Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, bir taşınmaz üzerindeki yapı, tesis veya dikili ağacın arazi malikinden başka birine ait olduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesini amaçlayan, kendine özgü bir tespit davasıdır. Bu dava türünde hükmün icra ve infaz kabiliyeti bulunmaz; bu nedenle dava, uygulama alanı bakımından sınırlıdır ve ancak belirli koşulların bir arada bulunması hâlinde açılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1854, K. 2019/1096Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1854 E.  ,  2019/1096 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki "muhdesatın tespiti " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.02.2013 tarihli ve 2011/36 E., 2013/74 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 03.07.2014 tarihli ve 2013/20277 E., 2014/14100 K. sayılı kararı ile: "…Davacı … vekili, 291 parsel sayılı taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olduğunu, parselin daha önce tarafların annesi Güller Öztürk'ün adına kayıtlı iken 11.11.2010 tarihinde davalıya satış yoluyla devredildiğini, anılan parsel üzerinde bodrum kat ve üzerinde iki kattan ibaret bina bulunduğunu, binanın ikinci yani son katının o dönemdeki malik Güller Öztürk'ün muvafakatiyle davacı tarafından yaptırıldığını ileri sürerek 291 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın bodrum hariç ikinci katının davacı tarafından yaptırıldığının ve davacıya aidiyetinin tespitine, tapuda beyanlar hanesine bu şekilde şerh verilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı …, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile 291 nolu taşınmazın üzerinde yapılan bodrum ve iki kattan ibaret kargir evin sadece ikinci katının davacı … tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Aidiyet tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere ve kural olarak; tespit davalarında tespit davası açanın hukuki yararının varlığı gerekir. 6100 sayılı HMK'nun 106. maddesinin 2. fıkrasında “tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı olması bulunmalıdır.” denilmektedir. Bu nedenle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur. Hal böyle olunca; dava konusu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası açılabilmesine imkan tanıyan HUMK'nun 567 ve Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkan olmadığı gözetildiğinde, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı kuşkusuzdur. Bu durumda Mahkemece, hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir…" gerekçeleriyle hüküm oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, muhdesatın tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili; çekişme konusu Ordu ili Akçatepe mahallesi Karamanlı mevkiinde bulunan 291 parsel sayılı taşınmazın tarafların anneleri adına kayıtlı iken satış yoluyla davalıya devredildiğini, dava konusu taşınmazın anneleri adına kayıtlı olduğu dönemde üzerindeki bodrum kat ve iki kattan ibaret bulunan binanın ikinci katının müvekkili tarafından yaptırıldığını ileri sürerek davaya konu 291 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan bodrum hariç ikinci katının müvekkili tarafından yaptırıldığının ve ona aidiyetinin tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı; davacının dava konusu ettiği muhdesatta hiçbir katkısının olmadığını, binanın annelerinin ve kendisinin emek ve sermayesi ile inşa edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Alper Yağız Akata, Hüseyin Necmi Akata ve … (kendi adına asaleten Eylül Akata'ya velayeten) davaya müdahil olarak katılma talebinde bulunmuşlar, Mahkemece 13.09.2011 tarihli ara karar ile; müdahale talep eden Hüseyin Necmi Akata ve … tarafından usulüne uygun harcı yatırılıp asli müdahale talebinde bulunulmadığı, dava konusu muhdesatın bulunduğu taşınmazın davalı adına kayıtlı olduğu ve katılmak isteyenlerin hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle müdahale taleplerinin reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemece; çekişme konusu taşınmazın üzerinde bulunan binanın ikinci katının davacı tarafından önceki malik olan annesinin bilgisi ve izni dahilinde yaptırıldığı, bu hususun da dosyaya sunulan fotoğraflarla sabit olduğu, ayrıca davacı tanıkları, tanık olarak dinlenen köy sakinleri, her iki tarafın kardeşleri ve en önemlisi evi yapan ustaların da davacının iddiasını doğruladıkları gerekçeleriyle davanın kabulü ile 291 nolu taşınmazın üzerinde yapılan bodrum ve iki kattan ibaret kargir evin sadece ikinci katının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, fen bilirkişisinin 06.12.2011 tarihli raporunun karar eki olarak sayılmasına karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Yerel mahkemece önceki gerekçelere ek olarak, bozma kararında bulunan karşı oy yazısında da belirtildiği üzere davacının bu davayı açarken ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası yoksa da davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu, çünkü davalı ile sürekli bir niza ve çekişme içinde oldukları, bu hususun dosyada bulunan evrak ile de sabit olduğu, davacının ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası açılana kadar bu davayı açamaması hâlinde bir daha bu davayı kanıtlama imkânı olan tanık delilinin ortadan kalkma ihtimaline binaen davayı açmada hukuki yararı olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, çekişme konusu davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan binanın ikinci katı hakkında davacının muhdesatın tespiti davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle hukuk yargılamasının amacı ve hukuki yarar kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Önsözler-Ramazan Arslan, Ankara 2009, s. VII). Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 tarihli ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 tarihli ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, s. 135). Mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönem içinde öğreti ve yargısal kararlar, dava açarken hukuki yararın bulunması gereğini, "dava şartı" olarak kabul etmiştir. Bu şart, "dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri" olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esası hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan "olumlu dava şartları" arasında sayılmaktadır (Aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E., 2011/352 K., 01.02.2012 tarihli ve 2011/10-642 E., 38 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir). 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada hâlen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 297). Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir. Bilindiği üzere mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır. Eda davalarında, bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken; inşai (yenilik doğuran) davalar ile de var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukuki durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar. Tespit davaları ise, bir hakkın veya bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının yahut bir belgenin sahte olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır. Tespit davası, genel olarak 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinde düzenlenmiş olup, bunun dışında tespit davalarını düzenleyen bazı özel kanun hükümleri de bulunmaktadır (Örneğin; TMK m. 26, TTK m. 56/1-a). Tespit davası yolu ile mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilebilir, dolayısıyla konusunu yalnız hak veya hukuki ilişkiler oluşturur. Bir hukuki ilişki için önemli olsalar bile maddi vakıalar (olaylar ve olgular) yalnız başına tespit davasının konusunu oluşturamazlar (HMK m. 106/3). Aynı şekilde, kaybolması veya başvurulma olanağının kalmaması nedeniyle, henüz incelenme zamanı gelmeden başvurulan, bir anlamda güvence altına alınmasını amaçlayan delil tespiti (HMK m. 400-405) ile tespit davasının birbirine karıştırılmaması gereklidir. Nitekim, 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesine ilişkin gerekçesinde "Tespit davaları, uygulamada sıkça müracaat edilen bir dava türüdür. Çoğu kere de bir geçici hukuksal koruma türü olan delil tespiti kurumuyla karıştırılmaktadır. Bu genel tanımlama ile tespit davasının hukukumuzda caiz olduğu ve delil tespitinden tümüyle farklı bir kurum olduğu hususuna, uygulamada duyulan tereddüt giderilmek suretiyle açıklık kazandırılmıştır" şeklindeki açıklamaya yer verilerek, devamında maddi vakıaların tek başına tespiti istenildiği takdirde tespit davasına değil, delil tespiti kurumuna başvurulması gerektiğine işaret edilmiştir. Tespit davalarında davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hak veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, hak veya hukuki ilişkinin varlığı yahut yokluğu tespit davası açılabilmesi için yalnız başına yeterli değildir. Bundan başka, tespit davasının dinlenebilmesi (esasına girilebilmesi için), konusunu oluşturan hak veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının korunmaya değer güncel bir hukuki yararının bulunması gerekir (HMK m. 106/2). Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1) Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (m. 106/2) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davasında; eda davasından ve inşai davadan farklı olarak, davacının böyle bir menfaatinin bulunduğu varsayılmaz. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın, ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkâr ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır (Arslan, R./ Yılmaz, E./ Taşpınar Ayvaz, S.: Medeni Usul Hukuku , Ankara 2017, s.287). Bu doğrultuda, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden birisi ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur (Arslan / Yılmaz/ Taşpınar Ayvaz, s. 296-297). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.05.2013 tarihli ve 2013/22-561 E., 2013/733 K. ile 01.02.2012 tarihli ve 2011/10-642 E., 2012/38 K. sayılı kararı sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Tespit davasının konusunun hak veya hukuki ilişki olması ve davacının tespit davası açmakta güncel hukuki yararının bulunması dava şartıdır (HMK m. 114/1-h). Açılan tespit davasında, bu iki şartın birlikte bulunup bulunmadığı, diğer dava şartlarında olduğu gibi, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekmekte olup, bu şartların bulunmaması hâlinde mahkemece esas hakkında incelemeye girmeden, davayı usulden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekmektedir. Davaya konu uyuşmazlık muhdesatın tespiti istemine ilişkin olup, istemde hukuki yararın bulunup bulunmadığının irdelenmesine gelince; Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (TMK m. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK m. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK m. 722, 724, 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. TMK’nın 1012. maddesi hükmüne göre; malikin rızasıyla, kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamalar, Tapu Sicil Tüzüğünün belirlediği ayrık durumlar ve özel kanun hükümlerinde saklı hâllerde tapu kütüğünün beyanlar hanesine muhdesatla ilgili şerh verilebilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için Türk Medeni Kanunu veya ilgili özel yasalarda bir düzenlemenin bulunması gerekir. Yukarıda ifade edildiği üzere, tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (HMK m. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması, Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün uygulanma imkânının bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığı altında somut olaya gelince; davacı 11.11.2010 tarihinde satış yoluyla davalı adına tescil edilen taşınmaz üzerindeki binanın ikinci katının kendisi tarafından yaptırıldığının ve ona ait olduğunun tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesini istemiştir. Tapu kaydına göre malik olmayan davacının, dava sonucunda elde edeceği kararın, karşılaştığı tehdidi ortadan kaldırmaya elverişli olmadığı, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre eda davasına ilişkin talepte bulunma imkânının mevcut olduğu, aynı zamanda öğretide kabul edilen muhdesatın tespiti davalarının görülebilme şartlarının somut olayda gerçekleşmediği anlaşıldığından davacının muhdesatın tespiti davasını açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, şahsi hak niteliğinde olan muhdesatın davacı tarafından kullanılmasının taşınmazı satın alan davalı tarafından engellenmesi nedeni ile şahsi hakkın varlığının tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesinin istenildiği, şerh verilmesi istemi ile talebin edayı da kapsadığı, bu konuda karar verilmemiş olmasının davanın niteliğini değiştirmeyeceği, muhdesatın kullanımına engel olunduğuna göre güncel hukuki yararının bulunduğu, muhdesata bağlı olarak üst veya oturma haklarının doğabileceği, diğer mirasçıların davaya müdahale taleplerinin bulunmasının tarafların miras haklarına ilişkin uyuşmazlığın da mevcut olduğunu gösterdiği, davacının şahsi hakkı olan muhdesatı kullanmada güncel hukuki yararı olduğu gibi gelecekte doğacak eda niteliğindeki uyuşmazlıklarda da önem arz edeceği, zira tespit davalarının eda davalarının öncüsü olduğu ve 6100 sayılı HMK'nın sistematiğinde eda davası açılabilecek durumlarda dahi tespit davası açılabileceğinin kabul edildiği gerekçeleriyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının açıklanan genişletilmiş gerekçe ve Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 22.10.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşme sonucunda oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY 1. Somut olayda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında temel uyuşmazlık, davacı kardeşin annesi tarafından diğer davalı kardeşe satış yolu ile devredilen ve davalı adına kayıtlı çekişme konusu taşınmaz üzerinde bulunan binanın 2. katı hakkında davacının muhdesatın tespiti davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. Davacının açtığı muhdesatın tespiti ve tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi istemi üzerine yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda “taşınmazın üzerinde yapılan bodrum ve iki kattan ibaret kargir evin sadece ikinci katının davacı … tarafından meydana getirildiğinin tespitine, fen bilirkişisinin 06/12/2011 tarihli raporunun karar ekinden sayılmasına” dair kararın davalı tarafından temyizi üzerine Özel Daire tarafından “davanın, muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkin olduğu, 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinin 2. fıkrası gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu davanın görülemeyeceği, hukuki yararın dava koşulu olduğu, dava konusu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası açılabilmesine imkân tanıyan HUMK'un 567 ve Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkân olmadığı gözetildiğinde davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı, Mahkemece, hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu” gerekçeleriyle hükmün oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir. 3. Bozma üzerine yerel mahkemenin “davacının bu davayı açarken ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası yoksa da davayı açmada hukuki yararı bulunduğunu, çünkü davalı ile sürekli bir niza ve çekişme içinde olduklarını, bu hususun dosyada bulunan evraklar ile de sabit olduğunu, davacının ortaklığın giderilmesi veya kamulaştırma davası açılana kadar bu davayı açamaması hâlinde bir daha bu davayı kanıtlama imkânı olan tanık delilinin ortadan kalkma ihtimaline binaen davayı açmada hukuki yararı olduğu” gerekçesi ile verdiği direnme kararının temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesi de benimsenerek “davacının bu davayı açmada güncel bir hukuki yararı olmadığı” gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 4. Çoğunluk görüşünün normatif düzenlemelere, hak arama özgürlüğüne ve özellikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun getirdiği sistem ve ilkeler ile kanunun gerekçesine uygun olmadığı düşüncesindeyiz. Zira; 4.1. Normatif düzenlemeler: 4.1.1. Anayasa: Madde 36. “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” 4.1.2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu: Madde 106. (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Madde 107 Gerekçesi: “Eda davasının açılabildiği hallerde tespit davası açılamaz yollu önermenin hak-arama özgürlüğünün ulaştığı kapasite ve hukuki yarar koşulunun muhtevası karşısında geçerliliği yoktur”. 4.1.3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu. Madde 684. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (1). Madde 722. Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur(1). Madde 823. Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir (1). Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır (3). Madde 826. Bir taşınmaz maliki, üçüncü kişi lehine arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurabilir(1). Aksi kararlaştırılmış olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara geçer (2). Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst hakkı, sürekli niteliktedir (3). 4.1.4. 3402 sayılı Kadastro Kanunu: Madde 19. “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir (2). 5. Kavramlar ve açıklamalar: 5.1. Dava hakkı, kişinin yargı organı önünde anayasal hak arama özgürlüğünün (Anayasa Mad.36) doğal sonucudur. 5.2. Tespit davası, eda davasının öncüsü niteliğindedir; bu nedenle tespit davasında elde edilen hüküm daha sonra açılan eda davasında (konusuyla sınırlı olarak) kesin delil oluşturur (Yılmaz, E. HMK Şerhi. Cilt.II. s:1587). Tespit davaları ise bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesidir. Tespit davasında sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir, diğer bir anlatım ile davalının varlığını inkar ettiği ilişkinin var olduğu veya yokluğunu inkar ettiği hukuki ilişkinin yok olduğu kesin olarak hükme bağlanır (Kesin hüküm etkisi). Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, Ramazan; aktaran: Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII). Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada hâlen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan sözedilebilir. Tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkar ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır. Davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehlike ile tehdit edilmelidir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar. Söz konusu bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun, davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır (Hanağası, Emel:…e, s.133 vd, Y. 10. HD. 25.01.2013 gün ve 2012/21971 E, 2013/936 K.). 5.3. Muhdesat; 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda "muhdesat" kavramından bir arazi üzerinde arzın malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Muhdesat sahibi, bu hak ortadan kalkıncaya değin hakkını kendisi kullanabilir, kiraya da verebilir. Muhdesat hakkı, sahibi ya da mirasçılarının istemi üzerine düzenlenen yazım (tescil) istem belgesiyle, karşılığı alınarak ya da karşılıksız elçekme yoluyla, tapu kütüğünden düşürülebilir. 5.4. Üst hakkının konusunu yalnızca taşınmaz yapılar oluşturmaktadır. Üst hakkı ile arazinin mülkiyeti malikte kalır ancak araziye inşa edilen taşınmaz irtifak hakkı sahibinin kabul edilir. 6. Sonuç: Somut uyuşmazlıkta tarafların annesine ait olan ve üzerinde bina olan taşınmazın, anne tarafından davalı oğula satılması üzerine, davacı diğer oğul binanın kullanımı ile ilgili anlaşmazlık çıkması üzerine ikinci katının kendisi tarafından yapıldığını ileri sürerek muhdesatın tespiti ile tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesini talep etmiştir. Aslında talep bu şekli ile tespit yanında şerh verilmesi istemi ile edayı da kapsamaktadır. Taşınmaz Kadastro gördüğü için beyanlar hanesine şerh olanağı daha önce ortadan kalkmıştır. Mahkemece şerh konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş ise de bu konuda karar temyiz de edilmemiştir. Ancak bu davanın niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Davacı şahsi hak niteliğinde olan muhdesatın kullanılmasının taşınmazı satın alan davalının engellemesi nedeni ile bu şahsi hakkın varlığının tespitini istemektedir. Muhdesatın kullanımına engel olunduğuna göre güncel hukuki yararı vardır. Ayrıca yukarda açıklandığı gibi muhdesata bağlı olarak üst veya oturma hakları da doğacaktır. Kaldı ki annenin taşınmazı davalıya satması üzerine dava açan davacı dışında, diğer mirasçılar da davaya müdahil olmuşlar, ancak davanın niteliği gereği bu müdahillik kabul edilmemiştir. Bu müdahale tarafların miras haklarına ilişkin bir uyuşmazlığın da olduğunu göstermektedir. Davacının şahsi hakkı olan muhdesatı kullanmada güncel bir hukuki yararı olduğu gibi gelecekte doğacak eda niteliğinde uyuşmazlıklarda da bu tespit önemli olacaktır. Zira tespit davası, eda davasının öncüsüdür ve 6100 sayılı HMK’nın sistematiğinde, hak arama özgürlüğünün geldiği durum neden ile “eda davası açılacak durumlarda dahi tespit davası açılabileceği” kabul edilmiştir. Açıklanan gerekçeler ile davacının muhdesatın tespiti davası açmasında hukuki yararı bulunduğundan Sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozmasına katılınmamıştır.

Muhdesat nedir

Eşya hukuku anlamında muhdesattan, bir arazi üzerindeki kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez; muhdesat sahibinin hakkı yalnızca şahsi bir haktır. Bu nitelendirme Türk Medeni Kanunu'nun 722. ve 729. maddelerine ve Yargıtay'ın yerleşik içtihadına dayanmaktadır. Aynı kanunun 684. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur; bütünleyici parça ise yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça ya da yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar; bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/12618, K. 2016/13118Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/12618 E.  ,  2016/13118 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi … ile … ve … aralarındaki muhdesatın tespiti davasının kabulüne dair …. 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 28.05.2014 gün ve 50/439 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili; ortaklığın giderilmesi davasına konu 269 ada 75 parsel sayılı taşınmazda müvekkili ile davalıların hisseli malik olduklarını, taşınmaz üzerinde bulunan ev, depo, sundurma, sondaj kuyusu ve motoru, sulama tesisatı ve elektrik tesisatının müvekkili tarafından yaptırıldığını, yine taşınmazda bulunan 700 adet kiraz ağacı ve fidanı, incir, asma gibi muhtelif ağaçların da müvekkili tarafından yetiştirildiğini belirterek adı geçen muhdsatların müvekkiline ait olduğunun tespitini ve taşınmazın tapu kaydına şerh verilmesini istemiştir. Davalılar vekili; davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; Davanın kabulü ile… Mahalle 269 ada 75 parsel sayılı taşınmaz içinde bulunan ve 24.12.2013 havale tarihli bilirkişi raporunda belirtilen ev, depo, sundurma (atölye) ile zirai muhdesatın (raporda belirtilen 30-40 yaşlarında 5 adet zeytin ağacı istisna olmak üzere) davacıya ait olduğunun tespitine ve durumun taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine işlenmesine karar verilmesi üzerine hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; muhdesat tespiti isteğine ilişkindir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yazılı şekilde hüküm verilmiş olmasında işin esası yönünden bir isabetsizlik bulunmadığından aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve işin esasına yönelik davalılar vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukuku'nda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Diğer yandan, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Beyanlar" başlıklı 1012/2, 3. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. Tapu Sicili Tüzüğü'nün 60. maddesine göre de, kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır. Söz konusu yasal düzenlemelere göre, her beyanın tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterilmesi mümkün değildir. Bunun için, Türk Medeni Kanunu'nda ya da özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmiş olması veya Tapu Sicil Tüzüğü'nde bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtme kütüğün beyanlar sütununda gösterilemez. Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen, taşınmazın heyelan bölgesinde kalması (710 m), geçit hakkı (748 m), toprağın iyileştirilmesi (755 m), eklentiler (1012/1 m) ile özel yasalar arasındaki 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 41. maddesi, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun değişik 7. maddesi, 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 11. maddesi, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu'nun 12. maddesi, 6361 Sayılı Finansal Kiralama, Faktronig ve Finansman Şirketleri Kanunu'nun 22. maddesi, 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemleri düzenleyen yasa uyarınca hak sahibine tahsis beyanları, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 15. maddesi, 2924 Sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine Dair Kanunu'nun 7. maddesi ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/II. maddesi tapunun beyanlar sütununa şerh verilmesine imkan veren yasal düzenlemelerden bir kısmıdır.Somut olay, tapunun beyanlar sütununa tescile imkanı veren yasal düzenlemelerden hiçbirine uymamaktadır. Ne var ki, çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti ve tapunun beyanlar sütununa tescili isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespiti isteğini de kapsadığı kabul edilmelidir. Bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda, muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespiti isteğinin kabulüne, muhdesatın mülkiyetinin aidiyeti ve tapunun beyanlar sütununa tescili isteğinin ise reddine karar verilmesi gerekir. Dosyanın içeriğine, toplanan delillere ve tanık beyanlarına göre, davanın açılmasında taraflar arasında derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunması nedeniyle güncel hukuki yararın bulunduğu ve taşınmaz üzerindeki 24/12/2013 havale tarihli bilirkişi raporunda belirtilen ev, depo, sundurma (atölye) ile zirai muhtesatın (raporda belirtilen 30-40 yaşlarında 5 adet zeytin ağacı istisna olmak üzere) davacı tarafından meydana getirildiği de kanıtlandığına göre, mahkemece muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti isteğinin kabulüne, muhdesatın aidiyeti ve tapunun beyanlar sütununa tescili isteğinin ise yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Ne varki , bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden kararın 1086 sayılı HUMK'nun 438/7.maddesi uyarınca düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle, yerel mahkeme hükmünün birinci fıkrasındaki "..davacıya ait olduğunun tespitine, bu durumun tapu kaydının beyanlar hanesine işlenmesine" tümcesi çıkarılarak, yerine "….davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine" yazılmasına; davalının sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentteki nedenlerle reddi ile hükmün düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 2.694,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 05.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 684Kaynağı aç
Madde 684- Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. II. Doğal ürünler
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 718Kaynağı aç
Madde 718- Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. II. Sınırlar 1. Sınırların belirlenmesi

Yapıda kullanılan malzeme ve bütünleyici parça kuralı

Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası hâline gelir. Türk Medeni Kanunu'nun 722. maddesinin birinci fıkrasından doğan bu sonuç, rızanın bulunup bulunmadığından bağımsız olarak uygulanır. Malzemenin bütünleyici parça sayılması, belirli koşullarda sökülmesini talep etme imkânını ortadan kaldırmaz: sahibinin rızası olmaksızın kullanılan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp verilmesini isteyebilir; aynı koşullar altında arazinin maliki de rızası olmaksızın yapıda kullanılan malzemenin gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 722Kaynağı aç
Madde 722- Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir. b. Tazminat

Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir; bu hüküm hâkime takdir yetkisi tanır. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse ise hâkimin hükmedeceği miktar, malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir; bu sınır da kanunun kullandığı geçmeyebilir ifadesiyle kayıtlıdır. Fidanlar bakımından ise başkasının fidanının bir araziye dikilmesi hâlinde, başkasının malzemesiyle yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler kıyasen uygulanır; ancak ağaçlar ve ormanlar üst hakkına konu olamaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 723Kaynağı aç
Madde 723- Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir. c. Arazinin mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 729Kaynağı aç
Madde 729- Bir kimse başkasının fidanını kendi arazisine ya da kendisinin veya bir üçüncü kişinin fidanını başkasının arazisine dikerse, başkasının malzemesini kullanarak yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler bunlar hakkında da uygulanır. Ağaçlar ve ormanlar üst hakkına konu olamaz. V. Taşınmaz malikinin sorumluluğu

Kural: arz malikinden başkasına aidiyet tespiti istenemez

Muhdesatın, arazi malikinden başka birine ait olduğunun tespiti kural olarak istenemez. Bu kural, Türk Medeni Kanunu'nun 684. ve 718. maddelerindeki arazi mülkiyeti kapsamına ilişkin hükümlerden kaynaklanmaktadır. Muhdesatın şahsi hak niteliği taşıması ve tespit hükmünün icra kabiliyeti bulunmaması da bu kuralı pekiştirir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi de birden fazla kararında aynı ilkeyi benimsemiş; kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespitinin istenemeyeceğini, yalnızca güncel hukuki yararın varlığı hâlinde istisnai olarak kabul edilebileceğini belirlemiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/19267, K. 2015/22213Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2015/19267 E.  ,  2015/22213 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kırıkhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 09/01/2014 NUMARASI : DAVACI : M.. E.. DAVALI : D.. E.. DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti M.. E.. ile D.. E.. aralarındaki Muhdesatın Tespiti davasının kabulüne dair Kırıkhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 09.01.2014 gün ve … sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, dava konusu … parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ev ve ahırın davacı tarafından yaptırıldığı ve etrafının tel örgüyle çevrildiğini açıklayarak, ev, ahır ve tel örgü ile tesviyesi yapılan mudesatın dava tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın bir kısmının mirasbırakan, bir kısmının davacı tarafından yaptırıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm; davalı tarafından temyiz edilmiştir. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukuku'nda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması(6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı .//.. kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir(HMK 114/1-h, 115 m.) Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. Somut olaya gelince; taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin Kırıkhan Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/… Esas, 2014/… Karar sayılı dosyanın incelenmesinde; davacı (muhdesatın tespiti dosyasında davalı) D.. E..'in 19.03.2014 tarihli yargılama oturumunda; 326 parsel sayılı taşınmazın satılmasını istemediğini, sadece eğer taksim olacaksa payıma düşen kısmı istediğine ilişkin beyanda bulunduğu, Mahkemece, taşınmazın aynen taksiminin mümkün olmadığı, satışın da taraflar açısında istenmediği açıklanarak davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Taraflar arasındaki güncel hukuki yarara esas ortaklığın giderilmesi davası aynen taksime ilişkin olup, satış istenmemiştir. Bu durumda, davacının muhdesatın tespiti davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı, bir başka deyişle dava şartının gerçekleşmediği dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerle anlaşılmıştır. Davacının dava konusu parsel üzerindeki muhdesat yönünden tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı dikkate alınarak davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek hüküm kurulması doğru olmadığından, usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 250,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İstisna: Güncel hukuki yararın bulunduğu haller

Tespit davası açılabilmesi için Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması zorunludur; bu aynı zamanda 114. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamında bir dava şartıdır. Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasında güncel hukuki yararın sayılabilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: davacının hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde ve zarara yol açabilir nitelikte bulunmalı; yalnızca kesin hüküm etkisi doğuran tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası ile istenen hukuki koruma başka bir dava türüyle sağlanabiliyorsa tespit davası açmakta hukuki yararın bulunmadığı görüşü uygulamada yer bulmuş olmakla birlikte bu önerme tartışmalıdır; HMK m. 107 gerekçesi ve bir kısım yargı görüşü, eda davası açılabildiği hâllerde de tespit davasının önünün açık olduğunu savunmaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 106Kaynağı aç
MADDE 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Belirsiz alacak davası[9]
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 114Kaynağı aç
MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır. Dava şartlarının incelenmesi

Yargıtay içtihadı, istisnai olarak güncel hukuki yararın kabul edildiği durumları somutlaştırmaktadır. Taşınmaz hakkında derdest bir ortaklığın giderilmesi davası bulunması, kentsel dönüşüm uygulamasına konu olunması ya da kamulaştırma işlemiyle karşılaşılması bu durumların başında yer almaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, taraflar arasında derdest ortaklığın giderilmesi davası olması nedeniyle güncel hukuki yararın mevcut olduğunu saptadığı bir dosyada muhdesatın tespiti davasını kabul etmiştir. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu istisnai halleri genel kural olarak saydıktan sonra somut koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca değerlendirdiği görülmektedir; bu nedenle sayılan hâllerin varlığı tek başına güncel hukuki yarar için kesin bir güvence oluşturmamaktadır.

Ortaklığın giderilmesi davasının varlığı, somut koşullara göre değişen bir etkendir. Ortaklığın giderilmesi davasının yalnızca aynen taksime ilişkin olduğu ve satışın istenmediği bir durumda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, muhdesatın tespiti davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığını belirlemiştir. Aynı daire, taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davası bulunmayan, kamulaştırma iddiası veya belgesi de olmayan ve taşınmazın tam hisseyle davalı adına kayıtlı olduğu bir davada da davacının hukuki yararının gerçekleşmediğine hükmetmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/15455, K. 2015/23147Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2014/15455 E.  ,  2015/23147 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Tirebolu Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 08/05/2014 NUMARASI : DAVACI : S.. B.. DAVALI : H.. B.. DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti S.. B.. ile H.. B.. aralarındaki muhdesatın tespiti davasının kabulüne dair Tirebolu Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 08.05.2014 gün ve … sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, dava konusu … ada … parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan … numaralı iki katlı evin vekil edeni tarafından yaptırıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalılar davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.) -//- Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. Somut olaya gelince; Mahkemece, dava konusu muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiş ise de; temyize konu olan bu davada taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, taşınmaz ve muhdesatın kamulaştırmaya konu olduğuna dair herhangi bir iddia, savunma, bilgi ve belge de bulunmadığı gibi dava konusu … ada … parsel sayılı taşınmazın dosya içeriğinde bulunan tapu kaydına göre, tam hisse ile davalı adına kayıtlı olduğu, davacının ise tapu kayıt maliki olmadığı da dikkate alındığında, davacının muhdesatın tespiti davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı, bir başka deyişle dava şartının gerçekleşmediği dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerle anlaşılmıştır. Davacının dava konusu parsel üzerindeki 2 katlı bina yönünden tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek hüküm kurulması doğru olmadığından, usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 390,85 TL peşin harcın istek halinde davalıya iadesine 24.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Davanın konusu ve hükmün içeriği

Tespit davası bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesine yönelik olup maddi vakıalar tek başlarına bu davanın konusunu oluşturamaz. Muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarında, güncel hukuki yararın varlığı ve iddianın ispatlanması hâlinde kurulacak hüküm belirli bir içerikte olmak zorundadır: mahkeme, muhdesatın mülkiyetinin aidiyeti ve tapunun beyanlar sütununa tescili istemini reddetmeli; yalnızca muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar vermelidir. Muhdesatın mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi hukuka aykırı sonuç doğurur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/12010, K. 2016/16627Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/12010 E.  ,  2016/16627 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti … ile … ve müşterekleri aralarındaki muhdesatın tespiti davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair … Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen … sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına konu … parsel ile … parsel ve … parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesatların kendisi tarafından meydana getirildiğini açıklayarak adına tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davacının tespit isteğine konu evin tüm kardeşlerin katkısı ile yapıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, dava konusu … parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan tek katlı meskenin %64,62'sinin, … parsel sayılı taşınmaz üzerindeki garaj, depo ve tandırlığın davacı tarafından yaptırıldığının tespiti ile bu hususun tapu kaydının beyanlar hanesine şerh düşülmesine, …, … ve … parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki 2 adet ceviz ağacı ve bağ dışındaki ağaçların mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar …, … ve … tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre; davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında olan temyiz itiazları yerinde görülmemiştir. 2-Davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; a-Davacı taraf, tarafların ortak mirasbırakanı … adına bahçe vasfı ile kayıtlı olan dava konusu … parsel üzerinde bulunan tek katlı yapının tamamının kendisi tarafından yapıldığının iddia etmiştir. Taşınmaz üzerindeki muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin tespitine ilişkin davalarda; Mahkemece araştırılması gereken husus muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır. Toplanan deliller ve dosya kapsamından, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında dava konusu evin yapımı için tüm kardeşlerin ortak karar aldıkları ancak davacının refakatinde evin yapıldığının belirtildiği, davalı tarafça 25.03.2013 havale tarihli yapılan ödemeler ve ödemelerin dağılımı başlıklı adi nitelikteki belgelerin dosyaya sunulduğu, bu doğrultuda Mahkemece ek bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği, 31.03.2014 tarihli inşaat ek bilirkişi raporunda ise evin yapımına davacı ve davalıların yaptıkları katkının oransal olarak hesaplandığı görülmüştür. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, dava konusu … parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan tek katlı -//- yapının tamamının yalnızca davacının emek ve gelirleri ile yapıldığı ispatlanamadığından bahsi geçen muhdesat yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. b-22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi, eşya hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. (TMK 722, 724, 729. md.ler) Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan bu tür davalarda güncel hukuki yararın varlığı ve iddianın ispatlanması halinde, muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar vermek gerekir. Açıklanan nedenlerle Mahkemece, 2 adet ceviz ağacı ve bağ dışındaki ağaçların mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi doğru değildir. c-Diğer yandan, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “Beyanlar” başlıklı 1012/2, 3. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. Tapu Sicili Tüzüğü'nün 60.maddesine göre de, kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır. Söz konusu yasal düzenlemelere göre, her beyanın tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterebilmesi mümkün değildir. Bunun için, Türk Medeni Kanunu'nda ya da özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmiş olması veya Tapu Sicil Tüzüğü'nde bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtme kütüğün beyanlar sütununda gösterilemez. Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen, taşınmazın heyelan bölgesinde kalması(710 m), geçit hakkı(748 m), toprağın iyileştirilmesi(755 m), eklentiler(1012/1 m) ile özel yasalar arasındaki 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 41.maddesi, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun değişik 7. maddesi, 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 11. maddesi, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu'nun 12. maddesi, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu'nun 22. maddesi, 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemleri düzenleyen yasa uyarınca hak sahibine tahsis beyanları, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 15. maddesi, 2924 Sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine Dair Kanunu'nun 7. maddesi ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/II. maddesi tapunun beyanlar sütununa şerh verilmesine imkan veren yasal düzenlemelerden bir kısmıdır. Somut olay, tapunun beyanlar sütununa tescile imkanı veren yasal düzenlemelerden hiçbirine uymamaktadır. Bu itibarla, Mahkemece, hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan muhdesatların davacı tarafından yapıldığının tespitine karar verildikten sonra bu durumun tapu kaydının beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davalılar …, … ve …'ın temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının 1. bentte yazılı sebeplerle yerinde görülmediğinden reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 148,25 TL peşin harcın istek halinde bir kısım davalılara iadesine 07.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti ve tapunun beyanlar sütununa tescili istemi, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, muhdesatı meydana getirenin tespiti istemini de kapsar; bu nedenle talep aşımı olmaksızın daha dar kapsam içinde karar kurulabilir. Beyanlar sütununa şerh verilebilecek haller kanunla belirlenmiş olup muhdesatın tespiti bu hallerin hiçbirine uymamaktadır.

Davada araştırılacak olgular

Mahkemece araştırılması gereken temel husus; muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır. Bu soruların yanıtı, muhdesatın davacı tarafından mı yoksa başkası tarafından mı meydana getirildiğini ortaya koyar.

Beyanlar hanesi ve kadastro

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesi, taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibinin, cinsinin, ihdas tarihinin ve iktisap sebebinin belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceğini düzenler. Bu hüküm kadastro tespiti aşamasına özgüdür; muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının şartlarını ya da sonuçlarını doğrudan belirlemez. Aynı madde metninde on yıllık hak düşürücü süreye ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyit ile sınırlı ayni haklar saklı tutulur; eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetler kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirilir.

3402 sayılı KADASTRO KANUNU m. 19Kaynağı aç
Madde 19 – Tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni haklar saklı tutulur. Eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetler, kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirilir. Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir. Tarafların muvafakatı halinde kadastro teknisyenleri veya kadastro komisyonu ikili kullanmayı anlaşmaları çerçevesinde tek mülkiyete dönüştürebilir. Kayıt ve belgelerin kapsamını tayin:

3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasındaki on yıllık hak düşürücü sürenin muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarına uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Bu konuda verilen bir kararda, dayanağın kadastro tespitinden sonraki bir nedene dayandığı durumda söz konusu hak düşürücü sürenin geçtiğinin söylenemeyeceği belirtilmiştir; ancak bu değerlendirme farklı bir kadastro bağlamında yapılmış olup muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarına genel bir kural olarak benimsenmesi için temkinli yaklaşmak gerekir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2021/14876, K. 2022/850Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2021/14876 E.  ,  2022/850 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Kullanım Kadastrosu Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine … (Kapatılan) …. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2018/56 Esas, 2021/1176 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi,gereği düşünüldü: K A R A R Kullanım kadastrosu sonucunda, …/… Mahallesi çalışma alanında bulunan 731 parsel sayılı 965,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda kaldığı belirtilerek, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, taşınmaz üzerindeki bina ve meyve ağaçlarının … ve Mevlüt …’in müştereken işgalinde olduğu yazılmak suretiyle Hazine adına tespit ve tescil edildikten sonra, taşınmaz yargılama sırasında satılarak 6292 sayılı Kanun uyarınca … adına tescil edilmiştir. Davacı …, taşınmazın kendi fiili kullanımında olduğunu ileri sürerek, taşınmazda lehine kullanım şerhi verilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın “hak düşürücü süre ve hukuki yarar yönünden” reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, … (Kapatılan) …. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2018/57 Esas, 2021/1176 Karar sayılı ilamıyla; dosya içeriğine, toplanan delillere, kararda yazılı gerektirici nedenlere, dava konusu 731 parsel sayılı taşınmaz 28.01.2016 tarihinde 6292 sayılı Kanun uyarınca satılarak … adına tescil edildiğine ve taşınmaz Hazine'nin mülkiyetinden çıkıp üçüncü şahıs adına tapuya tescil edildikten sonra, şerhe yönelik davanın dinlenme olanağı bulunmadığına göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiş, onama ilamına karşı davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dairemizce ve öncesinde … (Kapatılan) …. Hukuk Dairesince istikrar bulan uygulama ile 3402 sayılı Kadastro Kanun'un Ek. 4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu ya da güncelleme çalışmasının kesinleşmesi, akabinde taşınmazın maliki olan Hazine tarafından 6292 sayılı Kanun uyarınca kullanıcısı ya da kullanıcısının muvafakati ile diğer kişilere satılması ve kişiler adına tapu kaydı oluşması halinde bu taşınmazlar hakkında kullanıcı şerhine yönelik olarak açılmış ya da açılacak davaların dinlenemeyeceği kabul edilmiştir. Eldeki dosya kapsamına göre; davanın konusunu oluşturan … İlçesi … Mahallesi kadastro çalışma alanında bulunan 731 parsel sayılı taşınmazın 25.06.1979 tarihinde beyanlar hanesinde üzerindeki bina ve meyve ağaçlarının … ile Mevlüt …'in müştereken işgalinde olduğu belirtilerek ve edinme sebebinde de orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğu belirtilmek suretiyle Hazine adına tespit edildiği, 25.12.1979 tarihinde tespitin kesinleştiği ve tapu kaydının oluştuğu, tapu kaydının beyanlar hanesine 11.03.2010 tarihinde 2B şerhinin, 15.09.2011 tarihinde “6831 sayılı Yasa'nın 2/A veya 2/B gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmıştır” ibaresinin, 23.07.2012 tarihinde ise “2960 sayılı Kanun'a göre tamamen Boğaziçi alanında kalmaktadır” şerhinin konulduğu, eldeki davanın 03.04.2015 tarihinde kullanıcı şerhine yönelik olarak açıldığı, yargılama sırasında da 28.01.2016 tarihinde 6292 sayılı Kanun gereğince satışı yapıldığı belirtilerek malik olarak … Belediyesi adına tapu kaydının oluştuğu, beyanlar hanesinde de yine aynı kullanıcı şerhinin korunduğu anlaşılmaktadır. Taşınmazın her ne kadar 6292 sayılı Kanun uyarınca davalı … Belediyesine satışı nedeniyle Belediye adına tapu kaydı oluşmuş ise de, bu devrin 6292 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca yapıldığı, anılan maddenin 2. bendinde, “… hak sahipleri ve mevcut hakları da belirtilmek suretiyle…” devrin yapılacağının düzenlendiği, 7. bendinde ise “Devralan idareler devraldıkları taşınmazları; hak sahiplerinin talebi üzerine fiili durumuna uygun olarak ifraz edilmek suretiyle müstakil parsel veya paylı olarak, üzerinde çok katlı bina bulunan taşınmazlarda ise kat mülkiyeti tesisi suretiyle, bunun mümkün olmaması hâlinde paylı olarak hak sahipleri ile bunların kanuni veya bu Kanun'un yayımı tarihinden önce yapılmış olan akdî haleflerine tabi oldukları mevzuatına göre bu Kanun'da belirtilen satış ve ödeme koşullarını da dikkate alarak rayiç bedel üzerinden doğrudan satabileceği gibi; hak sahipleri taşınmazı doğrudan satın almış olsaydı Hazineye ödeyeceği bedeli devralan idarelere ödemeyi kabul etmesi hâlinde, taşınmaz kendisine ait kabul edilerek hakları karşılanmak kaydıyla devir alan idarelerin kendi projelerinde ve mevzuatlarına göre değerlendirebileceği, üzerinde … ve eklentileri bulunan proje alanında kalan taşınmazların üzerindeki yapılar için; o yıla ait Çevre ve Şehircilik Bakanlığı … birim fiyatlarından eksik imalat bedeli ve yıpranma payı düşüldükten sonra kalan bedelin ödeneceği ya da bu bedelin, devralan idareler tarafından gerçekleştirilen projeler kapsamında hak sahiplerine verilecek taşınmazların bedelinden mahsup edileceği, bu durumda hak sahipleri, bu hakların dışında taşınmazların doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları” hükmünün getirildiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan temyiz ya da karar düzeltme incelemesi için Dairemizde benzer ihtilafları içeren dosyaların bulunduğu, 2021/5943 Esas sayılı dosya üzerinden Dairemizce; … Belediyesine yapılan bu satışların mahiyeti (malik Hazine tarafından proje kapsamında devredilip devredilmediği) hakkında bilgi ve kayıtların getirtilmesi hususunun Mahkemesinden yazı ile istenildiği, bunun üzerine; … Belediyesi Emlak ve İstimlak Müdürlüğü tarafından verilen 01.12.2021 tarihli cevabi yazıda; Yavuzselim Mahallesi de dahil olmak üzere Belediye sınırları kapsamında olan ve isimleri belirtilen mahallelerde bulunan 2B niteliğindeki taşınmazların Çevre ve Şehircilik Bakanlığının olurları ile proje alanında kalan ve uygun görülenlerin Emlak Vergi Değerleri üzerinden Belediyeye devirlerinin yapıldığını, daha sonra devredilen taşınmazların 6292 sayılı Kanun'un 8. maddesi kapsamında hak sahiplerine satışının 10.01.2014 tarihli ve 2014/9 sayılı … Belediyesi Encümen Kararıyla uygun görüldüğü bildirilmiştir. Hal böyle olunca; taşınmazın, 6292 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca Hazineye ait satış yetkisini de içeren şekilde … Belediyesine devredildiğinin kabulü gerektiği ve nitekim Belediye Encümen kararıyla bu taşınmazların kullanıcılarına satışına karar verildiğine göre, Hazine tarafından yapılan bu mülkiyet devrin gerçek kişilere yapılan satış işlemi gibi düşünülemeyeceği, eldeki davada, taşınmazın mülkiyeti hususunda bir ihtilaf bulunmayıp davanın kullanıcı şerhine yönelik bulunduğuna göre davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile … (Kapatılan) …. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2018/57 Esas, 2021/1176 Karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi; Mahkemece; taşınmazın 1979 tarihinde Hazine adına tescil edildiği davanın muhdesata yönelik olup muhdesat tespitinin istisnalar dışında mümkün bulunmadığı, ancak ortaklığın giderilmesi ya da kamulaştırma nedeniyle muhdesat tespitinde yarar olabileceği gibi muhdesatın yerin mülkiyetine bağlı olup 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği bu nedenle hak düşürücü süre ve hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiş ise de dosya kapsamına göre davanın nitelendirilmesinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki, 6100 sayılı HMK’nin 33. (1086 sayılı HUMK’un 76.) maddesinde düzenlendiği üzere hukuki tavsif (niteleme) ve uygulanacak kanun maddesinin tespiti, hâkime aittir. Çekişmeli taşınmazın kadastrosunun 1979 yılında yapılmak suretiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiği, tutanağın edinme sebebinde gösterilen orman sınırları dışına çıkarıldığına dair ibarenin 2010 ve 2011 yılında beyanlar hanesine de şerh verildiği, davacının da beyanlar hanesinde adı geçenlerden 1987 yılında noterde düzenlenen satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak satın aldığını ve o tarihten itibaren kendi kullanımında olduğunu öne sürerek eldeki davayı açmış olması karşısında, kadastro tespitinin yapıldığı 1979 tarihinden önceye dayalı bir iddiasının olmadığı açıktır. Hal böyle olunca; davanın tespitten sonraki sebebe dayalı olması karşısında 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin geçtiği söylenemez. Diğer yandan; 3402 sayılı Kanun'un, 5831 sayılı Kanun ile eklenen Ek-4. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 20.06.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi ile 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre Orman Kadastro Komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır. Ancak; taşınmazın 5831 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen Ek-4. maddesi kapsamında 2/B alanlarında yapılan kullanım veya güncelleme kadastrosuna konu edilip edilmediği araştırılmamış, özellikle 2010 ve 2011 yıllarında tapu kaydının beyanlar hanesinde 2B şerhlerinin verilmesi karşısında bu tarihlerde kanunun bu maddesi kapsamında bir güncelleme çalışmasının yapılmış olabileceği düşünülmemiştir. Hal böyle olunca; öncelikle dava konusu 731 parsel sayılı taşınmazın 3402 sayılı Kanun'un, 5831 sayılı Kanun ile eklenen Ek-4. maddesi uyarınca kullanım ve güncelleme kadastrosuna konu edilip edilmediği araştırılmalı, taşınmazın kullanım veya güncelleme kadastrosuna konu edilmediğinin belirlenmesi halinde; davacının tespitten sonraki nedene dayanması nedeniyle bu tür bir çalışma yapılmadan tesis kadastrosunda adına kullanıcı şerhi verilen kişilerden satın almaya dayalı olarak adına kullanıcı şerhi verilmesi istemli davanın dinlenemeyeceği düşünülmeli ve bu nedenle davanın reddine karar verilmeli, taşınmazın kullanım veya güncelleme kadastrosuna konu edildiği belirlendiği takdirde bu kadastro çalışmalarına konu bilgi ve belgeler getirtilerek ve işin esasına girilmek suretiyle iddia ve savunmalar doğrultusunda tüm deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan hususlar gözetilmeksizin ve davanın nitelendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir. SONUÇ: Davacı vekilinin karar düzeltme ve temyiz istemleri yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde karar düzeltme talep edene iadesine 08.02.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Dava şartları ve usule ilişkin kurallar

Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir. Dava şartı noksanlığı tespit edilirse dava usulden reddedilir. Noksanlık giderilebiliyorsa mahkeme önce kesin süre verir; bu süre içinde noksanlık giderilmezse dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Bununla birlikte, dava şartı noksanlığı davanın esasına girilmeden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve hüküm anında giderilmiş olmasına karşın başlangıçtaki noksanlık gerekçesiyle davanın usulden reddedilmesi mümkün değildir; bu istisna yalnızca noksanlığın hüküm anında fiilen giderilmiş olduğu hâle özgüdür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. İKİNCİ AYIRIM İlk İtirazlar Konusu

Kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderleri, aleyhine hüküm verilen taraftan alınır. İki taraf kısmen haklı çıkarsa giderler haklılık oranına göre paylaştırılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 326Kaynağı aç
MADDE 326- (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.[39][40] (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir. Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk

Ortaklığın giderilmesinde muhdesatın satış bedeline yansıması

Satış yoluyla ortaklığın giderilmesi istenen taşınmaz üzerinde muhdesat bulunduğunda, muhdesat arazinin bütünleyici parçası sayıldığından arzla birlikte satışa konu edilir. Satış bedelinin arz ile muhdesat oranına göre ayrıştırılarak dağıtılabilmesi için tapuda aidiyet şerhi bulunması veya tüm paydaşların ittifak etmesi gerektiği yönünde Yargıtay içtihadı bulunmaktadır. Aynı içtihat, muhdesat oranının yanlış tespit edilmesinin bozma nedeni oluşturabileceğini; ancak muhdesat sahibi olmayan taraflarca temyize taşınmadığı bir durumda aleyhe bozma yasağı ilkesinin gözetilmesinin gerektiğini ortaya koymaktadır.

Muhdesatın tespiti davası her zaman açılabilir mi?

Hayır. Kural olarak muhdesatın arazi malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Bu davanın açılabilmesi için davacının güncel hukuki yararının bulunması zorunludur. Güncel hukuki yarar istisnai durumlarda kabul edilmektedir: taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunması, kentsel dönüşüm uygulamasına konu olunması ya da kamulaştırma işlemiyle karşılaşılması bu durumların başında gelmektedir.

Mahkeme nasıl bir hüküm kurar?

Güncel hukuki yararın varlığı ve iddianın ispatlanması hâlinde mahkeme, muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verir. Muhdesatın mülkiyetinin davacıya aidiyeti ile tapunun beyanlar sütununa tescil istemleri ise reddedilir. Yani hükmün içeriği mülkiyet tespiti değil, imalat tespiti niteliğindedir.

Ortaklığın giderilmesi davası varlığı hukuki yarar için her zaman yeterli midir?

Hayır. Ortaklığın giderilmesi davasının derdest olması tek başına yeterli sayılmayabilir. Söz konusu davanın yalnızca aynen taksime ilişkin olduğu ve satışın istenmediği durumlarda hukuki yararın bulunmadığı benimsenmiştir. Satış ya da el çektirme ihtimalinin de somut olarak var olması belirleyici görülmektedir.

Muhdesat tapuya şerh olarak işlenebilir mi?

Muhdesat iddiası, tapuya şerh olarak işlenemez. Malikinden başka birine veya paydaşlarından birine ait muhdesat için kadastro aşamasındaki yasal yol, sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesidir. Beyanlar sütununa şerh verilebilecek haller kanunla belirlenmiş olup muhdesatın tespiti bu hallerin hiçbirine uymamaktadır.

Başkasının arazisindeki yapıda malzeme kullanılırsa tazminat istenebilir mi?

Evet. Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, uğranılan zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir; bu sonuç hâkimin takdirine bırakılmıştır. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse ise hükmedilebilecek miktar malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.

Dava şartı eksikse dava hemen usulden mi reddedilir?

Giderilmesi mümkün olan bir dava şartı noksanlığında mahkeme önce kesin süre verir; bu süre içinde noksanlık giderilmezse dava usulden reddedilir. Noksanlık davanın esasına girilmeden fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve hüküm anında giderilmişse ise başlangıçtaki noksanlık gerekçesiyle usulden ret kararı verilemez.

Kadastrodan geçmiş taşınmazlarda on yıllık süre var mı?

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesinde beyanlar hanesine ilişkin on yıllık hak düşürücü süreye dair bir hüküm yer almamaktadır. Aynı kanunun 12. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen on yıllık hak düşürücü sürenin muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarına uygulanıp uygulanamayacağı ise dayanağın kadastro tespitinden önceki mi yoksa sonraki bir nedene mi dayandığına göre farklı değerlendirilebilmekte olup bu konuda temkinli yaklaşmak gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu