Aldatma Davasında Deliller ve Hukuki Sonuçlar

by Avukat Erdal Ersoy
Aldatma Davasında Deliller ve Hukuki Sonuçlar

Aldatma iddiası Türk aile hukukunda hem ayrı bir boşanma sebebi hem de tazminat taleplerinin dayanağı olabilmektedir. TMK m. 185 eşlere birbirlerine sadık kalma yükümlülüğü getirmekte; bu yükümlülüğün ihlali, koşulları varsa TMK m. 161 kapsamında zina sebebiyle boşanma yolunu açmaktadır. Aldatmayı ispat etmek için başvurulabilecek delillerin sınırlarını ise hem boşanma hem de ceza hukuku birlikte çizmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 185Kaynağı aç
Madde 185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 161Kaynağı aç
Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1374, K. 2018/1780Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1374 E.  ,  2018/1780 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl davanın ve karşı davanın kısmen kabulüne dair verilen 09.07.2014 tarihli ve 2013/79 E. 2014/340 K. sayılı karar davalı- karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 08.02.2016 tarihli ve 2015/1566 E., 2016/1362 K. sayılı kararı ile; (…Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi; karşı dava ise haksız eylem nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, dava ve karşı davadaki istemlerin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı-karşı davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı-karşı davalı, davalı-karşı davacının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı-karşı davacı ise, davacının iddialarını kabul etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini, davacı-karşı davalının kendisine karşı hakaret ve yaralama niteliğindeki haksız eylemleri nedeniyle uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere göre davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olduğu hususu sabit görülerek davanın kısmen kabulü ile davacı-karşı davalı yararına manevi tazminata; karşı dava yönünden ise, davacı-karşı davalının haksız eylemleri sabit görülerek kısmen kabul ile davalı-karşı davacı yararına manevi tazminata hükmedilmiş; karar, davalı-karşı davacı tarafından asıl davada davacı-karşı davalı yararına hükmedilen manevi tazminat yönünden temyiz edilmiştir. TMK'nın 185. maddesine göre, “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Aynı Kanun'un 174. maddesine göre de, “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” Evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunundaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir. TBK'nın 49. maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Yine TBK'nın 58. maddesinde "Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir." Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunması gerekir. Somut olaya gelince, davalı-karşı davacının ve dava dışı eşin davacı-karşı davalıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir. Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacı-karşı davalının dava dışı eşinin TMK'nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun'un 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK'daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir. Davalı-karşı davacının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalı-karşı davacının doğrudan davacı-karşı davalının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Yasada yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun'un 50. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı-karşı davacı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine yasa hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Açıklanan nedenlerle, BK'nın 49 (TBK.58) maddesine göre, davalı-karşı davacının eylemi, davacı-karşı davalının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacı-karşı davalının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı- karşı davalı vekili; müvekkilinin dava dışı eşi ile 32 yıldır evli olup bu evliliğinden iki çocuğu bulunduğunu, davalının müvekkilinin eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girmesi nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürerek 40.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı- karşı davacı vekili; sadakat yükümlülüğünün eşler arasında akdi bir yükümlülük olup bu akdin tarafı olmayan üçüncü kişiye ileri sürülemeyeceğini, davacının iddia ettiği olay sebebi ile zarar görmediğini, eşi aleyhine hiçbir dava açmadığını ve boşanmayı istemediğini, davacının eşiyle müvekkili arasında evlilik dışı bir ilişki bulunmadığını, davacının müvekkiline yönelik olarak birçok farklı zamanda sözlü ve fiziki saldırılarda bulunduğunu, ağır hakaretler ettiğini belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile 100.000,00TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; asıl dava yönünden davalı- karşı davacı … Kırıkçı'nın, davacı- karşı davalı …'nın eşi olan … ile evli olduğunu bilmesine rağmen gayriresmi ilişkide bulunmak suretiyle davalı- karşı davacının haksız eylem niteliğinde davranış içine girdiği, davacının eşinin sadakatsizlik eylemine katıldığı, davacı- karşı davalının kişilik haklarına, manevi varlığına ve aile bütünlüğüne ağır saldırıda bulunduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 30.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı -karşı davacıdan tahsiline; karşı dava yönünden tarafların birbirine karşılıklı olarak hakaret etmeleri sebebiyle ve ceza yargılaması sonunda da ceza tertibine yer olmadığına karar verilmiş olması nedeniyle tazminat takdirine yer olmadığı, ancak davacı- karşı davalının davalı- karşı davacıya yönelik kasten yaralama eylemleri sebebiyle ceza aldığı gerekçesiyle karşı davanın kısmen kabulü ile 10.000,00TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı -karşı davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davalı- karşı davacı vekilinin asıl davada verilen kararı temyiz etmesi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı- karşı davacı vekili temyiz etmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, davacı- karşı davalının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalı- karşı davacının bu eylemi nedeniyle davacı- karşı davalının manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde; “İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması hâlinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur. Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları hâlinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır. İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.” Hükmü yer almaktadır. Anılan yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay incelendiğinde; Davacı-karşı davalının dava dışı eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalı- karşı davacının bu eyleminin, davacı- karşı davalının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu iddiasıyla manevi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır. Davacı- karşı davalının dava dilekçesinde manevi tazminat istemine dayanak olarak gösterdiği maddi olgular; evlilik birliğinin devamı sırasında davacı- karşı davalının dava dışı eşi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişi olan ve evlilik birliğinin tarafı olmaması nedeniyle üçüncü kişi konumunda bulunan davalı- karşı davacının salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eylemine ilişkindir. Davalı- karşı davacının, dava dışı eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret olduğu anlaşılan eyleminden başka doğrudan doğruya davacı- karşı davalıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlalinde bulunduğuna dair bir iddia da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle eldeki davanın konusu itibariyle 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece eldeki dava ile ilgili olarak, yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45/5. maddesi gereğince bağlayıcı olan, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı tartışılıp değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Şu hâlde direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı- karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 27.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Zina Sebebiyle Boşanma ve Evlilik Birliğinin Sarsılması

TMK m. 161, eşlerden birinin zina etmesi hâlinde diğer eşe boşanma davası açma hakkı tanımaktadır. Zina eylemine ulaşılamadığı veya ispat edilemediği durumlarda, evlilik birliğinin sürdürülemez hâle geldiğinin ortaya konması hâlinde TMK m. 166 kapsamında boşanma davası açılabilmektedir. Bu maddeye göre evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir; ancak davacının kusuru daha ağırsa davalının itiraz hakkı saklıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Dava Açma Süreleri ve Affın Etkisi

TMK m. 161 uyarınca zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı, zinanın öğrenildiği tarihten itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşmektedir. Zinayı affeden eşin ise bu süreler dolmamış olsa dahi dava hakkı bulunmamaktadır.

Hangi Deliller Kullanılabilir

Boşanma davasında ispat, farklı türde delil araçlarıyla sağlanabilir. Mahkeme kanalıyla ilgili otel işletmelerinden veya emniyet birimlerinden konaklama kayıtlarının celbi talep edilebilmekte; bu kayıtlar eşin üçüncü kişiyle birlikte konaklamasını gösterebilecek dolaylı delil niteliği taşımaktadır. Telefon iletişim trafik kayıtları ise mesajların içeriğini değil, iletişimin sıklığını, süresini, zamanlamasını ve baz istasyonu konumunu ortaya koymakta; bu nitelikleriyle mahkemece celp edilerek delil olarak değerlendirilebilmektedir.

6100 sayılı HMK m. 189/1 uyarınca taraflar kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. HMK m. 189/2 ise hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağını açıkça hükme bağlamaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 189Kaynağı aç
MADDE 189- (1) Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. (2) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. (3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. (4) Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. İspat yükü

Hukuka Aykırı Delil Yasağı ve Cezai Sorumluluk

TCK m. 132 uyarınca kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirmekte; bu ihlal haberleşme içeriklerinin kayda alınması suretiyle gerçekleştirilirse ceza bir kat artırılmaktadır. Haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa etmek ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını doğurmaktadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 132Kaynağı aç
Madde 132- (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır. (2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 2/7/2012-6352/79 md.) İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur. (4) (Mülga: 2/7/2012-6352/79 md.) Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması[58]

TCK m. 134/1 uyarınca kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etmek bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirmekte; ihlalin görüntü veya ses kaydıyla gerçekleştirilmesi hâlinde bu ceza bir kat artırılmaktadır. TCK m. 134/2'ye göre ise kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa etmek iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını doğurmaktadır. TCK m. 136/1 kapsamında kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilmektedir. Hangi somut eylemin bu suç tiplerinden birini veya birkaçını oluşturup oluşturmadığı, olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 134Kaynağı aç
Madde 134- (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.[59] (2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur. Kişisel verilerin kaydedilmesi
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 136Kaynağı aç
Madde 136- (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[62] (2) (Ek:17/10/2019-7188/17 md.) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır. Nitelikli haller

Bu düzenlemelerin pratik sonucu şudur: hukuka aykırı yollarla elde edilen delil hem boşanma davasında kullanılamaz hem de delili toplayan kişi için cezai sorumluluk riski yaratabilir. Eşin cihazına gizlice yazılım yüklemek, habersiz ses veya görüntü kaydı almak ya da mesajlarını izinsiz ele geçirmek gibi yöntemler bu suç tiplerinin kapsamına girebilmektedir.

Üçüncü Kişiden Tazminat İstenebilir mi

Aldatılan eşin, aldatan eşle birlikte olan üçüncü kişiye karşı salt bu birliktelik nedeniyle manevi tazminat davası açıp açamayacağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.07.2018 tarihli ve K. 2018/7 sayılı kararıyla kesin biçimde sonuçlandırılmıştır: evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eş, salt bu nedenle manevi tazminat isteminde bulunamaz. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45/5. maddesi gereği içtihadı birleştirme kararları Yargıtay genel kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlamaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/813, K. 2022/774Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/813 E.  ,  2022/774 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı …’nin 1998 yılında evlendiklerini, tarafların evliliklerinin davalı eşin diğer davalı ile olan ilişkisi sebebiyle bozulduğunu, davalıların eylemli olarak yaşadıkları gizli ilişki nedeniyle evlilik birliği bozulan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürerek 20.000TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5.1. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacının aralarında bulunan kişilik uyuşmazlıkları ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle 2010 yılında boşanmaya karar verdiklerini, davacının eşini maddi anlamda zor durumda bırakmak, psikolojik olarak rahatsız etmek amacıyla bu davayı açtığını, müvekkili ile diğer davalı arasında veli-öğretmen ilişkisi dışında başka bir ilişki yaşanmadığını, davacının iddialarının doğru olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 5.2. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, diğer davalı ile müvekkili arasında davacının kastettiği biçimde bir ilişkinin veya yakınlığın bulunmadığını, öğretmen-veli ilişkisi kapsamında tanışıp birlikte çalıştıklarını, ileri sürülen iddiaların asılsız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı 6. Şişli 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.02.2011 tarihli ve 2011/166 E., 2011/113 K. sayılı kararı ile; taraflar arasındaki uyuşmazlıkta aile mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.11.2012 tarihli ve 2012/13120 E., 2012/17049 K. sayılı kararı ile; haksız eylem niteliğindeki davranışlar nedeniyle açılan davada genel hükümler uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı 8. Dosyanın tevzi edildiği İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda 18.12.2014 tarihli ve 2013/92 E., 2014/451 K. sayılı kararı ile; davacının eski eşi davalı …’in diğer davalı … ile evlilik birliği devam ederken duygusal birliktelik kurması sebebiyle sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, diğer davalı …’ın da eşin bu eylemine bilerek iştirak edip davacının zarar görmesine neden olduğu, bu durumda davalıların davacıya karşı müteselsil sorumlu oldukları, ancak davacı lehine davalı eski eş aleyhine boşanma davasında aynı nedenle manevi tazminata hükmedilmesi nedeniyle hüküm altına alınan manevi tazminat ile tahsilde tekerrür oluşturmaması kaydıyla hakkaniyete uygun oranda manevi tazminata karar veirlmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 4.000TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17.09.2015 tarihli ve 2015/10473 E., 2015/10152 K. sayılı kararı ile; “…1- Davalı …'nin temyiz itirazları yönünden; Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir. …Davacı ve davalı eş arasında, İstanbul 7. Aile Mahkemesi'nin 2010/950 esas ve 2013/143 karar sayılı dosyası üzerinden boşanma davası görülmüştür. Boşanma davasında; davalı eş …'nin güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, Nalan Perihan Aydınlar ve … isimli bayanlar ile olağan dışında ve sürekli olarak telefon görüşmeleri yaptığı ve bu nedenle ağır kusurlu olduğu belirtilerek; 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı …'den tahsiline karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Boşanma kararının özetlenen içeriğine göre; eldeki davaya konu edilen eylem nedeniyle, boşanma dosyasında davalının tazminata mahkum edildiği anlaşıldığından, aynı eylem nedeniyle yeniden tazminata hükmedilmesine yasal olanak bulunmadığından, davalı … yönünden manevi tazminat isteminin tümden reddi gerekmektedir. Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. 2- Davalı …'ın temyiz itirazları yönünden; …Açıklanan nedenlerle, BK.49 (TBK.58) maddesine göre, davalı …'ın eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin davalı … yönünden tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir….” gerekçesi ile davalı … yararına oy birliği, davalı … yararına oy çokluğu ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı 11. İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.09.2016 tarihli ve 2016/212 E., 2016/361 K. sayılı kararı ile; davalı eşin evli olmasına rağmen bir başkasıyla cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi sonucunda sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği ve bu durumun haksız eylem niteliğinde olduğu, davalı eş ile onun evli olduğunu bilerek ilişkiye giren diğer davalı kadının ise sadakat yükümlülüğü bulunmamakla birlikte davalı kocanın sadakatsizlik eylemine katılması suretiyle haksız eylemini gerçekleştirdiği, her iki davalının da bu haksız eylemlerinden dolayı birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarının içtihatlara, yasal düzenlemelere, hukuk ve adaletin temel ilkelerine, aile bütünlüğünü koruyan anayasal, yasal düzenlemeler ile örf ve adet hukukumuza uygun olduğu, davalı … yönünden sadakatsizlik nedeniyle verilen manevi tazminatın boşanma davasında yargılama konusu olması sebebiyle tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla karar verildiği, aynı davacı tarafından davalı eşi ve farklı bir kadına yönelik açtığı davada da benzer şekilde karar verildiği ve Yargıtay denetiminden geçtiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 12. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; a- Davacı ile evlilik birliği devam ederken, davalı … ile birlikte olan davalı … aleyhine boşanma davasında, boşanma kararının özetlenen içeriğine göre eldeki davaya konu edilen eylem nedeniyle tazminata hükmedilmesi karşısında aynı eylem nedeniyle yeniden manevi tazminata hükmedilmesinin mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı … yönünden manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği, b- Evlilik birliği devam ederken, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalı …’ın bu eylemi nedeniyle davacının manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A. Davalı … Yönünden 14. Dava, haksız fiil nedeniyle eşe karşı açılan manevi tazminat istemine ilişkindir. 15. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. 16. Olay ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde bedensel zarara uğrayanların, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 24. maddesi ile 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58.) maddelerinde ise kişilik hakları zedelenen kişilerin manevi tazminat isteyebilecekleri düzenlenmiştir. 17. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58.) maddesinde; “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.” hükmü yer almaktadır. 18. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ise; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”hükmünü içermektedir. 19. Öte yandan boşanmaya dayalı manevi tazminat ayrıca ve özel olarak Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında; “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." şeklinde düzenleme altına alınmıştır. 20. Özü itibariyle bu tazminatın dayanağını da kişilik hakkına haksız bir eylem nedeniyle zarar verme olgusu oluşturmakta olup niteliği gereği Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabı olan “Aile Hukuku” kitabında ve ikinci bölüm olarak yer alan boşanma bölümünde ayrıca düzenlemiştir. 21. Sonuç olarak bu tazminat düzenlemelerinin tamamı kişilik haklarını korumayı amaçlamaktadır. Kişilik hakkı; kişiyi var eden, kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan, diğer kişilerden farklılığını temin eden bütün değerler üzerindeki haktır. Yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim, resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki haklar kişilik hakkını ifade eder. Bu varlıklara yönelen saldırılar ise kişilik hakkının ihlali sonucunu doğururlar. 22. Somut olay değerlendirildiğinde; davacı kadının eşi aleyhine manevi tazminat istemi ile açtığı eldeki davada tazminatın dayanağını evlilik birliği içerisinde gerçekleşen sadakat yükümlülüğünün ihlali eylemi oluşturmaktadır. Davalı koca ile davacı kadın arasında görülen İstanbul 7. Aile Mahkemesinin 2010/950 E., 2013/143 K. sayılı boşanma davasında kadının davalı kocanın diğer davalı olan … ile birlikte olarak kendisinin aldatıldığını boşanma sebebi olarak ileri sürdüğü, hatta bu sebepten kaynaklı manevi tazminat talep ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda da davacı kadın yararına manevi tazminata hükmedilmediği, karar gerekçesinde davalı kocanın güven sarsıcı davranışları ile davacı kadının kişilik haklarının zedelenmiş olduğu olgusuna yer verildiği, anılan kararın taraflarca temyiz edilmeksizin 06.05.2013 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Şu durumda dava konusu tazminatın aynı zamanda TMK 174. maddesi gereğince boşanmaya sebep olan olaylardan kaynaklandığı, davalının bu kusurlu eylemi nedeniyle boşanma davasında manevi tazminata hükmedildiği, eldeki davada ise mükerrer olarak tazminata hükmolunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, aynı eylem nedeniyle davacının uğradığı manevi zarar boşanma davasında giderildiğinden, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiştir. 23. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. B. Davalı … Yönünden; 25. Direnme kararının verilmesinden sonra temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiştir. 26. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir. 27. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde; “İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması hâlinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur. Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları hâlinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır. İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukukî konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.” Hükmü yer almaktadır. 28. Bu yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. 29. Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay incelendiğinde; 30. Davacı tarafından, davalı … aleyhine dava dışı eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olduğu ve bu eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu iddiasıyla manevi tazminat talepli bu davanın açıldığı görülmektedir. 31. Davacının dava dilekçesinde manevi tazminat istemine dayanak olarak gösterdiği maddi olgular; evlilik birliğinin devamı sırasında davacının diğer davalı eşi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişi olan ve evlilik birliğinin tarafı olmaması nedeniyle üçüncü kişi konumunda bulunan davalının salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eylemine ilişkindir. Davalının, diğer davalı olan eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret olduğu anlaşılan eyleminden başka doğrudan doğruya davacıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlalinde bulunduğuna dair bir iddia da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle eldeki davanın konusu itibariyle 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir. 32. Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiş olmakla davacı tarafından üçüncü kişi konumundaki davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasında mahkemece verilen direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1) Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA (III-A), 2) Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA (III-B), İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 31.05.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1426, K. 2018/1789Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1426 E.  ,  2018/1789 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 18.09.2013 tarihli ve 2012/551 E. 2013/705 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30.10.2014 tarihli ve 2013/19037 E., 2014/14130 K. sayılı kararı ile; (…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istem reddedilmiş; karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, resmi nikahlı eşinin davalı ile kendisini aldattığını, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde eşi ile ilişkiye girmesi eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu ayrıca kendisine hakaret ettiğini iddia ederek uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı, davacının iddialarını kabul etmediğini, aksi düşünülse dahi, davacıya karşı sadakat yükümlülüğü bulunanın eşi olup davanın da ona yöneltilmesi gerektiğini, kendisine dava açılamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacının halen eşi ile birlikte yaşıyor olması, eşinin davalı ile ilişkisini öğrenmesinden çok sonra bu davanın açılmış bulunması, manevi tazminatın cezalandırma aracı olamayacağı davacının dava açmakta samimi olmadığı, hakaret iddiası hakkında ise hakaretin gıyapta olup ihtilat unsuru gerçekleşmediği anlaşıldığından suç teşkil etmemesi nedeni ile davanın tümden reddine karar verilmiştir. Dosya arasındaki bilgi, belge ve tanık beyanlarından, davalının davacının eşi ile, evli olduğunu bilerek ilişkiye girdiği, eşinin davacıya karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, davalının da eşin eylemine bilerek iştirak ederek davacının zarar görmesine neden oldukları anlaşılmaktadır. 818 sayılı BK'nın 50 ve 51. maddelerine göre, haksız eylemin ve bunun sonucunda doğan zararın birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi durumunda zarar gören dilediği takdirde eyleme katılanların birisinden, birkaçından veyahut tamamından zincirleme olarak sorumlu tutulmalarını isteme hakkına sahiptir. Aynı hüküm 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanununun 61. maddesinde de tekrar edilmiştir. Şu durumda, davalı ile dava dışı eşin birlikte neden oldukları zarar nedeni ile davacının zarar verenlerin tümüne birlikte dava açma zorunluluğu bulunmadığından, halen eşi ile birlikte yaşıyor olması nedeni ile dava açmakta samimi olmadığı biçimindeki gerekçe ile istemin reddi isabetli olmamıştır. Davalının davacının eşi ile bilerek birlikte yaşaması eyleminin davacının aile bütünlüğüne yönelik saldırı niteliğinde olması nedeni ile davacı yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin, eşi Kamuran ile yaklaşık 26 yıl önce evlendiklerini, evliliklerinden iki çocukları olduğunu, ancak eşinin müvekkilini davalı ile aldattığını, bunun üzerine eşi aleyhine zina nedeniyle boşanma davası açtığını, davalının eyleminin müvekkilinin manevi şahsiyetine yapılan bir saldırı olduğunu, hem müvekkilinin eşiyle zina yaparak hem de müvekkiline hakaret ederek onurunu kırdığını ileri sürerek 50.000,00TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin oğlunun geçirdiği kaza nedeniyle uzun süre komada kaldığını, davacının eşi Kamuran'ın ameliyat nedeni ile müvekkiline maddi yardımda bulunduğunu, bu yardımdan sonra Kamuran ile müvekkili arasında insani ilişkilerin geliştiğini, ancak aralarındaki ilişkinin duygusal ya da cinsel bir ilişki olmadığını, davalının davacının eşi Kamuran'ın evli olduğunu dahi bilmediğini ve davacıyı tanımadığını, hiçbir ortamda birlikte olmadığını, davacıya hakaret ettiği iddialarının doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davacının…. ile hâlen evli olduğu, evlilikleri sırasında davacının eşi olan….'un davalı ile görüşerek zina yaptığı ve bu nedenle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddia edilmiş olup, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca bir kişinin evli olduğunu bilen başka bir kişinin buna rağmen evli olan kişiyle ilişki kurması hâlinde bu durumun haksız fiile sebep olacağı ve tazminat ödemesini gerektireceği benimsenmiş ise de, davacının eşi ile birlikte yaşamaya devam ettiği, uzun bir süreden beri eşi başka bir kadınla görüşüyor olmasına rağmen davacının üzerinden çok zaman geçtikten sonra iş bu davayı açtığı, dolayısıyla davacının bu davayı açmakta samimi olmadığı kanaatiyle manevi tazminat koşullarının oluşmadığı, ayrıca davacı davalı tarafından kendisine gıyapta hakaret edildiğini iddia ederek bu nedenle de manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de davacıya davalı tarafından gıyapta hakaret edildiğine ilişkin yalnızca tanık …'ın beyanlarının bulunduğu, buna ilişkin başkaca bir tanığın bulunmadığı, oysa TCK'nın 125. maddesi uyarınca gıyapta hakaret suçunun oluşabilmesi için en az 3 kişinin buna şahit olması gerektiği, haksız fiil sorumluluğunun şartlarından birisinin hukuka aykırılık ilkesi olduğu, dolayısıyla suç oluşturmayan bir eylem yönünden hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceğinden hakaret iddiası yönünden de manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir. Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eylemi nedeniyle davacının manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca, 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde; “İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur. Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır. İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.” Hükmü yer almaktadır. Bu yasal düzenleme gereğince içtihadı birleştirme kararlarının benzeri hukuki konularda, Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay incelendiğinde; Davacının dava dışı eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu haksız eyleminin, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu iddiasıyla manevi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır. Davacının dava dilekçesinde manevi tazminat istemine dayanak olarak gösterdiği maddi olgular; evlilik birliğinin devamı sırasında davacının dava dışı eşi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişi olan ve evlilik birliğinin tarafı olmaması nedeniyle üçüncü kişi konumunda olan davalının salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eylemine ilişkindir. Davalının dava dışı eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret olduğu anlaşılan eyleminin yanı sıra, davalının davacıya hakaret ettiği de iddia edilmiş ancak yerel mahkemece bu iddia ile ilgili olarak hakaretin gıyapta olup ihtilat unsuru gerçekleşmediğinden hukuka aykırılık unsurunun oluşmaması nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairece davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmekle kesinleşen bu husus dışında davalının doğrudan doğruya davacıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlalinde bulunduğuna dair başka bir iddia bulunmamaktadır. Bu nedenlerle eldeki davanın konusu itibariyle 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir. Hâl böyle olunca, yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile "evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiş olmakla davacı tarafından üçüncü kişi konumundaki davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekmektedir. Şu hâlde manevi tazminat isteminin reddine ilişkin direnme kararı sonucu bakımından yerinde olup yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile onanmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 27.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu sonucun hukuki gerekçesi TMK m. 185/3'te düzenlenen sadakat yükümlülüğünün niteliğine dayanmaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2019/1011, K. 2019/2823 sayılı kararında sadakat yükümlülüğünün evlilik sözleşmesinden kaynaklandığını ve yalnızca eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nispi hak niteliği taşıdığını; mutlak hak olmadığından herkese karşı ileri sürülemeyeceğini açıklamıştır. Aynı kararda üçüncü kişinin birliktelik şeklindeki davranışının aldatılan eş yönünden haksız fiil sayılamayacağı, bu nedenle müteselsil sorumluluk esasına göre de sorumluluğuna gidilemeyeceği belirtilmiştir. Aldatılan eşin yansıma yoluyla zarara uğradığını ileri sürmesi de bu gerekçeyle mümkün değildir; çünkü üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi ve verdiği bir zarar bulunmadığından yansıma yoluyla istenebilecek zarar da söz konusu olamaz.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2019/1011, K. 2019/2823Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2019/1011 E.  ,  2019/2823 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki evlilik birliği devam ederken üçüncü kişiyle birlikte olma iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat davası sonucunda, mahkemenin davanın kısmen kabulüne dair verilen 05/11/2013 tarihli kararı tarafların temyizi üzerine Dairemizin 07/05/2015 günlü ilamı ile davalı yararına bozulduğu, mahkemece bu defa 03/12/2015 tarihinde maddi tazminata yönelik bozmaya direnildiği, davalının temyizi üzerine dosyanın gönderildiği HGK'nun 12/12/2018 tarihli kararı ile mahkemenin direnme kararının bozulduğu ve manevi tazminata ilişkin uyulan kısım yönünden temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmakla dosyadaki evraklar incelenerek gereği görüşüldü. Dava; evlilik birliği devam ederken, üçüncü kişi ile birlikte olma iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece , davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, resmi nikahlı eşinin davalı ile zina yapması nedeni ile eşinden boşandığını, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde eşi ile zina eyleminde bulunması nedeni ile 25 yıllık evliliğinin bittiğini bildirerek bu nedenle uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme ilk kararında, dava dışı eşin davalıyla ilişkisi olduğundan bahisle davacı ile dava dışı eşinin boşanmalarına karar verildiği ve kararın kesinleştiği; eldeki davada davalı tanıklarının bu iddiayı çürütecek beyanda bulunmadıkları gerekçesiyle davanın maddi ve manevi tazminat yönünden kısmen kabulüne karar vermiş; taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin 2014/7745 esas 2015/5834 karar sayılı ilamı ile karar bozulmuştur. Bozma ilamında, davalının söz konusu eylemi nedeni ile davacının uğradığını iddia ettiği maddi zararları ile davalının eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmadığından maddi tazminat isteminin bütünüyle reddi gerektiği; manevi tazminat yönünden ise davacının eşinden boşanmasına karar verilen mahkeme ilamı ile eşinin kendisine 8.000,00 TL manevi tazminat ödemeye mahkum edildiği gözetilerek eldeki davada hüküm altına alınan tazminat tutarının boşanma davasında hüküm altına alınan tazminat ile tahsilde tekerrür olmamak üzere ödetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece, bozma ilamının manevi tazminata ilişkin kısmına uyulması; maddi tazminata ilişkin kısmına ise direnilmesi yönünde hüküm kurulmuş; direnme kararı üzerine Dairemizin 2016/16910 esas 2017/539 karar sayılı ilamıyla dosyanın Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmesine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nca 12/12/2018 tarihli 2017/4-1417 2018/1894 sayılı karar ile davacının maddi tazminat istemine ilişkin Özel Dairenin bozma kararının (2-a) bendine uyulması gerektiğinden önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiş; manevi tazminat istemine ilişkin uyulan kısım yönünden temyiz itirazlarının incelenmek üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir. Dava konusu uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunup bulunmayacağı hususundadır. Uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmeden önce Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararlarının bozma ilamına uyulması ile oluşan usuli müktesap hakka etkisi üzerinde durulmasında yarar vardır. Belirtilmelidir ki, mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı YİBK). Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda Yargıtay bozma kararı ile oluşan usuli kazanılmış hak değer taşımayacaktır. 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında (YİBK) "…sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan bütün işlere tatbikinin gerekli olduğuna…" karar verilmiştir. Bunun gibi bozmaya uyulmasından sonra o konuda yürürlüğe giren yeni bir kanun karşısında bozma ilamına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkın da bir değeri kalmayacaktır. HGK'nın 12.03.1997 tarihli ve 1997/7-975 E., 1997/196 K. ve 06.11.1996 tarihli ve 1996/17-561 E., 1997/744 K. sayılı kararlarında bu hususa vurgu yapılmıştır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK. 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E.,2004/19 K. ve 30.01.2013 tarihli ve 2012/1-683 E.,2013/165 K. sayılı kararları). Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bu husus 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı YİBK'da "…kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,…" şeklinde ifade edilmiştir. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzenine ilişkin konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile usuli kazanılmış hak doğmaz. Bu açıklamadan sonra uyuşmazlığın esasının incelenmesine gelince; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; TMK 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü, evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yalnızca sözleşmenin taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak bir hak mahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez. Davacı, kişilik hakkı ihlallerini düzenleyen genel hükümlere yani TMK’nun 24-25 ve TBK’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49/1 (BK. 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin TBK 58. (BK 49.) maddelerine de dayanamaz. Söz konusu yasa maddeleri gereğince haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için, diğer şartların yanında ayrıca zarara sebep olan fiilin hukuka aykırı olması yani emredici bir hukuk normuna aykırı olması gerekir. Somut olayda, eş olmayan davalı yönünden fiilin hukuka aykırılık şartı gerçekleşmemiştir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin de uygulanması mümkün değildir. Zira, TBK’nun 61. (BK 50.) maddesinde birden fazla kişinin ortak kusurlu davranışları nedeniyle bir zarara yol açmaları durumunda müteselsil sorumluluğun söz konusu olacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda sorumluluğa gidilebilmesi için, aldatan eş ile birlikte olan davalının fiilinin de hukuka aykırı olması gerekir. Davalının dava dışı eş ile birlikteliği şeklindeki davranışı, aldatılan eş yönünden haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğinden müteselsil sorumluluk esasına göre de sorumluluğuna gidilemez. Aldatılan eş yansıma yoluyla zarara uğradığını da iddia edemez. Zira, üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi ve verdiği herhangi bir zarar bulunmadığından, yansıma yoluyla istenebilecek zarar da sözkonusu olamaz. TBK’nun 49/2 (BK.41/2) maddeleri gereği, fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani somut olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir. Şu durumda; bozma ilamına uyulması ile meydana gelen usuli müktesep hakkın istisnalarından olan ve yukarıda anılan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararı uyarınca evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddi yönünde karar verilmesi için yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2019/1011, K. 2019/2823 sayılı kararında ayrıca, ahlaka aykırılığa dayalı sorumluluk için birlikte olunan kişinin evli olduğunu bilmesinin tek başına yeterli olmadığını; bu tür sorumluluk için failin aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olmasının aranacağını ortaya koymuştur. Haksız fiil sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı bir fiil, failin kusuru, zarar ve zarar ile fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunması gerekmektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2018/3337, K. 2020/1999Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2018/3337 E.  ,  2020/1999 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : … Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar … ve … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 07/07/2015 gününde verilen dilekçe ile evlilik birliği içinde üçüncü kişi ile birlikte olma ve kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacı … tarafından açılan davanın feragat nedeni ile reddine davacı … tarafından açılan davanın kısmen kabulüne dair verilen 04/07/2017 günlü karara karşı davacılar vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi ile … 2. Asliye Hukuk mahkemesi kararının kaldırılarak … Aile mahkemesinin 2014/108 esas-2016/1376 karar sayılı kararı ile verilen manevi tazminat kararı ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davanın kısmen kabulüne dair verilen 19/04/2018 günlü … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi kararının Yargıtayca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava; evlilik birliği devam ederken, üçüncü kişi ile birlikte olma iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı taraf vekillerince istinaf incelemesi talebinde bulunulması üzerine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir. Davacılar vekili; davalının, davacı …’ın eşi ve davacı …’nin babası dava dışı …’un evli olduğunu bildiği halde birliktelik yaşadığını, davalının eyleminin müvekkillerinin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu belirterek uğranılan manevi zararının ödetilmesi isteminde bulunmuş, yargılama devam ederken, davacı … yönünden davadan feragat edildiği bildirilmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davacı … yönünden feragat nedeni ile davanın reddine, diğer davacı … yönünden, dava dışı …’un kamuoyunda tanınan bir kişi olup basit bir araştırma ile evli olduğunun bilinebileceği, davalının tüm bunları bilerek dava dışı eş ile birlikte olmak sureti ile davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesiyle davanın 100.000 TL’lik kısmı için kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından, davacı … aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu, davacı … bakımından ise hükmedilen manevi tazminatın yeterli olmadığı; davalı vekilince davanın reddi gerektiği gerekçeleri ile istinaf incelemesi talebinde bulunulmuştur. Kararı inceleyen … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince davalı vekilinin davacı …’nin feragat başvurusu üzerine vekalet ücreti hakkından feragat etmediği ve olayın oluş şekli, olay tarihi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetildiğinde davacı … lehine hükmedilen manevi tazminatın uygun olduğu gerekçesi ile davacıların istinaf başvurusunun reddine, davacı … ile dava dışı ’un tarafları olduğu boşanma dosyasında hükmedilen manevi tazminat nedeniyle tahsilde tekerrür oluşturacağı gözetilmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 100.000 TL manevi tazminatın … Aile Mahkemesinin 2014/1108 Esas 2016/1376 Karar sayılı dosyasında hükmedilen manevi tazminatla tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davalıdan alınıp davacı …’a verilmesine hükmedilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından, davacı … aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği, davacı … bakımından ise hükmedilen manevi tazminatın yeterli olmadığı, davalı vekilince davanın reddi gerektiği gerekçeleri ile temyiz incelemesi talebinde bulunulmuştur. Dava konusu uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin maddi ve manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı hususundadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E.-2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; TMK 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü, evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yalnızca sözleşmenin taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak bir hak mahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez. Davacı, kişilik hakkı ihlallerini düzenleyen genel hükümlere yani TMK’nin 24-25 ve TBK’nın haksız fiil sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49/1 (BK. 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin TBK 58. (BK 49.) maddelerine de dayanamaz. Söz konusu yasa maddeleri gereğince haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için, diğer şartların yanında ayrıca zarara sebep olan fiilin hukuka aykırı olması yani emredici bir hukuk normuna aykırı olması gerekir. Somut olayda, eş olmayan davalı yönünden fiilin hukuka aykırılık şartı gerçekleşmemiştir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin de uygulanması mümkün değildir. Zira, TBK’nın 61. (BK 50.) maddesinde birden fazla kişinin ortak kusurlu davranışları nedeniyle bir zarara yol açmaları durumunda müteselsil sorumluluğun söz konusu olacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda sorumluluğa gidilebilmesi için, aldatan eş ile birlikte olan davalının fiilinin de hukuka aykırı olması gerekir. Davalının dava dışı eş ile birlikteliği şeklindeki davranışı, aldatılan eş yönünden haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğinden müteselsil sorumluluk esasına göre de sorumluluğuna gidilemez. Aldatılan eş yansıma yoluyla zarara uğradığını da iddia edemez. Zira üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi ve verdiği herhangi bir zarar bulunmadığından, yansıma yoluyla istenebilecek zarar da söz konusu olamaz. TBK’nın 49/2 (BK.41/2) maddeleri gereği, fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani somut olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir. Şu durumda; açıklanan yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yukarıda anılan kararı uyarınca yerel mahkemece, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi kararının HMK 371. maddesi gereğince yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 17/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu yaklaşımı birden fazla kararında sürdürmüştür. HGK, E. 2017/1426, K. 2018/1789, 27.11.2018 tarihli kararında salt birliktelikten ibaret olan eyleme dayanan manevi tazminat davasının reddine yönelik direnme kararını oy birliğiyle onamıştır. HGK, E. 2021/955, K. 2022/1119, 20.09.2022 tarihli kararında ise aynı konuda açılan farklı bir davada verilen direnme kararını bağlayıcı içtihadı birleştirme kararı gerekçesiyle oy birliğiyle bozmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/955, K. 2022/1119Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/955 E.  ,  2022/1119 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararından sonra mahkemece verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 4. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 5. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı eşi ile … Aile Mahkemesinin 2012/629 E.,2012/1041 K. sayılı 15.02.2013 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıklarını, boşanma kararında eşinin müvekkilini davalı ile aldattığının belirtildiğini, davalının müvekkilinin eşi ile gayri resmî bir hayat sürerek hatta evine girerek çocuklarının gözü önünde aldatma eylemini gerçekleştirdiğini, evliliği sona eren müvekkilinin bu olayın etkisinden kurtulamadığını, davalının üç yıldan beri dava dışı eş ile aralıksız bu ilişkiyi devam ettirdiğini, evlilik birliği dışındaki birlikteliğin müvekkilinin sosyal ve kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğunu, davalının bilerek ve isteyerek duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle dava dışı eşin eylemine katıldığından manevi olarak uğranılan her türlü zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek 10.000TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 6. Davalı davaya cevap vermemiş; ancak davalı vekili yargılama sürecindeki beyanlarında davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 7. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.2014 tarihli ve 2013/597 E., 2014/347 K. sayılı kararı ile; davacı ile eşi arasında görülen boşanma davasında tanıkların beyanları ve toplanan deliller ile davalının davacının eşi ile evli olduğu sırada ilişkisinin olduğu anlaşılarak yaşanan aldatma eyleminin boşanmaya sebebiyet verdiğinin kabul edildiği, bu durumun davacının kişilik haklarına ve manevi değerlerine saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. … Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 12.10.2015 tarihli ve 2014/13886 E., 2015/11178 K. sayılı kararı ile; “…Somut olaya gelince, davalının ve dava dışı eşin davacıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir. Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK'nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun'un 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK'daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir. Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanunda yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun'un 50. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine Kanun hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Açıklanan nedenlerle, BK.49 (TBK.58) maddesine göre, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir….” gerekçesiyle bozma nedenine göre sair yönler incelenmeksizin hükmün oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 10. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.01.2017 tarihli ve 2016/283 E., 2017/48 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, aldatma olayında iki eylem ve iki eylemci bulunduğu, ilk eylemin aldatan eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemi, ikinci eylemin ise davalının işbirliği yaptığı aldatan eşin gerçekte sadakatle yükümlü ve o eşle cinsel beraberlik yaşama hakkına sahip olan, bu hakkın ahlâki ve yasal tek sahibi olan yasal eşin (davacının) yerine geçerek aldatan eşe tatmin duygusu vererek yasal eşin eşini başkasıyla paylaşmama hakkını ihlâl etmek olduğu, bu ihlâlin yasal eş olan davacının aile değerlerine davalı tarafından gerçekleştirilen yoğun bir saldırı oluşturduğu, buna göre aldatan eşin eyleminde sadece aldatan eşi sorumlu tutmanın ve davalıyı sorumlu tutmamanın hukuksal olarak ve ahlâki olarak son derece yanlış olacağı, davalının evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmî ilişkiye girerek yasalar ile örf ve adet hukuku tarafından korunmayan haksız bir davranış içine girdiği, davalının bu davranışlarının haksız eylem niteliğinde olduğu, dava dışı eşin evli olduğunu bilerek ilişkiye giren davalının evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunan eşin sadakatsizlik eylemine katıldığından her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. 11. … Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.2019 tarihli ve 2019/4-205 E., 2019/439 K. sayılı kararı ile; bozulan ilk karar ile direnme kararı arasında farklılık bulunduğundan yerel mahkemece usule uygun direnme hükmü kurulması için, işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin karar usulden bozulmuştur. 12. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.01.2020 tarihli ve 2019/339 E., 2020/32 K. sayılı kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun usul bozması doğrultusunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda zina eylemi suç sayılmamış olsa da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile zina/aldatma eyleminin mutlak bir boşanma sebebi olarak sayıldığı, bu tür eylemlerin yasal düzenlemelerle suç olmaktan çıkarılmış olmasının ahlâka aykırılığını ve haksızlığını ortadan kaldırmadığı, davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesinin evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğinde olduğu, davalının da evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmî ilişkiye girerek gerek yasalarca, gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmek suretiyle dava dışı aldatan eşin sadakatsizlik eylemine katıldığı, her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; evlilik birliği devam ederken, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eylemi nedeniyle davacının manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Direnme kararının verilmesinden sonra temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiştir. 16. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir. 17. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde; “İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması hâlinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur. Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları hâlinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır. İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.” Hükmü yer almaktadır. 18. Anılan yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. 19. Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay incelendiğinde; davacının dava dışı eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eyleminin, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu iddiasıyla manevi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır. 20. Davacının dava dilekçesinde manevi tazminat istemine dayanak olarak gösterdiği maddi olgular; evlilik birliğinin devamı sırasında davacının dava dışı eşi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlâli niteliğindeki eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişi olan ve evlilik birliğinin tarafı olmaması nedeniyle üçüncü kişi konumunda bulunan davalının salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eylemine ilişkindir. Davalının, dava dışı eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret olduğu anlaşılan eyleminden başka doğrudan doğruya davacıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlâlinde bulunduğuna dair bir iddia da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle eldeki davanın konusu itibariyle 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir. 21. Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiş olmakla davacı tarafından üçüncü kişi konumundaki davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasında mahkemece verilen direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 20.09.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Yargıtay HGK, E. 2019/813, K. 2022/774, 31.05.2022 sayılı kararında, üçüncü kişinin yalnızca evli biriyle birlikte olmaktan ibaret eylemi dışında davacıya yönelik bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali iddiasının bulunmadığı durumlarda davanın içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirileceğini açıkça ortaya koymuştur.

Boşanma davasında aynı eylem nedeniyle manevi tazminata hükmedilmişse daha sonra ayrı bir davada aynı eyleme dayanarak yeniden tazminat talep edilemez. Yargıtay HGK, E. 2019/813, K. 2022/774 sayılı kararında, aynı eylem nedeniyle uğranılan manevi zarar boşanma davasında giderilmişse ayrı bir dava açılması mümkün görülmemiştir. Boşanma davasında manevi tazminat talep edilmemiş ya da hükmedilmemişse durumun somut koşullarına göre ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.

Tazminat ve Nafakaya Etkisi

TMK m. 174/1 uyarınca mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir. TMK m. 174/2'ye göre boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat isteyebilir. TBK m. 58 uyarınca manevi tazminat miktarı belirlenirken hâkim tarafların sıfatı, işgal ettikleri makam ve diğer sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınır. Bu tazminat talepleri aldatan eşe karşı ileri sürülebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Yoksulluk nafakası bakımından belirleyici olan kusur kıyaslamasıdır. TMK m. 175 uyarınca nafaka talep eden tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmekte; nafaka yükümlüsünün kusuru ise aranmamaktadır. Kusur değerlendirmesi her davanın olgularına göre mahkemece yapılmaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Mal Rejimi Üzerindeki Etkisi

TMK m. 202 uyarınca eşler arasında aksine bir sözleşme bulunmadıkça edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Bu rejimde her eş, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir. TMK m. 236/2'ye göre ise zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin edinilmiş mallardaki artık değer payını hakkaniyete uygun biçimde azaltabilir ya da tamamen kaldırabilir. Bu, hâkimin takdir yetkisine bırakılmış bir olasılıktır; otomatik olarak işlemez.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 202Kaynağı aç
Madde 202- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler. B. Mal rejimi sözleşmesi I. Sözleşmenin içeriği
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak

Velayet

Velayet, kusurdan bağımsız olarak çocuğun üstün yararı ilkesine göre belirlenmektedir. Aldatma eyleminin boşanma davasında ispat edilmesi, velayet kararını doğrudan etkileyen bağımsız bir etken olarak değerlendirilmez.

Sık Sorulan Sorular

Eşimin mesajlarına izinsiz ulaşırsam bu delil davada işe yarar mı?

HMK m. 189/2 uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller mahkemece bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Eşin cihazına habersiz erişim TCK m. 132 kapsamında haberleşme gizliliğini ihlal veya TCK m. 136 kapsamında kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme suçlarını oluşturabilir; hangi suç tipinin gerçekleştiği somut koşullara göre belirlenir. Bu yolla elde edilen mesajların davada kullanılamaması ve delili toplayan kişi için cezai sorumluluk riski doğması bir arada söz konusu olabilmektedir.

Aldatıldığımı öğrendim; zina sebebiyle davayı ne zaman açmam gerekir?

TMK m. 161 uyarınca zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı, zinanın öğrenildiği tarihten itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşmektedir. Zinayı affetmişseniz bu süreler dolmamış olsa bile dava hakkınız ortadan kalkmaktadır.

Otel kaydı aldatmayı ispat etmek için yeterli midir?

Konaklama kayıtları mahkeme kanalıyla celp edilebilir ve dolaylı delil niteliği taşır. Tek bir delil türünün belirleyici olup olmayacağı ise her davada mahkemenin değerlendirmesine bağlıdır; iletişim trafik kayıtları, konum verisi veya tanık beyanı gibi birbirini destekleyen delillerin bir arada bulunması ispat açısından önem taşımaktadır.

Aldatan eşin sevgilisinden tazminat alabilir miyim?

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.07.2018 tarihli ve K. 2018/7 sayılı bağlayıcı kararı gereği, aldatılan eş evli olduğunu bilerek aldatan eşle birlikte olan üçüncü kişiye karşı salt bu birliktelik nedeniyle manevi tazminat davası açamaz. TMK m. 185/3'teki sadakat yükümlülüğü yalnızca eşler arasında nispi hak niteliği taşıdığından ve üçüncü kişinin birlikteliği haksız fiil sayılamadığından, müteselsil sorumluluk ile yansıma yoluyla tazminat yolları da bu gerekçeyle kapalıdır. Üçüncü kişinin sadakatsizlik olgusundan bağımsız olarak aldatılan eşe yönelik bağımsız ve nitelikli ayrı bir kişilik hakkı ihlaline dayanan talepler bu kapsamın dışında değerlendirilebilir.

Zina ispatlansaydı aldatan eş yoksulluk nafakası alabilir miydi?

TMK m. 175 uyarınca yoksulluk nafakası talep eden tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Kusur değerlendirmesi mahkemece somut davanın olgularına göre yapılmaktadır.

Zina nedeniyle boşanınca mal paylaşımı nasıl etkilenir?

Edinilmiş mallara katılma rejiminde her eş normalde diğerinin artık değerinin yarısına hak kazanır. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde ise hâkim, TMK m. 236/2 kapsamında kusurlu eşin artık değer payını hakkaniyete göre azaltabilir ya da tamamen kaldırabilir. Bu karar hâkimin takdir yetkisindedir; kendiliğinden uygulanmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu