Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, bir taşınmaz üzerindeki yapı, tesis veya dikili ağacın arazi malikinden başka birine ait olduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesini amaçlayan, kendine özgü bir tespit davasıdır. Bu dava türünde hükmün icra ve infaz kabiliyeti bulunmaz; bu nedenle dava, uygulama alanı bakımından sınırlıdır ve ancak belirli koşulların bir arada bulunması hâlinde açılabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1854, K. 2019/1096Kaynağı aç
Muhdesat nedir
Eşya hukuku anlamında muhdesattan, bir arazi üzerindeki kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez; muhdesat sahibinin hakkı yalnızca şahsi bir haktır. Bu nitelendirme Türk Medeni Kanunu'nun 722. ve 729. maddelerine ve Yargıtay'ın yerleşik içtihadına dayanmaktadır. Aynı kanunun 684. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur; bütünleyici parça ise yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça ya da yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar; bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/12618, K. 2016/13118Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 684Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 718Kaynağı aç
Yapıda kullanılan malzeme ve bütünleyici parça kuralı
Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası hâline gelir. Türk Medeni Kanunu'nun 722. maddesinin birinci fıkrasından doğan bu sonuç, rızanın bulunup bulunmadığından bağımsız olarak uygulanır. Malzemenin bütünleyici parça sayılması, belirli koşullarda sökülmesini talep etme imkânını ortadan kaldırmaz: sahibinin rızası olmaksızın kullanılan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp verilmesini isteyebilir; aynı koşullar altında arazinin maliki de rızası olmaksızın yapıda kullanılan malzemenin gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 722Kaynağı aç
Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir; bu hüküm hâkime takdir yetkisi tanır. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse ise hâkimin hükmedeceği miktar, malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir; bu sınır da kanunun kullandığı geçmeyebilir ifadesiyle kayıtlıdır. Fidanlar bakımından ise başkasının fidanının bir araziye dikilmesi hâlinde, başkasının malzemesiyle yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler kıyasen uygulanır; ancak ağaçlar ve ormanlar üst hakkına konu olamaz.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 723Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 729Kaynağı aç
Kural: arz malikinden başkasına aidiyet tespiti istenemez
Muhdesatın, arazi malikinden başka birine ait olduğunun tespiti kural olarak istenemez. Bu kural, Türk Medeni Kanunu'nun 684. ve 718. maddelerindeki arazi mülkiyeti kapsamına ilişkin hükümlerden kaynaklanmaktadır. Muhdesatın şahsi hak niteliği taşıması ve tespit hükmünün icra kabiliyeti bulunmaması da bu kuralı pekiştirir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi de birden fazla kararında aynı ilkeyi benimsemiş; kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespitinin istenemeyeceğini, yalnızca güncel hukuki yararın varlığı hâlinde istisnai olarak kabul edilebileceğini belirlemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/19267, K. 2015/22213Kaynağı aç
İstisna: Güncel hukuki yararın bulunduğu haller
Tespit davası açılabilmesi için Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması zorunludur; bu aynı zamanda 114. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamında bir dava şartıdır. Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasında güncel hukuki yararın sayılabilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: davacının hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde ve zarara yol açabilir nitelikte bulunmalı; yalnızca kesin hüküm etkisi doğuran tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası ile istenen hukuki koruma başka bir dava türüyle sağlanabiliyorsa tespit davası açmakta hukuki yararın bulunmadığı görüşü uygulamada yer bulmuş olmakla birlikte bu önerme tartışmalıdır; HMK m. 107 gerekçesi ve bir kısım yargı görüşü, eda davası açılabildiği hâllerde de tespit davasının önünün açık olduğunu savunmaktadır.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 106Kaynağı aç
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 114Kaynağı aç
Yargıtay içtihadı, istisnai olarak güncel hukuki yararın kabul edildiği durumları somutlaştırmaktadır. Taşınmaz hakkında derdest bir ortaklığın giderilmesi davası bulunması, kentsel dönüşüm uygulamasına konu olunması ya da kamulaştırma işlemiyle karşılaşılması bu durumların başında yer almaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, taraflar arasında derdest ortaklığın giderilmesi davası olması nedeniyle güncel hukuki yararın mevcut olduğunu saptadığı bir dosyada muhdesatın tespiti davasını kabul etmiştir. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu istisnai halleri genel kural olarak saydıktan sonra somut koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca değerlendirdiği görülmektedir; bu nedenle sayılan hâllerin varlığı tek başına güncel hukuki yarar için kesin bir güvence oluşturmamaktadır.
Ortaklığın giderilmesi davasının varlığı, somut koşullara göre değişen bir etkendir. Ortaklığın giderilmesi davasının yalnızca aynen taksime ilişkin olduğu ve satışın istenmediği bir durumda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, muhdesatın tespiti davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığını belirlemiştir. Aynı daire, taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davası bulunmayan, kamulaştırma iddiası veya belgesi de olmayan ve taşınmazın tam hisseyle davalı adına kayıtlı olduğu bir davada da davacının hukuki yararının gerçekleşmediğine hükmetmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/15455, K. 2015/23147Kaynağı aç
Davanın konusu ve hükmün içeriği
Tespit davası bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesine yönelik olup maddi vakıalar tek başlarına bu davanın konusunu oluşturamaz. Muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarında, güncel hukuki yararın varlığı ve iddianın ispatlanması hâlinde kurulacak hüküm belirli bir içerikte olmak zorundadır: mahkeme, muhdesatın mülkiyetinin aidiyeti ve tapunun beyanlar sütununa tescili istemini reddetmeli; yalnızca muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar vermelidir. Muhdesatın mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi hukuka aykırı sonuç doğurur.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/12010, K. 2016/16627Kaynağı aç
Muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti ve tapunun beyanlar sütununa tescili istemi, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, muhdesatı meydana getirenin tespiti istemini de kapsar; bu nedenle talep aşımı olmaksızın daha dar kapsam içinde karar kurulabilir. Beyanlar sütununa şerh verilebilecek haller kanunla belirlenmiş olup muhdesatın tespiti bu hallerin hiçbirine uymamaktadır.
Davada araştırılacak olgular
Mahkemece araştırılması gereken temel husus; muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır. Bu soruların yanıtı, muhdesatın davacı tarafından mı yoksa başkası tarafından mı meydana getirildiğini ortaya koyar.
Beyanlar hanesi ve kadastro
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesi, taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibinin, cinsinin, ihdas tarihinin ve iktisap sebebinin belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceğini düzenler. Bu hüküm kadastro tespiti aşamasına özgüdür; muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının şartlarını ya da sonuçlarını doğrudan belirlemez. Aynı madde metninde on yıllık hak düşürücü süreye ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyit ile sınırlı ayni haklar saklı tutulur; eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetler kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirilir.
3402 sayılı KADASTRO KANUNU m. 19Kaynağı aç
3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasındaki on yıllık hak düşürücü sürenin muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarına uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Bu konuda verilen bir kararda, dayanağın kadastro tespitinden sonraki bir nedene dayandığı durumda söz konusu hak düşürücü sürenin geçtiğinin söylenemeyeceği belirtilmiştir; ancak bu değerlendirme farklı bir kadastro bağlamında yapılmış olup muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarına genel bir kural olarak benimsenmesi için temkinli yaklaşmak gerekir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2021/14876, K. 2022/850Kaynağı aç
Dava şartları ve usule ilişkin kurallar
Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir. Dava şartı noksanlığı tespit edilirse dava usulden reddedilir. Noksanlık giderilebiliyorsa mahkeme önce kesin süre verir; bu süre içinde noksanlık giderilmezse dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Bununla birlikte, dava şartı noksanlığı davanın esasına girilmeden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve hüküm anında giderilmiş olmasına karşın başlangıçtaki noksanlık gerekçesiyle davanın usulden reddedilmesi mümkün değildir; bu istisna yalnızca noksanlığın hüküm anında fiilen giderilmiş olduğu hâle özgüdür.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
Kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderleri, aleyhine hüküm verilen taraftan alınır. İki taraf kısmen haklı çıkarsa giderler haklılık oranına göre paylaştırılır.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 326Kaynağı aç
Ortaklığın giderilmesinde muhdesatın satış bedeline yansıması
Satış yoluyla ortaklığın giderilmesi istenen taşınmaz üzerinde muhdesat bulunduğunda, muhdesat arazinin bütünleyici parçası sayıldığından arzla birlikte satışa konu edilir. Satış bedelinin arz ile muhdesat oranına göre ayrıştırılarak dağıtılabilmesi için tapuda aidiyet şerhi bulunması veya tüm paydaşların ittifak etmesi gerektiği yönünde Yargıtay içtihadı bulunmaktadır. Aynı içtihat, muhdesat oranının yanlış tespit edilmesinin bozma nedeni oluşturabileceğini; ancak muhdesat sahibi olmayan taraflarca temyize taşınmadığı bir durumda aleyhe bozma yasağı ilkesinin gözetilmesinin gerektiğini ortaya koymaktadır.
Muhdesatın tespiti davası her zaman açılabilir mi?
Hayır. Kural olarak muhdesatın arazi malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Bu davanın açılabilmesi için davacının güncel hukuki yararının bulunması zorunludur. Güncel hukuki yarar istisnai durumlarda kabul edilmektedir: taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunması, kentsel dönüşüm uygulamasına konu olunması ya da kamulaştırma işlemiyle karşılaşılması bu durumların başında gelmektedir.
Mahkeme nasıl bir hüküm kurar?
Güncel hukuki yararın varlığı ve iddianın ispatlanması hâlinde mahkeme, muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verir. Muhdesatın mülkiyetinin davacıya aidiyeti ile tapunun beyanlar sütununa tescil istemleri ise reddedilir. Yani hükmün içeriği mülkiyet tespiti değil, imalat tespiti niteliğindedir.
Ortaklığın giderilmesi davası varlığı hukuki yarar için her zaman yeterli midir?
Hayır. Ortaklığın giderilmesi davasının derdest olması tek başına yeterli sayılmayabilir. Söz konusu davanın yalnızca aynen taksime ilişkin olduğu ve satışın istenmediği durumlarda hukuki yararın bulunmadığı benimsenmiştir. Satış ya da el çektirme ihtimalinin de somut olarak var olması belirleyici görülmektedir.
Muhdesat tapuya şerh olarak işlenebilir mi?
Muhdesat iddiası, tapuya şerh olarak işlenemez. Malikinden başka birine veya paydaşlarından birine ait muhdesat için kadastro aşamasındaki yasal yol, sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesidir. Beyanlar sütununa şerh verilebilecek haller kanunla belirlenmiş olup muhdesatın tespiti bu hallerin hiçbirine uymamaktadır.
Başkasının arazisindeki yapıda malzeme kullanılırsa tazminat istenebilir mi?
Evet. Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, uğranılan zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir; bu sonuç hâkimin takdirine bırakılmıştır. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse ise hükmedilebilecek miktar malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.
Dava şartı eksikse dava hemen usulden mi reddedilir?
Giderilmesi mümkün olan bir dava şartı noksanlığında mahkeme önce kesin süre verir; bu süre içinde noksanlık giderilmezse dava usulden reddedilir. Noksanlık davanın esasına girilmeden fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve hüküm anında giderilmişse ise başlangıçtaki noksanlık gerekçesiyle usulden ret kararı verilemez.
Kadastrodan geçmiş taşınmazlarda on yıllık süre var mı?
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesinde beyanlar hanesine ilişkin on yıllık hak düşürücü süreye dair bir hüküm yer almamaktadır. Aynı kanunun 12. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen on yıllık hak düşürücü sürenin muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarına uygulanıp uygulanamayacağı ise dayanağın kadastro tespitinden önceki mi yoksa sonraki bir nedene mi dayandığına göre farklı değerlendirilebilmekte olup bu konuda temkinli yaklaşmak gerekir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

