Boşanmada Ziynet Eşyaları Kime Kalır

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanmada Ziynet Eşyaları Kime Kalır

Ziynet Eşyası Nedir

Ziynet eşyası; altın, gümüş gibi değerli madenlerden yapılan ve insanlar tarafından takılan süs eşyasını ifade eder. Bilezik, kolye, küpe, yüzük, kelepçe, gerdanlık, takı seti, bileklik ve saat bu kapsamda sayılmaktadır. Mevzuatımızda düğünde takılan ziynet eşyası ile parasal değeri olan eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmamaktadır; Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca bu boşluk örf ve adet hukukuyla doldurulmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1038, K. 2021/458Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1038 E.  ,  2021/458 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ziynet eşyasının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 12. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili boşanma talebini de içeren daha sonra ziynet talepleri yönünden tefrik edilen dava dilekçesinde; taraflara düğünde takılan 200 adet çeyrek altın, 6 adet tam altın, 3 adet yarım altın, 19 adet 20'şer gram 22 ayar altın bilezik ile 1 adet 14 ayar 13 gram altın bilezikten oluşan ziynet eşyasının öncelikle aynen iadesine, mümkün olmaması hâlinde ödeme günündeki değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; talep edilen miktarda ziynet eşyasının bulunmadığını, toplamda 150 civarı küçük altın ve muhtelif ölçülerde bilezik takıldığını ancak örf ve adetlere göre düğünde takılan tüm takıların erkek tarafına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. … 12. Aile Mahkemesinin 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı kararı ile; davaya konu ziynetlerin davalı yan uhdesinde kaldığının kabulü ile birlikte düğünlerdeki takıların kime takıldıysa ona ait olacağına ilişkin geleneklerinden bahseden davalı tanığının beyanı ve taraflara takılan takıları gösterir bilirkişi raporu benimsenerek sadece kadına ait olduğu anlaşılamayan davalıya takılan takıların onun kişisel malı sayılacağı gerekçesiyle, ispatlandığı kanaatine varılan 31 çeyrek altın, 22 ayar 11 adet bilezik, 22 ayar 1 adet bilezik, 1 adet 14 ayar fantezi bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/2539 E., 2016/842 K. sayılı kararı ile; “…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede ise; Dava; düğünde takılan ziynet eşyalarının aynen iadesi; bunun mümkün olmaması halinde değerinin nakden tahsili istemine ilişkindir. Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, kim tarafından, kime takılırsa takılsın, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır. Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Somut olayda; tarafların düğünlerinde, davalıya takılan 1 adet 22 ayar 13 gr bilezik, 3 adet yarım altın, 2 adet tam altın, 80 adet çeyrek altının, davalıya ait olduğu kabul edilerek, sadece, düğünde kadına takılan altınların bir kısmı yönünden kabul kararı verildiği; talep olunan 5 adet altın bileziğin ise, davalı tanığı anne …' nin(bilezikleri düğünlerde davacının kolunda gördüm) beyanına göre davacıya iade edildiği kabul edilerek, bu talep yönünden ise ispatlanamayan davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Oysa, davalı tanığı annenin beyanı; dava konusu 5 adet burma bileziğin davalı tarafından davacıya iade edildiğinin ispatına yeterli değildir. Mahkemece yapılacak iş; düğünde taraflara takılıp da davacıya iade edildiği ispatlanamayan, davalıya da takılan altınlar ve 5 adet burma bilezik de dahil altınlar hakkında davanın kabulüne karar vermekten ibarettir. Yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Mahkemenin 30.05.2016 tarihli ve 2016/234 E., 2016/388 K. sayılı kararı ile; takıların davalı elinde kaldığı kabul edilerek tekrar davacıya iade edildiğinin ispat yükünün davalıda olduğundan bahisle kısmen kabul kararı verildiği, bu karar verilirken davalıya takılan takıların davalıya, davacıya takılan takıların ise davacıya ait kişisel mal olduğunun kabul edildiği, sadece davalıya takılan 13 gram 22 ayar 1 adet bilezik yönünden bu takının kullanılış amacı ve niteliğine göre erkek tarafından kullanılabilecek takılardan olmaması nedeni ile davanın kabul edildiği, Özel Dairenin ise düğünde takılan takıların kime takılırsa takılsın kadına bağışlanmış ve onun kişisel malı olacağından bahisle bozma kararı verdiği, bu bozma gerekçesinin doğru olmadığı, zira tanık …’nın yeminli ifadesinde bu tür takıların kime takılır ise onun sayılacağına dair adetleri olduğunu beyan ettiği, davalıya takılan takıların bilirkişi raporunda da fotoğraf ve CD incelenerek açıkça belirlendiği üzere ziynet-yarım-çeyrek altın, para ve bir adet 13 gram 22 ayar bilezikten ibaret olduğu, davalı erkeğe takılan bilezik yönünden davacı kadının davasının zaten önceki kararda kabul edildiği, diğer ziynet-yarım-çeyrek altının ise nitelikleri ve kullanım amaçları gereği yatırım aracı oldukları, günümüzde erkeklerin de altın günleri yapmaya başladıkları, bankalarda altın hesabı açtıkları, bu tür değerli metallerin tasarruf amacı ve aracı olarak sürekli alınıp satıldığı, para biriktirildiğinde bu nitelikte değerli metallerin herkesçe edinildiğinin bir gerçek olduğu, kaldı ki Özel Dairenin bu takıların kadına bağışlanmış sayılacağını kabul ettiği, bağışın, bağışlayan kişinin bağış iradesini bağışlanana tevdi etmesi ve bağışlananın da bu bağışı kabul edilmesi ile sonuçlanan bir işlem olduğu, düğün sırasında davacıya bağış iradesini gösterip ona takı takma serbestisi var iken hâlen yatırım amacı ve aracı niteliğinde olan belirtilen takıların davalıya takılması hâlinde, bu takıları takanların bağış iradesinin davacıya değil davalıya yöneltildiği ve onun da kabul etmesi ile artık davalının kişisel malı olacağı kanaatinin hasıl olduğu, aslında bu nitelikteki takıların edinilmiş mal olduğu hususunun da uygulamada tartışılmaya başlanması gerektiği ancak davacı yanın bu yönde bir talebinin olmadığı, yine beş adet burma bilezik yönünden davalının annesi de olsa tanık …’nin bu bilezikleri davacının kolunda gördüğünü yeminli olarak ifade ettiği, tanığın doğru söylemediğine ilişkin somut belirti olmaz ise asıl olanın yeminli tanıkların doğruyu söylediklerinin kabul edilmesi gerektiği, tanığın salt davalının annesi olmasının onun doğruyu söylemediğini kabule yetmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; a) Düğündeki takıların takılan kişiye ait olacağına ilişkin gelenekleri bulunduğuna dair tanık beyanı olan eldeki davada, kullanılış amacı ve niteliğine göre erkek tarafından kullanılamayacaklar hariç olmak üzere düğün sırasında erkeğe takılan ziynet eşyalarının erkeğin kişisel malı sayılıp sayılamayacağı, b) Yerel Mahkemece verilen ilk kararda, düğünde davacıya takıldığı benimsenen 5 adet bilezik yönünden talep reddedilmiş ve davacı tarafından bu husus temyize konu edilmemiş olmakla birlikte, Özel Dairece davacı lehine bozma nedeni yapılmasının davalının kazanılmış hakkının ihlali mahiyetinde olup olmadığı, taraflarca ileri sürülmemesi nedeniyle bu hususun re’sen nazara alınıp alınamayacağı, re’sen dikkate alınamayacağı sonucuna varılacak olursa düğünde davacı kadına takılan ve saklanması için kendisine teslim edilen 5 adet burma bileziği davacıya iade ettiğine ve akabinde birkaç sefer davacının kolunda gördüğüne ilişkin tanık olarak dinlenen davalının annesinin yeminli beyanına itibar edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuçlara göre davalıya takılan altınlar ve 5 adet burma bilezik yönünden de davanın kabulünün gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır: 13. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesi; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 15. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 16. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 17. Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir. 18. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/3-1509 E., 2020/863 K. sayılı kararında da aynı hususlara değinilmiştir. 19. Eldeki davada, davacı düğünde takılan altınların kendisine ait olduğunu ancak davalı tarafça verilmediğini iddia etmiş; davalı ise yerel örf ve adetleri gereği düğünde takılan altınların erkek tarafına ait olduğunu o nedenle davacıya verilmediğini savunmuştur. Mahkemece davalı tarafça iddia edilen örf ve adetin varlığına ilişkin dinletilen tanığının beyanına itibar edilerek kadına özgü olanlar dışında düğünde takılan ziynetlerin kime takıldıysa ona ait olduğu kabul edilmiştir. 20. İhtilaf düğünde takılan ziynet eşyasının taraflardan hangisine ait olduğu noktasındadır. 21. Mevzuatımızda, düğün sırasında takılan ziynet ile parasal değeri olan bütün eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, örf ve adet hukuku uygulanmaktadır. Yargıtayın yerleşik uygulamasına, yaygın örf ve adet ile ülke gerçeklerine göre kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paraların da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına ait olduğu kabulü vardır. Söz konusu ziynet eşyasının (altın vs.) evlenme sebebiyle gerek ailelerce ve gerek yakınlarca kadına geleceğinin güvencesi olarak takıldığı kabul edildiğinden emaneten (geçici olarak) takıldığı konusunda kadının bir kabulü olmadığı sürece genel kural kabul edilecektir. Artık, ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan iade etmekle yükümlüdür. 22. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Davalı genel kuralın aksine örf ve adetleri bulunduğunu iddia ettiğine göre bunu ispat külfeti kendisine düşmektedir. Davalı ispat amacıyla muhtar olan tanık …’ı dinletmiş; tanık iddia edilenden farklı olarak “bizim adetlerimiz düğünde takılan takılar, kıza takıldıysa kızın, oğlana takıldıysa oğlanın olur” şeklinde ifade vermiş; mahkemece tanığın beyanı esas alınarak hüküm kurulmuştur. 23. Hemen belirtmek gerekir ki, düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğu yönünde örf ve adetleri bulunduğunu belirten davalının, dinlettiği tanığın beyanı ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adet karşısında daha köklü bir adetin varlığını ispatlayamadığı açıktır. Bu durumda genel kuraldan ayrılınmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir. 24. Ne var ki, mahkemece dinlenilen davalı tanığı …’nin beyanına itibar edilerek 5 adet burma bileziğin davacıya iade edildiğinin kabulü ile bu 5 bilezik yönünden talebin reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece kurulan 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı karara davacının 5 adet burma bilezik yönünden itiraz etmemesi nedeniyle bu husus davalı yönünden usulü kazanılmış hak teşkil eder. Bu nedenle taraflarca getirilme ilkesine tabi bulunan ve davacı tarafça temyize getirilmediğinden bu yöndeki ret kararı kesinleşen 5 adet burma bilezik hakkındaki direnme kararı isabetli olmakla birlikte, yukarıdaki açıklamalar gereğince, diğer ziynetler bakımından direnme kararı Kurul çoğunluğu tarafından isabetli bulunmamıştır. 25. Ayrıca, somut olayda davalıya takılan 1 adet bilezik yönünden davacının talebi mahkemece kabul edildiğinden Özel Daire bozma kararının 9. paragrafında yapılan açıklamalar dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Bu durumda, Özel Daire bozma kararının 9. paragrafının 1. bendindeki “1 adet 22 ayar 13 gr bilezik” ifadesinin bozma kararında yer almasının isabetli olmadığı, karardan çıkartılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, düğünde takılan takıların düğün masraflarına katkı mahiyetinde olduğu ve kime takıldıysa ona hediye verilmesi gayesi güdüldüğü, takılan tüm ziynet eşyasının kadına bağışlanmasının amaçlanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 27. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/2539 E., 2016/842 K. sayılı kararının 9. paragrafının 1. bendindeki “1 adet 22 ayar 13 gr bilezik” ifadesinin bozma kararından çıkartılması suretiyle direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık; tarafların düğününün yapıldığı yörenin örf ve adetine göre erkeğe takılan altınların erkeğe ait olduğu yönündeki davalı savunmasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı, buna göre düğünde erkeğe hediye olarak takılan altınların, davalının kişisel malı sayılıp sayılmayacağı, örf ve adet gereği erkeğe verilmiş kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davalı erkek; yörenin örf ve adetine göre düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğunu savunmuş, davacı kadın ise, örf ve adete göre ev eşyalarını erkek tarafının alması hâlinde takıların erkeğe ait olacağını, oysa tarafların ev eşyalarını kendilerinin aldığını ileri sürmüştür. Bu noktada; ziynet kavramı, örf ve adet kuralları ile davada ispat kuralarına ilişkin yasal düzenlemelere bakmak gerekir. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, … 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını da, evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak nitelendirmek mümkündür. Kadına özgü ziynet eşyaları; bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş: Ziynet davaları, …, 2013, s.3). Kadına özgü ziynet eşyaları; eşler arasında bir anlaşma yoksa veya bu konuda örf ve adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır (HGK’nın 05.05.2004 tarih, 2004/4-249 E, 2004/247 K, 04.03.2020 tarih, 2017/3-1040 E, 2020/240 K). 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1/1 maddesindeki; “Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim , örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.” düzenlemesi gereği hâkim kanunda hüküm bulunmayan hâllerde örf ve adet gereğince karar verme yetkisine sahiptir. Örf ve adet kuralları; belli bir olay ve ilişkilerde toplumun bireylerince belli bir biçimdeki davranışın tekrarlanması ile yavaş yavaş organizmanın gelişmesi gibi meydana gelir. Dolayısıyla, bir örf ve adet kuralının uzun süre uygulanması (maddi unsur) bu kurala uyma konusunda toplumda bir inancın (psikolojik unsur) yerleşmesi ve kurala uyulmaması durumunda bir yaptırım ile karşılaşılacağı konusunda bir kabulün olması ( hukuki unsur) gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi: “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir. HMK’nın 190. maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspatın konusu, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve bu uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalardır ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E. ve 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Bir davada o davanın çözümünü etkileyebilecek vakıalar için delil gösterilir ve ancak bu deliller inceleme konusu olabilir. Başka bir deyişle, delil, bir vakıanın ispatı için başvurulan vasıtalardır ve konusu da maddi hukuktur. Öncelikle düğünde takılan ziynet ve altınların varlığı ve miktarının tespiti gerekir. Düğünde taraflara takılan bilezikler ile altınların tespiti için davacı tarafın dayandığı altı adet fotoğraf ve CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen asıl ve ek raporlar ve tanık beyanına göre, mahkemece, davacı kadın üzerinde 5 adet 22 ayar, her biri 22 gram … burması, 11 adet 22 ayar her biri 15 gram civarında takı bileziği, 1 adet 14 ayar 10 gram fantezi bilezik ile 31 adet çeyrek altın, davalı erkek üzerinde ise, 1 adet 13 gram 22 ayar bilezik, 2 adet ziynet altın, 3 yarım altın, 80 adet çeyrek altın bulunduğu, erkek üzerine takıldığı tespit edilen 1 adet bilezik davalıya takılmış ise de kadına özgü ziynet eşyası olması nedeniyle kadına ait olduğu ayrıca 5 … burma bileziğin de davacıda kaldığı kabul edilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararını temyizinde davacı, örf ve adet yönünde yeterli araştırma yapılmadığını ileri sürmüş, mahkemece davacıda kaldığı kabul edilen 5 … burma bileziği temyiz konusu yapmamış, davalı da temyizinde, köy muhtarının beyanı ile yöresel örf ve âdetin belirlendiğini, buna göre üzerinde tespit edilen altınların davacı tarafından talep edilmesinin yerinde olmadığını, davacı üzerinde 15 çeyrek altın tespit edilmesine rağmen, 31 adet çeyrek altının davacıya iadesi yönündeki kararın yerinde olmadığını ileri sürerek temyiz etmiş, davalı erkek üzerinde tespit edilen 1 adet 22 ayar, 13 gram bileziğin davacıya iadesini temyiz konusu yapmamıştır. Bu durumda; mahkemenin, ilk kararında, 5 adet bileziğin davacıda bulunduğu, düğünde davalıya takılan 1 adet bileziğin de davacıya ait olduğu yönündeki kabulü taraflarca temyiz konusu yapılmadığından Özel Dairenin bu yöndeki bozması yerinde değildir. Belirtilen yasal düzenlemeler ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; tarafların aynı köylü olduğu ve düğünlerinin köyde yapıldığı, CD ve fotoğraflarda tarafların düğününde kadın ve erkeğe ayrı kuşak takılarak takıların ayrı ayrı takılmış olması ve 9 yıl köy muhtarlığı yapan tanığın, “adetlere göre, düğünde kıza takılan takıların kıza, erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğu” beyanı karşısında, yöresel örf ve adet gereği düğünde davalı erkeğe takılan altınların davalıya ait olduğu kanıtlanmış bulunduğundan, mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu, kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına katılınmamıştır.

Temel Kural: Düğün Takıları Kadına Ait Sayılır

Yerleşik yargı uygulamasına ve ülke genelindeki yaygın örf ve adete göre, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar, kim tarafından ve hangi eşe takılmış olursa olsun, aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı bulunmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malı niteliğini kazanır. Bu kuralın temelinde, söz konusu eşyanın evlenme sebebiyle kadına geleceğinin güvencesi olarak verildiği kabulü yatmaktadır. Ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan taraf iade etmekle yükümlüdür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/2763, K. 2019/9997Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2019/2763 E.  ,  2019/9997 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ Taraflar arasındaki ziynet alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, üç aylık hamile iken kuzeninin cenazesi için davalı ve ailesiyle Gaziantep' e gittiklerini, taziye evinde babasını ve kuzenini gördüğünü, kuzeninin elini öpmesi nedeni ile kayınpederinin tartışma çıkardığını, olayın ardından Gaziantep'te kaldığını, ziynet eşyalarının kendisinden alındığını, düğün fotoğraflarından altınların ayrıntısıyla belli olduğunu, toplam 150 gr bilezik, 25 gr kolbağı ve 2 metre zincir olmak üzere toplam 22 gram altın bedelini talep etmektedir. Davalı, düğünde kendisine takılan ziynet eşyalarının düğün giderlerine harcandığını, davacıya takılan ziynet eşyalarının ise davacı tarafından alınıp götürüldüğünü ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, anılan karar Dairemizin 08.03.2017 tarihli, 2017/9640 Esas ve 2017/2738 Karar sayılı ilamında özetle "Somut olayda, davacı tanıklarından …'un mahkemece dinlendiği, adres yetersizliği nedeniyle dinlenemeyen tanıkların ise, iş bu davanın tefrik edildiği boşanma dava dosyasında dinlenildiği, boşanma dava dosyası, eldeki davada dinlenen tanıkların beyanları, boşanma dava dosyasında dinlenen tanıkların beyanlarıyla birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyma kararı verilmesinin ardından davacı tanığı … dışında dosya kapsamındaki tanıkların altınların davalıda bırakıldığına dair beyanlarının olmadığı, davacının kendi rızası ile evine dönmediğinin tanık beyanları ile sabit olduğu, o halde rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardan olan ziynet eşyalarının kadının üzerinde olması olağan olduğu, davalının zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava, ziynet eşyalarının bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür.Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin iddia ettiği olayları ispatlaması gerekir. Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bu eşyaları iadeden kurtulur. Somut uyuşmazlıkta davacı kadın altınların elinden zorla alındığını iddia etmiştir. Davalı ise, düğünde kendisine takılan altınların düğün masraflarına harcandığını, davacıya takılanların ise davacı tarafından götürüldüğünü ileri sürmüştür. Boşanma dosyasında davalı koca, düğün eşyalarının taksitle alındığını, eşi … tarafından altınların kendisine verildiğini, bu altınların yeniden alınacağının eşine taahhüt edildiğini, ancak eşinin altınların yeniden alınması konusunda kendisine baskı yaptığını belirtmiştir. Davalının bu beyanları karşısında ziynetlerin kadının isteği ve onayı ile iade edilmemek üzere bozdurulduğu hususunda ispat yükü davalı kocaya düşmektedir. Davalı tanık beyanları ve dosya kapsamından, davalının bozdurulduğunu ikrar etmiş olduğu ziynetlerin, kadının isteği ve onayı ile iade edilmemek üzere kendisine verildiğini ispat edemediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece; düğün masrafları için bozdurulduğu davalı tarafça kabul edilen ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK' un 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1038, K. 2021/458 sayılı kararında bu genel kuralı oy çokluğuyla benimsemiştir. Söz konusu davada davalı, dinlettiği tanığın beyanıyla Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adete karşı daha köklü bir yerel adetin varlığını ispatlayamamıştır; çoğunluk bu gerekçeyle genel kuraldan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığına hükmetmiştir. Kararda bir azınlık görüşü de yer almış olup bu görüş, somut davada düğün görüntülerini içeren CD ile fotoğrafa dayalı bilirkişi raporu ve köy muhtarının yeminli beyanı birlikte değerlendirildiğinde yöresel örf ve adetin ispatlanmış sayılması gerektiği kanaatindedir. Dolayısıyla genel kural yerleşik olmakla birlikte, her davada yerel örf ve adetin varlığı ve ispatlanıp ispatlanmadığı somut koşullara göre ayrıca değerlendirilmektedir.

Erkeğe Takılan Ziynetlerde Aidiyet

Erkeğe takılan ziynet eşyası ve paralar bakımından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluk görüşü, aksinin kanıtlanmadığı durumlarda bu değerlerin de kadına ait sayılması gerektiği yönündedir. Öte yandan bazı değerlendirmelerde, küpe, kolye ve bilezik gibi kadına özgü nitelikteki takıların erkeğe takılmış olsa dahi kadına ait kalacağı, buna karşın çeyrek altın, gram altın veya para gibi kadına özgü nitelik taşımayan değerlerin erkeğe ait olduğunun kabul edileceği ileri sürülmektedir. Bu iki yaklaşım arasında bir gerilim mevcuttur; söz konusu çelişki somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi gereken bir meseleye işaret etmektedir.

Genel kuralın aksini ileri süren taraf, bu kuralı çürütecek örf ve adetin varlığını bizzat ispat etmekle yükümlüdür. TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Ziynet Eşyaları Mal Paylaşımının Dışındadır

Düğünde takılan ziynet eşyaları kişisel mal niteliği taşıdığından, boşanma sonrasında görülen mal paylaşımı davasında paylaştırılacak mallar arasına girmez ve boşanma protokolüne dahil edilemez. Bununla birlikte evlendikten sonra edinilmiş parayla satın alınan altınlar, edinilmiş mal niteliği taşıyabileceğinden paylaşım kapsamına girebilmektedir.

Karine ve İspat Yükü

Ziynet eşyalarının kadında bulunduğu mahkemeler tarafından adi bir karine olarak kabul görmektedir. Ancak bu karinenin her davada aynı biçimde ve otomatik olarak uygulandığı varsayılmamalıdır; taraflar arasındaki somut ilişki ve delil durumu belirleyicidir. Özellikle taraflar arasında düzenlenen çeyiz senedinde ziynetlerin teslim edildiği imza altına alınmışsa, bu beyanların aksini ileri süren tarafın HMK m. 201 çerçevesinde aynı nitelikte bir delille bunu kanıtlaması gerekir; senede karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ile kuvvetini ortadan kaldıracak nitelikteki hukuki işlemler tanıkla ispat edilemez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/3595, K. 2019/3170 sayılı kararında da bu ispat yükünün davalılara düştüğüne hükmedilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/3595, K. 2019/3170Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2018/3595 E.  ,  2019/3170 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki çeyiz ve ziynet eşyanın iadesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, davalı … vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalılardan … ile evlenirken 300 gr 22 ayar altın bilezik, 400 gr 22 ayar altın set takımı, 4 Kat yün yatak, 6 adet taşpınar halısı, yatak odası takımı, oturma gurubu, renkli TV, Buzdolabı, dikiş makinası, elektirikli süpürge, elektirikli fırın, komple mutfak takımı, komple misafir odası takımı, çamaşır makinası, sandık ve çeyiz, bulaşık makinası için çeyiz senedi düzenlediklerini, çeyiz senedindeki eşyaların davalıların ve şahitlerin imzaları karşılığında davalılara teslim edildiğini, bir süre sonra anlaşmazlığa düşerek boşandıklarını, mehir senedinde yazılı eşyaların hiç birinin kendisine verilmediğini, bu nedenlerle eşyaların aynen, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde ise bedelleri toplamı 29.100 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahisiline karar verilmesini istemiştir. Davalı …, davanın davalının son ikametgahı olan Ankara'da görülmesi gerektiğini, senedin kendisine evlendikleri esnada imzalatıldığını, çeyiz eşyalarını hiç bir surette görmediğini, tarafların evlendikten bir süre sonra Almanya'da yaşadıklarını ancak davacının kardeşi tarafından evden kovulduğunu ve hiçbir eşyasını alamadığını, kendi ailesine de hiçbir eşyanın verilmediğini beyan etmiş, davanın reddini dilemiştir. Davalı …, kendilerine teslim edilmiş herhangi bir eşya olmadığını tarafların evlendikten kısa bir süre sonra ayrıldığını, Aksaray'a dahi gelmediklerini, Ankara'dan doğrudan Almanyaya gittiklerini beyan etmiş, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 4 Kat yün yatak (Değeri 400 YTL), 6 adet taşpınar halısı (değeri 1800 YTL), yatak odası takımı (değeri 400 YTL), oturma gurubu (değeri 250 YTL), renkli TV (değeri 200 YTL), Buzdolabı (değeri 250 YTL), dikiş makinası (değeri 150 YTL), elektirikli süpürge (değeri 100 YTL), elektirikli fırın(değeri 200 YTL), komple mutfak takımı (değeri 500 YTL), komple misafir odası takımı (değeri 500 YTL), çamaşır makinası (değeri 250 YTL), sandık ve çeyiz (değeri 500 YTL), bulaşık makinası (değeri 300 YTL) nın bulunduğu taktirde aynen iadesine, bulunmadığı taktirde bedelleri toplamı olan 5.800 YTL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, ziyent eşyaları yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili, davalı … vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir. Dava çeyiz senedi ile bağışlanan çeyiz ve ziynet eşyalarının aynen, mümkün olmaması halinde bedelinin iadesi talebine ilişkindir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların tüm, davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun “İspat Yükü” başlıklı 6.maddesinde; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifadesine yer verilmiştir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. 6100 sayılı HMK m.189/III maddesi (1086 sayılı HUMK mad. 287) "Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususla, başka delillerle ispat olunamaz" hükmünü amirdir. Aynı Kanunun m.200/I maddesi " senetle ispat" (1086 sayılı HUMK mad. 288) ve 200/II (1086 sayılı HUMK mad. 289) maddesinde de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir. Yine, Aynı Kanunun 201. maddesinde de (1086 sayılı HUMK mad. 290); "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler … liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz." denilmekte; 203. maddesinde de (1086 sayılı HUMK mad. 293); "senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" düzenlenmiş ve hangi hallerde tanık dinlenebileceği belirtilmiştir. Eldeki dava, mehir senedinden dolayı ziynet eşyalarının teslimi ya da bedellerinin tahsili istemine ilişkin olduğuna göre; konunun ispat hukuku açısından ele alınması gerekir. Dava konusu ziynet eşyaları taraflar arasında senede bağlanmış olup bu senet davalıları bağlayıcı niteliktedir. Taraflar arasında düzenlenen çeyiz senedinde açıkça, davacı kadına ait olduğu kabul edilen ziynet ve çeyiz eşyalarının davalılara teslim edildiği ve davalılar tarafından da teslim alındığına dair tutanak imza altına alınmıştır. Dolayısıyla, çeyiz senedindeki bu beyanların aksini, ziynet eşyalarının davacıda olduğu iddiasını davalılar aynı nitelikte bir delille ispatlamakla yükümlüdür. Somut olayda; davalıların, çeyiz senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarını teslim alarak senedi "eşyaları teslim alanlar" sıfatı ile imzaladıkları ve imzalarını inkar etmedikleri anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacının tanık dinlenmesine açık muvafakatı olmadığı, ispat külfetinin davalı tarafta olduğu gözetilmeksizin; davacının, dava konusu ziynet eşyalarının kadının üzerinde olması, evde saklanmış ve muhafaza edilmiş olmasının karine olup davaçı tarafça bu hususun aksi ispat edilemediği ve davalı tarafa da yemin teklif edilmediği gerekçesi ile davanın ziynet eşyaları yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Bu sebeplerle Mahkemece yapılacak iş; anılan çeyiz senedine göre, ispat külfetinin davalılarda olduğu kabul edilerek, davalıların da bu durumun aksini HMK m. 201 gereğince aynı kuvvette bir delil ile ispatlayamadıklarından davanın ziynet eşyaları yönünden de kabulüne karar vermektir. SONUÇ: Yukarıda 1.bentte yazılı nedenlerle davalıların tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte yazılı nedenlerle hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 201Kaynağı aç
MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Delil başlangıcı

Koca, ziynetlerin iade edilmemek üzere kendisine verildiğini ya da kadının isteği ve onayıyla bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığını kanıtlarsa iadeden kurtulur. Ziynetleri bozdurduğunu kabul eden koca bu ikrar karşısında söz konusu ispat yükünü üstlenir; kanıtlayamazsa ziynetlerin bedeli kadın lehine hükmedilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/2763, K. 2019/9997 sayılı kararında, davalının düğün masrafları için bozdurduğunu kabul ettiği ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle davanın reddedilmesi bozma sebebi sayılmıştır.

Ziynetin Varlığını Kanıtlama Yolları

Ziynet eşyasının varlığı ve miktarı her türlü delille ispat edilebilir. Düğün fotoğrafları ve videoları, taraflarca tutulan sayım belgeleri, yazışmalar ve ziynetlerin bozdurulmuş olması hâlinde faturalar bu deliller arasındadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/26605, K. 2023/626 sayılı kararında, ziynet eşyalarının varlığına ilişkin bildirilen delillerin usulünce toplanıp birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerektiğini, delillerin eksik incelenmesinin bozma sebebi oluşturduğunu ortaya koymuştur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/26605, K. 2023/626Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/26605 E.  ,  2023/626 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/154 E., 20220/694 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret Taraflar arasındaki haksız fiil nedeniyle maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.01.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat … ile davalılar vekili Avukat … duruşmaya katılmışlar, tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği görüşülmüştür. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı …'in nişan ve düğün merasimi sırasında takılan altın ve diğer ziynetlerin davalıların nezaretinde toplandığını ve davacının eline ulaşmadığını, ancak evlilik gerçekleşmemesine rağmen takıların kendisine iade edilmediğini belirterek toplanan 17 adet çeyrek altın, 10 adet yarım altın ve 15 adet tam altın ile belirsiz miktardaki diğer ziynetlerin davalılarca aynen iadesine, iadesi mümkün olmadığı takdirde bedelinin faiziyle davalılardan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; takılan takıların tamamının davacıda kaldığını, davacının müvekkili …'den ayrıldıktan sonra kendisine araba aldığını, davacının o dönemde herhangi bir işte çalışmadığını dolayısıyla hiçbir gelirinin de bulunmadığını, ayrılığın üzerinden üç yıl geçtikten sonra açılan iş bu davanın iyi niyetten uzak olduğunu, olay haksız fiil olarak nitelendirildiğinden 1 yıllık zamanaşımı süresinin de geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesince, uyuşmazlığın gayri resmi düğün merasimi sırasında davacıya bağış mahiyetinde takıldığı iddia edilen ziynet eşyasına yönelik alacak talebinden kaynaklandığı, taraflar arasında bahse konu düğün merasimin 2011 yılında gerçekleştiği, nişan töreninin ise 2010 yılında yapıldığı, davaya konu bağış ilişkisi kapsamında (davacıya takılan ziynet eşyaları sebebiyle) davacının talebinin bir yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, eldeki davanın ise 2014 yılında açıldığı, bu haliyle davacının taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğu gerekçesi ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davacıya (kadın) takılan takıların kişisel mal niteliğinde olduğu, davanın, ziynet eşyalarının iadesine yönelik olduğu, aynen iade talebinin mülkiyet hakkına dayandığı, bu davalar bakımından zamanaşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesi, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik tasarruf özgürlüğüne yönelik saldırılara el atmanın önlenmesi davası ile karşı koyabileceği gibi istihkak davası ile de karşı koyabilir. Eşya davası bu anlamda bir istihkak davası olmakla istem dava konusu eşyaların; aynen iadesi, olmadığı takdirde dava tarihindeki bedelinin verilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Dava konusu eşyaların mevcut olduğu tespit edilmiş ise uyuşmazlık mülkiyet hakkına dayandığından olayda zamanaşımı söz konusu olmaz. Dava konusu eşyaların var olduğu tespit edilemez ise, istem tazminata ilişkin olduğundan Türk Borçlar Kanununun 146. maddesinde belirlenen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Davacı dava dilekçesinde, düğünde takılan ziynet eşyalarının aynen iadesini olmadığı takdirde bedelinin tahsilini talep etmiştir. Buna göre mahkemece; davacının talebinin ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili olduğu, dava konusu ziynet eşyalarının varlığına ilişkin olarak davacı tarafından delil olarak düğün görüntülerinin dosyaya sunulduğu, tanık beyanlarına ve yemin deliline dayanıldığı da gözetildiğinde bildirilen deliller usulünce toplanıp birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 18.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Dava Türü: İstihkak Davası Niteliği ve Talep Biçimi

Ziynet eşyasından kaynaklanan uyuşmazlık bir istihkak davası niteliği taşımaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/26605, K. 2023/626 sayılı kararında bu nitelemeyi benimseyerek mülkiyet hakkına dayanan malikin el atmanın önlenmesi davası yoluna başvurabileceği gibi istihkak davası açabileceğini de belirtmiştir. Dava; eşyaların aynen iadesi, mümkün değilse dava tarihindeki bedelinin ödenmesi biçiminde yürütülür. Dava konusu eşyaların varlığı tespit edilebildiğinde uyuşmazlık mülkiyet hakkına dayandığından zamanaşımı söz konusu olmaz; eşyaların varlığı tespit edilemezse istem tazminat niteliğine dönüşür ve Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır.

Dava Usulü ve Talep Biçimi

Ziynet alacağı boşanma davası ile birlikte ileri sürülebilir; ancak bu durumda mahkeme talebi boşanma davasından bağımsız olarak ele alır. Boşanma dava dilekçesinde yer almayan ziynet eşyası talebi ıslah yoluyla eklenemez; bu hâlde ayrı bir dava açılarak boşanma davasıyla birleştirilmesi talep edilebilir.

Dava terditli biçimde açılmalıdır: öncelikle eşyaların aynen iadesi, aynen iade mümkün değilse dava tarihindeki değerinin nakden ödenmesi talep edilmelidir. Değer tespiti, kuyumcu bilirkişi tarafından dava tarihi itibarıyla hesaplanmaktadır.

Zamanaşımı: Aynen İade ile Bedel Talebinde Farklı Kurallar

Zamanaşımı meselesinde aynen iade talebi ile bedel talebine farklı kurallar uygulanmaktadır. Dava konusu eşyaların varlığı tespit edilebiliyorsa uyuşmazlık mülkiyet hakkına dayandığından zamanaşımı söz konusu olmaz; bu hâlde dava her zaman açılabilir. Eşyaların varlığı ispat edilemezse istem tazminat niteliğine dönüşür ve Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Bedel talebine uygulanan on yıllık sürenin boşanma davasının kesinleşmesinden sonra işlemeye başladığı ileri sürülmektedir; ancak bu başlangıç anına ilişkin yaklaşım birincil Yargıtay kararıyla bağımsız olarak doğrulanamamıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı

Sık Sorulan Sorular

Düğünde takılan altınlar kime aittir?

Düğünde takılan altın ve diğer ziynet eşyaları, aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı bulunmadıkça kural olarak kadına ait sayılır. Bu kural, eşyanın kim tarafından ve hangi eşe takıldığına bakılmaksızın uygulanır. Eşyanın evlenme sebebiyle kadına geleceğinin güvencesi olarak verildiği kabul edildiğinden, geri istenmemek üzere verildiği ispat edilmedikçe alan taraf iade etmekle yükümlüdür.

Erkeğe takılan altınlar da kadına mı kalır?

Yerleşik yargı uygulamasında benimsenen ağırlıklı yaklaşım, erkeğe takılan ziynetlerin ve paraların da aksinin kanıtlanmadığı durumlarda kadına ait sayılması gerektiği yönündedir. Bununla birlikte bu mesele, örf ve adetin varlığı ve ispatlanıp ispatlanmadığı da dahil olmak üzere somut olayın koşullarına göre değerlendirilmektedir. Genel kuralın aksini ileri süren taraf, bunu TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca ispat etmekle yükümlüdür.

Koca ziynetleri harcadığını söylerse ne olur?

Koca ziynetleri bozdurduğunu kabul ederse, bunların kadının isteği ve onayıyla iade edilmemek üzere verildiğini ispat yükü kendisine geçer. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/2763, K. 2019/9997 sayılı kararında bu ispat yapılamazsa ziynetlerin bedeli kadın lehine hükmedilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Ziynet eşyaları boşanmada mal paylaşımına dahil edilir mi?

Düğünde takılan ziynet eşyaları kişisel mal sayıldığından mal paylaşımı hesabına dahil edilmez ve boşanma protokolüne de alınamaz. Evlilik süresince edinilmiş parayla sonradan satın alınan altınlar ise edinilmiş mal niteliği taşıyabileceğinden paylaşım kapsamına girebilmektedir.

Çeyiz senedi ziynet davasında ne işe yarar?

Çeyiz senedinde ziynetlerin teslim edildiği imza altına alınmışsa, bu beyanların aksini ileri süren tarafın HMK m. 201 çerçevesinde aynı nitelikte bir delille bunu kanıtlaması gerekir; senede karşı ileri sürülen hukuki işlemler tanıkla ispat edilemez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/3595, K. 2019/3170 sayılı kararında ispat yükünün bu koşulda davalılara düştüğü hükme bağlanmıştır.

Ziynet davası ne zaman açılmalıdır?

Eşyaların varlığı ispat edilebiliyorsa talep mülkiyet hakkına dayandığından zamanaşımı söz konusu olmaz ve dava her zaman açılabilir. Eşyaların varlığı ispat edilemezse istem tazminat niteliğine dönüşür ve Türk Borçlar Kanunu m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır; bu sürenin boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren işlediği ileri sürülmektedir. Hak kayıplarını önlemek açısından geç bırakmadan hareket edilmesi önem taşır.

Ziynet davası boşanma davasıyla birlikte açılabilir mi?

Ziynet alacağı boşanma davasıyla aynı anda ileri sürülebilir; ancak mahkeme bu talebi bağımsız olarak değerlendirir. Boşanma dilekçesinde talep edilmemişse ıslah yoluyla eklenemez; bu durumda ayrı bir dava açılarak birleştirilmesi istenebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu