Anlaşmalı Boşanma Sonrası Tapu Devri Nasıl Yapılır?

by Avukat Erdal Ersoy
Anlaşmalı Boşanma Sonrası Tapu Devri Nasıl Yapılır?

Türk Medeni Kanunu m. 166/3 uyarınca evlilik en az bir yıl sürmüşse, tarafların birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış kabul edilir. Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için hâkimin eşleri bizzat dinleyerek serbest iradelerine kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile ortak çocukların durumuna ilişkin taraflarca kabul edilen düzenlemeyi uygun bulması zorunludur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Mahkeme kararında açıkça tapu iptali ve tescil hükmü yer almayıp yalnızca boşanma protokolünün onaylanmasıyla yetinilmişse, mülkiyet doğrudan alacaklı eşe geçmez. Protokoldeki taşınmaz devri taahhüdü ayni hak değil kişisel hak doğurur. Mülkiyetin tescilini isteme konusunda kişisel hakka sahip olan taraf, borçlu eşin tapuda ferağ vermekten kaçınması halinde Türk Medeni Kanunu m. 716/1 uyarınca hâkimden mülkiyetin hükmen geçirilmesini talep edebilir. Buna karşılık taşınmaz mülkiyetini mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 716Kaynağı aç
Madde 716- Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir. Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir. Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur. C. Taşınmaz mülkiyetinin kaybı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/4863, K. 2013/27282Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2013/4863 E.  ,  2013/27282 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Üsküdar 2. Aile Mahkemesi TARİHİ :23.11.2012 NUMARASI :Esas no: 2012/86 Karar no:2012/709 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm asli müdahiller tarafından reddedilen talepleri yönünden; davacı tarafından ise yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 22.11.2013 günü temyiz eden asli müdahale talep eden Türk Ekonomi Bankası A.Ş. vekili Av. … ve karşı taraf davacı A. G. E. vekili Av…..geldiler. Davalı Z. T. ile vekilleri ve asli müdahale talep eden TEB Factoring A.Ş. vekili gelmediler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taşınmaz mülkiyetinin kazınılması tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır (TMK.md.705). Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanılarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir (TMK.md.716/1). Bu taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir (TMK.md.716/2). Davacı ile davalı Z., Üsküdar 2. Aile Mahkemesinin 2004/113 esas-2004/365 karar sayılı, 27.05.2004 tarihinde kesinleşen boşanma ilamı ile Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Boşanma ilamında, boşanmanın mali sonuçlarıyla ilgili 19.01.2004 tarihli boşanma protokolünün mahkemece tasdikine karar verilmiş; Üsküdar’da bulunan (9) parsel sayılı taşınmazın 1/2' şer paylı olarak davacı eş ve ortak çocuk adına koca tarafından temlik edileceği hususunda anlaşıldığı; tapu iptali ve tescil yönünde bir protokol hükmü bulunmadığından, mahkemece bu yönde bir karar verilmediği, protokol hükmünün bir borçlandırıcı tasarruf işlemi olarak karara geçirildiği anlaşılmaktadır. Anlaşmalı boşanmaya ilişkin mahkeme kararında tapu iptali ve tescile ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle taşınmaz mülkiyetinin boşanma kararıyla davacıya geçtiği kabul edilemez. Davacının, malik olan davalıdan mülkiyetin kendi adına tescilini isteme hususunda kişisel hakkı bulunmaktadır. Mülkiyet, boşanma kararı ile davacıya intikal etmediğine göre asli müdahiller tarafından taşınmaz üzerine konulan hacizlerin iptal edilmesi söz konusu olamaz. Öyleyse taşınmazın kaydındaki müdahillerin hacizleriyle yüklü olarak iptal ve tescile karar verilmesi gerekir. Bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple müdahiller yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için taktir olunan 990 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınıp Türk Ekonomi Bankası A.Ş.'ye verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.22.11.2013 (Cuma)

Mal Rejiminin Tasfiyesi ve Taşınmaz Paylaşım Esasları

Evlilik birliğinde yasal rejim olarak edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olması esastır; eşler Kanun çerçevesinde sözleşmeyle başka bir rejimi de kararlaştırabilirler. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde kural olarak eşler veya mirasçıları diğer tarafın artık değerinin yarısı üzerinde alacak hakkına kavuşur ve karşılıklı alacaklar takas edilir. Boşanmanın zina veya hayata kast nedenine dayanması durumunda ise hâkim, kusurlu tarafın artık değerdeki payını hakkaniyet ölçüsünde indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 202Kaynağı aç
Madde 202- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler. B. Mal rejimi sözleşmesi I. Sözleşmenin içeriği
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak

Tasfiye sürecinde eşlerden her biri diğerinin zilyetliğindeki mallarını geri alma hakkına sahiptir. Taşınmazın paylı mülkiyete tabi olması durumunda, eşlerden biri yasal imkânları kullanabileceği gibi, üstün bir yararını kanıtlamak ve karşı tarafın pay karşılığını ödemek kaydıyla malın aynen bölünmeksizin tümüyle kendisine bırakılmasını isteyebilir. Eşler arasındaki mal rejimi nedeniyle taşınmaz mülkiyetinde gerçekleşen değişiklikler ise Türk Medeni Kanunu m. 716/3 uyarınca eşlerden birinin istemi üzerine doğrudan tapu kütüğüne tescil edilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 226Kaynağı aç
Madde 226 – Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır. Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler. 2. Değer artış payı

Türk Medeni Kanunu m. 166/3 kapsamındaki boşanmanın mali sonuçları kavramı, boşanmaya bağlı maddi-manevi tazminat ile yoksulluk ve iştirak nafakasını kapsamakta olup mal rejiminin tasfiyesini kapsamaz. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın fer'isi olmadığından anlaşmalı boşanmada düzenlenmesi zorunlu değildir ve açıkça tasfiye edilmedikçe sırf anlaşmalı boşanmış olmak mal rejiminin tasfiye edildiği anlamına gelmez. Taraflar mal rejiminin tasfiyesini de protokole dahil etmek istiyorlarsa bu hususun duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta düzenlenmesi gerekir; soyut ve müphem ifadeler sonradan tasfiye davası açılmasına engel oluşturmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/335, K. 2022/850Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/335 E.  ,  2022/850 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “edinilmiş mallara katılma rejimi alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 30.04.1999 tarihinde evlendiklerini, İzmir 5. Aile Mahkemesinin 05.02.2013 tarihli ve 2012/648 E., 2013/101 K. sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiğini, kararın 21.01.2013 tarihinde kesinleştiğini, evlilik birliği içerisinde davalı adına İzmir ili Seferihisar ilçesinde kayıtlı gayrimenkulün 1/2 hissesi, yine İzmir ili Altındağ Mahallesinde bir adet daire, İzmir ili Dikili ilçesinde bir adet daire, 35 AN 2491, 35 HB 8561 ve 35 AG 8921 plaka sayılı araçlar, Elit Otomasyon adlı şirkette mevcut kar payı alacağı hissesinin edinildiği, müvekkilinin bu mallar yönünden davalıdan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklı alacağının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000TL alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166. maddesinin 3. fıkrası uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiğini, buna göre birbirlerinden maddi ve manevi tazminat taleplerinin bulunmadığını, mahkeme içi ikrar niteliği bulunan beyanı doğrultusunda davacının eldeki davayı kesin hüküm nedeni ile açamayacağını, kaldı ki dava konusu edinilen malların müvekkilinin kişisel mal grubu niteliğinde sayılan mallardan olduğunu, davacının bu mal grubuna giren dava konusu mallar yönünden bir hak talep edemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İzmir 5. Aile Mahkemesinin 09.09.2014 tarihli ve 2014/108 E., 2014/583 K. sayılı kararı ile; tarafların Mahkemenin 2012/648 E. ve 2013/101 K. sayılı boşanma dava dosyasında yaptıkları protokol sonucunda anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiğini, imzalanan bu protokolün duruşmada doğru olduğunu kabul ettiklerini, protokolde “boşanmanın fer’isi niteliğindeki velayet, nafaka, kişisel ilişki dışında davalının davacıya ait evde oturmaya devam edeceği, evde bulunan eşyaların davalı …'a ait olacağı ve birbirlerinden başkaca maddi manevi taleplerinin olmadığının” belirtildiği, bu protokol uyarınca taraflar arasında boşanmanın fer’îleri dışında kalan yönlerden de anlaşma sağlandığı, bu beyanların mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.03.2016 tarihli ve 2014/24971 E., 2016/4701 K. sayılı kararı ile; “…Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Kural olarak anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler. Mahkemece, davacının anlaşmalı boşanma davasında düzenlenen protokolde boşanmanın fer’ileri olan velayet, nafaka, şahsi münasebet dışında kadının erkek adına tapuda kayıtlı Bornova/Yeşilova adresindeki evde ikinci bir evlilik yapıncaya kadar oturmaya devam edeceğinin, bu evdeki eşyaların kadına bırakıldığının ve tarafların yukarıdaki şartlarda anlaştıkları, birbirlerinden başkaca maddi manevi tazminat talepleri ile masraf ve vekâlet ücreti talep etmeyeceklerinin düzenlendiği, 05.02.2013 tarihli duruşmadaki beyanlarında da bu hususları tekrarla bundan başka maddi manevi tazminat talepleri olmadığının da bildirilerek boşanmanın fer’ileri dışında da anlaşma sağlandığı görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiş ise de; ulaşılan sonuç isabetli değildir. Davacı …'ın boşanma protokolündeki ve protokolü doğruladığı 05.02.2013 tarihli oturumdaki boşanma dava dosyasındaki beyanı, boşanmanın fer'i niteliğindeki mali konulara yönelik olup, mal rejiminin tasfiyesi dolayısı ile eldeki dava konusu yapılan malvarlığına ilişkin bir açıklama içermemektedir. Mal rejiminin tasfiyesi boşanma davasının eki niteliğinde olmadığından; boşanmayla birlikte karara bağlanması zorunluluğu bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanarak tartışılması ve tüm deliller değerlendirildikten sonra talebin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, protokolden ve mahkeme içi ikrardan hareketle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İzmir 5. Aile Mahkemesinin 21.06.2017 tarihli ve 2017/200 E., 2017/433 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda tarafların TMK’nın 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği gözetildiğine, eşlerin boşanma kararında yer alan “birbirlerinden başkaca maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmamaktadır” şeklindeki beyan ve ifadenin edinilmiş mallara katılma mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkını kapsayıp kapsamadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar verdır. 13. Mal rejimi; eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları ve evlilik birliği devam ettiği sürece edindikleri mallar üzerindeki hakları, birbirlerine ve üçüncü kişilere karşı sorumlulukları ile evlilik birliği sona erdiğinde bu malların paylaştırılması yönündeki kurallar bütününü ifade etmektedir. Mal rejimleri, yasal ve seçimlik mal rejimleri olarak iki gruba ayrılmıştır. Eşlerin malvarlıklarının yönetimi hususunda sözleşme ile mal rejimini tayin etme imkanı bulunmakla birlikte, bu seçimin gerçekleşmemesi ihtimali gözetilerek kanun gereği eşlerin tabi olacakları yasal mal rejimi belirlenmiştir. 14. Bilindiği üzere TMK’nın 202. maddesinin 1. fıkrası uyarınca eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimine yönelik düzenlemeler TMK’nın 218 ilâ 241. maddeleri arasında yer almaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar (TMK m. 219) ile eşlerden her birinin kişisel mallarını (TMK m. 220-221) kapsar. 15. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi için tasfiyeye konu malın hangi grupta yer aldığının belirlenmesi zorunludur. Zira malvarlığının yer aldığı grup, bu malvarlığının tasfiyeye girip girmeyeceği veya tasfiyeye girmesi hâlinde ne şekilde tasfiye edileceği açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki; edinilmiş mallara katılma rejiminde kural, mal gruplarının değişmezliğidir. TMK’nın 221. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile açıklanan istisnalar dışında, eşler; mal gruplarını değiştiremezler, aksine ilişkin sözleşmeler geçersizdir. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222/3). 16. Edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiye davasının görülebilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermiş olması gerekir. TMK’nın 225. maddesi ile “Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer” hükmü düzenleme altına alınmıştır. 17. Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesiyle birlikte eşler veya mirasçılar tarafından açılabilecek davalar; değer artış payı alacağı (TMK m. 227) davası ve artık değere katılma alacağı (TMK m. 231) davalarıdır. Bu iki alacak türünün özellikleri, koşulları ve hesaplama yöntemleri arasında farklılıklar bulunmakla birlikte, tasfiye davalarına özgü usul ve esasa yönelik genel ilkelerin tamamı her iki dava türü için de geçerlidir. 18. Eldeki davada olduğu gibi mal rejiminin tasfiyesinde evlilik birliğinin anlaşmalı boşanma neticesinde sona ermesi hâli özellik arz eden durumlardan biridir. Öyle ise uyuşmazlığın çözümü için “anlaşmalı boşanma” kavramının da açıklanması gerekmektedir. 19. Bilindiği üzere TMK’nın 166. maddesinin 3. fıkrasında eşlerin anlaşmalı olarak boşanma ve esasları düzenlenmiştir. Buna göre evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı  hükmü uygulanmaz. 20. Maddede değinildiği üzere anlaşmalı boşanmanın sağlanması için boşanmanın fer’î niteliğindeki taleplerde taraflar arasında uzlaşma gerçekleşmelidir. Bu talepler kanun koyucu tarafından “boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu” olarak ifade edilmiştir. Maddede geçen “boşanmanın mali sonuçları” kavramı mal rejiminin tasfiyesini kapsamaz. Boşanmanın mali sonuçları ile anlaşılması gereken TMK’nın 174. maddesinde düzenlenen boşanma nedeniyle maddi-manevi tazminat, 174. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası ile 182. maddesinde düzenlenen iştirak nafakasıdır. Bununla birlikte, boşanma davasında tarafların mal rejiminin tasfiyesi hakkında anlaşma yapmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. 21. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın fer’îsi niteliğinde olmayıp; eşler, tasfiyeyi anlaşmalı boşanma ile birlikte yapabilecekleri gibi bu yöndeki haklarını zamanaşımı süresi içerisinde daha sonra da kullanmak isteyebilirler. Bu konuda anlaşma sağlanamaması anlaşmalı boşanma davasının reddi sonucunu doğurmaz ve anlaşmalı boşanmaya bir etkisi olamaz. Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse, tarafların sırf anlaşmalı olarak boşanmış olmaları aralarındaki mal rejimini de tasfiye ettikleri anlamında kabul edilemez. 22. Eşler, anlaşmalı boşanmada mal rejiminin tasfiyesine karar verdikleri takdirde bu durum doğmamış bir hakkın kullanımı anlamına gelmeyecektir. Zira boşanma ile sona eren evlilikler yönünden mal rejiminin tasfiyesi davasının görülebilirlik koşulu olarak boşanmanın gerçekleşmesi aranmakta ise de eşler arasındaki mal rejiminin sona erdiği tarih kabulle sonuçlanan boşanma davasının dava tarihi olup (TMK m. 225/2), mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı dava tarihi itibariyle doğmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, mal rejiminden kaynaklı hakkın dava yolu ile kullanılabilmesi, diğer bir ifadeyle mal rejiminin tasfiyesine karar verilebilmesi için eşlerin boşanmalarına ilişkin kararın kesinleşmesi gerektiğidir. Anlaşmalı boşanmada ise eşler boşanma davası açmakla doğmuş hakları olan mal rejiminin tasfiyesine yönelik tasarrufta bulunabilirler. Uygulamada eşler boşanma davası ile eş zamanlı mal rejimin tasfiyesi davası açmaktadırlar. Bu şekilde boşanma davası ile birlikte açılıp tefrik edilen yahut bağımsız ancak boşanma sonuçlanmadan açılan tasfiye davaları yönünden Yargıtay’ın istikrarlı kararlarında, usul ekonomisi gereği davanın görülebilirlik şartı oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmemesi, boşanmanın sonucunun bekletici mesele yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. 23. Gerçekten de eşler; zorunlu olmamakla birlikte, anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi konusunda da anlaşma yapabilirler. Anlaşma, mal rejiminin tasfiyesini de içermekte ise ayrı bir geçerlilik şartı aranmaz. Anlaşmalı boşanmada, taraflar edindikleri malvarlığını paylaşarak veya tasfiyeye yönelik haklarından feragat ederek mal rejiminin tasfiyesini gerçekleştirebilirler. Usulüne uygun şekilde yapılan anlaşma ile boşanma davası neticelenmiş ve karar kesinlemiş ise tarafların tekrar mal rejimi tasfiyesi talep etmeleri mümkün olmayacaktır. 24. Diğer yandan mal rejiminin tavsiyesi davası, boşanma davasının fer’î niteliğinde olmadığından, boşanma davasında tarafların anlaşmış olmaları kural olarak boşanma davasının fer’î niteliğindeki tazminat, nafaka ve velâyet konularını kapsadığı kabul edilmelidir. Şayet eşler, boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi hususunda da anlaşma yapmak istiyorlarsa, bu hususun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olması çok önemlidir. Soyut, muğlâk, her anlama gelebilen, farklı şekilde yorumlanmaya açık, müphem kelime ve cümleler kullanılan anlaşma metinleri sonradan açılan davanın görülmesine engel teşkil etmez. 25. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, tarafların İzmir 5. Aile Mahkemesinin 05.02.2013 tarihli ve 2012/648 E., 2013/101 K. sayılı kararı ile TMK’nın 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği, kararın 21.03.2013 tarihinde temyiz edilmeyerek kesinleştiği, anlaşmaya dayanak 05.02.2013 havale tarihli protokolün 5. bendinde “Taraflar yukarıdaki şartlarda anlaşmış olup birbirlerinden başkaca maddi ve manevi talepleri ile mahkeme masrafı ve avukatlık ücreti talep etmeyecektir” hükmünün imza altına alındığı, Mahkemece yapılan yargılamanın 05.02.2013 tarihli duruşmasında eşlerin hazır bulunduğu, protokolün doğru olduğunu ve onayladıklarını, anlaşma metni dışında birbirlerinden karşılıklı maddi ve manevi tazminat taleplerinin bulunmadığını beyan ettikler, Mahkemece gerekçeli kararın 7. bendi ile 05.02.2013 tarihli protokolün onaylanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda; eşlerin gerek anlaşmalı boşanmaya dayanak protokol metninden gerekse duruşmadaki beyanlarından aralarındaki mal rejimini tasfiye ettikleri sonucuna varılamadığı gibi, salt “davalının davacıya ait evde oturacağına” ilişkin anlaşma hükmünden eşlerin mal rejimini tamamen tasfiye ettiklerini değerlendirmek mümkün değildir. 26. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine. Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Hükmen Tescil Davası ve Görevli Mahkeme

Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması kural olarak tescille gerçekleşir. Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde mülkiyet tescilden önce kazanılsa da malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. Protokolde yer alan devir taahhüdünün aleyhine olan eş tarafından yerine getirilmemesi durumunda, Türk Medeni Kanunu m. 716 uyarınca tapu iptali ve tescil davası açılması gerekir.

Boşanma protokolüne dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları Türk Medenî Kanununun aile hukukuna ilişkin hükümlerinden kaynaklanır. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m. 4/1 uyarınca aile mahkemeleri, Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısmı hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 4722 sayılı Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işleri görmekle görevlidir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde ise dava, Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde Aile Mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanır.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/2065, K. 2016/4743Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2016/2065 E.  ,  2016/4743 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davada Ankara 7. Aile ve Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava, boşanma protokolünden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Ankara 7. Aile Mahkemesince, davanın mal rejimine ilişkin olmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur. Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi ise davanın anlaşmalı boşanma protokolünden kaynaklandığı, gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiştir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usûllerine Dair Kanunun, 5133 sayılı Kanunda değişik 4/1. maddesi uyarınca, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun üçüncü kısmı hariç olmak üzere, ikinci kitabından kaynaklanan davalara aile mahkemelerinde bakılır. Somut olayda, davacı vekilinin, tarafların anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma davasında tarafar arasında düzenlenen protokol gereğince çekişmeli taşınmazın 1/2 hissesinin davacıya devredileceğinin kararlaştırıldığı, ancak, halen tapunun devredilmediğini ileri sürerek taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık, boşanma protokolüne dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, Türk Medenî Kanununun ikinci kitabından kaynaklanmaktadır. Buna göre davanın aile mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Ankara 7. Aile Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 19/04/2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/10541, K. 2012/21409Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2011/10541 E.  ,  2012/21409 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Çorlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ :07.07.2006 NUMARASI :Esas no:2004/787 Karar no:2006/277 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava taraflar arasındaki boşanma protokolünden kaynaklanan tapu iptali ve tescile ilişkindir. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMKm.118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını hükme bağlamıştır. Şu halde Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir. (H.G.K. 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararı) Bu açıklama karşısında; davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukrıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre de diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 17.09.2012(Pzt.) KARŞI OY YAZISI Dava, taraflar arasındaki boşanma protokolünden kaynaklanan tapu iptali ve tescile ilişkin olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, üçüncü kısmı hariç, ikinci kitabından kaynaklanan bir davadır. 6100 sayılı HMK’nun “Görevin Belirlenmesi ve Niteliği” başlıklı 1. maddesine göre “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir”. Bir davaya hangi mahkeme tarafından bakılacağına ilişkin düzenlemelere görev denir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun, 5133 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (md.118-395) kaynaklanan bütün davaların, aile mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemelerce bakılacağını; aynı yasanın 2. maddesi de, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde bu kanun kapsamına giren dava ve işlerin asliye hukuk mahkemelerinde bakılacağını hükme bağlamıştır. Dolayısı ile temyize konu davaya aile mahkemesi kurulan yerlerde bu özel düzenleme sebebiyle aile mahkemesi, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemelerinde bakılacaktır. Davanın görüldüğü yerde aile mahkemesi kurulmamıştır. Bu sebeple dava 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 2. maddesine uygun olarak bu Kanun hükümleri de uygulanarak görevli asliye hukuk mahkemesinde görülerek karara bağlanmıştır. Kanunda aile mahkemesi kurulmayan yerlerde aile mahkemesinin görev alanına giren davalara asliye hukuk mahkemelerince “aile mahkemesi sıfatıyla” bakılacağına dair bir düzenleme yoktur. 6100 sayılı HMK’nun 297. Maddesinin 2/a fıkrasına göre gerekçeli kararda “hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğinin” gösterilmesi gerekmektedir. Dava 4787 sayılı Kanunun 2. maddesine göre görevli mahkemede görülüp sonuçlandırılmış, ancak HMK’nun 297. Maddesinin 2/a fıkrasına aykırı olarak davaya hangi sıfatla bakıldığı hükümde gösterilmemiştir. Hükümdeki bu eksiklik mahallinde düzeltilebilecek bir usul hatası olup yeniden yargılama yapılmasını da gerektirecek nitelikte değildir. Karar görev yönünden bozulsa bile davanın görevli başka bir mahkemeye gönderilmesine karar verilemeyecek, dava aynı mahkemede bakılıp sonuçlandırılacak, gerekçeli kararın başlığına davaya “aile mahkemesi sıfatıyla” bakıldığı yazılacak, yani HMK’nun 297/2 maddesindeki usul eksikliği giderilmiş olacaktır. Bu sebeplerle görevli asliye hukuk mahkemesinin bu davaya “aile mahkemesi sıfatıyla” baktığının karar başlığında gösterilmemiş olması usulü bir eksiklikten ibaret olup görevle bir ilgisi bulunmamaktadır. Sayın çoğunluğun kararına dayanak olarak gösterilen H.G.K. 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararına da katılma imkanı bulunmamaktadır. Öte yandan 07.11.1982 Tarihli ve 2709 Numaralı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. Maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesinde “Herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde sonuçlandırılmasını isteyebileceği,” 6100 sayılı HMK. 30. Maddesinde “Hâkimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu” hüküm altına alınmıştır. Yakarıda belirtilen kurallar ilk derecede mahkemeleri olduğu gibi Yargıtayı' da bağlayıcı niteliktedir. Bu açıklamalar karşısında kararın görev yönünden bozulması eldeki dava için gereksiz gider yapılmasına ve davanın makul sürede sonuçlandırılmasına da engel olacak niteliktedir. Sonuç olarak dava aile mahkemesi kurulmayan yerde, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 2. Maddesine uygun olarak görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek hükme bağlanmıştır. Hükümde görev yönünden kanuna aykırı, bozmayı gerektirecek bir usulsüzlük yoktur. Bu sebeple davanın görevli mahkemede bakılıp sonuçlandırıldığının kabul edilerek temyize yönelik inceleme yapılması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4- Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: 1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,[2] 2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler. Uzmanlardan yararlanma[3]

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 28 uyarınca, taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber özetini tapu sicili dairesine bildirir ve ilgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 28Kaynağı aç
Madde 28 – (Değişik: 14/1/2011-6103/41 md.) Taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu sicili dairesine bildirir. İlgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir. Bu şerh, Türk Medeni Kanununun 1010 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tâbidir. Taşınmaz davası üzerine verilen karar ileride davacının aleyhine kesinleşirse mahkeme, derhal bu hükmün hulasasını da tapu sicili dairesine bildirir. Taşınmaz hakkındaki hükümden sonra yedin tebeddülü:

Protokolden Rücu ve Taşınmaz Devri Talebinin Bedele Dönüştürülmesi

Anlaşmalı boşanma hükmü kesinleşinceye kadar eşlerin boşanmanın mali sonuçları ile ortak çocukların durumuna dair mutabakata bağlanan irade beyanlarından rücu etmesini engelleyen yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Bu çerçevede, anlaşmalı boşanma kararı verilmiş olsa dahi, davacının davadan açıkça feragat etmeksizin kararı temyiz etmesi iradeden rücu niteliğinde değerlendirilir ve yargılamanın çekişmeli boşanma usulüne göre sürdürülmesi gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/24006, K. 2018/10507Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/24006 E.  ,  2018/10507 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından hükmün tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesine göre boşanmalarına karar verilmiştir. Hüküm kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m.166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak boşanma davasının çekişmeli boşanma davası olarak sürdürülüp gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 03.10.2018(Çrş.)

Boşanma protokolünde kararlaştırılan taşınmaz üzerinde ipotek veya icra takibinden kaynaklanan kısıtlamaların yer alması halinde, aynen tescil talebinin bedele dönüştürülerek dava konusu yapılmasında hukuki yarar bulunduğu kabul edilmektedir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/9251, K. 2014/20692Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2014/9251 E.  ,  2014/20692 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma protokolüne dayalı tapu iptali ve tescil, alacak … ile … ve talep eden ücünçü kişi … aralarındaki boşanma protokolüne dayalı tapu iptali, tescil olmadığı takdirde alacak davasının kabulüne dair … . Aile Mahkemesi'nden verilen 01.10.2013 gün ve 175/703 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle …'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.11.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı … vekili Avukat … geldi. Karşı taraftan … vekili Avukat … geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, tarafların 2000 yılında evlendiklerini. … 2. Aile Mahkemesi'nin 2007/376-545 Esas ve Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma kapsamında tarafların uzlaşması neticesinde mahkemeye sunulan ve mahkemece uygun bulunan protokol ile arsa niteliğindeki 3020 parsel üzerindeki 28 bölümün boşanma kararının kesinleşmesinden sonra 1 ay içerisinde müvekkili adına devredileceğinin kararlaştırıldığını, ancak davalının tapuda devir yapmaya yanaşmadığını açıklayarak tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili, harcını yatırdığı 09.09.2013 tarihli ıslah dilekçesiyle, taşınmaz üzerinde bir çok sınırlamalar bulunduğunu ve taşınmaz değerinin 170.000 TL olarak belirlendiğini ileri sürerek talebini bedeli dönüştürmüş ve 170.000 TL taşınmaz bedelinin yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Usule uygun davetiyeye rağmen davalı yargılama oturumlarında temsil olunmamıştır. Davalı yanında yer alarak talepte bulunan üçüncü kişi … vekili, dava konusu taşınmazın kaydı üzerine tedbir konulmuş ise de, … 10. İcra Müdürlüğü'nün 2007/50 Esas ve …3.İcra Müdürlüğü'nün 2012/32 talimat sayılı dosyalarına ilişkin olarak icra takibinin durdurulmasına ve satışın önlenmesine ilişkin kararın kaldırılmasını istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne, … 2.Aile Mahkemesinin 2007/376-545 Esas ve karar sayılı anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında düzenlenen protokolde halen davalı adına kayıtlı bulunan 3020 parsel üzerindeki 28 nolu bağımsız bölümün boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren 1 ay süre içerisinde devredilmesinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin Mahkemece onandığı, boşanma kararının 27.07.2007 tarihinde kesinleştiği, ancak davalının edimini yerine getirmediği anlaşıldığından taşınmazın değeri olan 170.000,00 TL'nın dava dilekçesinde talep edilen 10.000 TL yönünden dava tarihinden itibaren, bakiye 160.000 TL.nın ıslah tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar, 06.08.2000 tarihinde evlenmişler, 28.05.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 27.07.2007 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. 4722 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca eşler bir yıllık yasal süre içerisinde başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre, eşler arasında evliliğin yapıldığı 06.08.2000 tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 28.05.2007 tarihine kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.m.202, 4722 s.K.m.10). Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Uyuşmazlık konusu 3020 parsel üzerindeki 28 nolu bağımsız bölüm 11.02.2004 tarihinde satın alınarak davalı … adına tescil edilmiştir. Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, mahkemece deliller toplanarak karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, taşınmaz başında keşif sırasında uzman bilirkişiler tarafından taşınmazın 170.000,00 TL değerinde olduğu tespit edildiğine, … 2. Aile Mahkemesi'nin 2007/376-545 Esas ve Karar sayılı boşanma dosyasında taraflarca düzenlenen boşanma protokolünün 6. bendiyle davalı … adına kayıtlı 3020 parsel üzerindeki 28 nolu bağımsız bölümün kararının kesinleştiği tarihten itibarına 1 aylık süre içerisinde davacı …'e devredileceği kararlaştırıldığına, söz konusu protokol Mahkemece uygun bulunarak onaylandığına, boşanma kararı kesinleşmesine rağmen protokolde öngörülen süre içerisinde taşınmazın devredilmediği anlaşıldığına, her ne kadar dava dilekçesinde tapu iptali ve tescil istenilmiş ise de, ıslah edilmek suretiyle dava bedele dönüştürüldüğüne, tapu kaydı üzerindeki ipotek ile icra takibinden kaynaklanan kayıt ve kısıtlamalar dikkate alındığında, davacının protokol gereği ayın olarak belirlenen talebini bedele dönüştürmekte hukuki yararının bulunduğu hususunda duraksamamak gerektiğine göre, mahkemece bedele dönüştürülen davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince … Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve … duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davacıdan alınarak … duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı …'a verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 11.588,40 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 11.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Vade, Şart ve Üçüncü Kişi Yararına Devir Taahhütleri

Tapu Sicil Tüzüğü m. 16/II uyarınca, tapu sicilinde şarta veya vadeye bağlı işlem yapılamamaktadır. Bu nedenle boşanma protokolünde taşınmaz devri için belirli bir vade veya koşul kararlaştırılmışsa, tapu sicil işlemi bakımından bunların gerçekleşmesi beklenmelidir.

Boşanma protokolünde taşınmaz devrinin üçüncü kişi lehine kararlaştırılması hukuken mümkündür. Sözleşmeye üçüncü kişi yararına edim borcu koyduran taraf, bu edimin söz konusu kişiye yerine getirilmesini isteyebilir. Tarafların güttüğü amaca ya da örf ve âdete uygun olduğu ölçüde üçüncü kişi veya halefleri de ifayı doğrudan talep edebilir. Üçüncü şahıs bu yetkiyi kullanacağını borçluya ilettiği andan itibaren, alacaklı taraf borçluyu ibra edemez ve borcun niteliğini ya da kapsamını değiştiremez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 129Kaynağı aç
MADDE 129- Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez. II. Sorumluluk sigortalarında
Anlaşmalı boşanma kararıyla tapu doğrudan devredilebilir mi?

Boşanma kararında açıkça tescil emri kurulmayıp yalnızca protokol onaylanmışsa mülkiyet doğrudan geçmez; borçlu eş devir yapmazsa Türk Medeni Kanunu m. 716 uyarınca tescil davası açılması gerekir.

Boşanma protokolüne dayalı tescil davasında hangi mahkeme görevlidir?

Uyuşmazlık aile hukukundan kaynaklandığından 4787 sayılı Kanun m. 4 uyarınca Aile Mahkemesi görevlidir; Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise 4787 sayılı Kanun m. 2 gereğince Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesi davaya bakar.

4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 2Kaynağı aç
Madde 2- Aile mahkemeleri, Adalet Bakanlığınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak her ilde ve merkez nüfusu yüzbinin üzerindeki her ilçede, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde olmak üzere kurulur. Aile mahkemelerinin yargı çevresi, kurulduğu il ve ilçenin mülkî sınırlarıyla belirlenir. Ancak yargı çevresi, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değiştirilebilir. Gerektiğinde birinci fıkradaki usule göre bir yerdeki aile mahkemesinin birden çok dairesi kurulabilir. Bu durumda daireler numaralandırılır. Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesince bakılır. Aile mahkemelerinde bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar personel bulunur. Aile mahkemeleri hâkimlerinin nitelikleri ve atanmaları
Anlaşmalı boşanma protokolünden tek taraflı dönülebilir mi?

Anlaşmalı boşanma hükmü kesinleşinceye kadar eşlerin mali sonuçlar ve çocuklara ilişkin irade beyanlarından dönmesini engelleyen yasal bir hüküm yoktur; davacının açık feragati olmaksızın hükmü temyiz etmesi rücu sayılarak davanın çekişmeli boşanmaya dönüşmesini sağlar.

Protokolde taşınmaz devri şarta bağlanmışsa tapuda nasıl işlem yapılır?

Tapu Sicil Tüzüğü m. 16/II uyarınca tapu sicilinde şarta veya vadeye bağlı işlem yapılamayacağından, öngörülen koşul veya vadenin gerçekleşmesi beklenmelidir.

Protokolde taşınmazın çocuk veya üçüncü kişiye devri kararlaştırılabilir mi?

Türk Borçlar Kanunu m. 129 uyarınca üçüncü kişi yararına edim kararlaştırılabilir ve tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde üçüncü kişi edimin ifasını bizzat isteyebilir; bildirimden sonra alacaklı borçluyu ibra edemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu