Kira Sözleşmesinin Tapuya Şerhi ve Kiracı Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Kira Sözleşmesinin Tapuya Şerhi ve Kiracı Hakları

Taşınmaz kiralarında kiracının kiracılık hakkı, taraflar sözleşmede kararlaştırırsa tapu siciline şerh edilebilir. Kira sözleşmesinden doğan hak, tapu kütüğüne şerh edilebilecek haklar arasındadır. Şerh verildikten sonra bu hak, taşınmaz üzerinde daha sonra hak kazanan kişilere karşı ileri sürülebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 312Kaynağı aç
MADDE 312- Taşınmaz kiralarında, sözleşmeyle kiracının kiracılık hakkının tapu siciline şerhi kararlaştırılabilir. D. Kiracının borçları I. Kira bedelini ödeme borcu 1. Genel olarak
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1009Kaynağı aç
Madde 1009- Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. b. Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasında

Şerhin sözleşmede kararlaştırılması

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 312. maddesi, taşınmaz kiralarında kiracılık hakkının tapu siciline şerhini sözleşmedeki kararlaştırmaya bağlar. Hükmün açıkladığı temel nokta, şerh imkânının kendiliğinden değil, tarafların sözleşmede buna yer vermesiyle doğmasıdır.

Kanunda sayılan şerh edilebilir haklar

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1009. maddesi; arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım ve gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerh edilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer hakların tapu kütüğüne şerh edilebileceğini düzenler. Kira sözleşmesinden doğan hak da bu sayımın içindedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2015/12, K. 2016/1005Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2015/12 E.  ,  2016/1005 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Polatlı 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 12.12.2013 gün ve 2013/65 E., 2013/476 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 05.06.2014 gün ve 2014/2957 E., 2014/7487 K. sayılı kararı ile; (… Dava, 15.02.2012 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece; tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. Davada dayanılan 15.02.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi 18.02.2002 tarihinde tapuya şerh edilmiştir. Şerhten amaç, ilişkin bulunduğu hukuki durumu kayda sonradan malik olanlara da ileri sürebilir hale getirmek, hukuki duruma aleniyet kazandırmaktır. Denilebilir ki, bu yönüyle şerh taşınmazın şerhten sonraki malikleri üzerinde de bir bakıma ayni etki gösterir. Dolayısıyla, şerhten sonra taşınmazı kazanan malikler şerh sahibi vaat alacaklısına karşı iyiniyet savunmasında bulunamazlar. Gerçekten, Tapu Kanunu m. 26’da “şerhten itibaren 5 yıl içinde satış yapılamaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse, iş bu şerh tapu müdürü veya memuru tarafından resen terkin olunur” hükmü bulunmaktadır. Fakat bu hüküm, sözleşmenin tapuya şerhinden itibaren 5 yıl içinde satış akdi yapılmazsa, bu şerhi tapu sicil müdürü veya memurunun re’sen terkin edeceği anlamına gelmez. 5 yıl geçtikten sonra terkin işlemi de ancak Tapu Sicil Tüzüğünün 78/4. maddesi gereğince taşınmaz mal malikinin istemi ile yapılabilir. Nitekim benzeri bir düzenleme de TMK'nın 1027. maddesinde yer almış, anılan hükümde tapu memurunun, ancak basit yazı yanlışlıklarını tüzük kuralı uyarınca re’sen düzeltebileceği, bunun dışındaki her türlü düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılabilmesi için ilgililerin yazılı rızaları gerektiği, tapu sicilindeki her türlü yanlışlığa ancak mahkeme kararıyla son verilebileceği kuralı getirilmiştir. Diğer taraftan, tapuda şerhe ilişkin bir hüküm olmasa da satış vaadi sözleşmesine dayanan taraf sonradan kayda malik olan kişinin kötüniyetli olduğunu kanıtlamak suretiyle her zaman satış vaadi sözleşmesine dayanarak dava açabilir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Davacı, davalı gerçek kişilerin murisi Hatice Türe'den 15.02.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile 188 parsel sayılı taşınmazdaki hisselerini satın almış ve sözleşme 18.02.2002 tarihinde tapuya şerh edilmiştir. Bu şerh 5 yıl geçmesine rağmen maliki tarafından terkin talebinde bulunulmadığı için tapu kaydında halen görünmektedir. Bu haliyle davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesinin borçlusu Hatice Türe'nin mirasçıları tarafından 17.12.2008 tarihinde tapudan davalı S.S. Doğankent Turkuaz Villaları Konut Yapı Kooperatifine satılmıştır. Davalı kooperatif satış vaadi sözleşmesine konu payı satış vaadi şerhini görerek satın almıştır. Bu nedenle iyiniyet iddiası dinlenemeyeceğinden davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediği… ) gerekçesiyle ve oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili davalıların murisi Hatice Türe’nin Polatlı 3.Noterliğinin 15.02.2002 tarih ve 1353 yevmiyeli satış vaadi sözleşmesi ile Gedikli Köyü 188 parsel sayılı taşınmazdaki payını davacı kooperatife satmayı vaat ettiğini, satış vaadi sözleşmesinin 18.02.2002 tarihinde tapuya şerh edildiğini buna rağmen … ve …’in kendilerine murisleri Hatice Türe’den intikal eden paylarını vekilleri aracılığı ile 22.10.2007 tarihinde davalı Doğankent Turkuaz Villaları Konut Yapı Kooperatifine devir ettiklerini, satış vaadi şerhine rağmen taşınmazı satın alan davalı kooperatif ile davalılar … ve …’in iyi niyetli olmadıklarını belirterek, sözleşmeye konu payın davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Kooperatif vekili müvekkilinin taşınmazdaki dava konusu payları bedelini ödeyerek iyiniyetle satın aldığını, satış vaadi sözleşmesine ait şerhin beş yılın dolması sonucu hükümsüz hale geldiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece satış vaadi sözleşmesine ilişkin şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaması halinde şerhin re’sen terkin olacağı yönündeki Tapu Kanunu düzenlemesinin açık olduğu; bu tarihten sonra hak sahibi olanlara karşı şerhe dayanarak hak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece gerekçesi açıklanarak önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyize getirilmektedir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık satış vaadi sözleşmesinin tapu siciline şerhi tarihinden itibaren yasal beş yıllık süre geçtiği halde sicilden terkin edilmediği için, satış vaadine ilişkin bu şerhi görerek taşınmazı satın alan kimsenin iyiniyetini ortadan kaldırıp kaldırmayacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “hak” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Bir görüşe göre hak, hukuk düzeninin fertlere tanıdığı irade veya irade kudretidir. Bir başka görüş hakkı, hukuk düzenince korunan menfaat olarak tanımlamıştır. Bir diğer görüş ise hakkı, hukuki ilişki kavramıyla açıklamaktadır. Bu görüşü savunanlar hakkı, sahibine bu ilişkiye katılan kişi veya kişiler karşısında tanınan bir ayrıcalık veya imtiyazlı bir durum olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla hak, hukuki ilişkinin bir unsuru olup sahibi lehine imtiyazlı bir durum yaratırken, diğer kişiler için de bir kısıtlama, yükümlülük oluşturmaktadır. Hakkın hak sahibine verdiği imtiyaz, diğer kişilere yüklenen davranış yükümlüğünden ibarettir (Eren, F.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara, 2012,s.46-47). Haklar konuları ya da nitelikleri temel alınarak çeşitli tasniflere tabi tutulmuştur. “İleri sürülebileceği çevre” bakımından haklar “mutlak ve nispi haklar” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak haklar sahibine belirli bir mal veya kişi üzerinde geniş tasarruf yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak hakların neler olduğunu kanun koyucu sınırlı olarak belirlemiştir. Bu nedenle kişiler, yasada öngörülen sınırlı sayıdaki mutlak hak dışında yeni bir mutlak hak yaratamazlar. Mutlak hakların konusu mutlaka maddi ya da gayri maddi mallardır. Maddi mallar üzerindeki mutlak haklara, ayni haklar; maddi olmayan mallar üzerindeki haklara da fikri haklar denir. Ayni haklar mal üzerindeki mutlak iktidar haklarıdır. Diğer bir tanımlama ile ayni haklar bir kimseye bir şey üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet sağlayan ve bu sebeple herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Nispi haklar aynı zamanda kişisel haklar olarak da tanımlanmaktadır. Çünkü bu haklar belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen haklardır. Kişisel hak, ayni haklarda olduğu gibi, hak sahibinin bir mal üzerinde doğrudan doğruya haiz olduğu bir yetki değil, bir şeyin verilmesini, bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını, yani belirli bir hareket tarzını bir veya birkaç şahıstan isteme hususundaki haktır. Nispi hakların eşya ile olan ilgileri doğrudan doğruya mutlak değil, nispidir (Velidededeoğlu H.V./Esmer, G.: Gayrimenkul Tasarrufları Ve Tapu Sicili Tatbikatı, İstanbul 1956, S.30). Yukarıda da ifade edildiği gibi kişisel haklar sadece sözleşmenin tarafları arasında hüküm ve sonuçlarını doğurur. Fakat hukukumuzda bazı kişisel hakların üçüncü kişiler bakımından da etkili olabilmesi için kabul edilen haller de vardır. Bunların başında zilyetlik gelmektedir. Ne var ki taşınmazlarda kamuya açıklık ve hak karinesi “şeye zilyet” olmakla değil hakkın sicile kayıt edilmesine bağlandığı için taşınmazlar ile ilgili kişisel hak sahibi olanların hakkını korumada zilyetlik yeterli değildir. Kanun koyucu tarafından bu sakıncaları gidermek ve şahsi hak sahibinin güçlendirilmesi amacıyla taşınmazlarla ilgili bulunan bazı kişisel hakları tapu siciline şerh verdirerek, bunları taşınmaz üzerinde sonradan hak kazanan üçüncü kişilere karşı da öne sürmek olanaklı kılınmıştır. Kanunun farklı kısımlarında şerhe imkân tanıyan hükümler bulunmakla birlikte şerhi mümkün olan hak ve durumlar esas itibari ile Türk Medeni Kanununun (TMK) 1009 vd hükümlerinde üç başlık halinde belirtilmiştir. Bunlar kişisel hakların şerhi, tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına yönelik şerh ve geçici tescil şerhidir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerine gelince, bunlar taraflar arasında karşılıklı borç doğuran sözleşmelerdir. Bu sözleşme ile vaad eden belli bir taşınmazı satmayı; vaad alan da bu taşınmazı satın almayı birbirlerine karşı borçlanırlar. Yani satış vaadi sözleşmesi, Türk Borçlar Kanununda yerini bulan ve iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Sözleşmenin kurulması ile sözleşmeye konu olan taşınmazın mülkiyeti el değiştirmez. Taşınmazın mülkiyetinin el değiştirmesi için ya tarafların rızaları yahut ilgili mahkemeden alınacak bir tescil kararı gerekir. Bu nedenle taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinden doğan hak, ayni değil kişisel(nispi) haklardandır. Bunun sonucu olarak da satış vaadi sözleşmesinin tarafları, bu sözleşmeden doğan haklarını yalnız birbirlerine veya haleflerine karşı ileri sürebilirler. Hemen belirtelim ki taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan kişisel haklar gibi bazı kişisel hakların, tapu siciline şerh edilmesi olanaklıdır. Nitekim “kişisel hakların şerhi” başlıklı TMK’nın 1009. maddesinde arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerh edilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer hakların tapu kütüğüne şerh edilebileceği hükme bağlanmıştır. Bu olanaktan yararlanarak tapu siciline şerh edilen kişisel hak, ayni hak niteliğini almamakla beraber, aynilik güç ve etkisi kazanmaktadır. Bu durumda dahi kişisel hak, yine herkese karşı ileri sürülememekte ancak konusu olan taşınmazla ilgili kişilere karşı ileri sürülebilme olanağına kavuşmaktadır (Özenli, S.: Uygulamada Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi ve Neden Olduğu Davalar, Ankara 1986, s.16). Bu nedenle taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hak, esasında kişisel bir hak olmakla beraber ilgili olduğu taşınmazın tapu siciline şerh edildikten sonra ayni hak tesiri de yapabilecek bir kişisel hak türü olarak kabul etmek gerekecektir (Özenli, s.17). Kişisel (nispi) hakkın şerhinin, hak üzerinde yapacağı etki doktrinde tartışmalı olmakla birlikte çoğunluğun kabulüne göre şerhin iki etkisi vardır: Birincisi; şerh verilen kişisel hakkın konusunda borç doğuncaya kadar etkisidir ki bu şerh verilen hakla ilgili borcu “eşyaya bağlı borç” durumuna sokar. Buna göre, şerhten sonra taşınmazın her maliki kendi mülkiyeti esnasında doğacak borçla yükümlü olur. Şerhin ikinci etkisi; şerhten sonra taşınmazda hak kazanmış olanlardan, doğmuş borcun ifasında alacaklıya zarar verenlerin haklarının bertaraf edilmesini sağlamasıdır. Buna şerhin munzam etkisi denir. Şerhin birinci etkisi ancak borcun doğumuna kadardır. Borcun doğumundan sonra rolü yoktur. Doğan borç, hangi malik zamanında doğarsa onun borcudur. Borç doğduktan sonra taşınmaz el değiştirirse borç yeni malike geçmez. İkinci yani munzam etki ise ancak borç doğduktan sonra söz konusu olur. Borç doğmadıkça bir rolü yoktur. Her iki etki bakımından da şerh kurucu bir nitelik taşır. Diğer bir ifade ile ancak şerhin yapılması ile kişisel hak sözü geçen etkileri kazanır (Oğuzman, K./Seliçi, Ö./Oktay-Özdemir,S.: Eşya Hukuku, İstanbul 2014, s.247 vd.) Vaad alacaklısına kişisel bir hak sağlayan satış vaadi sözleşmelerinin TMK’nın 1009. ve Tapu Kanunun 26. maddeleri uyarınca tapu kütüğüne şerh edildiği tarihten sonra taşınmazda ayni hak kazanan kişilere karşı ileri sürülebilme olanağı kazanmaktadır. Çünkü kişisel hakkın tapuya işlenilmesiyle sonradan hak kazanan üçüncü kişiler bu konuda uyarılmış olur. Tapu Kanununun 26. maddesinde “Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmez ise iş bu şerh tapu müdürü veya memuru tarafından re’sen terkin olunur” hükmüne yer verilmiştir. Fakat bu düzenleme tapu sicil memurunun şerhi re’sen terkin yetkisi olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Zira TMK’nın 1027. maddesinde sadece adi yazım hatalarının tüzük hükümlerine göre tapu sicil memurunca düzeltilebileceğine bunun dışındaki tüm düzeltmelerin ilgilerinin yazılı izni veya mahkeme kararı ile yapılabileceğine dair açık hüküm vardır. Buna benzer bir diğer düzenleme Tapu Sicil Tüzüğünün 69. maddesinde yer almaktadır. Tüzükteki bu düzenlemede de tapuya şerh edilmiş süreye bağlı kişisel hakların sürenin dolması halinde sicilden terkininin sadece taşınmaz malikinin talebi ya da mahkeme kararı ile yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Tapu Kanununun 26. maddesindeki düzenleme şerhin malikin istemi üzerine terkin edilebileceği şeklinde anlaşılmalıdır. Taşınmaz maliki tarafından terkini talep edilmediği için tapu sicilinde varolmaya devam eden şerh etkisini devam ettirecektir. Bu nedenle tapudaki satış vaadi şerhini görerek taşınmazı satın alan kişi TMK’nın 1023. maddesi anlamında iyiniyetli üçüncü kişi kabul edilmeyecek ve vaad alacaklısına karşı bu madde korumasından yararlanamayacaktır. Zira tapu sicilinin aleniliği dolayısıyla herkesin kütükte yer alan haklarla ilgili bilgisi olduğu varsayılır, bunun aksi iddia edilemez (TMK 1020). Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya bakıldığında satış vaadine konu payın devrine ilişkin sözleşme 15.02.2002 tarihinde düzenlenmiş olup, 18.02.2002 tarihinde tapu siciline de işlenmiştir. Satış vaadine konu bu payın davalı kooperatife temliki ise 22.10.2007 tarihinde yapılmıştır. Dosyaya getirtilen bu temlike ilişkin resmi senet metnine göre de davalının satış vaadi şerhini görerek temliki kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının iyi niyetli temellük eden olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla davalının iyiniyetli olduğuna dair iddiası dinlenemeyeceğinden davacının TMK’nın 716. maddesi uyarınca açtığı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini talepte haklıdır. Bu durumda Yerel Mahkemece bozma kararı uyarınca karar verilmek gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru değildir. Öte yandan Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında kanunda belirtilen beş yıllık sürenin dolmasıyla üçüncü kişiler bakımından şerhin hukuki değerini yitireceği ve satın alanın iyiniyetine etki etmeyeceği gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hal böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, , istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.11.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü, davacının, satış vaadi sözleşmesinin sicile şerhinden itibaren 5 yıl geçtikten sonra taşınmazı satın alan davalıya karşı, sicilde mevcut şerhe dayalı olarak, bu hakkını ileri sürüp süremeyeceğinin belirlenmesi ile mümkündür. Türk Medeni Kanununun 1009. maddesine göre, arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir ise de, Tapu Kanununun 26. maddesi uyarınca, Noterlik Kanununun 44/B maddesi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerine ilişkin şerhler, sicile işlendiği tarihten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse, tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunmalıdır. Yine Tapu Sicili Tüzüğünün 69. maddesinde, kanunda açıkça gösterilen haller ile şerhedilmis kisisel haklarda belli bir süre söz konusu ise, bu sürenin dolması halinde taşınmaz malikinin istemi üzerine terkin işlemi yapılacağı belirtilmektedir. Açıklanan mevzuat hükümlerini, somut olay bazında değerlendirecek olursak, 5 yıllık sürenin dolması nedeniyle üçüncü kişiler bakımından hukuki değerini yitirmiş olan ve idari bir tasarruf ile her an terkin edilebilecek bir şerhin varlığına rağmen taşınmazı satın alan davalının, TMK'nın 1023. maddesinde belirtilen biçimde tapu siciline güvendiğinin ve bu şerhin artık kendisine karşı vaad alacaklısı tarafından dermeyan edilemeyeceği düşüncesiyle taşınmaz alımını gerçekleştirdiğinin kabulü gerekir. Bu nedenlerle, yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/16622 esas ve 2019/3822 karar sayılı kararında, tapu kütüğüne hangi hakların şerh edileceğini kanunun belirlediği ve kanunun belirlemediği bir hakkın şerh edilemeyeceği açıklanmıştır. Bu genel çerçeve, kira hakkının şerh edilebilirliğini Türk Medeni Kanunu'nun 1009. maddesindeki açık sayıma bağlar.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/16622, K. 2019/3822Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2016/16622 E.  ,  2019/3822 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 10.03.2015 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydındaki şerhin terkini talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 15.12.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, tapu kaydındaki şerhin terkini istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu 112 ada 2 parsel sayılı taşınmazı … 10.12.2012 tarihinde resmi satış sözleşmesi ile satın aldığını, ne var ki … Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.10.2013 tarihli 2013/193 Esas – 510 Karar sayılı kadastro tespitine itiraz istemli davada davacıya ait 112 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının davacıya ait olduğu incelenmeksizin davacının taraf olmadığı davanın kabulle sonuçlandığını, tapu müdürlüğünce anılan kararın infazını sağlamak için taşınmazın beyanlar hanesine 07.01.2015 tarih ve 25 yevmiye numarası ile "kesinleşmiş uygulanamayan mahkeme kararı vardır" şeklinde şerh konulduğunu ileri sürerek davacının taşınmazına hukuka aykırı olarak konulan şerhin terkinine karar verilmesini istemiştir. Davalı … , davaya konu şerhin tesisinde taraflara yüklenebilecek herhangi bir sorumluluk olmadığını, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının şerhin yazılmasına dayanak mahkeme kararını temyiz hakkı bulunduğu, kesinleşen şerhin infazını engelleyecek şekilde davanın kabulüne karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. Tapu kütüğüne esas itibarıyla mülkiyetin veya sınırlı ayni hakların iktisabına veya bunların kaybedilmelerine ilişkin tesciller yazılır. Geniş anlamda tescil ise kütüğe yazılan her husustur. Nitekim kütük sahifesinde mülkiyet, rehin ve irtifak hakları sütunları dışında bir de “şerh” ve “beyanlar” adı altında iki sütun daha vardır. Ancak bir hususun şerh veya beyanlar sütununa yazılması taşınmazın ayni hakka ilişkin statüsünde bir değişiklik meydana getirmez. Şerhten amaç; ilişkin bulunduğu hukuki durumu üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale getirmek, hukuki duruma aleniyet kazandırmaktır. Bu yönü ile şerh ayni bir etki özelliğini gösterir. Hangi hakların tapu kütüğüne şerh edileceğini kanun belirlemiştir. Dolaysıyla kanunun belirlemediği bir hak tapu kütüğüne şerh edilemez. TMK’nin 1009 ila 1011 ve Tapu Sicil Tüzüğünün 54 ila 66. maddelerinde düzenlenen şerhler, üç amaca yönelik bir tapu işlemidir. Şahsi hakların kuvvetlendirilmesini, malikin tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasını ve muvakkat (geçici) tescilin tapu kütüğüne yazılmasını sağlar. Tapu kütüğüne şerh edilebilecek şahsi haklara gelince; TMK’nin 1009. maddesinde arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerh edilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer hakların tapu kütüğüne şerh edilebileceği hükme bağlanmıştır. “Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasında” başlıklı TMK’nin 1010. maddesinde de aşağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamalarının tapu kütüğüne şerh verilebileceği belirtilmiştir; 1)Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları, Örneğin; ifa edilmediği takdirde sahibine, malike karşı TMK’nin 716. maddesine göre cebri tescil davası açma hakkı veren şahsi haklar. Buradaki şerhin amacı üçüncü şahısların TMK’nin 1023. maddesine istinaden ayni hak iktisabını önlemektir. İkinci guruptaki haklar ise, taşınmazla ilgisi olmayan alacak haklarıdır. Buradaki amaç ise İİK’nun 277. maddesi anlamında alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla taşınmazı temlik edip, bu alacakların tahsilini imkansız kılmaya yönelik olarak taşınmaz malikinin yapacağı tasarrufi işlemleri önlemektir. 2)Haciz, iflas kararı veya konkordato ile verilen süre, Bu halde yalnızca ilgili işlemlerin taalluk ettiği nispette taşınmaz malikinin taşınmaz üzerindeki tasarruf işlemleri alacaklılara karşı geçersiz olur ve bu hususlarda TMK’nin 1023. maddesi uygulanmaz. 3)Aile yurdu kurulması, art mirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler tapu kütüğüne şerh verilebilir. Bu tür bir şerhle sonraki müktesipler kanundaki mükellefiyetlere katlanmak zorunda kalır. Diğer taraftan TMK’nin 1011.maddesi hükmü gereğince de; iddia edilen bir ayni hakkın güvence altına alınması gerekiyorsa ve tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanun olanak tanıyorsa hakkın geçici şerhi olanaklıdır. Tüm bu açıklanan hakların şerhi koşulların bulunması halinde şerh tapu müdürlüğünce konulabileceği gibi hükmen de tapuya yazılabilir. Şerhe ilişkin olarak yukarıda belirtilen yasal düzenlemelerden sonra somut olaya gelince; davacı, tapu kaydındaki şerhin usulsüz yazıldığını ileri sürerek terkinini istemektedir. Dava konusu 112 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 10.12.2010 tarihinde 1974 yevmiye numaralı satış işlemi ile davacı adına tescil edildiği, … , …, … ve … tarafından … ve … davalı olarak gösterilerek 112 ada 2 parsel sayılı taşınmazı da kapsayan 7 adet taşınmaz bakımından 30.05.2013 tarihinde kadastro tespitine itiraz istemli dava açıldığı, yapılan yargılama sonucu … Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.10.2013 tarihli 2013/193 Esas- 510 sayılı Kararı ile; 112 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tapu kaydının kısmen iptali ile taşınmazın toplam 100 pay olduğu kabul edilerek davacılar adına 3/100'er pay oranında tapuya tesciline karar verildiği, kararın 24.12.2013 tarihinde taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleştiği, bunun üzerine davacıya ait 112 ada 2 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesine 07.01.2015 tarihli ve 25 yevmiye numaralı işlem ile "kesinleşmiş uygulanamayan mahkeme kararı vardır" şeklinde şerh konulduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki davacının, taşınmazı 2010 senesinde satış suretiyle devralırken belirtilen şekilde bir şerh bulunmadığı ve davacının tasarruf hakkının bu şerh nedeniyle kısıtlandığı, şerhe konu mahkeme kararında davacının taraf da olmadığı gözetildiğinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.04.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Sonradan hak kazananlara karşı ileri sürme

Türk Medeni Kanunu'nun 1009. maddesine göre şerh verilen haklar, şerhten sonra o taşınmaz üzerinde kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. Kira sözleşmesinden doğan hak bakımından maddede ayrı bir istisna gösterilmemiştir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/16622 esas ve 2019/3822 karar sayılı kararında şerhin amacı, ilişkin bulunduğu hukuki duruma aleniyet kazandırmak ve bu durumu üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale getirmektir. Kararda şerhin bu yönüyle ayni bir etki özelliği gösterdiği belirtilmiştir.

Kişisel hakkın ayni hakka dönüşmemesi

Şerh, kişisel hakkı ayni hak haline getirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015/12 esas ve 2016/1005 karar sayılı kararında, tapuya şerh edilen kişisel hakkın ayni hak niteliği almadığı, bununla birlikte aynilik güç ve etkisi kazandığı açıklanmıştır. Hak yine herkese karşı değil, konusu olan taşınmazla ilgili kişilere karşı ileri sürülebilir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/16622 esas ve 2019/3822 karar sayılı kararında, bir hususun şerh veya beyanlar sütununa yazılmasının taşınmazın ayni hakka ilişkin statüsünü kendiliğinden değiştirmediği belirtilmiştir. Aynı kararda, Türk Medeni Kanunu'nun 1009 ila 1011. maddeleri kapsamındaki şerhlerin kişisel hakların kuvvetlendirilmesi, malikin tasarruf yetkisinin sınırlanması ve geçici tescil amaçlarına yönelik tapu işlemleri olduğu ifade edilmiştir.

Yeni malikin gereksinim nedeniyle dava açması

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 351. maddesine göre kiralananı sonradan edinen kişi; kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa sözleşmeyi sona erdirebilir. Bu yolun koşulları, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumun kiracıya yazılı bildirilmesi ve altı ay sonra dava açılmasıdır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 351Kaynağı aç
MADDE 351- Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir. 2. Kiracıdan kaynaklanan sebeplerle

Kiralananı sonradan edinen kişi, gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını dilerse başka bir yolla da kullanabilir. Bu yolda dava, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açılır. İki yol maddede ayrı ayrı düzenlenmiştir.

Kiracılık hakkı tapuya şerh edilebilir mi?

Evet. Taşınmaz kiralarında kiracılık hakkının tapu siciline şerhi sözleşmeyle kararlaştırılabilir. Kira sözleşmesinden doğan hak, kanunda tapu kütüğüne şerh edilebilecek haklar arasında sayılır.

Kira şerhi sonraki hak sahiplerine karşı ileri sürülebilir mi?

Şerh verilmekle hak, taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. Bu sonuç, kişisel hakkın herkese karşı ileri sürülebileceği anlamına gelmez.

Şerh kişisel hakkı ayni hak yapar mı?

Hayır. Şerh edilen kişisel hak ayni hak niteliği almaz; taşınmazın ayni hak statüsü de şerh yazılmasıyla kendiliğinden değişmez. Hak, konusu olan taşınmazla ilgili kişilere karşı ileri sürülebilir.

Yeni malik gereksinim nedeniyle sözleşmeyi nasıl sona erdirebilir?

Sayılan kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinmeden itibaren bir ay içinde yazılı bildirim yapılarak altı ay sonra dava açılabilir. Hak, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açılacak davayla da kullanılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu