Hukukta Temlik Ne Demektir ve Hangi Sonuçları Doğurur

by Avukat Erdal Ersoy
Hukukta Temlik Ne Demektir ve Hangi Sonuçları Doğurur

Temlik, bir alacak hakkının eski alacaklıdan yeni alacaklıya devredilmesidir. Borç aynı borç olarak kalır; değişen taraf yalnızca alacaklıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesine göre kanun, sözleşme veya işin niteliği engel oluşturmuyorsa alacaklı, borçlunun rızasını aramadan alacağını üçüncü kişiye geçirebilir. Borçlunun değiştiği borcun devri ile bu işlem aynı kavram değildir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 183Kaynağı aç
MADDE 183- Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez. 2. Şekli

Temlik ile borcun devri

Alacağın devrinde değişen kişi alacaklıdır. Borcun devrinde değişen kişi ise borçludur. Temlikte borç ilişkisi sona ermez; borçlu aynı borcu taşımaya devam eder, fakat artık yeni alacaklıya karşı. İki işlemi birbirinden ayıran ölçüt, değişen tarafın kim olduğudur.

Her temlik bir bedel karşılığında yapılmak zorunda değildir. İvazlı devirde devralan bir karşılık öder; ivazsız devirde böyle bir karşılık yoktur. Kararlaştırılan bedelin, alacağın üzerinde yazılı tutarla aynı olması da gerekmez. Bedel, devreden ile devralan arasındaki iç ilişkiyi etkiler. Borçlunun asıl borcu kural olarak aynı biçimde sürer.

Devri sınırlayan engeller

Alacaklının üçüncü kişiye devir yetkisi sınırsız değildir. Engeli kanun koyabilir, taraflar sözleşmeyle kararlaştırabilir veya işin niteliği doğurabilir. Bu üçünden biri varsa devir, borçlunun rızası bulunmasa bile yapılamaz. Hiçbiri yoksa borçludan ayrıca onay alınmaz. Engel hâlleri maddede tek tek örneklenmez.

Ayrı bir koruma, devir yasağı taşımayan yazılı borç tanımasına güvenen üçüncü kişiye yöneliktir. Alacağı bu yazılı tanıtmaya güvenerek devralan kişiye karşı borçlu, devredilemezliğin kararlaştırılmış olduğunu ileri süremez. Koruma, yasağın belgede yer almamasına ve üçüncü kişinin o belgeye güvenmesine bağlıdır; her devir yasağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Yazılı şekil, devir vaadi ve temlikname

Alacağın devri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 184. maddesi karşısında yazıya bağlanmadıkça geçerli olmaz. Hüküm, geçerliliği yazılı yapılmaya bağlamıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 184Kaynağı aç
MADDE 184- Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir. II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi

Henüz devrin kendisi değil, ileride devretme vaadi söz konusuysa şekil aranmaz. Şekilden bağışık olan işlem vaattir; yapılmış devir değildir. Vaadin sonradan yerine getirilmesi, ayrı bir devir olarak yine yazıyı gerektirir.

Devir bir kanun hükmünden veya mahkeme kararından doğmuşsa, üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi özel bir şekle ve önceki alacaklının rıza açıklamasına bağlı değildir. Bu sonuç yalnız kanun veya mahkeme kararına dayanan devir için geçerlidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 185Kaynağı aç
MADDE 185- Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir. B. Devrin hükümleri I. Borçlunun durumu 1. İyiniyetle yapılan ifa

Uygulamada devri gösteren yazılı belgeye temlikname denir. Belgenin adı, işlemin hukukî niteliğini değiştirmez; belirleyici olan alacağın devri sözleşmesidir ve bu sözleşmenin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Geri temlik, daha önce devredilmiş alacağın eski alacaklıya veya onun göstereceği başka bir kişiye yeniden geçirilmesidir. Güvence için yapılan devirde güvence ilişkisi sona erince geri temlik gündeme gelebilir. Geri temlik de kural olarak ayrı bir devir işlemidir ve yazıya tabidir.

Bildirim yokken yapılan ifa

Devreden veya devralan, devri borçluya bildirmemişse borçlu önceki alacaklıya iyiniyetle ifa ederek borcundan kurtulur. Borcu sona erdiren ifa, bildirimin yapılmamış olmasına ve iyiniyete birlikte bağlıdır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 186Kaynağı aç
MADDE 186– Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur. 2. İfadan kaçınma ve tevdi

Aynı alacak birden çok kez devredilmiş ve bu devirler borçluya bildirilmemişse borçlu, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifa ederek de kurtulur. Birden çok devirde kurtuluş, bildirim bulunmamasına ve iyiniyetli ifaya birlikte bağlıdır.

Alacağın kime ait olduğu çekişmeliyse

Kime ait olduğu çekişmeli bir alacağın borçlusu ifadan kaçınabilir. Borçtan kurtulmak isterse alacağın konusunu, kendi seçtiği yere değil, hâkim tarafından belirlenen yere tevdi eder.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 187Kaynağı aç
MADDE 187- Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın borçlusu, ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu hâkim tarafından belirlenen yere tevdi etmekle borçtan kurtulur. Borçlu, alacağın çekişmeli olduğunu bildiği hâlde ifada bulunursa, bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur. Dava konusu olan çekişme mahkemece henüz sonuca bağlanmamış ve borç da muaccel ise, taraflardan her biri borçluyu, edimi tevdi etmeye zorlayabilir. 3. Borçluya ait savunmalar

Çekişmeli olduğunu bildiği hâlde alacağı ifa eden borçlu, bu ifadan doğan sonuçların sorumluluğunu üstlenir. Sorumluluk, çekişme bilinerek yapılan ifaya bağlanmıştır.

Dava konusu çekişme mahkemece henüz sonuçlanmamış ve borç da muaccel ise taraflardan her biri borçluyu edimi tevdi etmeye zorlayabilir. Zorlama yetkisi, çekişmenin sonuçlanmamış olması ile muacceliyet birlikte bulunursa kullanılır.

Borçlunun savunmaları ve takas

Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları devralana karşı da ileri sürebilir. Kullanılabilecek savunma, öğrenme anında devredene karşı mevcut olan savunmadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 188Kaynağı aç
MADDE 188- Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir. Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir. II. Öncelik hakları ve bağlı hakların geçişi

Borçlu, devri öğrendiği anda henüz muaccel olmayan alacağını, bu alacak devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir. Takas bu hükümde her karşı alacak için değil, belirtilen muacceliyet sırası koşuluyla tanınmıştır.

Devralana geçen haklar ve belgelerin verilmesi

Devredenin kişiliğine özgü haklar bu geçişin dışında kalır. Onların dışında kalan öncelik hakları ve bağlı haklar, alacak devredilince devralana da geçer. Asıl alacağa bağlı olarak işlemiş faizler de devredilmiş kabul edilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 189Kaynağı aç
MADDE 189- Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır. III. Senet ve belgelerin teslimi ve bilgi verilmesi

Devreden, alacak senedi ile elinde bulunan ispat belgelerini devralana teslim etmek zorundadır. Alacağın ileri sürülebilmesi için gerekli bilgileri de vermelidir. Yükümlülük, eldeki senet ve ispat belgeleri ile bu bilgiler bakımındandır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 190Kaynağı aç
MADDE 190- Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan ispatla ilgili diğer belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür. IV. Garanti 1. Genel olarak

Varlık, ödeme gücü ve garanti istemleri

Alacak bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın var olduğunu ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur. Garanti, karşılık bulunan devre ve devir anındaki duruma bağlanmıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 191Kaynağı aç
MADDE 191- Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur. Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir. 2. İfaya yönelik devir

Edim karşılığı bulunmayan devirde devreden, alacağın varlığı ve borçlunun ödeme gücü bakımından sorumlu tutulmaz. Alacak kanun gereği başka bir kişiye geçmişse, önceki alacaklı için de aynı sorumluluk doğmaz.

Garanti yükümü altındaki devredenden devralan, kanunda gösterilen istemlerde bulunabilir. Devralan, ifa ettiği karşı edimin faiziyle birlikte geri verilmesini, devrin sebep olduğu giderleri ve borçluya karşı alacağı elde etmek için yaptığı sonuçsuz girişimlerin giderlerini isteyebilir. Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe, devralanın uğradığı diğer zararlar da istenebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 193Kaynağı aç
MADDE 193- Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden aşağıdaki istemlerde bulunabilir: 1. İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Devrin sebep olduğu giderleri. 3. Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı giderleri. 4. Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı diğer zararlarını. C. Özel hükümlerin saklılığı

Alacaklı, alacağını borcunu ifa etmek üzere devredip borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralan, kendi alacağına ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabileceği miktarı mahsup etmek zorundadır. Bu özen ölçüsü, ifaya yönelik devirde mahsup tutarının belirlenmemiş olması hâline özgüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 192Kaynağı aç
MADDE 192- Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır. 3. Sorumluluğun kapsamı

Taşınmazın devrini amaçlayan işlemlerden ayrılan noktalar

Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 706. maddesi uyarınca resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Bu geçerlilik şartı, alacağın yazılı devrinden ayrıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri ise kendilerine özgü şekillere tabidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 706Kaynağı aç
Madde 706- Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tâbidir. 2. İşgal

Temlikli satış çoğu kez kişisel bir hakkın devrini ifade eder ve klasik taşınır veya taşınmaz satışından ayrılır. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan hakkın temliki alacak devri niteliğindedir. Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça borçlu arsa sahibinin rızası aranmaz. Bu devir yüklenicinin kişisel alacak hakkı üzerindedir; taşınmazın aynî devrini doğrudan sağlamaz.

2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesine göre mülkiyete ve mülkiyet dışındaki aynî haklara ilişkin resmî senetleri tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri düzenler. Düzenleme yetkisi, müşterek bir arsanın paydaşları veya birbirine bitişik taşınmazların malikleri arasında, bunlardan birinin veya birkaçının o taşınmaz üzerindeki mevcut ya da inşa edilecek binanın belirli bir katından, dairesinden veya bağımsız kullanılmaya elverişli bir bölümünden yalnızca yararlanmayı sağlamak amacıyla Medeni Kanunun 753. maddesi hükümlerine göre irtifak hakkı kurulmasına veya kurulmasının vaadine ilişkin resmî senetleri de kapsar.

2644 sayılı TAPU KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26 – (Değişik: 6/1/1954 – 6217/1 md.)[3] Mülkiyete, mülkiyetin gayrı ayni haklara ve müşterek bir arzın hissedarları veya birbirine muttasıl gayrimenkullerin sahipleri arasında bunlardan birinin veya bir kaçının o gayrimenkul üzerinde mevcut veya inşa edilecek binanın, muayyen bir katından veya dairesinden yahut müstakillen istimale elverişli bir bölümünden munhasıran istifadesini temin gayesiyle Medeni Kanunun 753 üncü maddesi hükümlerine göre irtifak hakkı tesisine veya tesisi vadine mütedair resmi senetler tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından tanzim edilir. (Ek fıkra:4/7/2019-7181/1 md.) Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerde, tarafların farklı tapu müdürlükleri veya yurt dışı teşkilatında bulunmaları hâlinde, taraf iradeleri resmî görevliler tarafından ayrı ayrı alınarak sözleşme tamamlanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. (Ek fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) İllerde bulunan tapu sicil müdürlükleri dışındaki müdürlüklerden akitli ve akitsiz işlemleri yıllık 500'ün altında olan yerlerde işleri yapmak üzere, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yakın il veya ilçelerde görevli tapu sicil müdürü veya görevlendirilen yetkili memura belirli günlerde yetki verilebilir. (Ek fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) Resmi senetlerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Alakalıların isteği halinde resmi senedi tanzim için memurlar ikametgahlara giderler, bu sırada gelecek haciz ve tahdit kararları resmi senedi yapmak için ikametgaha gitmiş olan memura tebliğ olunur. (Ek hüküm: 2/4/1998 – 4358/3 md.) Resmi senede tarafların kimlik bilgileri ile birlikte vergi kimlik numaraları da kaydedilir.(Değişik:6/3/1981-2421/1 md.) Resmi senedi, taraflar ile hazırlayan tapu sicil müdürlüğü görevlileri imzalar, tapu sicil müdürü veya görevlendirilen memur onaylar.Tarafların kimliklerinde şüpheye düşülen hallerde tanık getirilmesi istenebilir. Kanunların tanık bulundurulmasını zorunlu kıldığı hükümler saklıdır.11 Ocak 1926 tarihli ve 711 sayılı Kanun gereğince yapılacak akitlerde de aynı usul uygulanır. Birinci fıkrada beyan olunan irtifak hakkı tesisi vaitleri tapu siciline re'sen şerh verilir. Bunlardan irtifak hakkı tesisi vadine mütedair resmi senetler tapuya şerh verilmekle, taallük ettiği gayrimenkulün sonraki maliklerini de ilzam eder. Noterlik Kanununun 44 üncü maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vadi sözleşmeleri  ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri de taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir. Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur. (Ek : 26/4/1984 – 3000/1 md.; Değişik: 15/2/2018-7099/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşları, kredi kuruluşları, bankalar, esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile tarım kredi kooperatiflerince açılmış veya açılacak tüm borç ve kredilere karşılık teminat gösterilen taşınmazların ipotek işlemleri, tarafların istemi halinde, taraflarınca imzalanan kredi veya borç sözleşmesine istinaden tapu müdürlüklerinde tapuya tescil olunur. (Ek: 12/3/1985 – 3163/1 md.; Mülga son fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) (Ek fıkra:4/3/2021-7292/19 md.) 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu kapsamındaki tasarruf finansman şirketleri tarafından müşterilere sağlanan veya sağlanacak finansmana karşılık teminat gösterilen taşınmazların ipotek işlemleri, tarafların istemi hâlinde, imzalanan tasarruf finansman sözleşmesine istinaden tapu müdürlüklerinde tapuya tescil olunur.

Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmede taraflar farklı tapu müdürlüklerinde veya yurt dışı teşkilatında bulunuyorsa taraf iradeleri resmî görevliler tarafından ayrı ayrı alınarak sözleşme tamamlanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmeliğe bırakılmıştır. Resmî senedi, taraflar ile hazırlayan tapu sicil müdürlüğü görevlileri imzalar; tapu sicil müdürü veya görevlendirilen memur onaylar. Kimlikte şüphe varsa tanık getirilmesi istenebilir. Kanunların tanık bulundurulmasını zorunlu kıldığı hükümler saklıdır.

Birinci fıkrada belirtilen irtifak hakkı tesisi vaatleri tapu siciline resen şerh verilir. İrtifak hakkı tesisi vaadine ilişkin resmî senetler şerh verilmekle ilgili taşınmazın sonraki maliklerini de bağlar. Bu bağlama sonucu, irtifak hakkı tesisi vaadi senetlerine özgü biçimde düzenlenmiştir. Noterlik Kanunu’nun 44. maddesinin (B) bendi uyarınca noterlerce düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ise taraflardan biri isterse tapu siciline şerh edilir.

Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis edilip tapuya tescil edilmezse bu şerh, tapu sicil müdürü ya da tapu sicil görevlileri tarafından resen terkin edilir. Süre, satışın yapılmaması veya irtifakın kurulup tescil edilmemesi şartına bağlıdır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 194. maddesi, bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş hükümleri saklı tutar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 194Kaynağı aç
MADDE 194- Bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş bulunan hükümler saklıdır. İKİNCİ AYIRIM Borcun Üstlenilmesi A. İç üstlenme sözleşmesi

İnanç sözleşmesine dayalı kazandırma

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2021/1645, K. 2021/2939 sayılı kararının bozma gerekçesinde inanç sözleşmesi, inanan ile inanılanın hak ve borçlarını, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından inanana geri verilmesi şartlarını belirleyen borçlandırıcı bir işlem olarak tanımlanır. Bu tanım, o dosyada kurulan bir tescil hükmü değildir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/1645, K. 2021/2939Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2021/1645 E.  ,  2021/2939 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü. -KARAR- Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, dava konusu 51 ada 6 ve 23 parsel sayılı taşınmazlarını davalı …'dan aldığını borcun teminatı olarak 16.12.2009 tarihinde satış göstermek suretiyle davalıya devrettiğini, davalının; ancak taşınmazları devretmesi halinde borç parayı vereceği, güvence olarak istediği, borç ödendiği takdirde iade edeceği konusundaki telkinleri ile kendisini ikna ettiğini, borcunu ödemek istemesine rağmen davalının ödeme taleplerini kabul etmediğini, taşınmazları iade etmeye de yanaşmadığını, bunun üzerine savcılığa şikayette bulunduğunu, davalı ve oğullarının örgütlü olarak tefecilik yaptıkları, faizle para verdikleri, onlarca kişinin mallarına elkoyup iade etmediklerinin tespit edildiğini, … Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2011/128 Esas numaralı dava dosyasında yargılamanın devam ettiğini ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, hakdüşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, taşınmazları bedeli karşılığında satın aldığını, davacının borçları nedeniyle taşınmazları satışa çıkardığını, iddiaların doğru olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuş, olmadığı takdirde 100.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davacıdan tahsilini istemiştir. Mahkemece, davacının iddiasını yazılı delille ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının çekişme konusu 6 parsel sayılı taşınmaz ile 23 parsel sayılı taşınmazdaki 2/3 olan payının tamamını 16.12.2009 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan , onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır. Diğer bir bakış açısıyla taşınmazın mülkiyeti inanılana (alacaklıya) geçmiştir. Taşınmazda inanarak satanın (borçlu) mülkiyet hakkı kalmadığı gibi, alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez. Bu durumda; gayrimenkul rehni bakımından geçerliliği olan 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 873. maddesinin inanç sözleşmelerine dayalı temlike konu taşınmazlar bakımından uygulama yeri olmadığı da kuşkusuzdur. Nitekim bu düşünce Hukuk Genel kurulunun 23.5.1990 gün ve l990/1-202-315 sayılı kararında da aynen benimsenmiştir. Bilindiği gibi, inanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (818 s. Borçlar Kanunu 818 s. Borçlar Kanununun (BK). m.; 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 97. m.) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nin 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır. İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi “ ifa uğruna edim “ olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur. Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamayacağı izahtan varestedir. Meri hukuk sistemimizde her hangi bir düzenleme olmamasına karşın, inanç sözleşmelerinin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur. İnanç sözleşmelerinin tarafları arasında,onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu;taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nispi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır. Burada üzerinde durulması gereken husus,taşınmaz mallar yada şekle bağlı akitlerde inanç sözleşmelerinin ne gibi hukuki sonuç doğuracağıdır. Diğer bir anlatımla,sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, taşınmaz mülkiyetinin naklinin sebebini oluşturup oluşturmayacağıdır. Bilindiği üzere; uygulamada mesele,5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka … mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanunun yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır. Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, “kötüniyetli ve haksız gizlemeler” dışında,belirtilen olasılıklara … açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumun da, temsil ve vekalet ilişkisinde, mülkiyette halefiyet esası olarak kabul edilmiş bir husus olup, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira TBK'nin 509. maddesindeki “Vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer.” hükmünün bu düşünceyi doğruladığı, öte yandan gerek taşınır, gerek taşınmaz mallara ilişkin olsun nam-ı müstear hadiselerinde, meselenin bir istihkak ve mülkiyet davası niteliğini geçemeyeceğinden, ne resmi senet, ne de şekil meselesinin bahse konu olamayacağı, meselenin akitte ve isimde muvazaayı kapsamına alan TBK'nin 19.maddesi kapsamında düşünülmesinin kanunun amacına uygun düşeceğine, değinildikten sonra sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna, hükmolunmuştur. İçtihadı Bileştirme kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır. Nam-ı müstear için düzenleme getiren 1947 tarihli kararın, teminat amacıyla temlike dair inanç sözleşmelerini kapsadığı da kuşkusuzdur. Uygulamada anılan sözleşmeler gerek özü, gerek işleyişi açısından ,genelde muvazaa, özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilegelmektedir. Belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında da değinildiği üzere;inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan, mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmelerdir. Bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz. Somut olaya gelince; taraflar arasında inançlı işlemin ispatı için yazılı bir delil yada delil başlangıcı yok ise de, davacının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma neticesinde, … Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2011/128 Esas ve 2015/482 Karar sayılı ile dava konusu taşınmazın davalıya devrinin tefecilik kapsamında olduğu belirlenerek, anılan temlik ile ilgili davalı …'in mahkumiyetine karar verildiğine …, Asliye Ceza Mahkemesinin taraflar arasında inançlı işlemin gerçekleştiğine dair kabulünün TBK'nın 74. maddesi kapsamında hukuk hakimini bağlayacağı tereddütsüzdür. Hal böyle olunca; davada ileri sürülen inançlı işlem iddiasının sabit olduğu gözetilerek, 6098 sayılı TBK.'nın 97. maddesi gereği davacıya borç miktarını mahkeme veznesine depo etmesi için süre verilmesi, bu husus yerine getirildiği taktirde bu paranın davalıya ödenmesi koşulu ile tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken, değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31/05/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

E. 2021/1645, K. 2021/2939 sayılı kararda tarafların genellikle bir malvarlığı değerini veya hakkı teminat oluşturmak ve iade edilmek üzere, olağan işlemlerden daha güçlü bir hukukî durum yaratarak inanılana kazandırdığı anlatılır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2018/60, K. 2020/3257 sayılı kararında aynı kazandırma, genellikle teminat oluşturmak veya idare edilmek üzere de anlatılır. İki anlatım tek ve zorunlu bir amaca indirgenemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2018/60, K. 2020/3257Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2018/60 E.  ,  2020/3257 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 30.06.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat gelmedi, temyiz edilen davalı vekili Avukat … geldi, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Asıl dava, inançlı işlem, birleştirilen dava yolsuz tescil (satış vaadi sözleşmesinin yok hükmünde olduğu) iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.Asıl davada davacı, kendisinin ve ortağı olduğu şirketin acil nakit ihtiyaçlarını gidermek amacıyla davalıdan aldığı borcun teminatı olarak maliki olduğu 171 ada 12 parsel sayılı taşınmazla ilgili davalı ile aralarında … 4. Noterliğinin 17.10.2007 tarihli satış vaadi sözleşmesi düzenlediklerini, borcun ödenmesine rağmen davalının geçersiz satış vaadi sözleşmesine dayanarak … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/1148 Esas sayılı dosyası ile açtığı hükmen tescil davasında duruşma günu usulüne uygun bir şekilde kendisine tebliğ edilmeden yapılan yargılama sonucu davanın kabul edilerek taşınmazın yolsuz şekilde davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile, birleştirilen davada ise satış vaaadi sözleşmesinin müzayaka halinde olmasından yararlanılarak grçekleştirildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiştir. Davalı, kesin hüküm itirazında bulunup satış vaadi sözleşmesinin tarafların iradelerine uygun olarak düzenlendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davacının davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğundan asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 171 ada 12 parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı iken taraflar arasında düzenlenen … 4. Noterliğinin 17.10.2007 tarihli 19864 yevmiyeli satış vaadi sözleşmesine konu edildiği, eldeki davanın davalısı tarafından …1. Asliye Hukuk Mahlemesinde açılan (2009/1148 Esas, 2010/291 Karar) satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasının kabulüne karar verilerek anılan kararın 14.06.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır. (Arslan, Ramazan; aktaran: Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.04.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K.sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir. (Rechts-schutzbedürfnis) Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135)Mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönem içinde öğreti ve yargısal kararlar, dava açarken hukuki yararın bulunması gereğini, “dava şartı” olarak kabul etmiştir. Bu şart, “dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri” olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan “olumlu dava şartları” arasında sayılmaktadır. Nitekim, aynı görüş, Hukuk Genel Kurulu'nun 24.11.1982 gün ve 1982/7-1874 E.-914 K., 5.6.1996 gün ve 1996/18-337 E.-542 K.; 10.11.1999 gün ve 1999/1-937 E.-946 K.ve 25.05.2011 gün ve 2011/11186 E.-2011/352 K.sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1.fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada, hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı, her türlü duraksamadan uzaktır.Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının, mahkemece, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olaya veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6.maddesi ve 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan sözedilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez. (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297) Somut olaya gelince; tüm bu açıklamalar ışığında davacının eldeki davalarda hukuki yararının bulunduğu anlaşılmaktadır.Asıl dava yönünden;Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Anılan İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.Birleştirilen dava açısından ise davacının iptalini istediği gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin noterde yapılmış olması da dikkate alınarak müzayaka halinde yapılıp yapılmadığının belirlenmesi, iptal tescil şartlarının bulunup bulunmadığı değerlendirildikten sonra öncelikle birleştirilen davanın sonuçlandırılması, buna dayalı olarakta asıl davada inançlı işlemin bulunup bulunmadığı belirlenerek var ise yukarıda belirtilen ilkeler gereği inançlı işlem iddiası yönünden araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

E. 2021/1645, K. 2021/2939 sayılı karara göre borçlu, alacaklıya yalnızca sınırlı bir aynî hak tanımak yerine malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü bir hak tanır. Taşınmazı bu sözleşmeyle devredenin elinde, ödünç aldığı parayı geri vererek taşınmazın kendisine temlikini istemek yolunda bir alacak hakkı kalır. Devralanın borcu ise ödeme gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince geri vermektir. Bu sonuç, kararın hukukî nitelendirmesidir; o davada kurulmuş bir tescil hükmü değildir.

Aynı kararda taşınmazın mülkiyetinin inanılana geçtiği, devredenin mülkiyet hakkının kalmadığı ve devralanın mülkiyeti üzerinde kurulmuş bir rehin hakkından söz edilemeyeceği belirtilir. Bu nedenle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 873. maddesinin, inanç sözleşmesine dayalı temlike konu taşınmazlar bakımından uygulanmayacağı sonucuna varılır.

Ödeme günü gelince alacaklı, teminat için temlik edilen şeyi ifa uğruna edim olarak kendisinde alıkoyabilir. Dilerse o şeyi açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alacağını karşılayabilir. Karar, bu iki olanağı kendine özgü sözleşmenin niteliğinde bulunan yollar olarak gösterir.

E. 2021/1645, K. 2021/2939 sayılı karar, yürürlükteki hukukta herhangi bir düzenleme bulunmamasına karşın inanç sözleşmelerinin anılan ilkeler çerçevesinde uygulanan kendine özgü bir kurum olarak öğreti ve uygulamada kabul edildiğini ifade eder. Karara göre sözleşme, taraflar arasında onların gerçek iradelerini ve sözleşmeden amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerlidir. Taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nispi haklarını isteme olanağı verir.

Karara göre inanç sözleşmesi bir yandan mülkiyeti geçirme borcu doğurması bakımından tarafları bağlar, diğer yandan mülkiyetin geçişinin sebebini oluşturur. Taşınmaz mülkiyetini geçirme özelliği, koşulların oluşmasına bağlanmıştır. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması ise resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.

Taraflar, inançlı işlemin sona erme sebeplerini, devredilen hakkın iade şartlarını ve süresini belirleyebilir. Sözleşmeye aykırı davranışın yaptırımını da kararlaştırabilirler. Bu hükümler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26 ve 27. maddelerine aykırılık oluşturmadıkça geçerli sayılır.

İnançlı işlem iddiasının ispatında tek bir ölçü kurulamaz. E. 2021/1645, K. 2021/2939 sayılı kararda, dinlenmesi kabul edilen iddia şekle bağlı olmayan yazılı delille ispatlanır ve inanç sözleşmesi denilen belgenin tarafların imzasını taşıması gerekir. E. 2018/60, K. 2020/3257 sayılı kararda da iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanacağı belirtilir. Aynı kararda, yazılı belge yokken mektup, banka dekontu ve yazışma gibi belgeler yazılı delil başlangıcı sayılırsa iddianın her türlü delille kanıtlanabileceği, böyle bir olgu da yoksa son başvurunun karşı tarafa yemin teklifi olduğu ifade edilir.

Sözleşmede öngörülen ifa süresi içinde, sırf sözleşmeyi imkânsız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temlikler yasal koruma altında tutulamaz. Korumanın dışına çıkma, bu süre içinde hareket edilmesi ve amacın sırf imkânsız kılma olması şartlarına bağlıdır. Sonuç, bu şartların dışında kalan her iddiaya genellenemez.

E. 2021/1645, K. 2021/2939 sayılı kararda yerel ret hükmü, 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca 31/05/2021 tarihinde oybirliğiyle bozulmuştur. Bozma gerekçesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca davacıya borç miktarını mahkeme veznesine depo etmesi için süre verilmesini, depo hâlinde bu paranın davalıya ödenmesi koşuluyla tapu kaydının iptali ve davacı adına tescilini gerekli görmüştür. Daire bu dosyada tescil hükmü kurmamıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2015/16490, K. 2019/390 sayılı kararında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi, karşılıklı borç yükleyen sözleşmede ifa isteyen kişinin, sözleşmenin şartları ve niteliği daha sonra ifaya elvermiyorsa önce kendi borcunu yerine getirmiş veya ifa önerisinde bulunmuş olması gerektiği biçiminde yer alır. Bozma gerekçesi, davacının borçlu olup olmadığının ve borç miktarının açıklığa kavuşturulmasını, borç varsa aynı madde gözetilerek borcun mahkeme veznesine depo ettirilmesini ve depo edilmesi hâlinde davanın kabul edilmesini gerekli görmüştür. Daire davayı kabul etmemiş, yerel ret hükmünü 22.01.2019 tarihinde oybirliğiyle bozmuştur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/16490, K. 2019/390Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/16490 E.  ,  2019/390 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil- bedel davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.01.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat … ile temyiz edilen davacı vekili Avukat …geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen dahili davalı … ve dahili davalı … gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde bedel isteğine ilişkindir. Davacı, maliki olduğu 3884 parsel sayılı taşınmazı ticari ilişkileri gereği borcuna teminat olmak üzere alacaklı …’a satış suretiyle devrettiğini, taşınmazda hayvancılık faaliyetine devam edip borçlarını kapatmaya çalışırken dava dışı …’un borcu üstlenip taşınmazın güvence olarak ara malik …’e devrini istemesi üzerine taşınmazın bu kez adı geçene satış suretiyle devredildiğini, bilahare …’e baskı yapılması sonucu dava konusu taşınmazın son kayıt maliki davalı …’a satış yolu ile temlik edildiğini, işlemlerin muvazaalı olup gerçek amacın borcun teminat altına alınması olduğunu ileri sürerek dava konusu 3884 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmadığı taktirde bedelin faiziyle birlikte ödenmesini istemiş; 18.12.2013 tarihli dilekçe ile … ve …’ü davaya dahil etmiştir. Davalı …, dava konusu taşınmazı tapu kaydına güvenerek ve iyiniyetle önceki kayıt maliki …’den satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 3884 parsel sayılı taşınmazın davacı … adına kayıtlı iken 22.08.2008 tarihli satış işlemiyle dahili davalı …’a temlik edildiği, …’ın da taşınmazı 10.02.2009 tarihinde dahili davalı …’e satış yolu ile temlik ettiği, …’in de taşınmazı 29.09.2010 tarihinde davalı …’a satış yolu ile temlik ettiği, davacı tarafça sunulan 16.01.2008 tarihli “Gayrımenkul Satış ve Geri Alma Anlaşması” başlıklı, davacının dava dışı eşi … ile dava dışı … arasında düzenlenen ve davacının da borçlu olarak yer aldığı belge içeriğinde, eldeki davanın konusu olmayan ve davacının eşi …’a ait olan 3878 parsel sayılı taşınmazın, davacının borcuna teminat olmak üzere …’a satışının yapılacağının ve davacının borcunun tamamen ödenmiş olacağının, borç bedelinin 150.000 YTL olup borcun iki yıl içinde alacaklı …’a ödenmesi halinde taşınmazın tekrar …’a devredileceğinin düzenlendiği, dava dışı 3878 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına göre, dava dışı … adına kayıtlı iken 16.01.2008 tarihinde satış suretiyle dava dışı …’a temlik edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır. İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (818 s. Borçlar Kanunu 818 s. Borçlar Kanununun (BK). m.; 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 97. m.) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nin 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır. İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi “ ifa uğruna edim “ olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur. Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamayacağı izahtan varestedir. Meri hukuk sistemimizde herhangi bir düzenleme olmamasına karşın, inanç sözleşmelerinin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur. İnanç sözleşmelerinin tarafları arasında, onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu, taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nispi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır. Öte yandan, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa sırasını düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 97. maddesinde, “karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekmektedir.” düzenlemesine yer verildiği kuşkusuzdur. Somut olaya gelince, ilk el … ile ikinci el …’ün davada yer aldıkları, ilk el …’nın, taşınmazın kendisine teminat amaçlı devredildiği hususunu, ikinci el …’in de taşınmazı bedelsiz olarak aldığını kabul ettikleri, son kayıt maliki davalı …’e gelince; davacının eşi …’a ait dava dışı 3878 parsel sayılı taşınmazın, davacının borcu nedeniyle dava dışı …’a teminat olarak verildiği, bu hususta 16.01.2008 tarihli kayıt maliki ve …’un imzasını taşıyan belge düzenlendiği, eldeki davanın davalısının da o belgede imzası bulunan …’un oğlu olduğu, bu ilişkiler nedeniyle durumu bilmesi gereken kişi konumunda olup TMK 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır. Hal böyle olunca, davacının borçlu olup olmadığının, borçlu ise ne kadar borcunun olduğunun açıklığa kavuşturulması, halen borcu var ise TBK 97. maddesi gözetilerek borcun mahkeme veznesine depo ettirilmesi, depo edilmesi halinde davanın kabul edilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davacının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 2.037.00-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

E. 2018/60, K. 2020/3257 sayılı kararda yerel ret hükmü, 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca 30/06/2020 tarihinde oybirliğiyle bozulmuştur. Anılan üç kararın sonucu da bozmadır; bu kararlarda esasa ilişkin kesin tescil hükmü kurulmamıştır.

Sık sorulan sorular

Hukukta temlik ne demektir?

Temlik, alacak hakkının eski alacaklıdan yeni alacaklıya devredilmesidir. Borç aynı kalır; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça borçlunun rızası aranmaz.

Temlik için borçlunun onayı gerekir mi?

Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça gerekmez. Alacaklı, bu engeller yoksa borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü kişiye devredebilir.

Temlik sözleşmesi sözlü yapılabilir mi?

Hayır. Alacağın devrinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Alacağı ileride devretme vaadi ise şekle bağlı değildir.

Borçlu devri bilmeden eski alacaklıya öderse kurtulur mu?

Devir devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse borçlu, önceki alacaklıya iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur.

Alacak birkaç kez devredildiyse borçlu kime ödeyerek kurtulur?

Devirler borçluya bildirilmemişse borçlu, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur.

Çekişmeli alacakta borçlu ödemeyi durdurabilir mi?

Evet. Kime ait olduğu çekişmeli alacağın borçlusu ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu hâkimin belirlediği yere tevdi ederek borçtan kurtulur. Çekişmeyi bildiği hâlde ifa ederse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.

Karşılıksız temlikte devreden alacağın varlığından sorumlu mudur?

Hayır. Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da kanun gereği başkasına geçmişse devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir. Edim karşılığında devirde ise devreden, devir sırasında varlığı ve ödeme gücünü garanti etmiş olur.

Temlik taşınmazın mülkiyetini doğrudan geçirir mi?

Hayır. Kişisel alacak hakkının devri, taşınmazın aynî devrini doğrudan sağlamaz. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmenin geçerli olması resmî şekilde düzenlenmiş bulunmasına bağlıdır.

İnanç sözleşmesine dayalı iddia nasıl ispatlanır?

Tek bir ispat ölçüsü yoktur. Bir kararda dinlenen iddia, tarafların imzasını taşıyan ve şekle bağlı olmayan yazılı delille ispatlanır. Başka bir kararda da şekle bağlı olmayan yazılı delil aranır; yazılı belge yokken mektup, banka dekontu ve yazışma delil başlangıcı sayılırsa her türlü delil kullanılabilir, bu da yoksa son başvuru karşı tarafa yemin teklifidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu