Anlaşmalı Boşanma Protokolünde İntifa ve Oturma Hakkı

by Avukat Erdal Ersoy
Anlaşmalı Boşanma Protokolünde İntifa ve Oturma Hakkı

İntifa Hakkının Konusu, Kurulması ve Tescili

Türk Medeni Kanunu’nun 794. maddesinde intifa hakkı; taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilen bir hak olarak düzenlenir. Aksine düzenleme yoksa hak sahibi, hakkın konusundan tam olarak yararlanır. Aynı Kanun’un 795. maddesine göre taşınmazda intifa tapu kütüğüne tescille, taşınırda zilyetliğin devriyle, alacakta ise alacağın devriyle kurulur. Kazanma ve tescilde aksi öngörülmemişse mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/626, K. 2015/12665Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/626 E.  ,  2015/12665 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İntifa Hakkı Tesisi ve Tescili Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı, davalıyla “anlaşarak” boşandıklarını, boşanma kararıyla müşterek çocukların velayetlerinin kendisine bırakıldığını, tarafların birbirlerinden nafaka ve tazminat talep etmediklerini, aralarında düzenledikleri, hakim tarafından da tasdik edilen boşanma anlaşmasına göre; “davalının, mülkiyetinde bulunan davacının kuaför olarak işletmekte olduğu, … mahallesindeki tapuda 69 ada (18) parselde kayıtlı kargir apartman niteliğindeki taşınmazın zemin katındaki (1) nolu bağımsız bölümü, davacının kira ödemeksizin ve üçüncü kişilere kiraya verilmemek koşuluyla işletmeye süresiz olarak devam edeceğini kabul ve taahhüt ettiğini” boşanma anlaşmasında yer alan bu kaydın mahkemece de boşanma kararına aynen geçirildiğini, kararın 4.6.2012 tarihinde kesinleştiğini, varılan anlaşma uyarınca, davalıya ait “bağımsız bölüm” niteliğindeki bu taşınmazı home ofis olarak düzenlediğini, hem kuaför olarak işlettiğini hem de velayetine bırakılan çocuklarıyla birlikte ikamet yeri olarak kullandığını, boşanma ilamındaki hükme dayanarak intifa hakkını tapuya şerh verdirmek istediğinde, boşanma kararında tapu bilgileri yer almadığı için tapu müdürlüğünün bu talebini yerine getiremediğini, boşanma dosyasında da taşınmazın tapu kaydı bulunmadığı için boşanma kararı veren mahkemenin de “kararın açıklanması” talebini reddettiğini, davalıdan tapuya intifa hakkı yönünde ferağ vermesini istediğinde davalının bundan kaçındığını ileri sürerek, davalıya ait taşınmazın tapu kaydına, lehine intifa hakkının tescil edilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı ise, boşanma protokolü ile, davacıya mesleğini sürdürmesi için taşınmazı sadece kullanma hakkını verdiğini, davacı lehine intifa hakkı yaratacak bir beyan ve taahhüdünün bulunmadığını, apartman yönetimi tarafından açılan dava sonucu bağımsız bölümün”mesken” dışında işyeri olarak kullanılamayacağına karar verilmekle, davacının taşınmazı “kuaför” olarak kullanım hakkının da ortadan kalkmış olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, dava; “tapu kaydına intifa hakkı şerhi işlenmesine ilişkin” olarak vasıflandırılmış, istek reddedilmiştir. Gerekçe olarak “boşanma protokolünde tanınan hakkın, çok daha geniş haklar sağlayan intifa hakkı olarak değerlendirilemeyeceği, davacıya sadece, davalıya ait taşınmazı süresiz olarak ve kira ödemeksizin işyeri (kuaför) olarak işletmesine izin verildiği, davacının çocuklarıyla birlikte burada oturduğu, mesken olarak kullandığı, buradan çıktıkları takdirde mağdur olacakları yönündeki iddaların, mevcut durumu etkilemeyeceği, bu taşınmazın, apartman yönetiminin açtığı dava sonucu kuaför olarak işletilemeyecek olmasının da durumu değiştirmeyeceği ve işyeri olarak kullanım hakkını intifa hakkına dönüştürmeyeceği, özetle davacıya tanınmış bir intifa hakkının bulunmadığı” gösterilmiştir. Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Boşanma davasının davalı tarafından 20.9.2011 tarihinde açıldığı, … 7. Aile Mahkemesince 8.12.2011 tarihinde tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verildiği, kararın 4.6.2012 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. Boşanma, tarafların boşanma ve fer'ilerinde “irade birliğine” dayanmaktadır. Aralarında düzenledikleri protokol, boşanma kararı veren hakim tarafından onaylanmış ve protokol hükümleri boşanma kararına da geçirilmiştir. Bu anlaşmaya göre; “davalının mülkiyetinde bulunan davacının kuaför olarak işletmekte olduğu bağımsız bölümü davacı kira ödemeksizin ve üçüncü kişilere kiraya verilmemek koşuluyla işletmeye süresiz olarak devam edecek” davacı da , davalıdan herhangi bir nafaka, maddi ve manevi tazminat talep etmeyecektir. Bağımsız bölümün bulunduğu apartmandaki kat malikleri adına apartman yöneticisi tarafından mülk sahibi olan davalıya karşı, boşanma davasından önce 24.5.2011 tarihinde “elatmanın önlenmesi ve eski hale getirme” davası açılmış, dava sonucunda, … 3. Sulh Hukuk Mahkemesince, 27.12.2011 tarihinde, davalıya ait zemin kattaki (1) numaralı bağımsız bölümün işyeri olarak kullanılmasının yönetim planına aykırı olduğu kabul edilerek “mesken” olarak kullanılmasına karar verilmiş, bu karar 7.6.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Davacının, bağımsız bölümde son iki yıldır kuaförlük faaliyeti yapmadığı, mesken olarak kullandığı, velayetine bırakılan çocuklarıyla birlikte bu taşınmazda oturduğu toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde anlatılan olaylara göre dava, “intifa hakkının tapuya tescili” isteğine ilişkindir. Davada çözümü gereken sorun; boşanma protokolünde yer alan, davalıya ait bağımsız bölümle ilgili anlaşmanın, davacı lehine bir intifa hakkı tesisine ilişkin taahhüdü işlem niteliğinde olup olmadığı, başka bir ifade ile, taraflar arasında bir intifa sözleşmesi bulunup bulunmadığı, bu anlaşmaya dayanılarak, davalıya ait bu bağımsız bölüm üzerinde davacı lehine “intifa hakkı” tesis edilip edilemeyeceği, apartman yönetiminin davalıya karşı açtığı dava sonucunda verilen, “mesken” haricinde “işyeri olarak kullanılamaz” şeklindeki kararın, davayı ne ölçüde etkilediği, buradan varılacak sonuca göre davalıyı borçtan kurtarıp kurtarmadığıdır. Türk Medeni Kanununun 794'ncü maddesi hükmüne göre; intifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilir. Ve aksine bir düzenleme olmadıkça, bu hak, sahibine konusu üzerinde tam bir yararlanma yetkisi sağlar. Aynı Yasanın 795'nci maddesi gereğince de, intifa hakkı taşınırlarda zilyetleğin devri, alacaklarda alacağın devri, taşınmazlarda ise tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Taşınır ve taşınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine bir düzenleme olmadıkça, mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır. Kanuni intifa hakları hariç, intifa hakkı tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Başka bir ifade ile, taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasında (TMK. m. 705) olduğu gibi, intifa hakkının kazanılması için tapuya tescil zorunludur. Tescil, bunu amaçlayan resmi şekilde düzenlenmiş bir sözleşmenin varlığını gerektirir. Resmi şekil, intifa sözleşmesinin geçerlililik (sıhhat) koşuludur. Taraflar bu sözleşmeyle, hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini de kararlaştırabilirler. Olayda, taraflar arasında, intifa hakkı tesisine ilişkin tapu memurunca resmi şekilde yapılmış bir sözleşme bulunmamaktadır. Sözleşmeye, boşanma protokolü içinde yer verilmiş, protokol hakim tarafından onaylanmıştır. Boşanma protokolünde yer alan bu anlaşmanın davacı lehine davalıya ait taşınmaz üzerinde bir intifa hakkı tesisini amaçlayıp amaçlamadığı, başka bir ifade ile taşınmazla ilgili anlaşmanın, intifa hakkı tesisine ilişkin bir sözleşme niteliğinde bulunup bulunmadığı, tarafların sözleşmede kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınarak belirlenmelidir (TBK. m. 19/1). Davacı, davalıya ait taşınmazı kira ödemeksizin ve üçüncü kişilere kiraya verilmeksizin kullanması karşılığı, davalıdan herhangi bir nafaka ve tazminat talebinde bulunmamıştır. Burada, tarafların gerçek iradesinin, davalıya ait taşınmazda davacının “kuaförlük” faaliyetini icra etmeye devam etmesi değil, taşınmazdan davacının yararlanmasını sağlamaya yönelik olduğu görülmektedir. Bu bakımdan boşanma protokolünde yer alan taşınmazla ilgili kaydın, davacı lehine intifa hakkı tesisini amaçladığı kabul edilmelidir. Ne var ki intifa hakkı tesisine ilişkin sözleşmenin, resmi şekilde yapılmış olması da geçerlilik şartıdır. Bu noktada çözümü gereken sorun, “hakimin tasdikinin” intifa hakkı tesisine ilişkin sözleşmeye geçerlilik kazandırıp kazandırmayacağıdır. Başka bir ifade ile hakimin tasdikinin “resmi şekil” yerine geçip geçmeyeceğidir. Bir akdin geçerliliğinin resmi şekle tabi tutulmasının sebebi, sözleşmenin tarafları bakımından ağır yükümlülükler taşıyor olmasıdır. Başka bir ifade ile, yasa koyucu taraflar bakımından ağır yükümlülükler getiren, zayıf olan taraf için ekonomik yıkım oluşturabilen, gelişigüzel kararlar verilmemesini gerektiren sözleşmelerin geçerliliği için “resmi şekil” öngörmekle, irade beyanında bulunanların daha dikkatli davranmalarını istemiş demektir. Akdin geçerliliğinin resmi şekle bağlı tutulmasının sebebi bu olunca, boşanma davasında, tarafların boşanma anlaşmasına koydukları “davalıya ait taşınmazdan yararlanmaya” ilişkin sözleşmenin hakim tarafından tasdik edilip (TMK. m. 184/5) karara bağlanmasıyla, akdin sıhhati için şart olan “resmi şekil” koşulu tahakkuk etmiş sayılmalıdır. O halde, boşanma anlaşmasında yer alan, “davalıya ait taşınmazı davacının süresiz olarak kullanacağına” ilişkin sözleşme, taahhüdü işlem olarak geçerlidir ve davalı bu borcunu ifa etmediği takdirde, davacı, mahkemeden ifayı isteyebilir. Kat maliklerinin davalıya karşı açmış olduğu dava sonucu, taşınmazın “mesken” olarak kullanılabileceğine karar verilmiş olması, davacının “işyeri” olarak kullanmasına mani olur ise de, davacıya tanınan kullanma hakkını tamamen ortadan kaldırmaz ve borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifasını imkansız hale getirmez. Sonuçta davalı, davacıya taşınmazı üzerinde kira almaksızın ve üçüncü kişilere kiraya verilmeksizin süresiz kullanma hakkı tanımıştır. İşyeri olarak kullandırma borcu altına girmiş olan davalının, davacının iradesi dışındaki sebeplerle “mesken” olarak kullanılacak olması halinde, borcun ifasından kurtulacağının kabulü edilmesi durumun gereklerine aykırı düşer. Bu bakımdan, olayda ifa imkansızlığı kabul edilmemiştir. Hal böyle olmakla birlikte intifa hakkı, sahibine, hakkın konusu olan malı zilyetliğinde bulundurma, yönetme, kullanma ve ondan yararlanma gibi geniş yetkiler verir. (TMK. m. 803/1) Başka bir ifade ile, intifa hakkı sahibi, hakkın konusu olan malı bizzat kendisi kullanabileceği gibi, üçüncü kişileri kiraya vererek ondan yararlanma yoluna da gidebilir. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, bu hakkın kullanılması kural olarak başkasına da devredilebilir. (TMK. m. 806) Taşınmazla ilgili boşanma anlaşmasında yer alan kayıtta, “başkasına kiraya verilmemesi” şart koşulmuştur. Anlaşmadan, hakkın davacı tarafından şahsen kullanılması gerektiği de anlaşılmaktadır. O halde, “davalıya ait taşınmazdan yararlanmaya” ilişkin sözleşmede yer alan bu kayıtlar ve taşınmazın “işyeri” olarak değil, mesken olarak kullanılması gerektiği yönündeki karar karşışında, davacıya, intifadan daha dar kapsam ve içerikte olan “oturma (sükna) hakkı” (TMK. m. 823) tanınmasına hukuki bir engel bulunmamaktadır. İntifa hakkı tesisine ilişkin talep, bundan daha dar kapsamda hak ve yetkiler tanıyan “oturma hakkı” tesisini de içerir. Başka bir ifade ile, hakim, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (HMK. m. 26) Davacının talebinin “oturma hakkını” içerdiği kabul edilerek bu hususun tapu siciline tesciline karar verilmesi gerekirken, bu yönün nazara alınmaması doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 15.6.2015 (Pzt.)
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 795Kaynağı aç
Madde 795- İntifa hakkı, taşınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Taşınır ve taşınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine düzenleme olmadıkça, mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmaz üzerindeki yasal intifa hakkı tapu kütüğüne tescil edilmemiş olsa bile, durumu bilenlere karşı ileri sürülebilir. Tescil edilmiş ise, herkese karşı ileri sürülebilir. III. Sona ermesi 1. Sona erme sebepleri

Kanundan doğan intifa hakları ayrık tutulursa intifa bir sözleşmeye dayanır. Taşınmazda kazanma için tapuya tescil zorunludur. Tescil, bu amacı taşıyan ve resmî şekilde düzenlenmiş bir sözleşmenin bulunmasını gerektirir; resmî şekil geçerlilik koşuludur. Taraflar, yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini de sözleşmede kararlaştırabilir. Taşınmaz üzerindeki yasal intifa hakkı tapuya işlenmemiş olsa bile durumu bilenlere karşı, tescil edilmişse herkese karşı ileri sürülebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/4242, K. 2022/10524Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/4242 E.  ,  2022/10524 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ve davalı … ‘in İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinde 22/11/2018 tarih, 2018/378 Esas, 2018/988 Karar sayılı kararıyla anlaşmalı şekilde boşandıklarını, boşanma protokolü ve mahkeme kararına göre davacının adına olan tapuları davalı …'e devretmeyi kabul ettiğini, davalıya devir edilecek taşınmazlardan Ümraniye İlçesi, … Mahallesi, 1771 Ada, 20 parselde kayıtlı 1 nolu taşınmazda davacı …'e evlenmediği sürece oturma (sükna) hakkı tanındığını, boşanmadan itibaren davalı, müşterek çocuklar ve müvekkilinin burada oturduklarını, 2020 Haziran başında ihtarname gönderdiğini, müvekkilinin ihtarname üzerine Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğüne sükna hakkının tescili için gittiğinde taşınmazın mahkeme kararına göre davalı …'e devrinden hemen sonra 15/01/2019 tarihinde eniştesi …'ya satıldığını öğrendiğini,davalının ablasının eşi olan bu kişinin emekli inşaat işçisi olduğunu, konutu alacak mali gücü bulunmadığını, mal kaçırma kastıyla yapılan işlemin amacını Faik'in bilmemesinin mümkün olmadığını, taşınmazın satış işleminin muvazaa nedeniyle (sükna hakkını elinden almak maksatlı yapıldığından) iptali ile davalı … adına tesciline, müvekkilinin oturma hakkının tapuya tesciline, iptale gerek görülmediği takdirde sadece müvekkilinin oturma hakkının tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkeme kararı sonrası taşınmazı devralan müvekkilinin kira ödemeden davacının oturma hakkını kabul ettiğini, daireyi satması durumunda bu taşınmaza denk bir … kira bedelini ödeyeceğini, müvekkili taşınmazı sattıktan sonra kira ödemeyi ve davacıyı mağdur etmeyeceğini bildirdiği halde davacının bu davayı açtığını, müvekkilinin halen taşınmazına denk bir … kira bedelini ödemeye hazır olduğunu, satışın … olduğunu, öncelikle protokolden kaynaklanmayan muvazaa nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davası olan davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli mahkeme olduğunu, esas bakımdan da davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davanın öncelikle görev yönünden reddini, aksi halde davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince “… mahkeme kararıyla onaylanan protokole konu sükna hakkı sahibi davacının açık rızası alınmadan yapılan devir işleminin davacının sükna hakkının kullanılmasına engel olacağı, davalının bedel karşılığında devir yapıldığını ispatlayamadığı, taşınmazın devri için makul bir sebep bulunmadığı, devir bedeli ile devir tarihindeki rayiç bedel ve devralanın mali ve ekonomik durumu arasında aşırı oransızlık bulunduğu, davalının asıl iradesinin mal kaçırmak olduğu, devralan kişinin davalının eniştesi olup muvazaalı işlemle taşınmaza sahip olduğunu bildiği, bilmesi gerektiği, iyi niyetli kabul edilemeyeceği, görünüşteki satış işleminin tarafların … iradelerine uymadığı, muvazaa koşullarının oluştuğu…” gerekçesiyle davanın kabulüne, taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı … adına tesciline, davacının sükna hakkının tapu siciline tesciline karar verilmiştir. Davalı … tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince anlaşmalı boşanma protokolünde taşınmazın satılamayacağı yönünde bir hüküm bulunmadığı gibi, davacı kadının kusursuz olarak yani evlilik dışında bir sebeple çıkmak zorunda kalması halinde bu eve muadil bir … kira bedelini erkeğin karşılaması hüküm altına alındığı, bu durumda kadının kira bedeli talebi dışında tapu iptali tescil talep etme hakkının bulunduğunun kabul edilemeyeceği, davacı tapu iptali ve tescili mümkün olmadığı takdirde sükna hakkının tescilini talep etmiş ise de, davanın kaynağı olan boşanma protokolünün tarafı olmayan 3. kişi adına kayıtlı taşınmaza ilişkin bu talebin kabulü mümkün olmadığı gerekçesi ile davalının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak davacının taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinde 22/11/2018 tarih, 2018/378 Esas, 2018/988 Karar sayılı kararıyla anlaşmalı şekilde boşandıklarını, 27/12/2018 tarihinde kararın kesinleştiği, kararda tarafların TMK 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına, taraflar arasında düzenlenen 22/11/2018 havale tarihli protokolün onaylanmasına ve kararın eki sayılmasına, müşterek çocukların velayetlerinin anneye verilmesine, davacı … adına kayıtlı Kadıköy Merdivenköy mahallesi 1021 ada 133 parsel 3. kat 6 nolu bağımsız bölümdeki taşınmaz ile Ümraniye … mahallesi 1771 ada 20 parsel 1 nolu bağımsız bölümdeki taşınmazların davalı … adına tapuda devir ve tescil edilmesine, aile konutu olan Ümraniye … mahallesi 1771 ada 20 parsel 1 nolu bağımsız bölümdeki taşınmazda davacı …'in evlenmediği sürece oturmasına izin verilmesine, aksi halde kusursuz olarak çıkmak zorunda kaldığı taktirde buna denk … kirasının davalı … tarafından karşılanmasına karar verildiği, bunun üzerine davacı tarafından 31.12.2018 de davalı … adına kadına oturma hakkı tescil edilmeksizin devir yapıldığı, davalı … tarafından ise taşınmazın 15.01.2019 tarihinde davalı …'ya devredildiği anlaşılmaktadır. Oturma (sükna) hakkı, Türk Medeni Kanunu'nun 823-825. maddelerinde düzenlenmiştir. Oturma hakkı, bir binanın tamamında veya bir bölümünde, bir kişiye oturma hakkı veren, konut olarak ondan yararlanma hakkı veren bir irtifak hakkıdır. Oturma hakkı, sahibine sadece orayı, konut ihtiyacını gidermek için kullanma yetkisi verir ve sahibine, kişisel ihtiyacını karşılaması için bir binada oturabilme imkanı tanıdığı için bu hakkın kullanımının bir başkasına devrine imkan vermemektedir. Ayni bir haktır ve dolayısıyla herkese karşı ileri sürülebilmektedir. Kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır. Türk Medeni Kanununun 794'ncü maddesi hükmüne göre; intifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilir. Sadece taşınmazlar üzerinde kurulabilen oturma hakkı aynı Yasanın 795'nci maddesi gereğince de tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Taşınır ve taşınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine bir düzenleme olmadıkça, mülkiyete ilişkin hükümler uygulanır. Kanuni intifa hakları hariç, intifa hakkı tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Başka bir ifade ile, taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasında (TMK. m. 705) olduğu gibi, intifa hakkının kazanılması için tapuya tescil zorunludur. Tescil, bunu amaçlayan resmi şekilde düzenlenmiş bir sözleşmenin varlığını gerektirir. Resmi şekil, intifa sözleşmesinin geçerlililik (sıhhat) koşuludur. Taraflar bu sözleşmeyle, hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini de kararlaştırabilirler. Olayda, taraflar arasında, sükna hakkı tesisine ilişkin tapu memurunca resmi şekilde yapılmış bir sözleşme bulunmamaktadır. Sözleşmeye, boşanma protokolü içinde yer verilmiş, protokol hakim tarafından onaylanmıştır. Boşanma protokolünde yer … bu anlaşmanın davacı lehine davalıya ait taşınmaz üzerinde bir oturma hakkı tesisini amaçlayıp amaçlamadığı, başka bir ifade ile taşınmazla ilgili anlaşmanın, intifa hakkı tesisine ilişkin bir sözleşme niteliğinde bulunup bulunmadığı, tarafların sözleşmede kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, … ve ortak iradeleri esas alınarak belirlenmelidir (TBK. m. 19/1). Davacı, davalıya devredilecek dava konusu taşınmazı kira ödemeksizin ve üçüncü kişilere kiraya verilmeksizin kullanması karşılığı, davalıdan herhangi bir nafaka ve tazminat talebinde bulunmamıştır. Bu bakımdan boşanma protokolünde yer … taşınmazla ilgili kaydın, davacı lehine oturma hakkı tesisini amaçladığı kabul edilmelidir. Ne var ki oturma hakkı tesisine ilişkin sözleşmenin, resmi şekilde yapılmış olması da geçerlilik şartıdır. Bu noktada çözümü gereken sorun, “hakimin tasdikinin” oturma hakkı tesisine ilişkin sözleşmeye geçerlilik kazandırıp kazandırmayacağıdır. Başka bir ifade ile hakimin tasdikinin “resmi şekil” yerine geçip geçmeyeceğidir. Bir akdin geçerliliğinin resmi şekle tabi tutulmasının sebebi, sözleşmenin tarafları bakımından ağır yükümlülükler taşıyor olmasıdır. Başka bir ifade ile, yasa koyucu taraflar bakımından ağır yükümlülükler getiren, zayıf olan taraf için ekonomik yıkım oluşturabilen, gelişigüzel kararlar verilmemesini gerektiren sözleşmelerin geçerliliği için “resmi şekil” öngörmekle, irade beyanında bulunanların daha dikkatli davranmalarını istemiş demektir. Akdin geçerliliğinin resmi şekle bağlı tutulmasının sebebi bu olunca, boşanma davasında, tarafların boşanma anlaşmasına koydukları “davalıya ait taşınmazdan yararlanmaya” ilişkin sözleşmenin hakim tarafından tasdik edilip (TMK. m. 184/5) karara bağlanmasıyla, akdin sıhhati için şart olan “resmi şekil” … tahakkuk etmiş sayılmalıdır. O halde, boşanma anlaşmasında yer …, “davalıya ait taşınmazı davacının oturmasına” ilişkin sözleşme, taahhüdü işlem olarak geçerlidir ve davalı bu borcunu ifa etmediği takdirde, davacı, mahkemeden ifayı isteyebilir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı …’in dava konusu taşınmazı davacının oturma hakkının kullanılmasına engel olmak maksadı ile muvazaalı olarak taraflar arasında anlaşmalı boşanma protokolü olduğunu, kadının oturma hakkının bulunduğunu bilebilecek konumda olan eniştesi olan diğer davalı …’e onbeş … sonra devir ettiği görülmüş olup taşınmazın … bedeli, devirler arasında geçen süre de dikkate alındığında bu hali ile satışın muvazaalı olarak ve kadının sükna hakkını ortadan kaldırmak maksadı ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Anlaşmalı boşanma protokolünde kadının evden kusursuz olarak çıkmak zorunda kalması durumunda buna denk … kirasının … tarafından karşılanacağı kararlaştırılmış ise de bu koşulun taşınmazın iradesi dışında malikinin elinden çıkması durumunda oluşacağından, iradesi ile ve ayrıca muvazaalı yapılan satışın bu kapsamda değerlendirilmesi kabul edilemez. Hal böyle iken İlk Derece Mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere muvazaa nedeniyle tapu kaydının iptali ile davalı … adına tesciline, davacı lehine evleninceye kadar geçerli olmak kaydıyla, oturma hakkı tesis edilmesine karar verilmesi gerekir iken yazılı gerekçe ile davacının taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeple bölge adliye mahkemesinin kararının BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, dosyanın İlgili Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine, oy birliğiyle karar verildi. 19.12.2022 (Pzt.)

Protokoldeki Yararlanma Taahhüdü ve Hâkim Onayı

Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinin 5. bendi uyarınca boşanma veya ayrılığın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/626 esas ve 2015/12665 karar sayılı ilamında, boşanma anlaşmasına konulan ve davalıya ait taşınmazdan yararlanmaya ilişkin sözleşmenin hâkim tarafından tasdik edilip karara bağlanmasıyla, akdin geçerliliği için aranan resmî şekil koşulunun gerçekleşmiş sayılması gerektiği kabul edilmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 184Kaynağı aç
Madde 184- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir: 1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. 2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. 3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz. 4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder. 5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. 6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ A. Haklar ve yükümlülükler I. Genel olarak

Aynı kararda, boşanma anlaşmasındaki süresiz kullanma sözleşmesi taahhüt işlemi olarak geçerli görülmüştür. Borç ifa edilmezse davacı mahkemeden ifayı isteyebilir. Bu değerlendirme, kararda incelenen yararlanma kaydına ilişkindir; her protokol kaydının kendiliğinden intifa tesisi sonucunu doğurduğu şeklinde genel bir kurala dönüştürülemez.

Sözleşmenin Niteliğinde Gerçek ve Ortak İrade

Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrasına göre sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken ve yorumlanırken, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Taşınmaz kaydının intifa hakkı tesisine yönelik olup olmadığı da kullanılan sözcüklere göre değil, bu iradeye göre belirlenir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/626 esas ve 2015/12665 karar sayılı ilamında, tarafların gerçek iradesinin yalnızca kuaförlük faaliyetinin sürdürülmesi değil, taşınmazdan yararlanma sağlamak olduğu görülmüştür. Bu nedenle protokoldeki taşınmaz kaydının davacı lehine intifa hakkı tesisini amaçladığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi davayı tapu kaydına intifa hakkı şerhi işlenmesi istemi olarak nitelendirmiş ve isteği reddetmiştir. Daire, somut kaydın bu yönden değerlendirilmemesini doğru bulmamıştır.

Mesken Kullanımı Kararının Taahhüdün İfasına Etkisi

Anılan olayda kat maliklerinin açtığı dava sonucunda taşınmazın mesken olarak kullanılabileceğine karar verilmiştir. Bu sonuç, davacının taşınmazı işyeri olarak kullanmasına engel olur. Buna karşılık davacıya tanınan kullanma hakkını tamamen ortadan kaldırmaz ve borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifasını imkânsız hale getirmez.

İntifa Hakkı ile Oturma Hakkının Kapsamı

Türk Medeni Kanunu’nun 803. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde intifa hakkı sahibine malı elinde bulundurma, yönetme, kullanma ve ondan yararlanma yetkisi verir. Hak sahibi malı kendisi kullanabileceği gibi üçüncü kişiye kiralayarak da yararlanabilir. Sözleşme aksini öngörmüyorsa kullanma kural olarak başkasına devredilebilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 823. maddesine göre oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir. Bu hak başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır. Oturma hakkı ayrıca ayni bir hak olarak herkese karşı ileri sürülebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 823Kaynağı aç
Madde 823- Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir. Oturma hakkı, başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır. II. Oturma hakkının kapsamı

2015/626 esas ve 2015/12665 karar sayılı ilamdaki anlaşmada taşınmazın başkasına kiralanmaması ve hakkın bizzat kullanılması öngörülmüştür. Taşınmazın konut olarak kullanılması gerektiği yönündeki sonuçla birlikte bu kayıtlar, intifaya göre daha sınırlı olan oturma hakkının tanınmasını hukuken olanaksız kılmaz. Bu belirleme anılan kayıtlara ve kullanım sınırına bağlıdır.

Taleple Bağlılık ve Daha Dar Hakkın Tescili

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasına göre hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; bu sonuçtan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre daha azına karar verebilir. İntifa kurulmasına yönelik istem, daha sınırlı yetkiler sağlayan oturma hakkının kurulmasını da kapsar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 26Kaynağı aç
MADDE 26- (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır. Hukuki dinlenilme hakkı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, davacının isteminin oturma hakkını da kapsadığının kabul edilerek bu hakkın tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken bunun gözetilmemesini isabetli görmemiştir. Daire, 15.6.2015 tarihinde oybirliğiyle hükmün bozulmasına karar vermiş ve karar düzeltme yolunu açık bırakmıştır.

Başka Bir Protokoldeki Çıkma ve Kira Koşulu

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/4242 esas ve 2022/10524 karar sayılı ilamında, kadının evden kusursuz olarak çıkmak zorunda kalması hâlinde buna denk kira bedelinin karşılanacağı kararlaştırılmıştır. Bu koşulun, taşınmazın malikin iradesi dışında elinden çıkması durumunda oluşacağı kabul edilmiştir. Malikin kendi iradesiyle ve ayrıca muvazaalı olarak yaptığı satış bu kapsamda değerlendirilemez. Bu belirleme, o protokoldeki koşulun yorumuna özgüdür.

Boşanmanın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşma ne zaman geçerli olur?

Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinin 5. bendine göre boşanma veya ayrılığın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.

Taşınmazda intifa hakkı nasıl kurulur?

Türk Medeni Kanunu’nun 795. maddesine göre taşınmazda intifa hakkı tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Kanuni intifa dışında tesis sözleşmeye dayanır ve tescil, resmî şekilde düzenlenmiş sözleşmeyi gerektirir.

Protokolün niteliği hangi iradeye göre belirlenir?

Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların kullandığı sözcüklere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılır. Taşınmaz kaydının intifa tesisini amaçlayıp amaçlamadığı da bu esasa göre belirlenir.

İntifa talebi oturma hakkının tescilini kapsar mı?

İntifa kurulmasına yönelik istem, daha sınırlı yetkiler sağlayan oturma hakkının kurulmasını da kapsar. Hâkim, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrası uyarınca talep sonucundan daha azına karar verebilir.

Oturma hakkı başkasına devredilebilir mi?

Hayır. Türk Medeni Kanunu’nun 823. maddesine göre oturma hakkı başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez. Kanunda aksine hüküm yoksa intifa hükümleri uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu