Boşanma Davalarında Kusur, Tazminat ve Nafaka

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davalarında Kusur, Tazminat ve Nafaka

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması ve Boşanma Davası

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin birinci fıkrası, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması hâlinde eşlerden her birine boşanma davası açma hakkı tanımaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca davacının kusuru daha ağır ise davalı davaya itiraz edebilir; dolayısıyla eşlerin kusur durumu yargılamanın seyrini doğrudan etkiler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, davayı açan eşin kusuru daha ağır ise karşı taraf bu davaya itiraz edebilir. Ancak bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa mahkeme yine de boşanmaya karar verebilir.

TMK m. 166/4 uyarınca herhangi bir boşanma sebebine dayalı davanın reddiyle kesinleşen kararın ardından bir yıl geçmesine karşın ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilir. Bu fıkra, 14 Kasım 2024 tarihli 7532 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle değiştirilmiştir.

Anlaşmalı Boşanmanın Koşulları

TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma yolunun açılabilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Boşanma kararı verilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması zorunludur.

Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişiklikler taraflarca da kabul edilirse boşanmaya hükmedilir; bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı kuralı uygulanmaz. Dolayısıyla anlaşmalı boşanmada hâkim, tarafların sunduğu protokolü olduğu gibi kabul etmekle yükümlü değildir.

Kusur Değerlendirmesi: Ölçütler ve Sınırlar

Boşanma davalarında kusur, kişilerin sosyal ve kültürel yapılarına, değer yargılarına ve içinde bulundukları çevreye göre değişen göreli bir kavramdır. Bu nedenle hangi davranışın ne ölçüde kusur oluşturacağına dair önceden belirlenmiş kesin ve nesnel bir ölçüt ortaya koymak mümkün değildir.

Temelinden sarsılma değerlendirmesinde hâkim; olayın özelliklerini ve oluş biçimini, eşlerin kültürel, sosyal ve eğitim durumlarını, parasal durumlarını, toplum içindeki konumlarını, birbirleri ve çocuklarıyla ilişkilerini, yaşadıkları çevrenin özelliklerini ile toplumun değer yargılarını göz önünde bulundurarak vicdani kanaat oluşturur.

Kusur tespitinde kullanılacak deliller bakımından da belirli sınırlar söz konusudur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/5836, K. 2024/1851 sayılı kararında onanan bölge adliye mahkemesi gerekçesinde, soyut, sebep ve saiki açıklanmayan tanık beyanları ile daha önce affedilmiş ya da hoşgörüyle karşılanmış olayların kusur tespitinde hükme esas alınamayacağı ortaya konulmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5836, K. 2024/1851Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/5836 E.  ,  2024/1851 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1613 E., 2023/712 K. DAVA TARİHİ : 27.04.2021 – 07.06.2021 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/268 E., 2022/567 K. Taraflar arasındaki karşılıklı açılan boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına ve ferilerine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı- davalı kadın vekili dava ve karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; erkeğin öğretmen olduğunu, Mardin'den Ankara'ya tayin olabilmek için evlendiğini, düğün merasimi yapmayı sürekli olarak ertelediğini,hakaret ve tehditlerde bulunduğunu, evlendikten sonra sebepsiz yere tartışma çıkardığını, boşanmakla tehdit ettiğini, cinsel ilişkiden kaçındığını, kılık kıyafetine, arkadaşlarına, hal ve tavırlarına karıştığını, bu konuda kısıtladığını, sürekli olarak toplum içerisinde başkalarının duyabileceği bir şekilde bu ne hal, kıçını başını açıyorsun şeklinde konuştuğunu, ailesinin yanına dahi tek başına gitmesine izin vermediğini, arkadaşları ile görüşmesini engellediğini, sürekli olarak sadakatsiz davrandığı ithamlarında bulunduğunu, telefonlarını karıştırdığını, her şeyi kontrol ettiğini, müşterek konutun giderlerine ve ihtiyaçlarına katılmadığını,s en beceremezsin, yaptığın yemekler güzel değil, bir işe yaramıyorsun şeklinde sözler söylediğini, evi terk ettiğini iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereğince davasının kabulüne tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 2.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, bu nafakanın her yıl TEFE-TÜFE-ÜFE oranında artırılmasına, yasal faizi ile birlikte 500.000,00 TL maddî, 500.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı- davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının evden gitmesini istediğini söylediği için daha fazla dayanamayarak evden ayrıldığını, ailesi ile çok sık görüştüklerini yükümlülükleri yerine getirmediğini, sosyal medya'da vakit geçirerek erkekle ilgilenmediğini, vakit ayırmadığını, gereksiz yere harcama yaparak ekonomik olarak zor durumda bıraktığını, asabi ve sinirli olduğunu,ailesinin yanında dahi cam bardak alarak vurmaya çalıştığını ağabeyi boşanma davası açması yönünde erkeği tehdit ettiğini ileri sürerek 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesi gereğince asıl davanın reddine, davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına, erkek yararına aylık 2.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 500.000,00 TL maddî, 500.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin düğün yapmaması sosyal şiddet olarak değerlendirildiği, kadına kıçını başını açıp geziyorsun şeklinde üçüncü şahısların içinde kullandığı aşağılayıcı ifadeler nedeniyle duygusal şiddet uyguladığı, kadının kılık kıyafetine karışarak sosyal şiddet uyguladığı, yine aşırı kıskançlık yaparak kadının arkadaşlarıyla görüşmesini kısıtladığı bu haliyle duygusal şiddet uyguladığı, kılık kıyafet ile ilgili yaşanan bir tartışmada itekleyerek fiziksel şiddet uyguladığı, defol, seni görmek istemiyorum şeklinde ifadeler kullanarak duygusal şiddet uyguladığı; davalı – davacı erkek tanıklarının tarafların evlerine hiç gelmemiş oldukları ve anlatımlarının tarafların evliliklerinin ilk 15 gününde yaşananlara yönelik olduğu, lüks isteklerinin bulunduğuna ilişkin iddiayı destekler nitelikte tarafların evlilik birliğinde alınan herhangi bir malvarlığının varlığının ispatlanamadığı, kadının çalışma saatlerini bilerek evlendiği, evlilik birliğinin her iki tarafa birbirine yardım etme yükümlülüğünü de kapsadığı,erkeğin kendi isteğiyle sömestr tatilinde evden ayrılıp Mersin'e gittiği ve hatta eşyalarını da topladığı, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesi gereğince erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına, kadının yoksulluk nafaka talebinin reddine, kadın yararına 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı- davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur belirlemesinin hatalı olduğunu, belirlenen kusurlara göre hükmedilen tazminat miktarlarının düşük olduğunu, yoksulluk nafaka koşullarının oluştuğunu ileri sürerek kararın kusur belirlemesi, tazminat miktarları ile yoksulluk nafaka talebinin reddi yönünden kaldırılmasını, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı- davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur belirlemesinin ve buna bağlı olarak davaların kabulüne ve reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, kadının kusurlu olduğunu, tazminat ve nafaka koşullarının erkek yararına oluştuğunu, kadın yararın tazminat koşullarının oluşmadığını ileri sürerek kararın her iki dava yönünden kaldırılmasına yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin tanık beyanlarının bir kısmının soyut, sebep ve saiki açıklanmayan beyanlar olduğu, bir kısım tanık beyanlarının ise evliliğin ilk on beş gününde gerçekleşen olaylara ilişkin olduğu, belirtilen olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği, bu olayların affedildiği veya hoş görü ile karşılandığı, soyut, sebep ve saiki açıklanmayan beyanların ve affedilen veya hoş görü ile karşılanan olayların hükme esas alınamayacağı, İlk Derece Mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre, boşanmaya sebep olan olaylarda ı erkeğin tamamen kusurlu olduğu, kadının atfı kabil kusurlu bir davranışının ispatlanamadığı, boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorunda olduğu; boşanmaya sebep olan olaylarda kadın kusursuz olduğu, kadının çalıştığı, sürekli ve düzenli bir gelirinin bulunduğu boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği; boşanma sonucu kadın, en azından diğerinin maddîdesteğini yitireceği, bu kusurların aynı zamanda kadının kişilik haklarının ihlali olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur belirlemesi, evlilik süresi ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak kadın yararına maddîve tazminat takdirinin doğru, miktarlarının isabetli olduğu; tam kusurlu erkeğin davasının ve taleplerinin reddine karar verilmesinin doğru olduğu gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi gereğince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı- davalı kadın vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle;istinaf başvuru dilekçesini tekrarlamakla birlikte, kusur belirlemesinin hatalı olduğunu, tazminat miktarlarının düşük olduğunu, asgari ücret düzeyinde gelirin yoksulluktan kurmadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, tazminat miktarları ile yoksulluk nafaka talebinin reddi yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı – davacı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; istinaf başvuru dilekçesini tekrarlamakla birlikte, kusur belirlemesinin hatalı olduğunu, kadının davasının tüm talepleri ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davasının reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının her iki dava yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, karşılıklı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, davaların reddine ve kabulüne karar verilmesinin hatalı olup olmadığı, tazminat ve nafaka koşullarının kadın yararına oluşup oluşmadığı ile miktarlarının uygun oluş olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesi, 174 üncü ve 175 inci maddeleri 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü madde, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi, 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen …, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Karşılıklı Davalarda Kusurlu Eşin Davasının Değerlendirilmesi

Her iki eşin de kusurlu olduğu karşılıklı boşanma davalarında daha ağır kusurlu eşin davası, TMK m. 166/2'nin koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1928, K. 2015/1140 sayılı kararında bu durumu somut bir davada ele almış; TMK m. 166/2 koşulları gerçekleşmişse karşı eşin davasının reddi doğru olmayıp bozma gerektireceğini belirlemiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1928, K. 2015/1140Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/1928 E.  ,  2015/1140 K.KARŞILIKLI BOŞANMAEŞLERİN KUSURLU OLMASIKOCANIN BOŞANMA DAVASININ KABULÜ GEREKTİĞİTÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 166TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 182TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 174TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 175 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6. Aile Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 29.06.2011 gün ve 2010/641 E. 2011/878 K. sayılı kararın incelenmesi davalı-davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.06.2012 gün ve 2011/19677 E. 2012/16287 K. sayılı ilamı ile; “…Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden eşine birden fazla şiddet uygulayıp, hakaret eden davalı-davacı koca yanında, aşırı kıskanç davranan ve birlik görevlerini yerine getirmeyen davacı-davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Kocanın davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Bu durum karşısında boşanmaya, dava açmakta haklı bulunan davalı-davacı kocanın davası da kabul edilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile davalı-davacı kocanın davasının reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…“ gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı-davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, karşılıklı boşanma istemine ilişkindir Davacı – davalı Ş.. B.. vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 2003 yılında evlendiklerini, bir müşterek çocuklarının bulunduğunu, davalının iş toplantıları olduğunu söyleyerek eve gelmediğini, davacı bir şey sorduğunda ise şiddet uyguladığını, ancak iş toplantılarını, seyahatlerini bahane ederek başka kadınlarla birlikte olduğunu bizzat kendisinin davacıya söylediğini, davacının gece hayatı olduğunu, saunalarda başka bayanlarla günü birlik ilişkiler kurduğu gibi sürekli kalıcı ilişkilerinin de olduğunu, en son davalının kredi kartı ekstreleri üzerinde oynayarak, istediği kalemleri çıkararak ve üzerine banka logosunu da koyarak kendisine gösterdiğini ve kendisini kandırdığını tesadüfen öğrendiğini ve gördüğü gerçek ekstrede kendisinin doğum yapmak için hastaneye yattığı ve karnında olan bebeğin ciğerinin gelişimi için elzem olan ve sadece davalıda bulunan bir ilacı getirmesi için telefonla davalıyı aradığını ve yakınlarına arattığını, telefonlara önce cevap vermeyen davalının daha sonra da telefonunu kapattığını, davalının o gece sinemaya iki kişilik bilet aldığını ekstrede gördüğünü, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını belirterek tarafların boşanmalarına, müşterek çocuk Henna İpek'in velayetinin davacı anneye verilmesine, müşterek çocuk Henna İpek için her ay 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, davacı için 2.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, davacı lehine 100.000,00 TL manevi, 100.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı-davacı F.. B.. vekili cevap ve birleşen dava dilekçesinde; davacının ileri sürdüğü iddiaları kabul etmediklerini, davacının iki farklı aile şirketinin hissedarı olduğunu, gelirinin davalının aylık gelirinden daha fazla olduğunu, dava dilekçesinin büyük bir kısmının mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, birleşen dava dilekçesinde ise tarafların boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Yerel Mahkemece; evlilik birliğinin devam sırasında davalının davacıya şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, dövmeden mütevellit davacının yüzünde morluklar bulunduğu, en son dövme olayından sonra tarafların bir daha barışarak bir araya gelmedikleri, davalıdan kaynaklanan kusurlu hareketler nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılarak çekilmez hale geldiği anlaşıldığından TMK.166/1 maddesi gereğince davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun yaşı, baştan beri davacı anne yanında bulunuyor olması ve menfaatine olacağı anlaşıldığından velayetinin davacı anneye verilmesine, müşterek çocuk ve davacı için verilen tedbir nafakasının karar kesinleşinceye kadar devamına, küçük için yapılacak masraflara her iki tarafın ekonomik güçleri oranında katılmalarının gerekliliği nazara alınarak davalının müşterek çocuk için TMK. 182/2 maddesi gereğince her ay 1.000,00 TL iştirak nafakası ödemesine, davacının çalışmadığı, boşanmakla yoksulluğa düşeceği anlaşıldığından davalının davacıya TMK. 175 maddesi gereğince her ay 2.000,00 TL yoksulluk nafakası ödemesine, davacının boşanmakla gelecekteki maddi beklentilerinin sonuçsuz kalacak olması, şiddet ve hakarete maruz kalmakla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu anlaşıldığından TMK. 174/1 ve 2 maddeleri gereğince davalının davacıya 40.000,00 TL manevi, 60.000,00 TL maddi tazminat ödemesine, kusurlu birleşen davacının tam kusurlu olması nedeniyle birleşen davanın reddine …” dair verilen karar; davalı-davacı F.. B.. vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, Mahkemece bozma öncesi gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı-davacı vekili F.. B.. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık davacı-davalı kadının boşanmaya neden olan olaylarda kusurlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta tartışılması gereken husus 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166/2 maddesindeki koşulların davası reddedilen kocanın davasında gerçekleşip gerçekleşmediği noktasındadır. TMK'nun 166. maddesi; “… Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir…” hükmünü içermektedir. Dosyada mevcut tanıklar beyanlarında, davacı-davalı Ş.. B..’nın eşi F..‘e zaman zaman hakaret ettiğini, aşırı kıskançlık oluşturan davranışlarının olduğunu, evlilik birliğinin gerektirdiği bazı görevleri yerine getirmediğini belirtmişlerdir. Diğer yandan Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 23.02.2012 tarihli 2009/1790 E, 2012/572 K sayılı kararına ile tarafların birbirlerine karşı basit müessir fiilde bulunmaktan dolayı ceza aldıkları da sabit olup, bu deliller çerçevesinde davalı koca yanında davalı kadının da boşanmaya neden olan olaylarda kusurlu olduğu anlaşıldığından; davalı-davacı kocanın davası da kabul edilmek suretiyle karar verilmesi gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, davacı-davalı Ş.. B..’nın kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir O halde, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı-davalı F.. B.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 01.04.2015 gününde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Davaya konu somut olayda, tarafların 2003 yılında evlendikleri ve bir müşterek çocuklarının bulunduğu, iş toplantıları ve iş seyahatleri olduğunu söyleyerek eve gelmeyen davalı kocanın sürekli başka kadınlarla birlikte olduğu, gece hayatını alışkanlık haline getirdiği, saunalarda başka kadınlarla günü birlik ilişkiler kurduğu, bazı kadınlarla ilişkisini devamlı hale getirdiği, ciğerlerinden sağlık sorunları olan bir bebek dünyaya getiren davacı kadının ilaç getirmesi için davalı kocasını telefonla aradığı, davalının telefona cevap vermediği gibi o gece birisiyle sinemaya gittiği; davalı kocanın, evlilik birliğinin devamı süresince davacı kadına sürekli şiddet uyguladığı, hakaret edip aşağıladığı, dövmeden mütevellit davacının yüzünde morluklar bulunduğu, davalı kocanın hamile olan ve doğum tarihi yaklaşan eşine karşı fiziksel ve ruhsal şiddet uygulamayı bırakmadığı, son dövme olayından sonra tarafların bir daha barışarak bir araya gelmedikleri, davalıdan kaynaklanan kusurlu hareketler nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılarak çekilmez hale geldiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece tespit edilen ve hükme esas alınan söz konusu durumun özel dairece de kabul edildiği, dolayısıyla uyuşmazlık dışında kaldığı sabittir. Bozma kararında Özel Dairece, “…Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden eşine birden fazla şiddet uygulayıp, hakaret eden davalı-davacı koca yanında, aşırı kıskanç davranan ve birlik görevlerini yerine getirmeyen davacı-davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Kocanın davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşulları gerçekleşmiştir…” denilmektedir. Sürekli olarak değişik kadınlarla aldatılan, aşağılanan, hakarete, fiziksel, psikolojik ve ruhsal şiddete maruz kalan, hamile olduğu ve doğuma yaklaştığı halde dövülen, evlilik birliği süresince kadınlık ve insanlık onuru devamlı şekilde kırılan, zaman zaman kriz ve sıkıntılı bir hamilelik dönemi geçiren, sevgi, saygı ve şefkatten yoksun bırakılan bir kadından aile birliği görevlerini kusursuz yerine getirmeyi, kıskançlık göstermemeyi, eşinin gayri insani ve onur kırıcı davranışlarına katlanmayı, aile içinde ortak kullanılan dizüstü bilgisayarda kocasına ait genel mahiyetteki bilgilere bakmamayı beklemek ve aksine bir hareketi de kusurlu bir davranış olarak görmek hayatın olağan akışına, insanın ve özellikle de kadının ruhsal, psikolojik ve duygusal yapısına ve hakkaniyete uygun değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi, “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” demektedir. Bu hükme göre evlilik birliğinin temelden sarsılmış olması için taraflardan birisinin tamamen ya da ağırlıklı olarak kusurlu olması zorunlu değildir. Taraflar arasında duygu, düşünce, eğitim, kültür, dünya görüşü, yaşam biçimi, alışkanlıklar, karakter ve kişilik gibi özellikler arasındaki farklılıklar evlilik birliğini temelinden sarsabilir. Somut olayda evlilik birliğinin sarsılmasında temel neden davalı kocanın aldatma, hakaret etme, aşağılama, küçümseme, onur kırıcı davranışlarda bulunma, fiziksel ve ruhsal şiddet gösterme şeklindeki alışkanlık haline gelen tutum ve davranışlarıdır. Aksi halde boşanmak isteyen bir koca, eşine şiddet uygulayarak onun ailevi sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmesine engel olup kusurlu duruma getirebilir. Uğradığı ağır haksızlıklar ve şiddet karşısında aile birliğinin gerektirdiği bir kısım görevlerini yerine getiremeyen kadının kusurlu görülmesi, kastı veya ağır kusuru ile buna neden olan kocayı ödüllendirmek olacağı gibi kadına karşı da haksızlık olur. Kadına yönelik şiddetin acil önlemler alınmasını gerektirecek kadar arttığı, kadın cinayetlerinin fütursuzca ve canavarca saiklerle işlendiği günümüzde, sürekli aldatılan, dövülen, fiziksel ve ruhsal şiddete, hakarete ve aşağılanmaya maruz bırakılan bir kadından ütü, yemek ve temizlik gibi ev işleri yapmasını, sürekli evde oturmasını, eşine rahatsız edici soru sormamasını ve ilgi göstermesini beklemek, bunların yokluğunu da bir kusur olarak nitelendirmek insani ve hukuki görülemez. Aile birliğinin taraflara bir kısım haklar, yükümlülükler ve sorumluluklar getirdiği tartışmasız olsa da söz konusu yükümlülük ve sorumluluklar bir iş sözleşmesinde geçen görev tanımı şeklinde algılanamaz. Haksızlık karşısında kendini savunmak ve bu durumu sorgulamak olması gereken sağlıklı bir tepkidir. Söz konusu tepkisel davranışların kusur olarak nitelendirilmesi hatalıdır. Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı yerel mahkemenin kararının bozulması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Aşırı Kıskançlık ve Kusur Değerlendirmesi

Yargıtay HGK, E. 2013/1928, K. 2015/1140 sayılı kararında aşırı kıskanç davranmak, birlik görevlerinin yerine getirilmemesiyle birlikte ele alınarak kusurlu davranış kapsamında değerlendirilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/4442, K. 2024/3634 sayılı kararında onanan bölge adliye mahkemesi gerekçesinde, makul görülebilecek bir sınırın ötesinde aşırı kıskanç davranışlar sergilemenin duygusal ve sosyal şiddet eylemi olarak nitelendirilebileceği değerlendirilmiştir. Aynı gerekçede affedilen veya hoşgörüyle karşılanan davranışların kusur olarak yüklenemeyeceği kabul edilerek ilgili eş tamamen kusurlu bulunmuştur. Yargıtay bu kararı, 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle onamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4442, K. 2024/3634Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/4442 E.  ,  2024/3634 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/400 E., 2023/452 K. KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/95 E., 2022/700 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı erkek vekili dava dilekçesinde; kadının evlilik birlikteliğine zarar verecek davranışlarının olduğunu, bu davranışlarının 2013 yılında … şirketi için pazarlama yöntemi ile çalışmaya başladıktan sonra daha da arttığını, ortak konuta gece 03.00 sularında geldiğini, kendisine haber dahi vermeden şehir dışında toplantıya katılmak için evden ayrıldığını, sürekli olarak telefon ve bilgisayarla uğraştığını, akrabalar ile iletişimini kestiğini, sadece büyük kızı ve damadının gelebildiğini onlar geldiğinde kadının bir süre sonra dışarı çıktığını ya da mutfağa çekildiğini, Sivas'ta bulunan mor cafe isimli yerde davalı-davacının sık sık görüldüğünü duyduğunu, kızı …'nin annesini telefonda başka bir erkekle görüşürken yakaladığını, kızının uyarılarına karşı bana karışmazsınız dediğini, bu olaydan sonra davalı-davacının kızı … ile kendisine karşı husumetinin arttığını ve kendi güvenlikleri için evden ayrıldıklarını ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı-davacı kadın vekili cevap ve birleşen dava dilekçesinde; erkeğin kendisini aldattığına dair evde delil bulduğu, erkeğe bu durumu söylediğinde erkeğin kendisini tehdit ederek ve kendisine iftira atarak kızını da alıp evi terk ettiği, evden ayrılmasından sonra evin giderlerini karşılamadığı, erkekten boşanmak istemediğini, üzerine düşen tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini, erkek ile arasındaki yaş farkından dolayı sürekli olarak psikolojik baskı, şiddet, hakaret ve kıskançlık gibi incitici davranışlara maruz kaldığını, erkeğin kıskançlığı sebebi ile komşuları, ailesi ile görüşemediğini, perdelerini dahi açmasına müsaade edilmediğini, erkeğin kendi ailesindeki erkeklerden dahi kıskandığını, hapis hayatı yaşadığını, evliliğinin 4. yılından beri ilişkilerinin bozulduğunu bu süreçten sonraki cinsel birlikteliklerinin istemeden zorla gerçekleştiğini, ikinci kızının bu dönemde olduğunu, erkeğin çocuğu istemediğini ancak kürtaj için para vermediğini çocuğun düşmesi için farklı yollar denemeyi teklif ettiğini, paraya düşkün olduğunu …'deki işe de eşinin ekonomik şiddeti nedeniyle onun rızası ile başladığını, il dışındaki toplantılara eşinin bilgisi dahilinde gittiğini, küçük kızı ve erkeğin kendisine karşı plan kurarak sanki başka biriyle bir ilişkisi varmış gibi gösteremeye çalıştıklarını bunun sırf erkekten hak talebinde bulunmaması için yapıldığını, bu davranışları nedeniyle ailesine karşı küçük düştüğünü ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, kadın lehine aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile 50.000,00 TL maddî, 80.000,00TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadının evlilik birliği içerisinde yine evlilik birliğinden doğan yükümlülüklere aykırı davranarak, 2013 yılından beri erkek ile iki yabancı gibi oldukları, fiili olarak karı koca hayatının sonlandığı, … isimli şirkette çalışmaya başladıktan sonra erkeğin rızası dışında kendi aldığı kararlarda hareket edip il içi ve il dışı gezilere katıldığı, yine müşterek konut ve erkek ile ilgilenmeyerek zamanının büyük bir bölümünü bireysel olarak cep telefonu ve bilgisayar ile geçirdiği, bu işlemlerin bir çoğunu iş için yaptığı kabul edilse bile, iş hayatı ile aile hayatı arasındaki dengeyi kuramadığı, son olarak Sivas Cumhuriyet Başsavcılığından alınan dosya örnekleri ile ses kaydı çözümüne ilişkin bilirkişi raporlarına göre, kadın ve tanık … arasında sadakat yükümlülüğüne aykırı olacak şekilde gönül ilişkisinin mevcut olduğu, erkeğin ise kadına karşı fiziksel, sosyal, duygusal ve ekonomik şiddet eylemlerinde defaten bulunduğu, bu durumun süreklilik arz ettiği ayrıca erkeğin psikolojik herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığı, böylelikle kusurlu eylemlerini kabul görebilecek veya nedensellik bağını kesebilecek şekilde psikolojik rahatsızlık döneminde yapmadığı, iradi ve bilinçli bir şekilde davrandığı, makul görülebilecek bir sınırın ötesinde kadına karşı aşırı kıskanç davranışlar sergileyerek yine duygusal ve sosyal şiddet eylemlerinde bulunduğu, kusur durumları birlikte ele alındığında, erkeğin birden fazla şiddet olgusuna vücut verecek eylemlerde bulunduğu tespit edilmiş ise de; kadının özellikle evlilik birliği devam ederken, dosya tanığı …. ile gönül ilişkisi içerisinde bulunması, böylelikle evlilik birliğinin en önemli yükümlülüklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması ve bu yükümlülüğü ihlal etmesinin makul ve mazur görülebilecek bir izahının olmaması, erkekten sadır olan şiddet içerikli eylemlerin karşılığı veya tepkisi olarak sadakat yükümlülüğüne aykırı davranıldığı düşünülse bile bu durumun kabul görülebilir bir tepki olamayacağı, evlilik hayatında kadının daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, kadının daha ağır kusurlu olduğunun tespiti karşısında nafaka taleplerinin reddine ve kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasının kaldırılmasına, kadının maddî-manevî tazminat taleplerinin reddine, velâyet ve kişisel ilişki yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı-davalı erkek vekili istinaf başvuru dilekçesinde; hiç bir kusuru olmadığını, sadakatsiz olan kadının tam kusurlu olduğunu, bu olay nedeniyle erkeğin tepkilerinin olağan ve kabul edilebilir bir davranış olduğunu, karşı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kusur belirlemesi ve kabul edilen birleşen boşanma davası yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Davalı-davacı kadın vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, ses kaydının hukuka aykırı delil olduğunu, erkeğin yıllardır devam eden kusurlarına katlandığını, geçimini güçlükle sağladığını, ….. nin sevgilisi olmayıp kadına platonik olarak bağlandığını ve kadını rahatsız ettiğini, erkeğin kusurlu davranışları sonucu evliliğin bu aşamaya geldiğini, tüm bunlara rağmen yine de boşanmak istemediğini, geçici bir süre erkekten ayrı kalarak, birbirlerine zaman tanıyarak evliliği kurtarmak istediğini, öncelikle taraflar arasında ayrılık kararı verilmesini talep ettiğini, boşanmaya karar verilecek ise erkeğin kusurlu olduğunun kabulü ile erkeğin davasının reddine, kendi davasının ve taleplerinin kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi istemi ile yerel mahkeme kararını ayrılık kararı verilmemesi, kusur belirlemesi, tedbir nafakasının kaldırılması, reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri, kabul edilen asıl boşanma davası, kendi boşanma davası yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamı ve toplanan delillerden, kadının 16.12.2021 havale tarihli dilekçesinde eşini çok sevdiğini, boşanmak istemediğini belirtiği, yine kadın vekili 19.12.2021 tarihli dilekçesinde, kadının eşini sevdiğini ve boşanmak istemediğini, eşini hala ilk günkü kadar sevdiğini, evliliğini kurtarmak istediğini belirttiği, gerçekleşen bu duruma göre kadının erkeğe kusur olarak yüklenen önceki olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamış olduğunun kabulü gerektiği, affedilen veya hoşgörü ile karşılanan davranışlar kusur olarak yüklenemeyeceği, hal böyle iken İlk Derece Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlara göre kadının tamamen kusurlu olduğu, bu husus gözetilmeden hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kusurlu kabul edilmesi ve tam kusurlu kadının birleşen boşanma davasının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu gibi boşanma davasının açıldığı günden, boşanma hükmünün kesinleştiği tarihe kadar kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi gereğince tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken tedbir nafakasının kaldırılmasına yönelik verilen kararın isabetsiz olduğu, kadının boşanmak istememesi ayrılık kararı verilebilmesi için yeterli olmadığı, dosya kapsamından ortak hayatın yeniden kurulma olasılığının ortaya konulamadığı, evlilik birliğinin yeniden tesis olunamayacak şekilde temelinden sarsıldığı, İlk Derece Mahkemesince ayrılık karar verilmemesinin yerinde olduğu gerekçesiyle erkeğin kusur belirlemesi, kadının kabul edilen davası yönlerinden istinaf başvurusunun, kadının tedbir nafakası yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle kadının birleşen davasının reddine, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir nafakasına, kadının nafaka ve tazminat taleplerinin reddine, erkek lehine reddedilen dava nedeniyle yargılama gideri ve vekâlet ücretine karar verilmiş, kadının sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı-davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde; yapılan değerlendirmenin kabulünün mümkün olmadığını, kadın evlilik birliğinin devamını sağlamak amacıyla eşini çok sevdiğini, evliliğini kurtarmak istediğini, boşanmak istemediğini belirterek yerel mahkemeden öncelikle ayrılık kararı verilmesini talep ettiği, varsayımsal olarak ve yorum yapılarak kadının önceki olayları affettiği ve hoşgörü ile karşıladığının kabulünün mümkün olmadığı, kadının açmış olduğu boşanma davasından feragat etmediği, sadece tekrardan erkek ile bir araya gelme ihtimali olup olmadığını değerlendirmek için ayrılık kararı verilmesini talep ettiği, kaldı ki erkeğin kusurlu olmadığı kanaatine varılmasının da hukuka uygun olmadığı, tüm bunlara rağmen yine de boşanmak istemediğini, geçici bir süre erkekten ayrı kalarak, birbirlerine zaman tanıyarak evliliği kurtarmak istediğini, öncelikle taraflar arasında ayrılık kararı verilmesini talep ettiğini, boşanmaya karar verilecek ise erkeğin kusurlu olduğunun kabulü ile erkeğin davasının reddine, kendi davasının ve taleplerinin kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi istemi ile mahkeme kararının ayrılık kararı verilmemesi, kusur belirlemesi, tedbir nafakasının kaldırılması, reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri, kabul edilen asıl boşanma davası, kendi boşanma davası yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kadının ısrarla boşanmak istemiyorum beyanlarının erkeğin kusurlarını affettiği şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağı, tarafların davalarının kabulünün gerekip gerekmediği, nafakalar ve kadının reddedilen tazminat talepleri noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 170 inci maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 175 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı- davacı kadın vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 2. HD, E. 2023/4442, K. 2024/3634 sayılı kararında onanan bölge adliye mahkemesi gerekçesine göre, şiddet içerikli eylemlerin bir tepkisi veya karşılığı olarak gösterilse bile sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış kabul edilebilir bir tepki olarak nitelendirilemez.

Maddi Tazminat: Koşullar ve Değerlendirme Ölçütleri

TMK m. 174/1 uyarınca, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Tazminat miktarı belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatler değerlendirmede dikkate alınan ölçütler arasında sayılmaktadır. Bu ölçütler, uygulamadaki genel değerlendirme çerçevesini yansıtmakta olup bağlayıcı bir içtihat metnine dayanmamaktadır.

Manevi Tazminat: Koşullar

TMK m. 174/2'ye göre, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda para ödenmesini isteyebilir. Tazminat belirlenmesinde zenginleşmeye ya da yoksulluğa sebebiyet vermeme ilkesi de gözetilen sınırlar arasında kabul görmektedir; ancak bu ilkenin kanuni dayanağı mevcut verilerde açıkça gösterilmemiştir.

İspat Yükü ve Zararın Belirlenmesi

Tazminat davalarında zarar ispat yükümlülüğü zarar görene aittir. TBK m. 50 uyarınca zarar gören hem zararını hem zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. Bu düzenleme genel haksız fiil tazminatını kapsayan bir hükümdür; boşanmaya özgü tazminat talepleri bakımından TMK m. 174 ayrıca incelenmelidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 50Kaynağı aç
MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. III. Tazminat 1. Belirlenmesi

Yoksulluk Nafakasının Koşulları

TMK m. 175, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak yoksulluk nafakası isteyebileceğini düzenlemektedir. Bu hükme göre nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/5836, K. 2024/1851 sayılı kararında onanan bölge adliye mahkemesi gerekçesinde, sürekli ve düzenli geliri bulunan eşin boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği değerlendirmesi yer almaktadır. Yoksulluk ölçütünün değerlendirilmesi somut koşullara göre şekillendiğinden bu konuda genel bir kural ortaya koymak güçtür.

Dava Süresince Alınacak Geçici Önlemler

TMK m. 169 uyarınca boşanma veya ayrılık davası açılmasıyla birlikte hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan geçici önlemleri re'sen almakla yükümlüdür. Madde metninde bu önlemlerin özellikle eşlerin barınmasını, geçimini, eşlerin mallarının yönetimini ve çocukların bakım ile korunmasını kapsadığı belirtilmekte; 'özellikle' ifadesiyle sayılan alanların sınırlı sayılı olmadığına işaret edilmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 169Kaynağı aç
Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır. C. Karar I. Boşanma veya ayrılık

Sık Sorulan Sorular

Boşanmada maddi tazminat almak için ne gerekir?

TMK m. 174/1 uyarınca tazminat talep edebilmek için mevcut veya beklenen menfaatlerin boşanma yüzünden zedelenmiş olması ve talep eden tarafın diğer eşe kıyasla kusursuz ya da daha az kusurlu bulunması gerekir.

Anlaşmalı boşanmada evliliğin en az ne kadar sürmesi gerekir?

TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma yoluna başvurabilmek için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması zorunludur.

Daha ağır kusurlu eş de boşanma davası açabilir mi?

TMK m. 166/2 uyarınca daha ağır kusurlu eşin açtığı davaya karşı taraf itiraz edebilir; ancak bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa mahkeme boşanmaya karar verebilir. Yargıtay HGK, E. 2013/1928, K. 2015/1140 sayılı kararında bu çerçeve somut olarak uygulanmıştır.

Aşırı kıskançlık boşanma davasında kusur sayılabilir mi?

Yargıtay HGK, E. 2013/1928, K. 2015/1140 sayılı kararında aşırı kıskanç davranmak, birlik görevlerinin yerine getirilmemesiyle birlikte kusurlu davranış kapsamında değerlendirilmiştir. Somut koşullar ve bir arada değerlendirilen diğer davranışlar, kusur ağırlığının belirlenmesinde belirleyici rol oynar.

Yoksulluk nafakasına hak kazanmak için eşin kusurlu olması gerekir mi?

Hayır. TMK m. 175 uyarınca nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz. Yoksulluk nafakası talep edecek eşin ise kusuru daha ağır olmamalı ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmalıdır.

Çalışan eş yoksulluk nafakası alabilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/5836, K. 2024/1851 sayılı kararında onanan bölge adliye mahkemesi gerekçesine göre sürekli ve düzenli geliri bulunan eşin boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği değerlendirilebilir. Yoksulluk ölçütü somut koşullara göre değişmekte olduğundan her dava ayrıca ele alınmalıdır.

Boşanma davası açılınca çocukların bakımına kim bakar?

TMK m. 169 uyarınca hâkim, boşanma ya da ayrılık davası açılmasıyla birlikte davanın devamı süresince çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen almakla yükümlüdür.

Boşanma davası daha önce reddedildiyse yeniden dava açılabilir mi?

TMK m. 166/4 uyarınca herhangi bir boşanma sebebine dayalı davanın reddi kesinleştikten itibaren bir yıl geçmesine karşın ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden birinin istemi üzerine evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılarak boşanmaya karar verilebilir. Bu hüküm 14 Kasım 2024 tarihinde 7532 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle değiştirilmiştir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu