Ortak Alanların İzinsiz Kullanımı ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Ortak Alanların İzinsiz Kullanımı ve Hukuki Sonuçları

Kat mülkiyetine tabi taşınmazlarda ortak yerler; kat malikleri açısından zorunlu veya yararlı olan, mimari projede ortak alan olarak gösterilen ya da niteliği gereği ortak sayılan yerlerdir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 19/1 hükmü gereğince kat malikleri, anagayrimenkulün bakımına ve mimari durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumakla yükümlüdür. Bağımsız bölüm maliki ortak alanı tek başına tasarrufuna alamaz, tahsis amacını değiştiremez ve bağımsız bölümüne hacim katamaz. Ortak alanın sınırlarının ve kullanım amacının tayininde mimari proje ile yönetim planı birincil referanstır.

634 sayılı KAT MÜLKİYETİ KANUNU m. 19Kaynağı aç
Madde 19 – Kat malikleri, anagayrimenkulün bakımına ve mimarı durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar. (Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/8 md.) Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz. Ancak, ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz. Kat maliki kendi bağımsız bölümünde anayapıya zarar verecek nitelikte onarım, tesis ve değişiklik yapamaz. Tavan, taban veya duvar ile birbirine bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile anayapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklik yapılabilir. Her kat maliki anagayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere, kusuru ile verdiği zarardan dolayı diğer kat maliklerine karşı sorumludur. III – Anagayrimenkulün genel giderlerine katılma:

Ortak Yerlerde Onarım ve Proje Değişikliği Şartları

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 19/2 uyarınca kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası bulunmadıkça anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler ile değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1996, K. 2022/5 sayılı kararında ifade edildiği üzere, Kat Mülkiyeti Kanunu m. 19/2 hükmündeki beşte dört çoğunluk kuralı anataşınmazda esaslı proje değişikliği gerektirmeyen basit tamirat ve tadilatlar için öngörülmüştür. Onaylı projede yapılacak esaslı tadilatlar için ise kat maliklerinin oy birliği aranmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1996, K. 2022/5Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1996 E.  ,  2022/5 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “projeye aykırılığın eski hâle getirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kayseri 4. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; Kayseri ili Melikgazi ilçesi Köşk Mahallesi 3 parsel üzerinde bulunan binada kat maliki olduğunu, binanın toplantı salonunun amaç dışı kullanılarak sigara içildiğini, okey oynandığını, maç izlendiğini ayrıca ısınma ve sıcak su sisteminin ortak olup 5627 sayılı Kanuna göre ısı ölçer ve ekipmanlarının yapılması zorunlu olduğu hâlde yapılmadığını, kendisi gibi kat maliki olan gerçek kişi davalıların ise ortak yerlerden olan balkonların duvarlarını yıkarak mutfağa kattıklarını ileri sürerek toplantı odasının amaç dışı kullanılmaması, ısı pay ölçer veya kalorimetre sistemi kurularak ısı paylaşımının yapılması ve balkonların eski hâle getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; siteye ait toplantı odasının bina sakinlerinin bayramlaşma, genel kurul toplantıları yapma vb. amaçlarla bir araya gelerek kullandıkları yer olduğunu, 25.12.2009 tarihli genel kurulda bina içerisinde ve toplantı salonunda sigara içilmemesi, toplantı odasının sohbet ve okuma salonu olarak kullanılması yönünde karar alındığını ve bina sakinlerinin bu doğrultuda salonu kullandıklarını, ısı pay ölçer veya kalorimetre takılarak ısı paylaşımı yapılması yönünde alınmış bir kararın bulunmadığını ayrıca balkonların eski hâle getirilmesi talep edilmiş ise de kat maliklerinin 4/5 çoğunluğunun yazılı rızası ile balkonlarda değişiklik yapmanın mümkün ve yasal olduğunu, bu çoğunluğa uygun yazılı muvafakatin alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Kayseri 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 30.12.2013 tarihli ve 2013/254 E. 2013/1878 K. sayılı kararı ile; davacının toplantı odasının kullanımına ilişkin talebi yönünden yapılan incelemede, 25.12.2009 tarihli kat malikleri genel kurul toplantısında toplantı salonunda sigara içilmemesi, sohbet ve okuma salonu olarak kullanılması yönünde karar alınarak salonun kullanım şekil ve amacının belirlendiği açık olup mahkemece bu hususta yapılacak bir işlem olmayıp eğer sigara içiliyorsa idari makamlara müracaat edilerek gerekli yaptırımların uygulanabileceği, balkonların kapatılması yönünden 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 19. maddesine göre bu tür ortak yerlerde kat maliklerinden beşte dördünün yazılı rızası ile inşaat, onarım ve değişiklik yapılması mümkün olup 28 bağımsız bölümden oluşan davaya konu apartmanda 24 kat malikinin bu duruma muvafakat ettiklerine dair muvafakatnamelerin dosyaya sunulduğu, yasanın aradığı çoğunluk tarafından bu duruma müsaade edilmiş olduğu, ısı pay ölçer veya kalorimetre takılarak ısınma giderlerinin buna göre paylaştırılması talebi yönünden ise apartman yönetim kurulu tarafından 07.07.2006 tarihinde binada merkezi sistem doğalgaz kullanımı yönünde karar alındığı, sonrasında bir daha bu hususa ilişkin bir görüşmenin bulunmadığı, fakat çeşitli tarihlerde yapılan yönetim ve genel kurul toplantılarında her daireden eşit olarak alınmak üzere ortak gider aidat miktarlarının belirlendiği ve bu duruma hiçbir itirazın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince 15.04.2014 tarihli ve 2014/3038 E. 2014/7039 K. sayılı kararı ile; “…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak; Dosya içindeki bilgi ve belgeler ile özellikle bilirkişi raporunun incelenmesinden; davaya konu 6-9-10 ve 22-28 numaralı bağımsız bölümlerde tadilat yapılarak balkonun mutfağa eklendiği ve pvc ile kaplatıldığı, yaklaşık 6-7 m² balkon alanının mutfağa dahil edildiği, geri kalan balkon kısmına yine bu eklenen kısımdan kapı açıldığı, yapılan tadilatların projeye ayırı olduğu anlaşılmaktadır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasasının 19. maddesinin 1. fıkrasına göre, kat malikleri anataşınmazın bakımını, mimari durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar. Aynı Yasanın 2. fıkrasında ise kat maliklerinden biri, tüm kat maliklerinin yazılı rızası olmadıkça anataşınmazın ortak yerlerinde inşaat, onarım, tesis ve değişiklik yaptıramayacağından, projeye aykırı olarak ortak alanda yapılan tadilatlar yönünden müdahalenin önlenmesi ile projeye aykırılıkların giderilerek eski hale getirilmesine karar verilmesi gerekirken mahkemece sözü edilen tadilatların kat maliklerinden 24'ünün yazılı muvafakatı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. Kayseri 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 15.09.2014 tarihli ve 2014/694 E. 2014/1099 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelere ek olarak; Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19/2. maddesinde tüm kat maliklerinin değil, 4/5’inin yazılı rızasının arandığı, eldeki dava bakımından da 28 daireli binada 24 kat malikinin bu hususta yazılı rızasının bulunduğu ve 19/2. maddede aranan 4/5 oranının sağlandığı, dolayısıyla yapılan tadilatların kanuna uygun olduğu gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mimari projeye aykırı yapılan projeye aykırılıkların giderilmesi ve eski hâle getirilmesi istemine ilişkin eldeki davada, binada yapılan tadilatlar yönünden tüm kat maliklerinin yazılı rızasının bulunmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 13. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 4. maddesi “Ortak yerlerin konusu sözleşme ile belirtilebilir. Aşağıda yazılı yerler ve şeyler bu kanun gereğince her halde ortak yer sayılır. a) Temeller ve ana duvarlar, (EKLENMİŞ İBARE RGT: 28.11.2007 RG NO: 26714 KANUN NO: 5711/2) taşıyıcı sistemi oluşturan kiriş, kolon ve perde duvarlar ile taşıyıcı sistemin parçası diğer elemanlar, bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlar, tavan ve tabanlar, avlular, genel giriş kapıları, antreler, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar ve buralardaki genel tuvalet ve lavabolar, kapıcı daire veya odaları, genel çamaşırlık ve çamaşır kurutma yerleri, genel kömürlük ve ortak garajlar, elektrik, su ve havagazı saatlerinin korunmasına mahsus olup bağımsız bölüm dışında bulunan yuvalar ve kapalı kısımlar, kalorifer daireleri, kuyu ve sarnıçlar, yapının genel su depoları, sığınaklar, b) Her kat malikinin kendi bölümü dışındaki kanalizasyon tesisleri ve çöp kanalları ile kalorifer, su, havagazı ve elektrik tesisleri, telefon, radyo ve televizyon için ortak şebeke ve antenler sıcak ve soğuk hava tesisleri, c) Çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri. Yukarıda sayılanların dışında kalıp da, yine ortaklaşa kullanma, korunma veya, faydalanma için zaruri olan diğer yerler ve şeyler de (Ortak yer) konusuna girer…” şeklinde düzenlenmiş olup, aynı Kanun’un 16. maddesinde “Kat malikleri anagayrimenkulün bütün ortak yerlerine, arsa payları oranında, ortak mülkiyet hükümlerine göre malik olurlar. Kat malikleri ortak yerlerde kullanma hakkına sahiptirler; bu hakkın genel kömürlük, garaj, teras, çamaşırhane ve çamaşır kurutma alanları gibi yerlerdeki ölçüsü, aksine sözleşme olmadıkça, her kat malikine ait arsa payı ile oranlıdır” hükmü öngörülmüştür. Kat mülkiyeti kurulu olan taşınmazlarda ortak yerlerin neler olduğu KMK’nın 4. maddesinde gösterilmiştir. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 16. maddesinin 1. fıkrası bağımsız bölüm malikinin mülkiyet hakkının ortak yerlerle olan bağlantısını hükme bağlamakta olup, 2. fıkrasında da maliklerin ortak yerlerdeki mülkiyet haklarına dayalı kullanım haklarının varlığı belirlenmiş ve bu hakkın sınırı çizilmiştir. Yukarıda açıklanan kanun hükümleri uyarınca anataşınmazın dış duvarı ortak yerlerden sayılır. 14. 634 sayılı KMK’nın 19. maddesi; “Kat malikleri, anagayrimenkulün bakımına ve mimarı durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar. (Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/8 md.) Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz. Ancak, ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz. Kat maliki kendi bağımsız bölümünde anayapıya zarar verecek nitelikte onarım, tesis ve değişiklik yapamaz. Tavan, taban veya duvar ile birbirine bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile anayapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklik yapılabilir. Her kat maliki ana gayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere, kusuru ile verdiği zarardan dolayı diğer kat maliklerine karşı sorumludur.” şeklinde düzenlenmiştir. 15. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19. maddesinin 1. fıkrasında anataşınmazın bakımı ve koruma borcu kat maliklerine yüklenmiştir. Buna göre her kat maliki ana yapının mimari durumunu bozacak, güzelliğini etkileyecek ve sağlamlığını tehlikeye sokacak eylemlerden kaçınmalı ve ana taşınmazın bakımına özen göstermelidir. Maddede yer alan koruma borcu ana taşınmazın “mimari durumunu”, “güzelliğini” ve “sağlamlığını” koruma olmak üzere üç noktada toplanmıştır. 16. Kat Mülkiyeti Kanunu anataşınmazda onaylı mimari projeye uymayan hiçbir durum ve değişikliğe kural olarak izin vermemiştir. Ana yapı onaylı mimari projeye uygun olmakla birlikte zamanla anataşınmazın ortak yerlerinde proje değişikliğini gerektiren bazı ilave ve yeniliklerin yapılmasına gereksinim duyulabilir. Böyle bir değişikliğin yapılabilmesi ve hukuken geçerli olabilmesi için, öncelikle anataşınmazdaki tüm kat maliklerinin muvafakatini taşıyan bir değişiklik projesinin bulunması gerekir (Germeç, Mahir Ersin; Kat Mülkiyeti Hukuku, Güncellenmiş 9. Baskı, Ankara 2020, s. 309-310). 17. Bu bağlamda onaylı mimari projeye aykırılık oluşturacak değişiklikler ancak tüm kat maliklerinin rızası alındıktan sonra gerçekleştirilebilir. 18. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19. maddesinin 14.11.2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunla değişik 2. fıkrası, anataşınmazdaki esaslı proje değişikliğini gerektirmeyen basit tamirat ve tadilatlar için öngörülmüştür. Yargıtay uygulamalarında ise onaylı projede yapılacak esaslı tadilatlar için ise kat maliklerinin oy birliği aranmaktadır. Zira kanun koyucunun beşte dört değişikliğindeki amacının kamu düzeni ile doğrudan ilgili olan mimari projeye aykırılık oluşturacak iş ve işlemler için kat maliklerinin çoğunluğunun rızasının alınmasının yeterli olduğu söylenemez. 19. Dosya içerisinde bulunan 14.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda; 6, 9, 10, 22 ve 28 numaralı bağımsız bölümlerde yapılan tadilat ile balkonların mutfağa eklenmesi suretiyle pvc ile kapatıldığı, yaklaşık 6-7 m2 balkon alanının mutfağa dahil edildiği, dahil edilen alandan kapı yaptırılmak suretiyle balkonun kalan kısmına çıkılabildiği, davaya konu 6, 9, 10, 22 ve 28 numaralı bağımsız bölümlerin ilgili belediyenin imar yönetmeliğine göre tadilat projesi olmadan binanın şeklinin değiştirilemeyeceği, balkonların mutfaktaki kullanım alanına dahil edilemeyeceği, mevcut onaylı mimari projenin dışına çıkılamayacağı belirtilmiştir. 20. Dosya kapsamı ve tüm bu nedenlere göre; davaya konu 6, 9, 10, 22 ve 28 numaralı bağımsız bölümlerde balkonların pvc ile kapatılması kat maliklerinin 4/5’inin yazılı rızası ile mümkün ise de, ortak alanlardan olan binanın dış duvarının yıkılarak balkonun mutfağa eklenmesi, geri kalan balkon kısmına eklenen kısımdan kapı açılması şeklinde yapılan imalatların, bilirkişi raporu ile belirlendiği üzere onaylı mimari projesine aykırılığı sabit ve esaslı tadilat olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18 ve 19. maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre anayapının onaylı projesini değiştirecek şekilde bir tesis ve bölüm yapılmasının tüm kat maliklerinin oy birliği ile verecekleri bir karar ile mümkün olduğu kanaatine varılmıştır. 21. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davaya konu edilen balkonda yapılan değişikliklerle ilgili olarak değişikliğin yapıldığı balkonun gömme balkon olup olmadığı, ayrıca yapılan değişikliğin bina alanında yüzölçümü artışı meydana getirip getirmediği hususunun üzerinde durulması, gerek bu yönden gerekse de diğer hususlar yönünden yapılan değişikliğin imar mevzuatına aykırı olup olmadığının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının farklı değişik gerekçe ile bozulması görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 22. Hâl böyle olunca direnme kararının, yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenler ile bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.01.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık balkonların kapatılması talebiyle ilgili olup diğer talepler yönünden verilen karar özel dairece verilen sair red kapsamında kalmıştır. Mahkemece balkonların kapatılması talebi yönünden; KMK’nın 19. maddesine göre bu tür ortak yerlerde kat maliklerinden beşte dördünün yazılı rızası ile inşaat, onarım ve değişiklik yapılması mümkün olup 28 bağımsız bölümden oluşan davaya konu apartmanda kat maliklerinden 24 tanesinin bu duruma muvafakat ettiklerine dair muvafakatnamelerin dosyaya sunulduğu, yasanın aradığı çoğunluk tarafından bu duruma müsaade edilmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen karar özel daire tarafından bozulmuştur. Bu talep yönünden bozma kararı; “Dosya içindeki bilgi ve belgeler ile özellikle bilirkişi raporunun incelenmesinden; davaya konu 6-9-10 ve 22-28 numaralı bağımsız bölümlerde tadilat yapılarak balkonun mutfağa eklendiği ve pvc ile kaplatıldığı, yaklaşık 6-7 m² balkon alanının mutfağa dahil edildiği, geri kalan balkon kısmına yine bu eklenen kısımdan kapı açıldığı, yapılan tadilatların projeye ayırı olduğu anlaşılmaktadır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasasının 19. maddesinin 1. fıkrasına göre, kat malikleri anataşınmazın bakımını, mimari durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar. Aynı Yasanın 2. fıkrasında ise kat maliklerinden biri, tüm kat maliklerinin yazılı rızası olmadıkça anataşınmazın ortak yerlerinde inşaat, onarım, tesis ve değişiklik yaptıramayacağından, projeye aykırı olarak ortak alanda yapılan tadilatlar yönünden müdahalenin önlenmesi ile projeye aykırılıkların giderilerek eski hale getirilmesine karar verilmesi gerekirken mahkemece sözü edilen tadilatların kat maliklerinden 24'ünün yazılı muvafakatı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddi doğru görülmemiştir.” Gerekçe ve sonucunu içermektedir. Mahkemece KMK’nın 19/2. maddesinde tüm kat maliklerinin değil, 4/5 inin yazılı rızasının arandığı, eldeki dava bakımından da 28 daireli binada 24 kat malikinin bu hususta yazılı rızasının bulunduğu ve 19/2. maddede aranan 4/5 oranının sağlandığı, dolayısıyla yapılan tadilatların kanuna uygun olduğu gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Bozma kararında 19/2. maddeden söz edildiği hâlde tüm kat maliklerinin yazılı rızası olmadıkça ibaresine yer verilmiş ise de 5711 sayılı Kanunla 2007 tarihinde yapılan değişiklik hükmüne göre maddede belirtilen oran oybirliği olmayıp 4/5 olduğundan bozma kararındaki bu ibare Kanun hükmüne uygun değildir. Özel dairenin bunu 19/1 madde kapsamında belirttiği düşünülebilir ise de açıkça fıkradan söz edip yer verilen diğer ifadeler de 19/2 hükmü olduğundan bozma kararındaki bu ifadelerin 19/2 kapsamında yapılan açıklamalar olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda bozma kararının bu yönden Kanun hükmüne (KMK 19/2) aykırı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Mahkemenin bu hususa değinen direnme gerekçesi bu yönüyle yerinde ise de kat maliklerinin 4/5 inin oyu ile balkon kapatmanın mümkün olup olmadığı mahkemenin buna değinen gerekçesinin yerinde olup olmadığının ise ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Sözü edilen 19/2. maddede kat maliklerinin beşte dördünün rızasıyla yapılabilecek işler maddede sayılan hâllerle sınırlı olup bunların yapılmasını yasaklayıcı Kanun hükümlerinin bulunduğu hâllerde kat mliklerinin 4/5 oranında anlaşmasıyla dahi Kanuna aykırı işlemlerin yapılması mümkün değildir. Hatta tüm kat malikleri bu konuda anlaşmış olsa bile Kanunla yasaklanmış işlerin 19/2 hükmüne dayanılarak yapılabilmesi mümkün değildir. Bu konuda somut uyuşmazlık bakımından üzerinde durulması gereken en önemli husus imar mevzuatından doğan yasaklamalardır. İmar mevzuatına ilişkin hükümler kamu düzeninden olup bu düzenlemelerin aksine olarak tarafların anlaşma yapabileceği ve bu anlaşmanın geçerli olacağı düşünülemez. İmar Kanunu hükümlerine göre ruhsatsız projeye aykırı bina yapılamayacağı gibi tadilat ruhsatı alınmaksızın bir bina projesğne aykırı hâle getirilemez. Ruhsatsız projeye aykırı bina yapılması veya binanın projeye aykırı hâle getirilmesi Kanunlarda yasaklanmış ve üstelik gerek idari yaptırım olsun gerek ceza hükümleri olsun bazı müeyyidelere bağlanmıştır. Bu durumda talebe konu edilen balkon kapatma yönündeki değişiklik proje değişikliği yapılması ve ruhsat alınmasını gerektiriyorsa tüm kat malikleri bu konuda anlaşmış olsa bile bu anlaşmanın geçerli olmayacağı ve yapılan Kanuna aykırı değişiklikleri meşru hâle getirmeyeceği kabul edilmelidir. Açıklanan nedenlerle özellikle davaya konu edilen balkonda yapılan değişikliklerle ilgili olarak değişikliğin yapıldığı balkonun gömme balkon olup olmadığı ayrıca yapılan değişikliğin bina alanında yüzölçümü artışı meydana getirip getirmediği üzerinde durulması gerek bu yönden gerekse diğer hususlar yönünden yapılan değişikliğin imar mevzuatına aykırı olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Kanunda aranan oranda kat malikinin rızası bulunduğu gerekçesiyle talebin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlere dayalı olarak direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Ortak yerin kullanım niteliğini ve hacmini değiştiren, bağımsız bölüm ile ortak yer sınırını etkileyen, estetik veya statik sonuçlar doğuran işlemler proje değişikliği mahiyetindedir. Bu tür kalıcı proje değişiklikleri ve ortak yerin amacını değiştiren uygulamalar kural olarak kat maliklerinin oy birliğini gerektirmekte, belediyeden proje tadilatı ile onay veya ruhsat alınmasını zorunlu kılabilmektedir.

Balkon Kapatma ve Dış Cepheye Müdahaleler

Balkon ve teras kapatma gibi bina cephesini ve hacmi etkileyen müdahaleler mimari projeyi ilgilendiren işlemlerdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1996, K. 2022/5 sayılı kararında, ortak alan sayılan binanın dış duvarının yıkılarak balkonun mutfağa eklenmesi ve kalan kısma kapı açılması şeklindeki imalatların onaylı mimari projeye aykırı ve esaslı tadilat niteliğinde olduğunu, bu nevi bir müdahalenin ancak kat maliklerinin oy birliği kararıyla yapılabileceğini kabul etmiştir.

Buna karşılık Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2014/18099, K. 2015/5507 sayılı kararında, bağımsız bölüm balkonunun açılır kapanır hareketli ve sürgülü cam ile kapatılmasını sabit eser niteliğinde değerlendirmiştir. Bu nitelikteki imalatların bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadan yapılamayacağı; kapatma malzemesinin saydam ya da ışık geçirmeyen nitelikte olmasının, sökülebilir bulunmasının veya bina statiğini etkilememesinin sonucu değiştirmeyeceği hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2014/18099, K. 2015/5507Kaynağı aç
18. Hukuk Dairesi         2014/18099 E.  ,  2015/5507 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, onaylı mimari projeye aykırılığın eski hale getirilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde, davalıya ait 48 numaralı bağımsız bölümde onaylı mimari proje ve yönetim planına aykırı olarak kapattığı balkon kapatmanın kaldırılarak eski hale getirilmesini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasasının 19.maddesinin birinci fıkrasında; kat maliklerinin anataşınmazın mimari durumunu titizlikle korumaya mecbur oldukları belirtildikten sonra ikinci fıkrada da kat maliklerinden biri bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça anataşınmazın ortak yerlerinde inşaat, onarım, tesis ve değişiklik yaptıramayacağı öngörülmüştür. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, özellikle bilirkişi raporu içeriğinden; davalıya ait 48 numaralı bağımsız bölümün salon balkonunun ön ve sol yan cephesine açılır kapanır hareketli ve sürgülü cam ile kapatıldığı, yapılan imalatın tasdikli mimari projede gözükmediği ve fiili durumun projeye uymadığı anlaşılmaktadır. Bilirkişinin yerinde saptadığı sistem, Yargıtay uygulamalarında da kabul edildiği gibi sabit eser niteliğinde olup bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadan yapılamayacağı gibi balkonu kapatma malzemesinin saydam (cam) ya da ışık geçirmeyen nitelikte olması veya tek parçadan ya da birkaç parçadan oluşması, bina statiğini etkilememesi, çevreye zarar vermemesi sonucu değiştirmez. Saptanan bu durum karşısında balkonun projeye aykırı olarak kapatılması nedeni ile eski hale getirilmesine karar verilmesi gerekirken, imalatın balkon içinde kaldığı, ortak alan içinde bulunmadığı, mimari olarak sitenin genel görünümü ve estetiğini bozmadığı, görüntü kirliliği yaratmadığı gibi ana yapıya sabitleştirilmeksizin kolayla sökülüp takılabilir basit bir sisteme tabi olduğu gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğinc BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bağımsız Bölümlerde Değişiklik ve Tarafların Sorumluluğu

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 19/2 uyarınca kat malikleri, kendi bağımsız bölümlerinde ana yapının korunmasını tehlikeye düşürecek onarım, tesis ve değişiklikler yapmaktan kaçınmalıdır. Birbiriyle tavan, taban veya duvar yoluyla bitişen bağımsız bölümlerin kesişim yerlerinde yapılacak tadilatlar ise ana yapıya hasar verilmemesi ve komşu bağımsız bölüm maliklerinin ortak mutabakatı ile gerçekleştirilebilir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince her kat maliki, kusurlu eylemleriyle ana taşınmaza ya da diğer bölümlere verdiği zararlardan dolayı diğer kat maliklerine karşı hukuken sorumludur.

Ortak yerlerin kiracı tarafından izinsiz kullanılması durumunda, kiracı fiilî müdahalenin faili olarak sorumluluk taşır. Bağımsız bölüm maliki de kiracısının fiillerinden kat mülkiyeti açısından sorumlu tutulmakta; eski hâle iade yükümlülüğü ve yönetim masrafları malike yansıtılabilmektedir. Eski hâle iade ve men talepleri ayni nitelik taşıdığından taşınmazı sonradan devralan yeni malik mevcut aykırılıkla birlikte sorumluluğu devralır; dönemsel haksız kullanım bedeli ise fiilî kullanıcıdan istenir ve malike rücu ilişkisi kurulabilir.

Müdahalenin Men'i, Eski Hâle İade ve Ecrimisil Davaları

Ortak alana haksız müdahalenin men'i ve eski hâle iade taleplerinde kat malikleri adına apartman veya site yönetimi dava açabileceği gibi, her bir kat maliki de tek başına aktif husumet ehliyetine sahiptir. Kat Mülkiyeti Kanunu kaynaklı men ve iade taleplerine çoğunlukla Sulh Hukuk Mahkemesi bakarken; tazminat ve ecrimisil davalarına Asliye Hukuk Mahkemesi bakar. Müdahalenin men'i ve eski hâle iade talepleri devam eden haksız fiil niteliğinde olduğundan bu istemler hakkında zamanaşımı işlemez.

Ortak yerin haksız ve özel kullanımı sebebiyle geçmişe dönük ecrimisil talep edilebilmekte ve genel uygulamada 5 yıllık zaman dilimi dikkate alınmaktadır. Sığınak ve otopark gibi ortak alanların özel kullanımı kabul edilmemekte; bu alanlara yönelik izinsiz kullanımlarda ecrimisil ile eski hâle getirmeye birlikte hükmedilebilmektedir.

Geçici Hukuki Korumalar ve Zorunlu Onarım İstisnası

Ortak alanda devam eden haksız inşa veya kapatma faaliyetleri bulunuyorsa ihtiyati tedbir talep edilerek imalatın durdurulması istenebilir. Ayrıca delil tespiti yoluyla keşif, bilirkişi, fotoğraf ve ölçüm işlemleri yapılarak mevcut durum mimari proje ve belediye dosyası ile karşılaştırılabilir. Belediye encümeninin yıkım kararı bulunduğu durumlarda adli yargıdan men ve iade kararı alınması icra aşamasındaki direnci azaltmakta, ecrimisil ve tazminat yönünden de mahkeme hükmü sağlamaktadır.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 19/2 hükmündeki rıza şartına kanuni bir istisna getirilmiştir. Ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme ya da bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması hâlinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz.

İmar Mevzuatı Yaptırımları ve İdari Süreç

Ruhsatsız veya ruhsata ve ekine aykırı imalatlarda belediyelerce durdurma, para cezası ve yıkım yaptırımları tatbik edilebilmekte; encümen kararları ile yıkım işlemlerine karşı idari yargıda iptal davası açılarak yürütmenin durdurulması gündeme gelebilmektedir. 3194 sayılı İmar Kanunu m. 32/1 uyarınca ise yapının imar mevzuatına aykırı olduğu bilgisi, tapu kayıtlarının beyanlar hanesine kaydedilmek üzere ilgili idaresince en geç yedi gün içinde tapu dairesine bildirilir ve aykırılığın giderildiği bildirilmedikçe bu kayıt kaldırılamaz.

3194 sayılı İMAR KANUNU m. 32Kaynağı aç
Madde 32 – Bu Kanun hükümlerine göre; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine veya ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılarda projelerine ve ilgili mevzuatına aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (…)[36] tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. (Ek cümleler:14/2/2020-7221/10 md.) Yapının imar mevzuatına aykırı olduğuna dair bilgi, tapu kayıtlarının beyanlar hanesine kaydedilmek üzere ilgili idaresince tapu dairesine en geç yedi gün içinde yazılı olarak bildirilir. Aykırılığın giderildiğine dair ilgili idaresince tapu dairesine bildirim yapılmadan beyanlar hanesindeki kayıt kaldırılamaz.[37] Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. (Değişik cümle:14/2/2020-7221/10 md.) Bu tebligatın bir nüshası muhtara bırakılır, bir nüshası da Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne gönderilir. Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir. Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir. (Ek cümleler:14/2/2020-7221/10 md.) Yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir ay içinde yapı sahibi tarafından yapının ruhsata uygun hale getirilmediğinin veya ruhsat alınmadığının ilgili idaresince tespit edilmesine rağmen iki ay içinde hakkında yıkım kararı alınmayan yapılar ile hakkında yıkım kararı alınmış olmasına rağmen altı ay içinde ilgili idaresince yıkılmayan yapılar, yıkım maliyetleri döner sermaye işletmesi gelirlerinden karşılanmak üzere Bakanlıkça yıkılabilir veya yıktırılabilir. Yıkım maliyetleri %100 fazlası ile ilgili idaresinden tahsil edilir. Bu şekilde tahsil edilememesi halinde ilgili idarenin 5779 sayılı Kanun gereğince aktarılan paylarından kesilerek tahsil olunur. Tahsil olunan tutarlar, Bakanlığın döner sermaye işletmesi hesabına gelir olarak kaydedilir. (Ek fıkra:29/11/2018-7153/15 md.) İdare tarafından ruhsata bağlanamayacağı veya aykırılıkların giderilemeyeceği tespit edilen yapıların ruhsatı üçüncü fıkrada düzenlenen bir aylık süre beklenmeden iptal edilir ve mevzuata aykırı imalatlar hakkında beşinci fıkra hükümleri uygulanır. Umumi hizmetlere ayrılan yerlerde muvakkat yapılar:

3194 sayılı İmar Kanunu m. 32 hükümleri uyarınca yapı mühürlenerek yapı tatil zaptı düzenlenir. Yapı sahibi, tutanağın asılmasından itibaren en çok bir ay içinde yapısını ruhsata uygun hâle getirerek veya ruhsat alarak mührün kaldırılmasını isteyebilir. Yapılan incelemede aykırılığın giderildiği veya ruhsat alındığı anlaşılırsa mühür kaldırılarak inşaatın devamına izin verilir. Ruhsata uygun hâle getirilmeyen veya ruhsat alınmayan yapıların ruhsatı iptal edilir; belediye encümeni veya il idare kurulu kararını takiben belediye veya valilikçe yıktırılarak masrafı yapı sahibinden tahsil edilir. İdarece ruhsata bağlanamayacağı veya aykırılıkların giderilemeyeceği tespit edilen yapıların ruhsatı ise bir aylık süre beklenmeden iptal edilerek yıkım hükümleri tatbik olunur.

Yapı tatil tutanağının düzenlenmesinden itibaren bir ay içinde ruhsata uygun hâle getirilmediği veya ruhsat alınmadığı tespit edilmesine rağmen iki ay içinde yıkım kararı alınmayan yapılar ile yıkım kararına rağmen altı ay içinde idarece yıkılmayan yapılar, yıkım maliyetleri döner sermaye işletmesi gelirlerinden karşılanmak üzere Bakanlıkça yıkılabilir veya yıktırılabilir; maliyet yüzde yüz fazlasıyla ilgili idaresinden tahsil edilir. Ayrıca somut fiilin niteliğine göre imar kirliliği veya evrakta sahtecilik gibi suç tipleri kapsamında adli soruşturma ve kovuşturma gündeme gelebilir.

Ortak alana haksız müdahale ve eski hâle iade davalarında zamanaşımı süresi var mıdır?

Ortak alana haksız müdahalenin men'i ve eski hâle iade talepleri, müdahalenin sürmesi durumunda devam eden haksız fiil niteliğinde değerlendirildiğinden bu istemler yönünden zamanaşımı işlememektedir.

Balkonun sürgülü cam ile kapatılması için kat maliklerinin rızası gerekir mi?

Evet, projede yer almayan hareketli ve sürgülü cam sistemleri sabit eser niteliğinde sayıldığından, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 19/2 uyarınca bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası aranır.

Sığınak ve otopark gibi ortak alanlar tek bir kat malikine tahsis edilebilir mi?

Mimari projede sığınak veya otopark olarak düzenlenen ortak alanların bir paydaş tarafından münhasıran tasarruf edilmesi hukuka uygun görülmemekte; bu alanlara haksız elatmanın varlığı hâlinde elatmanın önlenmesi, projeye uygun eski hâle getirme ve ecrimisile birlikte hükmedilebilmektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/8031, K. 2015/8686Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/8031 E.  ,  2015/8686 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : KÜÇÜKÇEKMECE 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/11/2014 NUMARASI : 2014/91-2014/401 Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil, binanın projeye uygun hale getirilmesi davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi .. . raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, elatmanın önlenmesi, binanın projeye uygun hale getirilmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Davacı, kayden malik olduğu 200 ada 30 parsel sayılı taşınmazdaki bir kısım payını, noterde düzenlenen 03.05.1994 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile kendisine bir daire ve eklentilerinin verilmesi koşuluyla davalıya devrettiğini, sözleşme gereği dairesinin verildiğini, ancak yapılan inşaatın projeye aykırı olduğunu, ortak alanları kullanmasına davalının engel olduğunu ve bu yerleri kiraya vererek gelir elde ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesine, binanın projeye uygun hale getirilmesine, şimdilik işgal tarihinden itibaren 1.000.-TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, bozma ilamından önce yargılama sırasında ıslahla ecrimisil miktarını 6.644,16.-TL'ye yükseltmiştir. Davalı, sözleşme gereğince yükümlülüklerini yerine getirerek daireyi 1995 yılında davacıya teslim ettiğini, ortak kullanım alanlarına müdahalesinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, Dairece; '' …Somut olayda, davacı ve davalı kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve eki mimari projeye göre ortak alan olarak düzenlenen çekişmeli bölümlerde de müşterek malik olduklarına göre, davalının bu alanların tamamı üzerinde mülkiyet iddia etmesi ve bu alanları fiili hakimiyetinde bulundurmasının doğru olduğu söylenemez. Hâl böyle olunca, değinilen ilkeler uyarınca mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması, projede sığınak, kömürlük ve otopark olarak düzenlenen ortak alanlarda davacının tasarrufunun bulunmadığının ve bu alanların davalının fiili hakimiyetinde olduğunun tespiti halinde; davacının payına vaki elatmanın önlenmesine, emsal kira bedelleri istenip, taşınmazların ne şekilde kullanıldığı ve kullanılacağı da belirlenmek suretiyle tayin edilecek ecrimisil ile tespit edilecek aykırılıkların projeye uygun hale getirilmesine karar verilmesi gerektiği, '' gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, tavzihle de tarafların sorumlu olacakları yargılama giderlerinde değişiklik yapılmıştır. ./. Bilindiği ve 6100 sayılı HMK'nun 305. maddesinde düzenlendiği üzere "hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir." O halde, hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ile yüklenen borçların tavzih yolu ile sınırlandırılması, genişletilmesi ve değiştirilmesi mümkün değildir. Somut olayda, tarafların sorumlu oldukları yargılama giderlerini değiştirecek şekilde tavzih kararı verilmiş olması doğru değildir. Hâl böyle olunca; mahkemenin 25.12.2014 tarihli tavzih kararının Ortadan Kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi. Hemen belirtmek gerekir ki; hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda işlem yapılarak, çekişmeye konu bodrum katta paya vaki elatmanın önlenmesine, taşınmazın projesine uygun hale getirilmesine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, davalının ecrimisilden sorumlu tutulmuş olmasında da kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Davalı vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davalının ecrimisilin hesaplanmasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Öte yandan, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Bu nedenle, eğer arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. ../… Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yukarıda belirtilen ilke ve usullere uygun olarak düzenlendiği söylenemez. Şöyle ki, ecrimisil hesaplamasında, ilk dönem ecrimisil tutarı belirlenip, sonraki dönemler için ecrimisil değerinin, ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere hesaplanması gerekirken, dava tarihindeki güncel ecrimisil miktarı belirlenip geriye doğru hesaplama yapılmak suretiyle ecrimisil miktarı saptanmıştır. Hâl böyle olunca, ecrimisil yönünden yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda bilirkişilerden rapor alınması, ondan sonra davalı taraf yararına kazanılmış hak olgusuda dikkate alınarak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporu ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Kabul tarzı itibariyle de, yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettiren davacı taraf yararına vekalet ücreti takdir edilirken, hesaplamaya elatmanın önlenmesine karar verilen bodrum katın, davacının payına isabet eden değerinin dahil edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile bodrum katın tamamının değeri esas alınmak suretiyle davacı taraf yararına fazla vekalet ücretine hükmedilmiş olması da isabetsizdir. Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kiracının ortak alana yaptığı müdahalelerden bağımsız bölüm maliki sorumlu tutulabilir mi?

Kiracı fiilî müdahalenin faili olarak şahsen sorumlu olmakla birlikte, kat mülkiyeti ilişkisinde bağımsız bölüm malikinin de kiracısının eylemlerinden kaynaklanan eski hâle getirme yükümlülüğü ve masraflarla karşılaşması gündeme gelebilmektedir.

Ortak alanın haksız kullanımı nedeniyle geçmişe dönük ne kadar ecrimisil istenebilir?

25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu süre dava tarihinden geriye doğru hesaplanır; ancak bu sürenin uygulanabilmesi için davalının zamanaşımı def'inde bulunması gerekir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/10216, K. 2019/11714Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/10216 E.  ,  2019/11714 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili ile davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacılar vekili; tarafların, dava konusu 114, 293, 413, 414, 435, 1388, 1390 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu, taşınmazların tamamının tarafların ortak murisi …'dan intikal ettiğini ancak davalı …'ın dava konusu taşınmazların tamamını muris …'ın ölümünden beri tek başına kullandığını belirterek, davalı tarafın dava konusu taşınmazlara yaptığı müdahalenin önlenmesine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı aleyhine 2008 yılı için 100,00 TL, 2009 yılı için 100,00 TL, 2010 yılı için 1.000,00 TL, 2011 yılı için 1000,00 TL, 2012 yılı için 1000,00 TL, 2013 yılı için 1000,00 TL, 2014 yılı için 1000,00 TL ecrimisil alacağına hükmedilmesine, her bir alacağa ait olduğu yıllardan itibaren faiz işletilmesine karar verilmesini istemiş, 27.04.2015 dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda ecrimisil talebini ıslah etmiştir. Davalı, dava konusu taşınmazları murisin vefatından sonra annesi adına işlettiğini, 1390 parsel sayılı taşınmazdaki evde annesi ölünceye kadar beraber oturduklarını, öldükten sonra da kendisinin kalmaya devam ettiğini, mirasçılar ile aralarında bir kullanım anlaşmasının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, davalının 114, 413, 435, 1388 ve 1390 parsel sayılı taşınmazlardaki davacıların miras hisselerine yapmış olduğu müdahalenin men'ine ve bu taşınmazlara ilişkin babalarından irsen intikal eden 4/25 miras payına göre 22.08.2010-22.08.2014 yıllarına ait olacak şekilde toplam 22.419,51 TL ecrimisil bedelinin 9.367,8 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 3.797,52 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 2960,71 TL 'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 3635,87 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 2657,61 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, davalının 293 ve 414 parsel sayılı taşınmazlara tecavüzünün bulunmaması nedeniyle bu taşınmazlara yönelik müdahalenin men'i talebinin reddine, bu taşınmazlara ilişkin olarak ecrimisil taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu taşınmazların tapulama yolu ile tarafların murisi … adına tapuda kayıtlı iken 26.10.2011 tarihinde mirasçılarına intikal ettiği, 04.10.2013 tarihinde de ölünceye kadar bakma akdi ile taraflar adına elbirliği şeklinde tapuya kayıt edildiği, davacıların murisi/babaları …'ın 08.01.2007 tarihinde, anne …'ın ise 14.07.2014 tarihinde vefat ettiği, bir kısım taşınmazların tarla, bir kısım taşınmazların fındık bahçesi ve 1390 parsel sayılı taşınmazın ise bahçeli ahşap ev niteliğinde tapuda kayıtlı olduğu, tarla niteliğinde olan taşınmazların da kapama fındık bahçesi olarak kullanıldığı, fındıkların muris tarafından dikildiği ve bu konuda taraflar arasında bir ihtilaf olmadığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı yada kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 günlü ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı). Yine, 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Tüm bu anlatılanlar ışığında tarafların temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, Davacılar dava dilekçesinde, 2008-2009-2010-2011-2012-2013-2014 yılları için ecrimisil talebinde bulunmuş, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda 2010-2014 yılları arası ecrimisil hesaplanmış ve mahkemece bu rapor ve raporda belirtilen dönemler hükme esas alınarak karar verilmiş ise de, dosya kapsamından davalı tarafın savunmasında zamanaşımı definde bulunmadığı anlaşılmış olup, bu durumda talep edilen 2008-2009 yılları açısından ecrimisile hükmedilmemiş olması doğru görülmemiştir. O halde, mahkemece yapılacak iş, davacı vekilinin ecrimisile ilişkin bilirkişi raporu doğrultusunda yaptığı ıslah dilekçesi de dikkate alınarak, 2008 ve 2009 dönemlerini de kapsar şekilde yeniden bilirkişi raporu alınarak belirtilen dönemler açısından da ecrimisile hükmetmek olmalıdır. 2. Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde, a) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b) Mahkemece, dava konusu 1390 parsel üzerinde bulunan yapılar yönünden, kira gibi hukuksal semere getiren yerlerden olması nedeniyle intifadan men şartı aranmayacağı gerekçesi ile bu parsel yönünden de ecrimisile hükmedilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, az yukarıda açıklandığı üzere, davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması halinde ecrimisil talep edilebilmesi için intifadan men şartının aranmayacağı benimsenmiştir. Dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmazdaki yapıların kiraya verilmediği ve bizzat davalı tarafından kullanıldığı açık olduğuna göre, bu durumda, bu parsel yönünden intifadan men şartı gerçekleştiğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. O halde, Mahkemece, 1390 parsel sayılı taşınmaza ilişkin ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda (1) nolu bentte, davalının temyiz itirazları yukarıda (2-b) nolu bentte yazılı nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalının sair temyiz itirazlarının (2-a ) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, davacılar vekilinin yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 24.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/10145, K. 2019/11774Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/10145 E.  ,  2019/11774 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacılar, paydaşı oldukları 281 ada 6 parsel sayılı taşınmazda bulunan 12 numaralı bağımsız bölümün işyeri olarak davalı tarafından gerek bizzat gerekse kiraya verilmek suretiyle işgal edildiğini, açtıkları elatmanın önlenmesi davasının kabulüne karar verilerek kararın da kesinleştiğini ileri sürerek ecrimisile ve dükkan niteliğindeki taşınmaza kullanımdan dolayı verilmiş olan zararların da tazminine karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, harici satıma dayalı olarak taşınmazı malik sıfatıyla kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince "… Toplanan deliller ve tüm dosya içeriği ile davacıların 6 parsel 12 nolu bağımsız bölümün maliki oldukları, davalının haklı ve geçerli bir neden olmadığı halde çekişme konusu yeri kullandığı saptanmak suretiyle ecrimisil isteğinin kabul edilmesi kural olarak doğrudur. Davalı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine. Davalının öteki temyiz itirazları ve davacıların temyiz itirazlarına gelince; …mahkemece mahallinde 31.03.2008 tarihli keşif sonucunda alınan emlakçı bilirkişinin raporunda 2002 yılı için yıllık kira bedelini 5684,00 TL olarak tespit ettikten sonra %20 artırım yaparak sonraki yılların kira bedelini belirlediği, hukukçu bilirkişinin 13.05.2008 tarihli raporunda 17.07.2002-17.07.2006 dönem için toplam 46.030,00 TL ecrimisil belirlediği, aynı bilirkişinin 17.07.2008 tarihli ek raporunda toplam 30.384,00 TL ecrimisil tespit ettiği, tarafların itirazı üzerine 14.05.2010 tarihinde yeniden yapılan keşif sonrasında inşaat mühendisi bilirkişinin 15.01.2011 tarihli raporunda 2003 yılı için yıllık kira bedelini 6.030,00 TL tespit ettiği, hukukçu bilirkişinin 15.06.2011 tarihli raporunda 29.08.2003-29.08.2004 dönemi için 6.030,00 TL, 29.08.2004-29.08.2005 dönemi için 6818,00 TL, 29.08.2005-29.08.2006 dönemi için 7.452,00 TL ve 29.08.2006-02.07.2007 dönemi için 8.022 TL ecrimisil belirlediği, mahkemece hükme esas alınan hukukçu bilirkişinin 17.01.2012 tarihli raporunda ise her yılı bir dönem kabul ederek toplam 32.971,30 TL ecrimisil belirlediği, bilirkişi raporları arasındaki çelişki olduğu gibi, soyut ve genel ifadelerle ecrimisil hesabı yapıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; mahkemece, yeniden üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle mahallinde keşif yapılması, yukarda belirtilen ilkeler çerçevesinde somut emsaller de incelenerek ecrimisil hesabını içeren bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken çelişkili ve yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…" gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne, taşınmaza verilen zararla ilgili usulüne uygun harçlandırılarak açılmış bir dava bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, ecrimisil ve tazminat isteklerine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli, kat irtifakı kurulu dükkan nitelikli 281 ada 6 parsel sayılı taşınmazda bulunan 12 numaralı bağımsız bölümde davacıların paydaş oldukları, davacıların önceden davalı ve dava dışı Oğuz aleyhine açtıkları elatmanın önlenmesi istekli davada, davalının karşı dava olarak harici satım nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğinde bulunduğu, Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne karar verilerek, tapu iptal ve tescil isteğinin reddedildiği, kararın derecattan geçerek Dairenin 2006/8138E – 2007/1174K sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nın 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Somut olaya gelince; hükme esas alınan 20.08.2015 havale tarihli bilirkişi raporunda, 17.07.2002 ile 02.07.2007 tarihleri arasında belirlenen ecrimisil için; 2008 tarihinde tespit edilen kira bedeline ÜFE artış oranlarının geriye yönelik uygulanması sonucu ecrimisil hesaplandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yukarıda yazılı ilkeler gözetilerek, bilirkişilerden ek rapor almak suretiyle, ilk dönem olan 2002 yılı için belirlenen/belirlenecek ecrimisile sonraki dönemler için ÜFE artış oranlarının yansıtılması sonucu tespit edilen ecrimisilin karar altına alınması gerekirken, 2008 yılı için belirlenen ecrimisile önceki dönemler için ÜFE oranlarının uygulanması sonucu geriye yönelik hesapla tespit edilen ecrimisilin karar altına alınması doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26/12/2019 tarihinde oy biriliğiyle karar verildi.
Ortak alandaki izinsiz inşaat ve tadilatlar nasıl durdurulabilir?

Ortak alandaki haksız inşa veya kapatma faaliyetleri devam ediyorsa mahkemeden ihtiyati tedbir istenerek imalat durdurulabilir ve delil tespitiyle mevcut durum kayıt altına alınabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu