Müdahalenin Men’i Davasının Şartları ve Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Müdahalenin Men'i Davasının Şartları ve Sonuçları

Müdahalenin men'i davası, malike malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı istihkak davası açma ve her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava etme yetkisi veren kurala dayanır. Malik, hukuk düzeninin sınırları içinde şey üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunabilir. Dava, haksız el atmanın sürmesine bağlıdır. El atma geçerli bir sözleşmeye veya kanuni bir yetkiye dayanıyorsa haksız sayılmaz. Sona eren ve tekrarlanma tehlikesi kalmayan fiil kural olarak bu davanın değil, tazminatın konusuna girer.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 683Kaynağı aç
Madde 683- Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir. B. Mülkiyet hakkının kapsamı I. Bütünleyici parça

Malikin yetkisi ve davanın konusu

Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesi, malike hukuk düzeninin sınırları içinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi tanır. Aynı madde, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı istihkak davası açabileceğini ve her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebileceğini düzenler. Men talebi bu korumayla bağlantılıdır. Maddenin bu kesiti görev, yetki, delil ve icrayı ayrıca düzenlemez.

Men istemi, el atmanın hâlâ sürdüğü ve sağlanmak istenen korumanın ileriye dönük olduğu durumlarda gündeme gelir. Fiil bitmiş ve yeniden ortaya çıkma tehlikesi kalmamışsa bu dava yolu kural olarak kullanılmaz; giderim tazminat ilişkisi içinde değerlendirilir.

Davalının el atması geçerli bir sözleşmeye veya kanuni bir yetkiye dayanıyorsa el atma haksız kabul edilmez ve müdahalenin men'i davası dinlenmez. Süresi devam eden kira sözleşmesi, kamulaştırma işlemi ve yasal geçit hakkı bu ayrım için verilen örneklerdir. Her sözleşmenin veya idari işlemin sonucu, ilgili işlemin geçerliliği ve kapsamı ayrıca değerlendirilmeden bu örneklerden türetilemez.

Paylı ve elbirliği mülkiyetinde dava

Paylı mülkiyete tabi taşınır veya taşınmazda her paydaşın, diğer paydaşların onayını aramaksızın malın tamamına veya payına yapılan haksız müdahalenin önlenmesi için tek başına dava açabileceği kabul edilmektedir.

Elbirliği mülkiyetinde kural, ortakların oybirliğiyle hareket etmesi veya tüm ortakların davaya katılmasıdır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/10216, K. 2019/11714 sayılı kararının gerekçesinde, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaşın engel olan paydaştan payına yönelik elatmanın önlenmesini ve ecrimisil isteyebileceği belirtilmiştir. Aynı gerekçede, elbirliği mülkiyetinde bir paydaşın diğerlerinin olurunu almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan, yararlanmayı engelleyen ortaklara karşı tek başına ecrimisil davası açabileceği ifade edilmiştir. Bu anlatım gerekçededir; kararın sonucu, anlatımın tamamını ayrıca hükme bağlamış değildir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/7138, K. 2018/1105 sayılı kararının gerekçesinde de paylı mülkiyette aynı yönde, yararlanamayan paydaşın engel olan paydaştan payına yönelik elatmanın önlenmesini ve ecrimisil isteyebileceği belirtilmiştir. Bu ifade de gerekçedeki genel açıklamadır; kararın sonucu elatmanın önlenmesine hükmetmeyip ecrimisil hükmünün bozulmasıdır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/10216, K. 2019/11714Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/10216 E.  ,  2019/11714 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili ile davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacılar vekili; tarafların, dava konusu 114, 293, 413, 414, 435, 1388, 1390 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu, taşınmazların tamamının tarafların ortak murisi …'dan intikal ettiğini ancak davalı …'ın dava konusu taşınmazların tamamını muris …'ın ölümünden beri tek başına kullandığını belirterek, davalı tarafın dava konusu taşınmazlara yaptığı müdahalenin önlenmesine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı aleyhine 2008 yılı için 100,00 TL, 2009 yılı için 100,00 TL, 2010 yılı için 1.000,00 TL, 2011 yılı için 1000,00 TL, 2012 yılı için 1000,00 TL, 2013 yılı için 1000,00 TL, 2014 yılı için 1000,00 TL ecrimisil alacağına hükmedilmesine, her bir alacağa ait olduğu yıllardan itibaren faiz işletilmesine karar verilmesini istemiş, 27.04.2015 dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda ecrimisil talebini ıslah etmiştir. Davalı, dava konusu taşınmazları murisin vefatından sonra annesi adına işlettiğini, 1390 parsel sayılı taşınmazdaki evde annesi ölünceye kadar beraber oturduklarını, öldükten sonra da kendisinin kalmaya devam ettiğini, mirasçılar ile aralarında bir kullanım anlaşmasının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, davalının 114, 413, 435, 1388 ve 1390 parsel sayılı taşınmazlardaki davacıların miras hisselerine yapmış olduğu müdahalenin men'ine ve bu taşınmazlara ilişkin babalarından irsen intikal eden 4/25 miras payına göre 22.08.2010-22.08.2014 yıllarına ait olacak şekilde toplam 22.419,51 TL ecrimisil bedelinin 9.367,8 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 3.797,52 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 2960,71 TL 'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 3635,87 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 2657,61 TL'lik kısmına tahahkuk tarihi olan 31.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, davalının 293 ve 414 parsel sayılı taşınmazlara tecavüzünün bulunmaması nedeniyle bu taşınmazlara yönelik müdahalenin men'i talebinin reddine, bu taşınmazlara ilişkin olarak ecrimisil taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu taşınmazların tapulama yolu ile tarafların murisi … adına tapuda kayıtlı iken 26.10.2011 tarihinde mirasçılarına intikal ettiği, 04.10.2013 tarihinde de ölünceye kadar bakma akdi ile taraflar adına elbirliği şeklinde tapuya kayıt edildiği, davacıların murisi/babaları …'ın 08.01.2007 tarihinde, anne …'ın ise 14.07.2014 tarihinde vefat ettiği, bir kısım taşınmazların tarla, bir kısım taşınmazların fındık bahçesi ve 1390 parsel sayılı taşınmazın ise bahçeli ahşap ev niteliğinde tapuda kayıtlı olduğu, tarla niteliğinde olan taşınmazların da kapama fındık bahçesi olarak kullanıldığı, fındıkların muris tarafından dikildiği ve bu konuda taraflar arasında bir ihtilaf olmadığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı yada kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 günlü ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı). Yine, 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Tüm bu anlatılanlar ışığında tarafların temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, Davacılar dava dilekçesinde, 2008-2009-2010-2011-2012-2013-2014 yılları için ecrimisil talebinde bulunmuş, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda 2010-2014 yılları arası ecrimisil hesaplanmış ve mahkemece bu rapor ve raporda belirtilen dönemler hükme esas alınarak karar verilmiş ise de, dosya kapsamından davalı tarafın savunmasında zamanaşımı definde bulunmadığı anlaşılmış olup, bu durumda talep edilen 2008-2009 yılları açısından ecrimisile hükmedilmemiş olması doğru görülmemiştir. O halde, mahkemece yapılacak iş, davacı vekilinin ecrimisile ilişkin bilirkişi raporu doğrultusunda yaptığı ıslah dilekçesi de dikkate alınarak, 2008 ve 2009 dönemlerini de kapsar şekilde yeniden bilirkişi raporu alınarak belirtilen dönemler açısından da ecrimisile hükmetmek olmalıdır. 2. Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde, a) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b) Mahkemece, dava konusu 1390 parsel üzerinde bulunan yapılar yönünden, kira gibi hukuksal semere getiren yerlerden olması nedeniyle intifadan men şartı aranmayacağı gerekçesi ile bu parsel yönünden de ecrimisile hükmedilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, az yukarıda açıklandığı üzere, davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması halinde ecrimisil talep edilebilmesi için intifadan men şartının aranmayacağı benimsenmiştir. Dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmazdaki yapıların kiraya verilmediği ve bizzat davalı tarafından kullanıldığı açık olduğuna göre, bu durumda, bu parsel yönünden intifadan men şartı gerçekleştiğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. O halde, Mahkemece, 1390 parsel sayılı taşınmaza ilişkin ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda (1) nolu bentte, davalının temyiz itirazları yukarıda (2-b) nolu bentte yazılı nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalının sair temyiz itirazlarının (2-a ) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, davacılar vekilinin yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 24.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/7138, K. 2018/1105Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/7138 E.  ,  2018/1105 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ECRİMİSİL Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.02.2018 Perşembe günü saat 11.25'te daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi …'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, paydaşlar arası ecrimisil isteğine ilişkindir. Davacı, 2612 ada 14 parsel sayılı taşınmazın davalı ile birlikte paydaşı olduğunu, davalının taşınmazı tek başına konut olarak kullandığını, sözlü ihtarlarına rağmen davalının herhangi bir kullanım bedeli ödemediğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden geriye doğru beş yıllık dönem için 36.071,34-TL ecrimisilin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, 1995 yılında metruk ve harabe durumdaki taşınmazı tadilat, bakım, onarımı ile emlak vergilerinin tarafından karşılanması şartıyla ileride satış veya ortaklığın sona erdirilmesi durumunda kendisinden herhangi bir bedel talep edilmeyeceği hususunda davacı ile anlaştığını, ecrimsil koşullarının oluşmadığını, davacı tarafından düzenlenen ihtarnamenin 06/11/2013 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının ihtar tarihine kadar davalıdan talepte bulunduğuna dair yazılı bir belge sunamadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların kardeş olup çekişmeli 2612 ada 14 parsel sayılı kargir ev vasıflı taşınmazda yarı yarıya paydaş oldukları ve taşınmazın tamamının davalının kullanımında olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Öte yandan; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Bu nedenle, eğer arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda somut olaya bakıldığında, tarafların kardeşleri tanık olarak dinlenmiş olup beyanlarından intifadan men koşulunun ihtarnamenin tebliğinden önce gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; tarafların çekişme konusu taşınmazda paydaş oldukları ve davacı yönünden intifadan men koşulunun oluştuğu gözetilerek, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık ecrimisil miktarının denetime uygun şekilde saptanması, bilirkişi tarafından belirlenen ecrimisil tutarı üzerinden, davacının payına karşılık gelen ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Paydaşlar arasında ecrimisil ve intifadan men

E. 2018/10216, K. 2019/11714 sayılı kararın gerekçesine göre paydaş, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı ya da kullanabileceği bir yer varsa açacağı ecrimisil davası dinlenemez. Kullanılabilecek yer ölçütü bu karara özgüdür ve sonuç bölümünde bu ölçüt uygulanarak bir istem reddedilmemiştir.

Aynı gerekçede ve E. 2015/7138, K. 2018/1105 sayılı kararın gerekçesinde kural olarak, men edilmedikçe paydaşların birbirlerinden ecrimisil isteyemeyeceği kabul edilmiştir. İntifadan men, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın taşınmazdan veya gelirinden yararlanma isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlanmıştır. Bu anlatım, müdahalenin men'i davasının kabul şartı olarak değil, paydaşlar arasındaki ecrimisil için açıklanmıştır.

İntifadan men kuralının istisnaları her iki kararın gerekçesinde sayılmıştır: taşınmazın kamu malı olması; bağ ve bahçe gibi doğal ürün veren ya da işyeri ve konut gibi kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yer olması; işgal eden paydaşın yerin tamamında hak iddia edip diğerlerinin paydaşlığını inkâr etmesi; kullanım anlaşmasıyla yararlanılacak bölümlerin belirlenmiş olması; daha önce elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil veya benzeri dava açılması ya da icra takibi yapılmış olması. Sayım gerekçededir ve sonucun bu istisnaların tamamını somut olayda uyguladığı söylenemez.

E. 2018/10216, K. 2019/11714 sayılı kararın gerekçesine göre kendiliğinden oluşan ürünler ile murisin kurduğu veya başlı başına gelir getiren işletmenin işgalinde intifadan men koşulunun aranmasına gerek yoktur. Biçilen ot, toplanan fındık ve çay bu ürün örneği içinde anılmıştır. Kararın bozma sonucu ise bu ürün veya işletme ölçütüne dayanmamaktadır.

Sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun aranacağı ve bu iddianın her türlü delille kanıtlanabileceği, her iki dairenin gerekçesinde belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 1390 parseldeki yapıların kiraya verilmeyip davalı tarafından bizzat kullanılması nedeniyle intifadan men şartının gerçekleşmediğini kabul etmiş ve ecrimisil isteminin kabulünü doğru bulmayarak hükmü bozmuştur. Kiraya verilerek semere elde edilen konut veya işyeri, aynı gerekçede ayrı istisna olarak sayıldığından bizzat kullanmaya bağlanan bu sonuç o istisnayla aynı olay gibi ele alınamaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/7984, K. 2018/8190 sayılı kararında, elbirliği veya paylı mülkiyette kullanma yoluyla yararlanmanın hukuki semere sayılmadığı belirtilmiştir. Aynı kararda ihtarnamede yer almayan davacılar bakımından intifadan men koşulunun gerçekleşmediği ve bu davacılar yönünden davanın reddi gerekeceği bozma gerekçesi yapılmıştır. Ret, usule veya esasa ilişkin bir tür olarak nitelendirilmemiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/7984, K. 2018/8190Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/7984 E.  ,  2018/8190 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : …ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen … davası sonunda, yerel mahkemece elatmanın önlenmesi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil yönünden ise davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 27.03.2018 … günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davacılar vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Davacılar, ortak mirasbırakanları …’den intikal eden 6656 parsel sayılı taşınmazdaki 14 no’lu meskeni haklı ve geçerli bir neden olmaksızın davalının kullandığını, yapılan ihtara rağmen kullanımın devam ettiğini ileri sürerek, davalının el atmasının önlenmesini ve 7 yıldır taşınmazı kullanamamaları nedeniyle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 40.000,00 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsilini istemişler, yargılama sırasında el atmanın önlenmesi isteklerinden vazgeçmişlerdir. Davalı, ecrimisilin zamanaşımına uğradığını, öte yandan ecrimisil şartları oluşmadığı gibi mirasbırakan …’nin mirasçısı … ile birlikte dava konusu meskende ikamet ettiğini bildirip davanın reddini savunmuştur. El atmanın önlenmesi yönünden feragat nedeniyle, ecrimisil bakımından ise tüm paydaşlar tarafından birlikte dava açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece; ‘’ Bilindiği üzere, feragat ve kabul kati hükmün hukuki neticelerini hasıl eder. Bu konudaki beyanın iradeyi ifsad eden sebeplerden ötürü geçersiz olduğu ileri sürülmedikçe beyan sahibini bağlar. O halde, mahkemece elatmanın önlenmesi isteği bakımından feragat nedeniyle ret kararı verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davacının öteki temyiz itirazlarına gelince; elatmanın önlenmesi davalarında ecrimisil de istenilmişse, haksız işgalcinin mülkiyet sahibine ödemekle yükümlü bulunduğu en azı kira geliri, en fazlası mahrum kalınan kâr olan haksız işgal tazminatı niteliğindeki ecrimisil bölünebilir nitelik taşıdığından terekedeki ortaklığı oluşturan her bir ortağın kendi payı oranında ecrimisil istemesine yasal bir mani bulunmamaktadır. Nitekim gerek yargısal uygulamalar, gerekse öğretide anılan bu ilke kural olarak benimsenmiştir. Hal böyle olunca; mahkemece, ecrimisil isteği yönünden gerekli araştırma, inceleme ve soruşturmanın yapılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir." gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde el atmanın önlenmesi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ecrisimil bakımından ise davanın kısmen kabulü ile ihtarnamenin tebliğ tarihinden dava tarihine kadar olan dönem için davacıların miras payına isabet eden 23.730,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davalının temyiz başvuru dilekçesi davacılar vekiline 19.03.2015 tarihinde tebliğ edildiğine ve davacılar vekili UYAP üzerinden 03.04.2015 tarihinde katılma yoluyla hükmü temyiz ettiğine göre, katılma yoluyla temyizin 186 sayılı HUMK’nın 433/2. maddesi uyarınca (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 10 günlük yasal süresi içerisinde yapılmadığı gözetilerek davacılar vekilinin temyiz başvuru dilekçesinin süreden reddine. Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Mirasbırakan …’nin, davalı …’den olma kızı dava dışı … Yeneroğlu mirasçı olup, davalı …, kızı …’ya teb’an çekişmeli 14 no’lu meskeni kullanmaktadır. O halde, uyuşmazlığın paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkin olduğu açıktır. Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (… gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen…, … yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işg… h…nde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Öte yandan; elbirliği veya paylı mülkiyette paydaşlar arasında bir şeyden kullanma yoluyla yararlanma 11.03.1950 tarih ve 11/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca semere mefhumuna girmediğinden hukuki semere sayılmaz. Ecrimisil talep edebilmek için yararlanma isteğinin kullanana iletilmesi ve yararlanmasının engellenmesi gerektiği Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları ile de sabittir. 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Somut olaya gelince, davacılardan …, … ve …’in … 12. Noterliği’nin 13.12.2002 tarih ve 22370 yevmiye no’lu ihtarnamesi ile dava konusu 14 no’lu meskeni tahliye etmesini davalı …’den istedikleri, davalı …’in anılan ihtarnameyi cevap dilekçesinde kabul ettiği, davacılar …, … ve …’in davalı …’i intifadan men ettikleri, ne var ki diğer davacıların davalı …’i intifadan men ettiklerine dair dosya kapsamında herhangi bir delilin bulunmadığı anlaşılmıştır. O halde, ihtarnamede yer almayan davacılar …, … ve … yönünden intifadan men koşulunun gerçekleşmediği gözetilerek anılan davacılar yönünden davanın reddinin gerekeceği kuşkusuzdur. Yukarıda açıklandığı üzere ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup, bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Davalı taraf, cevap dilekçesi ile süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Ne var ki, mahkemece zamanaşımı def’i dikkate alınmaksızın hatalı olarak dava tarihinden geriye dönük yedi yıllık dönem için hesaplanan ecrimisile hükmedilmiştir. Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nun 297/2. maddesinde; ‘’ Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, tar aflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. ‘’ amir hükmüne yer verilmiştir. Eldeki davada ise, mahkemece kurulan hükümde davacılardan her birinin hangi miktarda ecrimisile hak kazandığı belirtilmediğinden hükmün infazda tereddüte yol açacağı açıktır. Hal böyle olunca, davacılar …, … ve … yönünden davanın reddine karar verilmesi ve davalının zamanaşımı def’i dikkate alınarak dava tarihinden geri dönük beş yıllık dönem için davacılar …, … ve … yönünden ayrı ayrı hesaplanacak ecrimisile ( miras paylarına isabet eden ) hükmedilmesi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalı vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin karşı temyiz eden ve duruşmaya katılmayan davacılardan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

E. 2015/7138, K. 2018/1105 sayılı kararda, tanık beyanlarına göre ihtarnameden önce intifadan men koşulunun gerçekleştiği kabul edilmiş ve dava tarihinden geriye doğru beş yıllık ecrimisilin belirlenmesi gerekirken verilen hüküm bozulmuştur. Sonuç bu olayda ecrimisil hükmüne ilişkindir; müdahalenin men'i konusunda ayrıca hüküm kurulmamıştır.

Aynı kararda, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın bu sorunu kesin sonuç sağlayan taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davasıyla çözmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu açıklama gerekçede aktarılan yerleşik uygulama ve bilimsel görüştür; dosyanın hüküm sonucu değildir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/4549, K. 2019/10576 sayılı kararında, ilk derece mahkemesinin elatmanın önlenmesi istemini tefrik ettiği ve bir davalı yönünden kullanım bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddettiği görülür. Üst inceleme, tefrik sonrası ecrimisil hükmüne ilişkindir; elatmanın önlenmesi isteminin esası hakkında karar verilmemiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/4549, K. 2019/10576Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/4549 E.  ,  2019/10576 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili ile davalılardan …. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı, maliki olduğu 22, 23, 24 ve 25 parsel sayılı taşınmazların davalılar tarafından işgal edilip üzerindeki yapının depo olarak kullanıldığını ileri sürerek elatmalarının önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir. Davalılar, taşınmazda davalı …'in kullanımının bulunmadığını, davalı şirketçe davacının rızasına dayalı olarak depo ve bekçi binasının kullanıldığını ayrıca davacının da şirket ortağı olduğunu belirterek davanın redini savunmuşlardır. Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğine yönelik davanın tefrikine, davalı …'in kullanımı bulunmadığı gerekçesiyle adı geçene yönelik davanın reddine, davalı şirketin 25 parsel sayılı taşınmaza üstün bir hakka dayanmadan müdahale ettiği tespit edildiğinden ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı şirket vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir. 1. Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacı vekili ve davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, 2. Bilindiği üzere, ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Somut olaya gelince; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 29.11.2008 ile 29.11.2013 tarihleri arasında belirlenen ecrimisil için; 2013 tarihinde tespit edilen kira bedeline ÜFE artış oranlarının geriye yönelik uygulanması sonucu ecrimisil hesaplandığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; yukarıda yazılı ilkeler gözetilerek, ilk dönem olan 2008 yılı için belirlenen/belirlenecek ecrimisile sonraki dönemler için ÜFE artış oranlarının yansıtılması sonucu tespit edilen ecrimisilin karar altına alınması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davacı vekili ve davalı şirket vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, (2) numaralı bentte yazılı nedenle davacı vekili ve davalı şirket vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 26/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Ortak yerler ve kullanım tahsisi

Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 4. maddesine ilişkin metinde ortak yerlerin konusunun sözleşmeyle belirtilebileceği ve maddede yazılı yerler ile şeylerin her hâlde ortak yer sayılacağı düzenlenmiştir. Sayılanların dışında kalıp ortaklaşa kullanma, korunma veya faydalanma için zorunlu olan diğer yer ve şeyler de ortak yer kapsamına girer.

Ortak yerler üzerinde kat maliklerinin arsa payı oranında paylı mülkiyeti bulunduğu ve bu hakkın bağımsız bölüm mülkiyetinin ayrılmaz parçası olduğu kabul edilmektedir. Bu pay, bağımsız bölümden ayrı devredilemez, satılamaz veya üzerinde bağımsız tasarrufta bulunulamaz.

Ortak alanın belirli bir kişinin kullanımına bırakılması, kat malikleri kurulu kararı veya yönetim planıyla düzenlenmişse hukuka uygun kabul edilebilir. Bu kullanım, mülkiyet hakkının devri anlamına gelmez.

Taşınmazın bulunduğu yerdeki yetki

Ortak alan uyuşmazlıklarında yetkili mahkemenin taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olduğu ve bu yetkinin kesin olduğu, tarafların anlaşmasıyla değiştirilemeyeceği belirtilmektedir.

Süre ayrımı

Müdahalenin men'i ve eski hâle getirme bakımından bir anlatımda belirli bir zamanaşımı bulunmadığı ve hukuka aykırı müdahale sürdükçe dava açılabileceği söylenmektedir. Başka bir anlatımda ise mülkiyet hakkı sürdükçe davanın zamanaşımı veya hak düşürücü süreye hiç tabi olmadığı ileri sürülmektedir. Bu iki ölçü aynı kesinliği taşımadığından, mülkiyetin sürmesi ile müdahalenin sürmesi aynı şart haline getirilemez.

Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesine göre tazminat istemi, zarar görenin hem zararı hem de tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl geçince ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl geçince zamanaşımına uğrar. Fiil, ceza kanununda daha uzun zamanaşımı öngörülen bir suçu oluşturuyorsa o süre uygulanır. Hüküm, müdahalenin men'ini veya ecrimisili ayrıca adlandırmamaktadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde

Aynı maddeye göre haksız fiil nedeniyle zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile bu borcu ifadan kaçınabilir. Metin, bu imkânın müdahalenin men'i davasına etkisini düzenlememektedir.

Ecrimisil, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/10145, K. 2019/11774 sayılı kararının gerekçesinde, zilyet olmayan malikin malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği haksız işgal tazminatı olarak tanımlanmış ve haksız işgal haksız eylem niteliğinde değerlendirilmiştir. Bu tanım sonuç fıkrası değildir. Başka bir anlatımda ecrimisil haksız fiil tazminatı sayılıp beş yıllık zamanaşımına bağlanmış ve dava tarihinden geriye beş yıldan önceki dönemin istenemeyeceği belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/10145, K. 2019/11774Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/10145 E.  ,  2019/11774 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacılar, paydaşı oldukları 281 ada 6 parsel sayılı taşınmazda bulunan 12 numaralı bağımsız bölümün işyeri olarak davalı tarafından gerek bizzat gerekse kiraya verilmek suretiyle işgal edildiğini, açtıkları elatmanın önlenmesi davasının kabulüne karar verilerek kararın da kesinleştiğini ileri sürerek ecrimisile ve dükkan niteliğindeki taşınmaza kullanımdan dolayı verilmiş olan zararların da tazminine karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, harici satıma dayalı olarak taşınmazı malik sıfatıyla kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince "… Toplanan deliller ve tüm dosya içeriği ile davacıların 6 parsel 12 nolu bağımsız bölümün maliki oldukları, davalının haklı ve geçerli bir neden olmadığı halde çekişme konusu yeri kullandığı saptanmak suretiyle ecrimisil isteğinin kabul edilmesi kural olarak doğrudur. Davalı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine. Davalının öteki temyiz itirazları ve davacıların temyiz itirazlarına gelince; …mahkemece mahallinde 31.03.2008 tarihli keşif sonucunda alınan emlakçı bilirkişinin raporunda 2002 yılı için yıllık kira bedelini 5684,00 TL olarak tespit ettikten sonra %20 artırım yaparak sonraki yılların kira bedelini belirlediği, hukukçu bilirkişinin 13.05.2008 tarihli raporunda 17.07.2002-17.07.2006 dönem için toplam 46.030,00 TL ecrimisil belirlediği, aynı bilirkişinin 17.07.2008 tarihli ek raporunda toplam 30.384,00 TL ecrimisil tespit ettiği, tarafların itirazı üzerine 14.05.2010 tarihinde yeniden yapılan keşif sonrasında inşaat mühendisi bilirkişinin 15.01.2011 tarihli raporunda 2003 yılı için yıllık kira bedelini 6.030,00 TL tespit ettiği, hukukçu bilirkişinin 15.06.2011 tarihli raporunda 29.08.2003-29.08.2004 dönemi için 6.030,00 TL, 29.08.2004-29.08.2005 dönemi için 6818,00 TL, 29.08.2005-29.08.2006 dönemi için 7.452,00 TL ve 29.08.2006-02.07.2007 dönemi için 8.022 TL ecrimisil belirlediği, mahkemece hükme esas alınan hukukçu bilirkişinin 17.01.2012 tarihli raporunda ise her yılı bir dönem kabul ederek toplam 32.971,30 TL ecrimisil belirlediği, bilirkişi raporları arasındaki çelişki olduğu gibi, soyut ve genel ifadelerle ecrimisil hesabı yapıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; mahkemece, yeniden üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle mahallinde keşif yapılması, yukarda belirtilen ilkeler çerçevesinde somut emsaller de incelenerek ecrimisil hesabını içeren bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken çelişkili ve yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…" gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne, taşınmaza verilen zararla ilgili usulüne uygun harçlandırılarak açılmış bir dava bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, ecrimisil ve tazminat isteklerine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli, kat irtifakı kurulu dükkan nitelikli 281 ada 6 parsel sayılı taşınmazda bulunan 12 numaralı bağımsız bölümde davacıların paydaş oldukları, davacıların önceden davalı ve dava dışı Oğuz aleyhine açtıkları elatmanın önlenmesi istekli davada, davalının karşı dava olarak harici satım nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğinde bulunduğu, Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne karar verilerek, tapu iptal ve tescil isteğinin reddedildiği, kararın derecattan geçerek Dairenin 2006/8138E – 2007/1174K sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nın 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Somut olaya gelince; hükme esas alınan 20.08.2015 havale tarihli bilirkişi raporunda, 17.07.2002 ile 02.07.2007 tarihleri arasında belirlenen ecrimisil için; 2008 tarihinde tespit edilen kira bedeline ÜFE artış oranlarının geriye yönelik uygulanması sonucu ecrimisil hesaplandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yukarıda yazılı ilkeler gözetilerek, bilirkişilerden ek rapor almak suretiyle, ilk dönem olan 2002 yılı için belirlenen/belirlenecek ecrimisile sonraki dönemler için ÜFE artış oranlarının yansıtılması sonucu tespit edilen ecrimisilin karar altına alınması gerekirken, 2008 yılı için belirlenen ecrimisile önceki dönemler için ÜFE oranlarının uygulanması sonucu geriye yönelik hesapla tespit edilen ecrimisilin karar altına alınması doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26/12/2019 tarihinde oy biriliğiyle karar verildi.

E. 2018/10145, K. 2019/11774 ve E. 2015/7984, K. 2018/8190 sayılı kararların gerekçelerinde ecrimisil davalarının beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve sürenin dava tarihinden geriye doğru işlediği belirtilmiştir. Bu anlatım, Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesindeki iki ve on yıllık genel tazminat süresiyle aynı hüküm olarak birleştirilemez.

Beş yıllık sürenin sonucu, def'inin ileri sürülüp sürülmemesine göre farklı ele alınmıştır. E. 2015/7984, K. 2018/8190 sayılı kararda davalı cevap dilekçesiyle süresi içinde zamanaşımı def'inde bulunduğundan, dava tarihinden geriye yedi yıllık dönem yerine beş yıllık dönem için hesap yapılması gerektiği bozma gerekçesi yapılmıştır. E. 2018/10216, K. 2019/11714 sayılı kararda ise davalının zamanaşımı def'inde bulunmadığı kabul edilmiş ve talep edilen 2008-2009 dönemleri için ecrimisile hükmedilmemesi bozma nedeni sayılmıştır. Def'i ile sürenin genel ilişkisi bu metinlerde çözülmüş değildir.

Hükmün açıklığı

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, birden çok davacının bulunduğu ecrimisil hükmünde her davacının hangi miktarda ecrimisile hak kazandığının gösterilmemesini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında infazda tereddüt doğuracağı gerekçesiyle bozma nedeni saymıştır. Uygulama, o davadaki paylara isabet eden miktarların ayrı gösterilmemesine ilişkindir ve genel bir hesap yöntemi kurmaz.

Müdahalenin men'i davasını kim açabilir?

Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesine göre malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı istihkak davası açabilir ve her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebilir. Paylı mülkiyette her paydaşın tek başına men davası açabileceği, elbirliği mülkiyetinde ise kural olarak oybirliği veya tüm ortakların katılımı gerektiği ayrıca belirtilmektedir.

Müdahale bitmişse dava açılabilir mi?

Haksız müdahale hâlen devam ediyorsa ve koruma geleceğe yönelikse dava açılabilir. Fiil sona ermiş ve tekrarlanma tehlikesi kalmamışsa kural olarak müdahalenin men'i davası açılamaz; uyuşmazlık tazminat alanına girer.

Geçerli kira veya kanuni yetki varsa ne olur?

El atma, süresi devam eden kira sözleşmesi veya kamulaştırma ve yasal geçit hakkı gibi kanuni bir yetkiye dayanıyorsa haksız sayılmaz ve müdahalenin men'i davası dinlenmez. Örnekler her işlem için ayrıca sonuç belirlemez.

Paydaş her zaman ecrimisil isteyebilir mi?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/10216, K. 2019/11714 sayılı kararının gerekçesine göre kural, men edilmedikçe paydaşların birbirlerinden ecrimisil isteyememesidir. Çekişmesiz kullanılan veya kullanılabilecek bir yer varsa ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Kamu malı, doğal ürün, kirayla semere, paydaşlığın inkârı, kullanım anlaşması ve daha önceki dava ya da takip gibi sayılan hâller istisna olarak belirtilmiştir.

Ecrimisil ile müdahalenin men'i aynı süreye mi tabidir?

Müdahalenin men'i için iki anlatım vardır: biri müdahale sürdükçe belirli süre olmadığını, diğeri mülkiyet sürdükçe hiç süre olmadığını söyler. Ecrimisil bakımından karar gerekçelerinde beş yıllık süre ve geriye doğru işlem anlatılmakta, sonucun def'iye bağlı olduğu dosyalar bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi ise genel tazminat istemi için öğrenmeden itibaren iki yıl ve her hâlde fiilden itibaren on yıl öngörür; ecrimisili adlandırmaz. Bu süreler tek kurala indirgenemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu