Nüfus Kaydında Yaş Düzeltme Davası: Usul ve Koşullar

by Avukat Erdal Ersoy
Nüfus Kaydında Yaş Düzeltme Davası: Usul ve Koşullar

Nüfus Kaydındaki Doğum Tarihi Neden Mahkeme Kararıyla Değiştirilir?

Nüfus kütüklerindeki doğum tarihi kaydını değiştirmek için kesinleşmiş bir mahkeme hükmü zorunludur. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 35. maddesi bu ilkeyi açıkça düzenlemektedir: Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez; kayıtların anlamını veya taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler de konulamaz.

5490 sayılı NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU m. 35Kaynağı aç
MADDE 35- (1) Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir. (2) Aile kütüklerindeki din bilgisine ilişkin talepler, kişinin yazılı beyanına uygun olarak tescil edilir, değiştirilir, boş bırakılır veya silinir. Nüfus davaları

Kanun bu genel kurala yalnızca bir istisna tanımaktadır: Bir olayın aile kütüğüne tescili sırasında yapılan maddi hatalar, mahkeme kararı aranmaksızın nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun biçimde düzeltilebilir. Bu istisna; tescil anındaki açık bir maddi yanlışlıkla sınırlıdır ve doğum tarihini gerçek anlamda değiştirmeye yönelik talepler bu kapsamın dışındadır; bu tür talepler için mahkeme yolu zorunludur.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

5490 sayılı Kanun'un 36. maddesi uyarınca, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kanun, davayı düzeltmeyi isteyen kişilerin ya da ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından açılacağını öngörmektedir. Kişinin Cumhuriyet savcısı aracılığına gerek kalmaksızın doğrudan dava açıp açamayacağı ise kanun metninin bu düzenlemesinden kesin biçimde anlaşılamamaktadır. Aynı madde uyarınca kayıt düzeltme davaları, nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzurunda görülür ve karara bağlanır.

5490 sayılı NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU m. 36Kaynağı aç
MADDE 36- (1) Mahkeme kararı ile yapılan kayıt düzeltmelerinde aşağıdaki usûllere uyulur: a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları (…)[10] nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır. b) (Değişik: 19/10/2017-7039/9 md.) Haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir. Ad değişikliği hâlinde, nüfus müdürlüğü bu kişinin çocuklarının baba veya ana adına ilişkin kaydı, soyadı değişikliğinde ise eşin ve ergin olmayan çocukların soyadını da düzeltir. c) Tespit davaları, kaydın iptali veya düzeltilmesi için açılacak davalara karine teşkil eder. (2) Kişilerin başkasına ait kaydı kullandıklarına ilişkin başvurular Bakanlıkça incelenip sonuçlandırılır. Nüfus müdürlüklerinin yetkisi
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/324, K. 2024/210Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2018/324 E.  ,  2024/210 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 158-187 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 302/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına; tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan TCK’nın 174/1, 174/2, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 6 yıl 11 ay 10 gün hapis ve 250 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına; kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan TCK’nın 82/1-c, 35/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1, TCK’nın 62/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 kez 18 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahkûmiyete konu hükümler bakımından bakımından TCK’nın 53/1, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.04.2016 tarihli ve 117-178 sayılı hükmün, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 23.01.2017 tarih ve 5913-249 sayı ile; "Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 28.04.2014 tarihli raporunda sanığın olay tarihi itibarıyla on beş yaşını bitirmiş olup on altı yaşı içerisinde olduğu ve on altı yaşını bitirmediğinin kabulünün uygun olacağının belirtilmiş olması karşısında, tescilin sahteliğinin ileri sürülmemiş olduğu ve tescil tarihi itibarıyla da 18 yaşını doldurmamış olduğu gözetilerek, CMK'nın 218. maddesi ile Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi uyarınca, anılan rapor mucibince yaşının tashihine karar verilerek sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 16.05.2017 tarih ve 158-187 sayı ile; "… sanığın belirtilen rapora göre yaşının suç tarihi itibariyle 16 olacak şekilde düzeltilmesi mümkün değildir. Zira sanık nüfusa 29/03/1995 tarihinde 13/01/1195 tarihinde doğmuş gibi tescil edilmiştir. Kişi doğmadan nüfusa tescil edilemeyeceğine göre sanık nüfusa tescil tarihi olan 29/03/1995 tarihinde hayattadır. Sanığın babası Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinde 13/09/2013 tarihinde alınan beyanında oğlunun 16-17 yaşlarında olduğunu belirtmiş ise de bu beyan soyut nitelikli beyanlardır ve ayrıca ilgili duruşma tutanağında da belirtildiği üzere sanığın babası çocuklarının bırakınız yaşını büyüklük küçüklük durumunu dahi net olarak söyleyememiştir. Öte yandan sanığın ölen ancak nüfusa ölüm kaydı işlenmeyen bir kardeşinin kimlik bilgileri ile yaşadığına ilişkin bir iddia veya beyanda bulunmamaktadır. Sanık hakkında dosyada düzenlenen adli ve tıbbi raporlarda fiziksel ve zihinsel gelişiminde cezai sorumluluğunu etkilemeyecek şekilde ise de emsallerine nazaran gerilik olduğu anlaşılmaktadır. Sanık hakkındaki yaşa ilişkin raporu da buna göre değerlendirmek gerekmektedir. Sonuç olarak kişi doğmadan nüfusa tescil edilemeyeceğinden ve sanığın ölen bir kardeşinin nüfusu ile hayatını idame ettirdiği de iddia edilmediğinden sanığın nüfusa tescil edildiği 29/03/1995 tarihinde dahi 18 yaşını tamamladığı anlaşıldığından, sanığın yaşı düzeltilmemiş ve sanık hakkında TCK 31/3. maddesi uygulanmamıştır. Nitekim nüfus temsilcisi de aynı gerekçeler ile sanığın yaşının düzeltilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek sanık hakkında yaş küçüklüğü nedeniyle indirim uygulamadan ilk hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.01.2018 tarihli ve 41830 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 14.05.2018 tarih ve 1004-1506 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 13.01.1995 tarihinde doğmuş gibi 29.03.1995 tarihinde nüfus kütüğüne tescil edilen sanığın yaşının, bilimsel raporlara istinaden daha küçük olarak tespit ve tescilinin mümkün olup olmadığı ve bu suretle eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. UYUŞMALIK KONUSUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Adana Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK’nın mülga 10. maddesi ile yetkili ve görevli) 09.05.2013 tarihli ve 92-81 sayılı iddianamesi ile sanığın 27.02.2013 tarihli eylemi nedeniyle devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, kasten adama öldürmeye teşebbüs etme, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme, mala zarar verme ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının, Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK’nın mülga 10. maddesi ile görevli ve yetkili) 2013/98 esas sayılı dosyası üzerinde yapılan yargılamasının 13.09.2013 tarihli 3. celsesinde sanığın hazır edildiği, yargılama esnasında mahkeme heyetince, "Sanık üzerinde yapılan gözlemde 1.55-1.60 metre boylarında, 50-55 kg ağırlığında olduğu, görünüş itibari ile 16-17 yaşlarında gösterdiği, savunması sırasında çok hafif bir şekilde konuşma güçlüğü çektiği ancak meramını anlatabildiği görüldü." şeklindeki gözlemin tutanağa kaydedildiği, babasına sanığın yaşının, büyükten başlayarak kaçıncı çocuk olduğunun ve çocuklarının yaşları sorulduğunda, babasının 8 çocuğun olduğunu söylediği, daha sonra çocuk sayısının 9 olduğunu belirttiği ve çocukların yaşları ve büyüklük küçüklük durumlarını net olarak söylemediğinin tespit edildiği ayrıca "Oğlum Ömer 16-17 yaşlarındadır. Doğduktan bir süre sonra yazıldığından büyük yazılmıştır. Onun bir büyüğü de 18-19 yaşlarındadır." şeklinde beyanda bulunması üzerine sanığın gerçek yaşı konusunda tereddüt meydana geldiğinden, bu konunun açıklığa kavuşturulması amacıyla en yakın sağlık kurumuna sevk edilerek suç tarihindeki yaşının tespiti amacıyla rapor alınmasına karar verildiği, Nüfus kayıt örneğinde sanıkla beraber kardeşi olan …’ün de 29.05.1995 tarihinde nüfusa tescilinin yapıldığı, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Altıncı Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 28.04.2014 tarihli ve 1962 karar sayılı raporunda; yapılan radyolojik kemik yaşı değerlendirmesinde, genetik, hormonal, coğrafik yaşam alanı, beslenme farklılıkları gibi etkenlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilmekle birlikte sanığın Gök ve Greulich&Pyle atlasları referanslarına göre grafi çekim tarihinde (23.09.2013) 16 (on altı) yaşını bitirmiş olup 17 (on yedi) yaşı içerisinde olduğu ve olay tarihinde (27.02.2013) 15 (on beş) yaşını bitirmiş olup 16 (on altı) yaşı içerisinde olduğunun kabulünün uygun olacağının belirtildiği, Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesince 28.04.2016 tarih ve 117-178 sayı ile verilen kararda ise "sanık nüfusa 29.03.1995 tarihinde 13.01.19195 tarihinde doğmuş gibi tescil edilmiştir. Kişi doğmadan nüfusa tescil edilemeyeceğine göre sanık nüfusa tescil tarihi olan 29.03.1995 tarihinde hayattadır. Sanığın babası Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinde 13.09.2013 tarihinde alınan beyanında oğlunun 16-17 yaşlarında olduğunu belirtmiş ise de bu beyan soyut nitelikli beyanlardır. Ve ayrıca ilgili duruşma tutanağında da belirtildiği üzere sanığın babası çocuklarının bırakınız yaşını, büyüklük küçüklük durumunu dahi net olarak söyleyememiştir. Öte yandan sanığın ölen ancak nüfusa ölüm kaydı işlenmeyen bir kardeşinin kimlik bilgileri ile yaşadığına ilişkin bir iddia veya beyanda bulunmamaktadır. Sanık hakkında dosyada düzenlenen adli ve tıbbi raporlarda fiziksel ve zihinsel gelişiminde cezai sorumluluğunu etkilemeyecek şekilde ise de emsallerine nazaran gerilik olduğu anlaşılmaktadır. Sanık hakkındaki yaşa ilişkin raporu da buna göre değerlendirmek gerekmektedir. Sonuç olarak kişi doğmadan nüfusa tescil edilemeyeceğinden ve sanığın ölen bir kardeşinin nüfusu ile hayatını idame ettirdiği de iddia edilmediğinden sanığın nüfusa tescil edildiği 29.03.1995 tarihte dahi 18 yaşını tamamladığı anlaşıldığından sanığın yaşı düzeltilmemiş" şeklindeki gerekçe ile sanık hakkında TCK’nın 31/3. maddesinin uygulanmamasına karar verildiği, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 23.01.2017 tarih ve 5913-249 sayı ile verilen kararda Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca, anılan rapor mucibince sanığın yaşının tashihine karar verilerek sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden verilen kararın bozulmasına karar verilmiş ise de Yerel Mahkemece önceki hükümde direnilmesine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE TCK'nın "Yaş küçüklüğü" başlıklı 31. maddesinin 3. fıkrası şöyledir; "Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz." TCK'nın 31. maddesinin gerekçesi ise şöyledir; "Kişinin, fiziksel gelişimine paralel olarak, toplumun değer yargılarını, bunların anlam ve içeriğini algılama yeteneği gelişmektedir. Yine bu gelişim sürecinde algılama yeteneğinin yanı sıra, ayrıca toplumdaki ölçü davranış kurallarının gerekleri doğrultusunda hareketlerini yönlendirebilme (irade) yeteneği de gelişmektedir. Suç oluşturan fiili işlediği sırada henüz oniki yaşını bitirmemiş olan çocukların ceza sorumluluğu bulunmamaktadır. Fiili işlediği sırada henüz oniki yaşını bitirmemiş olması, çocuk açısından kusurluluğu mutlak surette ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilmiştir. İzlenen suç ve ceza politikasının gereği olarak, bu gruba giren yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olmadığı normatif olarak kabul edilmiştir. Çünkü, bu çocuklar hakkında ceza yaptırımının uygulanması, cezanın özel önleme ve yeniden topluma kazandırma işlevi bakımından tamamen ters etki gösterecektir. Hatta, bu çocuklarla ilgili olarak ceza kovuşturmasına ilişkin işlemlerin yapılması, psikolojik gelişimleri üzerinde olumsuz etkiler meydana getirebilmektedir. Bu nedenle, suç yoluna sürüklenmiş olan bu çocuklarla ilgili olarak, sadece koruyucu ve eğitici nitelikte olan güvenlik tedbirlerine başvurulabilir. Çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde bulunan oniki yaşını doldurmuş ve fakat henüz onbeş yaşını tamamlamamış kişiler, genellikle işlediği fiilin bir haksızlık oluşturduğunun bilincinde olmakla beraber, bazı durumlarda fiili işlemekten kendini alıkoyamamakta ve bazı davranışlar açısından iradesine yeterince hâkim olamamaktadır. Bu nedenle, suç oluşturan bir fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş olup da henüz onbeş yaşını bitirmemiş olan kişilerin, işlediği suç açısından davranışlarını yönlendirebilme yeteneğine sahip olduğunun belirlenmesi hâlinde, ceza sorumluluğunun olduğu kabul edilmiştir. Bu grup yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olup olmadığı, çocuk hâkimi tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yaş küçüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce rapor hazırlanması istenir. Çocuk hâkimi, hazırlanan bu raporları, ceza sorumluluğunun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacağı değerlendirmede dikkate alır. Kusur yeteneği bulunmayan yaş küçüğü hakkında ceza tertibine yer olmadığına karar verilir. Ancak, bu kişiler hakkında koruyucu, eğitici ve yeniden topluma kazandırıcı nitelikte güvenlik tedbirlerine hükmedilir. Çocuk hâkimi, işlediği suç açısından ceza sorumluluğunun olduğunu kabul ettiği yaş küçüğü hakkında ise kural olarak indirilmiş cezaya hükmedecektir. Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş ve fakat henüz onsekiz yaşını tamamlamamış gençler, normal koşullarda, gerçekleştirdikleri davranışların hukukî anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğine sahip olmakla birlikte; bu kişilerin, davranışlarını yönlendirme yetenekleri yeterince gelişmemiş olabilmektedir. Bu nedenle, suç yoluna girmiş olan gençlerin, işledikleri suçlar bağlamında irade yeteneğinin zayıf olduğu normatif olarak kabul edilmiştir. Azalmış kusur yeteneğine sahip bulunan gençler hakkında kural olarak indirilmiş cezaya hükmedilir." CMK'nın "Ceza mahkemelerinin ek yetkisi" 218. maddesi ise şöyledir; "(1) Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir. (2) Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir." Madde gerekçesi ise şu şekildedir; "Dava konusu uyuşmazlığın çözülmesi, diğer bir deyişle bir eylemin suç olup olmadığının veya niteliğinin saptanması, ceza hukukunun kapsamına girmeyen bir meselenin çözümüne bağlı ise ceza mahkemesinin önünde üç seçenek bulunmaktadır: 1. Ceza davasının bir an önce sonuca ulaşmasını sağlamak için bu sorun hakkında da ceza hukukundaki usul ve deliller için geçerli kurallara göre karar vermek. Kuşkusuz ceza mahkemesinin bu sorun hakkında verdiği karar, sadece dava konusu uyuşmazlık yönünden geçerli olmak üzere ve esas dava bakımından gerekli olduğu ölçüde verilmiş bir karar sayılacaktır. 2. Çözülmesi uzmanlığı gerektiren bir sorunun söz konusu olduğunu saptadığında, mahkeme yargılamaya ara vererek sorunun konusuna göre hukuk davası veya idarî dava açılması için ilgililere süre verebilecektir. 3. Yetkili mahkemede bu hususta bir dava açılmışsa bu mahkemenin kararını da bekleyebilecektir. Özetlemek gerekirse, ceza mahkemesi dava konusu uyuşmazlığın çözümünde etkili bulunan ve ceza hukuku dışında kalan bir sorun hakkında gerekli hâllerde kendisi karar verecek, sorunun nitelik ve kapsamına göre bu sorunun çözümünü bekletici sorun kabul ederek ilgililere süre de verecektir. Duruşma sırasında, suçtan zarar görenlerle sanıkların yaşları bakımından gerekli görülecek düzeltmelerin yerine getirilmesi 5/5/1972 tarihli ve 1587 sayılı Nüfus Kanunundaki usullere göre ceza mahkemesince yapılacaktır. Bu hususta verilecek karara karşı maddede yazılı kanun yollarına başvuru hakkı tanınmıştır. Ancak yukarıda (2) numaralı paragrafta da açıklandığı üzere, mahkemenin ceza davasını beklemeye alması, ancak çok zorunlu ve uzmanlığa ilişkin bir husus söz konusu olduğunda karar verilebilecek bir hâl sayılmalıdır. Aksi takdirde davanın makul sürede bitirilmesi ilkesi ihlâl edilmiş olur." Anayasa Mahkemesi 30.03.2012 tarih ve 34-48 sayılı ile; "25.04.2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ‘Aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası ancak bir kere açılabilir.’ biçimindeki cümlesinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline" karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin zikredilen iptal kararı sonrasında 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesi şu şekildedir; "(1) Mahkeme kararı ile yapılan kayıt düzeltmelerinde aşağıdaki usûllere uyulur: a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır. b) Haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir. Ad değişikliği halinde, nüfus müdürlüğü bu kişinin çocuklarının baba veya ana adına ilişkin kaydı, soyadı değişikliğinde ise eş ve ergin olmayan çocukların soyadını da düzeltir. c) Tespit davaları, kaydın iptali veya düzeltilmesi için açılacak davalara karine teşkil eder. (2) Kişilerin başkasına ait kaydı kullandıklarına ilişkin başvurular Bakanlıkça incelenip sonuçlandırılır.". TCK'nın 31. maddesinin gerekçesi gerçek yaşın tespitinin, sanığın/suça sürüklenen çocuğun hukuki statüsünün belirlenmesi bağlamında zaruriyetinin ortaya konması bakımından başkaca izahata gerek bırakmayacak kadar açıktır. Hukukun üstünlüğüne dayanan devlet, hukuk düzeninin tekliği ve bütünlüğü merkezli bir uygulamayı gerekli kılar. Bu nedenle farklı yargı kolları ile alakalı olsa da mahkeme kararlarının da kamu vicdanında ma'kes bulacak bir ahenk içinde olması beklenir. Bu cümleden olarak nüfus ve tapu kütüklerinin hukuki değer/güven itibarıyla özel bir korumaya tabi tutulması mahkemelerce de gözetilmelidir. Ne var ki ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğe ve adalete insan onuruna yaraşır biçimde ulaşmaktır. Hukuk devleti ilkesi kapsamında; maddi hakikatin, şekli (varsayılan) hakikate, masumiyet ilkesi ve ceza adaletinde tecelli edecek kamu yararının, bahsi geçen diğer yararlara nispeten üstünlüğü her türlü tartışmadan varestedir. Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması hâlinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir (CMK madde 218). Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı ile daha önce mahkeme kararı ile değişiklik yapılmış olsa dahi sanık veya mağdurenin gerçek yaşının nüfus kaydından farklı olduğunun iddia edilmesi durumunda, yaşlarının yeniden araştırılıp belirlenmesi ve gerektiğinde düzeltilmesi ya da mevcut yargılama ile sınırlı olarak tespitine karar verilmesi olanaklı hâle gelmiştir. Kaldı ki hukuk mahkemesince hüküm verilmiş olsa bile ceza hâkiminin yapacağı nispi muhakeme sonunda gerçek yaşı tespit etmesi gerekir. (Ceza Genel Kurulu 30.03.1981 tarih 5-2/106). Gerçek yaşın tescili ile ceza yargılaması ile ilgili ve sınırlı olarak tespitinin farklı kurumlar olduğu da gözetilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Adana Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK’nın mülga 10. maddesi ile yetkili ve görevli) 09.05.2013 tarihli ve 92-81 sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasının, Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK’nın mülga 10. maddesi ile görevli ve yetkili) 2013/98 esas sayılı dosyası üzerinde yapılan yargılamasının 13.09.2013 tarihli 3. celsesinde sanığın hazır edildiği, yargılama esnasında mahkeme heyetince sanık üzerinde yapılan gözlemde 1.55-1.60 metre boylarında, 50-55 kg ağırlığında olduğu, görünüş itibari ile 16-17 yaşlarında gösterdiğinin tutanak altına alındığı ve yapılan tarama testi sonucunda Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Altıncı Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 28.04.2014 tarihli ve 1962 karar sayılı raporunda sanığın 16 (on altı) yaşını bitirmiş olup 17 (on yedi) yaşı içerisinde olduğu ve olay tarihinde (27.02.2013) 15 (on beş) yaşını bitirmiş olup 16 (on altı) yaşı içerisinde olduğunun kabulünün uygun olacağının belirtildiği, Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesince 28.04.2016 tarih ve 117-178 sayı ile verilen kararda ise "…kişi doğmadan nüfusa tescil edilemeyeceğinden ve sanığın ölen bir kardeşinin nüfusu ile hayatını idame ettirdiği de iddia edilmediğinden sanığın nüfusa tescil edildiği 29.03.1995 tarihte dahi 18 yaşını tamamladığı anlaşıldığından sanığın yaşı düzeltilmemiş" şeklindeki gerekçe ile sanık hakkında TCK’nın 31/3. maddesinin uygulanmamasına karar verildiği, Özel Dairece sanığın yaşının düzeltilerek sonucuna göre karar verilmesine ilişkin bozma kararı sonrası Yerel Mahkemece aynı gerekçelerle sanık hakkında yaş küçüklüğü nedeniyle indirim yapılmayarak direnme kararı verilen dosyada; Toplumumuzda geçmişten günümüze süregelen bir anlayışla kişilerin nüfusa geç bildirildiği, hâliyle de nüfusa geç kaydedildikleri bir olgu olduğu gibi ağabeyin ya da ablanın ölümünün bildirilmeyerek vefat edenin kimliği de kullandırılabilmektedir. Öte yandan yaş büyütme ve yaş küçültme davalarında mahkeme yaşın tespit edilmesi için Adli Tıp Kurumu tarafından kemik testi yapılmasını isteyebilir. Kemik testi, yaş tespiti konusunda kesin sonuç vermektedir. Ancak 25 yaşından büyükler için kemik testi gerçek yaşı verememektedir. Nüfus kayıtlarının doğru tutulması kamu düzeni ile ilgilidir. Hâkim, yaşın düzeltilmesine ilişkin değişikliği uygularken mevcut nüfus kayıtlarıyla çelişki oluşturmayacak şekilde hüküm kurmak zorundadır. Dosya kapsamında 25 yaşından küçük olup hakkında kemik taraması sonucu rapor düzenlenen ve nüfus kayıtları ile yaşı uyuşmayan sanık hakkında Yerel Mahkemece öncelikle nüfus kaydının elverişli olup olmadığı, saklı kayıtlar ve mükerrer kayıtların bulunup bulunmadığı araştırılıp gerektiğinde kayıtların düzeltilmesi sağlanarak, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yalnızca tescil tarihi esas alınarak sanık hakkında yaş küçüklüğü nedeni ile indirim yapılmamasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin sanık hakkında TCK'nın 31/3. maddesinin uygulanmamasına ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olmadığından hükmün bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle, 1- Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.05.2017 tarihli ve 158-187 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, Adli Tıp Kurumu tarafından kemik testi ile yapılan tespite rağmen yalnızca tescil tarihi esas alınarak sanık hakkında yaş küçüklüğü nedeni ile indirim yapılmamasına karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Davada İspat ve Deliller

Yaş düzeltme davası; tanık beyanları, fotoğraf ve yazı gibi her türlü kanıtla ispat edilebilir. Hâkimin tarafların getirdiği delillerle bağlı olmadığı bu davada, mahkeme gerçeği araştırmak amacıyla geniş bir takdir yetkisine sahiptir.

Yargılama sürecinde mahkeme kişinin nüfus kayıtlarını getirir; aynı yaşta ikiz kardeşinin olup olmadığını ve ana-babanın evlilik tarihlerini araştırır. Yaşını düzeltmek isteyen kişi duruşmada hazır bulundurularak dış görünüşü incelenir; kemik yaşı tespiti de yaptırılır. Tıbbi, biyolojik ve fizyolojik raporlar değerlendirilir; gerekli görülen hâllerde tanık beyanlarına başvurulur.

Kemik Yaşı Tespiti ve Sınırlılıkları

Kemik yaşı tespiti yaş düzeltme yargılamasında önemli bir tıbbi delil olmakla birlikte güvenilirliği yaşa göre farklılaşmaktadır. 25 yaşından büyük kişiler için kemik testi gerçek yaşı ortaya koyamayabilmekte; 25 yaşından küçük kişilerde de bu tespit yönteminin kesin sonuç vermediği durumlar bulunmaktadır. Kemik yaşına ilişkin tespit dava açılmadan önce de yaptırılabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25 yaşından küçük olup hakkında kemik taraması sonucu rapor düzenlenen ve nüfus kayıtlarıyla yaşı uyuşmayan sanık hakkında mahkemenin öncelikle nüfus kaydının elverişli olup olmadığını, saklı ve mükerrer kayıtların bulunup bulunmadığını araştırması; gerektiğinde kayıtların düzeltilmesini sağlaması ve sonucuna göre hüküm kurması gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay CGK, E. 2018/324, K. 2024/210). Aynı kararda yalnızca tescil tarihinin esas alınmasının usul ve kanuna aykırı olduğu saptanmıştır. Öte yandan nüfus kaydının güvenilirliğini zedeleyecek ciddi ve somut kanıtlar bulunmadığı hâllerde kemik yaşı raporu aranmaksızın da karar kurulabileceği yönünde bir başka Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı mevcuttur; ne var ki bu karar, resmî kurumda doğup günü gününe nüfusa kaydedilen kişiye özgü olgusal bir değerlendirmeye dayanmakta ve oyçokluğuyla verilmiş bulunmaktadır. İki karar farklı olgusal koşulları ele aldığından genel bir kural olarak kesin biçimde çakıştırılmamalıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/5-974, K. 2013/49Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2012/5-974 E.  ,  2013/49 K. "İçtihat Metni" Tebliğname : 2010/233729 Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi Mahkemesi : İZMİR 3. Ağır Ceza Günü : 08.02.2010 Sayısı : 40-27 Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanık A. K..'ın 5237 sayılı TCK'nun 103/2, 43/1 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahsuba ve hak yoksunluğuna ilişkin, İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.05.2008 gün ve 416-143 sayılı hükmün, sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 15.12.2008 gün ve 13283-11283 sayı ile; "Oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak rızaya dayalı gerçekleştiği kabul edilen eylemin niteliğini belirlemeye etkisi bakımından ilgili merciden mağdurun doğum tutanağının onaylı sureti ve Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/219 esas sayılı dosyası getirtilip, resmi bir kurumda doğmadığının saptanması halinde mağdurun yaşını belirlemeye yönelik kemik grafileri çektirilerek tam teşekküllü bir hastaneden sağlık kurulu raporunun aldırılması, duraksama halinde Adli Tıp Kurumundan görüş sorulup, mağdurenin suç tarihindeki yaşı belirlendikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri lüzumu" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan yerel mahkemece 30.03.2009 gün ve 21-96 sayı ile; mağdurun doğum tutanağı, nüfusa kayıt belgesi ve esas numarası belirtilen asliye hukuk mahkemesi dosyasındaki belgeler getirilip incelendikten sonra önceki hükümdeki gibi karar verilmiştir. Hükmün sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 01.12.2009 gün ve 13325-13437 sayı ile; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.1981 gün ve 5/2-106 sayılı kararında açıklandığı üzere ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğin saptanması olduğu nazara alınarak mağdurun yaşının düzeltilmesiyle ilgili olarak açılan Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/219 sayılı dosyasındaki Uşak Devlet Hastanesinin 03.07.2008 tarihli raporu ve bu rapora ek kemik grafileri getirtilip, mağdurun yaşını belirlemeye yönelik yeni kemik grafileri çektirilerek, dosyanın mağdur ile birlikte Adli Tıp Kurumuna gönderilerek ilgili ihtisas dairesinden görüş sorulup mağdurun suç tarihindeki yaşı belirlendikten, mağdurun ölen kardeşinin nüfus kaydını taşıdığına ilişkin iddia da araştırılarak buna ilişkin kanıtlar toplanıp tartışıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise 08.02.2010 gün ve 40-27 sayı ile; "Mağdurun 24.12.1992 günü Balıkesir Hastanesinde doğduğu, doğuma ilişkin 25.12.1992 tarihli rapora istinaden aynı gün nüfusa kaydının yapıldığı, resmi bir kurumda doğanların yaşının düzeltilmesine yasal imkân bulunmadığı, bu itibarla hastane doğumlu olan ve günü gününe nüfusa kaydı yapılan mağdurun yaşının adli tıptan görüş sorularak tespiti yolundaki bozma ilamının usul ve yasaya uygun görülmediği, sanık müdafilerinin mağdurun saklı nüfustan olduğu ve grafilerinin çektirilerek yaşının yeniden tespitini istemeleri; mağdurun 1990 doğumlu olduğu, doğumda nüfusa kaydedilmediği, 24.12.1992 tarihinde doğan ve nüfusa kaydedilen kardeşinin bir ay sonra öldüğü, mağdurun ölen çocuğun nüfus kaydını kullandığı iddiası; mağdurun iki yıl nüfusa kaydedilmediği halde beklenmesi, sonradan doğan ve nüfusa kayıtlı bulunan çocuğun öldükten sonra nüfus kaydını kullanmasının hayatın olağan akışına, akla ve mantığa uygun bulunmadığı, keza mağdur, babası, annesi ve tanık olarak dilenen ablasının kovuşturma safhasında şikâyetçi olmadıkları, soruşturma aşamasından farklı beyanlarına sanığı cezadan kurtarmaya yönelik olduğundan itibar edilmediği, mağdurun nasiyei halinin nüfus kaydına uygun olduğu" gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir. Bu hükmün de sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istekli 30.04.2012 gün ve 233729 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kayden ondört yaşın içerisinde bulunan ve resmi kurumda doğduğu anlaşılan, ancak onbeş yaşından büyük olduğu ileri sürülen mağdurenin gerçek yaşının saptanması için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına gerek olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Nüfus aile kayıt tablosu ve mernis doğum tutanağına göre mağdurenin 24.12.1992 tarihinde Balıkesir Devlet Hastanesinde doğduğu ve bir gün sonra 25.12.1992 tarihinde doğum belgesine istinaden nüfusa kaydedildiği, Mağdurenin kollukta, yaşının küçük olması nedeniyle görevlendirilen avukat ve psikolojik danışman huzurunda; ablasının erkek arkadaşı olan sanığın, rızası doğrultusunda kendisine karşı cinsel davranışlarda bulunduğunu belirterek şikâyetçi olduğu, sanığın mafya ilişkileri bulunduğundan ailesinin şikâyetçi olmasını istemediğini, altı gün sonra babası ile birlikte karakola başvurarak, şikâyetten vazgeçme dilekçesi verdiğini, savcılık ve mahkemede ise olayın ablasını kıskanması nedeniyle uydurduğu bir senaryo olduğunu, sanığın kendisine karşı cinsel bir fiilinin bulunmadığını belirttiği, Mağdurenin kolluktaki beyanı sırasında hazır bulunan psikolojik danışmanın; "mağdurun kimlik yaşı ile fiziksel durumunun uyumlu ve yaşadığı olayın hukuki anlam ve önemini anlayacak zekâ seviyesine sahip olduğu" şeklinde açıklamada bulunduğu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen raporda; "mağdurun fiziki görünümünün yaşından büyük gösterdiği, zekâ düzeyinin klinik olarak normal olduğu, psikolojik sorunlarının varlığını kabul etmeyen, dürtü kontrol sorunu yaşayan, patolojik yalan söyleyen özellikleri saptandığı, beden ve ruh sağlığının bozulmadığı" açıklamasına yer verildiği, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporuna göre, mağdurenin olay nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmadığı, Mağdurenin annesinin kollukta; olayı kızından duyduğunu, sanığın belalı birisi olduğunu, bu nedenle karakola müracaat etmek istemediklerini beyan ederek şikayetçi olduğu, daha sonra ise şikâyetinden vazgeçtiği, Sanığın; mağdurenin ablası ile duygusal ve cinsel birliktelik yaşadığını ancak mağdureye karşı herhangi bir cinsel eylemde bulunmadığını ve üzerine atılı suçu işlemediğini savunduğu, Yargılama aşamasında mağdurenin doğum tarihi veya yaşına ilişkin olarak gerek sanık ve müdafii, gerek mağdure, gerekse mağdurenin anne ve babası tarafından herhangi bir hususun ileri sürülmediği, yerel mahkemenin ilk hükmünün sanık müdafileri tarafından temyiz edildiği, temyiz dilekçesinde mağdurenin yaşının düzeltilmesi istemiyle Uşak Asliye Hukuk Mahkemesine açılan davaya ilişkin bilgilere yer verildiği, Uşak Asliye Hukuk Mahkemesine ibraz edilen yaş düzeltilmesi dava dilekçesinde özetle; “Özge 24.12.1992 doğumlu görülmektedir. Gerçekte 1990 yılında doğmuştur. O sırada eşler ayrı yaşamaktadır. Tarafların geçimsizliği sebebiyle birbirleriyle konuşmamaları, ilgisizlikleri, o anda yaşanan ruhsal nedenlerle Özge nüfusa kaydettirilmemiştir. Daha sonra taraflar birleşmiş, ancak nüfusa kaydettirme işi ihmal edilmiş, bilahare ikinci çocuk 24.12.1992 tarihinde hastane doğumlu olarak dünyaya gelmiş, bu çocuk nüfusa Özge olarak kaydedilmiş, doğumdan kısa bir süre sonra ölmüştür. İkinci çocuğun ölümünü bildirip ilk çocuğun nüfusa tescilini yaptırmak yerine kaydolmuş olan çocuğun kimliği üzerinden devam ettirerek bugüne gelinmiştir. Gerçeğe aykırı olan bu durum çocuk açısından bazı mahkûmiyetlere sebebiyet vermektedir. Bu sebeple durumun düzeltilmesi için dava açmak mecburiyeti doğmuştur" denildiği, Mağdurenin babasının, yaş düzeltme davasının görüldüğü mahkemede; "1990 yılında eşimle aramızda anlaşmazlık oldu ve babasının evine gitti. O sırada hamile olduğunu sonradan öğrendim. Özge doğduktan sonra yeniden bir araya geldik. 1992 yılında bir kızımız daha dünyaya geldi. Bu kızı nüfusa kaydettirdik. Kısa bir süre sonra da öldü. Özge ölen kızımızın kaydı ile devam etti. 1990 doğumludur, ancak kendisinden sonra doğan kardeşinin nüfusunu kullanmaktadır.", Annesinin de; "1990 yılında bir ayrılık yaşadık. Özge bu sırada dünyaya geldi.", Şeklinde anlatımda bulundukları, Uşak Devlet Hastanesinde görevli dâhiliye, genel cerrahi, nöroloji, göz hastalıkları, kulak burun boğaz ve psikiyatri uzmanlarından oluşan altı kişilik heyet tarafından düzenlenen 07.07.2008 tarihli raporda; mağdurenin genel görünümü, bedeni ve ruhi gelişimi ile çekilen kemik grafilerine göre on yedi yaşının sonunda olduğunun belirtildiği, Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yaş düzeltme davasına ilişkin yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği, davacılar vekili tarafından temyiz edilen kararın, Yargıtay 18. Hukuk Dairesince 27.10.2009 gün ve 8998-9326 sayı ile onandığı, Yaş düzeltme davasının reddi üzerine mağdurenin babasının Balıkesir Nüfus Müdürlüğüne müracaat ederek nüfus kaydının düzeltilmesi isteminde bulunduğu, Balıkesir Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğünce 05.03.2009 tarihli yazı ile; "M.Ç., 27.01.2009 tarihli dilekçesiyle; kızı Ö.'nin 25.01.1993 tarihinde bir aylık iken öldüğünü beyan ederek kayıtlardan düşümünün yapılmasını talep etmiştir. Adı geçenin dilekçesi 5490 sayılı Kanunun 33. maddesi ile bu Kanunun uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 69. maddesinin 1 ve 3. fıkraları gereğince tahkik ettirilmek üzere Emniyet Müdürlüğüne gönderilmiş, gelen yazıda, M.Ç..'ın dilekçesinde şahit olarak gösterdiği A. S. ve A.K.'nun Ö.'nin öldüğünü beyan ettikleri anlaşılmıştır. Emniyet müdürlüğü tarafından yapılan soruşturmanın detaylı bir rapora bağlanmadığı anlaşıldığından iade edilmiştir. İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesince Müdürlüğümüze gönderilen 16.02.2009 gün ve 2009/21 sayılı müzekkere ile Ö. Ç.'a ait doğum tutanağının istenmesiyle bilgisayar ortamındaki kaydı üzerinde yapılan sorgulamada, M. Ç. tarafından öldüğü iddia edilen Ö.'ye ait Balçova Nüfus Müdürlüğünden 31.01.2007 tarihinde yenilemeden, 09.11.2007 tarihinde de kayıptan nüfus cüzdanı alındığı, 03.07.2008 ve 16.10.2008 tarihinde Uşak Nüfus Müdürlüğüne, 27.02.2009 günü Müdürlüğümüze gerçek dışı beyanda bulunduğu anlaşıldığından 5490 sayılı Kanunun 67. maddesi gereğince işlem yapılarak sonucundan bilgi verilmesi" istemiyle suç duyurusunda bulunulduğu, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadesine başvurulan mağdurenin babasının; "1990 yılında tarihini tam olarak hatırlamadığım günde Ayşe isimli kızım doğmuştu. Fakat ailevi meseleler nedeniyle kızımı nüfusa kaydettirememiştim. 24.12.1992 günü Ö.. doğdu. 25.01.1993 tarihinde de öldü. Ancak ölümünü nüfusa bildirmedim. Onun nüfus cüzdanını nüfusa bildirmediğim A. kullandı. Artık A.'ye Ö. diyorduk. Uşak Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat edip nüfus kayıtlarının düzeltilmesini istedik. Mahkemece işlemin idari yolla halli gerektiği konusunda karar verildi. Balıkesir Nüfus Müdürlüğüne müracaat ederek ölümünü beyan ettim. Amacım geç kalmış işlemi tamamlayıp nüfus kayıt işlemlerinin düzeltilmesini sağlamaktı. Bir dönem ikamet ettiğim Balçova'da Ö.'ye ait gerçekte Ayşe için nüfus kaydı çıkarmıştım. Uşak Nüfus Müdürlüğünden de nüfus kaydı çıkarttım. A. isimli kızımın yaşı reşit olmadığı için nüfus kaydını ben çıkarıyordum. Ö.'nin ölüm şerhi düşüldükten sonra A.'nin kaydını çıkaracağım. Balçova ve Uşak'ta vermiş olduğum adresler doğrudur. Balçova'da bir evim vardır. Uşak'ta da kalmıştım. Halen Balıkesir'de ikamet ederim. Yalan beyanda bulunma gibi bir kastım yoktur" şeklinde savunmada bulunduğu, Mağdurenin babası hakkında 5490 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kamu davası açıldığı, Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 25.02.2010 gün ve 309-102 sayı ile sanığın aynı kanunun 67/1, TCK'nun 43/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.740 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanık tarafından temyiz edilen hükmün inceleme aşamasında olduğu ve henüz kesinleşmediği, Anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanununun 102. maddesinde; "1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. 3) Suçun; a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı, d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır. 4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır. 5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. 6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur", 103. maddesinde; "1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. 2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. 3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. 4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. 5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. 6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. 7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur", 104. maddesinde de; "cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükümlerine yer verilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, 765 sayılı Kanunda olduğu gibi cinsel saldırı suçunda mağdurenin yaşını göz önünde bulunduran bir düzenleme biçimine yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 6/1. maddesinin (a) bendinde; "henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi" olarak tanımlanan çocuk kavramı, kanun koyucu tarafından cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların düzenlendiği bölümde; "onbeş yaşını bitirmiş" ve "onbeş yaşını tamamlamamış" şeklinde iki ayrı dönem olarak ele alınmış, buna göre bu bölümde "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklar ile "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar farklı kategorilerde mütalaa edilmiştir. 103. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde; "onbeş yaşını tamamlamamış" veya "tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam  ve sorunlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan" çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanmışken, aynı maddenin (b) bendinde diğer çocuklar ifadesiyle "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklar kastedilerek bunlara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Kanun koyucu "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı rızalarıyla yapılan cinsel davranışları cinsel istismar suçu kapsamına almamış ve bu kategorideki çocukların rızalarına önem vermişken, "onbeş yaşını tamamlamamış" veya "tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan" çocuklara karşı yapılan her türlü cinsel davranışı rıza olsa bile çocukların cinsel istismarı suçu kapsamına almıştır. Maddedeki düzenlemeyle onbeş yaşını bitirmeyen küçüklerle cinsel ilişkide bulunulması halinde mağdurenin cinsel ilişki konusundaki rızası ise geçersiz sayılmıştır. TCK'nun 104. maddesinde ise cebir, tehdit ve hile bulunmaksızın onbeş yaşını bitirmiş olan çocuklarla cinsel ilişkide bulunma eyleminin kovuşturulması şikâyete bağlı hale getirilmiş ve daha hafif bir ceza yaptırımına bağlanmıştır. Görüldüğü gibi mağdurenin onbeş yaşını bitirip bitirmediği hususu eylemin soruşturulması ile hangi kanuni suç tipine uyduğu ve dolayısıyla faile uygulanabilecek özgürlüğü bağlayıcı ceza yaptırımının süresi bakımından önem taşımaktadır. Diğer taraftan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 218. maddesi uyarınca; "1) Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir. 2) Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir." Bir eylemin suç oluşturup oluşturmadığı veya suçun niteliğinin saptanması ya da yüklenen suçun ispatı ceza mahkemesi dışında bir sorunun çözümlenmesine bağlı ise ceza hakimi, ya sorunu ceza muhakemesi hükümlerine göre karara bağlayacak ya da sorunun hukuk veya idare mahkemesinde çözümlenmesini bekleyecektir. Ceza mahkemesine tanınmış olan yaş düzeltme yetkisi, düzeltme sonucunda yaşta meydana gelecek değişikliğin, ceza sorumluluğuna etkili olmasına bağlıdır. Başka bir deyişle sanığın beraatine karar verilecek durumda yaş düzeltmesi yapılmamalı, yapılacak yaş düzeltilmesi, cezanın artmasını veya azalmasını sağlamayacak ya da ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmayacaksa veya bu konuda aynı yargılama sırasında daha önce bir karar verilmişse bu yola gidilmemelidir. Öte yandan ceza yargılaması hukukunda serbest ve vicdani delil sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen mevcut delillerin bağımsız, tarafsız ve tam bir vicdani sorumluluk içinde değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza yargılamasında somut gerçek arandığından hâkimi bu gerçeğe götürebilecek kanuni sınırlar içerisindeki her şey delil olabilecektir. Ancak hükme dayanak alınan delillerin gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun olmaları gerekir. Bu belirleme ceza yargılamasında şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve adalet duygularını da yaralayacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Mağdurenin halen hayatta olan ablasının doğumunun ikinci gününde nüfusa tescil edilmesi, kendisinin de hastane doğumlu olarak dünyaya geldikten iki gün sonra nüfusa kaydedilmesi, gerek öğrenim hayatı, gerekse yargılama öncesi ve yargılama aşamasında yaşı ile ilgili bir hususun ileri sürülmemesi, ancak sanığın cezalandırılmasına karar verildikten sonra gerçekte on beş yaşından büyük olduğunun iddia edilmesi, kendisinden iki yıl sonra doğan ve kısa süre sonra da ölen kardeşi nüfusa kaydolurken kendisinin iki yıl kayıtsız kalmasının hayatın olağan akışına uygun olmaması,  Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan yaş düzeltilmesi davasının retle sonuçlanması ve temyiz incelemesinden de geçerek kesinleşmesi, mağdurenin ve annesinin kollukta sanıktan korktukları için şikayetçi olmak istemediklerini beyan etmeleri, mahkemede ise şikayetlerinden vazgeçmeleri, kolluktaki beyanı sırasında hazır bulunan psikolojik danışmanın mağdurenin kimlik yaşı ile fiziki görünümünün uyumlu olduğunu belirtmesi, yerel mahkemece yaşı ile görünümünün uyumlu olduğunun gözlenmesi, mağdurenin babasının nüfus müdürlüğüne gerçeğe aykırı beyanda bulunma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi birlikte değerlendirildiğinde, mağdurenin yaşına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığı, bu hususların sanığı cezadan kurtarmak için ileri sürüldüğü ve bu konuda CMK'nun 218. maddesi uyarınca bir araştırma yapılmasına gerek bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, usul ve kanuna uygun olan yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve sekiz Genel Kurul Üyesi ise;    "Dosya içinde tanık olarak dinlenen mağdurenin babası, mağdurenin doğumundan sonra bir çocuklarının daha olduğunu ve kısa bir süre sonra ölmesi nedeniyle mağdurenin önceden nüfus kayıtları gerçekleştirilmediği için ölen kardeşinin nüfus kayıtlarını mağdureye uyguladıklarını, bu nedenle yaşının nüfus kayıtlarındakinden daha büyük olduğunu, gerekirse, ölen kardeşinin mezarını da gösterebileceğini beyan etmesi karşısında; tanık beyanlarının doğru olup olmadığı yolunda bir keşif veya araştırma yapmadan bu şekilde hüküm kurulması, telafisi imkansız hataya sebebiyet vereceği düşüncesiyle" karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.02.2010 gün ve 40-27 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2013 günü  yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 12.02.2013 günü yapılan ikinci müzakerede  oyçokluğuyla karar verildi.

Haklı Neden Şartı ve Yeniden Düzeltme

Yaş düzeltme davasının koşulları isim değişikliği davasından farklıdır; her iki dava türü arasındaki farklar ve yaş düzeltme davasının bağlı olduğu koşulların tam kapsamı yargılama sürecinde mahkemece değerlendirilmektedir. 5490 sayılı Kanun'un 36. maddesi, haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin yeniden düzeltme yapılmasının hâkimden istenebileceğini de düzenlemektedir.

Kararın Kesinleşmesi ve Tescil

5490 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı kesinleşmiş mahkeme hükmü olmaksızın düzeltilemez. Bu çerçevede yaş düzeltme kararının nüfus kayıtlarına işlenebilmesi için kararın kesinleşmesi gerekmektedir.

Tespit Davası ve Nüfus Kaydı Düzeltmesi Arasındaki İlişki

5490 sayılı Kanun'un 36. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca, tespit davaları kaydın iptali veya düzeltilmesi için açılacak davalara karine teşkil eder. Bu düzenleme, yaş düzeltme sürecinden önce ya da onunla birlikte açılan tespit davalarının sonraki düzeltme yargılamasındaki hukuki işlevini belirlemektedir.

Askerlik Yükümlülüğüne Etkisi

Yoklama sırasında aile kütüğündeki yaşıyla görünümü uyumsuz olan ve yaş düzeltmesine engel bulunmayan kişiler için Askerlik Kanunu'nun 81. maddesi özel bir usul öngörmektedir: Askerlik şubesi başkanı bu kişilerin yaşlarının düzeltilmesi için Cumhuriyet savcısına müracaat eder; yargılama sonucuna göre askerlik yaptırılır. Askerlik çağına girdikten sonra gerçekleştirilen yaş değişikliğinin bedelli askerliğe başvuruda etkisi bulunmadığı belirtilmektedir; ancak bu kuralın güncel mevzuat dayanağının ayrıca doğrulanması önerilir.

Emeklilik ve Sosyal Güvenlik İşlemlerine Etkisi

Sosyal güvenlik hukuku bakımından yaş tashihi, kişinin nüfus tesciline esas tarihlerin ve yaş kaydının nüfus kütüğünde düzeltilmesi işlemini ifade etmektedir. Bu işlemin emeklilik süreci üzerindeki etkisi, düzeltmenin hangi tarihe göre yapıldığına bağlıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/680, K. 2022/1397Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/680 E.  ,  2022/1397 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali ve tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline 02.07.2014 tarihli tahsis talebi üzerine 01.08.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığını ancak daha sonra yaşını büyütmüş olduğundan bahisle tahsis işlemlerinin durdurularak yaş tashihi kararından önceki kayıtlara göre emeklilik talebi değerlendirilerek 02.01.2020 tarihinde emekli olabileceğinin kendisine bildirildiğini, Kurumun bu hususta yanılgıya düştüğünü, zira davacının … Asliye Hukuk Mahkemesinin 1987/703 E., 1987/478 K. sayılı kararından da anlaşılacağı üzere yaşını büyütmeyip tashih yoluna gittiğini, mahkeme kararının dayanağı olan ve ekte sunulan belgelerde müvekkilinin doğum tarihinin 1966 olarak göründüğünü, ilk işe giriş tarihinin ise 21.09.1984 olduğunu, bu nedenle Kurum işleminin sosyal güvenlik hakkı ve iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığını ileri sürerek müvekkilinin 01.08.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine, ödenmeyen aylıklarının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı … (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; 5510 sayılı Kanun’un 57. maddesi uyarınca sigortalı olarak çalışmaya başlandıktan sonra yapılan yaş düzeltmelerinin dikkate alınmasının mümkün olmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile 10. ve 21. Hukuk Dairelerinin kararlarının da bu yönde olduğunu, ayrıca Anayasa Mahkemesinin 19.11.2008 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 2008/64 E., 2008/129 K. sayılı kararında ilk defa sigortalı olunduktan sonra yapılmış yaş düzeltmelerinin emeklilik işlemlerinde geçerli sayılmamasının Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. … İş Mahkemesinin 04.02.2016 tarihli ve 2015/63 E., 2016/31 K. sayılı kararı ile; dosya kapsamına göre 1984 tarihli ilk işe giriş tarihinden sonra … Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.10.1987 tarihli ve 1987/703 E., 1987/478 K. sayılı kararıyla davacının nüfus kaydında 1972 olan doğum tarihinin 1966 olarak tashihine karar verilmiş ve kanunda malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında sigortalıların ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihlerinin esas alınacağı hükme bağlanmış ise de davacının ilk sigortalı işe giriş bildirgesinde doğum tarihinin 27.05.1966 olarak yazılı olması, Kurum kayıtlarında ve sunulan öğrenim belgelerinde de 1966 olarak görünmesi karşısında tahsis işlemlerinde doğum tarihinin 1966 olarak esas alınması gerektiği, buna göre de tahsis talep tarihi itibariyle 25 yıl, 48 yaş ve 5225 gün şartlarını yerine getirildiği gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 01.08.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine ve davalı Kurumun buna aykırı işleminin iptaline, davacıya ödenmeyen aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. … İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. 8. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 01.03.2018 tarihli ve 2016/11962 E., 2018/1921 K. sayılı kararı ile; "…Dava, davacının davalı kurum nezdinde ki sigortalılık işlemleri yönünden doğum tarihinin 27.05.1966 olduğu ve 01.08.2014 tarihinden itibaren bağlanan yaşlılık aylığını yaş tashihi nedeniyle kesen Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulü ile hükümde yazılı şekilde karar verilmiştir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 21.09.1984 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığının bulunduğu, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 1987/703-478 Esas-Karar sayılı Kararı ile davacının 1972 olan doğum tarihinin 1966 olarak düzeltilmesine karar verildiği, kararın 13.10.1987 tarihinde kesinleştiği, davacının Kuruma verdiği 02.07.2014 tarihli dilekçesi ile mahkeme kararına göre düzeltilen doğum tarihine göre emeklilik işlemlerinin yapılmasını talep ettiği, Kurum tarafından davacının talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır. Davacının yaşlılık aylığı talebi ile ilgili olarak gerekli şartlar 506 sayılı Kanun'un geçici 81. maddesinin (B) fıkrasında düzenlenmiş olup (e) bendinde “23/05/2002 tarihinde Sigortalılık süresi 14 (dahil) yıldan fazla, 15 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 44 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 17 yıl (dahil) dan fazla, 18 yıl 6 aydan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını doldurmaları ve en az 5225 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunmaları şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler.” düzenlemesi yer almaktadır. Davacının talep tarihinde 25 yıl sigortalılık süresinin bulunması, 48 yaşını tamamlaması ve en az 5225 gün prim ödemesinin bulunması gerekmektedir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 120/2 maddesi, (Bağ-Kur Yasanının 66. maddesi) bazı kötü uygulamaları önlemek amacı ile özel bir düzenleme getirmiş ve belli sigorta kollarında, hangi doğum tarihinin esas alınacağını açıkça belirlemiştir. Gerçekten anılan Yasa'nın 120/2. maddesi (66. maddesi) çok açık olarak "malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında "sigortalıların ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihleri …. esas tutulur. " hükmünü içermektedir. Hiçbir yoruma yer vermeyecek şekilde yapılan bu düzenleme karşısında sigortaya ilk tescil tarihinden sonra yapılan yaş tashihinin yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınamayacağı açıktır. Nitekim 5510 sayılı Yasanın 57. maddesinde de anılan maddeye paralel bir hüküm getirilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 9.10.2002 gün ve 2002/21-761 Esas; 14.04.2010 gün ve 2010/21-194 Esas 2010/219 Karar sayılı kararları da bu yöndedir. Bu özel düzenleme dışında ki kesinleşmiş bir yargı kararının uygulamalarda geçerliliğini koruyacağı tartışmasızdır. Somut olayda; davacının 21.09.1984 tarihinde sigortalılığının başladığı, doğum tarihinin sonradan 13.10.1987 kesinleşme tarihli yaş tashihi kararı ile 1966 olarak düzeltilmesine karar verildiği anlaşıldığından 506 sayılı yasanın 120/2 maddesi dikkate alındığında, yaş tashihinin yapılmış olması sonuca etkili olmayıp, ilk tescil tarihinden sonra yapılan bu yaş tashihinin, sigorta işlemlerinde dikkate alınamayacağı ortadadır. Yapılacak iş, davacının sigorta başlangıcı olan 21.09.1984 tarihinde geçerli doğum tarihine (1966) göre talep tarihinde 48 yaşını tamamlamadığını göz önünde bulundurarak davanın reddine karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. … İş Mahkemesinin 19.03.2019 tarihli ve 2019/9 E., 2019/94 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten bozma ilamında 21.09.1984 tarihinde geçerli doğum tarihine göre ibaresi kullanıldığı hâlde parantez içinde 1966 olarak yazılmış olması karşısında bu uyumsuzluğun pasif bir maddi hata olarak değerlendirilemeyeceği ve esasen önceki kararın isabetli olduğu kanaatine varıldığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararını Temyiz: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının ilk sigortalılığının başladığı tarihten sonra 1972 olan doğum tarihinin mahkeme kararı ile 1966 olarak düzeltildiği somut olayda bozma kararındaki “davacının sigorta başlangıcı olan 21.09.1984 tarihinde geçerli doğum tarihine (1966)” ifadesindeki “1966” ibaresinin maddi hata olarak kabul edilip edilemeyeceği ile dosya içinde bilgi ve belgeler dikkate alındığında düzeltilen tarihin sigorta işlemlerinde esas alınmasının mümkün olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre 02.07.2014 tahsis talep tarihini takip eden 01.08.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 13. Yaş tashihi hukuki bir terim olarak "kişinin nüfus tesciline esas olan tarihlerin ve yaş kaydının nüfus kütüğündeki düzeltme" işlemini ifade etmektedir. Bireyin evlenmesi, askere alınması, seçme ve seçilme hakkını kullanması, sigortalı olabilmesi, emeklilik hakkına kavuşması gibi birçok sosyal, ekonomik, siyasal hak ya da ödevin yaş şartına bağlanmış olması birtakım hakların kazanılmasında ya da ödevlerden imtina edilmesinde yaş unsurunun önemli bir parametre olduğunu ortaya koymaktadır. 14. Sosyal güvenlik mevzuatında sigortalının doğumu ya da yaşının belirlenmesine ilişkin düzenlemelere 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun (5434 sayılı Kanun) 105., 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun (1479 sayılı Kanun) 66., 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 120. ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 57. maddelerinde yer verilmiştir. 15. Somut olay bakımından uygulanması gereken 506 sayılı Kanun'un 120. maddesinin 2. fıkrasında; "Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında, sigortalıların ve hak sahibi çocuklarının, sigortalının yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu Kanuna tâbi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihleri, sigortalının sigortaya tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonra doğan çocuklarının da nüfus kütüğüne ilk olarak yazılan doğum tarihleri esas tutulacağı" belirtilmiş, aynı maddenin 24.06.2004 tarihli ve 5198 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 16. maddesi ile eklenen 3. fıkrasında ise "…sigortalıların yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya 506 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş tashihleri dikkate alınmaz." hükmüne yer verilmiştir. 16. Öte yandan 506 sayılı Kanun'un 120. maddesinin 5198 sayılı Kanun ile eklenen ve yukarıda içeriğine yer verilen 3. fıkrasının Anayasa'nın 10.,11., 60., 61. ve 138. maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla itiraz yoluna başvurulması üzerine Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucu 18.01.2005 tarihli ve 2005/4 E., 2005/7. K. sayılı kararı ile; "…Devletin, personel politikasını belirlemede büyük önemi olan emeklilik düzenini, aktüeryal dengeleri gözeterek bilimsel verilere göre belirlemesi ve buna göre gerekli yasal düzenlemeleri yapması doğaldır. Devletin bilimsel verilere dayanarak kurduğu bu düzenin korunması Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkının güvenceye alınması için de zorunlu bir gerekliliktir. Nesnel ve sürekli kurallarla sağlam ve sağlıklı temellere oturtulmayan bir sosyal güvenlik kuruluşunun, mahkeme kararları ile alınan yaş düzeltmeleri sonucu ortaya çıkan erken emeklilik gibi nedenlerle aktüeryal dengesinin bozulması, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülemez bir duruma gelmesine sebep olabilir. Sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak çalışılmaya başlanıldığı tarihten sonraki yaş düzeltmelerinin dikkate alınmayacağını öngören itiraz konusu kuralın, sosyal güvenlik sisteminin kimi aksaklıklara yol açmadan sürdürülmesi amacına yönelik olarak düzenlendiği kuşkusuzdur. Burada yargı kararı hukuksal olarak değerini ve geçerliliğini korumakta, sadece emeklilik yönünden sonuç doğurmamaktadır…" yönünde değerlendirmelere yer verilmek suretiyle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10., 60. ve 138. maddelerine aykırı olmadığına, itirazın reddine karar verilmiştir. 17. Anayasa Mahkemesinin 22.07.2008 tarihli ve 2008/64 E., 2008/129 K. sayılı kararı ile de 506 sayılı Kanun'un 120. maddesinin 2. fıkrası ile 1479 sayılı Kanun'un 66. maddesinin 1. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğunun yine itiraz yoluyla ileri sürülmesi üzerine yapılan inceleme sonucu aynı gerekçe ile itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olmadığı belirtilerek itiraz reddedilmiştir. 18. Yeri gelmişken 5510 sayılı Kanun'un 57. maddesine de değinilmelidir. 19. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 57. maddesinin 3. fıkrasında; "İş kazası, meslek hastalığı, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından gelir ve aylık tahsisleri ile sermaye değerinin hesabında, iş kazasının olduğu veya meslek hastalığının hekim raporuyla ilk defa tespit edildiği veya sigortalıların bu Kanuna ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılmış kanunlara tâbi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş düzeltmeleri dikkate alınmaz." hükme bağlanmış olup bu hükmün de Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla itiraz yoluna başvurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 11.04.2019 tarihli ve 2019/5 E., 2019/24 K. sayılı kararı ile "yaşlılık" ibaresi ile sınırlı olarak inceleme yapılarak yukarıda belirtilen diğer iki kararındaki aynı gerekçe ile itiraz reddedilmiştir. 20. Yasal düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesinin iptal istemlerinin reddine ilişkin kararlarında yer verilen tespit ve değerlendirmeler birlikte değerlendirildiğinde sigortalı olarak ilk tescil tarihinden sonra yapılan yaş tashihlerinin yaşlılık aylığı bağlanmasında dikkate alınamayacağı açık olup düzenlemelerin asıl amacı yaş büyütmek suretiyle daha erken yaşlılık aylığı almak gibi kötü niyetli uygulamaların önüne geçmektir. Böylesi bir durumda yaş tashihine ilişkin mahkeme kararı geçerliliğini ve değerini korumakla birlikte sadece kanun hükmü nedeniyle emeklilik yönünden sonuç doğurmamaktadır. 21. Gelinen bu noktada yaşlılık aylığı ile ilgili yasal düzenlemeye bakıldığında ise 5510 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince uygulanması gereken ve 25.08.1999 tarihinde kabul edilerek 08.09.1999 tarihli ve 23810 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanun ile eklenen, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve sonrasında 4759 sayılı Kanun ile bir bölümü değişikliğe uğrayan 506 sayılı Kanun'un geçici 81. maddesindeki düzenlemeler kapsamında yaşlılık aylığı bağlama koşullarının 4447 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 08.09.1999 ve 4759 sayılı Kanun’un kabul edildiği 23.05.2002 tarihindeki “sigortalılık süresi”nin kaç yıl olduğu dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir. 22. Buna göre 506 sayılı Kanun'un geçici 81. maddenin (A) bendi uyarınca 4447 sayılı Kanun'un yürürlükten tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında 4447 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanacaktır. 23. 506 sayılı Kanun’un geçici 81. maddesinin (B) bendi ile maddenin (A) bendindeki şartları taşımayan sigortalılar yönünden 23.05.2002 tarihindeki sigortalılık süresi esas alınarak kademeli bir sistem benimsenmiştir. Bu nedenle 23.05.2002 tarihindeki sigortalılık süresi esas alınarak yaşlılık aylığı bağlanma koşullarının olup oluşmadığı belirlenecektir. 24. Bu kapsamda 506 sayılı Kanun'un geçici 81. maddesinin (B) bendinin (e) alt bendi uyarınca sigortalılık süresi 17 yıl (dahil) dan fazla, 18 yıl 6 aydan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını doldurmaları ve en az 5225 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunmaları şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler. 25. Somut olayda ilk sigortalılık tescili tarihi 21.09.1984 olan davacıya ait işe giriş bildirgesi ile evlilik cüzdanı, lise ve ortaokul öğrenim belgelerinde doğum tarihinin 27.05.1966 olarak yazılı olduğu, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.10.1987 tarihli ve 1987/703 E., 1987/478 K. sayılı kararı ile davacının nüfus kayıtlarında 1972 olarak kayıtlı bulunan doğum tarihinin 1966 olarak tashihine karar verildiği, kararın 13.10.1987 tarihinde kesinleştiği, karar içeriğinden kemik yaşına ilişkin rapor alınıp tanık beyanlarına başvurulduğunun anlaşıldığı, … Nüfus Müdürlüğünün … Sosyal Güvenlik Merkezine hitaben yazdığı 11.09.2014 tarihli yazıda … İlçesi … Köyünde 1980 yılında yerel yazım yapıldığından ilgilinin nüfusa yazımına dayanak teşkil eden doğum tutanağı bulunmadığı, ayrıca … Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile sadece doğum yılının 1966 olarak düzeltildiği, Yönetmelik hükümleri gereğince nüfus kütüğünde sadece doğum yılı yazılı olanların doğum tarihlerinin gün ve ay olarak "01.07…" eklenerek tamamlandığının bildirildiği, davacının nüfus kaydında doğum tarihi 01.07.1966 olarak yazılı olmakla birlikte düşünceler bölümünde kayıt düzeltme ile doğum tarihinin 00/00/1966 olarak tashih gördüğü ve 5490 sayılı Kanun'un 39. maddesi ve Nüfus Vatandaşlık Genel Müdürlüğünün 07.08.2006 tarihli oluruna dayanılarak doğum tarihi tamamlama işlemi yapıldığı yönünde açıklamalar bulunduğu, davacının 02.07.2014 tarihli tahsis talebi üzerine Kurum içi yazışma kapsamında mahkeme kararı ile yapılan işlem yaş büyütme değil nüfus kayıtlarının düzeltilmesi olarak değerlendirilmek suretiyle davacıya 01.08.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı ancak daha sonra ilk tescil tarihindeki 1972 doğum tarihinin esas alınması gerektiği gerekçesiyle tahsis işlemleri iptal edilerek 25.12.2014 tarihli yazıyla ilk tescil tarihindeki doğum tarihine göre 48 yaşını 02.01.2020 tarihinde dolduracağı belirtilerek tahsis talebinin reddedildiği, bunun üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. 26. Şu hâlde yukarıda değinilen yasal düzenlemeler, Anayasa Mahkemesi kararları ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının ilk sigortalılık tescil tarihinin 21.09.1984; bu tarihte nüfusta kayıtlı doğum tarihinin 1972 olduğu, ilk tescil tarihinden sonra … Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.10.1987 tarihli ve 1987/703 E., 1987/478 K. sayılı kararı ile doğum tarihinin 1966 olarak tashih edildiği ve davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanun'un 120/2. maddesindeki hüküm karşısında ilk sigortalılık tescilinden sonra yapılan yaş tashihlerin emeklilik işlemlerinde dikkate alınmasının mümkün olmadığı gözetildiğinde ilk tescil tarihindeki doğum tarihine göre 48 yaşını doldurmamış olan davacının açtığı davanın reddi gerektiği, öte yandan davacının sigorta başlangıç tarihinde geçerli doğum tarihinin 1972 olduğu, bu nedenle bozma kararının "Yapılacak iş, davacının sigorta başlangıcı olan 21.09.1984 tarihinde geçerli doğum tarihine (1966) göre talep tarihinde 48 yaşını tamamlamadığını gözönünde bulundurarak davanın reddine karar vermekten ibarettir." paragrafında parantez içinde yazılan "1966" ibaresinin maddi hata olduğu anlaşılmakla bu şekilde yazılmasının pasif bir maddi hata olmadığına ilişkin direnme gerekçesinin de isabetsiz olduğu sonucuna varılmıştır. 27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarı açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.10.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 57. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, iş kazası, meslek hastalığı, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından gelir ve aylık tahsislerinde sigortalının bu Kanun veya önceki kanunlara tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş düzeltmeleri dikkate alınmaz. Benzer bir düzenleme yürürlükten kaldırılmış olan 506 sayılı Kanun'da da yer almaktaydı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, sigortalılık tescilinden sonra alınan yaş tashihi mahkeme kararlarının emeklilik işlemlerinde dikkate alınamayacağını, bununla birlikte mahkeme kararının hukuki değer ve geçerliliğini koruduğunu; yalnızca kanun hükmü nedeniyle emeklilik yönünden sonuç doğurmadığını kabul etmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/680, K. 2022/1397, 27.10.2022).

Ceza Yargılamasında Yaş Tespiti

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 218. maddesinin ikinci fıkrası, kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitinde sorunla karşılaşılması hâlinde mahkemeye bu sorunu bizzat çözerek hükmünü vermesi yükümlülüğü getirmektedir. Ceza mahkemesi bu konuda bekletici sorun kararı veremez ya da sorunu başka bir yargı yerine bırakamaz. Bu yetki yalnızca yapılacak düzeltmenin ceza sorumluluğuna etkili olduğu durumlara özgüdür: Sanığın beraatine karar verilecek hâllerde ya da yapılacak yaş düzeltmesi ceza miktarını etkilemeyecekse bu yola gidilmemelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/473, K. 2024/76Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/473 E.  ,  2024/76 K. "İçtihat Metni" DİRENME – TUTUKLU KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 26-175 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1, 22/3, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.05.2017 tarihli ve 398-198 sayılı hükme yönelik olarak sanık müdafii, katılanlar vekili ve katılan Bakanlık vekilince istinaf talebinde bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.12.2017 tarih ve 912-973 sayı ile;“ (…) Eylemin çocuğa karşı olası kastla öldürme suçunu oluşturacağı ve sanık hakkındaki temel cezanın TCK'nın 82/1-e maddesi uyarınca belirlenmesi gerektiği düşünülmeden, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde TCK'nın 85/1 maddesiyle uygulama yapılması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince 12.03.2019 tarih ve 10-115 sayı ile; sanığın olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 21/2, 62/1, 53, 63 ve 54/1. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye hükmedilmiştir. Resen istinafa tabi olan hükme yönelik olarak sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilince de istinaf talebinde bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 17.09.2019 tarih ve 1629-1335 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Kararın sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.11.2020 tarih ve 1440-2830 sayı ile; “ (…) Ölen kişi hakkında 5271 sayılı CMK’nin 218/2. maddesi uyarınca yaş tashihi yapılması mümkün değilse de; Suç tarihi itibarıyla 20 yaşında olduğu kabul edilen maktulün doğumu ile ilgili olarak anne ve babasının dinlenilmesi, aile nüfus kayıt tablosuna göre kardeşlerinin olduğunun anlaşılması karşısında gerektiğinde kardeşlerin de dinlenerek, ATK ilgili İhtisas Dairesinden rapor alındıktan sonra hüküm kısmında tespite de yer verilmek suretiyle karar oluşturulması gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. DİRENME GEREKÇESİ Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesi ise 07.04.2021 tarih ve 26-175 sayı ile; “ (…) Her ne kadar Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 11.11.2020 tarih 2020/1440 esas 2020/2830 karar sayılı ilam ile sanığın, maktul …'a karşı eyleminden dolayı maktulün anne babasının ve gerektiğinden kardeşlerinin dinlenmesi ATK ilgili ihtisas dairesinden rapor alındıktan sonra hüküm kurulması gerekçesi ile eksik inceleme gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de; bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama neticesinde maktul …'nin mezarından fethi kabir ile çıkarılmasına karar verildiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu Mong İhtisas Dairesinin 30.11.2018 tarihli raporunda …'nin öldüğü tarihte 20 yaşlarında olduğunun tespit edildiği, morg ihtisas dairesinin bu yöndeki raporuna rağmen maktulün anne ve babasının maktulün yaşına ilişkin beyanlarının alınmasının bilimsel ve hukuki açıdan önemli olmaması, dosya arasında hali hazırda ihtisas dairesinden alınan raporun bulunması sebebiyle Yargıtay1.Ceza Dairesinin 11.11.2020 tarih 2020/1440 esas 2020/2830 karar sayılı bozma ilamına direnilerek aşağıdaki gerekçelerle sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir.” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir. Hükmün sanık, sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2021 tarihli ve 97101 sayılı temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükmün onanması istekli tebliğnamesi ile dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.02.2022 tarih ve 11871-1504 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş, açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın 24.11.2023 tarihli dilekçesinin temyizden vazgeçme niteliğinde olup olmadığının, 2-Sanık hakkında, maktulün yaşı ile ilgili olarak eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İLE ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Ağrı Valiliği İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğünce düzenlenen 07.05.2018 tarihli ve ekindeki tutanakta; maktul …’nin, beyan üzerine 26.05.2000 tarihinde nüfusa kaydedildiğinin belirtildiği, Ağrı Devlet Hastanesince düzenlenen 07.05.2018 tarihli yazı ve ekindeki arşiv araştırma sonucunda; maktulün annesi …’ye ilişkin herhangi bir kayda rastlanmadığının ifade edildiği, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Kemik ve Diş İnceleme Şubesince düzenlenen 30.11.2018 tarihli raporda; epifiz kapanma zamanları popülasyonlar arasında ve içinde, kişinin yaşadığı bölgenin coğrafi koşullarına, beslenme eksiklikleri veya farklılıklarına, genetik, hormonal ve endokrin faktörlere, büyüme sürecine, sağlık durumuna, günlük aktiviteye, çevresel ve kültürel etmenler gibi pek çok faktöre bağlı olarak farklılık göstermekle birlikte kemiklerde saptanan epifiz kapanma durumları dental erüpsiyon ile birlikte değerlendirildiğinde, kişinin kemik yaşının 20 yaş ile uyumlu olduğunun ifade edildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mahkemede; maktulün babası olduğunu, memuriyeti sırasında Ağrı’da da görev yaptığını, oğlu maktul …’ın Ağrı Devlet Hastanesinde doğduğunu ve resmî olarak nüfusa kaydedildiğini ifade etmiştir. Sanığın olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 35/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.04.2021 tarihli ve 26-175 sayılı hükme yönelik olarak sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının 07.04.2021, sanığın 09.04.2021, katılan Bakanlık vekilinin ise 17.05.2022 tarihinde temyiz talebinde bulundukları, 18.3.1989 tarihinde doğan ve dilekçe tarihinde 18 yaşından büyük olan sanığın ise 24.11.2023 tarihli dilekçe ile; “…Temyiz hakkımdan feragat ediyorum. Yeni çıkan Yasa’dan faydalanmak için dosyamın onaylanmasını talep etmiştim. (…) Gereğini arz ederim.” içerikli dilekçeyi cezaevinden göndererek dosyaya sunduğu, anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE Ön sorunun ve uyuşmazlık konusunun ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. A. Sanığın 24.11.2023 tarihli dilekçesinin temyizden vazgeçme niteliğinde olup olmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de iki şartın varlığı gereklidir. Bunlardan ilki süre şartıdır. Genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden hükmün tefhiminden, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliğ tarihinden başlar. Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart ise istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan davasız yargılama olmaz ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. CMK’nın kanun yollarına ilişkin genel hükümlerin düzenlendiği bölümde yer alan “Başvurudan vazgeçilmesi ve etkisi” başlıklı 266. maddesinde; “(1) Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez. (2) Müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi, vekâletnamede bu hususta özel yetkili kılınmış olması koşuluna bağlıdır. (3) 150 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır.” şeklindeki düzenleme ile kanun yoluna başvurulduktan sonra mercisi tarafından karar verilinceye kadar başvurudan vazgeçilebileceği, diğer bir deyişle kanun yolu başvurusunun geri alınabileceği kabul edilmiştir. Kanun yolu başvurusunda bulunulması veya bu başvurudan vazgeçilmesi kural olarak asılın iradesine tâbidir. Ancak maddenin 3. fıkrasında buna bir istisna getirilmiş ve on sekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olan şüpheli veya sanığın, kanun yoluna başvurulması ya da başvurunun geri alınması konusundaki iradesi ile müdafiinin iradesinin çelişmesi halinde asilin değil, müdafiinin iradesine üstünlük tanınmıştır. 2. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Sanığın olası kastla öldürme suçundan TCK’nın 81/1, 35/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.04.2021 tarihli ve 26-175 sayılı hükme yönelik olarak sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının 07.04.2021, sanığın 09.04.2021, katılan Bakanlık vekilinin ise 17.05.2022 tarihinde temyiz talebinde bulundukları, 18.3.1989 tarihinde doğan ve dilekçe tarihinde 18 yaşından büyük olan sanığın ise 24.11.2023 tarihli dilekçe ile; “…Temyiz hakkımdan feragat ediyorum. Yeni çıkan Yasa’dan faydalanmak için dosyamın onaylanmasını talep etmiştim. (…) Gereğini arz ederim.” içerikli dilekçeyi cezaevinden göndererek dosyaya sunduğu anlaşılan dosyada; sanığın 24.11.2023 tarihli talebinin temyizden vazgeçme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. CMK'nın 266/3. maddesindeki müdafiin iradesine üstünlük tanınması gerektiğine ilişkin istisna hâl de dosyada söz konusu olmadığından sanığın temyizden vazgeçtiği kabul edilmelidir. Bu itibarla temyiz incelemesi Cumhuriyet savcısı ve katılan Bakanlık vekilinin temyiz talepleriyle sınırlı olarak yapılmalıdır. B. Sanık hakkında, maktulün yaşı ile ilgili olarak eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar CMK'nın “Ceza mahkemelerinin ek yetkisi” başlıklı 218. maddesi; “(1)Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir. (2) Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir.” hükümlerini içermektedir. CMK’nın 218/1. maddesine göre bir eylemin suç oluşturup oluşturmadığı veya suçun niteliğinin saptanması ya da yüklenen suçun ispatı ceza mahkemesi dışında bir sorunun çözümlenmesine bağlı ise ceza hâkimi, ya sorunu ceza muhakemesi hükümlerine göre karara bağlayacak ya da sorunun hukuk veya idare mahkemesinde çözümlenmesini bekleyecektir. Yaş tespiti dışında kalan bu tali sorunların çözümü bakımından ceza mahkemelerine ek muhakeme yapma mecburiyeti getirilmemiş, iki seçenek sunularak bekletici sorun sayma veya ek yargılama yetkisini kullanarak tali sorunu çözme imkânlarından birisini kullanma yetkisi verilmiştir. Ceza mahkemesine tanınmış olan yaş düzeltme yetkisi, düzeltme sonucunda yaşta meydana gelecek değişikliğin, ceza sorumluluğuna etkili olmasına bağlıdır. Başka bir deyişle sanığın sübuttan beraatine karar verilecek durumda yaş düzeltmesi yapılmamalı, yapılacak yaş düzeltilmesi, cezanın artmasını veya azalmasını sağlamayacak ya da ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmayacaksa bu yola gidilmemelidir. Ancak, kanun koyucu kovuşturma evresinde karşılaşılan mağdur veya sanığın gerçek yaşının belirlenmesi sorununu diğer ön sorunlardan farklı olarak ele almış ve ceza mahkemesine ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hüküm verme mecburiyeti getirmiştir. Bu nedenle ceza mahkemesi, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda öngörülen yöntemi izleyerek yaşı düzeltilecek kişinin vücut yapısını gözlemleyip hakkında bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişi raporu aldıktan ve geçerli diğer delilleri topladıktan sonra gerçek yaşını saptayarak bir sonuca varmak zorundadır. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gerekse, CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Ceza yargılamasında şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edilecektir. 2. Somut Olayda Hukukî Nitelendirme CMK'nın 218. maddesinin 2. fıkrasında; kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması hâlinde; mahkemece, ilgili kanunda belirlenen usule göre sorunun çözülerek hüküm verileceği düzenlenmiştir. Somut olayda ise mağdur veya sanığın yaşı ile ilgili olarak bir ihtilaf bulunmamakta, ihtilaf maktulün yaşının tespitinden kaynaklanmaktadır. Maktulün yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili incelemeye konu sorunla karşılaşan Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince, maktulün nüfus kaydına ilişkin babası olan katılan …'in beyanı alınmış, gerek bu beyan gerekse de nüfus kaydındaki bilgilere göre maktulün nüfusa kayıtlı olduğu Ağrı Valiliği İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğüne müzekkere yazılmış, gelen müzekkere cevabında maktulün beyan üzerine, 26.05.2000 tarihinde nüfusa kaydedildiğinin belirtildiği, yine Mahkemece Ağrı Devlet Hastanesine maktulün annesinin hastanelerinde doğum yapıp yapmadığına ilişkin müzekkere yazıldığı, Hastanece verilen cevap yazısı ve ekindeki arşiv araştırma belgesinde, maktulün annesi …’ye ilişkin herhangi bir kayda rastlanmadığının ifade edildiği, son olarak Mahkemece gerçekleştirilen mezar açılması işleminden sonra maktulün cesedinin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek yaşının tespit edilmesinin talep edildiği, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Kemik ve Diş İnceleme Şubesince düzenlenen 30.11.2018 tarihli raporda; maktulün kemik yaşının 20 yaş ile uyumlu olduğunun ifade edildiği anlaşılan dosyada; Somut ceza davasında, suçun nitelendirilmesine ilişkin olacak şekilde maktulün gerçek yaşının tespitine ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesince ilgili nüfus idaresi ve sağlık kurumlarından bilgi alındıktan sonra mezar açılmak suretiyle cesedin gönderildiği Adli Tıp Kurumundan alınan ve maktulün nüfusta kayıtlı olduğu gibi 16 yaşında değil 20 yaş içerisinde bulunduğuna ilişkin bilimsel rapor içeriği gözetildiğinde; maktulün doğumu ile ilgili olarak ayrıca anne ve kardeşlerinin dinlenilmemesinin maktulün yaşının tespiti yönünden bir eksiklik oluşturmadığı, Mahkemece maktulün yaşının belirlenmesine ilişkin olarak eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.04.2021 tarihli ve 26-175 sayılı hükümdeki, maktulün yaşının tespiti yönünden eksik araştırma bulunmadığına ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, dosyanın esasının ve uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir. Bu uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemece maktulün yaşı ile ilgili olarak eksik araştırmayla ve usule aykırı şekilde hüküm kurulduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Sanık hakkında, maktulün yaşı ile ilgili olarak eksik araştırmayla hüküm kurulmadığına ilişkin Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.04.2021 tarihli ve 26-175 sayılı direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın esasının ve uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2024 tarihli müzakerede ön soruna ilişkin uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle, sanık hakkında, maktulün yaşı ile ilgili olarak eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden ise oy çokluğuyla karar verildi.

Ceza yargılamasında serbest ve vicdani delil sistemi benimsenmiştir; hâkimi maddi gerçeğe götürebilecek kanuni sınırlar içindeki her şey delil olabilir. Nüfus kaydıyla uyuşmayan kemik taraması raporu bulunmasına karşın yalnızca tescil tarihinin esas alınması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından usul ve kanuna aykırı bulunmuştur (Yargıtay CGK, E. 2018/324, K. 2024/210). Epifiz kapanma zamanlarının coğrafi koşullar, beslenme, genetik, hormonal ve çevresel faktörlere bağlı olarak bireyden bireye farklılık gösterdiği Adli Tıp Kurumu'nun raporlarında belirtilmekte; bu nedenle kemik yaşı tespiti kesin değil yaklaşık bir değerlendirme sunmaktadır.

Nüfus kayıtlarının doğru tutulması kamu düzeniyle ilgilidir; hâkim yaşın düzeltilmesine ilişkin değişikliği uygularken mevcut nüfus kayıtlarıyla çelişki oluşturmayacak biçimde hüküm kurmakla yükümlüdür. Ceza mahkemesinin yaptığı yaş tespiti yalnızca ilgili ceza davası bakımından sonuç doğurur; bu tespit gerçek yaşın nüfus kaydına tescilinden farklı bir hukuki kurumdur.

Sık Sorulan Sorular

Yaş düzeltme davası nerede açılır?

Dava, yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılır. 5490 sayılı Kanun'un 36. maddesi davayı düzeltmeyi isteyen kişilerin ya da ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından açılacağını öngörmektedir; kişinin doğrudan dava açıp açamayacağı kanun metninden kesin biçimde anlaşılamamaktadır. Duruşmalar nüfus müdürü ya da görevlendireceği nüfus memuru huzurunda görülür.

Tescil sırasındaki hata için mahkemeye gitmek zorunlu mudur?

Hayır. Olayın aile kütüğüne tescili sırasında yapılan maddi hatalar, mahkeme kararına gerek kalmaksızın nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun biçimde düzeltilebilir. Bu istisna yalnızca tescil anındaki açık maddi hatalarla sınırlıdır; doğum tarihini gerçek anlamda değiştirmeye yönelik talepler için mahkeme yolu zorunludur.

Mahkeme yaş düzeltme davasında hangi delillere başvurur?

Dava tanık beyanları, fotoğraf ve yazı gibi her türlü kanıtla ispat edilebilir. Mahkeme kemik yaşı raporunu, tıbbi, biyolojik ve fizyolojik raporları değerlendirir; kişiyi duruşmada hazır bulundurarak dış görünüşünü inceler ve nüfus kayıtlarıyla ana-babanın evlilik tarihlerini araştırır. Hâkim tarafların sunduğu delillerle bağlı değildir.

Kemik yaşı testi her yaşta yaptırılabilir mi?

25 yaşından büyük kişiler için kemik testi gerçek yaşı ortaya koyamayabilmektedir. 25 yaşından küçük kişilerde de bu yöntemin kesin sonuç vermediği durumlar bulunmaktadır. Bu nedenle mahkeme söz konusu raporu diğer delillerle birlikte değerlendirmek durumundadır. Tespit isterseniz dava açmadan önce de yaptırılabilir.

Sigortalılık başladıktan sonra alınan yaş düzeltme kararı emekliliği etkiler mi?

5510 sayılı Kanun'un 57. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, sigortalılığın başladığı tarihten sonraki yaş düzeltmeleri, bu maddede sayılan sigorta kollarına ilişkin gelir ve aylık tahsislerinde dikkate alınmaz. Mahkeme kararı hukuki geçerliliğini korumaya devam eder; ancak kanun hükmü nedeniyle emeklilik işlemlerine yansımaz.

Daha önce alınan yaş düzeltme kararından sonra tekrar düzeltme istenebilir mi?

Evet. 5490 sayılı Kanun'un 36. maddesi, haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin yeniden düzeltme yapılmasının hâkimden istenebileceğini düzenlemektedir.

Ceza davasında sanığın yaşı tartışmalıysa ayrı bir dava açılması gerekir mi?

Hayır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 218. maddesinin ikinci fıkrası, kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının tespitinde sorunla karşılaşılması hâlinde ceza mahkemesine bu sorunu bizzat çözerek hüküm verme yükümlülüğü getirmektedir. Bu yetkinin kullanılabilmesi için yapılacak tespitin ceza sorumluluğuna etkili olması gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu