Mehir Nedir, Ne Zaman Verilir ve Mehir Senedi Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Mehir Nedir, Ne Zaman Verilir ve Mehir Senedi Şartları

Mehir, evlenme sözleşmesi anında, evliliğin devamı süresince veya evliliğin sona ermesi halinde kocanın kadına belirli bir mal, para yahut ekonomik değeri bulunan bir menfaati armağan etmesidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında mehire dair doğrudan özel bir kanun hükmü bulunmamakla birlikte, kanun evlenme merasiminde veya evlilik birliği kurulurken eşlerin birbirine mal veya para vermesini ya da vermeyi taahhüt edip ertelemesini yasaklamamıştır. Bu doğrultuda mehir anlaşmaları borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde geçerli kabul edilmektedir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/3342, K. 2013/14113Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2013/3342 E.  ,  2013/14113 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı, mehir … ile … aralarındaki katılma alacağı ve mehir alacağı davasının kısmen reddine, kısmen kabulüne dair … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 30.11.2012 gün ve 558/549 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, 2009 yılında evlenen davacı ve davalının 2011 yılında boşandıklarını, evlilik birliği içinde … plaka sayılı aracın edinilerek davalı adına tescil edildiğini, birlikte edinilen araç ve ev eşyalarının toplam değerinin 40.000 TL olduğunu, evlilik birliği kurulurken davacıya mehir olarak verilmesi taahhüt edilen 4 adet 2,5'luk altının davalı tarafından verilmediğini açıklayarak araç ve ev eşyasından kaynaklanan 20.000 TL katılma alacağı ile mehir bedeli 6.800 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı aracın 6.600 TL peşinat ve banka kredisi ile edinildiğini, aracın peşinatının ödenmesinde davalının babasına ait aracın satımından elde edilen 4.000 TL'nin kullanıldığını, kalan taksitlerin davalı tarafından ödendiğini, dava dilekçesinde belirtilen eşyanın birlikte alındığını ancak ikinci el olduklarından iddia edildiği değerde bulunmadığını, mehir olarak verilmesi kararlaştırılan 4 adet altın yerine düğün sırasında fazlası ile altın takıldığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, edinilmiş mal niteliğindeki araç için 5.506,00 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren davalıdan tahsiline, ev eşyasının tarafların ortak mülkiyetinde olduğunun tespitine ve boşanma davasında kusurlu olarak görülen taraf davacı olup bağıştan dönme koşulları gerçekleştiğinden mehir alacağı talebinin reddine karar verilmesi üzerine; Hükmün kabule ilişkin bölümü davalı vekili ve redde ilişkin bölümü davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Taraflar, 25.07.2009 tarihinde evlenmişler 14.01.2011 yılında açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 14.07.2011 kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında, eşler başka bir mal rejimi seçtiklerini ileri sürmediklerinden, eşler arasında evlenme tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince, TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.Dava konusu … plaka sayılı araç 02.12.2009 tarihinde ve ev eşyası tarafların kabulünde olduğu üzere evlilik birliği içinde edinilmiştir. Dosya kapsamı ve dava dilekçesindeki açıklamalara göre; davacı vekilinin talebi araç ve ev eşyası yönünden katılma alacağı isteğine ilişkindir. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının belirlenmesi gerekir.Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, dava konusu aracın edinme tarihine, 4.000 TL'nin davalının kişisel malından karşılandığının tarafların kabulünde bulunduğuna, banka kredisinin kalan taksitlerinin boşanma dava tarihinden sonra davalı tarafından ödendiğine, Mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine, takdirde de bir isabetsizlik bulunmadığına, bu tür davalarda hakkaniyet ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkelerinin gözetilmesi gerektiğine göre, davalı vekilinin araçtan kaynaklanan katılma alacağına yönelik tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün bu bölümünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, dava konusu ev eşyası tarafların kabulünde olduğu üzere evlilik birliği içinde müştereken edinilmiştir. Evlilik tarihi ve tarafların kişisel mal iddiası bulunmadığı dikkate alındığında söz konusu eşyanın edinilmiş mal olarak kabulü gereklidir. Bu halde Mahkemece davalının elinde bulunan eşyaların karar tarihine en yakın tarihteki değerinin ( sürüm değrinin) tespiti ile bu değerin yarısına TMK'nın 236. maddesi gereğince katılma alacağı olarak karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacı vekilinin mehir senedinden kaynaklanan alacağına ilişkin temyiz itirazlarına gelince, davacı 21.11.2008 tarihli mehri müeccel senedinde belirtilen ziynet eşyalarının kendisine verilmediğini iddia etmiştir. Mehir, kocanın evlenme sözleşmesi anında ya da devamı sırasında bazen de sona ermesi halinde kadına belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan bir şeyi armağan etmesidir. Mehri müeccel ise ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Somut olayda davacı tarafından imzalanan 21.11.2008 tarihli senette kararlaştırılan altınların davacıya verilmediği davalının savunması ve tanık beyanları ile sabittir. Hal böyle iken davalı tarafından davacı aleyhine olarak mehir senedinin iptali ve bağıştan rücu istemine ilişkin bir dava ve talepte bulunulmadığı, açıklanan hususlar eldeki davada def'i olarak da ileri sürülmediği halde davanın kabulü yerine 6100 sayılı HMK'nın 26 maddesine (HUMK 74) aykırı olarak yazılı şekilde karar vermek doğru değildir.Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 81,80 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 294,30 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 21,15 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine, 03.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/482, K. 2019/3079Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2019/482 E.  ,  2019/3079 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile yaklaşık 16 yıl önce evlendiğini, davalı ile aralarında düzenlenen 25/08/1997 tarihli evlilik teminatına esas senet uyarınca, …. Mahallesinde davalı adına kayıtlı bulunan taşınmaz tapusunun, aksi durumda ise 22 ayar 650 gram altının davalı tarafından kendisine verileceğinin vadedildiğini; davalının evlilik birliğinin devamı süresince taşınmaza yönelik taahhüdünü yerine getirmediği gibi, altını da vermediğini, aralarındaki boşanma davasının halen derdest olduğunu ileri sürerek; 650 gram 22 ayar altının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmadığı takdirde ise değerinin tespit edilerek, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vasisi ; davalı babasının yargılama aşamasında vefat ettiğini, davacının her türlü miras hakkına sahip olduğunu, babasının okuma ve yazmasının bulunmadığını, akıl sağlığının da yerinde olmadığını, bu sebeple dava konusu sözleşmenin geçersiz olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir. Mahkemece; dava konusu edilen yazılı belgenin, hukuken bağışlama sözü verme niteliğinde olduğu, TBK'nın 288/2 . maddesi uyarınca, bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliğinin, ancak resmi şekilde yapılmış olmasına bağlı bulunduğu, asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise kararlaştırılan cezai şartın da geçersiz olacağı, taşınmazın bağışlanması vadedilen dava konusu sözleşmenin, resmi şekilde yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğu, sözleşmede yer alan feri nitelikte ve cezai şart olarak kararlaştırılan 650 gram 22 ayar altının da bu sebeple istenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; mehir senedine dayalı alacak talebine ilişkindir. 1-)Türk Medeni Kanunu, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaad edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (2.12.1959 günlü, 14/30 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Mehr sözleşmeleri bugün de geçerlidir. (Örnek: Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi'nin 25.10.1965 günlü, 4557/5028 sayılı kararı) Öte yandan; mehri müeccel, ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir. Ancak, bu durum, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 128. maddesinde ( 818 sayılı BK 110. maddesi) yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, TBK'nın 288. maddesinde (BK 238. maddesi) düzenlenmiş bağışlama vaadidir. Bağışlama vaadinin geçerliliği, yazılı olma koşuluna bağlıdır. (TBK m. 288/1). Somut olayda; dava konusu " evlilik teminatına esas taşınmaz satış vaadi " başlıklı sözleşme incelendiğinde; alacaklı sıfatıyla davacı … Nazilli'nin , borçlu sıfatıyla ise davalı …'in yer aldığı, sözleşmenin, tarafların evlilik tarihi olan 24/06/1998 tarihinden önce düzenlendiği, davalı koca tarafından, hissedarı olduğu ileri sürülen taşınmazın ileriye yönelik olarak davacı kadına bağışlanacağı sözünün verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; davacının talebi, mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmaktadır. Bu sebeple, uyuşmazlık, aile hukukundan kaynaklanan alacak niteliğinde olmayıp, genel hükümlere dayalı ( TBK 286 vd.) alacak istemi niteliğindedir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır. Hal böyle olunca; mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu gözetilerek, görevsizlik nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek davanın esası hakkında yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. 2- Bozma nedenine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.04.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Mehir Türleri ve Mehri Müeccelin Hukuki Niteliği

Mehir uygulamada peşin ödenen muaccel mehir ve ödenmesi ileriye bırakılan mehri müeccel olmak üzere ikiye ayrılır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2013/3342 Esas ve 2013/14113 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere mehri müeccel, evliliğin boşanma veya ölümle nihayetlenmesi gibi ileriye yönelik bir bağışlama vaadi vasfındadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2019/482 Esas ve 2019/3079 Karar sayılı ilamına göre söz konusu bağışlama vaadi yalnızca koca tarafından değil, üçüncü bir kişi tarafından da geçerli biçimde üstlenilebilir. Bu taahhüt üçüncü kişi yararına borç altına girme niteliğinde olmayıp 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında bağışlama vaadi hükümlerine tabidir.

Mehir Konusu Olabilecek Malvarlığı Değerleri ve Miktar Sınırı

Mehir olarak nakit para, altın, ziynet eşyası, bilezik, araç, bağımsız bir alacak hakkı, taşınır veya taşınmaz mallar kararlaştırılabilir. Bu edimin geçerli olabilmesi için hukuka aykırı olmaması, ekonomik bir değer taşıması ve belirli veya belirlenebilir nitelikte bulunması şarttır. Türk hukukunda mehir miktarı için kanunla getirilmiş herhangi bir taban veya tavan sınır yer almamakta, miktar tarafların serbest iradesi doğrultusunda saptanmaktadır.

Mehir Senedinin Geçerlilik Şartları ve Şekil Kuralları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 288. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bağışlama sözü vermenin geçerliliği bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Taşınır mallar veya para alacakları yönünden düzenlenen mehir senetlerinin yazılı olması bağlayıcılık için kafidir. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü verilmişse geçerlilik ancak resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 288Kaynağı aç
MADDE 288- Bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz. II. Elden bağışlama

Türk Borçlar Kanunu'nun 288. maddesinin üçüncü fıkrasına göre şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz sayılan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde elden bağışlama hükmündedir. Bununla birlikte geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan taşınmaz bağışlamalarında bu kural uygulanmaz. Ayrıca borçlunun açtığı bir senet iptali veya bağıştan rücu davası bulunmadığı ve bu husus davada bir defi olarak ileri sürülmediği sürece mahkeme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesi gereğince kendiliğinden bağıştan dönme şartlarının oluştuğunu ileri sürerek mehir talebini reddedemez.

Mehir Ne Zaman Ödenir ve Zamanaşımı Süresi Nedir?

Mehir alacaklarında zamanaşımı süresi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde yer alan genel hüküm doğrultusunda on yıldır. Bu on yıllık süre, peşin öngörülen muaccel mehirde nikâh tarihinden itibaren işlemeye başlar; evliliğin sona ermesi şartına bağlanan vadeli (müeccel) mehirde ise evliliğin boşanma veya ölüm ile son bulduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı

Mehir Alacağının Mal Rejimi ve Miras Hukuku Karşısındaki Durumu

Mehir, evlilik birliğinin mali sonuçlarından bağımsız nitelikte kadına ait kişisel bir alacak hakkıdır. Bu nedenle eşler arasında boşanma sonrasında gerçekleştirilen mal rejiminin tasfiyesi ve artık değer paylaşımlarına dahil edilmez. Borçlu kocanın mehir borcunu ifa etmeden vefat etmesi halinde borç kocanın terekesinden ödenir; alacaklı kadının vefat etmesi durumunda ise mehir alacağı yasal mirasçılarına geçer.

Mehir Hangi Durumlarda Talep Edilemez?

Geçerli bir yazılı mehir sözleşmesi veya mehir senedinin bulunmaması, kararlaştırılan borcun daha önceden ifa edildiğinin kanıtlanması, alacaklı kadının borcu açıkça ibra etmesi ya da haktan feragat etmiş olması hallerinde mehir talep edilemez. Aynı şekilde evlilik akdinin hiç kurulmamış olması veya mehir düzenlemesinin geçersiz bulunması durumunda da talep ileri sürülemez. Anlaşmalı boşanma protokolünde kadın mehir hakkından açıkça feragat edebilir; ancak protokolde aksine bir kayıt veya açık bir feragat yer almıyorsa kadın mehir alacağını talep etme hakkını sürdürür.

Mehir Alacağı Davasında Görevli Mahkeme

4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi aile mahkemelerinin aile hukukundan doğan dava ve işleri göreceğini düzenlemiştir. Bir yaklaşıma göre mehir alacağı için aile mahkemesinde dava açılıp ilam alındıktan sonra icra takibi yapılması öngörülmektedir. Buna karşılık Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2014/22932 Esas ve 2016/4548 Karar sayılı kararında, mehir senedine dayalı mehri müeccel alacaklarının aile hukukundan değil Türk Borçlar Kanunu'nun bağışlama sözü verme hükümlerinden kaynaklanan genel bir alacak niteliğinde olduğu ve bu davalara bakmakla genel mahkemelerin, yani Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/22932, K. 2016/4548Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2014/22932 E.  ,  2016/4548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma, Değer Artış Payı ve Mehir Alacağı … ile … aralarındaki katılma, değer artış payı ve mehir alacağı davasının kabulüne dair … Aile Mahkemesi'nden verilen 03.07.2014 gün ve 746/490 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı … vekili, evlilik birliği içinde edinilen 631 ada 101 parsel 7 nolu bağımsız bölümün edinilmesine davacının ziynetleri ile katkıda bulunduğu, taşınmaz nedeniyle 10.000 TL katılma ve değer artış payı alacağı ile, mehri muaccel akdi ile davalının davacıya vermeyi taahhüt ettiği 100 adet çeyrek altının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 24.04.2014 tarihli dilekçesi ile talep miktarını artırarak, taşınmaz yönünden toplam 23.717,79 TL; mehir alacağı yönünden 16.300,00 TL talep etmiştir. Davalı … vekili, taşınmazın düğünde takılan takıların birkısmı ve malulen emeklilik ikramiyesi ve kredi ile edinildiği, kredi borcunun annesine ait taşınmazın satım bedeli ile kapatıldığı, nikah sırasında vermeyi taahüt ettiği altınların davacı tarafından vermek istediği zaman istemediğini belirterek açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile, 9.885,35 TL değer artış payı alacağı, 13.832,44 TL katılma alacağı ve 16.300,00 TL mehir bedeli olamk üzere toplam 40.017,79 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından davanın esası yönünden temyiz edilmiştir. 1-Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının aşağıdaki 2. ve 3. bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2-Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, değer artış payı alacağı, artık değere katılma alacağı ve mehir alacağı isteğine ilişkindir. Değer artış payı alacağı; eşlerden birinin diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun karşılık almaksızın esaslı katkıda bulunması durumunda, tasfiye sırasında bu malda meydana gelebilecek değer artışı için katkısı oranında sahip olduğu alacak hakkıdır(4721 sayılı TMK m. 227). Denkleştirme (TMK m. 230) hariç, tasfiyeye konu malvarlığında katkı tarihine göre değer kaybı söz konusu ise, katkının başlangıçtaki değeri esas alınır (TMK m. 227/1). Böyle bir malın daha önceden elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler (TMK m. 227/2). Değer artış payı alacağı talep edebilmek için, parasal ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunulmalıdır. Artık değere katılma alacağı ise; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Değer artış payı ve artık değere katılma alacak miktarları hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malın, bu tarihteki durumuna göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değeri esas alınır ( TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK'nun m. 222). 4721 sayılı TMK'nun "kişisel malları" düzenleyen 220.maddesinin 2. bendine göre, bir eşin miras ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri kişisel mal kabul edilir. Aynı maddenin 4. bendine göre de, kişisel mallar yerine geçen değerlerde kişisel mal sayılır (ikame kuralı). Bu kanuni düzenlemelere göre, karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malın satışından elde edilen gelir ve bu gelir kullanılarak edinilen malvarlığı da kişisel mal sayılır. Karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen (miras yoluyla elde edilen) gelirin, aile birliğine ait başka malın edinilmesine katkı olarak kullanılmasında, katkı oranında kişisel mal kabul edilerek, mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulur. Tasfiyeye konu taşınmazın, bedelinin tamamının ya da bir kısmının kredi ile karşılanması durumunda, kredi veren kuruluşa yapılan geri ödemelerin isabet ettiği dönemden, miktarından ve taksit sayısından hareketle mal rejiminin tasfiyesi sonucunda eşlerin alacak miktarları belirlenir. 4721 sayılı TMK'nun 202/1.maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemelerde, eşler lehine değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacak hakları doğabilecektir. Kredi borcu ödemelerinin bir kısmının mal rejiminin devamı süresince, bir kısmının da daha sonraki tarihlerde yapılmasında, mal rejiminin geçerli olduğu dönemin sonrasına sarkan ödemeler, dava konusu taşınmazın borcu kabul edilerek tasfiye gerçekleştirilir. Yukarıda açıklandığı gibi iki döneme yayılan kredi borcu ödeme tablosu mevcut olduğunda; öncelikle, mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmediği için ödenmemiş kredi borç miktarının, toplam kredi borcuna oranı bulunur. Sonra bulunan bu kredi borç oranının, taşınmazın toplam satın alım bedeli karşısındaki oranına dönüşümü gerçekleştirilir. Tespit edilen bu oranın, taşınmazın tasfiye tarihindeki (karara en yakın) sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmasıyla borç miktarı belirlenir. Bu ilke ve esaslara göre saptanan taşınmazın borç miktarı, tasfiye tarihindeki sürüm değerinden düşüldükten sonra kalan miktar, değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hesaplamasında göz önünde bulundurulur. Buna göre; öncelikle, tasfiyeye konu taşınmazın satın alma bedeli, bunun kredi ile ve varsa kredi dışında eşlerin kendi imkanları ile karşıladıkları miktarlar ve oranları ile tasfiye (karara en yakın) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ayrı ayrı belirlenmelidir. Açıklamalar doğrultusunda hesaplama yapılabilmesi için, iddia ve savunma çerçevesinde, taşınmazın satın alınmasına ilişkin akit tablosuyla birlikte tapu kaydı, kredi sözleşmesi ve kredi borcu ödeme tablosu dahil finans kuruluşu kayıtları, ihtiyaç duyulması halinde eşlerin malın alınmasında katkı olarak kullandıklarını ileri sürdükleri malvarlıklarına ilişkin sair belgeler bulundukları yerlerden getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmalıdır. Uyuşmazlığın çözümünde kullanılabilecek belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden oluşan kurulundan da yardım alınmalıdır. Somut olaya gelince; eşler, 08.08.2008 tarihinde evlenmiş, 16.03.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202.m). Tasfiyeye konu 631 ada 1010 parsel 7 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 23.12.2008 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; Tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının değer artış payı alacağı hesaplanmasında bir isabetsizlik yok ise de, hükmedilen artık değere katılma alacağı hesabı doğru olmamıştır. Dava konusu taşınmazın edinilmesinde davalının malulen emeklilik ikramiyesi, konut kredisi ve davacının ziynet eşyalarının kullanıldığı; kullanılan 120 ay vadeli konut kredisinin 10 taksidinin evlilik birliği içinde ödendiği, kalan taksit borcunun tamamının davalının annesi adına kayıtlı bulunan taşınmazın satışıyla elde edilen para ile 16.10.2009 tarihinde kapatıldığı sabittir. Şöyle ki, Mahkemece yapılacak iş, öncelikle davalının evlilik birliği içinde ödenen kredi miktarı dışında kalan kredi taksit miktarının toplam krediye oranında (100/120) kişisel malı ile tranfer yaptığı kabul edilerek toplu ödeme ile kapatılan kredi borç miktarının, toplam kredi borcuna oranı bulunup, sonra bulunan bu kredi borç oranının, taşınmazın toplam satın alım bedeli karşısındaki oranına dönüşümü gerçekleştirilerek, tespit edilen bu oranın, taşınmazın tasfiye tarihindeki (karara en yakın) sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmasıyla kişisel mal miktarı belirlenmelidir. Bu ilke ve esaslara göre, saptanan taşınmazın edinilmesinde kullanılan kişisel mal miktarı ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen davacının ziynetleri ile yaptığı katkı (değer artış payı) ile davalının malulen emeklilik ikramiyesi ile yaptığı katkı denkleştirilerek, artık değere katılma alacağı hesaplaması gerekirken, kredi borcunun toplu ödemesi oranlamasının kredi taksit miktarına göre değil de kredinin vadeye yayılmış geri ödeme miktarına oranlanması hatalı olmuştur, bozmayı gerektirmiştir. 3- Davalının mehir alacağına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Medeni Kanun, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaad edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (2.12.1959 günlü, 14/30 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Mehr sözleşmeleri bugün de geçerlidir. (Örnek: Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi'nin 25.10.1965 günlü, 4557/5028 sayılı kararı) Mehri müeccel, ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir. Ancak, bu durum, Borçlar Kanununun 110. maddesinde yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, Borçlar Kanununun 238. maddesinde düzenlenmiş bağışlama vaadidir. Bağışlama vaadinin geçerliliği, yazılı olma koşuluna bağlıdır. (B.K. m. 238/1). (4.HD. 18.2.1985 – 1984/9153 E, 1985/1223 K. YKD. 1985 Sayı Sh. 802). Davacının talebi, mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Taraflar arasında sözleşme ilişkisi vardır. Uyuşmazlık, Aile Hukukundan dayalı alacak niteliğinde olmayıp, genel hükümlere dayalı (TBK m. 286 vd., eBK m. 234 vd.) bir alacak talebi niteliğindedir. Hal böyle olunca, davayı görmeye genel mahkemeler görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir (HMK m. 1, 3, 114/1,c, 115/1). O halde mahkemece, bu taleple ilgili dava hakkında HMK 167. maddesi gereğince ayırma ve görevsizlik kararı verilmesi gerekirken; hatalı değerlendirme ile işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2. ve 3. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 876,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 14.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4- Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: 1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,[2] 2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler. Uzmanlardan yararlanma[3]
Mehir nedir ve bağışlama sayılır mı?

Mehir, kocanın evlilik sırasında veya sona ermesi halinde eşine vermeyi taahhüt ettiği malvarlığı değeridir. Mehri müeccel hukuken Türk Borçlar Kanunu kapsamında ileriye dönük bir bağışlama vaadi niteliğindedir.

Mehir senedi noterden yapılmak zorunda mıdır?

Taşınır mal veya nakit alacaklara ilişkin bağışlama vaadinin geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir; ancak taşınmaz veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması vaadinde resmî şekil zorunludur.

Boşanmada mehir mal paylaşımına dahil edilir mi?

Hayır, mehir evlilik birliğinden bağımsız olarak kadına ait kişisel bir alacak hakkı sayıldığından eşler arasındaki mal rejimi tasfiyesine ve hesaplamalarına dahil edilmez.

Mehir alacağı davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Mehir alacaklarında genel zamanaşımı on yıldır; peşin mehirde nikâh tarihinden, vadeli mehirde ise evliliğin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Koca dışındaki bir kişi mehir taahhüdünde bulunabilir mi?

Evet, mehri müeccel niteliğindeki bağışlama vaadi koca dışında üçüncü bir kişi tarafından da yazılı şekilde verilmek kaydıyla geçerli biçimde üstlenilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu