Nafaka Türleri: Tedbir, Yoksulluk, İştirak ve Yardım Nafakası

by Avukat Erdal Ersoy
Nafaka Türleri: Tedbir, Yoksulluk, İştirak ve Yardım Nafakası

Türk hukukunda nafaka, hak sahibinin kim olduğuna ve talebin hangi aşamada gündeme geldiğine göre dört farklı türde düzenlenmiştir: tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası. Her tür ayrı kanun maddelerine dayanır, farklı koşullar arar ve farklı biçimlerde sona erer.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 169Kaynağı aç
Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır. C. Karar I. Boşanma veya ayrılık
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 364Kaynağı aç
Madde 364- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır. B. Dava hakkı

Tedbir Nafakası: Dava Süresince Geçici Güvence

Boşanma veya ayrılık davası açıldığı andan itibaren hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ile korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır (TMK m. 169). Tedbir nafakası bu geçici önlemler kapsamında değerlendirilen bir uygulamadır; kanun hâkime bu konuda zorunlu bir görev yüklemekte, ihtiyari bir yetki tanımamaktadır.

Tedbir nafakasının en ayırt edici özelliklerinden biri, taraflardan biri talep etmemiş olsa bile hâkimin tarafların ekonomik durumunu değerlendirerek bu nafakaya kendiliğinden karar verebilmesidir (TMK m. 169). Nafaka, davanın devamı süresince geçerli olan geçici bir önlem niteliği taşır.

Tedbir nafakasında eşlerin kusur durumunun aranmadığı yönünde bir değerlendirme bulunmakta; nafaka bu aşamada geçici önlem niteliği taşımaktadır. Ancak TMK m. 169 metninde kusur koşuluna ilişkin doğrudan bir düzenleme yer almamaktadır; bu değerlendirme ikincil bir açıklamaya dayanmakta olup kanun hükmünden türetilmiş bir yorum niteliğindedir.

Yoksulluk Nafakası: Boşanma Sonrası Geçim Güvencesi

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak koşuluyla, geçimini sağlamak amacıyla karşı taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün ayrıca kusurlu olması aranmaz (TMK m. 175). Belirleyici ölçüt, nafaka talep eden tarafın kusurunun göreceli ağırlığıdır: talepte bulunanın kusuru karşı taraftan daha ağır ise talep reddedilir; ancak talep sahibinin kusursuz olması zorunlu değildir.

Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir; manevi tazminatın ise irat biçiminde ödenmesine karar verilemez (TMK m. 176). Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması ya da azaltılmasına da karar verilebilir (TMK m. 176).

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki

Hâkim, tarafın istemi üzerine, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (TMK m. 176). Aynı yetki, iştirak nafakası niteliğindeki bakım ve eğitim giderleri için de TMK m. 182 çerçevesinde hâkime tanınmıştır.

Yoksulluk Nafakasının Sona Ermesi

İrat biçiminde ödenmesine hükmedilen yoksulluk nafakası, bazı hallerde kendiliğinden, bazı hallerde ise mahkeme kararıyla sona erer. TMK m. 176 uyarınca nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde nafaka kendiliğinden kalkar. Buna karşın alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinde nafakanın kaldırılması ancak mahkeme kararıyla gerçekleşir.

Yoksulluk nafakası hiç sona ermez mi?

Hayır. TMK m. 176, nafakanın kendiliğinden kalktığı ve mahkeme kararıyla kaldırılabileceği halleri ayrı ayrı düzenlemektedir. Alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde nafaka kendiliğinden sona erer. Alacaklının evlenmeksizin fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinde ise mahkemeye başvurularak nafakanın kaldırılması talep edilir.

İştirak Nafakası: Çocuğun Bakım ve Eğitim Giderleri

Velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür. Mahkeme boşanmaya karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten; çocuk vesayet altındaysa vasinin ve vesayet makamının görüşünü aldıktan sonra ana ve babanın haklarını ve çocukla kişisel ilişkilerini düzenler. Bu düzenlemede çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararı esas tutulur (TMK m. 182).

İştirak nafakasında ebeveynlerin davadaki kusur durumunun, çocuğun nafaka hakkını ortadan kaldırmadığı yönünde bir değerlendirme bulunmaktadır. TMK m. 182 metninde kusur koşuluna ilişkin doğrudan bir ifade yer almamakta; bu değerlendirme ikincil bir açıklamaya dayanmaktadır.

Mahkeme, boşanma kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder (TMK m. 182, ek fıkra: 24/11/2021-7343/37 md.).

İştirak Nafakasının Süresi ve Ergin Çocuk

Ana ve babanın bakım borcu, kural olarak çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi sürmekteyse, ana ve baba, durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlü olmaya devam eder (TMK m. 328). Bu çerçevede ergin olmakla kendisine bağlanan iştirak nafakası kural olarak kendiliğinden sona erer; ancak eğitimin sürmesi halinde bakım yükümlülüğü devam eder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 328Kaynağı aç
Madde 328- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. III. Dava hakkı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/959, K. 2019/1131Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/959 E.  ,  2019/1131 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Taraflar arasındaki “yardım nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kemalpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) davanın reddine dair verilen 16.07.2014 tarihli ve 2013/766 E., 2014/753 K. sayılı karar davacı vekilince temyiz edilmekle, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.09.2015 tarihli ve 2015/6911 E., 2015/14576 K. sayılı kararı ile; "…Davacı vekili dilekçesinde; davacının anne ve babasının boşanma davası nedeniyle ayrı yaşadıklarını, davacının annesi ve ağabeyi ile kaldığını, 400 TL kira ödedikleri, maddi geliri olmadığını, açık öğretim lise öğrencisi olduğunu, davalının emekli olduğunu, okul ihtiyaçlarına yardım etmediğini belirterek, aylık 300,00 TL yardım nafakasına hükmedilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece; davacının epilepsi rahatsızlığının çalışmaya engel olmadığı, davacının 21 yaşında olduğu, lise çağının normalde 15-18 yaş arası olduğu , MEB yazı cevabına göre davacının açık liseye kayıt tarihinin 2008 yılı öğretim dönemi olduğu, bu şartlar altında 6 yıldır lise öğrencisi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava; reşit açık öğretim lise öğrencisinin davalı babasından yardım nafakası istemine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 182/2. maddesinde; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması esası kabul edilmiştir. TMK'nın 328. maddesi gereğince, anne babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Bu hüküm uyarınca küçük reşit olmakla kendisine bağlanan iştirak nafakası kendiliğinden sona erer. Ancak, çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullarına göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. Somut olayda; 07/01/1993 doğumlu davacının, Milli Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Lisesi Müdürlüğü öğrencisi olduğu, eldeki dava ile davacının, eğitimine devam edebilmek için davalı babasından yardım nafakası talep ettiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece; tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, nafakanın niteliği, davalının gelir durumu, mirasçılıkta da aynı sırada yer alan dava dışı annenin de nafakaya katılma yükümlülüğü bulunduğu nazara alınarak, TMK'nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun şekilde davacı lehine bir miktar nafakaya hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davacının öğrenim süresinin uzamasının nafaka almasına engel olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 328/2 ve 364/1. maddeleri kapsamında yardım nafakası istemine ilişkindir. Davacı; annesi ile davalı babası arasında sürmekte olan boşanma davası nedeniyle yaklaşık 10 yıldır davalıyla ayrı yaşadıklarını, halen açık lise öğrencisi olduğunu ve çalışmadığını, bu nedenle eğitim ve diğer giderlerini karşılayamadığını, annesinin de çalışmadığını, birlikte oturdukları eve annesinin aylık 400,00TL kira ödediğini, davalı babasının emekli aylığı aldığını, oturduğu eve kira ödemediğini ve ekonomik durumunun yerinde olduğunu ileri sürerek aylık 300,00TL yardım nafakasının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı yargılama sırasındaki beyanında; davacının 21 yaşında olduğunu, özel güvenlik olarak çalıştığını, annesi ve abisi ile birlikte yaşadığını, davacının annesine aylık 200,00TL yoksulluk nafakası ödediğini, maaşından kredi nedeniyle ayrıca 180,00TL kesildiğini ve yardım nafakası ödeyecek durumunun olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece; davacının bir kaç ayda bir sağlık kontrolleri gerektiren epilepsi rahatsızlığının çalışmaya engel olmadığı, davacı 21 yaşında olup lise çağının normalde 15-18 yaş arası olduğu, Milli Eğitim Bakanlığının cevabi yazısına göre davacının açık liseye kayıt tarihinin 2008 yılı öğretim dönemi olup bu şartlar altında 6 yıldır lise öğrencisi olduğu, her ne kadar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerine ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre babanın tahsil hayatı devam eden çocuğuna karşı ekonomik sorumluluğu devam etse de, somut olayda dosyaya yansıyan bilgi ve belgelere göre davalı babanın nafaka yükümlülüğünün devam ettiğinin kabulünün mümkün olamayacağı, aksi düşüncenin hakkın kötüye kullanımına imkan tanır nitelikte olduğu, çalışamayacak nitelikte sağlık sorunu olmayan, tahsil hayatını lise seviyesinde ve makul ve kabul edilebilir süre dışında devam ettiren davacının nafaka talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; açık lisede okuyan ve düzenli bir geliri bulunmayan ergin davacı çocuk yararına yardım nafakasına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için, anayasal bir hak olarak eğitim hakkından kısaca bahsedilmesinde ve genel olarak nafaka ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 328. ve 364. maddelerinin açıklanmasında yarar vardır. Bilindiği gibi, bireyin ve toplumun güncel yaşamı ile birlikte gelecekteki gelişimi için eğitim oldukça önemlidir. Toplumların ilerlemesi ve ülkelerin kalkınması ancak o ülkede yaşayan insanların eğitilmesi, onlara yeteneklerine uygun beceriler kazandırılması ile mümkündür. Kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi yine sosyal ve ekonomik yaşantısının devamlılığı için eğitim olanaklarından yararlanması zorunludur. Bu minvalde temel bir insan hakkı olan eğitim hakkı bir dizi uluslararası sözleşmede olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de doğrudan garanti altına alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17/1. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 27/1. maddesinde, herkesin, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğu, 42. maddesinde, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı düzenlenmiş, 58. maddesinde de, devletin gençliği korumak için gerekli tedbirleri alacağı vurgulanmıştır. Somut uyuşmazlığı ilgilendirmesi nedeniyle nafaka hakkında genel bir açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır. Nafaka alacaklılığı, çocuğun bireyselliğinin bir parçasıdır. Hukukumuzda, çocuk kendisini dünyaya getiren ana ve babasından bakım parası isteyebilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Ana ve babanın bu nafaka yükümü sosyal yardım ve dayanışma düşüncesinden kaynaklanır; onların velayet hakkından bağımsızdır (Serozan, R.: Çocuk Hukuku, İstanbul 2005, s. 112 vd.). Öte yandan, aile bireylerinden birinin yoksulluğa düşmüş olması hâlinde, diğerlerinin onun yardımına koşmaları da ahlak kurallarının gereğidir. Fakat bu gereklilik bir hukuk kuralı hâline gelmediği sürece, aile bireylerini yoksulluk içinde bulunan hısımlarına yardım etmeye zorlamak imkânı yoktur. Diğer taraftan, yoksulluğa düşmüş olan bir hısıma yardım etmemek, "aile dayanışması fikrine" aykırı düştüğü gibi, toplumun hak duygusunu da zedeler. İşte, kanun koyucular bütün bu düşüncelerle bir kimseyi, yoksulluğa düşmüş olan hısımlarına yardım etmeye zorlarlar ki, buna nafaka yükümlülüğü denir (Akıntürk, T./Karaman, D.A.: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, II. Cilt, 14. Bası, İstanbul 2012, s. 444 vd.). Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir. Kanun koyucu, bu kapsamda aile bireylerinin ekonomik olarak korunması amacıyla 4721 sayılı TMK’nın 328 ve 364/1. maddelerinde düzenleme yapmıştır. Buna göre, TMK’nın 328. maddesi “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” hükmünü içermekte olup; TMK’nın 364/1. maddesinde ise “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür…” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, kanun koyucu TMK’nın 328/2. maddesinde getirdiği yeni hükümle, eğitime verdiği önemi vurgulamış ve öğrenimlerini başarıyla sürdürmekte olan çalışkan ergin öğrencileri desteklemiş olmaktadır (Akıntürk/Karaman, s. 317). 743 sayılı Medeni Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.03.1963 tarihli ve 2/99-21 sayılı içtihadındaki; “Babanın sosyal durumu bakımından çocuğun okutulmasının gerekmesi halinde iştirak nafakasının çocuğun erginleşmesinden sonra da (okumaya devamı sebebiyle) ödenmesi, Medeni Kanun’un hükümlerindendir. Zira, evlilik birliğinin boşanma ile ortadan kalkmış olması, ana ve babanın çocuğa karşı olan borçlarında bir değişiklik meydana getirmez. Diğer deyimle, ana ve babanın beraber yaşaması halinde nasıl her ikisi beraberce çaba göstererek çocuğu sosyal durumlarına göre okutmakla ödevli idiyseler, boşanmadan sonra dahi bu ödevleri sona ermez” ilkesi, kanun koyucu tarafından TMK’nın 328/2. maddesi hükmüyle yasal kural haline getirilmiştir. Yoksulluğun hukuksal kavramı ise mevzuatımızda tanımlanmamıştır. Belirtmek gerekir ki, yoksulluk ekonomik ve sosyal koşullarla doğrudan ilgilidir. O nedenle, bunu ülkenin ekonomik ve sosyal koşulları altında belirlemek gerekir. Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir (Anayasa m. 17/1). Şu halde, bu temel hakkın tabii sonucu yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek yerinde olur (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 05.05.2004 tarihli ve 2004/3-251 E., 2004/248 K.; 28.02.2007 tarihli ve 2007/3-84 E., 2007/95 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 275 K.; 11.03.2009 tarihli ve 2009/2-73 E., 2009/118 K. ve 10.11.2010 tarihli ve 2010/2-614 E., 2010/597 K. sayılı kararları). Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı, bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir (HGK’nın 12.5.1999 tarihli ve 1999/2-288 E., 1999/294 K. sayılı kararı). Somut olaya gelince; dava tarihi itibariyle davacı çocuk reşit olup, Açık Öğretim Lisesi öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Davalının ise emekli olduğu ve 800,00TL emekli aylığı aldığı anlaşılmaktadır. Davacı kısa süreliğine özel güvenlik görevlisi olarak çalışmışsa da bu çalışması sürekli olmadığı gibi kendisinin ve okulunun giderlerine de yetmemektedir. TMK’nın 328. maddesi ergin çocuğun eğitiminin devam etmesi hâlinde ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde yardımda bulunmalarını bir yükümlülük olarak öngörmüştür. Dolayısıyla davalının eğitimine devam eden ve düzenli bir geliri bulunmayan çocuğuna bir miktar nafaka ödeyebileceği kuşkusuzdur. Yine mahkemenin kabulünün aksine açık öğretim lisesinde okuyor olmak, babanın yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kabul edilemez. Öyleyse baba eğitimine devam eden ve yoksulluğa düşmüş çocuğuna yardım etmek zorundadır. Çocuğun okulunu bitirip, bir işe girmesi, çocuğun yararına olduğu gibi babanın da yararına bulunmaktadır. Şu hâlde, yerel mahkemece davacı yararına hakkaniyete uygun bir miktarda yardım nafakasına hükmolunması gerekirken, nafaka isteminin tümden reddine karar verilmesi doğru değildir. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.11.2019 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Çocuk 18 yaşını doldurduğunda iştirak nafakası otomatik olarak biter mi?

İştirak nafakası kural olarak 18 yaşın doldurulmasıyla sona erer. Bununla birlikte TMK m. 328, çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa ana ve babanın bakım yükümlülüğünün eğitim sona erinceye dek sürdüğünü öngörmektedir. Bu yükümlülüğün somut koşulları her davada ayrıca değerlendirilir.

Yardım Nafakası: Aile Üyeleri Arasındaki Dayanışma Yükümlülüğü

Yardım nafakası, boşanmadan bağımsız bir nafaka türü olup Türk Medeni Kanunu'nun 364. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoy ve altsoy ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşler bakımından bu yükümlülük, nafaka verecek kişinin refah içinde bulunmasına bağlıdır. Kanun koyucu yardım nafakasını kişilerin vicdanına bırakmamış; kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir (TMK m. 364).

TMK m. 364, üstsoy, altsoy ve kardeşler arasındaki nafaka yükümlülüğünü düzenlemekte; aynı maddenin son fıkrası uyarınca eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Bu düzenleme çerçevesinde eşlerin nafaka yükümlülüğü, TMK m. 364 yerine bu konudaki özel hükümler kapsamında değerlendirilmektedir.

Ana ve babanın nafaka yükümü, sosyal yardım ve dayanışma düşüncesinden kaynaklanır; velayet hakkından bağımsız bir yükümlülüktür. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması, yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kanunda düzenlenmemiştir (TMK m. 364).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1627, K. 2015/1020Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/1627 E.  ,  2015/1020 K.REŞİT ÇOCUĞA NAFAKA BAĞLANMASIYARDIM NAFAKASI İSTEMİMESLEK YÜKSEK OKULUNDAN MEZUN OLAN ÇOCUĞUN YARDIM NAFAKASI ALABİLMESİBABANIN ÇOCUĞA YARDIM ETME ZORUNLULUĞUTÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 328TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 364 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “yardım nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karaman Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.03.2012 gün ve E:2011/885, K:2012/259 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 03.10.2012 gün ve E:2012/14729, K:2012/20641 sayılı ilamı ile; (…Davacı dava dilekçesi ile; öz babası olan davalıdan, boşanma davasında lehine hükmedilen 100 TL iştirak nafakasının, 18 yaşını doldurması ve halen eğitim hayatının devam ediyor olması nedeniyle, aylık 500 TL'ye artırılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı, davacının halen üniversite mezunu ve meslek sahibi olduğundan başkasının yardımına ihtiyaç duymayacağını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, bir yüksekokul bitirmiş 23 yaşlarındaki halen çalıştığı da anlaşılan erkek çocuğun açıköğretimde öğrenci olduğundan bahisle babasından yardım nafakası istemesinin yasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. TMK. 328/2 ve 364/1. maddelerine göre, şayet çocuk reşit olduğu halde eğitimine devam ediyorsa eğitimi sona erinceye kadar ana ve babanın bakım borcu devam eder. Bu durumda çocuk ana ve babaya karşı yardım nafakası davası açabilir. Dosyadaki delillere göre, davacı her ne kadar Adnan Menderes Üniversitesi Karacasu Memnune İnci Meslek Yüksekokulu mezunu olsa da dava tarihi itibariyle halen Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde 3. sınıf öğrenci olup, sabit bir yerde çalışmamakta ve düzenli bir geliri bulunmamaktadır. Davalı babanın ise adliyede memur olduğu yaklaşık 1500 TL maaşının bulunduğu anlaşılmıştır. Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre açıköğretim fakültesinde eğitim görmek yardım nafakasına mani değildir. Davacının düzenli bir geliri bulunmamaktadır. Günün ekonomik koşulları ve ülkedeki ekonomik yapı da nazara alındığında davacının eğitimini bir an önce tamamlaması kendi menfaatinedir. Ayrıca davacının çalışarak eğitim hayatını beraber götürmesini beklemek eğitim hayatını zora sokacaktır. Olayları izah taraflara, hukuki niteleme hakime ait bir görevdir. Somut olayda, davacının iştirak nafakasının artırımı yönündeki talebi TMK. 328/2 ve 364/1. maddesi kapsamında yardım nafakası talebini içermektedir. Mahkemece; davacı yararına hakkaniyete uygun bir miktarda yardım nafakasına hükmolunması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 328/2 ve 364/1. maddeleri kapsamında yardım nafakası istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacının temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı nedenlerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki gerekçelerine ilave olarak, “…davacının şu anda nişanlı olduğu, düğünlerde piyanistlik yaptığı, aylık 300 TL gelirinin olduğu, davalının oğlu reşit olduktan sonra 53 ay iştirak nafakasını kendi isteğiyle ödediği, daha sonra bu nafakaları geri istediği, bunun üzerine davacının eldeki davayı açarak iştirak nafakasının arttırılmasını talep ettiği, davacının açık öğretim fakültesine kayıtlı olduğu ikinci okulu olduğu, halen 24 yaşında olan davacının sağlık bakımından çalışmasına engel bir durumunun bulunmadığı, davacının halen adliyede yazı işleri müdürü olarak çalışan annesi ile birlikte yaşadığı, evlenme hazırlığı içinde olan davacının açık öğretim eğitim giderlerini karşılamaya yetmeyecek düzeyde olduğunun kabulünün mümkün bulunmadığı, düzenli ve yeterli bir gelirinin bulunduğunun anlaşıldığı, Yargıtay kararları incelendiğinde nafaka talep eden kişilerin işsiz olup eğitim gördükleri açık öğretim fakültesinin ilk yükseköğretim kurumu olduğu, davalı baba açısından eğitim giderlerine katılma yönünden makul sürenin geçmiş olduğu, bu haliyle davacının açık öğretimde öğrenci olduğundan bahisle babasından yardım nafakası istemesinin TMK.nun 2 ve 4. maddesinde düzenlenen dürüstlük ve hakkaniyet kurallarına aykırılık teşkil ettiği, TMK.nun 365.maddesinin 3.fıkrası hükmüne göre nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hakimin, onların nafaka yükümlülüğünü kaldırabileceği, davanın yasal koşullarının oluşmadığı…” gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üniversitede okuyan ve düzenli bir geliri bulunmayan ergin davacı çocuk yararına yardım nafakası takdiri gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Somut uyuşmazlığı ilgilendirmesi nedeniyle nafaka hakkında genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır: Nafaka alacaklılığı, çocuğun bireyselliğinin bir parçasıdır. Hukukumuzda, çocuk kendisini dünyaya getiren ana ve babasından bakım parası isteyebilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Ana ve babanın bu nafaka yükümü sosyal yardım ve dayanışma düşüncesinden kaynaklanır; onların velayet hakkından bağımsızdır (Rona, Serozan: Çocuk Hukuku, İstanbul 2005, s.112 vd.). Öte yandan, aile bireylerinden birinin yoksulluğa düşmüş olması halinde, diğerlerinin onun yardımına koşmaları da ahlak kurallarının gereğidir. Fakat bu gereklilik bir hukuk kuralı haline gelmediği sürece, aile bireylerini yoksulluk içinde bulunan hısımlarına yardım etmeye zorlamak imkanı yoktur. Diğer taraftan, yoksulluğa düşmüş olan bir hısıma yardım etmemek, "aile dayanışması fikrine" aykırı düştüğü gibi, toplumun hak duygusunu da zedeler. İşte, kanun koyucular bütün bu düşüncelerle bir kimseyi, yoksulluğa düşmüş olan hısımlarına yardım etmeye zorlarlar ki, buna nafaka yükümlülüğü denir (Turgut Akıntürk/Derya Ateş Karaman:Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, II.Cilt, 14.Bası, İstanbul 2012, s.444 vd.). Öte yandan, 1982 Anayasasının 17/1.maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; 27/1.maddesinde ise, herkesin, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Bunun yanında, Anayasanın 41.maddesinde Devletin çocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiş; 42.maddesinde ise, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı düzenlenmiş; 58.maddesinde de, Devletin gençliği korumak için gerekli tedbirleri alacağı vurgulanmıştır. Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir. Kanun koyucu, bu kapsamda aile bireylerinin ekonomik olarak korunması amacıyla 4721 sayılı TMK’nun 328 ve 364/1. maddelerinde düzenleme yapmıştır. Buna göre, TMK’nun 328.maddesi “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” Hükmünü içermekte olup; TMK’nun 364/1.maddesinde ise “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.” Düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, kanun koyucu TMK’nun 328/2. maddesinde getirdiği yeni hükümle, eğitime verdiği önemi vurgulamış ve öğrenimlerini başarıyla sürdürmekte olan çalışkan ergin öğrencileri desteklemiş olmaktadır (Turgut Akıntürk/Derya Ateş Karaman:age., s.317). 743 sayılı Medeni Kanununun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.03.1963 gün ve 2/99-21 sayılı içtihadındaki; “Babanın sosyal durumu bakımından çocuğun okutulmasının gerekmesi halinde iştirak nafakasının çocuğun erginleşmesinden sonra da (okumaya devamı sebebiyle) ödenmesi, Medeni Kanunun hükümlerindendir. Zira, evlilik birliğinin boşanma ile ortadan kalkmış olması, ana ve babanın çocuğa karşı olan borçlarında bir değişiklik meydana getirmez. Diğer deyimle, ana ve babanın beraber yaşaması halinde nasıl her ikisi beraberce çaba göstererek çocuğu sosyal durumlarına göre okutmakla ödevli idiyseler, boşanmadan sonra dahi bu ödevleri sona ermez” ilkesi, kanun koyucu tarafından TMK. m.328/2. hükmüyle yasal kural haline getirilmiştir. Yoksulluğun hukuksal kavramı ise mevzuatımızda tanımlanmamıştır. Belirtmek gerekir ki, yoksulluk ekonomik ve sosyal koşullarla doğrudan ilgilidir. O nedenle, bunu ülkenin ekonomik ve sosyal koşulları altında belirlemek gerekir. Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir (Anayasa m.17/1). Şu halde, bu temel hakkın tabii sonucu yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek yerinde olur (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 gün ve E:1998/2-656, K:1998/688; 05.05.2004 gün ve E:2004/3-251, K:2004/248; 28.02.2007 gün ve E:2007/3-84, K:2007/95; 16.05.2007 gün ve E:2007/2-275, K:275; 11.03.2009 gün ve E:2009/2-73, K:2009/118; 10.11.2010 gün ve E:2010/2-614, K:2010/597 sayılı ilamları). Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı, bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir (HGK’nun 12.5.1999 gün ve E:1999/2-288, K:1999/294 sayılı ilamı). Dolayısıyla, açıköğretim fakültesinde okuyor olmak, babanın yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kabul edilemez. Somut olaya gelince; dava tarihi itibariyle davacı çocuk reşit olup, iki yıllık meslek yüksek okulu mezunudur. Aynı zamanda, eğitimini 4 yıllık bir fakültede tamamlamak isteyerek, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesine de kayıt yaptırmıştır. Davanın açıldığı tarihte de 3. sınıf öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Meslek yüksek okulundan mezun olmakla birlikte, mesleğine uygun bir iş bulamamış; özel yeteneği nedeniyle düğünlerde müzik aleti kullanarak, cüzi bir miktar para kazanmaktadır. Kazandığı para, ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi, okulunun harç ve giderlerine de yetmemektedir. Bu durumda, davacı çocuğun davalı babanın yardımına ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, baba yoksulluğa düşmüş çocuğuna yardım etmek zorundadır. Çocuğun okulunu bitirip, bir işe girmesi, çocuğun yararına olduğu gibi, babanın da yararına bulunmaktadır. Şu halde, yerel mahkemece davacı yararına hakkaniyete uygun bir miktarda yardım nafakasına hükmolunması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davacı çocuğun nafaka isteminin tümden reddine karar verilmesi doğru değildir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede azınlıkta kalan bir kısım üyeler, yerel mahkeme direnme kararının gerekçeleri itibariyle doğru olduğu, bu nedenle onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; yukarıda belirtilen gerekçelerle bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ:Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 13.03.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Ergin ve Eğitimine Devam Eden Çocuğun Yardım Nafakası Talebi

İştirak nafakası çocuğun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erse de eğitimi süren ergin çocuğun durumu ayrıca değerlendirilmektedir. TMK m. 328/2, ergin olduğu halde eğitimine devam eden çocuk için ana ve babanın bakım yükümlülüğünün eğitim sona erinceye dek devam edeceğini düzenlemektedir. TMK m. 364/1 ise herkesin yoksulluğa düşecek olan altsoyuna nafaka vermekle yükümlü olduğunu öngörmektedir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, ergin ve eğitimine devam eden çocuğun kendi adına ana ve babasına karşı yardım nafakası davası açabileceği kabul edilmektedir.

Boşanma, ana ve babanın çocuğa karşı bakım ve eğitim yükümlülüğünü sona erdirmez. Evlilik birliğinin boşanmayla ortadan kalkması, ana ve babanın çocuğa karşı olan borçlarını etkilemez; her ikisinin birlikte yerine getirdiği bu ödev boşanmadan sonra da sürer.

Yardım nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka alacaklısının yoksulluğa düşmüş olması gerekir. Yoksulluk; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmama hali olarak değerlendirilmektedir. Bu kavramın tanımı kanunda yer almamakta; ekonomik ve sosyal koşullara göre belirlenmektedir.

Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı bir kural ve karine olarak kabul edilmektedir. Açık öğretim fakültesinde ya da açık öğretim lisesinde okuyor olmak, nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep sayılmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2013/1627, K. 2015/1020; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/959, K. 2019/1131; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/1012, K. 2019/1145).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1012, K. 2019/1145Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1012 E.  ,  2019/1145 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “yardım nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 4. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 03.07.2015 tarihli ve 2014/1290 E., 2015/948 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25.01.2016 tarihli ve 2015/16684 E., 2016/637 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkilinin babası olduğunu, davacının Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Radyo Televizyon Programcılığı Bölümü öğrencisi olduğunu, ayrıca Karaca Dil Eğitim Merkezine devam ettiğini, davacının hiç bir gelirinin bulunmadığını, bu nedenle davacı lehine aylık 1000,00 TL yardım nafakasının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacının devam mecburiyeti olmayan bir okulda öğrenci olup, çalışmaya engel bir halinin olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. TMK.nun 328/1.maddesinde; “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.” Aynı yasanın 2.fıkrasında ise, “Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” hükmü mevcut bulunmaktadır. TMK.nun 364.maddesine göre; "Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür." Aynı Kanunun 365/2.maddesinde de; "Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir." düzenlemesi yer almıştır. Hukuk Genel Kurulunun 7.10.1998 gün ve 1998/656-688 sayılı ilamında da; "…yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların…" yoksul kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup, ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenlerle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir. Okumakta olan kişi kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürmekten yoksun ise, ana babasından öğrenimini tamamlayıncaya kadar yardım nafakası isteyebilir. Ne var ki, bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca; somut olayda, davalının Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde memur olup aylık 2600 TL maaşı olduğu, davacının ise Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Radyo Televizyon Programcılığı Bölüm öğrencisi olduğu, davacının geçinmesi için yeterli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı olacak şekilde Medeni Kanun'un 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek, bir miktar yardım nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde istemin tümden reddi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, eğitimin devamı nedeniyle yardım nafakası istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin açık öğretim fakültesinde okuyup aynı zamanda üniversite sınavlarına hazırlanmak üzere bir eğitim merkezine kaydolduğunu, bu koşullarda ayrıca bir işte çalışmasının mümkün olmadığını, davalı babanın da maddi durumunun yerinde olduğunu belirterek her yıl %20 oranında artış yapılmak üzere aylık 1.000,00TL yardım nafakası talebinde bulunmuştur. Davalı vekili; davacının devam zorunluluğu bulunmayan bir fakültede öğrenci olduğunu, hem okuyup hem çalışmasının mümkün olduğunu, çalışmasına engel sağlık probleminin de bulunmadığını, müvekkilinin evli olup hâlihazırda bakmakla yükümlü olduğu bir ailesinin bulunduğunu, sosyal ve ekonomik durumunun da elverişli olmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece; 21 yaşında olan, kendi anlatımına göre önceden bir yıl süreyle bir işte çalışıp ayrılan davacının aylık geliri 3.000,00TL olan annesiyle birlikte oturduğu, devam mecburiyeti olmayan bir okulda öğrenci olduğu, çalışmaya ve gelir elde etmeye bir engelinin bulunmadığı, davalının sosyal ve ekonomik durumu ile yaşam koşulları da göz önüne alındığında davacıya yardım nafakası bağlanması için koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece; davacının devam mecburiyeti olmayan açık öğretim programına ve eğitim merkezine kayıtlı olduğu, daha önce belli bir süre bir işte çalışıp ayrıldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle 20 yaşında olduğu, davalının ise Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde teknisyen olarak görev yaptığı ve aylık 2.582,00TL gelir elde ettiği, maaşının dışında hiçbir gelirinin bulunmadığı, boşanma dosyasından kalan üç adet icra borcunun bulunduğu, birinci sıradaki icra borcunun 15/01/2013 tarihinden itibaren maaşından kesilmeye devam ettiği, diğer borçlarının bir önceki icra borcuna göre sırada beklediği yine davalının boşandıktan sonra yeniden evlilik yapıp yeni bir ev geçindirme yükümlülüğü altına girdiği, daha önce bir süre çalışmış olan davacının yeniden çalışmasına mani bir durumunun bulunmadığı, birlikte kaldığı annesinin davalıdan daha fazla gelir elde ettiğini belirterek davacının devam mecburiyeti olmayan birkaç yere kaydını yaptırmış olmasına dayalı olarak davalıyı zaruret altında bırakacak şekilde aleyhine nafakaya hükmedilmesinin hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmayacağı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, üniversitede okuyan ve düzenli bir geliri bulunmayan davacı yararına yardım nafakası takdiri gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için, anayasal bir hak olarak eğitim hakkından kısaca bahsedilecek ve genel olarak nafaka ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 328. ve 364. maddeleri ele alınacaktır. Bilindiği gibi, bireyin ve toplumun güncel yaşamı ile birlikte gelecekteki gelişimi için eğitim oldukça önemlidir. Toplumların ilerlemesi ve ülkelerin kalkınması ancak o ülkede yaşayan insanların eğitilmesi, onlara yeteneklerine uygun beceriler kazandırılması ile mümkündür. Kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi yine sosyal ve ekonomik yaşantısının devamlılığı için eğitim olanaklarından yararlanması zorunludur. Bu minvalde temel bir insan hakkı olan eğitim hakkı bir dizi uluslararası sözleşmede olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de doğrudan garanti altına alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17/1. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 27/1. maddesinde, herkesin, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğu, 42. maddesinde, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı düzenlenmiş, 58. maddesinde de, devletin gençliği korumak için gerekli tedbirleri alacağı vurgulanmıştır. Nafaka alacaklılığı, çocuğun bireyselliğinin bir parçasıdır. Hukukumuzda, çocuk kendisini dünyaya getiren ana ve babasından bakım parası isteyebilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Ana ve babanın bu nafaka yükümü sosyal yardım ve dayanışma düşüncesinden kaynaklanır; onların velâyet hakkından bağımsızdır (Serozan, R.: Çocuk Hukuku, İstanbul 2005, s.112 vd.). Öte yandan, aile bireylerinden birinin yoksulluğa düşmüş olması hâlinde, diğerlerinin onun yardımına koşmaları da ahlak kurallarının gereğidir. Fakat bu gereklilik bir hukuk kuralı hâline gelmediği sürece, aile bireylerini yoksulluk içinde bulunan hısımlarına yardım etmeye zorlamak imkânı yoktur. Diğer taraftan, yoksulluğa düşmüş olan bir hısıma yardım etmemek, "aile dayanışması fikrine" aykırı düştüğü gibi, toplumun hak duygusunu da zedeler. İşte, kanun koyucular bütün bu düşüncelerle bir kimseyi, yoksulluğa düşmüş olan hısımlarına yardım etmeye zorlarlar ki, buna nafaka yükümlülüğü denir (Akıntürk, T. / Ateş Karaman, D.: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, II.Cilt, 14. Bası, İstanbul 2012, s.444 vd. ). Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir. Kanun koyucu, bu kapsamda aile bireylerinin ekonomik olarak korunması amacıyla 4721 sayılı TMK’nun 328 ve 364/1. maddelerinde düzenleme yapmıştır. Buna göre, TMK’nun 328.maddesi “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” hükmünü içermekte olup TMK’nun 364/1. maddesinde ise “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, kanun koyucu TMK’nun 328/2. maddesinde getirdiği yeni hükümle, eğitime verdiği önemi vurgulamış ve öğrenimlerini başarıyla sürdürmekte olan çalışkan ergin öğrencileri desteklemiş olmaktadır (Akıntürk/ Ateş Karaman, s.317). 743 sayılı Medeni Kanunun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.03.1963 tarih ve 2/99-21 sayılı içtihadındaki; “Babanın sosyal durumu bakımından çocuğun okutulmasının gerekmesi halinde iştirak nafakasının çocuğun erginleşmesinden sonra da (okumaya devamı sebebiyle) ödenmesi, Medeni Kanunun hükümlerindendir. Zira, evlilik birliğinin boşanma ile ortadan kalkmış olması, ana ve babanın çocuğa karşı olan borçlarında bir değişiklik meydana getirmez. Diğer deyimle, ana ve babanın beraber yaşaması hâlinde nasıl her ikisi beraberce çaba göstererek çocuğu sosyal durumlarına göre okutmakla ödevli idiyseler, boşanmadan sonra dahi bu ödevleri sona ermez.” ilkesi, kanun koyucu tarafından TMK’nın m. 328/2. hükmüyle yasal kural hâline getirilmiştir. Yoksulluğun hukuksal kavramı ise mevzuatımızda tanımlanmamıştır. Belirtmek gerekir ki, yoksulluk ekonomik ve sosyal koşullarla doğrudan ilgilidir. O nedenle, bunu ülkenin ekonomik ve sosyal koşulları altında belirlemek gerekir. Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir (T.C. Anayasası m.17/1). Şu hâlde, bu temel hakkın tabii sonucu olan yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek yerinde olur (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve E:1998/2-656, K:1998/688; 05.05.2004 tarih ve E:2004/3-251, K:2004/248; 28.02.2007 tarih ve E:2007/3-84, K:2007/95; 16.05.2007 tarih ve E:2007/2-275, K:275; 11.03.2009 tarih ve E:2009/2-73, K:2009/118; 10.11.2010 tarih ve E:2010/2-614, K:2010/597 sayılı ilamları). Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı, bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir (HGK’nın 12.5.1999 gün ve E:1999/2-288, K:1999/294 sayılı ilamı). Somut olaya gelince; dava tarihi itibariyle davacı çocuk reşit olup, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Radyo ve TV Programcılığı Bölümü öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Davalının ise Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde teknisyen olarak çalıştığı ve Kurumun 31.12.2014 tarihli yazısı ile ekinde yer alan maaş bordrosundan aylık 2.582,11TL gelirinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece direnme kararında davalı babanın maaşı üzerinde üç ayrı icra takibi bulunduğu ve annenin gelirinin davalı babadan daha fazla olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, TMK’nın 328. maddesi ergin çocuğun eğitiminin devam etmesi hâlinde ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde yardımda bulunmalarını bir yükümlülük olarak öngörmüştür. Davacı 3.000TL geliri olan annesiyle birlikte aynı evde yaşaması nedeniyle annesinden de yardım aldığının kabulü gerekir. Davalı babanın maaşından yapılan kesinti ile birlikte dahi aylık gelirinin yaklaşık 2.000,00TL olduğu dolayısıyla eğitimine devam eden ve düzenli bir geliri bulunmayan çocuğuna bir miktar nafaka ödeyebileceği kuşkusuzdur. Yine mahkemenin kabulünün aksine açık öğretim fakültesinde okuyor olmak, babanın yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kabul edilemez. Öyleyse baba eğitimine devam eden ve yoksulluğa düşmüş çocuğuna yardım etmek zorundadır. Çocuğun okulunu bitirip, bir işe girmesi, çocuğun yararına olduğu gibi babanın da yararına bulunmaktadır. Şu hâlde, mahkemece davacı yararına hakkaniyete uygun bir miktarda yardım nafakasına hükmolunması gerekirken, nafaka isteminin tümden reddine karar verilmesi doğru değildir. Öyleyse, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır. Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında dava tarihi 22.09.2014 olmasına rağmen 04.04.2016 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahalinde düzeltilebilir maddi hata niteliği taşıdığından bozma nedeni yapılmamıştır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 07.11.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Yardım nafakası davası, yalnızca baba ya da anne değil; nafakaya katılma yükümlülüğü bulunan ebeveynlerin her ikisine karşı da açılabilir. Nafaka miktarı belirlenirken hakkaniyetin gözetilmesi ve davacının geçinmesi için gerekli, karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım istenilebileceği ilkesi esas alınır (TMK m. 4, TMK m. 365/2). Öte yandan nafaka yükümlüsünün geçim sıkıntısına düşürülmemesi de temel bir ilke olarak benimsenmektedir.

Çocuğun öğrenimini tamamlayıp bir işe girmesi hem çocuğun yararına hem de nafaka yükümlüsünün yararınadır; bu yönüyle yardım nafakası, eğitimin tamamlanmasına katkı sağlayan bir işlev üstlenmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2013/1627, K. 2015/1020).

Yardım nafakası ile yoksulluk nafakası arasındaki fark nedir?

Yoksulluk nafakası, boşanan eşler arasında ve TMK m. 175 koşullarında talep edilir; boşanmayla doğrudan bağlantılıdır ve kusur karşılaştırması yapılır. Yardım nafakası ise boşanmadan bağımsız olup TMK m. 364 kapsamında üstsoy, altsoy ve kardeşler arasında yoksulluğa düşme riski karşısında gündeme gelir. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler yardım nafakası düzenlemesinin kapsamı dışında saklı tutulmaktadır.

Ergin çocuk nafaka için kendi adına dava açabilir mi?

Evet. TMK m. 328/2 ve m. 364/1 birlikte değerlendirildiğinde, ergin olduğu halde eğitimine devam eden ve yoksulluğa düşecek olan çocuğun kendi adına ana ve babasına karşı yardım nafakası davası açabileceği kabul edilmektedir. Bu durumda iştirak nafakası değil, yardım nafakası talep edilir.

Nafaka Kararlarının İcrası ve Tazyik Hapsi

Nafakaya ilişkin mahkeme kararlarının gereğini yerine getirmeyen borçlu hakkında, alacaklının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Bu yaptırım İcra ve İflas Kanunu'nun 344. maddesinde düzenlenmiştir. Hapsin uygulanmaya başlanmasından sonra borçlu kararın gereğini yerine getirirse tahliye edilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 344Kaynağı aç
Madde 344 – (Değişik: 31/5/2005-5358/15 md.) Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir. Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir. Hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği:

Borçlunun nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir (İİK m. 344).

Nafaka ödenmezse ne olur?

Nafaka kararına uymayan borçlu hakkında alacaklının şikayetiyle üç aya kadar tazyik hapsi uygulanır (İİK m. 344). Hapsin uygulanması sırasında borçlunun yükümlülüğünü yerine getirmesi halinde tahliye mümkündür. Borçlunun nafakanın kaldırılması veya azaltılması için dava açmış olması, belirli koşullar altında tazyik hapsinin davanın sonuna ertelenmesine yol açabilir.

Nafaka türleri arasındaki en temel fark nedir?

Tedbir nafakası, davanın devamı süresince geçerlidir; hâkim, TMK m. 169 uyarınca geçici önlemleri re'sen alma göreviyle donatılmıştır. Yoksulluk nafakası boşanma sonrasında yoksulluğa düşecek eş için talep edilir ve kusur karşılaştırması yapılır. İştirak nafakası, velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılım yükümlülüğünü kapsar; çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararı esas tutulur. Yardım nafakası ise boşanmadan bağımsız olup üstsoy, altsoy ve kardeşler arasında yoksulluğa düşme riski karşısında gündeme gelir; eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler bu düzenlemenin kapsamı dışında saklı tutulmaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu