Düğün Takıları Kimin Hakkıdır? Ziynet Eşyaları ve Paralar

by Avukat Erdal Ersoy
Düğün Takıları Kimin Hakkıdır? Ziynet Eşyaları ve Paralar

Düğünde takılan ziynet eşyaları ve paraların kime ait olduğu, Türk hukukunda yazılı bir kanun hükmüyle değil; örf ve adet hukuku ile Yargıtay içtihadıyla belirlenmektedir. Bu içtihat zaman içinde değişime uğramış olup hangi kuralın uygulanacağı; taraflar arasındaki anlaşmaya, yerel örf ve adete ve takının cinsine göre farklılık gösterebilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1038, K. 2021/458Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1038 E.  ,  2021/458 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ziynet eşyasının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 12. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili boşanma talebini de içeren daha sonra ziynet talepleri yönünden tefrik edilen dava dilekçesinde; taraflara düğünde takılan 200 adet çeyrek altın, 6 adet tam altın, 3 adet yarım altın, 19 adet 20'şer gram 22 ayar altın bilezik ile 1 adet 14 ayar 13 gram altın bilezikten oluşan ziynet eşyasının öncelikle aynen iadesine, mümkün olmaması hâlinde ödeme günündeki değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; talep edilen miktarda ziynet eşyasının bulunmadığını, toplamda 150 civarı küçük altın ve muhtelif ölçülerde bilezik takıldığını ancak örf ve adetlere göre düğünde takılan tüm takıların erkek tarafına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. … 12. Aile Mahkemesinin 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı kararı ile; davaya konu ziynetlerin davalı yan uhdesinde kaldığının kabulü ile birlikte düğünlerdeki takıların kime takıldıysa ona ait olacağına ilişkin geleneklerinden bahseden davalı tanığının beyanı ve taraflara takılan takıları gösterir bilirkişi raporu benimsenerek sadece kadına ait olduğu anlaşılamayan davalıya takılan takıların onun kişisel malı sayılacağı gerekçesiyle, ispatlandığı kanaatine varılan 31 çeyrek altın, 22 ayar 11 adet bilezik, 22 ayar 1 adet bilezik, 1 adet 14 ayar fantezi bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/2539 E., 2016/842 K. sayılı kararı ile; “…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede ise; Dava; düğünde takılan ziynet eşyalarının aynen iadesi; bunun mümkün olmaması halinde değerinin nakden tahsili istemine ilişkindir. Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, kim tarafından, kime takılırsa takılsın, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır. Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Somut olayda; tarafların düğünlerinde, davalıya takılan 1 adet 22 ayar 13 gr bilezik, 3 adet yarım altın, 2 adet tam altın, 80 adet çeyrek altının, davalıya ait olduğu kabul edilerek, sadece, düğünde kadına takılan altınların bir kısmı yönünden kabul kararı verildiği; talep olunan 5 adet altın bileziğin ise, davalı tanığı anne …' nin(bilezikleri düğünlerde davacının kolunda gördüm) beyanına göre davacıya iade edildiği kabul edilerek, bu talep yönünden ise ispatlanamayan davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Oysa, davalı tanığı annenin beyanı; dava konusu 5 adet burma bileziğin davalı tarafından davacıya iade edildiğinin ispatına yeterli değildir. Mahkemece yapılacak iş; düğünde taraflara takılıp da davacıya iade edildiği ispatlanamayan, davalıya da takılan altınlar ve 5 adet burma bilezik de dahil altınlar hakkında davanın kabulüne karar vermekten ibarettir. Yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Mahkemenin 30.05.2016 tarihli ve 2016/234 E., 2016/388 K. sayılı kararı ile; takıların davalı elinde kaldığı kabul edilerek tekrar davacıya iade edildiğinin ispat yükünün davalıda olduğundan bahisle kısmen kabul kararı verildiği, bu karar verilirken davalıya takılan takıların davalıya, davacıya takılan takıların ise davacıya ait kişisel mal olduğunun kabul edildiği, sadece davalıya takılan 13 gram 22 ayar 1 adet bilezik yönünden bu takının kullanılış amacı ve niteliğine göre erkek tarafından kullanılabilecek takılardan olmaması nedeni ile davanın kabul edildiği, Özel Dairenin ise düğünde takılan takıların kime takılırsa takılsın kadına bağışlanmış ve onun kişisel malı olacağından bahisle bozma kararı verdiği, bu bozma gerekçesinin doğru olmadığı, zira tanık …’nın yeminli ifadesinde bu tür takıların kime takılır ise onun sayılacağına dair adetleri olduğunu beyan ettiği, davalıya takılan takıların bilirkişi raporunda da fotoğraf ve CD incelenerek açıkça belirlendiği üzere ziynet-yarım-çeyrek altın, para ve bir adet 13 gram 22 ayar bilezikten ibaret olduğu, davalı erkeğe takılan bilezik yönünden davacı kadının davasının zaten önceki kararda kabul edildiği, diğer ziynet-yarım-çeyrek altının ise nitelikleri ve kullanım amaçları gereği yatırım aracı oldukları, günümüzde erkeklerin de altın günleri yapmaya başladıkları, bankalarda altın hesabı açtıkları, bu tür değerli metallerin tasarruf amacı ve aracı olarak sürekli alınıp satıldığı, para biriktirildiğinde bu nitelikte değerli metallerin herkesçe edinildiğinin bir gerçek olduğu, kaldı ki Özel Dairenin bu takıların kadına bağışlanmış sayılacağını kabul ettiği, bağışın, bağışlayan kişinin bağış iradesini bağışlanana tevdi etmesi ve bağışlananın da bu bağışı kabul edilmesi ile sonuçlanan bir işlem olduğu, düğün sırasında davacıya bağış iradesini gösterip ona takı takma serbestisi var iken hâlen yatırım amacı ve aracı niteliğinde olan belirtilen takıların davalıya takılması hâlinde, bu takıları takanların bağış iradesinin davacıya değil davalıya yöneltildiği ve onun da kabul etmesi ile artık davalının kişisel malı olacağı kanaatinin hasıl olduğu, aslında bu nitelikteki takıların edinilmiş mal olduğu hususunun da uygulamada tartışılmaya başlanması gerektiği ancak davacı yanın bu yönde bir talebinin olmadığı, yine beş adet burma bilezik yönünden davalının annesi de olsa tanık …’nin bu bilezikleri davacının kolunda gördüğünü yeminli olarak ifade ettiği, tanığın doğru söylemediğine ilişkin somut belirti olmaz ise asıl olanın yeminli tanıkların doğruyu söylediklerinin kabul edilmesi gerektiği, tanığın salt davalının annesi olmasının onun doğruyu söylemediğini kabule yetmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; a) Düğündeki takıların takılan kişiye ait olacağına ilişkin gelenekleri bulunduğuna dair tanık beyanı olan eldeki davada, kullanılış amacı ve niteliğine göre erkek tarafından kullanılamayacaklar hariç olmak üzere düğün sırasında erkeğe takılan ziynet eşyalarının erkeğin kişisel malı sayılıp sayılamayacağı, b) Yerel Mahkemece verilen ilk kararda, düğünde davacıya takıldığı benimsenen 5 adet bilezik yönünden talep reddedilmiş ve davacı tarafından bu husus temyize konu edilmemiş olmakla birlikte, Özel Dairece davacı lehine bozma nedeni yapılmasının davalının kazanılmış hakkının ihlali mahiyetinde olup olmadığı, taraflarca ileri sürülmemesi nedeniyle bu hususun re’sen nazara alınıp alınamayacağı, re’sen dikkate alınamayacağı sonucuna varılacak olursa düğünde davacı kadına takılan ve saklanması için kendisine teslim edilen 5 adet burma bileziği davacıya iade ettiğine ve akabinde birkaç sefer davacının kolunda gördüğüne ilişkin tanık olarak dinlenen davalının annesinin yeminli beyanına itibar edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuçlara göre davalıya takılan altınlar ve 5 adet burma bilezik yönünden de davanın kabulünün gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır: 13. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesi; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 15. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 16. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 17. Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir. 18. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/3-1509 E., 2020/863 K. sayılı kararında da aynı hususlara değinilmiştir. 19. Eldeki davada, davacı düğünde takılan altınların kendisine ait olduğunu ancak davalı tarafça verilmediğini iddia etmiş; davalı ise yerel örf ve adetleri gereği düğünde takılan altınların erkek tarafına ait olduğunu o nedenle davacıya verilmediğini savunmuştur. Mahkemece davalı tarafça iddia edilen örf ve adetin varlığına ilişkin dinletilen tanığının beyanına itibar edilerek kadına özgü olanlar dışında düğünde takılan ziynetlerin kime takıldıysa ona ait olduğu kabul edilmiştir. 20. İhtilaf düğünde takılan ziynet eşyasının taraflardan hangisine ait olduğu noktasındadır. 21. Mevzuatımızda, düğün sırasında takılan ziynet ile parasal değeri olan bütün eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, örf ve adet hukuku uygulanmaktadır. Yargıtayın yerleşik uygulamasına, yaygın örf ve adet ile ülke gerçeklerine göre kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paraların da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına ait olduğu kabulü vardır. Söz konusu ziynet eşyasının (altın vs.) evlenme sebebiyle gerek ailelerce ve gerek yakınlarca kadına geleceğinin güvencesi olarak takıldığı kabul edildiğinden emaneten (geçici olarak) takıldığı konusunda kadının bir kabulü olmadığı sürece genel kural kabul edilecektir. Artık, ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan iade etmekle yükümlüdür. 22. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Davalı genel kuralın aksine örf ve adetleri bulunduğunu iddia ettiğine göre bunu ispat külfeti kendisine düşmektedir. Davalı ispat amacıyla muhtar olan tanık …’ı dinletmiş; tanık iddia edilenden farklı olarak “bizim adetlerimiz düğünde takılan takılar, kıza takıldıysa kızın, oğlana takıldıysa oğlanın olur” şeklinde ifade vermiş; mahkemece tanığın beyanı esas alınarak hüküm kurulmuştur. 23. Hemen belirtmek gerekir ki, düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğu yönünde örf ve adetleri bulunduğunu belirten davalının, dinlettiği tanığın beyanı ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adet karşısında daha köklü bir adetin varlığını ispatlayamadığı açıktır. Bu durumda genel kuraldan ayrılınmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir. 24. Ne var ki, mahkemece dinlenilen davalı tanığı …’nin beyanına itibar edilerek 5 adet burma bileziğin davacıya iade edildiğinin kabulü ile bu 5 bilezik yönünden talebin reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece kurulan 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı karara davacının 5 adet burma bilezik yönünden itiraz etmemesi nedeniyle bu husus davalı yönünden usulü kazanılmış hak teşkil eder. Bu nedenle taraflarca getirilme ilkesine tabi bulunan ve davacı tarafça temyize getirilmediğinden bu yöndeki ret kararı kesinleşen 5 adet burma bilezik hakkındaki direnme kararı isabetli olmakla birlikte, yukarıdaki açıklamalar gereğince, diğer ziynetler bakımından direnme kararı Kurul çoğunluğu tarafından isabetli bulunmamıştır. 25. Ayrıca, somut olayda davalıya takılan 1 adet bilezik yönünden davacının talebi mahkemece kabul edildiğinden Özel Daire bozma kararının 9. paragrafında yapılan açıklamalar dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Bu durumda, Özel Daire bozma kararının 9. paragrafının 1. bendindeki “1 adet 22 ayar 13 gr bilezik” ifadesinin bozma kararında yer almasının isabetli olmadığı, karardan çıkartılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, düğünde takılan takıların düğün masraflarına katkı mahiyetinde olduğu ve kime takıldıysa ona hediye verilmesi gayesi güdüldüğü, takılan tüm ziynet eşyasının kadına bağışlanmasının amaçlanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 27. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/2539 E., 2016/842 K. sayılı kararının 9. paragrafının 1. bendindeki “1 adet 22 ayar 13 gr bilezik” ifadesinin bozma kararından çıkartılması suretiyle direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık; tarafların düğününün yapıldığı yörenin örf ve adetine göre erkeğe takılan altınların erkeğe ait olduğu yönündeki davalı savunmasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı, buna göre düğünde erkeğe hediye olarak takılan altınların, davalının kişisel malı sayılıp sayılmayacağı, örf ve adet gereği erkeğe verilmiş kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davalı erkek; yörenin örf ve adetine göre düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğunu savunmuş, davacı kadın ise, örf ve adete göre ev eşyalarını erkek tarafının alması hâlinde takıların erkeğe ait olacağını, oysa tarafların ev eşyalarını kendilerinin aldığını ileri sürmüştür. Bu noktada; ziynet kavramı, örf ve adet kuralları ile davada ispat kuralarına ilişkin yasal düzenlemelere bakmak gerekir. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, … 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını da, evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak nitelendirmek mümkündür. Kadına özgü ziynet eşyaları; bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş: Ziynet davaları, …, 2013, s.3). Kadına özgü ziynet eşyaları; eşler arasında bir anlaşma yoksa veya bu konuda örf ve adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır (HGK’nın 05.05.2004 tarih, 2004/4-249 E, 2004/247 K, 04.03.2020 tarih, 2017/3-1040 E, 2020/240 K). 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1/1 maddesindeki; “Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim , örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.” düzenlemesi gereği hâkim kanunda hüküm bulunmayan hâllerde örf ve adet gereğince karar verme yetkisine sahiptir. Örf ve adet kuralları; belli bir olay ve ilişkilerde toplumun bireylerince belli bir biçimdeki davranışın tekrarlanması ile yavaş yavaş organizmanın gelişmesi gibi meydana gelir. Dolayısıyla, bir örf ve adet kuralının uzun süre uygulanması (maddi unsur) bu kurala uyma konusunda toplumda bir inancın (psikolojik unsur) yerleşmesi ve kurala uyulmaması durumunda bir yaptırım ile karşılaşılacağı konusunda bir kabulün olması ( hukuki unsur) gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi: “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir. HMK’nın 190. maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspatın konusu, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve bu uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalardır ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E. ve 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Bir davada o davanın çözümünü etkileyebilecek vakıalar için delil gösterilir ve ancak bu deliller inceleme konusu olabilir. Başka bir deyişle, delil, bir vakıanın ispatı için başvurulan vasıtalardır ve konusu da maddi hukuktur. Öncelikle düğünde takılan ziynet ve altınların varlığı ve miktarının tespiti gerekir. Düğünde taraflara takılan bilezikler ile altınların tespiti için davacı tarafın dayandığı altı adet fotoğraf ve CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen asıl ve ek raporlar ve tanık beyanına göre, mahkemece, davacı kadın üzerinde 5 adet 22 ayar, her biri 22 gram … burması, 11 adet 22 ayar her biri 15 gram civarında takı bileziği, 1 adet 14 ayar 10 gram fantezi bilezik ile 31 adet çeyrek altın, davalı erkek üzerinde ise, 1 adet 13 gram 22 ayar bilezik, 2 adet ziynet altın, 3 yarım altın, 80 adet çeyrek altın bulunduğu, erkek üzerine takıldığı tespit edilen 1 adet bilezik davalıya takılmış ise de kadına özgü ziynet eşyası olması nedeniyle kadına ait olduğu ayrıca 5 … burma bileziğin de davacıda kaldığı kabul edilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararını temyizinde davacı, örf ve adet yönünde yeterli araştırma yapılmadığını ileri sürmüş, mahkemece davacıda kaldığı kabul edilen 5 … burma bileziği temyiz konusu yapmamış, davalı da temyizinde, köy muhtarının beyanı ile yöresel örf ve âdetin belirlendiğini, buna göre üzerinde tespit edilen altınların davacı tarafından talep edilmesinin yerinde olmadığını, davacı üzerinde 15 çeyrek altın tespit edilmesine rağmen, 31 adet çeyrek altının davacıya iadesi yönündeki kararın yerinde olmadığını ileri sürerek temyiz etmiş, davalı erkek üzerinde tespit edilen 1 adet 22 ayar, 13 gram bileziğin davacıya iadesini temyiz konusu yapmamıştır. Bu durumda; mahkemenin, ilk kararında, 5 adet bileziğin davacıda bulunduğu, düğünde davalıya takılan 1 adet bileziğin de davacıya ait olduğu yönündeki kabulü taraflarca temyiz konusu yapılmadığından Özel Dairenin bu yöndeki bozması yerinde değildir. Belirtilen yasal düzenlemeler ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; tarafların aynı köylü olduğu ve düğünlerinin köyde yapıldığı, CD ve fotoğraflarda tarafların düğününde kadın ve erkeğe ayrı kuşak takılarak takıların ayrı ayrı takılmış olması ve 9 yıl köy muhtarlığı yapan tanığın, “adetlere göre, düğünde kıza takılan takıların kıza, erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğu” beyanı karşısında, yöresel örf ve adet gereği düğünde davalı erkeğe takılan altınların davalıya ait olduğu kanıtlanmış bulunduğundan, mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu, kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına katılınmamıştır.

Yazılı Kanun Hükmü Yoktur: Örf ve Adet Belirleyicidir

Türk mevzuatında, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve ekonomik değer taşıyan her türlü eşyanın hangi tarafa ait olacağını düzenleyen yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle uyuşmazlıklarda örf ve adet hukuku esas alınmakta; Yargıtay içtihadı ise bu alandaki temel çerçeveyi çizmektedir.

Eski İçtihat: Tüm Takılar Kadına Ait Sayılırdı

Geçmişteki yerleşik içtihat uyarınca, taraflar arasında aksine bir sözleşme veya ispatlanmış bir yerel örf bulunmadıkça, düğünde kime ne takıldığına bakılmaksızın tüm altın ve ziynetler kadına bağışlanmış sayılıp onun kişisel malı kabul edilmekteydi. Bu doğrultuda damada takılan paralar ile ziynet eşyaları da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadının mülkiyetinde görülmekteydi.

Bu genel kuralın temelinde, ziynet eşyasının evlenme nedeniyle aile ve yakınlar tarafından kadına geleceğinin güvencesi olarak takıldığı kabulü yatmaktaydı. Takının geçici ya da emaneten verildiğine ilişkin kadının açık bir kabulü olmadığı sürece bu genel kural geçerliliğini koruyordu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da oy çokluğuyla, takıların düğün masrafına katkı niteliğinde olduğu ve kime takıldıysa ona hediye edilmek amacı taşıdığı yönündeki azınlık görüşünü benimsememiş; bu görüşü kabul etmeyerek genel kuralı onaylamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin İlke Kararıyla Gelen Değişiklik

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5704 ve K. 2024/2402 sayılı ilke kararıyla ziynet eşyalarının paylaşımında uygulanacak kuralı yeniden belirlemiştir. Bu karara göre önce taraflar arasında bir anlaşma aranır; anlaşma varsa paylaşım buna göre yapılır. Anlaşma yoksa yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilebilir; bunlar da yoksa erkeğe ve kadına ayrı ayrı takılan ya da verilen her şey kural olarak o kişiye ait sayılır. Dairenin önceki içtihadı ise aksine anlaşma ya da örf-adet kuralı olmadıkça, hangi eşe ne takılırsa takılsın bunların tamamının kadına ait sayılması yönündeydi; bu eski içtihat söz konusu kararla değiştirilmiştir. Yeni ilke kararının kadına özgü ziynetler bakımından genel kuralı tam olarak değiştirip değiştirmediği ya da yalnızca erkeğe takılan ziynetler ile takı sandığı yönünden sınırlı bir değişiklik mi getirdiği henüz tam olarak netleşmemiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5704, K. 2024/2402Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/5704 E.  ,  2024/2402 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/766 E., 2023/834 K. KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/426 E., 2023/36 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki boşanma davasının kabulüne, ziynet alacağı davasının reddine karar verilmiştir. Kararın davacı karşı davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı karşı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalı karşı davacı erkek ile ailesinin müvekkilini ve ailesini sürekli olarak küçümsediğini, ağza alınmayacak sözler söylediğini, ailesinin evliliklerine müdahale ettiklerini, erkeğin sürekli baskı ve fiziki şiddet uyguladığını, çocukları ile ilgilenmediğini, müvekkilinin ailesi ile görüşmesine izin vermediğini, kazancının erkek ve babasına ait olmasını istediklerini, ziynetlerinin düğün günü alınarak geri verilmediğini ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, velâyetinin anneye tevdiine, 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, aylık 1000.00 TL tedbir yoksulluk nafakasına, aylık 1.000.00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, ziynet eşyalarının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde günlük bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; iddiaların asılsız olduğunu, kadının, müvekkilini, mesleğini, ailesini aşağılayıcı beyanlarda bulunarak psikolojik şiddet uyguladığını, kadının sürekli ailesinin yanına gitmek için baskı yaptığını ancak müvekkiline "annenin babanın yüzünü görmek istemiyorum, torunlarını görmek istiyorlarsa Sivasa gelsin görsünler" şeklinde beyanda bulunduğunu, ekonomik olarak eşine yardımcı olmadığını, sürekli absürd istekleri olduğunu, eşinin haberi olmaksızın ailesine para gönderdiğini, sürekli uyuyup ev işleri ile ilgilenmediğini, son olarak kadının, amcasının oğlunun düğünü için ziynet eşyalarını yanına alarak gittiğini, sonrasında müvekkiline "sen artık çocuğu rüyanda görürsün, ben gelmiyorum eve" şeklinde beyanda bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya tevdiine, 100.000,00TL maddî ve 100000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin kendi kök ailesinin evlilik birliğine müdahalesine engel olmadığı gibi ortak çocuğun isminin anne ve baba tarafından konulması kuralı ve adetine dahi aykırı hareket ederek davalı karşı davacının babasının istemiyle çocuğun isminin…olarak belirlendiği, erkeğin, davacı karşı davalıya tokat attığını ikrar eder şekilde mesaj kayıtları karşısında fiziki şiddetin de bulunduğu, kadının kök ailesiyle görüşmelerini sınırlandırdığı, erkeğin telefonu ile davacı karşı davalı kadının telefonlarını eşleyerek davacı karşı davalıyı konum üzerinden takip edilebilir hale getirdiği, kadının da, erkeğin kök ailesi ile görüşme yanlısı olmadığı, yapmış olduğu görüşmeleri ise zoraki yerine getirdiği, erkeği geliri ve mesleği konusunda aşağılayacak ve küçük görecek şekilde söylemlerde bulunduğu, erkeğin kadın ile barışmak isteyip bu yönde ortak konuta dönüşünü sağlamak yönündeki girişimlerine cevap vermediği, özellikle maddî yönden şartlar ileri sürerek barışma girişimini zora soktuğu, erkeğin gıyabında kendisini sevmediği, birlikte yaşamak istemediği, ayrılmak istediğini beyan eder tarzda ifadelerinin bulunduğu, yine kişisel ilişki kapsamında erkeğe ortak çocuğun ayakkabılarını fırlatarak makul görülebilecek tepkinin dışında eylemde bulunduğu, ve amcasını oğlunun düğününe gitme saiki ile ortak konuttan ayrıldıktan sonra tekrar dönmediği, diğer iddiaların taraflarca ispatlanmadığı, tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye tevdiine, çocuk yararına aylık 300,00 TL tedbir, 1000,00 TL iştirak nafakasına, kadının yoksulluğa düşmeyeceğinden yoksulluk nafakası talebinin reddine, eşit kusur sebebiyle tarafların tazminat taleplerinin reddine, ispatlanamayan ziynet alacağı talebinin de reddine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli kararı ile davalı karşı davacı erkek lehine reddedilen ziynet alacağı yönünden 44.589.38 TL nispi vekâlet ücreti takdirine yer verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen asıl ve ek kararına karşı davacı karşı davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı karşı davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; boşanma yönünden karara itiraz etmediğini belirterek kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini isstemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı karşı davalı kadının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerini tekrarla Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, kadına yüklenen kusurlu davranışların gerçekleşip gerçekleşmediği, kadının tazminat ve yoksulluk nafakası talebinin yerinde olup olmadığı, çocuk için hükmedilen nafakaların hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı ve ziynet alacağı talebinin reddinin isabetli olup olmadığı buna bağlı olarak erkek lehine takdir edilen vekâlet ücreti noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası,169 uncu, 174 üncü, 175 inci, 182 nci, 220 nci, 330 uncu, maddeleri. 6100 sayılı Kanun'un 323 üncü, 326 ncı, 370 inci ve 371 inci maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50, 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı karşı davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir . 2.Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). 3.Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218). 4. Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir. 5.Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun m.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanunun 222 inci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. 6.Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun m. 26/1) 7.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı karşı davalı kadın dava dilekçesinde, evlendikten sonra evleri olmadığı için erkeğin ailesinin yanında kaldıklarını, erkeğin ailesinin müvekkilin düğün takılarını istediğini, "bizde kalsın, geri vereceğiz" dediklerini ama iade edilmediğini ileri sürerek gramları farklılık gösteren 24 adet bilezik, 35 çeyrek altın, 4 yarım, 6 tam altın ve 3 gremse diye tabir edilen ziynetlerin iadesini, bu mümkün değilse bedelinin iadesini talep etmiş, davalı karşı davacı erkek ise cevap dilekçesinde ziynetlerin kadının uhdesinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 8. Davacı karşı davalı kadının delil olarak sunduğu ve erkek tarafından inkar edilmeyen mesaj kayıtlarına göre de kadının erkekten altınlarını getirmesi istendiğinde erkeğin "söz getireceğim, bıktım artık bu konudan yeter" dediği anlaşılmıştır. Davalı karşı davacı erkek, 03.11.2022 tarihli dilekçede bu mesaj kayıtlarından sonraki bir tarihte bileziklerin teslim edildiğini ve ziynetlerin kadında olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda ispat yükü yer değiştirerek erkeğe geçmiş olup davalı karşı davacı erkek ziynetlerin uhdesinde olmadığını ve kadına iade edildiğini sunulan delillerle ispatlayamamıştır. O halde, talebe konu edilen ve dilekçeler aşamasındaki iddia ve savunmalar ile özellikle davalı karşı davacı erkeğin dava konusu ziynetlerle ilgili aidiyet savunması da bulunmadığı dikkate alınarak ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ziynet alacağı davası yönünden KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının ziynet alacağı davasının reddi ile buna yönelik vekâlet ücreti yönünden BOZULMASINA, 3.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.04.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir. …

Aynı ilke kararı, takı türü bakımından da bir ayrım getirmektedir: Takılar arasında karşı cinse özgü bir eşya varsa o eşya o cinse verilmiş sayılır. Özgülük konusunda çekişme doğarsa bilirkişi incelemesine başvurulabilir; her iki cinse özgü olduğu belirlenen eşya ise takılan ya da verilen eşe ait kabul edilir.

Takı sandığına veya torbasına konulan ekonomik değer taşıyan eşyalar bakımından ise şu ayrım geçerlidir: Eşya kadına veya erkeğe özgüyse o cinse aittir; her iki cinse özgü olduğu belirlenirse ortak kabul edilir.

Ziynet Eşyası Nedir?

Bilezik, kolye, küpe, saat, yüzük, altın kelepçe, gerdanlık ve takı setleri yargı kararlarında ziynet eşyası kapsamında değerlendirilmektedir. Türk Medeni Kanunu m. 220/1 uyarınca, mücevher ve takı gibi yalnızca eşlerden birinin kişisel kullanımına özgülenmiş olan eşyalar o eşin kişisel malı grubuna dahil edilmektedir.

Örf ve Adeti Kim İspat Etmekle Yükümlüdür

Genel kuralın aksini gerektiren yerel bir örf ve adetin varlığını ileri süren taraf, bunu ispat etmekle yükümlüdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190 uyarınca; iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşır. Hayatın olağan akışına aykırı bir durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye de ispat yükü düşmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun incelediği somut bir davada, davalı erkek taraf örf ve adetin varlığını kanıtlamak amacıyla köy muhtarlığı yapmış bir tanık dinletmiş ve tanık; adetlerine göre düğünde kıza takılan takıların kıza, erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğunu beyan etmiştir. Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu ise bu tanık beyanının, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adet karşısında daha köklü bir adetin varlığını ispata tek başına yetmediğine hükmetmiştir. Azınlık görüşü ise CD ve fotoğraf kanıtlarıyla desteklenen bu beyanın yeterli sayılması gerektiğini savunmuştur.

Ziynetin İade Yükümlülüğü ve İspat Yükü

Ziynet eşyasının geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bu eşyayı elinde bulunduran taraf iade etmekle yükümlüdür. İade yükümlülüğünden kurtulmak isteyen taraf; ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiğini ya da kadının isteği ve onayıyla bozdurulup harcandığını ispat etmek zorundadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/9923, K. 2018/1103Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/9923 E.  ,  2018/1103 K. "İçtihat Metni" … Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen maddi tazminat ile nafakalar yönünden, davalı-davacı kadın tarafından ise, ziynet alacağı davasının reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin aşağıdaki 2. bente kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davalı-davacı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50. ve devamı maddeleri hükmü nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat (TMK m. 174/1) takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 3-Davalı-davacı kadının temyiz itirazının incelenmesine gelince; Davalı-davacı kadın düğünde kendisine takıldığını iddia ettiği altın cinsindeki ziynetlerin düğünden sonra eşi tarafından elinden alındığını ve iade edilmediğini belirterek, ziynetlerin aynen iadesi olmadığı taktirde şimdilik 10.000 TLbedellerinin iadesini istemiş, davacı-davalı erkek ise bir kısım altınların evlilik esnasında bozdurularak kredi kartı borçlarının ödendiğini geri kalanının ise davalı-davacı kadında olduğunu savunmuştur. Düğünde kadına takılan ziynetler bağış hükmündedir ve kadının kişisel malıdır. Ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan iade etmekle yükümlüdür. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; özellikle kadın tanığı …'ın beyanından ziynet eşyaların tamamının erkek tarafından alınarak bozdurulduğu, ve bir daha da geri verilmediği ispatlanmıştır. Davacı-davalı erkek bu ziynet eşyalarının davalı-davacı kadın tarafından geri istenmemek üzere verildiğini ispatlayamamıştır. O halde, kadının talep ettiği ziynet eşyalarından bilirkişi raporu da dikkate alınarak varlığı sabit olan ziynet eşyalarına yönelik olmak üzere davanın kabulüne karar vermek gerekirken, ziynet eşyası alacağı talebinin tamamının reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.01.2018(Prş.) ….

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/9923 ve K. 2018/1103 sayılı kararında; erkeğin ziynetleri alarak bozdurup bir daha iade etmediğinin tanık beyanıyla ispatlandığı, erkeğin ise ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiğini ispat edemediği bir davada, ziynet alacağının kabulüne karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Ziynet eşyaları bozdurulup çeşitli amaçlarla harcanmış olsa dahi, eşyaların iade edilmemek üzere verildiğinin ya da davacının isteği ve onayıyla bozdurulup harcandığının davalı tarafça kanıtlanamaması hâlinde iade yükümlülüğü devam eder.

Ziynet alacağı davalarında olağan olan, kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini, yani ziynetlerin artık kendisinde olmadığını iddia eden kadın eş bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür; şüpheye yer bırakmayacak şekilde ziynetlerin varlığı ve bunların kendisinde bulunmadığı ortaya konulmalıdır. Öte yandan belirli koşullarda ispat yükü yer değiştirebilir; nitekim erkeğin ziynetlerin kendisinde kaldığını kabul eden mesaj kayıtları gibi somut delillerin varlığı halinde ispat yükü erkeğe geçmekte ve erkek ziynetleri iade ettiğini kanıtlamakla yükümlü olmaktadır.

Ziynet Davasında İspat: Tanık Beyanı ve Bilirkişi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/18252 ve K. 2018/2567 sayılı kararında; tarafların müşterek çocukları olan tanıkların birbiriyle uyumlu beyanlarıyla belirli ziynet eşyalarının davalı tarafından alınıp iade edilmediğinin ispatlandığı ve kuyumcu bilirkişisinden de rapor alındığı bir davada, ziynet alacağı davasının kabulüne karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/18252, K. 2018/2567Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/18252 E.  ,  2018/2567 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı, Katılma Alacağı ve Ziynet Alacağı Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı … vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlar ve araçlar nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi alacak isteğinde bulunmuş, ayrıca dava dilekçesinde bahsi geçen ziynet eşyaları nedeniyle alacak talep etmiştir. Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin davanın reddine dair ilk kararı, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairenin 19.12.2013 tarih, 2013/7214 esas 2013/19426 karar sayılı kararı ile “…Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; taraflar 05.01.1980 tarihinde evlenmiş, 16.07.2010 tarihinde boşanma davası açılmış olup, halen derdesttir. Bilindiği üzere ve kural olarak, yanlar arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermekte olup mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı boşanma dava tarihi itibariyle doğar. Ancak, bu hakkın kullanılabilmesi ve tasfiyeye karar verilebilmesi için boşanma davasının olumlu sonuçlanarak kesinleşmesi zorunludur. Somut olayda, taraflar arasındaki … 4. Aile Mahkemesi'nin 2010/770 Esasında kayıtlı boşanma davası karara bağlanmamıştır. Öte yandan, HGK'nun 27.06.2012 tarih, 2012/8-268 Esas ve 2012/420 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, boşanma davası mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak davası için bekletici mesele yapılması ve boşanma davasının olumlu sonuçlanması halinde iş bu davada toplanacak tüm delillere göre bir değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…”gereğine işaret edilerek bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 118 ada 1 ve 12 parsel'de kayıtlı taşınmaz yönünden 115.708,45 TL katılma alacağı talebinin kabulü ile alacağa karar tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine,…plaka sayılı araç yönünden 22.442,75 TL katılma alacağı talebinin kabulü ile alacağa karar tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, … plaka sayılı araç yönünden 12.500,00 TL katılma alacağı talebinin kabulü ile alacağı karar tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı tarafın diğer taşınmazlar (… ili, …parsel ve …parselde kayıtlı E blok 9 nolu b.b) ve ziynet alacağı (600 gr. bir adet altın kemer, 100gr. ağırlığında … burması diye tabir edilen 2 adet bilezik, dava tarihi itibariyle 10.000 TL. değerinde bir adet incili kolye, toplam 800 gr. ağırlığında 14 adet bilezik, 8 adet tüm altın, 13 adet yarım altın, 38 adet çeyrek altın) yönünden taleplerinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davacı vekilinin ziynet alacağına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, tarafların müşterek çocukları olan davacı tanıklarının, dava dilekçesinde ileri sürülüş biçimine uygun davacının iddiasını destekler nitelikte beyanları bulunmadığı, ayrıca davacı tanıklarının bahsi geçen ziynet eşyaları yönünden, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, nev'i, cins, miktar ve adedi konusunda bilgileri olmadığını beyan etmiş olup, yaşları gereği görgüye dayalı olmayan ve başka delillerle desteklenmeyen soyut beyanlarına itibar edilmeyerek davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle ziynet alacağı yönünden davanın reddine karar verilmişse de; bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; tarafların müşterek çocukları olan davacı tanıkları 1983 doğumlu … birbiriyle uyumlu beyanlarında 1 adet 22 ayar kemer, 7 adet 22 ayar bilezik ve 10 adet 22 ayar tam cumhuriyet altınının davalı tarafından alındığını ve davacıya iade edilmediğini doğrulamışlardır. Mahkemece söz konusu ziynet eşyaları ile ilgili olarak kuyumcu bilirkişiden de rapor alınmıştır. Bu itibarla, Mahkemece davacının ziynet alacağına yönelik davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 21.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararın incelendiği uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi, tanıkların nev'i, cins, miktar ve adet konusunda görgüye dayanmayan soyut beyanlarına dayanarak davayı reddetmiş; ancak Yargıtay bu ret gerekçesini dosya kapsamına uygun bulmayarak bozma kararı vermiştir.

Ziynet Davası Nasıl ve Ne Zaman Açılır

Ziynet eşyasına ilişkin dava, boşanma davası ile birlikte açılabileceği gibi boşanma davasından sonra da ayrıca görülebilir. Boşanma davası ile birlikte açıldığında ziynet talebi ayrı bir dava niteliği taşır; hâkim bu talebi tefrik ederek ayrı bir esasa alabilir.

Davada öncelikle ziynet eşyalarının aynen iadesi talep edilir; aynen iade mümkün değilse eşyaların bedeli üzerinden nakden iade istenir. Türk Borçlar Kanunu m. 146 hükmü, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu öngörmektedir. Boşanmadan sonra ayrıca açılacak davalarda bu genel sürenin tatbik edileceği yönündeki görüşlere karşılık, ziynet alacağında on yıllık sürenin mi yoksa özel bir zamanaşımının mı uygulanacağı ve sürenin kesin başlangıç tarihi birincil mevzuat veya karar metinleriyle netleştirilmemiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
Düğünde erkeğe takılan takılar kime aittir?

Bu sorunun yanıtı eski ve yeni Yargıtay yaklaşımına göre farklılık göstermektedir. Eski yerleşik uygulamada erkeğe takılan ziynetler de aksi kanıtlanmadıkça kadına ait sayılıyordu. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/5704, K. 2024/2402 sayılı ilke kararıyla benimsenen yeni yaklaşıma göre ise taraflar arasında aksine bir anlaşma ya da ispat edilen yerel örf ve adet yoksa, erkeğe takılan her şey kural olarak erkeğe aittir. Bu değişikliğin kadına takılan ziynetler yönünden de genel kuralı bütünüyle dönüştürüp dönüştürmediği henüz tam olarak netleşmemiştir.

Takı sandığına konulan altınlar kime ait olur?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/5704, K. 2024/2402 sayılı ilke kararına göre, takı sandığına ya da torbasına konulan ekonomik değer taşıyan eşyaların aidiyeti şöyle belirlenir: Eşya kadına veya erkeğe özgüyse o cinse aittir; her iki cinse özgü olduğu belirlenirse ortak kabul edilir.

Yerel örf ve adeti kim ispat etmek zorundadır?

Genel kuralın aksini gerektiren bir yerel örf ve adetin varlığını ileri süren taraf, bunu ispat etmekle yükümlüdür. HMK m. 190 uyarınca, iddia ettiği vakıadan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, muhtarlık yapmış tek bir tanığın beyanıyla yaygın örf ve adetin aksine olan yerel bir kuralın varlığının ispatlanamayacağına hükmedilmiştir.

Erkek ziynetleri bozdurup harcamışsa ne olur?

Ziynet eşyaları bozdurulup çeşitli amaçlarla harcanmış olsa dahi, eşyaların geri istenmemek üzere verildiği ya da kadının isteği ve onayıyla bozdurulup harcandığı davalı tarafından kanıtlanamamışsa iade yükümlülüğü devam eder. Bu ispat yükü davalı eşe aittir.

Ziynet davası ne kadar süre içinde açılmalıdır?

Türk Borçlar Kanunu m. 146 uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Boşanmadan sonra ayrı bir dava açılacaksa bu genel zamanaşımı süresinin geçerli olduğu ileri sürülmekle birlikte, sürenin kesin başlangıç anı ve ziynet taleplerine uygulanacak zamanaşımı türü birincil yasal dayanak yönünden kesinlik taşımamaktadır.

Ziynet eşyasının aynen iadesi mümkün olmazsa ne talep edilebilir?

Ziynet eşyasının aynen iadesi öncelikli talep olarak istenir; ancak eşya artık mevcut değilse ya da aynen iade edilemeyecek durumdaysa, eşyaların değeri üzerinden nakden iade talep edilebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/6-1849, K. 2013/1006Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2012/6-1849 E.  ,  2013/1006 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gölcük 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ : 04/07/2012 NUMARASI : 2012/274-2012/361 Taraflar arasındaki “ziynet ve çeyiz eşyalarının mevcutsa aynen, değilse bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gölcük 1.Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesince davanın reddine  dair verilen 21.09.2011 gün ve 2010/102 E., 2011/579 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 06.03.2012 gün ve 2012/335-3495 sayılı ilamı ile; (…Uyuşmazlık, bir kısım ziynet eşyaları ile ev eşyalarının aynen iadesi, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsiline ilişkindir: Mahkemece yargılama sırasında tutanakla teslim edilen ev  eşyaları hakkındaki dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, ziynet eşyaları hakkındaki davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davacı vekilinin evlilik birliği içinde bozdurulan ziynet eşyalarına ilişkin  temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili, taraflar arasında görülen boşanma davasında 6.11.2008 tarihinde açtığı karşılılık davada davalının, müvekkilesini evden kovarak peşi sıra boşanma davası açtığını, evlilik birliği içinde davalının davacının ihtiyaçlarını karşılamadığını, mobilyalarının davalıda kaldığını, takıların düğünün hemen arkasından satıldığını, son olarak Trabzon işi takıların otomobil alınmak için bozdurulduğunu belirterek, satılan ve bedelleri davalı tarafından kullanılan takılar ile mobilyaların aynen idesini, mümkün değilse 30.000 TL takı bedelinin tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davacının evden ayrılırken akrabalarını çağırdığını, eşyalarını toplayarak arabaya yerleştirdiklerini, davacının olağan şartlar altında davalı ile bir tartışma yaşanmadan evden ayrıldığını, evlenmelerinden sonra davacının ziynet eşyalarını zaten hiç takmadığını, davacı bir kısım ziynetlerinin bozdurularak eşya alındığını iddia etmiş ise de, söz konusu ev eşyalarını da 15.3.2010 tarihli tutanakla teslim aldığını, davada mükerrer taleplerde bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre, evden ayrılış biçimi itibariyle davacı, dava konusu ettiği ziynet eşyalarını beraberinde götürebilecek koşullara sahip ise de, söz konusu ziynetlerin evlilik birliği içinde davalı tarafından bozdurularak kullanıldığını iddia etmiş,  davalı vekili de cevap dilekçesinde altın bozdurularak alınan ev eşyalarının davacıya iade edildiğini belirterek, bir kısım ziynetlerin bozdurulduğunu tevil yolu ile ikrar etmiştir. Dinlenen davacı tanıkları da ziynet eşyalarının bozdurularak davalının kredi borçlarının, düğün ve balayı masraflarının ödendiğini, davalının babası için alınan eve katkı sağlamak amacı ile kullanıldığını, davacının ailesinin evine üzerinde hiçbir ziynet eşyası olmadan döndüğünü beyan etmişlerdir. Dava konusu ziynetlerin evlilik birliği içinde bozdurulduğu mahkemenin de kabulündedir. Hükmün gerekçesi davalı tarafından da temyiz edilmemiştir. Bu durumda  davada ispat külfeti yer değiştirmiştir. Davalı, iade edilmemek üzere söz konusu ziynet eşyasının kendisine verildiğini kanıtlamadıkça iade ve tazmin ile yükümlüdür. O halde mahkemece davalıdan ziynetlerin iade edilmemek üzere alındığına ve ayrıca davacıya teslim edilen eşya alımında da kullanıldığına ilişkin delilleri sorulup toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir…. ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı  vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, ziynet ve çeyiz eşyalarının mevcutsa aynen değilse bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı kadın vekili, taraflar arasında görülen boşanma davasında 06.11.2008 tarihinde açtığı karşılılık davada davalı kocanın, müvekkili olan kadını evden kovduğunu, daha sonra boşanma davası açtığını, evlilik birliği içinde davacının ihtiyaçlarını karşılamadığını, ev ve çeyiz eşyalarının davalıda kaldığını, ziynetlerin düğünün hemen arkasından satıldığını, son olarak Trabzon işi altın setinin otomobil almak için davalı tarafından bozdurulduğunu belirterek, ziynetleri ile ev ve çeyiz eşyalarının aynen idesini mümkün değilse 30.000 TL bedelin tahsilini istemiştir. Davalı koca vekili, davacının evden ayrılırken akrabalarını çağırdığını, eşyalarını toplayarak arabaya yerleştirdiklerini, davacının olağan şartlar altında davalı ile bir tartışma yaşanmadan evden ayrıldığını, evlenmelerinden sonra davacının ziynetleri hiç takmadığını, ziynetlerin düğünden sonra davacının tanıdığı kuyumcularda bozdurularak, balayı ve davacının düğün nedeniyle yapmış olduğu masrafların karşılandığını, dava konusu ev ve çeyiz eşyalarının da 15.3.2010 tarihli tutanakla davacıya teslim edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu edilen Trabzon seti dışındaki ziynetlerin evlilik birliği içerisinde bozdurulduğu ancak, davacı kadının bu ziynetleri kendi rızası ile davalı kocaya verdiği ve davacı kadının ziynetlerin iade edilmek üzere bozdurulduğunu kanıtlayamadığı, Trabzon setinin evlilik birliği içerisinde bozdurulmadığı ancak bu ziynetin de kadının siyanetine terk edildiği, davacı kadının evden zorla kovulduğunu veya ziynetlerin zorla elinden alındığını kanıtlayamadığı, dava konusu edilen ev ve çeyiz eşyalarının ise 15.03.2010 tarihli tutanak ile davacı kadına teslim edildiğinin anlaşıldığı gerekçeleri ile ev ve çeyiz eşyaları hakkında talep konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, ziynetler yönünden davanın reddine dair verilen karar; davacı kadının temyizi üzerine, Özel Daire’ce metni aynen yukarıda başlık bölümüne alınan ilam ile evlilik birliği içerisinde bozdurulduğu anlaşılan ziynetlere yönelik olarak bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararının davacı kadın temyize getirmektedir. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, davalı erkek tarafından evlilik birliği içinde bozdurulduğu anlaşılan takıların iade edilmemek üzere verildiği hususunun ispat yükünün hangi tarafta olduğu noktasında toplanmaktadır. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK), “İspat Yükü” başlıklı 6.maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190.maddesinde ise: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenlemelerine yer verilmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki, evlilik sırasında kadına takılan ziynetler kim tarafından alınmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Hukuk Genel Kurulu’nun 05.05.2004 gün ve 2004/4-249-247 E.,K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. Yukarıda bahsedilen düzenlemelerden hareket edildiğinde, evlilik birliği içerisinde ortak giderler için bozdurulan ziynetlerin iade edilmemek üzere erkek eşe verildiği vakıasının ispatı halinde, davalı erkek lehine hak çıkacağından, ziynetlerin kadına iade edilmemek üzere bozdurulduğunu kanıtlama yükü de erkek eşe aittir. Öteki deyişle, ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere erkek eşe verildiğinin, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup ev ihtiyaçları için harcandığının davalı yanca kanıtlanması halinde koca ziynet eşyalarını iade yükünden kurtulur. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bazı üyeler tarafından, olağan durumun aksini iddia eden tarafın ispat yükü altında bulunduğu, evlilik birliği içerisinde kadın tarafından bozdurulmak üzere rıza ile verilen ziynetlerinde iade edilmemek üzere verilmesi durumunun olağan olduğunu, dolayısıyla kadının evlilik birliği içerisinde bozdurulan ziynetlerin iade edilmek üzere, erkek eşe verildiğini kanıtlaması gerektiği, ispat yükünün kadında olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk tarafından kabul edilmemiştir. Bu durumda, yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında olay değerlendirildiğinde; davalı kocanın ziynetlerin, davacı kadın tarafından iade edilmemek üzere verildiğini kanıtlaması gerekir. Başka bir anlatımla; davalı eş tarafından bozdurulan ziynet eşyalarının davacı kadın tarafından iade edilmemek üzere verildiğine ilişkin ispat yükü davalı eşte olduğuna göre, davalıya bu husustaki delilleri sorulup toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. O halde  Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı  Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, aynı kanunun 440.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.07.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, davacıya ait olup davalıda kaldığı iddia edilen ziynet eşyalarının aynen iadesi olmadığı takdirde bedelinin tahsiline ilişkindir. Dava konusu edilen ziynet eşyalarının, davacının rızası ile müşterek evin ihtiyaçları için bozdurulup harcandığı davalı koca tarafından kabul edilmiştir. Mahkemecede bu beyan esas alınarak ziynet eşyalarına yönelik davanın reddine karar verilmiştir. Evlilik birliği içerisinde davalı koca tarafından müşterek giderler için bozdurulan ziynet eşyalarının davacı kadının rızası ile bozdurulduğunun kabul edilmesi gerekir. Türk Medeni Kanununun 186/3. maddesine göre "Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklan ile katılırlar." Türk Medeni Kanunu prensip olarak kadın erkek eşitliğini kabul etmiş bu nedenle de "eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklan ile katılacaklarını" hüküm altına almıştır. Öte yandan "Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar." (TMK. md. 185/3) Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.(TMKm. 6) Kural olarak ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkarak tarafa aittir. ( HMK m. 190/1) Hemen bütün ilim adamlarının birleştiği ve Yargıtay uygulamasında kararlılık ifade eden ölçüye göre, isbat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. (Prof.Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1968 sh.372; Prof. İlhan Postacıoğlu, Medeni Yargılama Usulü, 1970 sh.464; Prof.Necip Bilge, Hukuk Yargılamaları Usulü, 1967 sh.449; Prof.Sabri Şakir Ansay Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1957 sh.248-249; Prof.Saim Üstündağ, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1973 sh.378; H.G.K.nım 19.7.1967 gün ve 239-340 sayılı, 7.6.1974 gün ve 1972/84 sayılı kararları). İleri sürdürdüğü bir vakıadan lehine haklar çıkaran kimse iddia ettiği olayları ispat etmelidir.(Prof.Saim Üstündağ, age. 1973 sh.397) Düğünde takılan ziynet eşyaları ve takılar kadına ait olup kişisel eşya niteliğindedir. Ziynet eşyaları nitelik itibariyle rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen nev'i dendir. Bu sebeple nitelikleri itibariyle kadında bulunduğu karine olarak kabul edilir. Olağanın aksini iddia eden ispatla yükümlüdür. Niteliği itibariyle davacı kadında bulunması gereken ziynet eşyalarının aile içerisinde ihtiyaç duyulması halinde bu eşyaları elinde bulunduran eşin rızası ile bozdurulması olağan olandır. Bu durum Türk Medeni Kanunun 185/3 ve 186/3 maddeleri gereğince davacı eş için aynı zamanda bir yükümlülüktür. Bu sebeple somut olayda ispat yükü davacı kadına aittin Davacı kadının kendisine ait ziynet eşyalarının rızası dışında ve iade şartıyla elinden alınıp bozdurulduğunu ispat etmesi gerekir. Davacı da kendisine ait olan ve kural olarak kendisinde bulunması gereken ziynet eşyalarının rızası dışında veya iade şartıyla davalı tarafından elinden alınıp bozdurulduğunu ispat edememiştir. Somut olayda ispat yükünün davalıda olduğuna ilişkin özel bir düzenleme yoktur. Bu nedenle ispat yüküne ilişkin genel kuraldan ayrılmayı gerektirecek bir sebepte bulunmamaktadır. Davacı kadın evlilik birliği içerisinde ailenin ortak giderleri için malvarlığından rızasıyla yaptığı katkıyı geri isteyemez. Davacı kadının bu katkıyı kendisine ait ziynet eşyalarını bozdurarak yapmış olması sonucu değiştirmez. Türk Medeni Kanununun 186/3. maddesinin somut olayda uygulanmamasını gerektirecek bir hukuki gerekçede yoktur. Bu sebeplerle direnme kararı doğru olup, onanması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu