Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat

Boşanma davası sonucunda maddi tazminat ve manevi tazminat talepleri ayrı ayrı ya da birlikte ileri sürülebilir; ancak her birinin koşulları birbirinden farklıdır. Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi maddi tazminatı menfaat kaybına, manevi tazminatı ise kişilik hakkına yapılan saldırıya bağlamaktadır. Her iki tazminat türünde de ortak ön koşul, talep sahibinin kusursuz ya da karşı tarafa kıyasla daha az kusurlu olmasıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Maddi Tazminatın Koşulları

TMK m. 174/1 uyarınca, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Talebin kabul edilebilmesi için talep edenin kusursuz ya da daha az kusurlu olması, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen bir menfaatinin zedelenmiş bulunması ve boşanma ile uğranılan zarar arasında nedensellik bağının var olması gerekir. Başka bir sebepten kaynaklanan kayıplar bu madde kapsamında değerlendirilemez.

Mevcut menfaatler, evlilik birliğinin eşlere sağladığı geçim desteği ve buna benzer yararları kapsar. Beklenen menfaatler ise evliliğin sürmesi hâlinde eşlerden birinin diğerine gelecekte sağlaması muhtemel olan çıkarlardır. Boşanma kararı verilmeden veya açılan boşanma davası reddedildiğinde maddi tazminata hükmedilemez.

Maddi tazminat miktarı belirlenirken hâkim, kusurun ağırlığını, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, evlenme şanslarını, ortalama yaşam sürelerini ve yaşam koşullarını göz önünde tutarak makul ve dengeli bir miktar takdir etmelidir.

Maddi tazminat talebinin TMK m. 174/1 kapsamındaki menfaat kaybına mı yoksa kazanç kaybına mı ilişkin olduğunun yargılama sürecinde açıklattırılması ve kazanç kaybına yönelik bölüm için nispi harcın tamamlatılması gerekmektedir; bu adımlar atılmadan hüküm kurulması bozma sebebidir.

Manevi Tazminatın Koşulları

TMK m. 174/2 uyarınca, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için bir boşanma kararının varlığı, tazminat yükümlüsünün kusuru, bu kusurun tazminat isteyen eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması ve talep sahibinin kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2717, K. 2021/761Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2717 E.  ,  2021/761 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "karşılıklı boşanma ve bağımsız tedbir nafakası” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 10. Aile Mahkemesince verilen asıl davanın reddi, karşı davanın kabulü ve birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı-karşı davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Karşı Davalı İstemi: 4. Davacı-karşı davalı vekili 20.09.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 24.06.2011 tarihinde evlendiklerini, davalının müvekkiline, psikolojik, fiziksel ve ekonomik şiddet uyguladığını, hakaret ve küfür ettiğini, aşağıladığını, ailesi ile görüşmesine izin vermediğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, tüm bu olaylara dayanamayan davacının 2,5 aylık hamile iken 2012 yılı Temmuz ayı başında yaşanan tartışma sonrasında evden ayrılmak zorunda kaldığını, davalının barışma girişiminde bulunmadığını, doğuma dahi çevrenin ısrarı ile geldiğini ve ortak çocuğun ismini müvekkiline danışmadan koyduğunu, sonrasında gerek eşi gerekse ortak çocuk ile ilgilenmediğini, bu sebeple müvekkilinin bağımsız tedbir nafakası davası açtığını, bunun üzerine davalının müvekkiline göstermelik olarak eve dön ihtarı çektiğini ancak ihtarda samimi olmadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 750TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 500TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 30.000TL maddi, 10.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-Karşı Davacı İstemi: 5. Davalı-karşı davacı vekili 11.10.2013 tarihli karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının çeşitli bahanelerle sürekli küstüğünü, evi terk ettiğini, annesinin evine gittiğini, ilk hamileliğini müvekkiline sormadan kürtajla sonlandırdığını, boşanma davası açarak bu davasından feragat ettiğini, sonrasında ikinci kez hamile kaldığını, 2012 yılının Temmuz ayında evi terk ederek annesinin yanına yerleştiğini, tüm yalvarmalarına rağmen inat ederek ortak eve dönmediğini, bu nedenle iki kez eve dön ihtarı çektiğini, davacının buna rağmen yine de dönmediğini ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 164. maddesine göre boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, müvekkili yararına 10.000TL maddi ve 40.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 10. Aile Mahkemesinin 24.09.2014 tarihli ve 2013/1265 E., 2014/1253 K. sayılı kararı ile; davacı-karşı davalı kadın eşin davasının, ortak çocuğun doğumundan önce açıp feragatle sonuçlanan davadan sonra boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşten kaynaklı kusurlu bir davranışı ispat edemediği gerekçesiyle reddine, birleşen tedbir nafakası davasının tarafların gelir durumu gözetilerek kısmen kabulü ile ortak çocuk yararına 300TL tedbir nafakası ödenmesine, erkek eşin terke dayalı karşı boşanma davasının ise yasal koşulları bulunduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına, erkek eş yararına 5.000TL maddi, 5.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Kararları: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.06.2015 tarihli ve 2014/28474 E., 2015/13676 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı-karşı davalı tarafından, her iki boşanma davası, fer'ileri ve birleşen davada müşterek çocuk yararına verilen tedbir nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının kendisinin reddedilen boşanma davasına ve müşterek çocuk yararına verilen tedbir nafakası miktarına yönelik temyiz itirazları yersizdir. 2- Toplanan delillerden ve dosya kapsamından, taraflar Ankara'da Batıkent'te birlikte otururken davacı-karşı davalı kadının müşterek haneden ayrılarak İstanbul'a taşındığı ve davalı-karşı davacı erkeğin eşini, Ankara Dikimevi'nde kiraladığı eve davet ettiği anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davalı kadın, tarafların birlikte seçtikleri (TMK md. 186) veya Türk Medeni Kanununun 188. maddesindeki şartların oluşması sebebiyle eşlerden biri tarafından seçilen ya da hâkim tarafından belirlenen (TMK md. 195) bağımsız bir eve davet edilmemiştir. Şu hale göre; davacı-karşı davalı kadın ihtara uymamakta haklıdır. Davalı-karşı davacı erkeğin terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. 8. Davalı-karşı davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.02.2016 tarihli ve 2015/24957 E., 2016/1646 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosya kapsamından davacı-karşı davalı kadının 2012 yılının Temmuz ayında evi terk ettiği, davalı-karşı davacı erkeğin, Ankara 1. Noterliği'nin 16291 yevmiye numarası ile 15.1 1.2012 tarihinde davacı-karşı davalı kadının, ortak konuta dönmesi için ihtar gönderdiği, davacı-karşı davalı kadının dönmemesi üzerine, 2013 yılının Mart ayında müşterek konuttan taşındığı, bu defa 20.06.2013 tarihinde Ankara 3. Aile Mahkemesi‘nin 2013/419 Değişik İş sayılı ihtar dosyası ile davacı-karşı davalı kadının yeni taşındığı Ankara Dikimevinde kiraladığı konuta dönmesi ihtarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalı-karşı davacı erkek ikinci kez gönderdiği ihtarda davacı-karşı davalı kadını tarafların birlikte seçtikleri (TMK ınd.186) veya Türk Medeni Kanunun 188. maddesindeki şartların oluşması sebebiyle eşlerden biri tarafından seçilen ya da Hakim tarafından belirlenen (TMK m. 195) bağımsız bir eve davet etmemiş ise de, ilk ihtarda ortak konuta davet ettiği ve bu ihtarın usule uygun olduğu sabittir. Ne var ki, ilk incelemede bu husus gözden kaçmış, hüküm, "davacı-karşı davalı kadının, tarafların birlikte seçtikleri (TMK m. 186) veya Türk Medeni Kanununun 188. maddesindeki şartların oluşması sebebiyle eşlerden biri tarafından seçilen ya da hakim tarafından belirlenen (TMK m. 195) bağımsız bir eve davet edilmediği, davacı-karşı davalı kadının ihtara uymamakla haklı olduğu, davalı-karşı davacı erkeğin terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerektiğinden" bahisle bozulmuştur. Yukarıda gösterildiği üzere, davalı-karşı davacı erkek, davacı-karşı davalı kadını 15.11.2012 tarihli ihtarla ortak konuta davet ettiği ve bu ihtarın usulüne uygun olduğu anlaşıldığından, davalı-karşı davacı erkeğin, karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 26.06.2015 tarih ve 2014/28474 esas, 2015/13676 karar sayılı ilamında, bozmaya ilişkin kısmın kaldırılmasına, davacı-karşı davalı kadının davasının reddi ve birleştirilen davadaki nafaka miktarları yönünden onama kararı kesinleştiğinden bu kısımların yeniden incelenmesine yer olmadığına, a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı- karşı davacı erkeğin davası ve ferileri yönünden kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az kusurlu olmasının yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması da gerekir. ( TMK m. 174/2) Boşanmaya sebep olan olaylar bu nitelikte değilse manevi tazminata hükmolunamaz. Terk (TMK m. 164) hukuki sebebine dayalı boşanma davası kabul edildiğine göre, davacı- karşı davalı kadının haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmeme kusuru boşanma sebebi kabul edilmiştir. Tehdit, hakaret mesajlarından sonra erkeğin ikinci kez eve dön ihtarı çektiği de sabittir. Salt boşanmış olmak ya da bunun sebebiyet verdiği üzüntü manevi tazminatı gerektirmez. Bu durumda davalı- karşı davacı erkeğin kişilik haklarına saldırının varlığı kabul edilemez. Öyleyse, davalı-karşı davacının manevi tazminat talebinin reddi gerekir. Bu husus nazara alınmadan davalı-karşı davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru bulunmamıştır. c- Boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür. (TMK m. 182) Bu hususu Hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. O halde velayeti davacı-karşı davalıya tevdi edilen 31.01.2013 doğumlu müşterek çocuk Yağmur Ceren için iştirak nafakasına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır,…” gerekçesiyle davalı-karşı davacı erkeğin karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairenin 26.06.2015 tarihli ve 2014/28474 E., 2015/13676 K. sayılı kısmen onama kısmen bozma ilamında bozmaya ilişkin 2. bendin kaldırılmasına, temyize konu hükmün yukarıda 2-b ve 2-c bentlerinde gösterilen sebeplerle bozulmasına, hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin yukarıda 2-a bendinde gösterilen sebeple onanmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. Ankara 10. Aile Mahkemesinin 08.06.2016 tarihli ve 2016/433 E., 2016/790 K. sayılı kararı ile iştirak nafakası yönünden bozma kararına uyulmasına, manevi tazminat yönünden yapılan bozmaya karşı ise; boşanma kararının 15.11.2012 tarihli ilk terk ihtarına binaen verilmiş olduğu, manevi tazminata esas hakaretlerin ise 30.07.2012 ile 24.01.2013 tarihleri arasında kadın eşin erkek eşe yönelik "karaktersiz, adi şerefsiz, köpekten koca olmuş mu ki, senden olsun, s… git, pezevenk, senin ananın a…koy" şeklindeki ağır söylemlere dayandığı, TMK 174. maddesindeki düzenlemede terkle ilgili ayrık bir düzenlemenin bulunmadığı, kişilik hakkı ihlal edilmiş ise manevi tazminata hükmedilebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların terk hukuksal sebebine dayalı TMK’nın 164. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verildiği dikkate alındığında, karşı boşanma davası kabul edilen davalı-karşı davacı eş yararına, boşanmanın fer’isi niteliğindeki manevi tazminata hükmedilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddeleri ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir. 13. Boşanma sebepleri TMK’nın 161 ve 166. maddeleri arasında özel ve genel boşanma sebepleri olarak düzenlenmiştir. Genel boşanma sebebi TMK’nın 166. maddesi ile düzenleme altına alınan evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumudur. Özel boşanma sebepleri ise kendi içinde mutlak özel boşanma sebepleri (zina-TMK m. 161, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış-TMK m. 162, suç işleme-TMK m. 163 ve son olarak terk-TMK m. 164) ve nispi özel boşanma sebepleri (haysiyetsiz hayat sürme-TMK m. 163 ve akıl hastalığı TMK m.163) şeklinde ayrıma tabidir. Bu ayrımların asıl önemi; hâkimin, somut olayda evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini incelemesinin gerekip gerekmediği noktasında kendini gösterir. Kanun koyucu özel mutlak boşanma sebepleri konusunda belirli bir olayın gerçekleşmesi şartını aramıştır. Özel mutlak boşanma sebebine dayalı bir davada “kanunun aradığı belli şart” gerçekleştiği takdirde artık hâkim, genel boşanma ve özel nispi boşanma sebebine dayalı davaların aksine “evliliğin çekilmez hale gelip gelmediğini” incelemeksizin boşanma kararı vermek zorundadır. Zira kanun koyucu; özel mutlak boşanma sebeplerinden birinin varlığı hâlinde, ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini kabul etmiştir. Burada iddia edilen özel boşanma sebebinin varlığının ispatlanmış olması, boşanmaya karar verme hususunda yeterli olup, hâkim; tarafların bunun dışında ileri sürdükleri bir iddia ve savunmaya değer vererek hükme esas alamayacağı gibi boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların diğer kusurlu davranışlarını da dikkate alamayacaktır. Bunun doğal sonucu olarak da; özel boşanma sebebiyle aleyhinde yürütülmekte olan bir davada ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalının, kusur esasına dayalı boşanmanın malî sonuçlarına ilişkin tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerini (TMK m. 174/1-2 ve 175) ileri süremeyeceği tartışmasızdır. 14. Evlilik “birlik ilkesi” üzerine kurulmuştur. Evlenme ile eşler arasında “evlilik birliği” kurulmuş olur ve tarafların evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme görevleri başlar. Bu görevlerin en önemlisi ise evliliğin amacıyla uyumlu şekilde eşlerin birlikte yaşamalarıdır. Bu bağlamda birlik süresince kural olan; zorunlu nedenler dışında eşlerin birlikte yaşamasıdır. Asıl kuralın aksine eşlerden birinin bu birliktelikten haklı bir sebep olmaksızın özgür iradesi ile ortak yaşamdan ayrılması ise “terk” olarak kabul edilir. Terk mutlak ve özel bir boşanma sebebi olarak 4721 sayılı Kanunu’nun 164. maddesinde; “(1) Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. (2) Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Görüldüğü üzere, terk sebebiyle açılan boşanma davaları kendine has özellikleri nedeniyle bu davalarda “dava koşulları ile yargılama usulü” iç içe geçmiş hâldedir. Dava çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlanmış olup titizlikle inceleme gerektirmektedir. Buradan hareketle söylenmelidir ki; hâkim, terk sebebine dayalı boşanma dava şartlarının oluşup oluşmadığını maddi hukuk ve usul hukuku açısından olmak üzere iki ayrımda inceleyerek karar vermelidir. Maddi hukuk açısından “terk eylemi” evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeme maksadı ve ortak hayata son verme kastı taşımalı, haklı ve hukuka uygun bir nedene dayanmamalı ve son olarak altı ay süreyle devam ediyor olmalıdır. Maddenin ikinci fıkrasında ise usul hukuku açısından üzerinde dikkatle inceleme yapılması gereken “ihtar müessesesi” açıklanmıştır. 15. Hâkimin boşanmaya ilişkin verdiği kararla birlikte eşlerin kişisel durumlarında ortaya çıkan sonuçların yanı sıra bir takım malî sonuçlar da ortaya çıkar. TMK’nın 174. maddesi ile boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçları kapsamında yer alan maddi ve manevi tazminat şartları hüküm altına alınmıştır. Maddeye göre boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zarar gören taraf; karşı taraftan maddî tazminat talep edebileceği gibi bunun yanı sıra, bu olaylar nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğramışsa manevî tazminat da isteyebilecektir. 16. Türk Hukuku’nda boşanmanın malî sonuçları açısından kusur ve nedensellik bağı kavramları önem arz etmektedir, zira boşanma nedeniyle tazminat ödenmesine karar verilebilmesi için; bir eşin “kusurlu davranışları” ile diğer eşte “tazminatlar yönünden zarar oluşumu” arasında “nedensellik bağı” olmasını gerektirir. Daha açık bir ifadeyle eşte oluşan zarar olgusu; boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleştiği kabul edilen kusurlu davranışlar nedeniyle oluşmalıdır. Kusur, esasen sorumluluk hukuku gereği olarak tazminat talebinde bulunabilmek için gereken bir unsur olup, genel olarak; zarara sebebiyet veren kişinin sorumlu tutulabilmesi için hukuk düzenince belirlenmiş olan davranış kurallarından sapma olarak tanımlanabilir. İşte burada hâkim; olayların alışılan akışına ve yaşam deneyimlerine göre, kusurlu eşin boşanmaya sebebiyet veren eylemlerinin, diğer eşte ağır zarar yaratması arasında uygun nedensellik bağını kurduğu takdirde tazminat ödenmesine karar verebilir. 17. Zarar kavramı ise en genel ifade ile kişinin mal varlığı veya şahıs varlığı bakımından korunan bir değerinde hukuka aykırı bir davranışın sonucu olarak iradesinin ve isteğinin dışında meydana gelen eksilme olarak tanımlanmaktadır. Hâkim, eşin; TMK’nın 174. maddesi uyarınca, boşanma nedeniyle oluşan “mevcut veya beklenen menfaat” zedelenmesini maddi tazminatla, boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle “kişilik haklarının” zedelenmesini ise manevi tazminatla onarılmasına karar vermek yetkisine sahiptir. 18. Boşanma sonucunda manevi tazminata karar verilebilmesi için, kişinin boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması gerekir. Kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel düzenleme TMK’nın 23, 24 ve 25. maddelerinde yer almakta; Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi ile bu düzenlemeler tamamlanmaktadır. Ancak bu genel korumanın dışında bazı kişisel değerleri koruyan özel hükümler de bulunmakta olup, TMK’nın 174. maddesi bu hükümlerden biridir. Kişilik hakları, bir bütün olarak kişinin maddi ve manevi varlığıyla ilişkili ve bu varlığın geliştirilmesini hedefleyen haklar ve özgürlükler olarak tanımlanır. Bu haklar; kişiliğe bağlı, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Kişilik haklarının mutlak bir hak oluşu, hak sahibine, bu hakka ve hakkın içerdiği değerlere herkesin saygı göstermesini isteme, kişisel değerlerin korunmasını herkesten isteme, yasaların, kamu düzeninin ve genel ahlak ile adabın çizdiği sınırlar içerisinde dilediği gibi kullanma hakkı verir. Kişilik hakkı kavramı; kişiyi var eden, kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan, diğer kişilerden farklılığını temin eden bütün değerler üzerindeki haktır. Yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim, resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki haklar kişilik hakkını ifade eder. Bu varlıklara yönelen saldırılar ise kişilik hakkının ihlali sonucunu doğururlar. 19. Eldeki davaya gelince; yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda, tarafların evlilik birliği hakkında “kadın eşin ortak konutu terk ettiği, yasaya uygun şekilde ihtar edildiği hâlde eve dönmediğinin ispatlandığı” gerekçesiyle, TMK’nın 164. maddesinde yazılı özel ve mutlak boşanma sebebi olan “terk olgusuna” dayalı boşanma kararı verildiği anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle hâkim, “kanunun aradığı belli şartın” gerçekleştiğini kabul etmiş, tarafların boşanma sebebini “terk” vakıası olarak belirlemiştir. Özel Daire tarafından bu yöne ilişkin yapılan temyiz incelemesinde ise terke dayalı boşanma kararının onanmasına karar verilmiştir. 20. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; tarafların terk hukuksal sebebine dayalı boşanmalarına karar verildiği, taraflar yönünden boşanmaya sebep olan olayın “kadının haklı bir sebebi olmaksızın ortak konuta dönmediği” şeklinde belirlendiği, özel ve mutlak boşanma sebebine dayalı davalarda dava konusunun sadece ve sadece kanunun aradığı belli şartın gerçekleşip gerçekleşmediği hususu olduğu, hâkimin ileri sürülen sebepten farklı vakıaların ispatlanıp ispatlanmadığını araştırmasına gerek olmadığı gibi, ispatlanmış olsa dahi taraflarca gerçekleştirildiğinden bahisle başkaca kusurlu davranışları hükme esas alamayacağı, bu durumun doğal sonucu olarak da bir başka mahkemenin yargılamasına konu olan hakaretlere dayalı şekilde erkek eşin kişilik haklarının zedelenmiş olmasından söz edilemeyeceği, manevi tazminata hükmedilebilmesi için boşanmaya sebep olan olayın kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi gerektiği, terk edilmiş olmanın kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı, boşanmaya sebep olmayan bir vakıanın nedensellik bağının kurulmasında ölçü olarak alınarak mahkemece TMK’nın 174/2. maddesi uyarınca manevi tazminat ödenmesine karar veremeyeceği tereddütsüzdür. 21. Hâl böyleyken yerel mahkemece, somut olaya uygun ve aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, terke dayalı olarak verilen boşanma kararında, boşanmanın fer'îsi niteliğinde erkek eş yararına manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Salt boşanmış olmak ya da bunun yarattığı üzüntü başlı başına manevi tazminat hakkı doğurmaz. Tazminata konu olayların kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması zorunludur; boşanmaya sebep olan olaylar bu niteliği taşımıyorsa manevi tazminata hükmolunamaz.

Eşler, TMK m. 185 uyarınca evlilik birliği içinde birbirlerine sadık kalmakla yükümlüdür. Sadakat yükümlülüğünün ihlali kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyabileceğinden manevi tazminat talebine zemin oluşturabilir. Bununla birlikte, bu yükümlülük evlilik birliğinin taraflarına özgüdür; eşin sadakatsizliğine ortak olan üçüncü kişilerin TBK m. 58 anlamında ayrı bir kişilik hakkı saldırısı oluşturup oluşturmadığı tartışmalıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/16785, K. 2015/13232 sayılı kararında oyçokluğuyla, eşin sadakat yükümlülüğünü birlikte ihlal ettiği üçüncü kişinin eyleminin diğer eşin kişilik değerlerine saldırı oluşturmadığını ve bu kişiye yönelik manevi tazminat talebinin reddedilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır; kararda ayrıca TBK'nın müteselsil sorumluluk hükümlerinin de bu durumda uygulanamayacağı belirtilmiştir. Bu sonuç iki karşı oy içermekte olup söz konusu karşı oylar farklı bir değerlendirmeyi savunmaktadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/16785, K. 2015/13232Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2014/16785 E.  ,  2015/13232 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Marmaris 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 29/05/2014 NUMARASI : 2013/485-2014/249 Davacı H.. Ç.. (kendisine asaleten Can velayeten) vekili Avukat Caner tarafından, davalılar K.. K.. ve diğeri aleyhine 14/08/2013 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/05/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılardan K.. K.. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş, karar davalılardan K.. K.. vekilince temyiz edilmiştir. Davacı, davalılardan K.. K..'nın, eşi olan diğer davalı S.. Ç.. ile birlikte cinsel ve duygusal beraberlik yaşadığı, bu şekilde sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalılardan K.. K.., davacının iddialarını kabul etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiş, davalı S.. Ç.. ise davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, toplanan delillere göre davalılardan K.. K..'nın, davalı S.. Ç..'in davacı ile evli olduğunu bilerek birlikte olduğu hususu sabit görülerek davanın kısmen kabulü ile davacı eş yararına manevi tazminata hükmedilmiştir. TMK'nın 185. maddesine göre, “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Aynı Kanun'un 174. maddesine göre de, “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” Evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunundaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir. TBK'nın 49. maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Yine TBK'nın 58. maddesinde "Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir." Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunması gerekir. Somut olaya gelince, davalılardan K.. K..'nın ve diğer davalı eş S.. Ç..'in, davacıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir. Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının davalı eşinin TMK'nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun'un 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK'daki düzenleme, davalılardan eş S.. Ç..'in evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira davalı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir. Davalılardan K.. K..'nın eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanun'un yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. 6098 sayılı TBK'nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, sözkonusu Kanun'un 61. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı K.. K..'nın zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine yasa hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Açıklanan nedenlerle, TBK'nın 58. maddesine göre, davalılardan K.. K..'nın eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının davalı K.. K..'ya yönelik manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle davalılardan K.. K.. yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18/11/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava; davacının eşi Songül ile davalı Kemal'in evlilik dışı birlikteliğinden kaynaklanan kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; yanlar tarafından temyiz edilen hüküm, Dairemiz çoğunluğunun, davalı Kemal'in bu eyleminin, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir fiil olarak kabul edilemeyeceği benimsenerek, hükmedilen manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Yerel mahkemenin kararında da vurgulandığı gibi; eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girmelerinin yanında, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumlulukları bulunmaktadır. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı da evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmi ilişkiye girmek suretiyle, gerek yasalarca, gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir. Eş söyleyişle, esasen dava dışı eşin evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunmakla birlikte, onun evli olduğunu bilen ve buna rağmen onunla birlikte ilişkiye giren davalının da dava dışı eşin sadakatsizlik eylemine katıldığında, her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarında kuşku bulunmamaktadır. O halde. Türk Borçlar Kanunumun 61. (Borçlar Kanunumun 50. md.) maddesinde düzenlenen birden fazla şahsın müşterek kusurlarıyla bir zarara yol açmaları, diğer bir dey imiyle tam teselsül hali mevcut olup, her iki davalı davacıya karşı müteselsilen sorumludur.(HGK 2010/4-129 E. – 173 K.) Müteselsilen sorumluluğun bulunduğu durumda da davacı, alacağını sorumluların tamamından isteyebileceği gibi, bunlardan biri veya birkaçından da isteyebilir. (HGK 12.11.2003 gün ve 2003/9-685 E. – 690 K.) Hal böyle olunca; mahkemece, davalıların açıklanan şekilde gerçekleşen eyleminden sorumluluğu kabul edilerek davacı eş yararına tazminata karar verilmesi doğrudur. Bu aşamada hükmedilen tazminatın miktarı hakkındaki görüşümüz saklı kalmak üzere, yukarıda belirtilen nedenlerle, davalılardan Kemal yönünden davanın tümden reddi gerektiğine dair çoğunluk kararına katılmıyorum. 18/11/2015 KARŞI OY YAZISI Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun karar vereceği Medeni Yasa'nın 4. maddesinde belirtilmiştir. Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Olay tarihi ve tarafların sosyo ekonomik durumu ile yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarı fazla olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun davanın reddine yönündeki bozma kararına katılmıyorum. 18/11/2015

Manevi tazminat miktarı belirlenirken hâkim, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliğini ve tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını göz önünde tutarak takdir hakkını kullanmalıdır. Tazminat bir tarafı zenginleştirmemeli, diğerini fakirleştirmemeli; ihlal edilen hakla tazminat miktarı arasında makul bir oran bulunmalıdır.

Kusur Belirlemesi ve Tazminata Etkisi

Eşit ya da daha fazla kusurlu taraf yararına maddi veya manevi tazminata hükmedilemez. TMK m. 174 kapsamında her iki tazminat türü de talep sahibinin kusursuz ya da daha az kusurlu olması koşuluna bağlıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4572, K. 2023/6002 sayılı kararında erkeğin tam kusurlu olduğunu saptayarak kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirlemiş; aynı kararda, eşit kusur tespitine dayanan tazminat kabulünün hatalı olduğunu da ortaya koymuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4572, K. 2023/6002Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/4572 E.  ,  2023/6002 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/197 E., 2023/770 K. … : … vekili Avukat … DAVALI-DAVACI : … vekilleri Avukat … DAVA TARİHİ : … KARAR : Bozmaya uyularak hüküm tesisi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı … kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA … kadın vekili dava dilekçesinde özetle; evlilik birliğinin erkeğin kusurlu davranışları ile temelinden sarsıldığını iddia ederek; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına ve fer’îlerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; asıl davanın reddine, 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına ve fer’îlerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen olaylarda davalı-davacı erkeğin aile birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği, eşini toplum için içinde azarladığı, eşine karşı ilgisiz olduğu, eşini evde tek başına bıraktığı erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddi ile tarafların boşanmalarına, … kadın yararına aylık 800,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddî ve 10.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.6.2022 tarihli ve 2021/516 Esas, 2022/1316 Karar sayılı kararında; Mahkemece yapılan kusur tespitinin dosya kapsamında toplanan delillerle uyumlu olmadığı, davalı-davacı erkeğin, "eşini toplum içinde azarladığı" belirtilmiş ise de; bu yöndeki tanık beyanları sebep ve saiki açıklanmayan soyut nitelikteki beyanlar olduğu, erkeğe izafe edilen diğer kusurların kanıtlandığı, … kadının da güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunun anlaşıldığı, tarafların eşit kusurlu olduğu, erkeğin de boşanma davasının kabulü gerektiği ve kadının her iki davaya yönelik tazminat taleplerinin reddi gerektiği, erkeğin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükmünün kaldırılmasına yerine yeniden hüküm kurmak suretiyle erkeğin boşanma davasının kabulüne, manevî tazminat talebinin reddine, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı … kadın vekili karşı davanın kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri yönünden temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Dairenin 23.11.2022 tarihli ve 2022/7549 Esas, 2022/9477 Karar sayılı kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesince tarafların eşit kusurlu hale getirilerek … kadına kusur olarak güven sarsıcı davranışta bulunma vakıası yüklenmiş ise de bu vakıaya yönelik karar yeterli gerekçe içermediğinden bozmayı gerektirdiği gerekçesiyle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına ve bozmanın kapsamı dışındaki temyize konu diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; erkeğin eşini toplum içinde azarladığı kusura yönelik tanık beyanları soyut olup erkeğe bu kusurun yüklenemeyeceği ayrıca kadına yüklenen güven sarsıcı davranışta bulunma vakıasının gerekçesiz olmadığı, … kadının sosyal medya durum paylaşımlarında "insan nasıl oluyor da henüz tanışmadığı, dokunuşundan geçmediği bir insanı, sadece gülüşünün verdiği sıcaklıkla sarıp sarmayalabiliyor, evet, anlamak güç. Sanırım yüreğimde duruşunu sevmek benimkisi… Evet, içimde deprem olmuş, haberim yok. Evet, farketmeden senin olmuşum…" şeklinde ve buna benzer içerikte yazılar yazarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunun anlaşıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu, erkeğin boşanma davası yönünden de 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası koşullarının oluştuğu, ancak kadının boşanma davası yönünden verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden erkeğin boşanma davasının konusuz kaldığı, bu sebeple konusuz kalan erkeğin davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair kararın verildiği, erkek dava açmakta haklı olduğundan yargılama giderlerinin … kadından alınmasına karar verildiği, Mahkemece hatalı kusur belirlemesine dayanılarak, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş olması hatalı olduğundan kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine, sair yönlerden hükmün kesinleşmekle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde … kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri … kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; erkeğin kusurlu olduğunu, görüntüleri kendisinin oluşturduğunu belirterek erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen tazminatlar yönünden temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, erkeğin boşanma davasının kabulü şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı, kadın lehine tazminata hükmedilme koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 174 üncü ve 175 inci maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci ve 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda, İlk Derece Mahkemesince erkeğin tamamen kusurlu olduğu belirtilerek kadının davasının kabulüne, erkeğin davasının reddine karar verilmiş, davalı- davacı erkek tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kadının güven sarsıcı davranış eyleminde bulunduğu, erkeğe yüklenen eşini azarlama vakıasının ise ispatlanamadığı belirtilerek tarafların eşit kusurlu olduğuna karar verilmiş ise de, kadına yüklenen güven sarsıcı davranışın ispatlanamadığı, durum mesajlarının hukuka aykırı şekilde elde edildiği, kadına bu kusurun yüklenemeyeceği ayrıca erkeğin eşini azarladığı kusurunun Bölge Adliye Mahkemesince ispatlanamadığından kusurlardan çıkarılmış ise de erkeğin eşini azarladığının sabit olduğu ve erkeğe bunun kusur olarak yüklenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Bu hale göre İlk Derece Mahkemesince de kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlardan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı-davacı erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Erkeğin davasının kabulü koşulları oluşmamış olup, erkeğin davasının reddi gerekir. Ancak … kadının davasında kurulan boşanma hükmü kesinleştiğinden erkeğin boşanma davası konusuz kalmış olup erkeğin davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek ve haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin erkek aleyhine hükmedilmesi gerekirken bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesi ve hatalı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 3.4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin birinci ve ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden maddî ve kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan maddî ve manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen … kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 50 inci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davacı-karşı davalı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. …
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/21315, K. 2017/346Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/21315 E.  ,  2017/346 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından; kusur belirlemesi, manevi tazminat ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Mahkemece davacı-davalı erkek ile davalı-davacı kadının açtığı boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda; her iki davanın kabulü ile boşanmaya karar verilmiş ve boşanmaya neden olan olaylarda erkek ağır kusurlu bulunmuştur. Davalı-davacı kadın, daha önce …. Aile Mahkemesinin 2012/302 esas sayılı dosyasında 16.04.2012 tarihinde açtığı boşanma davasından 21.01.2013 tarihinde feragat etmiştir. Feragatle, erkekten kaynaklanan ve mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen önceki olayları atfetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez. Davacı-karşı davalı erkeğin bu davanın açıldığı tarihten sonra başkaca kusurlu davranışı ispatlanamamıştır. Boşanmaya neden olay olaylarda eşine hakeret eden davalı-karşı davacı kadın tamamen kusurludur. Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK md. 166/2). Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davalı-davacı kadının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davacı-karşı davalı erkeğe atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir .Bu itibarla kadının davasının reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile kadının davasının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir. 2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 3-Yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeplerle boşanmaya neden olan olaylarda kadın tam kusurludur. Tam kusurlu eş yararına tazminat verilemez. (TMK m.174/1-2) Davalı-karşı davacı kadının manevi tazminat isteminin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (3.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 16.01.2017(Pzt.)

Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Önceki bir boşanma davasından feragat eden taraf, o davadan önceki olayları affetmiş ya da en azından hoşgörüyle karşılamış sayılır; bu nedenle söz konusu olaylar sonraki davada karşı tarafa kusur olarak yüklenemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/10623, K. 2012/8341 sayılı kararında feragatin maddi hukuk bakımından kesin hükmün sonuçlarını doğurduğunu ve feragat edilen davada dayanılan olayların bir daha boşanma sebebi olarak ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/10623, K. 2012/8341Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2011/10623 E.  ,  2012/8341 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sincan 2. Aile Mahkemesi TARİHİ :8.2.2011 NUMARASI :Esas no:2010/516 Karar no:2011/146 Taraflar arasındaki "boşanma" ve "karşı boşanma" davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm; davalı-karşı davacı (kadın) tarafından; kocanın boşanma davası, kusura ilişkin gerekçesi, tazminatlar ve vekalet ücreti yönünden; davacı-karşı davalı (koca) tarafından ise, "kusurlu" kabul edilmesine ilişkin gerekçesi, davalı yararına takdir edilen tazminatlar ve kendi tazminat istekleri hakkında kurulan hüküm yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-karşı davacı (kadın)'ın temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı-karşı davalı (koca)'nın temyiz itrazlarına gelince; a-Davalı-karşı davacı, eşi aleyhine açtığı karşı boşanma davasından 9.12.2010 tarihli oturumda feragat etmiş, karşı boşanma davası vaki feragat sebebiyle reddedilmiştir. Davadan feragat maddi hukuk bakımından kesin hükmün sonuçlarını hasıl eder ve buna bağlı olarak karşı boşanma davasında boşanma sebebi olarak dayanılan maddi hadiselerin tekrar boşanma sebebi olarak ileri sürülmesine mani olur. Feragat eden aynı hadiselere dayanarak tekrar boşanma talep edemez. Bunun yanında boşanma davasından feragat, o tarihe kadar diğer tarafın gerçekleşen kusurlarının affedildiğini veya en azından hoşgörüyle karşılandığını gösterir. Davalının karşı boşanma davasından feragat etmiş olmasıyla karşı davalıya kusur atfı artık mümkün bulunmamaktadır. Bu halde davalı-karşı davacı boşanmada tam kusurludur. Hal böyleyken davacı-karşı davalının kusurlu kabul edilmesi ve buna bağlı olarak tazminat isteklerinin reddi doğru bulunmamıştır. b-Davalı-karşı davalı (kadın)'ın kayınvalidesini "altınlarını çalmakla" haksız olarak itham ettiği yapılan soruşturma ve toplanan delillerle gerçekleşmiş olup, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurludur. Tam veya daha fazla kusurlu olan taraf yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemez (TMK.m.174/1-2). Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı yararına maddi ve manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. maddenin (a) ve (b) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın H.'ye yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 79.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran H.i'ye geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 04.04.2012 (Çrş.)

Hukuka aykırı yollarla elde edildiği belirlenen deliller ilgili olayda kusur tespitine dayanak yapılamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4572, K. 2023/6002 sayılı kararında hukuka aykırı biçimde temin edildiği saptanan iletişim içeriklerinin o davadaki kusur belirlemesinden çıkarılması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Terk Sebebine Dayalı Davada Tazminat Sınırı

TMK m. 164'e dayalı terk sebebiyle açılan boşanma davası, özel ve mutlak bir boşanma sebebine dayanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2717, K. 2021/761 sayılı kararında, bu tür davalarda dava konusunun yalnızca kanunun aradığı özel koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği olduğunu ve hâkimin ileri sürülen sebepten farklı vakıalara dayanarak terk dışındaki kusurlu davranışları hükme esas alamayacağını oybirliğiyle benimsemiştir. Bu çerçevede, aynı davada ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalı, kusur esasına dayalı maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerini (TMK m. 174/1-2, m. 175) ileri süremez.

Maddi Tazminat ile Mal Paylaşımının Farkı

Belirli taşınmazların satış bedelinden pay talep edilmesi, TMK m. 174/1 kapsamındaki boşanma nedeniyle menfaat kaybını karşılayan maddi tazminat niteliği taşımaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu nitelendirmeyi somut bir olayda açıkça ortaya koymuştur.

Ödeme Biçimi: Toplu veya İrat

TMK m. 176 uyarınca maddi tazminat toplu olarak ya da durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenebilir. Manevi tazminatın ise irat biçiminde ödenmesine karar verilemez; yalnızca toplu ödemeye hükmedilebilir. İrat biçiminde hükmedilen maddi tazminat, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden sona erer. Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise irat mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyet gerektirdiği hâllerde iradın artırılmasına ya da azaltılmasına da karar verilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki

Faiz Başlangıcı ve İlamın İnfazı

Boşanma kararıyla birlikte hükmedilen maddi ve manevi tazminat, boşanma ilamının fer'i niteliğindedir. Tazminat boşanma hükmünün kesinleşmesiyle ödenir hâle geldiğinden, kural olarak kesinleşme tarihinden itibaren yasal faiz istenebilir. Bu mesele Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/6743, K. 2019/10527 sayılı kararında tartışılmış; çoğunluk görüşü faizi boşanma ilamının kesinleşme tarihine bağlarken karşı oy yazısı, takip dayanağı ilamda faiz hükmü bulunmadığı durumlarda faizin karar tarihinden itibaren istenebileceğini savunmuştur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/4485, K. 2013/8421Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2013/4485 E.  ,  2013/8421 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Şikayet Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Borçlu vekilinin, maddi ve manevi tazminata ilişkin dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konulduğu ve faizin de kararın kesinleşmesinden itibaren işletilmesi gerekirken karar tarihinden işletildiğinden bahisle fazla istenen faizin iptali için İcra Mahkemesi'ne başvurduğu, Mahkemece, istemin kabul edilerek, faiz başlangıcının ilamın tazminatlar yönünden kesinleştiği 02.07.2012 olduğunun kabulü ile istenebilecek faiz 912,32 TL olduğundan, fazla kısmın iptaline karar verildiği hükmün alacaklı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. Kural olarak, ilamda faize hükmedilmemişse, kesinleşmeden infazı istenemeyecek ilamlar hariç, karar tarihinden itibaren faiz talep edilebilir (HGK'nun 05.04.2000 tarih, 2000/12-739 E., 2000/746 K.). 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla yürürlükte bulunan HUMK’nun 443/4. maddesine (6100 s. HMK. m. 367/2) göre aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmedikçe infaz edilemez. Bu nevi davalar sonunda hüküm altına alınan yargılama giderleri ve tazminat gibi ilamın eklentilerine ilişkin bölümler de boşanma kararı kesinleşmeden infaz edilemez. Bu durumda, boşanma kararı ile birlikte hükmedilmiş tazminatın takibe konulması halinde, infaz edilebilir hale geldiği boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren faiz istenebilir. (İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 24.11.1995 tarih, 1994/2 E., 1995/2 K. sayılı kararı).Boşanma ilamı ile hükmedilen maddi ve manevi tazminat alacaklarının infazı ve faiz istenebilmesi için ayrıca ilamın tazminatlar yönünden kesinleşmesine gerek yoktur. Somut olayda takip dayanağı ilam, boşanma yönünden temyiz edilmeksizin 02.02.2011 tarihinde, tazminatlar yönünden temyiz edildiği için 02.07.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Takip tarihi itibarıyla boşanma ilamının kesinleştiği anlaşıldığından tazminatlar istenebilir halde olup, faizin de bu tarihten itibaren hesaplanması gerekir. Bu durumda Mahkemece şikayetin, alacaklı vekilinin temyiz dilekçesindeki talebi de dikkate alınarak, bilirkişinin raporunda 02.02.2011 tarihin esas alınarak hesaplama yapılan bölümüne göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. SONUÇ:Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 04.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/6743, K. 2019/10527Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2018/6743 E.  ,  2019/10527 K. "İçtihat Metni" ……. Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı takibe ilişkin olarak borçlunun, boşanma davasında hüküm altına alınan manevi tazminat alacağına, ancak boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren faiz istenebileceğinden bahisle boşanma karar tarihinden (07/02/2012'den) itibaren işletilen faizin iptali gerektiğini ileri sürerek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, manevi tazminata hükmedilen karar tarihinden (04/03/2014'den) itibaren faiz istenebileceği gerekçesi ile şikayetin kabulüne karar verildiği görülmektedir. Takip dayanağı ilamda faizin başlangıcı konusunda bir hüküm bulunmaması halinde faiz, karar tarihinden itibaren istenebilir. Ancak, hükmün infazı için kesinleşmesinin gerektiği hallerde, kesinleşme tarihinden itibaren faizin hesaplanması ve şikayetin bu kurallar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir (İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 24.11.1995 tarih ve 1994/2 E., 1995/2 K. sayılı kararı). Somut olayda, ……. ve 2010/171 E., 2012/108 K. sayılı ilam ile tarafların boşanmalarına ve 100.000 TL.manevi tazminata hükmolunduğu, ilamın boşanma yönünden temyiz edilmeksizin 13.05.2012 tarihinde kesinleştiği, iş bu ilamın manevi tazminat yönünden bozulması üzerine,……. bozma ilamına uyularak 04/03/2014 tarih ve 2013/868 E., 2014/178 K. sayılı ilam ile 40.000 TL manevi tazminata hükmolunduğu, iş bu manevi tazminat alacağının takip konusu yapıldığı görülmektedir. Manevi tazminat alacağı, boşanma kararının fer'i niteliğinde olup, anılan alacağa boşanma ilamının kesinleşme tarihi olan 13/05/2012'den itibaren yasal faiz istenebilir. O halde, mahkemece, boşanma ilamının kesinleşme tarihi olan 13.05.2012 tarihinden takip tarihine kadar ki dönem için yasal faiz oranları üzerinden, alacaklının, hüküm altına alınan manevi tazminat alacağına talep edebileceği faiz miktarı hesap edilerek, ancak borçlunun şikayet dilekçesindeki talebi ile bağlı kalınarak oluşacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/06/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi. ……. Üye …'un Karşı Oy Yazısı: Takibin dayanağı olan ……. sayılı kararında faize ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda, Dairemizin istikrar bulan içtihatları uyarınca, hüküm altına alınan manevi tazminat alacağına ancak karar tarihi olan 04/03/2014'den itibaren yasal faiz talebinde bulunulabilir. Şikayetçi borçlu, şikayet dilekçesinde işlemiş faiz miktarının 4.510,00 TL olması gerektiğini bildirmiş, ancak mahkemece, HMK'nun 26. maddesinde belirtilen taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak, işlemiş faiz miktarı 3.959,60 TL olarak tesbit edilmiştir. Mahkemece, 04/03/2014 karar tarihinden takip tarihine kadar işlemiş faiz miktarı hesaplandıktan sonra, HMK'nun 26. maddesindeki taleple bağlılık ilkesi uyarınca işlemiş faiz miktarının 3.959,60 TL yerine 4.510,00 TL olarak belirlenmesi ve icra emrinin buna göre düzeltilmesi gerekirken, HMK'nın 26. maddesi göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşündeyim. 18/06/2019 ……..

Boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra bağımsız bir dava açılarak talep edilen tazminatlarda ise faiz, o bağımsız tazminat davasının açıldığı tarihten işlemeye başlar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/10901, K. 2013/28933 sayılı kararında bu ayrımı ortaya koymuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/10901, K. 2013/28933Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2013/10901 E.  ,  2013/28933 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Manevi Tazminat Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacının tüm, davalının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Dava boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra açılan manevi tazminat (TMK.md. 174/2) istemine ilişkindir. Boşanma davasının eki niteliğinde olan maddi ve manevi tazminatlar (TMK.md. 174/1-2) boşanma davası içinde istendiği ve boşanma kararı ile birlikte karara bağlandığı takdirde; bu şekilde kararlaştırılan tazminatlar boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren muaccel (istenebilir) hale geleceğinden; talep halinde faiz başlangıcının da bu kesinleşme tarihi olması gerekir. Tazminatların, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra bağımsız bir dava açılarak talep edilmesi halinde ise; faizin tazminata ilişkin dava tarihinden başlatılması gerekir. Somut olayda davacı kocanın boşanma davası ile birlikte manevi tazminat (TMK.md. 174/2) isteminde bulunmadığı, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra eldeki davayı açarak ayrı bir davayla manevi tazminat isteminde bulunduğu dikkate alındığında, dava tarihi yerine , boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden geçerli olarak yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ancak bu yanlışlık yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir(HUMK.md.438/7) SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple gerekçeli kararın hüküm bölümünün 2. bendinde yer alan "boşanma hükmünün kesinleştiği 15.11.2012" sözcüklerinin ve tarihinin hükümden çıkartılmasına, bunun yerine "dava" sözcüğünün yazılmasına hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle, temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davacıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 119.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının davalıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.09.12.2013(Pzt.)

Aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmedikçe infaz edilemez. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/4485, K. 2013/8421 sayılı kararında, boşanma ilamıyla birlikte hükmedilen maddi ve manevi tazminat alacaklarının infazı için ayrıca tazminatlar yönünden kesinleşme aranmayacağını, boşanma ilamının kesinleşmesinin yeterli olduğunu belirlemiştir.

Davaların Birleştirilmesi

Boşanma davalarında tarafların kusur durumunun belirlenmesi, maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası gibi boşanmanın ferî taleplerinin sağlıklı değerlendirilebilmesi, davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesiyle mümkündür. HMK m. 166 uyarınca, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da birinde verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması hâlinde bağlantı var sayılır ve birleştirmeye karar verilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bağlantılı birden fazla boşanma davasının birleştirilmeden esas hakkında karar verilmesini bozma sebebi saymaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5181, K. 2024/5432Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2024/5181 E.  ,  2024/5432 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/686 E., 2024/691 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 8. Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/604 E., 2023/1033 K. Taraflar arasındaki karşılıklı olarak açılan boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin başvurunun esastan reddine karar verilmiş, kadının başvurusunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulüne karar verilerek kabul edilen yönlerden İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden hüküm kurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı erkek vekili dava dilekçesinde; tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; erkeğin davasının reddini istemiş, karşı davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı ve boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesi ile; her iki davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı-davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde; kadının davasının kabulü ve boşanmanın fer'îleri yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Davalı-davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde; erkeğin davasının kabulü ve boşanmanın fer'îleri yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin başvurunun esastan reddine karar verilmiş, kadının başvurusunun kısmen esastan reddi ve fer'î miktarları yönünden kabulüne karar verilerek kabul edilen yönlerden İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı-davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde; kadının davasının kabulü ve boşanmanın fer'îleri yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı-davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde; boşanmanın kesinleşmediğini, Kayseri 5. Aile Mahkemesi'nin 2024/164 Esas numaralı dosyasına kayden boşanma davası açtıklarını ve davaların birlikte incelenmesi gerektiğini belirterek; erkeğin davasının kabulü ve boşanmanın fer'îleri yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kadının açtığı boşanma davası ile işbu yargılamaya konu boşanma davalarının birlikte incelenip incelenmeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme Taraflar arasında görülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak açılan karşılıklı boşanma davalarının yapılan yargılaması sonunda; İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Hükme karşı taraf vekilleri diğer tarafın davasının kabulü ve boşanmanın fer'îleri yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin başvurunun esastan reddine karar verilmiş, kadının başvurusunun kısmen esastan reddi, kısmen kabulü ile kabul edilen yönlerden yeniden hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Hüküm taraf vekilleri tarafından diğer tarafın davasının kabulü ve boşanmanın fer'îleri yönünden temyiz edilmiştir. Her iki tarafın davasında verilen boşanma hükümleri istinafa ve temyize konu edilmiş ve kesinleşmemiştir. Davalı-davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde Kayseri 5. Aile Mahkemesi'nin 2024/164 Esas sayılı dosyasına kayden boşanma davası açılmış olduğunu belirterek davaların birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre, davalar arasında bağlantı bulunması durumunda, davaların birleştirilmesine karar verilir. Aynı Kanun'un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda bağlantı var sayılır. Boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan maddî ve manevî tazminat, yoksulluk nafakası gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi, bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikle değerlendirilmesiyle mümkündür. Her iki boşanma davası arasında bağlantı bulunduğundan, davaların birleştirilerek görülmek suretiyle esas hakkında hüküm kurulması için, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/7129, K. 2025/8991Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2025/7129 E.  ,  2025/8991 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1280 E., 2025/757 K. DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 3. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/402 E., 2022/854 K. Taraflar arasındaki karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının yargılaması sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen ve yukarıda tarih ve sayısı gösterilen hüküm erkek vekili tarafından kadının boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi ve boşanmanın fer'îleri ve kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü ve kusur belirlemesi yönlerinden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Taraflar arasındaki karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonunda, İlk Derece Mahkemesince kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, erkeğin davasının reddine ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Karara karşı erkek vekilince her iki dava yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesi, evlilik birliğinin sarsılmasında erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğundan bahisle, erkeğin davasının da kabulüne karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı erkek vekili tarafından kadının boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi ve boşanmanın fer'îleri yönünden, kadın vekili tarafından ise erkeğin davasının kabulü ve kusur belirlemesi yönünden temyiz edilmiş, bu nedenle boşanma davaları henüz kesinleşmemiştir. Dosya temyiz incelemesindeyken, İzmir 10. Aile Mahkemesinin gönderdiği müzekkereden taraflar arasında 2024/372 Esas numaralı dosyaya kayıtlı, derdest zina sebebine dayalı boşanma davası olduğu anlaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre, davalar arasında bağlantı bulunması durumunda, davaların birleştirilmesine karar verilir. Aynı Kanun'un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda aralarında bağlantı varsayılır. Boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan maddî ve manevî tazminat, yoksulluk nafakası gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi, bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikle değerlendirilmesiyle mümkündür. Her üç boşanma davası arasında bağlantı bulunduğundan, davaların birleştirilerek görülmek suretiyle esas hakkında hüküm kurulması için kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Birden fazla boşanma davası bir arada sürerken, yasal süresi içinde ileri sürülmek kaydıyla ister asıl davada ister birleşen ya da karşı davada öne çıkarılmış olsun tüm delillerin birlikte değerlendirilerek tek bir kusur belirlemesi yapılması ve boşanmanın ferî talepleri yönünden de bu kusur durumu esas alınarak tek bir hüküm kurulması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/273, K. 2021/762 sayılı kararında bu ilkeyi vurgulamıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/273, K. 2021/762Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/273 E.  ,  2021/762 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince verilen karar, davacı-birleşen davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-birleşen davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Birleşen Davalı İstemi: 4. Davacı-birleşen davalı vekili 23.03.2017 tarihli dava dilekçesinde; davalı ile 10.08.1996 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalı ile aralarında evlendikleri ilk günden beri ruhen ve fikren anlaşmazlıklar olduğunu, devam eden tartışmalar nedeniyle karşılıklı sevgi ve saygılarının kalmadığını, evliliğin devamının taraflara zarar verdiğini ve tartışma ortamında büyüyen çocuklar yönünden çekilmez hâle geldiğini ileri sürerek davalı ile boşanmalarına, velayetin kendisine verilmesine karar verilmesini talep etmiş, vekili tarafından sunulan 20.07.2017 tarihli birleşen davaya cevap dilekçesinde ise; açılan davayı kabul etmediklerini, taraflar arasında görülmekte olan bir boşanma davası olduğunu, öncelikle davanın derdestlik nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde ise; müvekkilinin avukat olduğunu, erkek eşin ise Devlet Hastanesinde röntgen teknisyeni olarak çalıştığını, müvekkilinin başarılı ve yoğun iş hayatı nedeniyle erkek eşin kıskançlık ve hissettiği baskı nedeniyle eşine ve çocuklarına kötü davrandığını, maddi-manevi birlik görevlerini yerine getirmediğini, davalının müvekkiline ve ortak çocuklara karşı hakaret ve küfür ettiğini, fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, toplum içinde küçük düşürücü davranışlarda bulunduğunu ileri sürerek açılan davanın esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı-Birleşen Davacı İstemi: 5. Davalı-birleşen davacı 14.04.2017 tarihli asıl davaya cevap dilekçesinde; davacı ile aralarındaki anlaşmazlıkların çözülebileceği kanaatinde olduğunu, acele alınmış bir kararın 21 yıllık evliliklerinin bozulmasına fırsat vermesini istemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuş, vekili tarafından açılan 14.07.2017 tarihli birleşen dava dilekçesinde ise; kadın eş tarafından müvekkili aleyhine 23.03.2017 tarihinde boşanma davası açılmış olduğunu, müvekkili tarafından verilen cevap dilekçesinde davanın reddinin talep edildiğini, ancak bugün gelinen noktada evlilik birliğinin müvekkili açısından da çekilmez bir hâl aldığını, müvekkilinin 21 yıllık evlilik yaşantısında eşine sevgi ve saygı çerçevesinde yaklaştığını, fakat eşinin müvekkilini ilk günden itibaren küçük gördüğünü, kadın eşin avukat olduğunu, bu nedenle müvekkilinin mesleği ile ilgili aşağılayıcı sözler söylediğini, ortak çocuklara şiddet uyguladığını, terlikle dövüp hakaret ettiğini, tartışma anında müvekkilini evden kovduğunu, sokak ortasında müvekkiline hitaben beddua ve hakaret içerikli sözler sarf ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetin babaya verilmesine, müvekkili yararına 250.000TL maddi, 250.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Banaz Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 23.03.2018 tarihli ve 2017/82 E., 2018/117 K. sayılı kararı ile; tarafların 10.08.1996 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının bulunduğu, 2017 yılının Mart ayından itibaren ayrı yaşadıkları, kadın eş tarafından asıl ve birleşen davaya yönelik ileri sürülen iddialar yönünden yapılan incelemede, erkek eşin ortak çocuklara fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığı, eşine ve ortak çocuklara hakaret ve küfür ettiği, ayrıca eşinin mesleği sebebiyle aşağılayıcı sözler söylediği, buna karşılık erkek eşin kadın aleyhine ileri sürdüğü iddialarını ispatlayamadığı, gerçekleşen olaylara göre erkek eşin tam, kadın eşin ise kusursuz olduğu gerekçesiyle erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetin anneye verilmesine, çocuk yararına 400TL tedbir ve 500TL iştirak nafakası ödenmesine, kadın eşin süresinde olmayan maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 7. Hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 27.03.2019 tarihli ve 2018/2816 E., 2019/517 K. sayılı kararı ile; ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunmanın genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği, kadının dava dilekçesinde “taraflar arasında ruhi ve fikri anlaşmazlık sebebi ile geçimsizlik bulunduğu-yıllardır devam eden tartışmalar neticesinde karşılıklı sevgi ve saygının kalmadığı” vakıalarına ve bu vakıaların ispatına yönelik olarak da tanık deliline dayandığı, ilk derece mahkemesince erkek eşe kusur olarak yüklenen “ortak çocuklara sürekli şiddet uyguladığı-eşine ve çocuklara hakaret ettiği” vakıalarına ise dayanılmadığı, sonrasında erkeğin yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunduğu, bu dilekçenin kadına 28.04.2017 tarihinde tebliğ edildiği, kadın tarafından cevaba cevap dilekçesi verilmediği, böylece asıl dava yönünden dilekçelerin teatisi aşamasının sona erdiği, gerçekleşen olaylara göre kadın eşin tanık beyanlarının asıl dava dilekçesinde dayanılmayan vakıalara ilişkin olduğu, dayanılmayan bir vakıaya ilişkin olarak tanık beyanlarında geçtiğinden bahisle davalı erkeğe kusur yüklenemeyeceği, bu kapsamda davacının davasını ispat edemediği, davalının da boşanmayı istemesinin hukukî sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek kadının tüm istinaf itirazlarının reddine, erkeğin kadın tarafından açılan asıl davanın kabulüne yönelik istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesinin boşanmaya ilişkin gerekçe ve hüküm fıkrasının kaldırılmasına, asıl davanın reddine, birleşen dava yönünden yapılan incelemede ise; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166. maddesini tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmenin doğru olmadığı, maddeye göre boşanma isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmadığı, ağır kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunduğu, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesinin kaçınılmaz olduğu, az kusurlu eşin karşı çıkması hâlinde ise eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşıldığı takdirde boşanmaya karar verilebileceği, gerçekleşen olaylara göre erkek eşin tam kusurlu olduğu, kadının az da olsa kusurlu davranışının ispat edilemediği gerekçesiyle erkeğin sair itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 13.11.2019 tarihli ve 2019/3480 E. ve 2019/11418 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından, kendi davasının reddi yönünden temyiz edilerek,… dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflarca evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak karşılıklı boşanma davaları ikame edilmiş, ilk derece mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda, kadın eşin kusursuz, erkek eşin ise tam kusurlu olduğu kabul edilerek; erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile boşanma davası ve fer'ilerine ilişkin hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesinin bu kararı taraflarca istinaf edilmiş, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada "İlk derece mahkemesince, davalı erkeğe kusur olarak yüklenen ortak çocuklara sürekli şiddet uyguladığı, davacı ve çocuklara hakaret ettiği vakıalarına davacı kadın tarafından dayanılmadığı" gerekçesiyle kadının davasının reddine karar verilmiştir. Somut olaya göre, erkeğin açmış olduğu ve eldeki dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen, ilk derece mahkemesinin 2017/233 esas sayılı boşanma davasına karşı, kadının süresinde olan 24.07.2017 tarihli cevap dilekçesinde "İlk derece mahkemesince, davalı erkeğe kusur olarak yüklenen müşterek çocuklara sürekli şiddet uyguladığı, davacı ve çocuklara hakaret ettiği" vakıalarına davacı kadın tarafından dayanıldığı anlaşılmıştır. Evlilik birliği sona erinceye kadar; herhangi bir sebeple açılmış bulunan boşanma davalarında taraflara yüklenen tüm kusurlar, birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve belirlenen bu orana göre boşanma ve varsa boşanmanın fer'i niteliğindeki talepler yönünden hüküm kurulması gerekir. O halde, her iki mahkemece de kabul edilen ve gerçekleşen olaylara göre, erkeğin "Ortak çocuklara fiziksel şiddet uygulayıp, eş ve çocuklarına hakaret ettiği" anlaşılmıştır. Dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup, Yasanın 166/1.maddesinde yer alan boşanma koşullarının oluştuğu dikkate alınarak davacı kadının davasının kabulü gerekirken, reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir,…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 14.01.2020 tarihli ve 2019/2215 E., 2020/53 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; davacı kadının, erkek tarafından açılıp, asıl dava ile birleştirilen davasına karşı herhangi bir karşı davasının bulunmadığı, bağımsız olarak açılıp birleşen her iki davanın bağımsızlığını koruduğu, davacı birleşen dosya davalısı kadının asıl dava dilekçesinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına dair herhangi bir vakıaya dayanmadığı, birleşen davada vermiş olduğu cevap dilekçesinde bildirdiği vakıaların ancak birleşen davada değerlendirilip, kusur oranlanmasının yapılabileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı-birleşen davalı tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında birleştirilmesine karar verilerek yürütülen karşılıklı boşanma davalarının yapılan yargılamasında, boşanmaya sebep olan olaylar yönünden dayanılan vakıaların ve bu vakıalara bağlı gerçekleştiği ispat olunan tüm kusurlu davranışların tamamı her iki dava kapsamında bir bütün olarak birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve belirlenen bu orana göre boşanma ve varsa boşanmanın fer'î niteliğindeki talepler yönünden hüküm kurulmasının yerinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre; tarafların boşanmalarına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 13. Bilindiği üzere TMK’nın “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesi; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı  hükmü uygulanmaz. Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.” hükmünü taşımaktadır. 14. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. 15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 166. maddesine göre, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk muhakemelerinde açılmış davalar arasında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilmesine karar verilir. Kanun koyucu, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda bağlantının var sayıldığını kabul etmiştir. 16. Boşanma kararı, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup; kararın kesinleşmesi ile birlikte evlilik birliği ve birliğin gereği olan haklar ve sorumluluklar sona erer. Boşanma kararını veren hâkim; o evliliğe münhasır, tarafların boşanmaya sebep olan kusurlu davranışlarını belirler ve boşanma kararını verir. Böylece taraflar yönünden boşanmaya sebep olan olay veya olaylar artık belirlenmiş olur. Boşanma kararının verildiği hükmün kesinleşmesi itibariyle, artık o evlilik nedeniyle doğmuş veya doğacak olan tüm davalar boşanma kararının verildiği mahkeme kararında yer alan kusur belirlemesi ile bağlı hâle gelir ve bu durumun doğal sonucu olarak yapılan kusur belirlemesi, başka bir mahkemenin kararında tartışılamayacağı gibi yeniden kusur belirlemesi yapılmasına da imkân tanımaz. Buradan hareketle; ayrı ayrı açılan boşanma davalarından biri hakkında verilecek hükmün diğerini de etkileyecek nitelikte olduğu tartışmasız olup, evlilik birliği sona erinceye kadar, herhangi bir sebeple açılmış bulunan boşanma davalarında tarafların boşanmaya neden olduğu iddia edilen tüm kusurlu davranışları, birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve belirlenen bu duruma göre boşanma ve varsa boşanmanın fer'î niteliğindeki talepler yönünden hüküm kurulması gerektiğinden taraflarca karşılıklı açılan tüm boşanma davalarının birlikte görülmesi zorunludur. Zira kaç dava olursa olsun, tüm davaların temeli taraflar arasındaki evlilik birliğinden kaynaklanan hukukî ilişkiye dayanmaktadır. Aksinin kabulü; ayrı yapılan yargılamalar sonucunda verilen ve birbiri ile çelişkili kararları ortaya çıkaracağı, bu şekilde çelişik kararların birbirleri üzerinde meydana getireceği "kesin hüküm nedeniyle oluşan kesin delil" etkisi nedeniyle telafisi zor durumlar oluşturacağı tartışmasızdır. 17. Eldeki davaların her ikisi de, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olup, asıl boşanma davası kadın, birleşen boşanma davası ise erkek eş tarafından açılmış; ilk derece mahkemesince boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek eşin tam kusurlu olduğu kabul edilerek asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiştir. Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama sonunda; erkek eşin, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ilişkin boşanmaya sebep olan olaylarda ispatlanan kusurlu davranışlarına yönelik vakıalara, kadının asıl davada dayanmadığı, birleşen davaya vermiş olduğu cevap dilekçesinde dayandığı gerekçesiyle asıl davanın ispatlanamadığı, birleşen davanın ise erkeğin tam kusurlu olması dolayısıyla redde mahkûm olduğu açıklanarak her iki boşanma davasının da reddi gerektiğine karar verilmiştir. 18. Genel boşanma sebebinin düzenleme altına alındığı TMK’nın 166. maddesine dayalı boşanma davalarında hâkimin, kanunun aradığı diğer şartlarında varlığı hâlinde, birliğin temelinden sarsıldığına kanaat getirdiği durumda boşanmaya karar vermesi gerekir. Somut olayda da, taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı tartışmasızdır. Ne var ki birbirlerinden ayrı olarak açılan ve birleştirilmesine karar verilen davaların, bağımsızlıklarını koruduğundan hareketle, tarafların boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlarına her bir davaya özgü olarak dayanılmasının gerekip gerekmediği Özel Daire ve Bölge Adliye Mahkemesi arasında uyuşmazlığa neden olmuştur. 19. Kanun koyucu tarafından davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda bağlantının var sayılması karşısında temeli taraflar arasındaki aynı evlilik birliğinden kaynaklanan hukukî ilişkiye dayalı her bir boşanma davasında verilecek her bir kararın diğerini etkileyecek nitelikte olduğu, zira eşler arasında boşanma kararı verilecek tek bir evlilik bulunduğu, dolayısıyla kaç boşanma davası açılırsa açılsın tamamının HMK’nın 166. maddesi kapsamında davanın her aşamasında, talep üzerine veya mahkemece re’sen ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilmesine karar verilmesi ve açılmış bulunan her bir boşanma davası yönünden ayrı ayrı karar hüküm kurulması zorunluluğu tartışmasızdır. Ne var ki, dava konuları yalnız boşanma olup, hüküm verilirken nazara alınacak husus, tarafların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlarıdır. Yasal süresi içerisinde ileri sürülmek kaydıyla ister asıl davada; ister birleşen veya karşı davada ileri sürülmüş olsun, dayanılan tüm delillerin toplanması, birlikte değerlendirme yapmak suretiyle tek bir kusur belirlemesi yapılması, fer'î talepler yönünden de belirlenen kusur durumu dikkate alınarak tek bir hüküm kurulması da boşanma davalarında bir zorunluluktur. Aksi hâl, boşanma davalarında birbiri ile çelişen boşanmanın ferileri hakkında kurulan hükümleri karşımıza çıkarır. 20. 6100 sayılı HMK ile taraflar; dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırma ve dayandıkları delilleri de, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiği hakkında açıkça belirtilmesi kapsamında delil gösterme yükümlülüğü altına alınmışlardır. Taraflar bu somutlaştırma ve delil gösterme yükümlülüğü gereği dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile iddia ettikleri her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini dilekçelerinde belirtmek zorundadır. Böylece, özellikle ispat konusunda davaların usul ekonomisi ilkesine uygun bir biçimde, makul bir sürede sonuçlanması mümkün olacaktır. Somutlaştırma ve delil gösterme yükümlülüğünün amacı, bir yandan ispatın genel hükümleri çerçevesinde temel bir kavrama yer vermek iken, diğer yandan da uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmektir. Taraflar dilekçelerinde iddia ve savunmalarının dayanağı olan bütün vakıaları başka bir ifadeyle maddi ve hukukî olguları açıkça belirtmelidir. Burada, vakıadan kasıt, talep sonucunun dayanağı olan, onu haklı gösteren vakıalardır. Zira vakıa kavramı; soyut hukuk kuralının öngördüğü sonucu kendilerinin gerçekleşmesine bağladığı soyut koşullara karşılık gelen somut durumlar ve hayat olayları olarak tanımlanabilir. Bu açıdan vakıa kavramını dava sebebi olarak tarif etmek de mümkündür. Dilekçede yer alan talep sonucunun mahkemece haklı görülüp görülmemesi dayanılan vakıalara bağlıdır. Özetle; dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasına kadar usulüne uygun biçimde dayanılan vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında tespit edilirse, bu duruma göre tarafların talep sonuçları kabul veya reddedilecektir. 21. Yukarıda da açıkça vurgulandığı üzere boşanma kararları bozucu yenilik doğuran karar niteliğinde olup, kararın kesinleşmesi ile birlikte evlilik birliğini ve birliğin gereği olan tüm hak ve sorumlulukları sona erdirdiği gibi “kararda yer alan kusur belirlemesi” ise o evlilik hakkında tarafların boşanmaya sebep olan kusurlu davranışları yönünden kesin delil oluşturur. Zira taraflar arasındaki evlilik işlemi ile bir hayat ortaklığı kurulmuştur ve hâkim, tarafların o evliliğe münhasır olarak boşanmaya sebep olan kusurlu davranışlarını da bir kez tespit ederek, kurulan hayat ortaklığının boşanma kararı ile sona erdirilmesinin gerekip gerekmediğini belirlemek zorundadır. Verilen kararda yer alan kusur belirlemesi, o evlilik nedeniyle doğmuş veya doğacak olan boşanmanın fer’î niteliğindeki velayet, kişisel ilişki, tazminat ve yoksulluk nafakasına yönelik tüm davaları bağlayıcıdır. 22. Yukarıda anlatılan ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tarafların 10.08.1996 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten iki çocuklarının bulunduğu, erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda ortak çocuklara sürekli şiddet uygulamak, eşine ve çocuklarına hakaret etmek şeklinde gerçekleşen davranışlarıyla evlilik birliğini temelinden sarstığı, kadın eşin ise kusursuz olduğu anlaşılmıştır. Kadının açmış olduğu boşanma davasına karşı erkeğin açtığı boşanma davasından açıkça anlaşıldığı üzere erkeğin de boşanmayı istediği, buradan hareketle verilen boşanma kararına itirazının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu (TMK m. 166.2) her türlü duraksamadan uzaktır. Aksinin düşünülmesi; evlilik kurumunun sosyal amacından saptırılmasına sebebiyet vereceği gibi sırf karşı tarafı zararlandırma veya hakkın, karşı taraf zararına kullanılması yoluyla boşanma kararının alınmasını zorlaştıracak ve neticede sosyolojik ve toplumsal bir soruna da sebebiyet verebilecektir. 23. Hâl böyleyken bölge adliye mahkemesince, somut olaya uygun ve aynı yönlere işaret eden bozma kararına uyularak, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, kadın eşin birleşen davaya verdiği cevap dilekçesinde erkeğe yüklenen kusurlu davranışlara dayandığı, bu iddiaların ispatlanması karşısında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı bulunduğu, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmadığı gözetilmeksizin, kanunun olaya uygulanmasında hataya düşülerek asıl davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-birleşen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 15.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi. …

Tazminat Davasının Açılma Zamanı ve Usulü

Tazminat talebi boşanma davası içinde ya da boşanma kesinleştikten sonra bağımsız dava olarak ileri sürülebilir. Boşanma davası devam ederken ayrıca açılan tazminat davası ile boşanma davası birleştirilebilir ya da boşanma davası tazminat davası için bekletici mesele yapılabilir.

Boşanmadan doğan tazminat dava hakları, TMK m. 178 uyarınca boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Zamanaşımının başlangıç tarihi boşanma hükmünün kesinleşme tarihidir; dava tarihi veya karar tarihi esas alınmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 178Kaynağı aç
Madde 178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. VI. Mal rejiminin tasfiyesi 1. Boşanma hâlinde

Boşanma kesinleştikten sonra açılacak bağımsız tazminat davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesi'dir; yetkili mahkeme ise genel yetki kuralları çerçevesinde davalının ikametgâhı mahkemesidir.

Boşanmanın Ferî Taleplerinde Vekalet Ücreti

Boşanmanın ferî niteliğindeki yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen veya tamamen kabul ya da reddi hâlinde bu kalemler için ayrıca vekalet ücretine hükmedilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/3216, K. 2022/4035 sayılı kararında, reddedilen tazminat kalemleri üzerinden karşı taraf yararına ayrıca vekalet ücreti takdir edilmesini usul ve kanuna aykırı bularak bozma kararı vermiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/3216, K. 2022/4035Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/3216 E.  ,  2022/4035 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, yararına hükmedilen tazminatların miktarı ile reddedilen tazminat miktarları üzerinden aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre davalı -karşı davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda her iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, davalı -karşı davacı kadın yararına maddî ve manevî tazminata (TMK.174/1-2) hükmedilmiş, hükmün taraflarca istinafı üzerine bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine dair verilen kararın davalı kadın tarafından temyizi üzerine Dairemizin 29.06.2020 tarihli ilk kararı ile kadın yararına hükmedilen tazminatların az olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda kadın yararına hükmedilen tazminatların artırılmasına karar verilmiş, hükmün taraflarca temyizi üzerine Dairemizin 28.04.2021 tarihli son ilamıyla kadın yararına hükmedilen tazminatların bozmanın amacına uygun olmayıp az olduğu gerekçesiyle hüküm ikinci kez bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan son yargılama sonunda kadın yararına 140.000,00TL maddî, 130.000,00TL manevî tazminata hükmedilmiş, tazminatların kabul edilen kısmı üzerinden davalı -karşı davacı kadın yararına 27.350,00TL vekâlet ücretine, tazminatların reddedilen kısmı üzerinden ise davacı -karşı davalı erkek yararına 5.100,00TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Hüküm davalı -karşı davacı kadın tarafından "Tazminatların miktarı ve reddedilen tazminat miktarları üzerinden aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti" yönünden temyiz edilmiştir. Boşanma davalarında vekâlet ücreti ve yargılama giderleri davanın kabul veya reddedilmesi durumuna göre takdir edilir. Tarafların kusur durumu, boşanmanın feri (eki) niteliğindeki yoksulluk ve iştirak nafakaları ile maddî ve manevî tazminat taleplerinin kısmen veya tamamen kabul ya da reddi halinde; bunlar için ayrıca vekâlet ücretine hükmedilemez. Mahkemece her iki davada verilen boşanma hükmü ve her iki dava yönünden taraflar lehine hükmedilen maktu vekâlet ücretleri bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleştiği halde bozmadan sonra verilen son hükümde, kadın yararına hükmedilen tazminatların reddedilen kısımları üzerinden davacı -karşı davalı erkek yararına ayrıca vekâlet ücretine hükmedilmesi usûl ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.27.04.2022 (Çrş.)

Sıkça Sorulan Sorular

Boşanmada eşit kusurlu taraf tazminat alabilir mi?

Hayır. TMK m. 174 kapsamında maddi ya da manevi tazminata hükmedilebilmesi için talep sahibinin kusursuz ya da karşı tarafa kıyasla daha az kusurlu olması gerekir. Eşit ya da daha fazla kusurlu taraf yararına tazminata karar verilemez.

Manevi tazminat aylık taksitlerle ödenebilir mi?

Hayır. TMK m. 176 uyarınca manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez; yalnızca toplu olarak ödenmesine hükmedilebilir. Maddi tazminat ise toplu veya irat biçiminde ödenebilir.

Boşanmada tazminat davası açmak için süre ne kadardır?

TMK m. 178'e göre boşanmadan doğan tazminat davaları için bir yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Boşanmada tazminata faiz ne zaman başlar?

Boşanma davasında hükmedilen tazminatlara faiz, kural olarak boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden itibaren uygulanır; bu konuda çoğunluk görüşü bu yöndedir. Bununla birlikte, boşanma kesinleştikten sonra bağımsız bir dava açılarak talep edilen tazminatlarda faiz o bağımsız davanın açıldığı tarihten işler.

Eşin sadakatsizliğine ortak olan üçüncü kişiden tazminat istenebilir mi?

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/16785, K. 2015/13232 sayılı kararında oyçokluğuyla, eşin sadakat yükümlülüğünü birlikte ihlal ettiği üçüncü kişinin eyleminin diğer eşin kişilik değerlerine saldırı oluşturmadığını ve bu kişiye yönelik manevi tazminat talebinin tümden reddedilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Aynı kararda TBK'nın müteselsil sorumluluk hükümlerinin de uygulanamayacağı belirtilmiştir. Söz konusu karar iki karşı oy içermekte olup bu karşı oylar farklı bir değerlendirmeyi savunmaktadır.

Önceki boşanma davasından feragat etmek sonraki davayı etkiler mi?

Evet. Önceki boşanma davasından feragat eden taraf, o davadan önceki olayları affetmiş ya da en azından hoşgörüyle karşılamış sayılır. Bu olaylar sonraki davada karşı tarafa kusur olarak yüklenemez ve kusur hesabında dikkate alınamaz. Feragat edilen davada dayanılan maddi hadiselerin tekrar boşanma sebebi olarak ileri sürülmesi de mümkün değildir.

Taşınmaz bedelinden pay talebi maddi tazminat olarak ileri sürülebilir mi?

Belirli taşınmazların satış bedelinden pay talep edilmesi TMK m. 174/1 kapsamındaki boşanma nedeniyle menfaat kaybını karşılayan maddi tazminat niteliği taşımaz; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu ayrımı somut bir davada açıkça ortaya koymuştur.

Terk sebebiyle açılan boşanma davasında tazminat talep edilebilir mi?

Terk, TMK m. 164'te düzenlenmiş özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Bu davada hâkim, terk vakıası dışındaki kusurlu davranışları hükme esas alamaz ve yalnızca bu davranışlara dayanarak manevi tazminata hükmedemez. Bunun yanı sıra, söz konusu davada ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalı, kusur esasına dayalı tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerini (TMK m. 174/1-2, m. 175) ileri süremez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu