Kiracının Erken Tahliyesinde Tazminat ve Kira Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Kiracının Erken Tahliyesinde Tazminat ve Kira Sorumluluğu

Erken Tahliyede Kiracının Temel Sorumluluğu

Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiğinde, kira sözleşmesinden doğan borçları hemen sona ermez. Türk Borçlar Kanunu'nun 325. maddesi uyarınca bu borçlar, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre boyunca devam eder. Haklı bir neden bulunmaksızın ve usulüne uygun fesih yapılmaksızın kiralananı süresinden önce terk eden kiracı, kiraya verenin bundan kaynaklanan zararını gidermekle yükümlüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 325Kaynağı aç
MADDE 325- Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer. Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür. V. Takastan feragat yasağı
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/5409, K. 2019/1651Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2017/5409 E.  ,  2019/1651 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalının davaya konu taşınmazı 13/11/2013 tarihinde aylık 750.00 TL kira bedeli ile kiralayarak aynı tarihte daireye taşındığını ancak kira sözleşmesinin 01/01/2014 tarihinde başladığını, 13/11/2014 tarihinden itibaren kendiliğinden bir yıl uzamasına rağmen davalı tarafından 17/12/2014 tarihinde gönderilen ihtarname ile evin boşaltıldığını, mecurun kış mevsiminde boşaltılması nedeni ile evin ancak 7 ay sonra kiralanabildiğini belirterek 7 aylık kira bedeli olan 5.250,00 TL ile 7 aylık aidat gideri olan 350,00 TL'nin tarafına ödenmesi gerektiğini, davalı ile yapılan protokol gereği, verginin yarısının kiracı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, 301,00 TL olan bu ödemenin de tarafına yapılmadığını, ayrıca davalının evi hor kullanması nedeni ile evde zararların oluştuğunu, … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/42 D.iş sayılı dosyası ile eve verilen zararların 531 TL olarak tespit edildiğini belirterek şimdilik 6.432,00 TL maddi alacak ve zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalı, kira sözleşmesinin başlangıç tarihinin 01/01/2014 olarak belirlendiğini, yasanın aradığı şekilde 15 gün öncesinden feshedileceğinin davacı tarafa bildirdiğini, taşınmazın bulunduğu yerin kiralamaya müsait bir yer olduğunu, bu nedenle erken tahliye nedeni ile tazminatın haksız olduğunu, evde meydana gelen zararların tümünün kendisinden kaynaklanmadığını, vergiye ilişkin yapılan protokolün baskı ile yapıldığını ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne, 6.432,00 TL'nin dava tarihinden itibaren davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2- Davalının makul süre kira alacağına ve aidat bedeline ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Türk Borçlar Kanunu'nun 325.maddesinin 1.fıkrasının ilk cümlesi “Kiracı, sözleşme süresine ve fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder.” şeklinde düzenlenmiştir. Sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesi gereği taraflar sözleşme hüküm ve koşullarına uygun davranmak durumundadırlar. Haklı neden olmadıkça ve usulüne uygun feshedilmedikçe kiracı, sözleşme süresi ile bağlı olup sözleşmenin süresinden önce ve haksız olarak feshi durumunda kiraya verenin bundan kaynaklanan zararını gidermekle yükümlüdür. Davacı kiraya verenin zararı, tahliye tarihinden itibaren kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira bedelinden oluşur. Bununla birlikte taraflar arasında 01.01.2014 başlangıç tarihli, 1 yıl süreli kira sözleşmesinin “Özel Koşullar” bölümünün 6. maddesinde ''Kiracı kiralananı boşaltmak istediği takdirde en az 30 gün evvelinden mal sahibine ulaşacak şekilde bildirmeyi taahhüt eder." şeklinde ihbar şartına yer verilmiştir. Tarafların serbest iradesi ile konulmuş bu şart geçerli olup tarafları bağlar. Sözleşmede tarafların makul süreyi 30 gün olarak belirlediği ve davalı kiracı ihbar koşuluna uymadan taşınmazı tahliye ettiğine göre, tahliye tarihinden itibaren sözleşmede kararlaştırılan 30 günlük makul süre tazminatına ve 30 gün için aidat bedeline karar verilmesi gerekirken eksik değerlendirme ile yazılı şekilde 7 aylık makul süre tazminatı ve 7 aylık aidat bedeli üzerinden hüküm tesisi doğru değildir. 3- Davalının hor kullanma tazminatına ilişkin temyiz itirazlarına gelince, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 316.maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı tam bir özenle kullanmak ve aynı Kanunun 334. maddesi gereğince sözleşme sonunda aldığı hali ile kiralayana teslim etmekle yükümlüdür. Ancak kiracı sözleşmeye uygun olağan kullanma dolayısıyla oluşan eskime ve bozulmalardan sorumlu olmayıp münhasıran kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasardan sorumludur. Davalının kiralananı kullandığı süre ve kullanma amacı gözetildiğinde, olağan kullanımdan kaynaklanan yıpranma ve eskimelerin olacağı kuşkusuzdur. Dava … 2.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2015/42 D.iş dosyası dayanak gösterilerek açılmış olup mahkemece delil tespiti raporu esas alınarak hüküm kurulmuştur. Tespit dosyasında ve davalının cevap dilekçesinde tespit raporuna itirazlarının bulunduğu ve dava konusu taşınmaza ilişkin keşif yapılmadığı görülmüştür. İtiraza uğrayan delil tespiti bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru değildir. Bu durumda mahkemece, konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişilerden rapor alınarak, tespit raporu ve fotoğraflar incelenmek suretiyle normal kullanımdan kaynaklı yıpranmalar dışında hor kullanma bedellerinin belirlenip yıpranma payı da düşülerek bulunacak hor kullanma bedeline hükmedilmesi gerekirken tespit raporu ile yetinilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Hüküm, bu nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle hükmün 6100 sayılı HMK'ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK' un 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK' nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK' un 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 27.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Makul Süre Nedir ve Nasıl Belirlenir

Makul süre, kiraya verenin kiralananı olağan koşullar altında yeniden kiraya verebileceği süreyi ifade eder. Kanunda sabit bir ay veya yıl olarak belirlenmemiş olup taşınmazın konumu, piyasa koşulları ve sözleşmenin niteliği gibi etkenler somut olaya göre değişeceğinden bu sürenin tespiti uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesine bırakılabilmektedir. Kiraya verenin zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira bedelinden oluşur.

Taraflar kira sözleşmesinde tahliyeden belirli bir süre önce bildirimde bulunulacağını öngörmüşlerse, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/5409, K. 2019/1651 sayılı kararında sözleşmede belirlenen bildirim süresinin makul sürenin tespitinde belirleyici olduğu ifade edilmiştir. Bu kararda, serbest iradeyle konulan bildirim şartının geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğu vurgulanmış; sözleşmedeki süreyi aşar biçimde daha uzun bir dönem üzerinden hüküm kurulması bozma nedeni sayılmıştır. Bu yaklaşım, sözleşmede açık bir ihbar veya makul süre şartının bulunduğu olaylara özgüdür; böyle bir şart yoksa makul süre somut koşullara göre ayrıca değerlendirilebilir.

Yeni Kiracı Bulunması Hâlinde Sorumluluk

TBK m. 325 kiracıya önemli bir çıkış yolu tanımaktadır: Kiracı, makul süre geçmeden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulursa, kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer. Kanunun aradığı bu üç koşulun —kabul edilebilirlik, ödeme gücü ve devralmaya hazır olma— birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

Kiraya Verenin İndirim Yükümlülüğü

TBK m. 325'in ikinci fıkrası kiraya verene önemli bir yükümlülük getirmektedir: Kiraya veren, erken tahliye nedeniyle talep ettiği kira bedelinden, yapmaktan kurtulduğu giderleri ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları indirmek zorundadır.

TBK m. 325/2, kiraya verenin kiralananı başka biçimde kullanmakla elde etmekten kasten kaçındığı yararları da kira bedelinden indirmesini gerektirmektedir. Bu hüküm, kiraya verenin taşınmazı yeniden kiraya verme imkânı bulunduğu hâlde vermemesi durumunu da kapsayacak biçimde yorumlanmaktadır; somut olayda oluşan sonucun değerlendirmesi yargısal denetime tabidir.

Kiracının Taşınmazı Teslim Yükümlülüğü ve Hor Kullanım

Kiracı, kiralananı tam bir özenle kullanmak ve sözleşme sonunda aldığı hâliyle kiraya verene teslim etmekle yükümlüdür. Sözleşmeye uygun olağan kullanımdan doğan eskime ve bozulmalar kiracının sorumluluğuna girmez; kiracı yalnızca kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasardan sorumludur.

Hor kullanım tazminatının belirlenmesinde normal kullanımdan kaynaklanan yıpranma payının düşülmesi gerekmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/5409, K. 2019/1651 sayılı kararında, tespit raporuyla yetinilerek itirazlara karşın başka inceleme yapılmadan karar verilmesinin yerinde olmadığı, mahkemece uzman bilirkişiden rapor alınarak yıpranma payı düşüldükten sonra hor kullanım bedeline hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Aynı kararda, itirazlara konu olmuş delil tespiti bilirkişi raporunun keşif yapılmadan hükme esas alınamayacağı da vurgulanmıştır.

Sözleşmedeki Cezai Şart

Kira sözleşmelerine zaman zaman erken tahliye hâlinde ödeneceğini öngören cezai şart hükümleri eklenmektedir. Öte yandan TBK m. 346, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilmesini açıkça yasaklamakta; özellikle kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine ilişkin anlaşmaları geçersiz saymaktadır. Erken tahliyeye özgü cezai şartların bu yasak karşısında geçerli sayılıp sayılmayacağı, iki hükmün çakışması nedeniyle kesin olarak yanıtlanamamaktadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 346Kaynağı aç
MADDE 346- Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. F. Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi I. Bildirim yoluyla 1. Genel olarak

Dava Açmadan Önce Zorunlu Arabuluculuk

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı kabul edildiği uyuşmazlıklara uygulanır. Bu usule göre, arabuluculuğa başvurulmadan açılan dava, herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Kira alacaklarının bu kapsama hangi kanun hükmüyle alındığı, yargılama öncesinde bağımsız olarak doğrulanmalıdır.

6325 sayılı HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU m. 18/AKaynağı aç
MADDE 18/A- (Ek:6/12/2018-7155/23 md.) (1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (4) Başvuru, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (5) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (6) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmî kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (7) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder. (Ek cümle:28/3/2023-7445/36 md.) Avukatı bulunsa bile asıl tarafı da bilgilendirir. Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (8) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yetkiye ilişkin belgeleri sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda en geç bir hafta içinde yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve dokuzuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, beşinci fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (9) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (10) Arabulucu; taraflara ulaşılamaması veya taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması ya da tarafların anlaşması yahut tarafların anlaşamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (11) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/25 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[8] (12) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. (13) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde uyuşmazlığın konusu dikkate alınarak Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (14) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (15) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (16) Dava açılmadan önce ihtiyati tedbir kararı verilmesi hâlinde 6100 sayılı Kanunun 397 nci maddesinin birinci fıkrasında, ihtiyati haciz kararı verilmesi hâlinde ise 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dava açma süresi, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez. (Ek cümle:28/3/2023-7445/36 md.) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra, başvuran taraf aleyhine uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak icra takibi yapılması durumunda, başvuran tarafın bu takibe karşı son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesi uyarınca menfi tespit davası açması ve talep etmesi halinde 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. (17) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (18) Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz. (19) İlgili kanunlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin kabul edilen özel hükümler saklıdır. (20) Bu bölümde hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu Kanunun diğer hükümleri uygulanır. Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk

Arabuluculuk sürecini tamamlayan taraf, anlaşmaya varılamadığına dair son tutanağın aslını veya arabulucu onaylı örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu belgeyi eklemeyen davacıya mahkeme bir haftalık kesin süre tanır; süre içinde belge sunulmazsa dava yine usulden reddedilir. Başvuru, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna; büro kurulmayan yerlerde görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır.

Arabulucu, görüşmeleri görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. Arabuluculuk bürosuna başvurulduğu andan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.

Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması nedeniyle arabuluculuk sona ererse, toplantıya katılmayan taraf son tutanakta belirtilir. Bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmadığı hâllerde ise yargılama giderleri her tarafın üzerinde kalır. Tahkim sözleşmesi bulunan veya özel kanunlarda tahkim ya da başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğu öngörülen durumlarda zorunlu arabuluculuk hükümleri uygulanmaz.

Sıkça Sorulan Sorular

Kiracı anahtarı teslim edince kira borcu biter mi?

Hayır. TBK m. 325 uyarınca kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul süre dolana ya da kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulunana kadar devam eder.

Sözleşmede ihbar süresi varsa makul süre ne kadar olur?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/5409, K. 2019/1651 sayılı kararında, tarafların serbest iradesiyle belirlediği bildirim süresinin geçerli ve bağlayıcı olduğu vurgulanmış; sözleşmedeki süreyi aşar biçimde daha uzun bir dönem üzerinden hüküm kurulması bozma nedeni sayılmıştır. Bu yaklaşım, sözleşmede açık bir ihbar veya makul süre şartı bulunan olaylara özgüdür; böyle bir şart yoksa makul süre somut koşullara göre ayrıca değerlendirilebilir.

Kiraya veren yeni kiracı bulduktan sonra da eski kiracıdan talepte bulunabilir mi?

TBK m. 325 çerçevesinde kiraya verenin zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreyle sınırlıdır. Kiralananın yeniden kiraya verilmesiyle birlikte kiraya verenin kira kaybının ne ölçüde sona ereceği ve bu tarihten sonraki dönem için talepte bulunulup bulunulamayacağı, somut olayın koşullarına göre değerlendirilmektedir.

Kiraya veren hiç çaba göstermeden tam kira talep edebilir mi?

TBK m. 325/2 gereğince kiraya veren, talep ettiği kira bedelinden yapmaktan kurtulduğu giderleri ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği ya da elde etmekten kasten kaçındığı yararları indirmek zorundadır. Bu hüküm, kiraya verenin yeniden kiralama imkânı bulunduğu hâlde bu imkânı kullanmaması durumunu da kapsar biçimde yorumlanmaktadır.

Erken tahliye için sözleşmeye cezai şart konabilir mi?

Kira sözleşmelerine erken tahliye hâlinde ödeneceğini öngören cezai şart hükümleri eklenmesi uygulamada görülmektedir. Bununla birlikte TBK m. 346, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilmesini yasaklamaktadır. Erken tahliye cezai şartlarının bu yasak karşısında geçerli sayılıp sayılmayacağı, iki hükmün çakışması nedeniyle kesin olarak yanıtlanamamaktadır.

Arabuluculuğa başvurmadan dava açılırsa ne olur?

6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesi uyarınca, arabuluculuğa başvurulmadan açılan dava herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Arabuluculuk tamamlanmış olmakla birlikte son tutanak dava dilekçesine eklenmemişse mahkeme bir haftalık kesin süre tanır; bu süre de geçirilirse aynı sonuç doğar.

Arabuluculuk sürecinde zamanaşımı işler mi?

Hayır. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesi uyarınca, arabuluculuk bürosuna başvurulduğu andan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu