaşma komisyonu o yerin mülki idare amirinin ya da görevlendireceği yardımcısının başkanlığında, ticaret il müdürlüğü, defterdarlık, belediye, ticaret ve sanayi veya ticaret odası ile esnaf ve sanatkârlar odaları birliği temsilcilerinden oluşur. Komisyon kararları salt çoğunlukla alınır. Komisyon değerlendirmesini mevcut maliyetler ve ortalama kar marjları ile Orta Vadeli Programda yer alan enflasyon hedeflerini de dikkate alarak yapar. Talep edilen tarife, komisyonun nihai kararından sonra yürürlüğe girer.” “Bakanlığın görüşüne tabi olacak fiyat tarifeleri ile komisyonun değerlendirme sürecine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.” MADDE 29- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 111- Bu Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında 1/1/2016 tarihinden önceye ait olup ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferî alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmez.” MADDE 30- 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 50 nci maddesine yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut sekizinci fıkrası buna göre teselsül ettirilmiş ve aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(8) İşletmeci; a) İlgili kanunlarında resmi kimlik belgesi hükmünde olsa bile, elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz olmayan kimlik belgeleriyle abonelik kaydı yapamaz. b) Abonelik kaydı için kişinin kimliğini, kimlik belgesi ve yüz veya parmak izi özetine ilişkin biyometrik veriler ya da kimliği doğrulayıcı şifre vasıtasıyla teyit eder. c) Abonelik kaydı yapılan kişinin elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz belgeye sahip olmadığını teyit etmesi halinde, kayıt işlemini aşağıdaki usullere göre yapar. 1) Abonelik kaydı yapılan yabancı kişinin kimliği, yüz veya parmak izine ilişkin biyometrik verileriyle Göç İdaresi Başkanlığı üzerinden Kurum vasıtasıyla teyit edilir. Bu teyidin uzaktan yapılması halinde abonelik kaydı yapılan kişinin resmi makam sunucularına erişimini sağlayan mobil elektronik haberleşme işletmecisi, abonelik kaydı yapılan kişinin konum verisini Kurum vasıtasıyla Göç İdaresi Başkanlığına iletir. Ancak, Ülkemizde görevli diplomasi ve konsolosluk memurları ile aileleri ve uluslararası kuruluşların Ülkemizdeki temsilciliklerinde çalışan ve statüleri anlaşmalarla belirlenmiş olanlar ile bu kişilerin aileleri için yabancı misyon veya temsilciliğinin mensubu olduğunun Dışişleri Bakanlığınca teyit edilmesi halinde bu alt bentteki şartlar aranmaksızın abonelik kaydı yapılabilir. 2) Geçici kimlik belgesi bulunan vatandaşların yüz veya parmak izi özetine ilişkin biyometrik verileri alınır. (9) İşletmeci, üç ayda bir tüm abonelerin ölüm veya tüzel kişiliğin sona ermesi gibi hallerle aktifliğinin sona erip ermediğini ilgili resmi makamlardan teyit eder. Teyit edemediği abonelere ait hatların elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısını keser. (10) İşletmeci, gerçek veya tüzel bir kişi adına açılabilecek hat sayısına ilişkin Kurum tarafından belirlenen sınırdan fazla abonelik kaydı yapamaz. (11) İşletmeci, Kurum tarafından belirlenen usul ve sürelere aykırı olarak Kurum tarafından belirlenen sayıdan fazla abone numarası kullandığı tespit edilen cihazlara elektronik haberleşme hizmeti veremez. (12) Yabancı uyruklu gerçek kişilere ait mobil haberleşme hatlarına özgü numara tahsis ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından belirlenir.” “(13) Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları, ilgili bakanlıkların görüşünü almak suretiyle belirler.” MADDE 31- 5809 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “halinde,” ibaresi “veya ilgili takvim yılına ilişkin net satışlarının belli olmaması hallerinde,” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle, yedinci fıkrasına “Bu Kanunun” ibaresinden sonra gelmek üzere “50 nci maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkralarına aykırı hareket eden işletmecilere hat başına yetmişbeşbin Türk Lirası; onuncu fıkrasına aykırı hareket eden işletmecilere hat başına kırkbin Türk Lirası; onbirinci fıkrasına aykırı hareket eden işletmecilere cihaz başına ikiyüzbin Türk Lirasından beşyüzbin Türk Lirasına kadar;” ibaresi ile aşağıdaki cümle, dokuzuncu fıkrasına “bu tutarları” ibaresinden sonra gelmek üzere “tahsilat tarihinden iade edildiği tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak tutarla birlikte” ibaresi ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Birinci fıkra kapsamında belirlenecek idari para cezası tutarı, bu fıkrada yer alan idari para cezasının alt sınırından az olamaz.” “Ancak, 50 nci maddenin sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve onbirinci fıkralarının her biri için bir takvim yılı içinde verilebilecek toplam idari para cezası, bir milyon Türk Lirasından az olmamak üzere işletmecinin bir önceki takvim yılındaki net satışlarının binde yedibuçuğunu geçemez.” “(18) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e), 2. Dolandırıcılık (madde 157 ve 158), 3. Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245), suçlarında kullanıldığı tespit edilen mobil haberleşme hattının bağlantısı, yürütülen soruşturma kapsamında hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine mobil haberleşme hizmeti sunan işletmeci tarafından kesilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan işlem, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını bağlantının kesilmesinden itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde bağlantının kesilmesi tedbiri kendiliğinden kalkar. Bu fıkra uyarınca verilen karara veya yazılı emre rağmen ilgili hattın haberleşmesinin kesilmemesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından işletmeciye ellibin Türk Lirasından üçyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. (19) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından işletmecilerden istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından işletmeciye ellibin Türk Lirasından üçyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.” MADDE 32- 5809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “Abonelik kayıtlarının güncellenmesi GEÇİCİ MADDE 8- (1) Mobil haberleşme hizmeti sunan işletmeciler nezdinde tutulan yabancı uyruklu gerçek kişilere ait abonelik kayıtlarının bu maddeyi ihdas eden Kanunla 50 nci maddede yapılan değişikliklere uygun hale getirilmesi amacıyla, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yabancı uyruklu gerçek kişiler, abonelik kayıtlarını güncellemek için ilgili işletmeciye başvurmak zorundadır. Kurum tarafından bu süre altı ay daha uzatılabilir. Başvuru üzerine ilgili işletmecilerce abonelik kayıtları, yapılan değişikliklere uygun hale getirilir. (2) Abonelik kayıtlarını güncellemek için ilgili işletmeciye başvurmayan veya kimliği teyit edilemeyen yabancı uyruklu gerçek kişilere ait mobil haberleşme hatlarının elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısı, birinci fıkraya göre abonelere verilen başvuru süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde ilgili işletmeci tarafından kesilir. (3) Bu maddenin birinci fıkrası ve bu maddeyi ihdas eden Kanunla 50 nci maddeye eklenen sekizinci, dokuzuncu, onuncu, onbirinci ve onikinci fıkra hükümleri, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımından itibaren altı ay sonra yürürlüğe girer. (4) Kurum, gerçek veya tüzel bir kişi adına açılabilecek hat sayısı ile aynı cihazla belirli süre içinde kullanılabilecek hat sayısını ve yabancı uyruklu kişilere özgü numara tahsisi ve kullanımına ilişkin usul ve esasları bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımından itibaren altı ay içinde belirler. (5) Adına Kurumun belirlediği sayıdan fazla abonelik kaydı bulunan gerçek veya tüzel kişilere, fazla olan mobil haberleşme hattını kullanıma kapatması veya devretmesi için dördüncü fıkra uyarınca Kurum tarafından yapılacak belirleme tarihinden itibaren altı ay süre tanınır. Kurum tarafından bu süre altı ay daha uzatılabilir. Bu süre içinde yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişilere ait fazla hatların elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısı, en eski tarihli abonelikler korunmak suretiyle ilgili işletmeci tarafından kesilir. (6) Birinci, ikinci ve beşinci fıkralarda yer alan yükümlülükleri yerine getirmeyen mobil haberleşme hizmeti sunan işletmecilere, her bir mobil hat aboneliği başına Kurum tarafından yirmibin Türk Lirası idari para cezası verilir. (7) Bu maddenin beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanması nedeniyle mobil haberleşme hatlarının devri veya kapatılması halinde vergi, resim, harç, cezai şart, cayma bedeli ve benzeri yükümlülükler uygulanmaz. Bu fıkra hükmü aynı hat bakımından bir kez uygulanır. (8) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.” MADDE 33- 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasına “müşteri kimliğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “biyometrik yöntemlerle veya elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle” ibaresi eklenmiştir. MADDE 34- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 37- 2025 hesap dönemi ile geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2026, 2027 ve 2028 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) mükerrer 298 inci madde kapsamındaki enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın mali tablolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaz. Bu fıkra kapsamında belirlenen dönemleri geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere üç hesap dönemine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Mükerrer 298 inci maddenin (Ç) fıkrası uygulaması açısından, birinci fıkrada enflasyon düzeltmesi yapılmayacağı belirtilen dönemler (yetki kapsamında uzatılan dönemler dahil) enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dönem olarak değerlendirilir. Bu madde hükümleri, geçici 33 üncü maddenin dördüncü fıkrası kapsamında olan mükellefler hakkında da uygulanır. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri, mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamında olan mükellefler bakımından geçerli değildir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.” MADDE 35- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 733 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve dördüncü fıkrasında yer alan “iki yıl” ibaresi “bir yıl” şeklinde değiştirilmiştir. “8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.” MADDE 36- 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.” MADDE 37- 4721 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 733 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan satışlar bakımından uygulanmaz. Bu satışlar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanır.” MADDE 38- 4/7/2001 tarihli ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 4- 4/12/2025 tarihli ve 7566 sayılı Kanunla bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümleler 1/1/2025 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere uygulanır.” MADDE 39- Bu Kanunun; a) 11 inci maddesi 26/12/2025 tarihinde, b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 40- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Resmî kaynak

Hak sahibinin edinimi noter bildirimi dışında bir yolla öğrenmesi, noter bildirimi yapılmamış olması ve azami hak düşürücü süre dolmamış bulunması koşuluyla dava açılmasına engel oluşturmaz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/16641, K. 2019/2994 sayılı kararında bu husus değerlendirilmiş; noter bildirimi dışında bir yolla öğrenmenin hak düşürücü sürenin işlemesine etkisi bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Aynı kararın incelediği olgular arasında ortaklığın giderilmesi davası sırasında satışı öğrenme hâli de yer almaktadır.

Davanın Açılması ve Bedel Yatırma Yükümlülüğü

Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır; hak başka bir yolla değil yalnızca dava yoluyla ileri sürülebilir (TMK m. 734 f. 1). Paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğan bu hak, payın üçüncü kişiye satılmasıyla kullanılabilir hâle gelir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 734Kaynağı aç
Madde 734- Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. (Değişik ikinci fıkra:24/12/2025-7571/36 md.) Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir. 2. Sözleşmeden doğan önalım hakkı

Dava açıldıktan sonra mahkeme, dava konusu payın rayiç bedelini gecikmeksizin belirler. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkimin belirlediği yere, verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük kesin süre içinde yerine getirilmezse, hak sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir (TMK m. 734 f. 2, değişik: 24/12/2025-7571/36 md.).

Önalım hakkının kullanılmasıyla, hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında, satıcı ile alıcı arasındaki sözleşmenin kapsam ve koşullarında bir satım ilişkisi kurulmuş olur.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/15549, K. 2020/3386Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2016/15549 E.  ,  2020/3386 K. "İçtihat Metni" 14. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.04.2015 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkına dayanan tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.07.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin paydaşı olduğu 118 ada 7 parsel sayılı taşınmazın dava dışı önceki paydaşı…’ın 03.04.2014 tarihli satış işlemi ile taşınmazdaki 1/8 payını üzerinde bırakarak diğer 1/8 payını 3.000,00TL bedelle davalıya sattığını, bu satış işlemi için müvekkili tarafından açılan önalım davasında mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, şimdi ise dava dışı önceki paydaş…’ın taşınmazdaki 1/8 oranındaki payını 13.11.2014 tarihinde 30.000,00TL bedelle davalıya sattığını, önalım hakkına engel olmak amacıyla önceki satıştan on kat fazla bir bedel gösterilmek suretiyle bedelde muvazaa yapıldığını, gerçek bedelin 3.000,00TL olduğunu ileri sürerek, gerçek satış bedeli karşılığında dava konusu taşınmazdaki davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir. Davalı, dava konusu taşınmazda 03.04.2014 tarihinde satın almış olduğu paya yönelik davacı tarafından önalım hakkına dayalı olarak açılan davaya ilişkin aynı mahkemenin 2014/40–2015/42 Esas sayılı dosyasında verilen kararın kesinleşmediğini, taşınmazın fiilen taksim edildiğini, tapuda gösterilen bedelin gerçek bedel olduğunu, önceki satış işleminde gerçek bedelin gösterilmediğini, taşınmazın kendi taşınmazı ile sınırdaş olması nedeni ile kendisi açısından değerli olduğunu, muvazaa iddiasının doğru olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, muvazaa iddiası kabul edilerek keşfen belirlenen 4.045,00TL bedel üzerinden davanın kabulüne, dava konusu 118 ada, 7 parsel sayılı taşınmazdaki davalı … adına kayıtlı 1/8 hissenin iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Hükmü, davalı … temyiz etmiştir. Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması halinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile kullanılabilir hale gelir. Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibarettir. Dava konusu payın satışına ilişkin hukuki işlemin tarafı olan davalı, üçüncü kişi durumundaki davacıya karşı bedelde muvazaa iddiasında bulunamaz ise de davacı önalım hakkına engel olmak amacıyla satış bedelinin resmi satış senedinde yüksek gösterildiğini iddia edebilir ve bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir. Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Önalım davalarında fiili taksime değer verilmesi için taksimin yazılı olarak yapılması ya da taşınmazın çok sayıda paydaşının bulunması halinde tüm paydaşları tarafından fiilen kullanılan bölümlerin olması gerekmez. Davacının ya da önceki malikinin kullandığı ve davalıya pay satan paydaşın kullandığı ayrı ayrı bölümler var ise satıcı zamanında kullanıma karşı çıkmayan, o yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda pay satışı nedeni ile önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağından mahkemece davanın reddi gerekir. Somut olaya gelince, davalı …’ın dava konusu taşınmazda 03.04.2014 tarihinde satın almış olduğu paya yönelik bu davanın davacısı tarafından açılan önalım davasında aynı mahkemenin 2014/40–2015/42 Esas sayılı dosyasında verilen kararın kanun yolu incelemesinde, Dairemizin 08.01.2018 tarih 2016/262–2018/36 Esas Karar sayılı ilamı ile ‘’Fiili taksim olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun araştırılması gerektiği’’ gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verildiğinden, kötü niyetin yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği ve mahkemece de re’sen nazara alınması gerektiği ilkesi gereğince gerekli görüldüğünden, her iki davanın birleştirilmesi suretiyle fiili taksim hususunda birlikte değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceğinden ilk açılan önalım davasının sonucu beklenmeden karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kabule göre de, bedelde muvazaa iddiasının salt keşifte belirlenen miktar ile kanıtlanamayacağı, tanık beyanlarının da görgüye ve bilgiye dayalı olması gerektiği hususunun gözetilmemesi de doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Birden çok paydaşın önalım hakkını ayrı ayrı ya da birlikte tek davayla kullanması hâlinde, dava konusu pay bu paydaşlar arasında eşit biçimde paylaştırılır; önalım bedeli de eşit miktarlara bölünerek ödenir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Önalım davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir; bu yetki kesindir.

Dürüstlük Kuralı ve Fiili Taksim

TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır; bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Taşınmazda fiili taksim bulunması hâlinde önalım davası bu ilke çerçevesinde değerlendirilmektedir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/15549, K. 2020/3386 sayılı kararında, davacının ya da önceki malikin kullandığı bölümün ve satıcı paydaşın kullandığı bölümün ayrışmış olduğu durumlarda, satıcı zamanında kullanıma itiraz etmemiş olan davacının tapuda pay satışını gerekçe göstererek önalım hakkını kullanmasının dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı ve davanın reddini gerektireceği sonucuna varılmıştır. Aynı kararda, fiili taksime değer verilebilmesi için taksimin yazılı yapılmış olmasının ya da tüm paydaşların ayrı bölümler kullanıyor olmasının zorunlu olmadığı da belirtilmiştir.

Trampa ve Satış Dışı Temliklerde Önalım Hakkı

Gerçek bir satış işlemi bulunmayan temliklerde önalım hakkı kullanılamaz. Trampa yoluyla edinilen paya karşı da önalım hakkına dayanılamaz. Trampaya konu taşınmazlar arasında değer farkı bulunması, tek başına işlemin trampa olmadığını kanıtlamaya yeterli değildir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/333, K. 2021/1331Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2021/333 E.  ,  2021/1331 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Aksaray 4. Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 20/10/2017 tarihinde verilen dilekçeyle tapu iptali ve tescil talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 08/02/2018 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından talep edilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma talebinin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü. KARAR Dava, önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı vekili 20/10/2017 tarihli dava dilekçesiyle, müvekillerinin murisi …’ın …. ili, Merkez, Ereğli Kapı Mahallesinde bulunan 2355 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduğunu, bu parsellerde malik bulunan …, …, … ve ….’ın 08/08/2017 tarihinde hisselerini toplam 82.499,99TL bedelle davalı …'e sattıklarını, satın alan davalı …'in kendilerine noter aracılığı ile ihtar çekmeleri üzerine satıştan haberdar olduklarını, müvekkillerinin önalım hakkı bulunduğunu, önalım bedelini, tapu masraflarını ve diğer yasal masrafları mahkemeye ödemeye hazır olduklarını belirterek; davalının aldığı hisselerin iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu taşınmazda hisseleri bulunan ……, … ve ….ile 03/08/2017 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığını, bu sözleşmeye istinaden dava konusu hisselerin devrinin yapıldığını, davanın kötü niyetli olarak açıldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Aksaray 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 08.02.2018 tarihli kararında; dava konusu 2355 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazlarda önceden hissedar olan dava dışı …, …ve … ile davalı arasında Aksaray 5. Noterliğinde yapılan 03.08.2017 tarihli 5141 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi bulunduğunu, dava konusu hisselerin bu sözleşme gereğince davalıya devredildiğinin sabit olduğunu; söz konusu sözleşmenin, taşınmazın maliklerinin tümünün katılımıyla yapılmadığı için Türk Medeni Kanununun 692. maddesinde yer alan hüküm gereğince aslında geçersiz olduğunu, ancak Hukuk Genel Kurulunun 2014/324 Esas ve 2015/2787 sayılı kararını gerekçe göstererek, davalıya yapılan hisse devirlerini gerçek satış olarak değerlendirmeyerek davanın reddine karar vermiştir. Davacılar vekili istinaf talebinde bulunmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi davacılar vekilinin istinaf talebini, “pay satışı yapan paydaşlar ile davalı arasında 03.08.2017 tanzim tarihli arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi imzalandığı görülmektedir. Bu sözleşmenin geçersiz olduğuna dair bir iddia ileri sürülmediğine göre dava konusu payların arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi nedeniyle devredildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda gerçek bir satış işlemi bulunmadığından ve satış dışındaki temliklerde önalım hakkı kullanılamayacağından davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmekle” gerekçesine yer vermek suretiyle esastan reddetmiştir. Hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı ile dava dışı hisse satanlar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin dava konusu taşınmazlarda hissedar olanların tamamı yer almadığı için geçersiz olduğunu, ayrıca davalının müvekkillerini davalı göstererek 12 Ekim 2017 tarihli dilekçeyle Aksaray Sulh Hukuk Mahkemesine ortaklığın giderilmesi davasını açtığını, bu nedenle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin ifa kabiliyetinin bulunmadığını ve hisse devirlerinin gerçek bir satış olduğunu belirterek hükmün bozulmasını talep etmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, paylı mülkiyette yönetim ve tasarrufu düzenleyen “d. Olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar” kenar başlıklı 692. maddesinde; “Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır. Paylar üzerinde taşınmaz rehni veya taşınmaz yükü kurulmuşsa, paydaşlar malın tamamını benzer haklarla kayıtlayamazlar.”, hükmüne yer verilmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2015/1761 Esas, 2017/1052 Karar ve 06.04.2017 tarihli ilamında da belirtildiği gibi; eser sözleşmelerinin kendine özgü bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için 4721 sayılı Kanunun 692. maddesi gereğince, sözleşme konusu olan taşınmazın tüm paydaşlarıyla sözleşme yapılması veya yapılmış sözleşmeye diğer paydaşlarında muvafakat etmiş olması gerekir. Tüm paydaşlarla sözleşme yapılmadığının anlaşılması halinde ise, sözleşmenin geçersiz olduğunun tespiti ile buna göre bir hüküm tesis edilmelidir. Dava konusu olaya gelince; 1- Aksaray Tapu Sicil Müdürlüğünün 08.08.2017 tarihli ve 19373 yevmiye numaralı resmi satış senedinde, dava konusu 2355 ada 1 ve 2 parsellerde hissedar bulunan…, … ve…. ile ….’ın satıcı sıfatıyla, davalı …’in alıcı sıfatıyla hareket ettikleri ve sözleşmeyi imzaladıkları, davalı …’ın bu satış sözleşmesi gereğince dava konusu taşınmazlarda hissedar olduğu, 2- Aksaray 5. Noterliğinin 03.08.2017 tarihli ve 5141 yevmiye numaralı, düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin taraflarının 2355 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazlarda hissedar olduklarını belirten Ayşe, Recep, Ümüş Aldırmaz ile Sabiha Tekocak ve müteahhit sıfatıyla hareket eden … olduğu, dava konusu taşınmazlarda hissesi bulunan davacıların bu sözleşmenin tarafı olarak yer almadıkları, 3- Davacı vekilinin temyiz dilekçesine eklediği, Aksaray Sulh Hukuk Mahkemesine hitaben yazılan, davacısı …, davalıları …,…,…,…,… ve …. dava konusunun 2355 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazlar olduğu ve bu taşınmazlardaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesinin talep edildiği, 4- Davalı tarafından Aksaray 5. Noterliği kanalıyla davacılara çekilen 19.09.2017 tarihli ihtarnamede; ihtar eden davalının, dava konusu 2355 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazlardan hisse satın aldığını belirterek, taşınmazda davacıların murisi …’ın payının bulunduğunu, önalım kullanıp kullanmayacakları hususunda tarafına 7 gün içinde bildirim yapılmasını, aksi takdirde izale-i şüyu davası açacağını davacılara ihtar ettiği anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan bu belgelere göre, davalı … ile davacıların taraf olarak yer almadığı satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi 4721 sayılı Kanunun 692. maddesi uyarınca geçersiz kabul edilmesi gerekir. Davalı … noter aracılığıyla davacılara çektiği ihtarname ve sulh hukuk mahkemesine açtığı ortaklığın giderilmesi davası ile gerçek iradesini ortaya koymuş olup, tapu memurunca düzenlenen 08.08.2017 tarihli resmi satış senediyle dava konusu taşınmazlarda hisse satın almıştır. 03.08.2017 tarihinde bir kısım hissedarlarla noterde yapılan arsa payı karşılığı inşaat yapılmasındaki amaç, davacıların önalım hakkını kullanmalarını bertaraf etmektir. Bu nedenle, davalının savunmalarına itibar edilmeyerek, hisse satışlarının gerçek olduğu kabul edilerek mahkemece bu yönde bir karar verilmesi gerekirken, geçersiz sözleşmeye değer verilerek davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir. Belirtilen gerekçelerle davacılar vekilinin temyiz taleplerinin kabulüyle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi gereğince davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararının KALDIRILMASINA; yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, karardan bir örneğin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine, dosyanın Aksaray 4. Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 30.09.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Muvazaa İddiası ve İspat

Önalım davalarında zaman zaman tapu sözleşmesindeki satış bedelinin gerçeği yansıtmadığı ileri sürülmektedir. Önalım hakkı sahibi, satış sözleşmesinin tarafı olmadığından üçüncü kişi konumundadır ve satış bedelinde muvazaa yapıldığı iddiasını tanık dahil her türlü yasal delille ispatlayabilir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/15549, K. 2020/3386 sayılı kararında da önalım hakkı sahibinin bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabileceği ifade edilmiştir.

Öte yandan görünüşteki yazılı sözleşmenin tarafı olan kişilerin muvazaa iddiasını HMK m. 200 ve devamı ile TBK m. 12 uyarınca yazılı delille ispat etmesi zorunludur. Ayrıca muvazaa iddiasında bulunulduğunda başka delil gösterilmeksizin yalnızca keşifle saptanan gerçek değerin satış bedelinden düşük çıkması, tek başına muvazaanın ispatı için yeterli sayılmaz.

Önalım Hakkını Bertaraf Etmeye Yönelik İşlemler

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geçerli olabilmesi için TMK m. 692 gereğince taşınmazın tüm paydaşlarıyla sözleşme yapılması ya da diğer paydaşların muvafakat etmiş olması gerekir; bu koşul sağlanmamışsa sözleşme geçersizdir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/333, K. 2021/1331 sayılı kararında, tüm paydaşların katılımı olmaksızın yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geçersiz olduğu ve bu sözleşmeye dayanılarak gerçekleştirilen pay devirlerinin amacının diğer paydaşların önalım hakkını bertaraf etmek olduğunun tespit edildiği bir durumda, hisse devirlerinin gerçek satış olarak kabul edilerek önalım talebinin değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Hakkı Kullanmaktan Feragat

Önalım hakkından tamamen feragat etmek, resmi şekilde yapılmasını ve tapu kütüğüne şerh verilmesini gerektirir. Buna karşılık belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme yazılı şekle tabidir ve satıştan önce ya da sonra yapılabilir (TMK m. 733/2). Bu kurallar, sözleşmeden doğan önalım hakkından vazgeçme bakımından da uygulanır (TMK m. 735/3).

Sık Sorulan Sorular

Önalım davası açmak için süre ne zaman başlar?

Üç aylık hak düşürücü sürenin başlaması için noter vasıtasıyla yapılan bildirim şarttır. Satışın başka bir yolla öğrenilmesi bu süreyi işletmez. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/5781, K. 2016/10044 sayılı kararında, yasal önalım hakkının kullanılması için belirleyici olanın öğrenme değil noter bildirimi olduğu açıkça vurgulanmıştır. Noter bildirimi yapılmamışsa TMK m. 733/4'te düzenlenen azami hak düşürücü süre dolmadan dava açılabilir; bu sürenin uzunluğu konusunda mevzuat metni ile bazı yargı kararları arasında farklılık bulunmaktadır.

Dava açıldığında mahkemeye ne yatırılması gerekir?

Mahkeme, dava konusu payın rayiç bedelini gecikmeksizin belirler. Hak sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkimin belirlediği yere kesin süre içinde nakden yatırmak zorundadır. Süre içinde yatırılmazsa tescile karar verilemez. Hüküm kesinleştikten sonra yatırılan bedel nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir (TMK m. 734 f. 2, değişik: 24/12/2025-7571/36 md.).

Trampa işleminde önalım hakkı kullanılabilir mi?

Trampa yoluyla edinilen paya karşı önalım hakkı kullanılamaz. Taşınmazlar arasında değer farkı bulunması bu değerlendirmeyi tek başına değiştirmez.

Taşınmazda fiili taksim varsa önalım davası açılabilir mi?

Taşınmazın fiilen bölünerek paydaşlar tarafından ayrı bölümlerde kullanıldığı durumlarda, bu kullanıma zamanında itiraz etmemiş olan paydaşın sonradan önalım hakkını kullanması TMK m. 2'deki dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir ve mahkeme davayı reddedebilir. Fiili taksime değer verilebilmesi için yazılı bir anlaşma ya da tüm paydaşların ayrı bölüm kullanması zorunlu değildir.

Sözleşmeden doğan önalım hakkı şerhi ne kadar süre geçerlidir?

Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkının etkisi, şerhin verildiği tarihten itibaren on yıl geçmekle her durumda sona erer (TMK m. 735/2).

Birden fazla paydaş önalım hakkını birlikte kullanabilir mi?

Birden fazla paydaş önalım hakkını ayrı ayrı veya birlikte tek davayla kullanabilir. Bu durumda dava konusu pay, hakkı kullanan paydaşlar arasında eşit biçimde bölüştürülür; bedel de eşit miktarlara paylaştırılır.

Satışı noter bildirimi olmadan öğrenen paydaş dava açabilir mi?

Evet. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/16641, K. 2019/2994 sayılı kararında, noter bildirimi dışında bir yolla öğrenmenin hak düşürücü sürenin işlemesine etkisi bulunmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla noter bildirimi yapılmamışsa, TMK m. 733/4'te öngörülen azami hak düşürücü süre dolmadığı sürece dava açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu