Boşanma Davasında Nafaka, Tazminat ve Velayet Esasları

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davasında Nafaka, Tazminat ve Velayet Esasları

Evlilik birliğinin boşanma yoluyla sona ermesi durumunda mahkeme; eşlerin mali hakları ile ortak çocukların geleceğine ilişkin fer'i nitelikteki talepleri karara bağlar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çerçevesinde boşanmanın sonuçları maddi tazminat, manevi tazminat, yoksulluk nafakası, ortak çocukların velayeti, çocukla kişisel ilişki kurulması ve iştirak nafakası başlıkları altında düzenlenmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri

Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zarar gören kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu olan diğer eşten uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya yol açan olaylar sebebiyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş ise aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince kusurlu eşten manevi tazminat talebinde bulunma hakkına sahiptir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/9268 Esas ve 2024/7794 Karar sayılı ilamına konu uyuşmazlıkta; eşine müstakil bir konut temin etmeyip ailesi ile birlikte yaşatan ve cinsel ilişkiyi sağlayamayan erkeğin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tam kusurlu olduğu, kadının maddi desteği yitirmesi ile menfaatlerinin zedelendiği ve kişilik haklarının ihlal edildiği yönündeki bölge adliye mahkemesi kabulü dosya kapsamına ve toplanan delillere uygun bulunarak onanmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9268, K. 2024/7794Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/9268 E.  ,  2024/7794 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/983 E., 2023/829 K. KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ : Elazığ 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/319 E., 2022/246 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve ziynet alacağı ve çeyiz eşyası alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'ilere, ziynet alacağı davasının kabulüne ve çeyiz eşyası alacağı hakkında ise karar verilmesine yer olmadığı karar verilmiştir. Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 2016 yılında evlendiklerini, davalının nişanlılık döneminde ayrı konut açacağına, ev eşyası alacağına söz vermesine rağmen sözünü tutmadığını, evlendikten sonra tarafların erkeğin annesi ile aynı evde yaşadıklarını, erkeğin düğün gecesi kardeşlerine hastaneden rapor alacağını söyleyerek evden çıkıp gittiğini, geç saatlerde eve döndüğünü, 3 ay bir arada kalmalarına rağmen cinsel birliktelik yaşamadıklarını, davacının bakire olduğunu, erkeğin tıbbi destek almadığını, kadını oyaladığını, erkeğin annesinin her şeye müdahale ettiğini, erkeğin ise annesinin müdahalesine sessiz kaldığını, eve geç geldiğini, kadına sevgi saygı göstermediğini, bir gece eve alkollü geldiğini, huzursuzluk çıkarıp kadını istemediğini söylediğini, kadını alıp götürmesi için kadının ailesine haber verdiğini, kadının kardeşi geldiğinde kardeşine saldırdığını, kadın araya girince kadına da şiddet uyguladığını, davacının bu olay sonrasında kardeşi ile birlikte baba evine döndüğünü, tarafların 2016 yılının sonundan beri ayrı yaşadıklarını, erkeğin kadına hakaret ettiğini beyan ederek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, davacı lehine 150.000,00 TL maddî, 150.000,00 TL manevî tazminata, aylık 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasına, nafakanın her yıl ÜFE oranında arttırılmasına, nişan günü takılan 3.000,00 TL ile düğünde taraflara takılan 18.000,00 TL nakdi paranın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL ziynet alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, çeyiz eşyalarının aynen iadesine, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde tespit edilecek değerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle, evlenmeden önce davacıya ayrı konutta yaşayacaklarına dair söz verildiği iddialarının gerçeği yansıtmadığını, erkeğin babasının yaşlı annesine baktığı için taraflarla aynı evde kalmadığını, erkeğin annesinin ise yılın büyük bir bölümünü İstanbul ilinde geçirdiğini, erkeğin annesinin tarafların evliliğinden sonra aralarında çıkan sorunları çözebilmek amacıyla taraflarla aynı evde kaldığını, evlendikten kısa bir süre sonra kadının huzursuzluk ve kıskançlık çıkardığını, yalnızca 15 gün bir arada kaldıklarını, düğün günü davacının yengesi vefat ettiği için kadını cinsel birliktelik kurmaya zorlamak istemediğini, sonrasında da kadının uzak durduğunu, kadının erkek kardeşinin erkeğe "erkek değilsin" şeklinde hakaret ettiğini, kadının erkek kardeşinin kadını baba evine götürdüğünü, erkeğin ailesi barışmak için gittiğinde ise kadının ailesinin hakaretleri ile karşılaştıklarını, dava dilekçesinde talep edilen 21.000,00 TL nakit paradan 3.000,00 TL'nin nişanda takıldığını, davacının diş tedavisini yaptırması için davacıda kaldığını, düğünde takılan 18.000,00 TL'nin ise düğün masrafları için kullanıldığını, çeyizleri teslime hazır olduğunu, ziynet eşyalarının düğünden sonra kuyumcuya emanet edildiğini, taraflar ayrı yaşamaya başladıktan sonra davacının tek başına kuyumcuya giderek ziynetlerin kuyumcudan aldığını böylece ziynet eşyalarının davacının uhdesinde kaldığını beyan ederek tarafların boşanmalarına, davacının nafaka, maddî-manevî tazminat, ziynet eşyası alacağı talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; boşanma davası yönünden; tarafların 23.08.2016 tarihinde evlendikleri, aralarında cinsel ilişkinin kurulamadığı, kadının evlenmelerinden yaklaşık 3 ay sonra "bakire" olarak ortak evden ayrıldığı, tarafların ayrı yaşadıkları, bundan sonra bir araya gelerek evlilik birliğini yürütemeyecekleri, evlilik birliğinin fiilen bittiği ayrıca kurulan evlilik birliğinin bundan sonra taraflara ve topluma bir fayda sağlamayacağı tüm dosya kapsamı ve alınan tanık beyanlarıyla da sabit olduğu, kadının erkeğin ailesinden ayrı, bağımsız ve yemek hazırlamak gibi diğer sosyal ihtiyaçlarını aile saadeti ile özgürce karşılayabileceği ortak konutlarında yaşama talebi hakkı olup evlilik süresince taraflar arasında bu durumun gerek erkek gerekse ailesinden dolayı sağlanamadığı, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin raporlarında, tarafların her ikisinin de cinsel ilişkiye girmelerine engel teşkil edecek ruhsal veya anatomik herhangi bir rahatsızlıklarının bulunmadığının bildirildiği, cinsel ilişkiye kadının karşı koyduğunu kabule yeterli dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, gerçekleşen bu duruma göre, cinsel ilişkiyi sağlayamayan erkeğin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusurlu kabul edilmesi gerektiği, erkeğin tam kusurlu olduğu, kadının boşanma ile yoksulluğa düşeceği, kadının ziynet alacağı davası yönünden; düğünde takılan ziynet eşyası ve takı paraları Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2013/14221 Esas 2013/19444 Karar sayılı ilamı ile de sabit olduğu üzere, eşler arasında aksine bir anlaşma ya da bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça hangi eşe takılırsa takılsın eşlerden kadına ait sayılacağının belirtildiği, bu fiili karinenin aksini iddia eden bunu kanıtlamakla mükellef olduğu, erkek kendisine ait olduğunu ve/veya söz konusu ziynet eşyalarının evin ihtiyaçları için bozdurulduğunu, harcandığını ispat edemediği gibi, bu şekilde yapılan bir harcamanın erkeği iade borcundan kurtaramayacağı, ancak erkek bunların iade edilmemek üzere kendisine verildiğini ispatla mükellef olacağı, gerek tanık beyanlarından gerekse dosyadaki belgelerden de bu şekilde bir ispatın olmadığı gerekçesiyle, kadının çeyiz eşyası alacağı yönünden ise; kadının çeyiz eşyasına yönelik talebin yargılama devam ederken teslim alındığı gerekçesiyle kadının boşanma davasının kabulüne, tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi gereği boşanmalarına, kadın yararına aylık 1.500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, nafakanın devam eden yıllarda kararın kesinleşmesi tarihi itibariyle ÜFE oranında arttırılmasına, kadın lehine 25.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata, kadının ziynet alacağı davasının kabulüne, 6 adet 22 ayar toplamda:140 gram bilezik , gramı 420,00 TL'den toplam 58.800,00 TL, 1 adet beşibiryerde altın, 15.375,00 TL, 5 adet tam altın tanesi 3.075,00 TL'den toplam 15.375,00 TL, 34 adet çeyrek altın tanesi 746.00TL'den toplam 25.364,00 TL, beyan edilen ziynet eşyalarının toplam beher değeri fiyatı: 114.914,00 TL'nin aynen iadesine, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde toplam 114.914,00 TL'nin 2.000,00 TL sinin dava tarihi olan 24.08.2020 tarihinden, 112.914,00 TL sinin ıslah tarihi olan 24.01.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kocadan alınarak kadına verilmesine, düğün günü takılan 21.000,00 TL nakit paranın dava tarihi olan 24.08.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kocadan alınarak, kadına verilmesine, kadının çeyiz eşyasına yönelik talepleri konusuz kaldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde; boşanma davasının kabulü, kusur tespiti, maddî ve manevî tazminat, davacı lehine hükmedilen nafakalar, ziynet ve para alacağı, çeyiz eşyalarına ilişkin davacı lehine hükmedilen vekâlet ücreti yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların 23.08.2016 tarihinde evlendikleri, aralarında cinsel ilişkinin kurulamadığı, Adli Tıp raporlarında, tarafların her ikisinin de cinsel ilişkiye girmelerine engel teşkil edecek ruhsal veya anatomik herhangi bir rahatsızlıklarının bulunmadığının tespit edildiği, cinsel ilişkiye kadının karşı koyduğunu kabule yeterli dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, gerçekleşen bu duruma göre, İlk Derece Mahkemesinin cinsel ilişkiyi sağlayamayan, müstakil konut tahsis etmeyip eşini ailesi ile aynı evde yaşatan erkeğin, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tam kusurlu olduğu yönündeki kabulünün dosya kapsamına ve toplanan delillere uygun olduğu, kadının boşanma sonucunda en azından erkeğin maddî desteğini yitireceği, mevcut ve beklenen menfaatlerinin zarar göreceği, boşanmaya sebep olan olayların kadının kişilik haklarının ihlali niteliğinde olduğu, kadın yararına maddî ve manevî tazminatın şartlarının oluştuğu, kadın yararına hükmedilen tazminat takdiri ve miktarının hakkaniyete uygun olduğu, kadının dava açmakla ayrı yaşamaya hak kazandığı, çalışmadığı, sürekli ve düzenli bir gelirinin bulunmadığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakası takdirinin ve miktarın usul ve yasaya uygun olduğu, davalı erkek vekilinin ziynet alacağına yönelik istinaf talebinin incelemesinde; davacı kadın dava dilekçesinde; nişanda 3.000,00 TL nakit para, düğünde 12 adet toplam da 280 gram bilezik, 5 adet tam altın, 4 adet yarım altın, 34 adet çeyrek altın, 1 adet beşi bir yerde altın, ve yaklaşık 18.000,00 TL nakit para takıldığını, ziynet eşyalarından yalnızca 6 adet bileziğin kendisinde kaldığını, geri kalan ziynet eşyalarının davalı erkek tarafından alındığını iddia ettiği, 24.01.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile kuyumcu raporu ile belirlenen miktar üzerinden talebini ıslah ettiği, erkek ise takılan altınların kadında olduğu savunmasında bulunduğu, dinlenen tanık beyanları ve dosya içeriği ile; varlığı ispat edilen ziynetlerin erkek tarafından alındığı ve iade edilmediğinin sabit olduğu, erkeğin ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere tarafına verildiğini, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup harcandığını da ispat edemediği, İlk Derece Mahkemesinin ziynet alacağına yönelik davanın kabulü kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davalı tarafça cevap dilekçesinde düğünde takılan nakit paranın düğün masrafları için kullanıldığı ikrar edildiğinden kadın düğünde takılan 18.000,00 TL yönünden iddiasını ispatladığı; İlk Derece Mahkemesince düğünde takılan 18.000,00 TL yönünden kabul kararı verilmesinin isabetli olduğu, ancak nişanda takılan 3.000,00 TL yönünden; iddianın ileri sürülüş şekline göre ispat külfetinin kadın üzerinde olduğu, kadın nişanda takılan paranın erkek tarafından alındığını, erkek ise diş tedavisi için kadında bırakıldığını iddia ettiği, toplanan delillere göre; kadın nişanda takılan 3.000,00 TL yönünden iddiasını ispatlayamadığı; nişanda takılan 3.000,00 TL nakit para yönünden talebin reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün hatalı olduğu, davalı vekilinin çeyiz eşyalarına yönelik davacı lehine hükmedilen vekâlet ücreti yönünden istinaf talebinin yapılan incelemesinde; taraf vekillerinin 21.01.2022 tarihli karar duruşmasında, çeyiz eşyalarının kadına teslim edildiğini beyan ettikleri, Mahkemece konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, haklılık durumuna göre erkek aleyhine vekâlet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle erkek vekilinin takı parası alacağına yönelik istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle "Davacının takı parası alacağı talebinin kısmen kabulüne, 18.000,00 TL'nin dava tarihi olan 24.08.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı erkekten alınarak alınarak, davacı kadına verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, erkeğin sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde; kısa süren evlilikte kusurları kabul etmediğini, kadının kusurlu olduğunu, ziynetlerin kadında olduğunu ileri sürerek kusur belirlemesi, kadının kabul edilen her iki davası yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, boşanma davasının ve ziynet alacağı davasının kabulünün yerinde olup olmadığı, nafakalar ve tazminatlar noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 175 inci, 220 nci, 222 nci ve 226 ncı maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Maddi tazminat istemi toptan ödenebileceği gibi taksitler halinde ödenmesine de hükmedilebilir. Manevi tazminatın taksitle ödenmesi ise mümkün olmayıp tek seferde ve bütün olarak ifası şarttır. Taksit biçiminde kararlaştırılan maddi tazminat, alacaklı eşin yeniden evlenmesiyle veya eşlerden birinin ölümü halinde kendiliğinden ortadan kalkar. Tazminat alacaklısının resmi nikah olmaksızın fiilen evli gibi yaşaması, haysiyetsiz hayat sürmesi veya yoksulluğun son bulması durumlarında ise tazminat mahkeme kararı ile kaldırılabilir.

Yoksulluk Nafakası Şartları ve Sona Erme Nedenleri

Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi uyarınca boşanma neticesinde yoksulluğa düşecek eş, boşanmadaki kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir; nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yerleşik içtihatlarında; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür ve eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri bulunmayan kişilerin yoksulluğa düşmüş veya düşecek sayılması gerektiği değerlendirilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/9268 Esas ve 2024/7794 Karar sayılı onama ilamında, dava açılması ile ayrı yaşamaya hak kazanan, çalışmayan ve sürekli ile düzenli bir geliri bulunmayan eş lehine, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile hakkaniyet ilkesi gözetilerek tedbir ve yoksulluk nafakası takdir edilmesine ilişkin mahkeme değerlendirmesi usul ve yasaya uygun görülmüştür.

Hükmedilen yoksulluk nafakası, nafakayı alan eşin yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin vefatı durumunda kendiliğinden düşer. Alacaklı eşin evlenme akdi olmadan fiilen biriyle evliymiş gibi yaşaması, haysiyetsiz hayat sürmesi ya da nafaka alacaklısının yoksulluk durumunun ortadan kalkması durumunda ise mahkeme kararıyla nafaka kaldırılır.

Velayet Düzenlemesi, Kişisel İlişki ve İştirak Nafakası

Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkeme, boşanma veya ayrılığa karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Boşanma sonrasında hâkim çocuğun üstün yararını gözeterek velayet hakkına sahip olacak eşi belirler; velayet tek bir tarafa bırakılabileceği gibi ortak velayet şeklinde de kullanılabilmektedir.

Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkeme kararında, çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair düzenlemenin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde çocuğun menfaatine aykırı olmamak koşuluyla velayetin değiştirilebileceğini taraflara açıkça ihtar eder. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2022/10960 Esas ve 2023/2228 Karar sayılı onama ilamına konu uyuşmazlıkta da belirtildiği üzere idrak çağındaki çocuğun velayet ve kişisel ilişki düzenlemesinde görüşünün sorulması ve uzman incelemesi yapılması eksikliği giderilmesi gereken bir husus olarak değerlendirilmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10960, K. 2023/2228Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/10960 E.  ,  2023/2228 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/225 E., 2022/882 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm tesisi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Aile Mahkemesi SAYISI : 2017/638 E., 2019/743 K. Taraflar arasındaki boşanma ve ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve kararda belirtilen ziynet eşyalarının kadına iadesine karar verilmiştir. Kararın davalı erkek tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi ziynet alacağı davası yönünden başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle karar vermiş; velâyet, kişisel ilişki ve çocuk lehine hükmedilen nafakalar yönünden ise kararda belirtilen eksiklikler tamamlanarak karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine ve davalı erkeğin sair istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen nafakalar ve tazminatlar yönünden, davalı kadın vekili tarafından ise ziynet alacağı davasının kısmen reddine yönülik temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Katılma yoluyla temyiz, asıl temyiz talebine sıkı sıkıya bağlıdır. Davalı erkek ziynet alacağı davası yönünden hükmü temyiz etmediğine göre, ziynet alacağı davası yönünden kadının katılma yoluyla temyiz hakkı bulunmamaktadır. Katılma yolu ile temyize başvuran kadın ziynet alacağı davası yönünden hükmü temyiz edemeyeceği gibi, dosya içeriğine göre reddedilen ve kadın tarafından temyize konu edilen 17 adet çeyrek altının değeri Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 107.090,00 TL’nin de altındadır. Bu itibarla, kadının reddedilen ziynet alacağı taleplerine dair temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı erkeğin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; erkeğin eve geç geldiğini, eşi ve çocuğuyla ilgilenmediğini, geç gelmesi konusunda yalanlar söylediğini, başka kadınla ilişki yaşadığını ve durumun ortaya çıkmasından sonra evi terk ettiğini, bir yıl sonra eve döndüğünü, tarafların barıştıklarını ancak 2015 yılında yeniden evi terk ederek boşanma davası açtığını, açtığı davanın reddedildiğini, evin ihtiyaçlarını karşılamadığından kadının evlere temizliğe gitmeye başladığını, taraflar arasında sevgi ve saygı kalmadığını, evlilikte tarafların birbirini rencide edici söz ve davranışlardan kaçınmalarının gerekli olduğunu, düğünde takılan ziynet eşyalarının alındığını ve iade edilmediğini iddia ederek; tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, çocuk yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına aylık 1.500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına ve 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminat ile dilekçede belirtilen ziynet eşyalarının aynen teslimine, aynen teslim mümkün olmadığı takdirde şimdilik 5.000,00 TL bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davacı kadın vekili 30.12.2018 tarihli dilekçesiyle ziynet alacağı davasını ıslah etmiş ve ziynet eşyalarının aynen teslimini, aynen teslim mümkün olmadığı takdirde 17.043,00 TL bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Dava dilekçesi davalı erkeğe 26.08.2017'de usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı erkek süresi içinde cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşine psikolojik ve fiziksel şiddet uygulayan, onu aşağılayan, hakaret ve küfür eden, birlik görevlerini yerine getirmeyen, eşine ve çocuğuna zaman ayırmayan erkeğin tam kusurlu olduğu, çocuğun anne yanında olup anneye alışkın olması nedeniyle velâyetinin anneye verilmesinin … yararına olduğu ve kadın lehine tazminat ve nafakalara hükmedilmesinin yasal koşullarının bulunduğu gerekçesi ile; davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilerek baba ile çocuk arasında kararda belirtilen zamanlarda kişisel ilişki kurulmasına, aylık 500,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile aylık 1.000,00 TL tedbir ve 750,00 TL yoksulluk nafakasının ve 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine ve ziynet alacağı davasının kabulü ile kararda belirtilen ziynetlerin kadına aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedelinin ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı erkek istinaf dilekçesinde özetle; erkeğin kusurunun ispatlanmadığını, tanığının dinlenmediğini, kadın lehine tazminat ve nafakalara hükmedilmesinin yasal koşullarının oluşmadığını, kadının çalıştığını ve yoksulluğa düşmediğini, çocuğun velâyetinin anneye verilmesinin ve çocuk lehine nafakalara hükmedilmesinin … olmadığını, ziynet alacağı davasının ispatlanmadığını belirterek boşanma hükmü, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar, velâyet ve kabul edilen ziynet alacağı davası yönünden istinafa başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin cevap dilekçesinin süresinde olmaması nedeniyle delillerinin toplanmamasının yerinde olduğu, erkeğin İlk Derece Mahkemesince kabul edilen kusurlarının ispatlanmış olması ve kadının da kusursuz olması nedeniyle boşanma davasının kabulünde hukuka aykırılık bulunmadığı, kadın lehine tazminat ve nafakalara hükmedilmesinin yasal koşullarının bulunduğunu, velâyet konusunda idrak çağında bulunan ortak çocuğun görüşüne başvurulmamasının ve uzman raporu alınmasının … olmadığı, eksiklikler giderildikten sonra velâyet, kişisel ilişki ve çocuk lehine nafakalar konusunda karar verilmesinin uygun olacağı; ziynet alacağı davasında kadına özgü ziynet eşyası olmayan ve erkeğe takıldığı anlaşılan 17 adet çeyrek altın yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken erkek aleyhine 17 adet çeyrek altına da hükmedilmesinin … olmadığı, kadının sair ziynet taleplerini ispatlamış olduğu gerekçesi ile; velâyet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası yönünden kararda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, ziynet alacağı davası yönünden yeniden hüküm tesisine ve kararda belirtilen ziynet eşyalarının kadına aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedelinin ödenmesine, reddedilen ziynet alacağı talepleri yönünden erkek lehine vekâlet ücreti takdirine ve erkeğin sair istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 2.Bölge Adliye Mahkemesinin 17.10.2022 tarih ve 2020/225 Esas, 2022/882 Karar sayılı ek kararı ile kadının ziynet alacağı davasında Bölge Adliye Mahkemesince aleyhine hükmedilen vekâlet ücretine ilişkin maddi hatanın düzeltilmesi talebinin, erkeğin vekili bulunmadığından kabulüne ve ziynet eşyasının reddedilen kısmı açısından kadın aleyhine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili ve davalı erkek temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı kadın vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; erkeğin kadının kabul edilen ziynet alacağı davası yönünden istinaf başvurusu bulunmadığı halde Bölge Adliye Mahkemesince ziynet alacağı davası yönünden kadın aleyhine hüküm tesis edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı erkek temyiz dilekçesinde özetle; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin kusurunun bulunmadığını, sadakatsizlik iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacı kadının çalıştığını ve yoksulluğa düşmediğini, kadın lehine tazminatlara hükmedilmesinin yasal koşullarının bulunmadığını ve duruşmada bulundurduğu tanığının dinlenmediğini iler sürerek boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar ve kadın lehine hükmedilen nafakalar yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkân vermeyecek bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, erkeğin süresinde cevap dilekçesi sunmamış olması nedeniyle kadına kusur yüklenemeyeceğinden, erkeğe yüklenen kusurların gerçekleşip gerçekleşmediği ve buna bağlı olarak davanın kabulü ile kadın lehine boşanmanın fer'îlerine hükmedilmesinin … olup olmadığı ve fer'î miktarlarının hakkaniyete uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanunun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 … maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü, 175 … ve 330 uncu maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 … maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 … maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen …, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı kadın vekili ve davalı erkek tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı kadın vekilinin reddedilen ziynet alacağı taleplerine yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2.Davalı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Velayetin icrası kendisine bırakılmayan eş ile müşterek çocuk arasında sağlık, eğitim ve ahlaki gelişim yararları korunarak kişisel ilişki kurulur. Velayeti almayan taraf, çocuğun bakım ve yetiştirilme masraflarına ekonomik olanakları ölçüsünde katılmakla yükümlüdür; bu yükümlülük iştirak nafakasıdır. Talep edilmesi halinde hakim, bu katkının sonraki yıllarda tarafların sosyal ve iktisadi vaziyetlerine uygun biçimde ne miktarda ödeneceğini tayin edebilir. Çocuğun kişisel ilişkisinin değiştirilmesi, genişletilmesi ya da sonlandırılması boşanma sonrasında ayrı bir dava konusu yapılabilir.

Boşanma Yargılamasında Görev, Yetki ve Usul Kuralları

Boşanma istemli davalarda görevli mahkeme çekişmeli ve anlaşmalı ayrımı olmaksızın Aile Mahkemesidir. Çekişmeli boşanma davasında yetkili mahkeme; davacı tarafın yerleşim yeri mahkemesi, davalı tarafın yerleşim yeri mahkemesi veya eşlerin davadan önce son altı aydır birlikte oturdukları yerdeki aile mahkemesidir.

Evliliğin anlaşmalı olarak sona erdirilebilmesi için birliğin en az bir yıl sürmüş bulunması, eşlerin mahkemeye birlikte başvuruda bulunması veya açılan davanın diğeri tarafından kabul edilmesi aranır. Yargılamayı yürüten hakimin eşleri bizzat huzurda dinleyerek iradelerini hür biçimde açıkladıklarını saptaması ve taraflarca hazırlanan mali sonuçlar ile çocukların durumuna yönelik düzenlemeleri tasdik etmesi şarttır.

Tazminat ve yoksulluk nafakası istemleri boşanmanın fer'ileri olduğundan dolayı boşanma hükmü kesinleşene kadar yargılama aşamasında her an mahkemeye sunulabilir ve bu tür istemler iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında sayılmaz. Dava sürerken ileri sürülmemiş olan yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat hakları boşanmanın kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir dava ile istenmelidir; bu sürenin geçmesiyle dava hakkı zamanaşımına uğrar. Kesinleşme sonrasında bağımsız olarak yöneltilecek yoksulluk nafakası davasında nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Düğün Ziynetlerinin İadesi, Mal Rejimi ve İddet Süresi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1038 Esas ve 2021/458 Karar sayılı ilamında; aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı bulunmadığı takdirde düğünde takılan ziynet eşyası ve paraların kime takılırsa takılsın kadına bağışlanmış ve onun kişisel malı sayılacağı, aksine örf ve adetin ispat yükünün bunu iddia edene düştüğü kabul edilmiştir. Bununla birlikte Yargıtay kararlarında, erkeğe takılan ziynet eşyalarından kadına özgü nitelik taşımayanların erkeğe ait sayılabileceği yönünde farklı değerlendirmelere de yer verilmektedir. İncelenen somut uyuşmazlıklarda, ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği veya rıza ile harcandığı ispatlanamadığı sürece bunları elinde bulunduran eş yönünden iade borcu devam etmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1038, K. 2021/458Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1038 E.  ,  2021/458 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ziynet eşyasının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 12. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili boşanma talebini de içeren daha sonra ziynet talepleri yönünden tefrik edilen dava dilekçesinde; taraflara düğünde takılan 200 adet çeyrek altın, 6 adet tam altın, 3 adet yarım altın, 19 adet 20'şer gram 22 ayar altın bilezik ile 1 adet 14 ayar 13 gram altın bilezikten oluşan ziynet eşyasının öncelikle aynen iadesine, mümkün olmaması hâlinde ödeme günündeki değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; talep edilen miktarda ziynet eşyasının bulunmadığını, toplamda 150 civarı küçük altın ve muhtelif ölçülerde bilezik takıldığını ancak örf ve adetlere göre düğünde takılan tüm takıların erkek tarafına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. … 12. Aile Mahkemesinin 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı kararı ile; davaya konu ziynetlerin davalı yan uhdesinde kaldığının kabulü ile birlikte düğünlerdeki takıların kime takıldıysa ona ait olacağına ilişkin geleneklerinden bahseden davalı tanığının beyanı ve taraflara takılan takıları gösterir bilirkişi raporu benimsenerek sadece kadına ait olduğu anlaşılamayan davalıya takılan takıların onun kişisel malı sayılacağı gerekçesiyle, ispatlandığı kanaatine varılan 31 çeyrek altın, 22 ayar 11 adet bilezik, 22 ayar 1 adet bilezik, 1 adet 14 ayar fantezi bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/2539 E., 2016/842 K. sayılı kararı ile; “…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede ise; Dava; düğünde takılan ziynet eşyalarının aynen iadesi; bunun mümkün olmaması halinde değerinin nakden tahsili istemine ilişkindir. Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, kim tarafından, kime takılırsa takılsın, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır. Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Somut olayda; tarafların düğünlerinde, davalıya takılan 1 adet 22 ayar 13 gr bilezik, 3 adet yarım altın, 2 adet tam altın, 80 adet çeyrek altının, davalıya ait olduğu kabul edilerek, sadece, düğünde kadına takılan altınların bir kısmı yönünden kabul kararı verildiği; talep olunan 5 adet altın bileziğin ise, davalı tanığı anne …' nin(bilezikleri düğünlerde davacının kolunda gördüm) beyanına göre davacıya iade edildiği kabul edilerek, bu talep yönünden ise ispatlanamayan davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Oysa, davalı tanığı annenin beyanı; dava konusu 5 adet burma bileziğin davalı tarafından davacıya iade edildiğinin ispatına yeterli değildir. Mahkemece yapılacak iş; düğünde taraflara takılıp da davacıya iade edildiği ispatlanamayan, davalıya da takılan altınlar ve 5 adet burma bilezik de dahil altınlar hakkında davanın kabulüne karar vermekten ibarettir. Yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Mahkemenin 30.05.2016 tarihli ve 2016/234 E., 2016/388 K. sayılı kararı ile; takıların davalı elinde kaldığı kabul edilerek tekrar davacıya iade edildiğinin ispat yükünün davalıda olduğundan bahisle kısmen kabul kararı verildiği, bu karar verilirken davalıya takılan takıların davalıya, davacıya takılan takıların ise davacıya ait kişisel mal olduğunun kabul edildiği, sadece davalıya takılan 13 gram 22 ayar 1 adet bilezik yönünden bu takının kullanılış amacı ve niteliğine göre erkek tarafından kullanılabilecek takılardan olmaması nedeni ile davanın kabul edildiği, Özel Dairenin ise düğünde takılan takıların kime takılırsa takılsın kadına bağışlanmış ve onun kişisel malı olacağından bahisle bozma kararı verdiği, bu bozma gerekçesinin doğru olmadığı, zira tanık …’nın yeminli ifadesinde bu tür takıların kime takılır ise onun sayılacağına dair adetleri olduğunu beyan ettiği, davalıya takılan takıların bilirkişi raporunda da fotoğraf ve CD incelenerek açıkça belirlendiği üzere ziynet-yarım-çeyrek altın, para ve bir adet 13 gram 22 ayar bilezikten ibaret olduğu, davalı erkeğe takılan bilezik yönünden davacı kadının davasının zaten önceki kararda kabul edildiği, diğer ziynet-yarım-çeyrek altının ise nitelikleri ve kullanım amaçları gereği yatırım aracı oldukları, günümüzde erkeklerin de altın günleri yapmaya başladıkları, bankalarda altın hesabı açtıkları, bu tür değerli metallerin tasarruf amacı ve aracı olarak sürekli alınıp satıldığı, para biriktirildiğinde bu nitelikte değerli metallerin herkesçe edinildiğinin bir gerçek olduğu, kaldı ki Özel Dairenin bu takıların kadına bağışlanmış sayılacağını kabul ettiği, bağışın, bağışlayan kişinin bağış iradesini bağışlanana tevdi etmesi ve bağışlananın da bu bağışı kabul edilmesi ile sonuçlanan bir işlem olduğu, düğün sırasında davacıya bağış iradesini gösterip ona takı takma serbestisi var iken hâlen yatırım amacı ve aracı niteliğinde olan belirtilen takıların davalıya takılması hâlinde, bu takıları takanların bağış iradesinin davacıya değil davalıya yöneltildiği ve onun da kabul etmesi ile artık davalının kişisel malı olacağı kanaatinin hasıl olduğu, aslında bu nitelikteki takıların edinilmiş mal olduğu hususunun da uygulamada tartışılmaya başlanması gerektiği ancak davacı yanın bu yönde bir talebinin olmadığı, yine beş adet burma bilezik yönünden davalının annesi de olsa tanık …’nin bu bilezikleri davacının kolunda gördüğünü yeminli olarak ifade ettiği, tanığın doğru söylemediğine ilişkin somut belirti olmaz ise asıl olanın yeminli tanıkların doğruyu söylediklerinin kabul edilmesi gerektiği, tanığın salt davalının annesi olmasının onun doğruyu söylemediğini kabule yetmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; a) Düğündeki takıların takılan kişiye ait olacağına ilişkin gelenekleri bulunduğuna dair tanık beyanı olan eldeki davada, kullanılış amacı ve niteliğine göre erkek tarafından kullanılamayacaklar hariç olmak üzere düğün sırasında erkeğe takılan ziynet eşyalarının erkeğin kişisel malı sayılıp sayılamayacağı, b) Yerel Mahkemece verilen ilk kararda, düğünde davacıya takıldığı benimsenen 5 adet bilezik yönünden talep reddedilmiş ve davacı tarafından bu husus temyize konu edilmemiş olmakla birlikte, Özel Dairece davacı lehine bozma nedeni yapılmasının davalının kazanılmış hakkının ihlali mahiyetinde olup olmadığı, taraflarca ileri sürülmemesi nedeniyle bu hususun re’sen nazara alınıp alınamayacağı, re’sen dikkate alınamayacağı sonucuna varılacak olursa düğünde davacı kadına takılan ve saklanması için kendisine teslim edilen 5 adet burma bileziği davacıya iade ettiğine ve akabinde birkaç sefer davacının kolunda gördüğüne ilişkin tanık olarak dinlenen davalının annesinin yeminli beyanına itibar edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuçlara göre davalıya takılan altınlar ve 5 adet burma bilezik yönünden de davanın kabulünün gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır: 13. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesi; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 15. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 16. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 17. Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir. 18. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/3-1509 E., 2020/863 K. sayılı kararında da aynı hususlara değinilmiştir. 19. Eldeki davada, davacı düğünde takılan altınların kendisine ait olduğunu ancak davalı tarafça verilmediğini iddia etmiş; davalı ise yerel örf ve adetleri gereği düğünde takılan altınların erkek tarafına ait olduğunu o nedenle davacıya verilmediğini savunmuştur. Mahkemece davalı tarafça iddia edilen örf ve adetin varlığına ilişkin dinletilen tanığının beyanına itibar edilerek kadına özgü olanlar dışında düğünde takılan ziynetlerin kime takıldıysa ona ait olduğu kabul edilmiştir. 20. İhtilaf düğünde takılan ziynet eşyasının taraflardan hangisine ait olduğu noktasındadır. 21. Mevzuatımızda, düğün sırasında takılan ziynet ile parasal değeri olan bütün eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, örf ve adet hukuku uygulanmaktadır. Yargıtayın yerleşik uygulamasına, yaygın örf ve adet ile ülke gerçeklerine göre kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paraların da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına ait olduğu kabulü vardır. Söz konusu ziynet eşyasının (altın vs.) evlenme sebebiyle gerek ailelerce ve gerek yakınlarca kadına geleceğinin güvencesi olarak takıldığı kabul edildiğinden emaneten (geçici olarak) takıldığı konusunda kadının bir kabulü olmadığı sürece genel kural kabul edilecektir. Artık, ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan iade etmekle yükümlüdür. 22. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Davalı genel kuralın aksine örf ve adetleri bulunduğunu iddia ettiğine göre bunu ispat külfeti kendisine düşmektedir. Davalı ispat amacıyla muhtar olan tanık …’ı dinletmiş; tanık iddia edilenden farklı olarak “bizim adetlerimiz düğünde takılan takılar, kıza takıldıysa kızın, oğlana takıldıysa oğlanın olur” şeklinde ifade vermiş; mahkemece tanığın beyanı esas alınarak hüküm kurulmuştur. 23. Hemen belirtmek gerekir ki, düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğu yönünde örf ve adetleri bulunduğunu belirten davalının, dinlettiği tanığın beyanı ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve adet karşısında daha köklü bir adetin varlığını ispatlayamadığı açıktır. Bu durumda genel kuraldan ayrılınmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir. 24. Ne var ki, mahkemece dinlenilen davalı tanığı …’nin beyanına itibar edilerek 5 adet burma bileziğin davacıya iade edildiğinin kabulü ile bu 5 bilezik yönünden talebin reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece kurulan 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı karara davacının 5 adet burma bilezik yönünden itiraz etmemesi nedeniyle bu husus davalı yönünden usulü kazanılmış hak teşkil eder. Bu nedenle taraflarca getirilme ilkesine tabi bulunan ve davacı tarafça temyize getirilmediğinden bu yöndeki ret kararı kesinleşen 5 adet burma bilezik hakkındaki direnme kararı isabetli olmakla birlikte, yukarıdaki açıklamalar gereğince, diğer ziynetler bakımından direnme kararı Kurul çoğunluğu tarafından isabetli bulunmamıştır. 25. Ayrıca, somut olayda davalıya takılan 1 adet bilezik yönünden davacının talebi mahkemece kabul edildiğinden Özel Daire bozma kararının 9. paragrafında yapılan açıklamalar dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Bu durumda, Özel Daire bozma kararının 9. paragrafının 1. bendindeki “1 adet 22 ayar 13 gr bilezik” ifadesinin bozma kararında yer almasının isabetli olmadığı, karardan çıkartılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, düğünde takılan takıların düğün masraflarına katkı mahiyetinde olduğu ve kime takıldıysa ona hediye verilmesi gayesi güdüldüğü, takılan tüm ziynet eşyasının kadına bağışlanmasının amaçlanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 27. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/2539 E., 2016/842 K. sayılı kararının 9. paragrafının 1. bendindeki “1 adet 22 ayar 13 gr bilezik” ifadesinin bozma kararından çıkartılması suretiyle direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık; tarafların düğününün yapıldığı yörenin örf ve adetine göre erkeğe takılan altınların erkeğe ait olduğu yönündeki davalı savunmasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı, buna göre düğünde erkeğe hediye olarak takılan altınların, davalının kişisel malı sayılıp sayılmayacağı, örf ve adet gereği erkeğe verilmiş kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davalı erkek; yörenin örf ve adetine göre düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğunu savunmuş, davacı kadın ise, örf ve adete göre ev eşyalarını erkek tarafının alması hâlinde takıların erkeğe ait olacağını, oysa tarafların ev eşyalarını kendilerinin aldığını ileri sürmüştür. Bu noktada; ziynet kavramı, örf ve adet kuralları ile davada ispat kuralarına ilişkin yasal düzenlemelere bakmak gerekir. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, … 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını da, evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak nitelendirmek mümkündür. Kadına özgü ziynet eşyaları; bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş: Ziynet davaları, …, 2013, s.3). Kadına özgü ziynet eşyaları; eşler arasında bir anlaşma yoksa veya bu konuda örf ve adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır (HGK’nın 05.05.2004 tarih, 2004/4-249 E, 2004/247 K, 04.03.2020 tarih, 2017/3-1040 E, 2020/240 K). 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1/1 maddesindeki; “Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim , örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.” düzenlemesi gereği hâkim kanunda hüküm bulunmayan hâllerde örf ve adet gereğince karar verme yetkisine sahiptir. Örf ve adet kuralları; belli bir olay ve ilişkilerde toplumun bireylerince belli bir biçimdeki davranışın tekrarlanması ile yavaş yavaş organizmanın gelişmesi gibi meydana gelir. Dolayısıyla, bir örf ve adet kuralının uzun süre uygulanması (maddi unsur) bu kurala uyma konusunda toplumda bir inancın (psikolojik unsur) yerleşmesi ve kurala uyulmaması durumunda bir yaptırım ile karşılaşılacağı konusunda bir kabulün olması ( hukuki unsur) gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi: “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir. HMK’nın 190. maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspatın konusu, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve bu uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalardır ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E. ve 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Bir davada o davanın çözümünü etkileyebilecek vakıalar için delil gösterilir ve ancak bu deliller inceleme konusu olabilir. Başka bir deyişle, delil, bir vakıanın ispatı için başvurulan vasıtalardır ve konusu da maddi hukuktur. Öncelikle düğünde takılan ziynet ve altınların varlığı ve miktarının tespiti gerekir. Düğünde taraflara takılan bilezikler ile altınların tespiti için davacı tarafın dayandığı altı adet fotoğraf ve CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen asıl ve ek raporlar ve tanık beyanına göre, mahkemece, davacı kadın üzerinde 5 adet 22 ayar, her biri 22 gram … burması, 11 adet 22 ayar her biri 15 gram civarında takı bileziği, 1 adet 14 ayar 10 gram fantezi bilezik ile 31 adet çeyrek altın, davalı erkek üzerinde ise, 1 adet 13 gram 22 ayar bilezik, 2 adet ziynet altın, 3 yarım altın, 80 adet çeyrek altın bulunduğu, erkek üzerine takıldığı tespit edilen 1 adet bilezik davalıya takılmış ise de kadına özgü ziynet eşyası olması nedeniyle kadına ait olduğu ayrıca 5 … burma bileziğin de davacıda kaldığı kabul edilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararını temyizinde davacı, örf ve adet yönünde yeterli araştırma yapılmadığını ileri sürmüş, mahkemece davacıda kaldığı kabul edilen 5 … burma bileziği temyiz konusu yapmamış, davalı da temyizinde, köy muhtarının beyanı ile yöresel örf ve âdetin belirlendiğini, buna göre üzerinde tespit edilen altınların davacı tarafından talep edilmesinin yerinde olmadığını, davacı üzerinde 15 çeyrek altın tespit edilmesine rağmen, 31 adet çeyrek altının davacıya iadesi yönündeki kararın yerinde olmadığını ileri sürerek temyiz etmiş, davalı erkek üzerinde tespit edilen 1 adet 22 ayar, 13 gram bileziğin davacıya iadesini temyiz konusu yapmamıştır. Bu durumda; mahkemenin, ilk kararında, 5 adet bileziğin davacıda bulunduğu, düğünde davalıya takılan 1 adet bileziğin de davacıya ait olduğu yönündeki kabulü taraflarca temyiz konusu yapılmadığından Özel Dairenin bu yöndeki bozması yerinde değildir. Belirtilen yasal düzenlemeler ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; tarafların aynı köylü olduğu ve düğünlerinin köyde yapıldığı, CD ve fotoğraflarda tarafların düğününde kadın ve erkeğe ayrı kuşak takılarak takıların ayrı ayrı takılmış olması ve 9 yıl köy muhtarlığı yapan tanığın, “adetlere göre, düğünde kıza takılan takıların kıza, erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğu” beyanı karşısında, yöresel örf ve adet gereği düğünde davalı erkeğe takılan altınların davalıya ait olduğu kanıtlanmış bulunduğundan, mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu, kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına katılınmamıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/9259, K. 2025/1648Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2024/9259 E.  ,  2025/1648 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1474 E., 2024/1191 K. DAVA TÜRÜ : Ziynet Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 11. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/157 E., 2023/534 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek vekili tarafından hükmün tümü yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Davacı kadın dava dilekçesinde, ziynet eşyalarının düğünden sonra ziynetlerin evde durmasının tehlikeli olabileceği belirtilerek elinden alındığını, davalının babasının Şekerkbank Küçükesat Şubesi'nde bulunan kasasına konulduğunu, 22.09.2014 tarihinde davalının babasının altın ve ziynetlerin 130.000,00 TL civarında tuttuğunu söylediğini, evlilik süresince ziynetlerini sorduğunda davalının kaçamak cevaplar verdiğini ayrıca boşanma istediğini ileterek boşanalım gitsin, babamda duran ziynet ve altınları da yarı yarıya paylaşırız, hepsini sana vermem dediğini, müşterek konuta gelen davalının annesinin de iyi ki düğünden sonra tüm ziynetleri sizden almışız, siz bu kafa ile onları da çarçur ederdiniz dediğini, bu itibarla altınların davalı erkekte kaldığını ileri sürerek 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bilezikler, düğünde takılan ziynetlerin aynen olmadığı takdirde şimdilik 130.000,00 TL bedelin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise 19.04.2021 tarihli cevap dilekçesinde ziynetlerin davalıda veya davalının babasında olduğunu kabul etmemekle birlikte, Yüksek Mahkemenin son dönem ilke kararlarında, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayıp erkeğe takılan takıların erkeğe ait olacağı ilkesi benimsendiğini, dolayısıyla bu kapsamda kalan, davalı erkeğe takılan takılarla ilgili davacının hak talep etmesi kabul edilemeyeceğini, davalıya takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince davalıya ait olduğu konusunda tanık dinletme talebinin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, son ayrılma olayında davalı evden giderken, davacının davalıya “polis çağıracağım, kasayı açtıracağım, altınlarımı alacağım” dediği, davalının da “ister polis, ister vali çağır altınlar da, araba da fifti fifti paylaşılacak” diyerek çıkıp gittiğini, o günden sonra tarafların bir daha bir araya gelmediklerini, öncesinde aile içi sohbetlerde, ziynet eşyalarının davalının ailesine ait kasada olduğuna dair konuşmaların geçtiğini, davalının ikinci araç için altınları istediğini, davacının rıza göstermediğini, taraflar ayrıldıktan sonra davalının annesinin “iyi ki altınları size vermemişiz, çarçur ederdiniz” dediğini, bu haliyle ziynetlerin erkekte kaldığı ispatlandığı gerekçesi ile kararda belirtilen ziynetlerin aynen olmadığı takdirde ıslaha dikkat edilerek toplam 449.211,85 TL'nin tahsiline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi’nin bu kararına karşı davalı vekili hükmün tümü yönünden istinaf başvurusunda bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekili 23.08.2024 tarihli dilekçesi ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas, 2024/2402 Karar sayılı ilamı ile içtihat değişikliğine gidilmesine ve erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğuna karar verildiğini, istinaf itirazlarını tekrar etmekle birlikte öncelikle davanın reddine karar verilmesini, aksi halde emsal nitelikteki Yargıtay kararının da dikkate alınmasını talep ettiğini, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince ziynet eşyasının iadesi davalarına ilişkin yerleşik uygulamasının değiştirildiğini, ancak bu durumda da; ayrıntıları Anayasa Mahkemesinin 06.01.2015 tarih, 2013/6932 Bireysel Başvuru Numaralı ve 22.01.2019 tarih, 2015/17453 Bireysel Başvuru Numaralı kararlarında açıklandığı üzere, içtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, sürpriz karar; ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşması olduğunu, sürpriz karar yasağı ise; yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade etteğini, sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmaması gerektiğini, şüphesiz mahkemelerin yeni içtihatlar geliştirebileceğini, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebileceğini, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabileceğini, ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemeyeceğini, bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerektiğini, yüksek Dairenin bugüne kadarki yerleşik içtihadını değiştirmesi ve bu değişikliği hemen uygulaması, dairenin önceki görüşüne güvenerek kanun yoluna başvuranlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacağını, bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ve yapılan kanun yolu başvurularında ise önceki uygulamaya devam edilmesi uygun olacak, böylelikle hak ihlallerinin önüne geçilmiş olacağını, dava konusu olayda da; uzun yıllardır uygulanan bahse konu içtihatların değiştirilmesi söz konusu ise de, bu içtihadın derhal uygulanması değil, makul bir süre sonra uygulamaya konulması, böylelikle içtihat değişikliğinin hak ihlaline neden olamaması sağlanması gerektiğini, tüm bu açıklamalar doğrultusunda davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebi yerinde görülmediğini ve İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçesinde yer aldığı üzere Aşır Tunç (B. No: 2015/17453) başvurusu üzerine verdiği, 22.01.2019 tarih sayılı kararında Anayasa Mahkemesi sürpriz karar yasağından ne anlaşılması gerektiğini açıklamakla birlikte devamında; ancak bu yasak hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamasının gerektiğini, yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olduğunu, bu itibarla içtihat değişikliği tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını, bu değişiklik ile benimsenen yeni yaklaşımın benzer uyuşmazlıklarda tutarlı olarak uygulanması gerekli olduğunu, makul bir gerekçe de ortaya konulmadan ve sonrasında istikrarlı bir şekilde uygulanmadan benzer nitelikteki uyuşmazlığın zıttı olacak şekilde davanın neticelenmesi hukuki belirsizliğe yol açacağına işaret etmiştir. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1.Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2.Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3.Manevî tazminat alacakları, 4.Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218). Sonuç itibariyle, Dairemizin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas 2024/2402 sayılı ilamında “… Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir….” denilmek suretiyle düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesinin neden gerekli olduğu ayrıntılı olarak gerekçelendirilmiş ve istikrarlı bir şekilde uygulanmaya devam edilmektedir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi doğru değildir. Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1). Somut olayda davalı vekilinin dilekçeler aşamasında usulüne uygun olarak ileri sürdüğü iddiasına yönelik Dairenin değişen içtihadı doğrultusunda, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayan erkeğe takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince erkeğe ait olduğu konusunda tanık dinletme talebi dikkate alınarak inceleme yapılması ve delillerin bu çerçevede bir bütün olarak değerlendirilerek ziynet alacağı davası hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususun hiç değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 2.Kabule göre de; a)Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde davacının iddia ettiği kadar ziynet takılmadığı ileri sürülerek miktar olarak ziynetin varlığına itirazları olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi kök raporuna karşı 18.05.2022 tarihli itiraz dilekçesinde bu itirazının yanında kutuya konulan altınların gram ve cinslerinin kese içinde atılmasına rağmen tespit edilmesinin mümkün olmadığını, bu yönde tanık beyanlarının da bulunmadığını, davacının iddiasında olduğu haliyle hesap yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş, alınan ek raporda, bilirkişi tarafından “gelin ve damat masaya geldiğinde davetlilerin ellerinde hediye edecekleri kutu ve keselerin tespit edildiği ancak keseyi taşıyan kişi kamera kadrajının dışında kaldığını, davalının sunduğu listeden de keseye konulan altınların tespit edilemediği” yazılmak suretiyle ikinci bir rapor hazırlanmış, ancak keseye konulan ve raporda net görüldüğü belirtilen bilezikler dışındaki altınların gram ve cinslerini nasıl tespit ettiği yönünde bir açıklama getirmemiş olması doğru olmamıştır. b)Davacı kadın vekilinin dava dilekçesinde talep ettiği 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bileziklerin aynen olmadığı takdirde bedel talebinde bulunmasına karşın, hazırlanan bilirkişi raporundan sonra ıslah dilekçesi ile talebini 8 adet tam altın teklik, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 2 adet gremse (13.545,00 TL), 2 adet reşat lira (5.515,00 TL), 11 adet ata lira (30.838,60 TL), 53 adet bilezik (256.610,00 TL) aynen olmadığı takdirde toplam = 449.211,85 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ederek, dava dilekçesinde bulunan “1 adet tam altın, 1 adet gremse, 9 adet bileziğin ıslah dilekçesinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Davacının söz konusu isteminin ıslah müessesesinin mahiyetiyle bağdaşır bir yönü bulunmadığı, eldeki davada davacının talebinin bir usul işlemi olmayıp maddî hukuka taalluk eden kısmi feragat olduğu, doktrinde buna talep sonucunun daraltılması da denildiği, davacının talep sonucunu azaltmasının, davayı genişletme ya da değiştirme sayılmadığı, tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek olmadığı, somut olayda davacının talep sonucunu daraltmasının davadan kısmi feragat niteliğinde olduğunun kabulü gerekirken, karar yerinde bu hususun tartışılmaması da doğru bulunmamıştır. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/10041, K. 2025/3216Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/10041 E.  ,  2025/3216 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2211 E., 2023/2211 K. DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma- Ziynet Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 3. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/689 E., 2023/511 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, nafakalar, tazminatlar ile kabul edilen ziynet alacağı yönünden duruşma istemli olarak temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.04.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davalı- karşı davacı … vekili Avukat … geldi. Karşı taraf davacı- karşı davalı … ve vekili gelmedi. Gelenin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı- karşı davacı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı kanun) 176 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince yoksulluk nafakasının, toptan veya durumun gereklerine göre aylık irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Yoksulluk nafakasının toptan ya da irat biçiminde ödenebilmesine karar verilebilmesi için, kusurun niteliği, evliliğin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile ödeme gücü ve isteklerinin göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. Somut olayda tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evliliğin süresi ve ortak çocuklarının bulunmayışı dikkate alındığında yoksulluk nafakası yükümlüsünün, yoksulluk nafakasını toptan ödemesi hususunun değerlendirilmesi gerekirken, irat biçiminde ödenmesine karar verilmesi somut olay bakımından isabetli bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 3.Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: 4721 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinde; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1.Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2.Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3.Manevî tazminat alacakları, 4.Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218). Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir. Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1) Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davaya konu bileziklerin davalı- karşı davacı erkek tarafından geri iade edilmek üzere kadından alındığı sabittir. Kadına bu ziynetlerin geri iade edildiği veya kadının oluşan bu duruma rızasının bulunduğu davalı- karşı davacı erkek tarafından ispatlanamamıştır. İlk Derece Mahkemesince 7 adet bilezik, 12 adet çeyrek altın ile 3 adet yarım cumhuriyet altını yönünden kabul kararı verilmiştir. Kadından alındığı ispat edilen ancak kadına geri iade edildiği veya iade talebi bulunmaksızın bağışlandığı ispatlanamayan bilezikler yönünden verilen karar yerinde ise de, dosyada alınan bilirkişi raporunda düğün sırasında erkeğe 12 adet çeyrek altın ile 3 adet yarım cumhuriyet altın takıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, erkeğe takılan ve niteliği itibarıyla da kadına özgü olmayan 12 adet çeyrek altın ile 3 adet yarım cumhuriyet altınının erkeğe ait olduğunun kabulü gerekir. Sadece 7 adet bilezik yönünden kısmen kabul kararı verilmesi gerekirken 12 adet çeyrek altın ile 3 adet yarım cumhuriyet altının kadına ait olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının ödeme şekli ve ziynet alacağı yönünden erkek yararına BOZULMASINA, 2.Davalı- karşı davacı erkeğin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Duruşma için takdir olunan 28.000,00 TL'lik vekâlet ücretinin Neriman'dan alınıp, Beşir'e verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/9268 Esas ve 2024/7794 Karar sayılı ilamına konu dosyada, düğünde takılan nakit paranın düğün harcamaları için kullanıldığının davalı tarafça cevap dilekçesinde ikrar edilmesi üzerine söz konusu takı parasına ilişkin istem ispatlanmış kabul edilmiştir. Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi ise boşanmadan ayrı bir dava niteliğinde olup bu davanın mahkemece incelenip karara bağlanabilmesi için boşanma davası bekletici mesele yapılmaktadır.

Boşanan kadının yeniden evlenebilmesi kural olarak boşanma kararının kesinleşmesinden başlayarak üç yüz günlük bekleme süresinin geçmesine bağlıdır. Kadının gebe olmadığını tevsik eden sağlık raporunun sunulması halinde söz konusu üç yüz günlük bekleme süresi sona erer.

Boşanmada kusurlu olan eş nafaka ödemekle yükümlü müdür?

Yoksulluk nafakası talep eden tarafın kusurunun daha ağır olmaması yeterli olup nafaka ödeyecek olan yükümlünün kusurlu olup olmadığı şartı aranmamaktadır.

Boşanma kesinleştikten sonra tazminat istenebilir mi?

Boşanma davasında ileri sürülmeyen maddi ve manevi tazminat talepleri, boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir dava açılarak ileri sürülebilir.

Manevi tazminat taksitle ödenebilir mi?

Maddi tazminatın taksitle ödenmesine karar verilebilmesine karşılık manevi tazminat borcunun taksitlendirilmesi mümkün değildir; defaten ve bütün olarak ödenmesi zorunludur.

Düğün takıları boşanma sonrasında iade edilmek zorunda mıdır?

Aksine bir anlaşma veya yerel örf bulunmadıkça takıların kadına bağışlanmış sayılacağı yönünde yerleşik ilke bulunmakla birlikte, erkeğe takılan ve kadına özgü olmayan ziynetlerin erkeğe ait kabul edilebileceğine ilişkin uygulamalar da mevcuttur. Ziynetlerin geri verilmemek üzere verildiği veya rıza ile harcandığı kanıtlanamadıkça bunları elinde tutan taraf iade ile yükümlüdür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu