Boşanma Davasında Gizli Ses ve Görüntü Kaydı Delilleri

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davasında Gizli Ses ve Görüntü Kaydı Delilleri

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 189. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Aynı maddenin birinci fıkrasına göre taraflar kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. Maddenin dördüncü fıkrası gereğince bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar ise üçüncü fıkra uyarınca başka delillerle ispat olunamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/2-703, K. 2012/70Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2011/2-703 E.  ,  2012/70 K.BOŞANMA DAVASIHUKUKA AYKIRI DELİLDAVALININ RIZASI DIŞINDA KAYDEDİLEN CD'NİN DELİL DEĞERİÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİCEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 254HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 189CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 206 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “Boşanma ( Kusur Tespiti)” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.02.2010 gün ve    2009/1074 E., 2010/77 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay  2.Hukuk Dairesinin 15.12.2010 gün ve 2010/8335 E., 2010/21119 sayılı ilamı ile, (…Davacı, boşanma ile ilgili hüküm kesinleşmeden önce 7.7.2009 tarihinde ölmüştür. Davacının mirasçıları Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesi gereğince davalının kusurlu olduğunun tespitini istemişlerdir. Mahkemece dava kabul edilip davalının daha fazla kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir. Taraflardan ve üçüncü kişilerden aktarılan olaylar hükme esas alınamaz. Davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı davalının kusurlu olduğunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin taktirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile davalının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, boşanma istemine ilişkin olmakla birlikte, yargılama aşamasında davacı öldüğünden davaya kusur tespiti davası olarak devam olunmuştur. Davacı Tahsin Ö.vekili dava dilekçesinde, taraflar arasındaki evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı iddiasıyla tarafların boşanmalarına, davacı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Davalı Nuran Ö.vekili, iddiaların asılsız olduğunu taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığını, davacının temyiz kudretine sahip olmadığını belirterek davanın reddini savunmuş; aksi halde maddi manevi tazminata birleşen davada da nafakaya hükmedilmesini istemiştir Yargılama sırasında davacıya kızı Semra Ö. vasi olarak atanmıştır. Mahkemece davalının daha fazla kusurlu kabul edilerek verilen davanın kabulüne ilişkin ilk karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, dosyaya sunulan nüfus kayıt örneğinden davacı Tahsin Ö.’in 07.07.2009 tarihinde öldüğünün anlaşıldığına işaretle evliliğin ölüm ile son bulduğu, davanın konusunun kalmadığı, bu konuda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği, gerekçesi ile karar bozulmuş; bunun üzerine davacı mirasçıları Semra Ö. vs. vekili 4721 sayılı Medeni Kanunu(TMK)’nun 181.maddesi uyarınca inceleme yapılarak davalının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesini istemişler; mahkemece bozma ilamına uyularak davaya kusur tespiti davası olarak devam olunmuş ve davalı Nuray Ö.'in daha fazla kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiş; davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde açıklanan  nedenlerle ikinci kez bozulmuştur. Mahkeme, tanık anlatımları dışında başka delillere dayanarak kusur tespitine karar verdiğini, savcılık evrakı, icra dosyaları ve CD kayıtlarında taraflar arasında geçen konuşma sonucu davalının davacıya ekonomik şiddet uyguladığı gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosyada mevcut delillerin davalının evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusurlu kabul edilmesine yeterli olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle mahkemece direnme kararında gerekçe olarak dayanılan ses ve görüntü kaydı içeren CD delilinin, hukuken geçerli ve hükme esas alınabilecek bir delil niteliğinde olup olmadığının çözümü gerekmektedir: Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesinden önceki dönemde, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda açık bir düzenleme bulunmamakta; konu öğretide yer alan bilimsel görüşler ve yargısal uygulama ile şekillenmekteydi. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ispat hakkı” başlığını taşıyan 189.maddesinin 2.fıkrasında yer alan; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir. Böylece ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması esası getirilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınması ve delilin her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir. Bu yasal düzenleme öncesinde, hukuki nitelendirme açısından, öğretide nasıl bir yaklaşımın benimsendiğinin irdelenmesinde de yarar vardır: Berkin, usulsüz veya kanunsuz yahut hukuka aykırı yoldan elde edilmiş delile dayanılarak hüküm verilemeyeceği; örneğin posta memuru ile anlaşarak ele geçirilmiş ve mahkemeye sunulmuş olan başkalarına yazılmış mektupların veya evli erkeğin ilişki kurduğu ve ileride evlenmek istediği kadına yazdığı mektupların çalınarak boşanma davasında delil olarak kullanılmasının caiz olmadığı, görüşündedir(Bkz.Prof.Dr.Berkin N.Tatbikatçılara  Medeni Usul Hukuku Rehberi İst.s.734). Üstündağ, hukuka aykırı yollardan elde edilmiş olan delillerin değerlendirilmesi konusunda usul kanunumuzda bir hüküm bulunmadığını belirtmekte; sesin gizlice banda alınması  halinde buna daha sonra bir ispat vasıtası olarak dayanmanın mümkün olduğunu açıklamaktadır. Örnek olarak Alman Mahkemesinin kararı alınarak, bu karara göre, insan seslerinin konuşanın muvafakati olmaksızın tespiti kişilik haklarına bir saldırı olmakla beraber, gizli ses almayı haklı kılan nedenlerin mevcudiyeti halinde bu şekilde bir tecavüze müsaade edilmesi gerektiğinin kabul edildiğini belirtmektedir. Alman Mahkeme kararına esas teşkil eden olayda evli kadın, kocasına defalarca hakaret etmiş ve bütün bunları da mahkemede inkâr edeceğini de ilave etmiştir. Bunun üzerine koca açmayı tasarladığı boşanma davası için bu sahneleri teybe almıştır(Bkz.Prof.Dr.Üstündağ-S.Medeni Yargılama Hukuku C.1-II, İst.2000 S.267 ve 762). Prof.Dr.Pekcanıtez’e göre, kişilik haklarının, özel yaşam alanı ve sır alanının  ihlali sonucu elde edilen teyp bandı, fotoğraf, çalınmış veya el konulmuş aşk mektupları delil olarak değerlendirilemez. Hukuka aykırı olarak elde edilen delilin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı esas alınarak karar verilmeli ve bu konuda her somut olayda, o olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmalıdır. Bu konuda ihlal edilen kanun hükmü ile ispatlanmak istenen menfaat arasında amaca uygunluk hususu da esas alınmalıdır. Diğer taraftan gizli şekilde ele geçirilen tüm deliller hukuka aykırı delil olarak nitelendirilmemelidir. Örneğin bir telefon görüşmesinde, telefondaki ses yükseltici veya ikinci bir dinleme aleti sayesinde tarafların söylediklerinin duyulması sonucu yapılan açıklamalar ve bu konudaki tanıklık geçerli olmalıdır. Kişilik hakkının ihlali sonucu elde edilen delilin kullanılmasına hakkı ihlal edilen kişi izin verirse bu delil mahkemece  kullanılabilir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku, 2.Bası,Ankara 2001/s.390 vd.). Diğer taraftan, hukuka aykırı elde edilen delillerin değerlendirilmesi konusunda 01.10.2011 tarihine kadar Medeni Usul Hukukunda açık bir yasa hükmü olmadığı halde, gerek mülga 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Kanunu(CMUK) ’nda gerekse de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu(CMK)’nda açık düzenleme yapılmıştır. Mülga 1412 s. CMUK’nun 254/2.maddesinde ‘koğuşturma makamlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.’ Denilmiş; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Delillerin Ortaya Konulması Ve Reddi” başlıklı 206.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendinde “ortaya konulması istenilen delilin, kanuna aykırı olarak edilmesi halinde reddolunacağı” düzenlenmiştir. Burada sözü geçen hukuka aykırılıklardan birisi de özel hayata yapılan haksız müdahaledir. Ancak özel hayatın gizli alanı dediğimiz ve sadece bireyi ilgilendiren alana hiçbir şekilde müdahale edilemez. Örneğin kişinin cinsel yaşamı böyledir. Hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek bir delil elde edilmiş ise, bunu, kim, nasıl ve hangi amaçla elde etmiş olursa olsun söz konusu delil Ceza Mahkemesinde delil olarak kullanılamaz. Zira hayatın gizli alanı bir delil elde etme yasağı teşkil eder(Öztürk, B. Yeni Yargıtay Kararları Işığında Delil Yasakları ,Ank.1995, S.116 vd.). Yargısal uygulamada somut olayın özelliğine göre farklı yaklaşımlar olmakla birlikte temelinde bir delilin hukuka aykırı olarak elde edilmesi ile hukuka aykırı olarak yaratılmasının farklı olarak ele alındığı, hukuka aykırı yaratılan delilin hiçbir şekilde kabul edilmemesine karşın, hukuka aykırı olarak elde edilen delil konusunda olayın özelliğine göre farklı değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.09.2002 tarih ve 2002/2-617 E. 2002/648 sayılı kararında evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı boşanma davasında davalı kadına ait günlüğün delil olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışılmış ve kararda bu konuya ilişkin olarak aynen;“ ‘Zehirli ağacın meyveleri’ olarak ifade edilen hukuka aykırı olarak elde edilen  delillerin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.” tespiti yapıldıktan sonra yukarıda da işaret olunan öğretideki görüşlere yer verilmiş; ardından tarafların birlikte yaşadığı evde, davalı evi terk ettikten sonra kilitli olmayan yerden elde edilip mahkemeye sunulan zor ve tehdid ile ele geçirildiği savunulmayan ve davalı tarafından tutulduğu tartışmasız olan …defterin yukarıda anılan görüşler doğrultusunda delil olup olmadığı değerlendirilmiştir. Sonuçta: “öncelikli olarak özel hayatın gizliliğinin korunmasının esas olduğu; ancak somut olayın özelliğinin bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar içerdiği; kullanılan deliller çalınmış, tehdit ya da zorla elde edilmiş ise burada hukuka aykırılığın olacağı, hukuka aykırı yollardan elde edilmemiş delillerin ise yasak bir delil olarak değerlendirilemeyeceği; boşanma davasının zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir dava olduğu ve kocanın eşi ile birlikte yaşadıkları mekanda ele geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil olarak verilmesi halinde, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirileceği; aynı evde yaşayan kadının, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumda olduğu, kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde yada yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesinin, bu mekan eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdükleri bir yer olduğundan kadın için gizli mekan kabul edilemeyeceği; hiç kimsenin evindeki bir mekanda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamayacağı, özel hayatın gizli alanlarının, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren delillerle ispat edilebileceği” vurgulanarak davalıya ait günlük delil olarak kabul edilmiştir. Kararda üzerinde önemle durulan husus, delilin hukuki yollardan elde edildiğinin kabulüdür. Yine Hukuk Genel Kurulu’nun 28.05.2003 gün ve 2003/1-374 E- 2003/370 K. sayılı ilamında ise: davacı tarafça muvazaanın kanıtı olarak sadece video kaseti deliline dayanılmış; kararda video kasetinin hukuka aykırı delil olmamakla birlikte, murisin ses ve görüntüsünün kaydedildiği ortam, murisin ses ve görüntüsünün alındığı tarih itibariyle yaşlı, hastalıklar içinde kıvranan, hastaneden çıkmak için yardım bekleyen, her türlü etkiye açık bir kişi olması nedeniyle bu delilin başlı başına muvazaaya kanıt olamayacağı kabul edilmiştir. Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir. Vurgulanmalıdır ki, bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. Somut olaya gelince; Mahkemece, hükme esas alınan CD, davalı kadının rızası dışında kaydedildiği gibi sırf boşanma davasında delil olarak kullanılmak amacıyla bir kurgu sonucu oluşturulmuştur. O halde bu şekilde oluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkün değildir. Kaldı ki, bir an için delil olarak kabul edilse dahi ne CD içeriği, ne savcılık evrakı ve icra dosyaları ne de tanık beyanları davalının kusurlu olduğunu ispata yeterli bulunmamıştır. O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,  15.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 189Kaynağı aç
MADDE 189- (1) Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. (2) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. (3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. (4) Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. İspat yükü

Delilin elde ediliş biçiminin re'sen incelenmesi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2011/2-703 esas ve 2012/70 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, 6100 sayılı Kanun'un 189. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde delillerin elde ediliş biçimi mahkeme tarafından kendiliğinden göz önüne alınır. Delilin hukuka aykırı yollarla elde edildiği tespit edildiğinde, karşı tarafça bu yönde bir itiraz ileri sürülmemiş olsa dahi mahkemece delilin caiz olmadığına karar verilerek dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir.

Usulsüz elde etme ile usulsüz yaratma ayrımı

Hukuk Genel Kurulu, usulsüz elde edilen delil ile usulsüz yaratılan delil arasında temel bir ayrıma gitmiştir. Usulsüz elde edilen bir delilin somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi mümkün görülebilirken, usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir surette delil olarak kabulü olanaklı görülmemiştir.

2011/2-703 esas ve 2012/70 karar sayılı dosyada sunulan CD, davalının rızası hilafına kaydedilmesi yanında münhasıran boşanma davasında delil oluşturmak gayesiyle yapılan kurgu neticesinde vücuda getirilmiştir. Bu doğrultuda usulsüz yaratılmış nitelikte kabul edilen bu materyalin hükme dayanak yapılması mümkün bulunmamıştır.

Söz konusu kararda, CD kaydının bir an için delil kabul edilmesi ihtimalinde dahi içeriğin, savcılık evrakının, icra dosyalarının ve tanık anlatımlarının davalının kusurunu ispatlamaya kafi gelmediği belirlenmiş ve direnme kararı oybirliğiyle bozulmuştur.

Elektronik veriler ve ses kayıtlarının değerlendirilmesi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/17151 esas ve 2018/5463 karar sayılı ilamında, elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı niteliğindeki bilgi taşıyıcıların tek başlarına vakıaların ispatına kafi gelmediği, ancak diğer delillerle desteklendikleri takdirde hükme esas alınabileceği kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/17151, K. 2018/5463Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/17151 E.  ,  2018/5463 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından; kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Mahkemece, "kadın tarafından sunulan belge içeriğine göre davalı erkeğin başka kadınlarla facebook ve Outlook hesaplarından mesajlaştığı" gerekçesiyle, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek, davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'ilerine karar verilmiştir. Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar, diğer delillerle desteklendikleri takdirde "delil" olarak hükme esas alınabilir. Bu veriler tek başına vakıaların ispatına yeterli değildir. Davacı kadın tarafından davalı erkeğe ait olduğu ileri sürülen yazışmalar dosyaya sunulmuş, davalı erkek söz konusu hesaplarla bir ilgisinin olmadığını savunmuştur. Hükme esas alınan elektronik ortamdan elde edilen yazışma içeriklerinin yer aldığı belgede yer alan yazışmaların davalı erkeğe aidiyetine dair, kadının iddiası dışında herhangi bir delil bulunmamaktadır. Kim tarafından oluşturulduğu ve yazışmalarda geçen muhatapların kim olduğu belli olmayan, internet ortamı üzerinden yapılan görüşme kayıtları tek başına vakıaların ispatında dikkate alınamaz. Dosyada sözü edilen elektronik veriler dışında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizliği kabule elverişli ciddi sebep ve deliller tespit edilememiş, Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde yer alan çekilmezlik ve temelden sarsılma olgusu eldeki davada gerçekleşmemiştir. Bu durumda davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi doğru değildir. Ne var ki, boşanma hükmü temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir. 2-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde; a)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle yoksulluk nafakasında, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmamasına (TMK m.175) göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b)Maddi ve manevi tazminata (TMK m.174/1-2) hükmedilebilmek için, tazminat yükümlüsünün kusurlu talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir. Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere boşanmaya neden olan olaylarda, davalı erkeğe kusur olarak yüklenebilecek bir davranışın varlığının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle iken, davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/b bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 2/a bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 24.04.2018

Aynı dosyada, kim tarafından oluşturulduğu ve görüşmedeki muhatapların kimler olduğu anlaşılamayan internet ortamı yazışmaları, ilgilinin bu hesaplarla irtibatı bulunmadığı savunması karşısında tek başına ispat vasıtası olarak dikkate alınmamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/20550 esas ve 2018/9193 karar sayılı ilamında ise dosyaya ibraz edilen ses kaydı hukuka aykırı delil niteliğinde sayılarak hükme esas alınmamıştır. İlgili uyuşmazlıkta toplanan diğer deliller çerçevesinde kusur tespiti cihetine gidilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/20550, K. 2018/9193Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/20550 E.  ,  2018/9193 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, reddedilen maddi ve manevi tazminat talepleri ve nafakaların miktarı yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri, nafakalar ve velayet yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı erkeğin tüm, davacı-davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Mahkemece boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarından bahisle her iki tarafın açmış olduğu boşanma davalarının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Dosyaya sunulan ses kaydı hukuka aykırı delil niteliğinde olup hükme esas alınamaz. Mahkemece toplanan diğer delillere göre ise; erkeğin eşine birden çok kez fiziksel şiddet uyguladığı, eşine ve eşinin ailesine hakaret ettiği ve birlik görevlerini ihmal ettiği,buna karşılık kadının da eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya neden olan olaylarda davacı-davalı kadına oranla davalı-davacı erkeğin daha kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-davalı erkek ağır kusurlu olup, bu kusurlu davranışlar kadının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımaktadır. Kadın yararına TMK m. 174/1-2 koşulları oluşmuştur. O halde davacı-davalı kadın lehine tarafların sosyal, ekonomik durumları kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi (TMK m. 4, TBK m. 50 ve 51) dikkate alınarak uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdiri gerekirken hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 4-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı-davalı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda l. Bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Fatih'e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 143.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran Merve'ye geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 13.09.2018 (Per.)

Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/20574 esas ve 2018/9685 karar sayılı ilamında, hükme dayanak kılınan ses kaydının hukuka aykırı delil teşkil ettiği ve kusur tayininde dikkate alınamayacağı belirtilmiştir. Ses kaydı dışındaki delillerle sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği kanıtlanamamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/20574, K. 2018/9685Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/20574 E.  ,  2018/9685 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından tazminatların miktarı, reddedilen tedbir ve yoksulluk nafakası, çocuk lehine hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Mahkemece davalı-davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının reddine, davacı-davalı kadının boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; hükme esas alınan ses kaydı hukuka aykırı delil niteliğinde olup kusur belirlemesinde hükme esas alınamaz. Toplanan diğer delillerden davalı-davacı erkeğe mahkemece kusur olarak yüklenen sadakat yükümlülüğün ihlali vakıasının kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeple kadının boşanma davasının da reddi gerekirken, kabulü doğru olmamıştır. Ne var ki, hükmün bu bölümü temyizin kapsamı dışında bırakıldığından bu husus bozma sebebi yapılmamış, yanlışlığa işaret edilmekle yetinilmiştir. 2-Temyiz nedenlerine hasren yapılan incelemeye gelince; a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Boşanma sonucu tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, talep eden eşin ise kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir. Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeple davalı-davacı erkeğin boşanmayı gerektiren kusurlu bir davranışı ispatlanamamıştır. Bu nedenle davalı-davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. c-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk… yararına hükmedilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/b ve 2/c bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 2/a bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.09.2018 (Prş.)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/16661 esas ve 2018/5566 karar sayılı ilamında yargılama sürecinde toplanan deliller doğrultusunda kadının güven sarsıcı tutum sergilediği saptanarak erkeğin dava açmakta haklı olduğu sonucuna varılmış, ilk derece mahkemesinin ret kararı bozulmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/16661, K. 2018/5566Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/16661 E.  ,  2018/5566 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma- Tedbir Nafakasının Kaldırılması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Mahkemece; dinlenen tanık beyanının soyut, yer ve zaman belirtmeyen beyanlar olup karar vermeye yeter nitelikte bulunmadığı, davacı tarafça sunulan ses kaydında bulunan ve çözümü yapılan konuşmaların ise elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıların ancak diğer delillerle desteklendikleri takdirde delil olarak hükme esas alınabileceği, elektronik veriler dışında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizliği kabule elverişli ciddi sebep ve deliller tespit edilemediği kanaatine varılamadığı gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; kadının güven sarsıcı davranışlarının olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu husus gözetilmeden davanın reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 2-Davacı erkek; dava dilekçesinde tedbir nafakalarının kaldırılması talebinde bulunmuştur. Dava açılırken alınan başvuru harcı, dava dilekçesindeki isteklerin tümünü kapsar. Davacı erkeğin tedbir nafakalarının kaldırılması talebi boşanmanın eki niteliğinde olmayıp nispi harca tabidir. Bu talep nedeniyle davanın açılması esnasında nispi harç alınmadığı gibi bu eksiklik yargılama sırasında da giderilmemiştir. Nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamaz. Mahkemece, davacı erkeğe nispi harcın ikmali için süre verilmesi (Harçlar Kanunu m. 30-32) harç noksanlığı giderildiği takdirde, bu talebin esasının incelenmesi ve hasıl olacak sonuca göre olumlu veya olumsuz karar verilmesi, harcın ikmal edilmemesi halinde ise Harçlar Kanununun 30. maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken, belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.04.2018

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019/3848 esas ve 2020/156 karar sayılı ilamında da delillerin takdirinde isabetsizlik görülmeyerek temyiz istemleri reddedilmiş ve bölge adliye mahkemesi hükmü onanmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/3848, K. 2020/156Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2019/3848 E.  ,  2020/156 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından her iki dava ve fer'ileri yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 14.01.2020 günü temyiz eden davacı-karşı davalı … ile vekili Av. … ve karşı taraf davalı-karşı davacı … vekili Av. … geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 2.540 TL. vekalet ücretinin Ramazan'dan alınıp Seher'e verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 218.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 14.01.2020 (Salı) KARŞI OY YAZISI Taraflarca evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak karşılıklı boşanma davaları ikame edilmiş, ilk derece mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek, her iki boşanma davası ve ferilerine ilişkin hüküm kurulmuş, ilk derece mahkemesinin bu kararı; taraflarca istinaf edilmiştir. İtiraz üzerine inceleme yapan bölge adliye mahkemesi “kadının annesiyle yaptığı telefon görüşmelerine ilişkin ses kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğundan hükme esas alınamayacağı açıktır. Bu durumda evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı erkek tamamen kusurlu olup, kadının kusurunun bulunduğu ise kanıtlanamamıştır” gerekçesi ile erkek eşin tam ve kadın eşin ise kusursuz olmasının anlaşılmasına göre kadının davasının kabulüne erkeğin davasının reddine karar vermiştir. Hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından her iki dava ve ferilerine ilişkin temyiz edilmiştir. Davacı erkeğin, kadının "güven sarsıcı davranışı olduğuna dair " iddiasını ispata yönelik sunulan ses kaydı mevcut olup " kaydın kadının rızası dışında alınmış olması, kadının ilgili konuşma kayıtlarını kabul etmemiş bulunması ve açıkça hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu" sabit görülerek bu kayıt delil olarak değerlendirilmemiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.05.2013 tarih, 2012/5-1270 esas ve 2013/248 karar sayılı ilamında açıkça işaret edildiği üzere; kişinin kendisine karşı işlenmekte olan suça ilişkin delil elde etmek amacıyla yapılan kaydın hukuka uygunluğu “bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmaması” ve “yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumların varlığı" şeklinde gelişen iki koşula bağlanmıştır. Doktrınde de desteğini bulan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu yorumu; kişilerin mağduru oldukları bir olay ve haksız saldırı nedeniyle delilleri koruma imkanına kavuşmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusu olacaktır. Somut olayda da aynı özellikte bir durum söz konusudur. Şöyle ki; davacı kocanın davalı eşini, söz konusu konuşmayı yapmaya zorlaması, ona yönelik bir plan kurması ve-veya kayda ilişkin bir düzenek kurması söz konusu olmayıp; davalı-karşı davacı kadın eşin "güven sarsıcı" davranışına ilişkin konuşmalarına tesadüfen tanık olan ve bu durumun tespitine ilişkin başkaca bir imkanı mevcut bulunmayan davacının bu konuşmayı delil olarak kullanmak amacıyla kayda alması hayatın olağan akışına uygundur. Hayatın olağan akışına ve hakkaniyet ilkesine uygun olan bu durumun hukuka aykırılığından söz edilemez. Bu itibarla söz konusu ses kaydının delil olarak kabulü ile davacı-karşı davalı erkeğin davasının kabulüne karar verilmesi ve hükmün bu sebeple bozulması gerekir. Bozma sebebine göre de yeniden hüküm kurulması zorunlu hale gelen karşı davacı kadının davasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmelidir. Bu sebeple sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.

Boşanma, kusur ve fer'î sonuçlar

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin birinci fıkrasına göre ortak yaşamı sürdürmenin taraflardan beklenemeyeceği derecede evlilik birliğinin sarsılması durumunda eşlerden her biri dava açabilir. İkinci fıkra gereğince davacının kusuru daha ağır olduğu takdirde davalı itirazda bulunabilir; buna karşılık itirazın dürüstlük kuralıyla bağdaşmaması ve evliliğin devamında davalı ile ortak çocuklar açısından korunmaya değer bir menfaat kalmaması durumunda boşanmaya hükmolunabilir. Maddenin dördüncü fıkrası doğrultusunda ise boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılan davanın reddedilip kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat kurulamamışsa temelden sarsılma olgusu gerçekleşmiş sayılır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

2016/17151 esas sayılı uyuşmazlıkta, elektronik deliller dışında Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinde düzenlenen temelden sarsılma olgusunun somut olayda gerçekleşmediği saptanmış, ancak davanın reddi gerekirken verilen boşanma hükmü temyiz edilmediğinden bozma konusu yapılmamıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu olması, talep eden tarafın ise kusursuz veya diğerine kıyasla daha az kusurlu bulunması aranır. Boşanmaya yol açan hadiseler neticesinde kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf manevi tazminat talep edebilir. Kusur ispatlanamadığında tazminat taleplerinin kabulü bozulmaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Buna mukabil, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi gereğince boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla nafaka isteyebilir ve nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz. 2016/17151 esas sayılı ilamda yoksulluk nafakası yükümlüsünün kusurunun aranmaması ilkesi doğrultusunda bu yöndeki itirazlar reddedilerek onama kararı verilmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

2016/20550 esas sayılı uyuşmazlıkta, toplanan diğer delillerden erkeğin eşine birden fazla kez fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve birlik görevlerini ihmal ettiği; kadının da eşine yönelik fiziksel şiddet ve hakarette bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece erkeğin ağır kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir.

Ceza Kanunu kapsamındaki kayıt ve ifşa yasakları

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 133. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya ses alma cihazı ile kaydeden kişi cezalandırılır. Maddenin ikinci fıkrasında ise kişinin katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi diğer konuşanların rızası hilafına ses alma cihazı ile kayda alması yaptırıma bağlanmıştır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 133Kaynağı aç
Madde 133- (1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) (Değişik: 2/7/2012-6352/80 md.) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur. Özel hayatın gizliliğini ihlal

Aynı maddenin 6352 sayılı Kanun ile değişik üçüncü fıkrasına göre, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır; verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı ceza tatbik edilir.

Gizli ses kaydına itiraz edilmezse mahkemece delil sayılır mı?

Hayır. Hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller, karşı tarafça açıkça itiraz ileri sürülmese dahi mahkeme tarafından re'sen caiz görülmeyerek değerlendirme dışı bırakılır.

Boşanma davası için özel kurgulanan CD delil olur mu?

Hayır. Karşı tarafın rızası dışında ve münhasıran boşanma davasında kullanılmak üzere kurgu yoluyla oluşturulan kayıtlar usulsüz yaratılmış delil sayılır ve hükme esas alınamaz.

Elektronik görüntü ve ses kayıtları davayı tek başına ispatlar mı?

Elektronik ortamdaki ses, görüntü ve fotoğraf verilerinin tek başlarına vakıayı ispata yetmeyip başka delillerle desteklenmesi gerektiği yönünde hüküm kurulabildiği gibi, dosyaya sunulan ses kaydının hukuka aykırı delil niteliğinde görülerek hükme esas alınmadığı durumlar da mevcuttur.

Boşanmada tazminat ve nafakada kusur şartı nasıldır?

Maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmek için karşı tarafın kusurlu, talep edenin ise kusursuz veya daha az kusurlu olması zorunludur; buna karşılık yoksulluk nafakasında nafaka borçlusunun kusuru aranmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu