Babam Kardeşime Evi Satmış Tapuyu Geri Alabilir miyim?

by Avukat Erdal Ersoy
Babam Kardeşime Evi Satmış Tapuyu Geri Alabilir miyim?

Mirasbırakanın diğer mirasçıları miras hakkından mahrum bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği bir taşınmazı tapuda satış gibi göstererek çocuğuna devretmesi muris muvazaası niteliğindedir. Bu tür devirlerde görünürdeki satış sözleşmesi muvazaa nedeniyle, gizli bağış sözleşmesi ise resmi şekil noksanlığı sebebiyle geçersiz sayılır ve miras hakkı çiğnenen mirasçılar tapu iptali ve tescil davası açarak taşınmazın tescilini talep edebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1251, K. 2020/673Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1251 E.  ,  2020/673 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacılar İstemi: 4. Davacılar vekili 21.05.2010 tarihli dava dilekçesinde; davacıların mirasbırakan …'nin ilk eşinden olma kızları, 2003 yılında vefat eden Ramazan Gülcüoğlu'nun ise oğlu olduğunu, erken yaşta ilk eşini kaybeden murisin ikinci evliliğini davalının babası … ile yaptığını, davacıların erken yaşta evlenmeleri ve ikinci eşinin de ölümünden sonra yalnız kalan murisin davalı ile beşeri ilişkisinin daha da yoğunlaştığını, yan yana evlerde oturduklarından murisin hemen hemen bütün işlerine davalının baktığını, mirasbırakanın ise davalıya duyduğu sevgi nedeniyle öz kızlarını dışlayarak yıllardır birlikte yaşadığı davalıyı maddi ve manevi açıdan koruyup kolladığını, erkek olması nedeniyle onun otoritesini benimsediğini, bunun sonucu olarak dava konusu 6 parsel sayılı taşınmazdaki 12/36 payını satış gibi gösterip müvekkillerinden mal kaçırmak kastıyla muvazaalı şekilde davalıya temlik ettiğini, devrin gerçek bir satış olmayıp payın davalıya bağışlandığını, zira murisin tasarruf tarihinde taşınmaz satmaya ihtiyacı bulunmadığı gibi davalının da satın alacak ekonomik gücünün olmadığını ileri sürerek, davacıların miras payları oranında tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davalı Cevabı: 5.1. Davalı … 20.07.2010 tarihli duruşmada; annesine babasından otuz dönüm yer düştüğünü, davacı kardeşlerinin annelerine bakamayacaklarını söyleyip, annesine bakması karşılığında bu yeri kendisine vermeyi kabul ettiklerini, gizli bir işlem yapılmadığını beyan etmiştir. 5.2. Davalı vekili ise 30.07.2010 tarihli dilekçesinde; temlik işleminin murisin ihtiyacı nedeniyle o tarihteki rayiç bedeli ödenerek yapıldığını, yapılan akdin tarafların gerçek iradelerine ve hukuka uygun olduğunu, davalının taşınmaz almaya yeterli maddi gücünün bulunduğunu, aradan geçen zaman ve eylemli duruma göre dava açılmasının iyi niyet kurallarına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.12.2011 tarihli ve 2010/248 E., 2011/547 K. sayılı kararı ile; davalının açık beyanına göre taşınmazın bakım şartı ile temlik edildiği, herhangi bir bedel ödenmediğinin sabit olduğu, 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca satış işleminin muvazaa nedeniyle bağış işleminin ise şekle aykırılık nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24.10.2013 tarihli ve 2013/8456 E., 2013/14534 K. sayılı kararı ile; "…Somut olaya gelince; çekişme konusu payın davalıya temlikinin 1971 yılında gerçekleştirildiği, miras bırakanın öldüğü 12.03.1981 tarihinden itibaren yaklaşık 30 yıldır dava açılmadığı, her ne kadar muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan davalarda zamanaşımı ve hak düşürücü süre söz konusu değil ise de; aradan bunca zaman geçtikten sonra dava açılmasının Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi hükmü ile bağdaşmadığı gibi muvazaa iddiasının da kanıtlanamadığı açıktır. Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir…" gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ve 2014/497 E., 2014/437 K. sayılı kararında, bozmadaki gerekçelerin 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay uygulamasına aykırı olduğu, muris muvazaasına dayalı davalarda zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin bulunmadığı kabul edilmekle birlikte davanın otuz sene sonra açılmasının Türk Medeni Kanunu'nun 2 . maddesi hükmüne uygun düşmediği gerekçesinin Anayasanın 35. maddesine aykırı olduğu, bu maddeye göre mülkiyet ve miras haklarının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre de her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının bulunduğu, İçtihadı Birleştirme Kararında zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmediği hâlde davanın uzun zaman geçtikten sonra açılmasının dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığı görüşünün anayasal bir hak olan mülkiyet ve miras hakkını sınırlayacağı, dolayısıyla dava hakkının kötüye kullanıldığının kabul edilmeyeceği, toplanan delillere göre de davada muvazaa iddiasının sabit olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda herhangi bir zamanaşımı ve hak düşürücü süre öngörülmediği hâlde çekişme konusu payın 25.10.1971 tarihinde davalıya temlik edildiği, mirasbırakanın ise 12.03.1981 tarihinde öldüğü ve ölüm tarihinden itibaren yaklaşık otuz yıl boyunca dava açılmadığı dikkate aldığında, aradan çok uzun zaman geçtikten sonra dava açılmış olmasının Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi hükmü ile bağdaşıp bağdaşmadığı ve somut olayda mirasbırakan tarafından satış suretiyle yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 13. Bilindiği gibi 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; "Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına" hükmedilmiştir. 14. Kanun gereğince mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kazanırlar (TMK m.599/1). Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras hakları, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engellenen mirasçılar ise saklı pay sahibi olsun ya da olmasın yukarıdaki İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek iptalini isteyebilirler. 15. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 35. maddesinde ise birbiriyle çok yakın ve ilgili olan mülkiyet hakkı ile miras hakkı birlikte düzenlenmiş ve Anayasal bir müessese olarak her iki hak da güvence altına alınmıştır. Bu hükme göre herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahip olup, bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. 16. Kişiye bir eşya üzerinde en geniş yetkileri sağlayan aynî hak, mülkiyet hakkıdır. Aynî haklar, eşya üzerinde doğrudan hakimiyet sağlayan ve bu nedenle herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardır. Bu nedenle bir eşyanın maliki, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde o eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip kılınmıştır TMK m.683/1). 17. Türk Medeni Kanunu'nda, ayni haklara ilişkin olarak zamanaşımı ve hak düşürücü süre belirlenmiş değildir. Bu durum, aynî haklardan fiilen yararlanılmaması hâlinde hakkın düşmeyeceğini gösterdiği gibi aynî hakkın herkese karşı ileri sürülmesini sağlayan talep ve davaların da zamanaşımına uğramayacağını ifade eder. Aynî haklar, yasal kısıtlama yok ise nitelikleri gereği her zaman ve herkese karşı ileri sürülebileceğinden, mülkiyet hakkından kaynaklanan muris muvazaasına dayalı davaların da zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceği kuşkusuzdur. 18. Nitekim, bu hususta Özel Daire ile mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi Hukuk Genel Kurulunun 06.05.2015 tarih ve 2013/1-2302 E., 2015/1313 K. sayılı kararı ile 04.11.2015 tarih ve 2014/1-560 E., 2015/2371 K. sayılı kararında da herhangi bir zamanaşımı ve hak düşürücü süre öngörülmediğinden muris muvazaasına ilişkin davaların her zaman açılabileceği, esasen geçersiz olan görünürdeki işlemin aradan zaman geçmesi ile geçerli hale gelmeyeceği vurgulanmıştır. 19. Yasal olarak dava açma hakkını kısıtlayan herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre bulunmamasına karşın, murisin ölümünden uzun zaman geçtikten sonra dava açılmış olması nedeniyle dava hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususuna gelince, belirtmek gerekir ki bütün hakların kullanılmasında uyulması gereken temel kural, TMK'nın 2. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz". 20. Aralarında sıkı bir bağ bulunan "Dürüstlük Kuralı" ve "Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı" ile hakların kullanılmasına genel bir sınırlama getirilmiştir. Yasanın emredici hükmü gereğince herkes haklarını dürüstçe kullanmalıdır. Dürüstlük kuralı, bir davranış kuralı olarak sadece hakların kullanılmasında değil, borçların ifası sırasında da uyulması gerekli bir kuraldır. Hukuk düzeni tarafından tanınmış bir hakkın amacına aykırı olarak kullanılması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz ve böylece o hak kötüye kullanılmış olur. 21. Bir hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı ise her olayın kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. 22. Dürüstlük kuralı ve buna bağlı hakkın kötüye kullanılması yasağı, hukukun her alanında daima dikkate alınması gereken bir temel hukuk ilkesi olmakla beraber karşılaşılan her hukuki uyuşmazlığın bu ilkeden yola çıkılarak çözülmeye çalışılması da doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 25.01.1984 tarih ve 1983/3 E., 1984/1 K. sayılı Kararında, TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamak şeklinde açıklanmıştır. Anılan kararda, bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı olduğu hâllerde, bu hükmün uygulama alanı bulacağı ve olağan üstü bir imkân sağlayarak, haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getireceği ifade edilmiştir. 23. 2709 sayılı Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Anayasa'nın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. 24. Her hak gibi dava açma hakkı da kötüye kullanılabilir. Ne var ki, somut olayda Anayasa tarafından güvence altına alınan ve ayni hak niteliğinde olduğu için her zaman herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açılmıştır. Bu nedenle kanunun kişiye tanıdığı mutlak bir hakkın aradan uzun süre geçtikten sonra ileri sürülmüş olması, dava hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez. 25. Hukuk Genel Kurulunun az yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kararlarında da uyuşmazlık konusu olması nedeniyle dava hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususu tartışılmış ve aynı sonuca ulaşılmıştır. 26. Tüm bunlar dışında uyuşmazlığın çözümü için davalıya satış suretiyle yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının kanıtlanıp kanıtlanamadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 27. 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkin olup, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur, mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. 28. Bu nedenle mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı, mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağı bulunmamaktadır. 29. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesindeki "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190/1. maddesindeki "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir" hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır. 30. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir. 31. Davayı açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. 32. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. 33. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir. 34. Somut olaya gelindiğinde; 1900 doğumlu olan muris … 12.03.1981 tarihinde ölmüş olup, geride ilk eşi Mustafa'dan olma kızları davacılar … ve … ile 12.11.2003 tarihinde ölen oğlu Ramazan Gülcüoğlu ve ikinci eşi Halil'den olma oğlu … mirasçı olarak kalmışladır. Eldeki dava ilk eşinden olma kızları tarafından açılmıştır. Dava konusu 6 parsel sayılı taşınmaz ise murisin ikinci eşi …'nin zilyet ve tasarrufunda iken onun ölümü nedeniyle 12/36 payı … adına, kalan paylar da çocukları adına tespit edilmiştir. Yapılan bu kadastro tespitine itiraz edilmiş ise de Antalya Tapulama Mahkemesince itiraz reddedilmiş ve taşınmaz tespit tutanağında gösterilen paylarla tescil edilmiştir. Mirasbırakan bu şekilde adına tescil edilen 12/36 payını, 25.10.1971 tarihinde ikinci eşi Halil'den olma oğlu (davalı) …'ye satış suretiyle devretmiştir. 35. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalının 20.07.2010 tarihli beyanı ile yapılan temlikin bedelsiz olduğu açıktır. Davacı tanık beyanlarından ise mirasbırakanın kendisine ait evde oturduğu, bakımıyla sadece davalı oğlu Ali'nin değil ilk eşinden olma oğlu Ramazan'ın da ilgilendiği, hatta ileri yaşta kalp hastası olan murisi oğlu Ramazan'ın kendi evine götürerek orada baktığı ve en sonunda onun yanında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre mirasbırakanın dava konusu taşınmaz dışında çok sayıdaki başka taşınmazda da payı bulunmaktadır. Kendi evinde oturan ve başka taşınmazları olan murisin, yaşının ilerlediği bir dönemde taşınmaz satmasını gerektirir nitelikte büyük bir ihtiyaç ya da haklı bir nedenin bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmamıştır. Tüm bu olgularla birlikte, davacı kızların erken yaşta evlenip evden ayrıldıkları, aynı köyde oturan murisle davalı oğlunun ise daha yakın bir ilişki içinde oldukları, dava konusu taşınmaz payının da murise davalının babası olan ikinci eşinden kaldığı ve murisin sağlığında dahi davalı tarafından kullanıldığı hususları bir arada değerlendirildiğinde; mirasbırakanın daha çok paylaşımda bulunduğu davalı oğlunu üstün tutarak, diğer mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla taşınmazdaki payını bedelsiz ve muvazaalı olarak davalıya devrettiğini göstermektedir. 36. Bu durumda, yerel mahkemece dava hakkının kötüye kullanılmadığı, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin de mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun kanıtlandığı gerekçesiyle verilen direnme kararı yasal düzenleme ve ilkelere uygun olup, yerindedir. 37. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Aşağıda dökümü yazılı (20.625,68) harcın temyiz edenden alınmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Mirasbırakanın Muvazaalı Taşınmaz Satışı ve Geçersizlik Sebepleri

Mirasbırakan, diğer mirasçıları miras payından yoksun bırakmak gayesiyle gerçek iradesini gizleyerek tapu memuru huzurunda taşınmazını satmış gibi devredebilir. Türk Medeni Kanunu'nun 706. maddesi gereğince taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerliliği resmi şekilde düzenlenmelerine bağlıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 706Kaynağı aç
Madde 706- Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tâbidir. 2. İşgal

Bu işlemlerde tapuda beyan edilen görünürdeki satış sözleşmesi tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı için muvazaalıdır. Mirasbırakanın asıl iradesi olan gizli bağış sözleşmesi ise Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde emredilen resmi şekil koşulundan yoksun bulunduğu için hukuken geçerlilik kazanmaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/10615, K. 2022/1489Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2021/10615 E.  ,  2022/1489 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil istekli dava sonunda Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince verilen 29/04/2021 tarihli ve 2021/449 Esas – 2021/702 Karar sayılı karar, yasal süre içerisinde davacı vekili ve katılma yolu ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı, mirasbırakanları …'ün maliki olduğu 84 ada 21 parsel sayılı taşınmazını satış göstermek suretiyle davalı oğluna temlik ettiğini, murisin 1977 yılında söz konusu taşınmazı kendisi (davacı) ile birlikte davalıya verdiğini, yine dava dışı 153 ada 12 ve 19 parsel sayılı taşınmazlarını da diğer çocuklarına verdiğini sözlü olarak beyan ettiğini, kardeşlerine verilen taşınmazların 1988 yılında devrinin yapıldığını ancak yarısı kendisine verilen taşınmazın kendisine devrinin yapılmadığını, murisin baştaki niyetinin taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırmak iken, 1988 ve 1991 yıllarında yapılan satış işlemleri ile paylaşımın dışına çıkıldığını, kendisinden mal kaçırma amacıya hareket edildiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama aşamasında annesi …’nin ölümü üzerine annesinin payından da miras payını istediğini davasını bu şekilde ıslah ettiğini bildirmiştir. II. CEVAP Davalı, dava konusu taşınmazı muris babasından satın aldığını, maddi durumunun yerinde olduğunu, oto tamiri işinde uzun yıllar Gelendost ilçesinde çalıştığını, uzun yıllar kalp yetmezliği ve göz rahatsızlığı ile mücadele eden mirasbırakanın tüm bakım ve gözetimi ile ilgilendiğini, sağlık harcamalarını yaptığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Yalvaç Asliye Hukuk Mahkemesinin 29/04/2021 tarihli ve 2017/209 E. – 2020/102 K. sayılı kararıyla; davacının muris …'ün mal kaçırma kastını ispat edemediği, mirasbırakanın paylaştırma kastı ile hareket ettiği sonucuna varıldığı, ayrıca muris muvazaası hukuki nedenine dayalı olarak açılan davalar hak düşürücü süre ya da zamanaşımına tabi değil ise de, devirden itibaren yaklaşık 26 yıl geçtikten sonra dava açılmasının Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF 1. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2. İstinaf Nedenleri 2.1. Davacı vekili, murisin değirmencilik yaparak geçimini sağladığını, 76 yaşında iken taşınmaz satmasının haklı ve makul bir nedeni bulunmadığını, davalının taşınmaz satın alabilecek ekonomik gücünün bulunmadığını, murisin 1977 yılında dava konusu taşınmazı davacı ile davalıya verdiğini, Gelendost ilçesinde bulunan 153 ada 12 ve 19 parsel numaralı taşınmazları davacının diğer kardeşleri … ve … verdiğini, sözlü olarak bunu ifade ederek, 1988 yılında da devir işlemini yaptığını, murisin başlangıçtaki niyetinin taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırmak iken, 1988 ve 1991 yılındaki satış işlemleri ile davacıyı bu paylaşımın dışında tutarak, mal kaçırma kastıyla hareket ettiğini, davacının babasının sözüne güvenerek yarısı kendisine verilen taşınmaza elma fidanları diktiğini, murisin sonradan dava konusu taşınmazı davalıya devrettiğini, devir tarihindeki taşınmaz değeri ile tapuda gösterilen bedel arasında fahiş farklılık bulunduğunu, tanık …'ün beyanlarına neden itibar edilmediğinin Mahkemece gerekçelendirilmediğini belirterek kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yanlış hesaplanan vekalet ücretinin düzeltilmesini istemiştir. 3. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 29/04/2021 tarihli ve 2021/449 E. – 2021/702 K. sayılı kararıyla; tanıkların, davalının murise baktığını, diğer mirasçıların şehir dışında olmaları nedeniyle murise bakamadıklarını beyan ettikleri, taraflara eşit mesafede yakınlığı bulunan davacı ve davalının kardeşleri …'ün bu davanın sonucunda taşınmazın tapusunun iptali halinde, taşınmaza yönelik dava açması ve tapu iptali talep etmesi halinde dosyadaki kararın lehine olacağını bilmesine rağmen, davalının her zaman ebeveynlerinin yanında olduğu, murise maddi olarak destek olduğu ve hep yardım ettiği, murisin devri yapmaktaki amacının çocukları arasında paylaştırma yapmak olduğu, davacı ve davalının birlikte arazi aldıkları, ancak sonradan murisin bu yeri davalıya vermeye karar verdiği yönündeki beyanı ve davacı tanıklarının dahi hiçbirisinin mal kaçırma kastından söz etmemiş olmaları dikkate alınarak murisin mirasçılardan mal kaçırma kastının ispatlanamadığı ve davacının murisle birlikte muristen sonra vefat eden annesi …'den intikal edecek hissesi oranında belirlenen dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçeleri ile davacı ve davalı vekillerinin İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı yapmış oldukları istinaf başvurularının ayrı ayrı 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ 1. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Temyiz Nedenleri 2.1. Davacı vekili, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince uyuşmazlığın çözümüne yeter araştırma ve inceleme yapılmadığını, tanıkların beyanlarının yeterince irdelenmediğini, taraf ve tanık beyanlarının bilirkişi raporlarındaki tespitler ile karşılaştırılmadığını, mevcut durumda davacı müvekkilinin de dahil olduğu hak dengesini gözeten bir paylaştırmadan söz edilebilmesinin mümkün olmadığını, zira muris tarafından davacı müvekkiline temlik edilen hiç bir malın bulunmadığının tapu kayıtlarıyla sabit olduğunu, bir kısım davalı tanıklarının, dava konusu yerin murise yardımları dolayısıyla davalıya verildiği, diğer bir kısım davalı tanıklarının ise davalı tarafından satın alındığı şeklindeki beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmemiş olduğunu, küçük kırsal yerleşim yerlerinde aile bağları kuvvetli olup; baba oğul arasında satıştan dolayı genellikle para alışverişinin söz konusu olmadığını, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere muris …'ün mirasçıları arasında paylaştırma iradesinin bulunmadığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. 2.2. Davalı vekili, lehlerine hükmedilen vekalet ücretinin daha fazla olması gerektiğini belirterek, kararın bu yönden düzeltilerek onanmasını istemiştir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. 3.2.2. 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." 3.2.3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükümlerine yer verilmiştir. 3.3. Değerlendirme Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı (V/3.2.) numaralı paragraftaki yasal ve hukuksal gerekçeye göre Bölge Adliye Mahkemesince (IV/3.) numaralı paragrafta yer verilen gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. VI. SONUÇ Açıklanan nedenlerle; davacı ve davalı vekillerinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan ve davalıdan ayrı ayrı alınmasına, 24/02/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 237Kaynağı aç
MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. B. Satış ilişkisi doğuran haklar I. Süresi ve şerhi
2644 sayılı TAPU KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26 – (Değişik: 6/1/1954 – 6217/1 md.)[3] Mülkiyete, mülkiyetin gayrı ayni haklara ve müşterek bir arzın hissedarları veya birbirine muttasıl gayrimenkullerin sahipleri arasında bunlardan birinin veya bir kaçının o gayrimenkul üzerinde mevcut veya inşa edilecek binanın, muayyen bir katından veya dairesinden yahut müstakillen istimale elverişli bir bölümünden munhasıran istifadesini temin gayesiyle Medeni Kanunun 753 üncü maddesi hükümlerine göre irtifak hakkı tesisine veya tesisi vadine mütedair resmi senetler tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından tanzim edilir. (Ek fıkra:4/7/2019-7181/1 md.) Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerde, tarafların farklı tapu müdürlükleri veya yurt dışı teşkilatında bulunmaları hâlinde, taraf iradeleri resmî görevliler tarafından ayrı ayrı alınarak sözleşme tamamlanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. (Ek fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) İllerde bulunan tapu sicil müdürlükleri dışındaki müdürlüklerden akitli ve akitsiz işlemleri yıllık 500'ün altında olan yerlerde işleri yapmak üzere, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yakın il veya ilçelerde görevli tapu sicil müdürü veya görevlendirilen yetkili memura belirli günlerde yetki verilebilir. (Ek fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) Resmi senetlerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Alakalıların isteği halinde resmi senedi tanzim için memurlar ikametgahlara giderler, bu sırada gelecek haciz ve tahdit kararları resmi senedi yapmak için ikametgaha gitmiş olan memura tebliğ olunur. (Ek hüküm: 2/4/1998 – 4358/3 md.) Resmi senede tarafların kimlik bilgileri ile birlikte vergi kimlik numaraları da kaydedilir.(Değişik:6/3/1981-2421/1 md.) Resmi senedi, taraflar ile hazırlayan tapu sicil müdürlüğü görevlileri imzalar, tapu sicil müdürü veya görevlendirilen memur onaylar.Tarafların kimliklerinde şüpheye düşülen hallerde tanık getirilmesi istenebilir. Kanunların tanık bulundurulmasını zorunlu kıldığı hükümler saklıdır.11 Ocak 1926 tarihli ve 711 sayılı Kanun gereğince yapılacak akitlerde de aynı usul uygulanır. Birinci fıkrada beyan olunan irtifak hakkı tesisi vaitleri tapu siciline re'sen şerh verilir. Bunlardan irtifak hakkı tesisi vadine mütedair resmi senetler tapuya şerh verilmekle, taallük ettiği gayrimenkulün sonraki maliklerini de ilzam eder. Noterlik Kanununun 44 üncü maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vadi sözleşmeleri  ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri de taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir. Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur. (Ek : 26/4/1984 – 3000/1 md.; Değişik: 15/2/2018-7099/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşları, kredi kuruluşları, bankalar, esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile tarım kredi kooperatiflerince açılmış veya açılacak tüm borç ve kredilere karşılık teminat gösterilen taşınmazların ipotek işlemleri, tarafların istemi halinde, taraflarınca imzalanan kredi veya borç sözleşmesine istinaden tapu müdürlüklerinde tapuya tescil olunur. (Ek: 12/3/1985 – 3163/1 md.; Mülga son fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) (Ek fıkra:4/3/2021-7292/19 md.) 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu kapsamındaki tasarruf finansman şirketleri tarafından müşterilere sağlanan veya sağlanacak finansmana karşılık teminat gösterilen taşınmazların ipotek işlemleri, tarafların istemi hâlinde, imzalanan tasarruf finansman sözleşmesine istinaden tapu müdürlüklerinde tapuya tescil olunur.

Mirasçıların Dava Ehliyeti ve Mirasın İntikali

Türk Medeni Kanunu'nun 599. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazanırlar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 599Kaynağı aç
Madde 599- Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar. Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler. II. Vasiyet alacaklıları tarafından 1. İstem

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı Kararı çerçevesinde; mirasbırakanın mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla tapulu taşınmazını tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesi durumunda, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açabilir. Mirasçılar, görünürdeki resmi satış sözleşmesinin muvazaa nedeniyle ve gizli bağışın şekil noksanlığı sebebiyle geçersizliğini ileri sürerek tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Muris Muvazaasında Mal Kaçırma Amacı ve Mirasbırakanın Kastı

Muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için mirasbırakanın temliki gerçekleştirirken asıl irade ve amacının mirasçılarından mal kaçırmak olması zorunludur. Mirasbırakanın diğer mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunmadığı hallerde 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulama alanı bulunmamaktadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2021/10615 Esas ve 2022/1489 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, mirasbırakanın asıl amacının mal kaçırmak olmayıp taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırma kastı taşıdığı veya mal kaçırma amacının bulunmadığı durumlarda muris muvazaası iddiası sabit kabul edilemez ve açılan dava reddedilir.

İspat Yükü, Murisin İradesinin Tespiti ve Deliller

Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı olduğunu ve terekeden mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiğini ispat yükü davacı tarafa aittir. Murisin gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu bu hususu ileri süren taraf kanıtlamak zorundadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6 – Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. II. Resmî belgelerle ispat

Muvazaa iddiasıyla dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki temlik sözleşmesine göre üçüncü kişi konumundadır. Bu sebeple davacı mirasçılar muvazaa iddiasını tanık dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlayabilirler.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1251 Esas ve 2020/673 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere; mirasbırakanın asıl irade ve amacının tespiti için yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalının alım gücü, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark ve taraflar ile muris arasındaki beşeri ilişkiler bir bütün olarak değerlendirilir.

Zamanaşımı Bulunmaması ve Dürüstlük Kuralı

Muris muvazaasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında herhangi bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Muvazaalı işlem aradan ne kadar süre geçerse geçsin geçerlilik kazanamaz.

Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Muris muvazaası davalarının temel amacı miras hakkının korunması olduğundan, işlemin üzerinden uzun yıllar geçmiş olması veya mirasçıların uzun süre sessiz kalması davayı dürüstlük kuralına aykırı kılmaz ve hak kaybı doğurmaz. Mirasbırakanın ölümünden sonra geçen süre ne kadar uzun olursa olsun muvazaalı devre karşı dava açılabilir; dürüstlük kuralı muvazaalı tasarrufun zamanın geçmesiyle geçerli kabul edilmesine dayanak yapılamaz.

Sağlararası Karşılıksız Kazandırmalar ve Mirasta Denkleştirme

Mirasbırakanın sağlığında mirasçılarına yönelik karşılıksız kazandırmaları mirasta denkleştirme kuralları çerçevesinde değerlendirilir. Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesi gereğince yasal mirasçılar, miras paylarına mahsuben kendilerine intikal ettirilen ivazsız devirleri, tereke içinde denkleştirmeyi sağlamak gayesiyle iade etmekle birbirlerine karşı yükümlü kılınmıştır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 669Kaynağı aç
Madde 669- Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir. B. Mirasçılık sıfatının kaybı hâlinde

Mirasbırakan tarafından altsoya malvarlığı aktarılması, borçtan kurtarılması veya kuruluş sermayesi ile çeyiz verilmesi niteliğindeki karşılıksız tasarruflar, murisin bu yönde aksi bir iradesi açıkça bulunmadığı sürece kanun gereği denkleştirmeye tabi tutulur.

Muris muvazaası davasında herhangi bir zamanaşımı süresi var mıdır?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında herhangi bir zamanaşımı süresi uygulanmaz; muvazaalı devir aradan ne kadar süre geçerse geçsin geçerlilik kazanamaz.

Mirasbırakanın satışından sonra uzun süre sessiz kalınması dava açmayı engeller mi?

Mirasbırakanın vefatından sonra uzun yıllar geçmiş olması veya mirasçıların uzun süre sessiz kalması dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmaz ve dava açma hakkını düşürmez.

Mirasbırakanın taşınmazı paylaştırma amacıyla devretmesi muris muvazaası oluşturur mu?

Mirasbırakanın asıl amacının mal kaçırmak olmayıp taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırma kastı taşıdığı veya mal kaçırma amacının bulunmadığı durumlarda muris muvazaası iddiası sabit kabul edilmez ve dava reddedilir.

Babamın kardeşime yaptığı tapu devrinin muvazaalı olduğunu nasıl ispat edebilirim?

İşlemin tarafı olmayan mirasçılar üçüncü kişi konumunda bulunduğundan mirasçıdan mal kaçırma kastını ve muvazaayı tanık dahil her türlü yasal delille kanıtlayabilirler.

Mirasbırakanın çocuğuna karşılıksız yaptığı kazandırmalar geri istenir mi?

Türk Medeni Kanunu'nun 669. maddesi gereğince mirasbırakanın altsoyuna karşılık almaksızın yaptığı kazandırmalar, aksi açıkça belirtilmedikçe denkleştirmeyi sağlamak amacıyla terekeye iadeye tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu