Komşunun Taşınmaza Müdahalesi ve El Atmanın Önlenmesi Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Komşunun Taşınmaza Müdahalesi ve El Atmanın Önlenmesi Davası

Mülkiyet hakkına sahip olan kişi, hukuk kurallarının çizdiği sınırlar dahilinde malını dilediği biçimde kullanma, ondan yararlanma ve üzerinde tasarrufta bulunma yetkilerini haizdir. Taşınmaz maliki, malını hukuka aykırı biçimde elinde tutan kişilere karşı istihkak davası açabileceği gibi, mülkiyetine yönelen her türlü haksız el atmanın giderilmesini de dava yoluyla isteyebilir. Bu temel koruma Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde güvence altına alınmıştır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 683Kaynağı aç
Madde 683- Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir. B. Mülkiyet hakkının kapsamı I. Bütünleyici parça
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/476, K. 2024/217Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2023/476 E.  ,  2024/217 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/151 E., 2022/168 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 24.02.2022 tarihli ve 2021/4565 Esas, 2022/1419 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi, kâl, maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Torbalı 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına, el atmanın önlenmesi ve kâl taleplerinin reddine ilişkin 28.06.2022 tarihli ve 2022/151 Esas, 2022/168 Karar sayılı kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 2. Davacılar vekili; kardeş olan tarafların Torbalı Yeniköy, Köy içi mevkii, 85 parsel sayılı ve 1.095,00 m² yüzölçümlü taşınmaza müşterek malik olduklarını, müvekkillerinin ¼’er, davalının ise ½ paylarının bulunduğunu, davalının müvekkillerinin rızasını almadan taşınmazda miras bırakanlarından kalma taştan yapılı eski evi yıkarak yerine yeniden ev inşa ettiğini, yeni yapının taşınmazın ortasına yapılmış olması nedeniyle müvekkillerinin hisselerinin kullanımını engellediğini, zeytin ağaçlarının kesildiğini, ev içindeki eşyanın da dışarı atılarak zayi olmasına yol açıldığını, bu sebeple müvekkillerinin madden ve manen kayba uğradıklarını ileri sürerek kaçak ve izinsiz yapılan inşaatın tedbiren durdurularak yıkılmasına, müdahalenin önlenmesine, zeytin ağaçları için 1.000,00 TL, yıkılan eski ev için 10.000,00 TL, evin içindeki eşyanın maddi değeri için 4.000,00 TL, manevi değeri için 4.000,00 TL olmak üzere toplam 19.000,00 TL tazminat talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 3. Davalı vekili; tarafların, arsa vasfında ve içinde eski ev bulunan davaya konu taşınmazı 2012 yılında kendi aralarında haricen taksim ederek ikiye böldüklerini ve her iki tarafın kendi yerini fiili olarak kullanmaya başladıklarını, müvekkilinin bu taşınmaz üzerindeki eski evde tadilata başladığını, davacıların daha önce itiraz etmemelerine rağmen sonradan tespit yaptırarak itiraz ettiklerini, İzmir'de ikamet ettiklerini ve kendilerine ait olan fiili taksim sonucu oluşan kısmı kullanmadıklarını, zeytin ağaçlarına zarar verilmediği gibi eşyanın manevi değeri bakımından tazminat talep edilmesinin yerinde olmadığını, yıkılan eski kerpiç eve çok az tadilat ile ilave yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 4. Torbalı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.03.2015 tarihli ve 2013/229 Esas, 2015/68 Karar sayılı kararı ile; davaya konu taşınmazda davacıların çekişmesiz olarak kullanabilecekleri yer bulunduğu gerekçesiyle el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin reddine, kesilen zeytin ağaçları ile yıkılan eski ev bedeli nedeniyle maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne, davacıların kişilik haklarına yönelik bir saldırının ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 5. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 6. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18.09.2018 tarihli ve 2018/1817 Esas, 2018/15884 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, yıkım, maddi ve manevi tazminat isteklerine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 85 parsel sayılı bahçeli kerpiç ev niteliğindeki taşınmazda davacıların 1/4'er paylarla davalının ise 1/2 pay ile paydaş oldukları kayden sabittir. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu'nun (BK) 213. Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olaya gelince; davalının dava konusu taşınmazı fiilen taksim ettiklerini savunduğu, davalı tanığı Akif'in ise davalının eşi olduğunu, tarafların taşınmazı böldüğünü ancak yapı inşa edilirken orada bulunmadıklarından davacılar sınırına taşma olduğunu belirtmiş, davacılar vekili temyizi ile davalının inşa ettiği evin ortak sınırı aştığını ileri sürmüş, 01.04.2014 tarihli fen bilirkişi raporuna göre de inşa edilen yapının taşınmaz iki eşit parçaya bölündüğünde 14,81m²'lik kısmının davacılara ait bölümde kaldığı tespit edilmiştir. Hal böyle olunca; davacılar ile davalının çekişmeli taşınmazı fiilen taksim ettikleri gözetilerek paylaşım sonucu taşan kısım saptanmak suretiyle davalının elatmasının önlenmesine ve taşan kısımda bulunan yapının yıkılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile isteklerin reddine karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 7. Mahkemece bozma kararına uyulmuş ve 03.12.2020 tarihli ve 2020/29 Esas, 2020/227 Karar sayılı kararı ile; davacıların eski eşya, zeytin ve eski ev bedeli ile manevi tazminat talepleri yönünden verilen kararın kesinleşmesi nedeniyle bu yönden karar verilmesine yer olmadığına, davacılar ile davalının çekişmeli taşınmazı fiilen taksim ettikleri gerekçesiyle davacının el atmanın önlenmesi ve kâl talebinin kabulü ile 14,81 m²'lik alandaki yapının kâl'i ile davalının el atmasının önlenmesine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 24.02.2022 tarihli ve 2021/4565 Esas, 2022/1419 Karar sayılı kararı ile;“…Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. Somut olaya gelince; dava konusu 85 parsel sayılı taşınmazda davacılar 1/4'er paylarla davalı ise 1/2 pay ile paydaştır. Tarafların paydaş olduğu taşınmaz üzerine davalı tarafça bina yapıldığı, davacıların paylarına karşılık çekişmesiz olarak kullanabileceği bir kısım yer bulunduğu ve taşınmazın davacılar tarafından kullanılmasının davalı tarafça engellenmediği, taşınmazın kullanım şeklinin tüm paydaşlar arasında yapılan bir anlaşma ile belirlenmediği gibi fiili bir kullanım biçiminin de oluşmadığı, anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, elatmanın önlenmesi ve kal davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı 10. Mahkemece yukarıdaki bozma kararına da uyulduktan sonra 28.06.2022 tarihli ve 2022/151 Esas, 2022/168 Karar sayılı karar ile; davacının eski eşya, zeytin ve eski ev bedeli ile manevi tazminat talebi yönünden verilen kararın kesinleştiği gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına, el atmanın önlenmesi ve kâl talebi yönünden; davacıların paylarına karşılık çekişmesiz olarak kullanabileceği bir kısım yer bulunduğu ve taşınmazın davacılar tarafından kullanılmasının davalı tarafça engellenmediği, taşınmazın kullanım şeklinin tüm paydaşlar arasında yapılan bir anlaşma ile belirlenmediği gibi fiili bir kullanım biçiminin de oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Üçüncü Kararı 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28.12.2022 tarihli ve 2022/5707 Esas, 2022/8131 Karar sayılı kararı ile; “…Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararı Yargıtay 8. Hukuk Dairesi elatmanın önlenmesine ve taşan kısmın kâl'ine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş bu kez ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararı ise Dairemizin ilâmı ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğundan ve mahkemece her iki ilâma da uyularak ilâm gereği davanın reddine ve kabulüne karar verilmiş olduğundan son kararın ilgilisince temyizi üzerine temyiz inceleme görevi HMK 373/6 maddesi gereği Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu…” gerekçesiyle dava dosyasının Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. II. ÖZÜ 13. Davanın özü; tarafların paydaş oldukları somut olayda, talep edilen el atmanın önlenmesi ve kâl istemi yönünden davanın reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce İlk Derece Mahkemesinin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. 15. Belirtmek gerekir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1 inci maddesiyle 18.06.1927 tarihli 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkrada: “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır" şeklinde düzenleme yapılmıştır. 16. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir…” denilmektedir. 17. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine yerel mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması öngörülmüştür. 18. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır. Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 294 üncü maddesinin birinci fıkrasında mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır. Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları da, usule ilişkin nihai kararlardır. 20. Esasa ilişkin kararlar ise hâkimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (6100 sayılı Kanun md. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (6100 sayılı Kanun md. 303) (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C: 3, s. 3005). 21. Somut olayda, el atmanın önlenmesi ve kâl talebi yönünden davanın reddine ilişkin olarak verilen ilk karar, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş; bu bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş ise de karar bu kez Yargıtay 7. Hukuk Dairesince davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle yeniden bozulmuştur. 22. Görüleceği üzere sonradan verilen Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin bozma kararı önceki bozmayı ortadan kaldıracak niteliktedir. Böyle olunca Mahkemece sonraki bozma kararına uyularak verilen hükmün temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılabilmesi için her şeyden önce Özel Dairelerce verilen birinci ve ikinci bozmanın kesin bozma olması gerektiği, somut olayda Yargıtay 8. Hukuk Dairesince verilen birinci bozmanın kesin bozma niteliğinde olmadığı, bu nedenle ön sorunun bulunduğu ve temyiz incelemesinin Özel Dairece yapılması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 24. O hâlde yukarıda içeriğine yer verilen hukuki olgular karşısında, Mahkemece verilen son kararın temyiz inceleme görevinin Özel Daireye değil, Hukuk Genel Kuruluna ait olduğuna oy çokluğuyla karar verilip ön sorun aşılmış ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 25. Uyuşmazlığın çözümünde müdahalenin meni davaları bağlamında mülkiyet hakkıyla ilgili kavram ve düzenlemelere kısaca değinilmelidir. 26. Malik, mülkiyet hakkının sağladığı yetkileri, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanabilir. Eşya üzerindeki egemenliğin üçüncü kişilere karşı korunması için malike verilen bu yetkilerin yaptırımı olan davalar ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 683 üncü maddesinde düzenlenmiştir. 27. Anılan Kanun’un “Mülkiyet Hakkının İçeriği” başlıklı 683 üncü maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmünü içermektedir. 28. Görüleceği üzere, mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin malik tarafından gereği gibi kullanılmasını önleyen ve üçüncü kişilerden gelen etkilere karşı korunma aracı olarak haksız el atmanın önlenmesi (müdahalenin men’i) davası hakkı tanınmıştır. 29. Haksız el atma, doğrudan mülkiyet hakkına el atma şeklinde olabileceği gibi bir vasıta veya başka bir kişi kullanmak suretiyle de gerçekleşebilir. Burada önemle vurgulanmalıdır ki, kanun hükmünde haksız el atmadan söz edilmiş olması karşısında, bütün bu müdahalelerin haksız olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla müdahale yasadan veya sözleşmeden kaynaklanan ayni ya da şahsi bir hakka dayanmamalıdır. 30. Türk Medeni Kanunu’nun yukarıda değinilen 683 üncü maddesi kapsamı dışında kalan ve özel maddeler ile düzenlenen el atmanın önlenmesi davaları da mevcuttur. Kanun’un genel nitelikli bu maddesi ve özel nitelikteki diğer hükümler ile mülkiyet hakkının her türlü zarar verici davranışlara karşı korunması amaçlanmıştır. 31. Somut olayda paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi isteminde bulunulmuştur. 32. Paylı mülkiyet; birden çok kimsenin, maddi olarak bütün olan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olmaları hâlidir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. I, s. 908). 33. Bu şekildeki bir mülkiyet ilişkisinde birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir (4721 sayılı Kanun, md. 688/1). Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahiptir. Bu nedenle pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir (4721 sayılı Kanun, md. 688/3). 34. Kanun’un “Yararlanma, Kullanma ve Koruma” başlıklı 693 üncü maddesi aynen “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” hükmünü taşımakta olup 4721 sayılı Kanun’un 689/1 inci maddesi uyarınca paydaşlar, kendi aralarında oy birliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme de yapabilirler. 35. Yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararlar, sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazanan kimseleri de bağlar (4721 sayılı Kanun, md. 695/1). 36. Taşınmazlarda yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin kararların sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlaması için, bunların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekir (4721 sayılı Kanun, md. 695/2). 37. Paylı mülkiyette de taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vâki el atmanın önlenmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa, açacağı el atmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. 38. Ülkemizde sosyal ve ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve iş yeri ihtiyacı nedeniyle izinsiz, ruhsatsız, resmî kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmî ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. 39. Türk Medeni Kanunu’nun 706, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 237 ve 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26 ncı maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma (4721 sayılı Kanun, md. 689/1) ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş ve uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmî taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması "ahde vefa" kuralının yanında 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi hâlde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. 40. Bu durumda, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi 4721 sayılı Kanun’un müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. 41. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 26.09.2019 tarihli ve 2017/1-2113 Esas, 2019/965 Karar; 06.11.2015 tarihli ve 2014/1-676 Esas, 2015/2534 Karar; 16.10.2018 tarihli ve 2017/14-1762 Esas, 2018/1434 Karar; 13.12.2023 tarihli ve 2022/8-988 Esas, 2023/1233 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. 42. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kardeş olan tarafların el atmanın önlenmesi ve kâl isteminde bulunulan davaya konu taşınmazda paydaş oldukları, aralarında taşınmazın kullanımına ilişkin taksim sözleşmesinin bulunmadığı, fiili bir kullanım biçiminin oluşmadığı anlaşılmaktadır. Anılan hususlar taraflarca yargılama sırasında verilen karşılıklı dilekçelerle belirtilmekle çekişmesizdir. Taşınmazda davacıların paylarına karşılık kullanabileceği bir kısım yer olduğu gibi bunun davalı tarafça engellendiğine ilişkin bir iddia da bulunmamaktadır. Bu hâlde, taraflar arasındaki çekişme ancak taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası ile çözümlenmesi gerektiğinden Mahkemece, el atmanın önlenmesi ve kâl davasının reddine karar verilmelidir. 43. Hâl böyle olunca, Mahkemece el atmanın önlenmesi ve kâl talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan karar onanmalıdır. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 inci maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Haksız El Atmanın Kapsamı ve Unsurları

Taşınmaza yönelik haksız el atma, doğrudan mülkiyet alanına müdahale biçiminde gerçekleşebileceği gibi bir araç ya da başka bir kişi kullanılmak suretiyle de meydana gelebilir. Bir eylemin el atma davasına konu edilebilmesi için müdahalenin kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan ayni ya da kişisel bir hakka dayanmaması şarttır.

Komşuluk Hukukunda Taşkınlık Yasağı

Taşınmaz sahipleri mülkiyet hakkının tanıdığı yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetlerini yürütürken bitişik ve çevre taşınmazları olumsuz etkileyecek aşırılıklardan özenle kaçınmak zorundadır. Türk Medeni Kanunu'nun 737. maddesi, mülkiyet kullanımının sınırını komşuları rahatsız etmeme yükümlülüğüyle belirlemiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 737Kaynağı aç
Madde 737- Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır. 2. Kazı ve yapılar a. Kural

Taşınmazın konumu, niteliği ve yöresel adet dikkate alındığında komşular arasında hoşgörülebilecek dereceyi aşan duman, is, toz, koku, buğu çıkarma ile sarsıntı veya gürültü yapma eylemleri hukuken yasaktır. Yerel adete uygun düşen ve kaçınılması mümkün olmayan taşkınlıklardan doğan denkleştirme hakları ise saklı tutulmuştur.

Ağaç Dalı ve Köklerinin Komşu Parsele Taşması

Bitişik taşınmazdan sınır aşarak zarar veren ağaç dalları ile bitki köklerinin bulunması halinde, zarar gören taşınmaz maliki önce komşusuna bunların kaldırılması için uygun bir mühlet tanımalıdır. Bu süre içerisinde taşkın kısımlar kaldırılmazsa, komşu taşınmaz maliki sınırı aşan dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine geçirebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 740Kaynağı aç
Madde 740- Komşunun arazisine taşarak zarar veren dal ve kökler, onun istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmazsa, komşu bu dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine geçirebilir. Ekilmiş veya üzerine yapı yapılmış arazisine dalların taşmasına katlanan komşu, bu dallarda yetişen meyvaları toplama hakkına sahip olur. Komşu ormanlar hakkında bu hükümler uygulanmaz. b. Özel kurallar

Üzerinde yapı bulunan veya tarımsal amaçla ekilmiş arazisine komşu taşınmazdan dalların taşmasına katlanmak durumunda kalan arazi maliki, söz konusu taşkın dallarda yetişen meyveleri toplama yetkisine sahiptir. Komşu orman alanları bakımından ise dal ve kök taşmasına dair bu kurallar uygulama alanı bulmaz.

Paylı ve Elbirliği Mülkiyetinde Müdahalenin Önlenmesi

Paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda her paydaş, diğer paydaşların mülkiyet haklarıyla bağdaştığı ölçüde ortak taşınmazı kullanabilir ve semerelerinden faydalanabilir. Kullanım tarzı konusunda anlaşmazlık çıkması halinde yararlanma ve kullanma biçimi mahkeme hakimi tarafından, bu belirleme zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünme biçiminde de olmak üzere, tayin edilir. Ayrıca her paydaş, bölünemeyen müşterek menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen yerine getirebilir.

Paylı mülkiyette müşterek taşınmazdan yararlanması haksız şekilde engellenen bir paydaş, bu engeli oluşturan diğer paydaş veya paydaşlara karşı payına vaki müdahalenin men'i talebini her zaman ileri sürebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2023/476, K. 2024/217 sayılı kararında, elbirliği mülkiyetinde de ortaklardan birinin diğer mirasçı veya ortakların onayına ya da terekeye temsilci atanmasına gerek kalmaksızın taşınmazdan yararlanmasını önleyen ortaklar aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği belirtilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2015/7138, K. 2018/1105 sayılı kararının gerekçesinde de paylı mülkiyette haksız şekilde taşınmazdan istifadesi engellenen paydaşın, buna sebep olan paydaşlara karşı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunabileceği ifade edilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/7138, K. 2018/1105Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/7138 E.  ,  2018/1105 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ECRİMİSİL Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.02.2018 Perşembe günü saat 11.25'te daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi …'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, paydaşlar arası ecrimisil isteğine ilişkindir. Davacı, 2612 ada 14 parsel sayılı taşınmazın davalı ile birlikte paydaşı olduğunu, davalının taşınmazı tek başına konut olarak kullandığını, sözlü ihtarlarına rağmen davalının herhangi bir kullanım bedeli ödemediğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden geriye doğru beş yıllık dönem için 36.071,34-TL ecrimisilin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, 1995 yılında metruk ve harabe durumdaki taşınmazı tadilat, bakım, onarımı ile emlak vergilerinin tarafından karşılanması şartıyla ileride satış veya ortaklığın sona erdirilmesi durumunda kendisinden herhangi bir bedel talep edilmeyeceği hususunda davacı ile anlaştığını, ecrimsil koşullarının oluşmadığını, davacı tarafından düzenlenen ihtarnamenin 06/11/2013 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının ihtar tarihine kadar davalıdan talepte bulunduğuna dair yazılı bir belge sunamadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların kardeş olup çekişmeli 2612 ada 14 parsel sayılı kargir ev vasıflı taşınmazda yarı yarıya paydaş oldukları ve taşınmazın tamamının davalının kullanımında olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Öte yandan; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Bu nedenle, eğer arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda somut olaya bakıldığında, tarafların kardeşleri tanık olarak dinlenmiş olup beyanlarından intifadan men koşulunun ihtarnamenin tebliğinden önce gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; tarafların çekişme konusu taşınmazda paydaş oldukları ve davacı yönünden intifadan men koşulunun oluştuğu gözetilerek, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık ecrimisil miktarının denetime uygun şekilde saptanması, bilirkişi tarafından belirlenen ecrimisil tutarı üzerinden, davacının payına karşılık gelen ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Buna karşılık davacı paydaşın paya karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer mevcutsa el atmanın önlenmesi talebi dinlenmez. Hissesinden daha az yer kullandığını ileri süren paydaşın bu uyuşmazlığı müdahalenin men'i davası yerine taşınmazın taksimi ya da ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözmesi gerekir.

Fiili Kullanma Biçimi ve Şerhin Etkisi

Tapulu gayrimenkullerde harici veya fiili taksim yapılması hisselerin mülkiyetini hukuken ana gayrimenkulden ayırmaz. Ancak tüm paydaşların uzlaşmasıyla bir kullanım anlaşması yapılmışsa veya fiili bir kullanım tarzı belirlenip uzun süre benimsenmişse, bu durum resmi taksim, ortaklığın giderilmesi ya da imar düzenlemesi yapılana dek Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesiyle düzenlenen iyiniyet kuralı ve ahde vefa ilkesi doğrultusunda korunur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2015/2383, K. 2017/5244 sayılı kararı uyarınca paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm hissedarları bağlayan harici taksim sözleşmesi, özel parselasyon planı ya da yerleşik fiili kullanım biçimi araştırılmalı; uyuşmazlık konusu yerin kime bırakıldığı tespit edilmeli, böyle bir paylaşım yoksa uyuşmazlık paylı mülkiyet hükümleri çerçevesinde karara bağlanmalıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/2383, K. 2017/5244Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/2383 E.  ,  2017/5244 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ,ECRİMİSİL Taraflar arasında birleştirilerek görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul, kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … 'nün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Asıl ve birleştirilen dava, çaplı taşınmazda paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Davacılar, 141 parsel sayılı taşınmazda davalılarla birlikte paydaş olduklarını, davalıların tarımsal sınırları içerisinde faaliyetlerini sürdürmeyerek kendi alanlarına müdahale ettiklerini ileri sürerek müdahalenin meni ile davacı … yönünden 2011 yılı ve diğer davalılar yönünden 2006-2011 yılı için toplam 5.363TL ecrimisilin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişler birleştirilen davada ise davacı …, çekişme konusu parseldeki payına vaki müdahalenin meni ile 2006-2010 yılları için toplam 7.8000TL ecrimisile karar verilmesini istemiştir. Davalılar, taşınmazda iştirak halinde mülkiyetlerinin söz konusu olduğunu, tarlanın mirasbırakanları zamanından beri süre gelen bir fiili kullanma durumunun mevcut olduğunu intifaden men koşulunun gerçekleşmediğini, ecrimisil taleplerine beş yıllık zamanaşımının uygulandığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ilişkin karar Dairece “…asıl ve birleşen davanın dava dilekçelerinde elatmanın önlenmesi isteği bakımından çekişmeli taşınmazla ilgili olarak davacılar tarafından bir değer belirtilmediği gözetilmek suretiyle, davacılara çekişme konusu taşınmazın değerinin açıklattırılması, değere itiraz edilmesi halinde keşfen değerin saptanması, belirlenecek değer üzerinden yukarıda belirlenen ilkeler ve düzenlemeler gözetilmek suretiyle harcın tamamlattırılması, bu koşul yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, kabul edilen ecrimisil değeri üzerinden harç alınmakla yetinilerek işin esası bakımından hüküm kurulması isabetsizdir…” gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde tekrar davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 237, Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olaya gelince, çekişme konusu taşınmazda davacılar ile davalıların mirasbırakanının paydaş olduğu, taşınmazın fiilen uzun süredir mevcut haliyle kullanıldığı savunmasında bulunulduğu ancak mahkemece taşınmazın paydaşları arasında fiili bir kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı başka bir ifadeyle her bir paydaşın payına özgülenen bir yerin bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmuş değildir. Hal böyle olunca, çekişme konusu taşınmaz bakımından tüm paydaşları bağlayan fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının tespiti, oluşmuş ise; her bir paydaşın kullanımına bırakılan bölümün saptanması, davacıların kullanımına bırakılan bölüme el atmanın olup olmadığının belirlenmesi, fiili kullanma durumu oluşmuş ve davacıların kullanımına bırakılan bölüme el atma var ise davanın kabul edilmesi, aksi takdirde uyuşmazlığın paylı mülkiyet hükümleri gözetilerek çözümlenmesi gerekirken anılan husus gözardı edilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması isabetsizdir. Davalılar vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,11/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Taşınmazlarda paydaşların yararlanma, kullanma ve idareye ilişkin verdikleri kararlar ile bu hususta verilen yargı kararlarının sonradan pay iktisap eden kişileri bağlaması, Türk Medeni Kanunu'nun 695. maddesinin ikinci fıkrası gereğince tapu kütüğüne şerh verilmiş olmasına bağlıdır.

Paydaşlar Arasında Ecrimisil Talebi ve İntifadan Men

Paydaşların birbirinden ecrimisil talep edebilmesi kural olarak intifadan men koşulunun gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. İntifadan men şartı, ecrimisil talep edilen dönemden önce davacı paydaşın ortak taşınmazdan ya da onun gelirinden yararlanma isteğini haksız işgalde bulunan paydaşa bildirmiş olmasıyla vücut bulur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/5893, K. 2020/7875Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/5893 E.  ,  2020/7875 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün dahili davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı vekili dava dilekçesinde, vekil edeni ile davalının tapu kaydında paylı malik oldukları 274 parsel sayılı taşınmazda davalının haksız biçimde kendi payını aşacak surette kullanımının bulunduğunu, davalının taşınmazda kendi hissesinden fazla yer kullanmasına müvekkilinin rızasının bulunmadığını açıklayarak, davalının taşınmazda vekil edeninin hissesine vaki haksız müdahalesinin önlenmesini, haksız müdahale nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 8.000,00 TL ecrimisilin müdahale tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı, kendisine usulüne uygun biçimde yapılan tebligatlara rağmen cevap dilekçesi sunmamış, yargılamanın devamı sırasında 20.06.2012 tarihinde ölümü nedeniyle nüfus kaydına göre mirasçıları olan kişiler dahili davalı olarak davaya dahil edilerek yargılamaya devam olunmuştur. Dahili davalılar vekilleri davaya yönelik beyan dilekçelerinde, müvekkilerinin murislerinin davacının taşınmazdaki payına yönelik herhangibir tecavüzünün olmadığı, davacı ile müvekkillerinin murisleri arasında, murisin sağlığında şifahen fiili paylaşımın olduğunu ve tarafların bu paylaşıma göre taşınması kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece verilen ilk kararın davalılar vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2015/6011 Esas, 2015/5955 Karar ve 21.04.2015 tarihli ilamıyla, davanın, hükmedilmesi istenen ecrimisil miktarı üzerinden açıldığı, elatmanın önlenmesi yönünden harç yatırılmadığı, yargılama sırasında da bu yönden harç ikmali yapılmadığı gerekçesiyle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir, Bozma kararından sonra Mahkemece bozmaya uyma kararı verilerek bozmadan önceki 1. keşfe katılan bilirkişi heyetine dosyanın tevdii ile elatmanın önlenmesi talebine esas dava değeri belirlenerek davacı tarafça harcının yatırılması sağlanmıştır. Bozmadan sonra yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, davanın paylı taşınmaza diğer paydaşın müdahalesinin meni ve ecrimisil istemine ilişkin olduğu, dosya kapsamında toplanan delillere göre davacı tarafın harici satış ve fiili taksim iddialarını usulüne uygun şekilde ispatlayamadığı, delilleri arasında yemin de bulunmadığından davalı yana yemin teklif etme hakkı hatırlatılmadığı, davacının dava konusu taşınmazda paydaş olup, taşınmazın davacı ve davalı dışında kalan diğer hissedarları ile yapılan taksim sonucunda kendilerine düşen kısımda herhangi bir yer kullanmadığı iddiasının aksini davalı tarafın ispatlayamadığı, kayıt maliki davacının payına vaki elatmanın önlenmesi isteminin kabulü ile ecrimisil istemi yönünden karar verilmesi gerektiği, şeklinde açıklanan gerekçelerle davanın kabulüne; davalının, davacının payına yönelik elatmasının önlenmesine, 8.000,00 TL ecrimisilin (30.05.2006-30.05.2007 dönemi için 4.000,00 TL, 31.05.2007-31.05.2008 dönemi için 1.000,00 TL, 31.05.2008-30.05.2009 dönemi için 1.000,00 TL, 31.05.2009-30.05.2010 dönemi için 1.000,00 TL, 31.05.2010-30.05.2011 dönemi için 1.000,00 TL olmak üzere) bilirkişiler Halide Yücel, Ali Mehmet Mercan ve Ömer Faruk Keskin tarafından düzenlenen 15.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen tahakkuk dönemleri sonu itibariyle yasal faizi ile birlikte davalıdan (dahili davalılardan) tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, ecrimisil talebine ilişkindir. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (iş yeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Somut olayda davacı, paylı mülkiyetin bulunduğu dava konusu taşınmazda davalının payından fazla kısmı kullanmak suretiyle kendisinin payına haksız müdahalede bulunduğunu açıklayarak elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunmuş, davalı taraf ise taşınmazda davacı ile davalıların murisi arasında evvelce fiilen ve şifahi bir taksimin yapıldığı ve bu taksime göre taşınmazın kullanılmakta olduğunu ve davacının payına vaki herhangi bir müdahalenin bulunmadığını savunmuştur. Dosya kapsamına göre dava konusu yeni 11272 ada 2 parsel (eski 274 parsel) sayılı tarla vasıflı taşınmazda paylı mülkiyetin bulunduğu, tarafların anılan taşınmazda paylı malik olup taraflar dışında da dava dışı paydaşların bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında toplanan delillerden dava konusu paylı mülkiyete tabi taşınmazda tüm paydaşları katılımıyla yapılan harici taksim sözleşmesinin veya tüm paydaşların kabul ederek uzun süreden beri uydukları fiili kullanım biçiminin bulunmadığı görülmektedir. Diğer yandan keşfen alınan bilirkişi raporlarından da davacının taşınmazda tapudaki hissesine düşen miktardan az olmakla birlikte kullanmasına uygun bir kısmın bulunduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle iken az yukarıda açıklandığı üzere paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağının bulunmadığı, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununun elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açılması suretiyle çözümlemesi gerektiği hususu nazara alınarak davacının talepleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin E. 2018/5893, K. 2020/7875 sayılı kararında bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla şekillenmiş istisnaları sayılmıştır. Taşınmazın kamu malı niteliğinde olması; bağ veya bahçe gibi doğal semere vermesi ya da iş yeri veya konut gibi kiraya verilerek hukuki semere getirmesi; işgal eden paydaşın tüm taşınmazda hak iddia ederek diğerlerinin ortaklığını inkar etmesi; paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşmasıyla her paydaşın yararlanacağı bölümlerin belirlenmiş olması; davacı tarafından daha önce aynı taşınmaz için el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil gibi dava açılmış ya da icra takibi yapılmış bulunması hallerinde ihtar aranmaz. Bunlara ek olarak kendiliğinden yetişen ürünler, muris tarafından kurulan işletmeler ve başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde de intifadan men koşulunun oluşması aranmaz.

Sık Sorulan Sorular

Taşınmaza haksız müdahale eden komşuya karşı hangi dava açılabilir?

Malik, mülkiyet hakkına yönelen hukuka aykırı her türlü müdahalenin önlenmesi için el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi malını haksız elinde bulundurana karşı istihkak davası ikame edebilir. Müdahalenin doğrudan ya da bir araç veya başka bir kişi vasıtasıyla gerçekleşmesi bu hakkı etkilemez; belirleyici olan müdahalenin ayni ya da kişisel bir hakka dayanmamasıdır.

Komşuluk hukukuna aykırı sayılan taşkınlıklar nelerdir?

Taşınmazın konumu ve yöresel adete göre komşular arasında hoşgörülebilecek seviyeyi aşan duman, is, toz, koku, buğu çıkarma ile gürültü ve sarsıntı yapma eylemleri hukuken yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklara ilişkin denkleştirme hakları saklıdır.

Sınırı aşan komşu ağaç dalları ve kökleri için ne yapılmalıdır?

Zarar veren dal ve kökler için öncelikle komşuya bunların kaldırılması amacıyla uygun bir süre tanınmalıdır. Bu süre içinde kaldırılmazsa komşu, taşkın dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine geçirebilir. Ekilmiş veya üzerine yapı yapılmış arazisine dal taşmasına katlanan malik ise o dallarda yetişen meyveleri toplayabilir.

Çekişmesiz alan kullanan paydaş el atmanın önlenmesini dava edebilir mi?

Payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer bulunan paydaşın el atmanın önlenmesi davası dinlenmez. Hissesinden az yer kullandığını savunan paydaşın uyuşmazlığı taksim veya ortaklığın giderilmesi davası yoluyla çözmesi gerekir.

Paydaşlar arasında ecrimisil talep edebilmek için bildirim şart mıdır?

Kural olarak yararlanma iradesinin önceden davalı paydaşa bildirilmesi zorunludur. Ancak taşınmazın kamu malı olması, kiraya verilen ya da doğal ürün veren yerlerde söz konusu olması, paydaşlığın inkar edilmesi, kullanım anlaşmasıyla bölümlerin belirlenmiş bulunması, daha önce taşınmaz için dava açılmış veya icra takibi yapılmış olması, kendiliğinden oluşan ürünler ile muris tarafından kurulan ve başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali gibi hallerde bildirim koşulu aranmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu