İşyerinin Erken Tahliyesi ve TBK Madde 325 Kapsamı

by Avukat Erdal Ersoy
İşyerinin Erken Tahliyesi ve TBK Madde 325 Kapsamı

Erken Tahliye Halinde Kiracının Hukuki Sorumluluğu

Kira sözleşmesinde kararlaştırılan süreye veya fesih dönemlerine uyulmaksızın işyerinin tahliye edilmesi durumunda, kiracının sözleşmeden doğan borçları kendiliğinden sona ermez. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 325. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kiracı, kiralananı geri verdiği takdirde kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre boyunca devam eder. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/3415 Esas ve 2019/8030 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere kiracı, kural olarak anahtar teslim tarihine kadar kira bedelinden, anahtar teslim tarihinden itibaren ise kiralananın aynı şartlarda yeniden kiraya verilebileceği makul süre kira bedelinden sorumludur. Kiralananın fiilen tahliyesiyle birlikte kullanım son bulduğundan, kiracının özenle kullanma, komşulara saygı gösterme veya ayıpları bildirme gibi yükümlülüklerinin devam etmeyeceği, sorumluluğun kira bedeli ile aidat ödemelerinden ibaret kaldığı ileri sürülmektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 325Kaynağı aç
MADDE 325- Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer. Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür. V. Takastan feragat yasağı
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/3415, K. 2019/8030Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2018/3415 E.  ,  2019/8030 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen alacak davasında ilk derece mahkemesince davanın kabulüne dair verilen hüküm hakkında bölge adliye mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalılar ile kendi arasında dava konusu 2686 ada 14 parsel sayılı taşınmazın kiralanması için 01/11/2014 tarihinde aylık 5000-TL bedelli kira sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ile aylık kira parasının her ay başında kendisine ait banka hesabına ödeneceğinin kararlaştırıldığını; davalının, sözleşme imzalandıktan sonra Şubat 2015 tarihinde taşınmazı tahliye ettiğini ve bundan sonra kira ödemeyeceğini beyan ettiğini; kiralanan taşınmazın kira bedelinin yüksek oluşu ve kiralanan taşınmazın kullanım özellikleri nazara alındığında zararının fazla olacağını belirterek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, şimdilik dört kira bedeli olan 20.000 TL' nin tazmin edilmesini talep ve dava etmiş, 27.9.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 42.500 TL 'ye yükseltmiştir. Davalı …; dava konusu işyerini kiraladığını, bir müddet çalıştırdığını ve kiralarını da gününde ödediğini, işyerinde umduğu iş kapasitesini yakalayamadığından zarar ettiğini ve işyerini tahliye etmek zorunda kaldığını; tahliye etmesiyle davacının herhangi bir zarara uğramadığını, her an kiraya verebilecek durumda olduğunu, davacının kötü niyetli hareket ederek tazminat talep ettiğini, istenilen tazminat miktarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı …; kira sözleşmesininin davacı ile davalı … arasında yapıldığını, sözleşmede kendisinin imzasının olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davalı … hakkında davanın kabulüne, davalı … hakkında davanın husumet nedeniyle reddine dair verilen karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince; davalının istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2- Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı erken tahliye ettiği durumda; kural olarak Türk Borçlar Kanununun 325. maddesine göre, anahtar teslim tarihine kadar kira bedelinden, anahtar teslim tarihinden itibaren ise kiralananın aynı şartlarda kiraya verilebileceği makul süre kira bedeli ile sorumludur. Bununla birlikte, TBK'nın 112. maddesi göndermesi ile aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, kiraya verenin bu yerin yeniden kiralanması konusunda gayret göstermesi, böylece zararın artmasını önlemesi için kendisine düşen ödevi yapması gerekir. Bu durumda kiraya verenin zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira bedelinden ibarettir. Somut olayda;dava konusu iş yeri niteliğindeki yerin davacı tarafından davalıya 01/11/2014 tarihinden başlamak üzere aylık 5.000,00 TL kira bedeli ile 4 yıllığına kiralandığı,davaya konu edilen taşınmazın sözleşme süresine uyulmaksızın 10.02.2015 tarihinde erken tahliye edildiği ve dava konusu taşınmazın 15/11/2015 tarihinde dava dışı 3.kişiye aylık 3000 TL bedelle yeniden kiraya verildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Mahkemece, kiralanan taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul sürenin tespiti hususunda mülk bilirkişi ve hukukçu bilirkişiden rapor alınmış, söz konusu raporda dava konusu taşınmazın 10.02.2015 tarihinden itibaren aynı koşullarda bir yıllık sürede yeniden kiraya verilebileceği tespit edilmiş; mahkemece, bu bilirkişi raporu hükme esas alınarak, taşınmazın 15.11.2015 tarihinde yeniden kiraya verilmesi durumu da gözetilerek, tahliye tarihinden 15.11.2015 tarihine kadar ki süreye isabet eden kira bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Ne var ki, rapor hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun görülmemiştir. Bununla birlikte, yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre kiralanan taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul sürenin ortalama üç ay olduğu göz önünde bulundurulduğunda; yanılgılı değerlendirme ile yetersiz bilirkişi raporuna göre, davalının 8 aylık 15 gün makul süre kira bedelinden sorumlu tutulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla, mahkemece; davalının tahliye tarihi olan 10.02.2015 tarihinden itibaren belirlenecek makul süre kira bedelinden sorumlu oldukları kabul edilerek, makul süre kira bedelinin belirlenmesi noktasında, taşınmaz mahallinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak, dava konusu taşınmazın aynı şartlarda ne kadar sürede yeniden kiraya verilebileceği hususunda, sözleşmenin özel şartlarının da göz önünde bulundurularak Yargıtay, mahkeme ve taraf denetimine elverişli bilirkişi raporu alınmak suretiyle makul süre için kira tazminatının hesaplanması ve oluşacak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK' nın 373/1 maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK' nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının davalı taraf yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 16.10.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Anahtar Teslimi ve İspat Kuralı

Erken tahliye durumunda kira ilişkisinin hukuken sona erdiğinin kabulü için kiraya verene yalnızca tahliye bildiriminde bulunulması yeterli görülmez. Bildirimin yanı sıra kiralananın anahtarının usulüne uygun şekilde kiraya verene teslim edilmesi zorunludur. Anahtarın kiraya verene teslim edildiğini ispat yükü kiracıya aittir.

Makul Sürenin Hesaplanması ve Bilirkişi İncelemesi

Kiralananın tahliyesinden sonra taşınmazın boş kalacağı makul süre konusunda taraflar sözleşmede bir düzenleme yapabilir veya tahliye sonrasında uzlaşma sağlayabilirler. Taraflar arasında bu konuda bir anlaşma bulunmadığı takdirde makul sürenin belirlenmesi mahkemece gerçekleştirilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/3415 Esas ve 2019/8030 Karar sayılı kararına göre, erken tahliye edilen bir taşınmazın benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul süre yerleşik uygulamada ortalama üç ay olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte makul süre kira tazminatının somut uyuşmazlığa uygun belirlenebilmesi için taşınmaz mahallinde uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılması, sözleşmenin özel şartları değerlendirilerek taşınmazın aynı koşullarda ne kadar sürede yeniden kiraya verilebileceğine dair denetime elverişli bir bilirkişi raporu alınması gerekmektedir.

Kiraya Verenin Zararı Önleme ve Bedelden İndirim Borcu

Erken tahliye halinde kiraya veren, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 52. maddesi uyarınca kiralananın yeniden kiralanması hususunda gayret göstermek ve zararın artmasını önlemekle yükümlüdür. Türk Borçlar Kanunu m. 112 borçlunun kusursuzluğunu ispatlamadıkça zararı gidermekle yükümlü olduğunu; m. 52/1 ise zarar görenin fiile razı olması veya zararın artmasında etkili olması halinde hâkimin tazminatı indirebileceğini veya tamamen kaldırabileceğini düzenlemektedir. Bu kapsamda kiraya verenin erken tahliyeden doğan zararı, tahliye tarihinden itibaren kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı dönemin kira bedeli ile sınırlıdır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 112Kaynağı aç
MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. 2. Yapma ve yapmama borçlarında
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 52Kaynağı aç
MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. IV. Özel durumlar 1. Ölüm ve bedensel zarar a. Ölüm

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 325. maddesinin ikinci fıkrasına göre kiraya veren, kiracının erken ayrılması neticesinde tasarruf ettiği masrafları, taşınmazı başka şekilde değerlendirerek sağladığı ya da elde etmekten kasten kaçındığı menfaatleri talep ettiği kira bedelinden mahsup etmek durumundadır. Bunun yanında, zarara hafif kusurla sebebiyet veren borçlunun tazminatı ödemesi halinde yoksulluğa uğrayacak bulunması ve hakkaniyet kurallarının haklı kılması halinde hâkim, Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinin ikinci fıkrası doğrultusunda tazminatta indirim uygulayabilir.

Yeni Kiracı Önerilmesi Yoluyla Borçtan Kurtulma

Kiracının makul süre boyunca kira ödeme yükümlülüğü mutlak bir zorunluluk teşkil etmez. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 325. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, tahliyeden sonraki makul süre henüz dolmadan kiraya verence kabulü makul görülebilecek, ödeme ehliyetine sahip ve mevcut sözleşme ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı gösterildiği takdirde kiracının kira ilişkisinden doğan borçları son bulur. Kanunun aradığı nitelikleri taşıyan yeni kiracının kiraya veren tarafından kabul edilmemesi hâlinde de kiracının sorumluluktan kurtulması mümkündür.

Kira Sözleşmesinin Sona Ermesi ve Fesih Rejimi

Türk Borçlar Kanunu'nun 327. maddesinde kira sözleşmelerine dair genel bir kural olarak açık veya örtülü bir süre belirlenmişse sözleşmenin bu sürenin sonunda kendiliğinden sona ereceği, tarafların açık bir anlaşma olmaksızın ilişkiyi sürdürmesi halinde sözleşmenin belirsiz süreli hale geleceği düzenlenmiştir. Buna karşılık konut ve çatılı işyeri kiralarında Türk Borçlar Kanunu'nun 347. maddesi uyarınca özel bir sona erme rejimi öngörülmüştür. Bu hükme göre belirli süreli sözleşmelerde kiracı, sürenin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça sözleşme aynı koşullarla bir yıl uzatılmış sayılır; kiraya veren yalnızca süre bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. On yıllık uzama süresi sonunda ise kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunarak sebep göstermeksizin fesih hakkını kullanabilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 327Kaynağı aç
MADDE 327- Açık veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse, kira sözleşmesi bu sürenin sonunda kendiliğinden sona erer. Taraflar, bu durumda, açık bir anlaşma olmaksızın kira ilişkisini sürdürürlerse, kira sözleşmesi belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. II. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde fesih bildirimi 1. Genel olarak
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 347Kaynağı aç
MADDE 347- Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler. Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir. 2. Bildirimin geçerliliği a. Şekil

Belirsiz süreli çatılı işyeri sözleşmelerinde Türk Borçlar Kanunu'nun 347. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kiracı fesih bildirimiyle her vakit sözleşmeyi sonlandırabilirken, kiraya veren bu yetkiyi ancak kiranın başlangıcından itibaren on yıllık süre geçtikten sonra genel hükümler dairesinde kullanabilir; genel hükümlere göre fesih hakkının doğduğu hallerde ise tarafların her biri sözleşmeye son verebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 328. maddesine göre taraflarca farklı bir bildirim süresi veya dönemi kararlaştırılmadıkça yasal sürelere ve dönemlere uyulması gerekir ve bu dönemlerin hesabında sözleşme başlangıcı esas alınır; süresine uyulmayan bildirim takip eden dönem için geçerlilik kazanır. Türk Borçlar Kanunu'nun 329. maddesi gereğince yerel âdet bulunmadığı durumlarda altı aylık kira döneminin bitimi yasal fesih dönemi olup fesih için en az üç ay önceden yazılı bildirimde bulunulması aranır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 328Kaynağı aç
MADDE 328- Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır. Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi için geçerli olur. 2. Taşınmaz ve taşınır yapı kiralarında
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 329Kaynağı aç
MADDE 329- Taraflardan her biri, bir taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel âdette belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin bulunmaması durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir. 3. Taşınır kiralarında

Uyuşmazlıklarda Görevli ve Yetkili Mahkeme

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na göre ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tazminat davaları dava değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesinde görülür. Genel yetki bakımından 6100 sayılı Kanun'un 6. maddesi doğrultusunda davanın açıldığı tarihteki davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkili olup, kira kaybı alacağı talepli davalarda sözleşmenin ifa yeri veya kiracının yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesinde dava açılabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
MADDE 4- (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları, b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları, c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları, ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları, görürler. İKİNCİ AYIRIM Yetki Genel kural
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
MADDE 6- (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. (2) Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Davalının birden fazla olması hâlinde yetki
İşyerini erken tahliye eden kiracının sorumluluğu ne zaman biter?

Kiracı kural olarak anahtar teslim tarihine kadar kira bedelinden, anahtar tesliminden itibaren ise taşınmazın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul süre kira bedelinden sorumlu olup bu makul sürenin tamamlanmasıyla borç sona erer.

Erken tahliyede anahtar tesliminin ispatı kime aittir?

Kira sözleşmesinin sona erdiğinin kabulü için sadece fesih bildirimi yeterli görülmeyip anahtarın usulüne uygun olarak teslim edildiğini ispatlama yükümlülüğü kiracıya aittir.

Yargıtay uygulamasına göre kiralananın yeniden kiralanabilmesi için makul süre ne kadardır?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/3415 Esas ve 2019/8030 Karar sayılı ilamına göre taşınmazın aynı koşullarla kiraya verilebileceği makul süre ortalama üç ay kabul edilmekte, somut olayda ise mahallinde yapılacak bilirkişi keşfiyle tespit edilmektedir.

Kiracı yeni bir kiracı bularak erken tahliye borçlarından kurtulabilir mi?

Kiracı, makul süre tamamlanmadan önce kiraya verence kabul edilmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve sözleşmeyi devralmaya hazır yeni bir kiracı bulduğu takdirde kira borçlarından tamamen kurtulur.

Kiraya verenin erken tahliye edilen taşınmaza ilişkin indirim ve gayret yükümlülüğü nedir?

Kiraya veren taşınmazı yeniden kiralamak için gayret göstererek zararın artmasını önlemekle yükümlüdür; ayrıca yapmaktan kurtulduğu giderleri ve kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği ya da elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmek zorundadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu