Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nedir ve Nasıl Düzenlenir?

by Avukat Erdal Ersoy
Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nedir ve Nasıl Düzenlenir?

Anlaşmalı boşanma protokolü, evlilik birliğini anlaşmalı olarak sonlandırmak isteyen eşlerin, boşanmanın mali sonuçları ile varsa çocukların durumu hakkında karşılıklı uzlaşmaya vararak imzaladıkları yazılı ve sözleşme niteliğinde bir belgedir. Bu belge, boşanma davasının açılması ve sonuçlanması için gerekli olan temel bir evraktır.

Sözleşmenin geçerli olabilmesi için Medeni Kanun hükümlerine aykırı olmaması, yazılı olarak hazırlanması ve her iki eşin ıslak imzasını taşıması gerekir. Protokolün hukuki sonuç doğurabilmesi için duruşmada hâkimin onayını alması zorunludur.

Anlaşmalı Boşanmanın Kanuni Şartları

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 166/3 uyarınca evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartıyla, eşlerin mahkemeye birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi durumunda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 166/3 uyarınca bu davalarda tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı kuralı uygulanmaz.

Protokolde Yer Alan Zorunlu ve İhtiyari Unsurlar

Anlaşmalı boşanma protokolünün içeriğinde bazı hususların bulunması zorunlu tutulmuştur. Protokolün taraflarca kabulü, nafaka, velayet ve çocukla kurulacak kişisel ilişkiler zorunlu unsurlardır.

Zorunlu başlıkların yanında eşler isteğe bağlı düzenlemeler de yapabilirler. Aile konutu, mal rejiminin tasfiyesi, ziynet ve kişisel eşyalar, kadının soyadı, maddi ve manevi tazminat talepleri ile yargılama giderleri protokolün ihtiyari unsurlarını oluşturur.

Çocukların Durumu, Velayet ve İştirak Nafakası

Sözleşmede müşterek çocukların kimlik bilgileri, yaşları ve velayetinin hangi eşte kalacağı açıkça yer almalıdır. Velayeti almayan eşin çocuklarla kişisel ilişki kurma günleri, saatleri ve yeri net biçimde belirlenmelidir.

Çocukların bakım ve eğitim masraflarına katkı niteliğindeki iştirak nafakasının miktarı, ödeme şekli ve süresi protokolde kararlaştırılmalıdır. Eşler sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, özellikle çocuğun özel okulda okuması durumunda eğitim giderlerinin nafaka yükümlüsü tarafından karşılanacağını da ilave olarak hükme bağlayabilirler.

Tazminat Talepleri ve Nafakadan Feragat

Eşlerin maddi ve manevi tazminat taleplerini saklı tutarak anlaşmalı boşanma gerçekleştirmeleri mümkün değildir. Eşlerin bu haklardan feragat etmedikleri sürece anlaşmalı boşanma davası açılamaz; ancak tazminat taleplerini protokolde açıkça belirleyerek boşanma kararının bir parçası yapabilirler.

Eşlerin nafaka talep etmeyerek bu haktan feragat ettiklerini belirtmeleri durumunda nafakasız protokol geçerli olur. Ancak feragatte bulunan eşin boşanma sonrasında yoksulluğa düşmesi halinde sonradan yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün değildir.

Ziynet Eşyaları ve Soyadı Düzenlemesi

Eşler ziynet alacakları konusunda protokolde uzlaşabilir veya bu konuyu protokol dışı bırakabilirler. Ziynet alacaklarına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamışsa, anlaşmalı boşanma sonrasında bu alacaklar ayrı bir dava yoluyla talep edilebilir.

Protokolde kadının evlilik soyadını kullanmaya devam edeceği kararlaştırılabilir. Ancak eski eş sonradan bu duruma itiraz ederse kadının aile mahkemesinde dava açması gerekir. Kadın yeniden evlendiğinde eski eşinin soyadını kullanamaz. Eski eşin vefat etmesi halinde mirasçılar izin vermedikçe kadın bu soyadını taşıyamaz ve kızlık soyadı ile eski eşin soyadı birlikte kullanılamaz.

Hâkimin Müdahalesi ve Çekişmeli Yargıya Dönüşüm

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 166/3 gereğince hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak boşanma anlaşmasında gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Nafaka, velayet ve çocukla kişisel ilişki gibi zorunlu unsurlarda hâkim değişiklik yapılmasını isteyebilir veya tarafların duruşma sırasında belirleyeceği hususlarda uzlaşmalarını bekleyebilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur.

Taraflar hâkimin belirlediği değişiklikleri kabul etmezse anlaşmalı boşanma davası reddedilir ve dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür. Anlaşmanın sağlanamaması ve davanın kendiliğinden çekişmeli hale dönüşmesi durumunda, tarafların protokol dilekçelerinde yer alan delil bildirmekten feragat beyanları geçerliliğini korumaz; taraflara iddia ve savunmalarını ispatlamak üzere vakıa ve delillerini bildirme imkânı tanınmalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/12350, K. 2014/23091Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2014/12350 E.  ,  2014/23091 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı (koca) tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı, Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde yer alan zina ve aynı Kanunun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine birlikte dayanarak boşanmalarına karar verilmesini istemiş; vekili, duruşmadan önce 25.11.2013 tarihli dilekçesinde “davalı ile boşanma ve fer’ilerinde anlaştıklarını” belirtmiş ve dilekçe ekinde sunduğu boşanma protokolüne göre hüküm kurulmasını talep etmiştir. Ne var ki, 11.12.2013 tarihli ilk oturumda davalının, velayeti talep etmesi sebebiyle anlaşma sağlanamamış, dava kendiliğinden çekişmeli hale dönüşmüştür. Bu durumda, taraflara iddia ve savunmalarını ispat için delil gösterme imkanı verilmeli, göstermeleri halinde delilleri toplanmalı ve hasıl olacak sonucu uyarınca karar verilmelidir. Davacı vekilinin anlaşmalı boşanma talebini ihtiva eden dilekçesinde, davalının da 27.11.2013 tarihli dilekçesinde “delil bildirmekten feragat ettiklerini” bildirmiş olmaları, anlaşmalı boşanmaya karar verileceğine ilişkin beklenti sebebiyle olup, 11.12.2013 tarihli oturumda anlaşmanın sağlanmadığının görülmesi ve davanın kendiliğinden çekişmeli hale dönüşmesi üzerine delil bildirme haklarını ortadan kaldırmaz. Bu bakımdan, bu dilekçelerdeki beyanlarına dayanılarak “delil bildirme haklarından feragat ettikleri" kabul edilemez. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi şartları oluşmadığına göre, tarafların delilleri sorulmadan ve gösterdikleri takdirde toplanmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.11.2014 (Salı)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/727, K. 2022/1620Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/727 E.  ,  2022/1620 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince verilen istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı asıl 10.11.2017 tarihli dava dilekçesinde; davalı ile 11.11.2010 tarihinde evlendiklerini, eşi ile her konuda anlaştıklarını belirterek ekte sunulu protokol uyarınca davalı ile boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. 5. Davanın çekişmeli boşanma davasına dönüşmesi üzerine davacı vekili 04.01.2018 tarihli dava dilekçesinde; tarafların ortak iki çocuklarının olduğunu, davalının eşine psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığını, ortak çocuklardan …'e de fiziksel şiddet uyguladığını, eşine karşı tehdit içeren söylemlerde bulunduğunu, sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğini, davalının bu eylemine ilişkin kayıtları dosyaya sunduklarını, tarafların yaşananlar nedeniyle bir araya gelmelerinin imkânsız olduğunu ileri sürerek tarafların öncelikle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 161. maddesinde yazılı zina sebebiyle, bu olmadığı takdirde aynı Kanun’un 166/1. maddesinde yazılı şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 1.000TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 50.000TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 6. Davalı vekili 29.01.2018 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacı tarafından dosyaya sunulan resim ve yazışma kayıtlarının çok önceki bir tarihte gerçekleştiğini, bu olaydan sonra evlilik birliğinin devam ederek eşlerin birlikte tatile çıktıklarını, doğum günü kutlaması yaptıklarını, dolayısıyla bu eylemin müvekkiline kusur olarak yüklenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. … Aile Mahkemesinin 17.05.2018 tarihli ve 2017/699 E., 2019/288 K. sayılı kararı ile; tarafların 11.11.2010 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının olduğu, davacının zinaya dayalı davasını açık şekilde ispatlayamadığı gerekçesiyle reddine, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yönelik davası bakımından ise erkeğin evlilik birliği içerisinde sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davalının bu kusurlu davranışlarına yönelik “af” savunmasını ispatlayamadığı hâl böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesi ile tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 700TL tedbir-iştirak nafakası ile kadın eş yararına 50.000TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 8. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur. 9. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 13.12.2019 tarihli ve 2018/1701 E., 2019/1661 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesince her ne kadar erkeğin güven sarsıcı hareketlerde bulunduğu gerekçesi ile boşanmaya karar verilmiş ise de, davacı kadının eldeki davayı açtıktan sonra davalı ile aynı evde yaşadığı, yine davadan sonra yemek yemek ve davacı kadının doğum gününü kutlamak için davalı ile birlikte dışarı çıkarak, doğum gününü birlikte kutladıkları, buna ilişkin davacı kadının doğum günü olan 20.11.2017 tarihli fotoğrafların çekildiği, dolayısıyla davacı kadın tarafından eşinin bu kusurlu davranışlarını affedildiği ya da en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerektiği, hâl böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 10. Bölge adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 11. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.03.2020 tarihli ve 2020/712 E. ve 2020/1931 K. sayılı kararı ile; “…Davacı kadın TMK’nın 166/3 maddesine dayalı olarak 10.11.2017 tarihinde boşanma davası açmış, dava erkeğin boşanmayı kabul etmemesi nedeniyle çekişmeli hale dönüşmüştür. Davacı kadın çekişmeli boşanma talebine ilişkin dava dilekçesini ise 04.01.2018 tarihinde dosyaya ibraz etmiş ve çekişmeli boşanma davasının yargılama aşamaları da bu şekilde başlamıştır. Anlaşmalı olarak açılan davanın duruşma gününün beklenildiği süre içinde tarafların aynı evde fakat ayrı odalarda kaldıkları, kadının doğum günü olan 20.11.2017 tarihinde davalı eş ile yemek yemeleri tanık anlatımlarından özellikle erkek tanığı …’ın beyanından “Bir süre aynı evde kalıyorlardı ancak davacı davalıyı affetmedi, hatta bende ikna etmeye çalıştım” beyanı karşısında af, en azından hoşgörü olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Yanılgılı değerlendirme sonucu davacı kadının, davalı erkeğin kusurlu davranışlarını affettiği veya hoşgörü ile karşıladığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 12. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarihli ve 2020/722 E., 2020/907 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma ilamında yer alan hususların Özel Dairenin yerleşik içtihatlarına uygun olmadığı, somut olayda kadının boşanma davası açtıktan sonra eşi ile aynı evde kaldığı, bununla da yetinmeyip kendi doğum gününde eşi ile birlikte dışarıya yemeğe çıkarak doğum gününü birlikte kutladıkları, dosyada mevcut samimi fotoğrafları çektirdikleri, hâl böyle olunca “zina ve güven sarsıcı davranış” gibi çok ciddi olayları ileri sürerek boşanma davası açan kadının, davayı açtıktan sonra sergilediği davranışların eşini affettiği ya da en azından hoşgörü ile karşıladığı anlamına geleceği, bozma ilamına dayanak tanık …'ın beyanı bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu beyanının davanın açılmasından önceki döneme ilişkin olduğu değerlendirilerek hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık somut olayda; davalı erkek tarafından gerçekleştirilen kusurlu davranışların kadın eş tarafından affedilip affedilmediği, en azından hoşgörü ile karşılanmış sayılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 16. Bilindiği üzere TMK’nın “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır. 17. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. 18. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m. 2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. 19. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir. 20. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (TMK m. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (TMK m. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların TMK’nın 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim “ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı” kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir. 21. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için “af” olgusunun da üzerinde durulması gerekmektedir. Af; sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (HGK’nın 14.03.2019 tarihli ve 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.). 22. Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında af niteliğinde davranışlar gerçekleşmişse, artık bu davranışlar boşanma hükmüne esas alınamaz. Boşanma davalarında af olgusunun gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için öncelikle bu yönde bir iddia ve bu iddianın; kayıtsız şartsız bir irade beyanı, eğer yoksa en azından affı gösterir nitelikte tutum ve davranış ile ispatlanmış olması gerekmektedir. Genel bir ifadeyle af niteliğinde sayılabilecek davranışlar; barışmış olmak, af iradesini göstermek, hoşgörü ile karşılamak ve olaylara rağmen birliği sürdürmek şeklinde ifade edilebilir. Eşlerin evlilik birliğini kurtarmak maksadıyla birliğin devamı yönünde iyi niyetli girişim ve barış müzakerelerinin boşanma davalarında af niteliğinde sayılamayacağı kuşkusuzdur. Boşanmaya sebep olan olayların hoşgörü ile karşılanması nedeniyle af gerçekleşmeli ve bunun sonucunda da; tarafların yeniden birlikte olmaları yani ortak hayatın yeniden kurulmuş olması gereklidir. 23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Mahkeme ile Özel Dairenin de kabulünde olduğu üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda, erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık boşanma davası açıldıktan sonra, eşlerin birlikte yemeğe çıkarak kadının doğum gününü kutlamış olmalarının “af niteliğinde” sayılıp sayılmayacağı hususudur. Eldeki davanın incelenmesinde, açılan boşanma davasının ilk olarak 10.11.2017 tarihinde TMK’nın 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak açıldığı, tarafların boşanma ve fer’îlerine ilişkin olarak her konuda anlaştıklarına dair 10.11.2017 tarihli “anlaşmalı boşanma protokolü” düzenledikleri, Mahkemece belirlenen 28.12.2017 tarihli duruşmada eşlerin hazır bulundukları, davalı tarafından “ben boşanmak istemiyorum” şeklinde beyanda bulunulması üzerine, Mahkemece davanın çekişmeli boşanma davasına dönüştüğü kabul edilerek davacıya davaya esas tüm vakıalarını ve delillerini bildirmek üzere süre verildiği, bunun üzerine davacının vekili aracılığıyla 04.01.2018 tarihli çekişmeli boşanma davasına ilişkin dilekçesini sunduğu ve davalının boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışlarını ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Davalı ise bu dilekçeye karşılık davacı kadının doğum günü olan 20.11.2017 tarihine ait fotoğrafları sunarak “af olgusuna” dayanmıştır. Davacının fotoğraflara karşı alınan beyanında; davanın anlaşmalı boşanma davası olarak açılması nedeniyle davalının “medeni bir boşanma gerçekleştiriyoruz, son kez görüşelim isteği” üzerine yemek teklifini kabul ettiğini, ortak çocuğa hatıra kalması adına davalının fotoğraf çekilme isteğini reddetmediğini, bu şekilde elde edilen görüntülerin kötü niyetli olarak mahkemede delil olarak kullanıldığını ifade ettiği görülmüştür. Gerçekten de; tanık olarak dinlenen davalının babası …’ın “oğlumun davacıyı aldatmasını duydum, çok üzüldüm, şok geçirdim, gelinimi çok seviyorum, ancak davacı davalıyı affetmedi hatta ben de davacıyı ikna etmeye çalıştım, davalının hata yapmış olsa bile çocuklarının olduğunu yuvalarının yıkılmaması gerektiğini her iki tarafla da konuştum ancak elimden bir şey gelmedi” şeklindeki beyanından, erkeğin kusurlu davranışlarından sonra taraflar arasında barışmanın gerçekleşerek ortak hayatın yeniden kurulmadığı gibi dosyada mevcut yemek fotoğraflarından gerçekleştirilen eylemlerin “affedilmiş” olarak nitelendirilmesi de somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Nitekim benzer ilkeler HGK’nın 11.11.2020 tarihli ve 2020/2-244 E., 2020/881 K.; 18.01.2022 tarihli ve 2019/2-92 E., 2022/13 K. sayılı kararları ile de benimsenmiştir. 24. Hâl böyle olunca; taraflar arasındaki evlilik birliğinin, erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden güven sarsıcı davranışları ile temelinden sarsıldığının kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. 25. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 26. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 29.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Anlaşmalı boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 168 uyarınca, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. III. Geçici önlemler
Protokolde tazminat hakları saklı tutulabilir mi?

Hayır, eşlerin maddi ve manevi tazminat haklarını saklı tutarak anlaşmalı boşanmaları mümkün değildir; bu talepler ya protokolde açıkça düzenlenmeli ya da haktan feragat edilmelidir.

Anlaşmalı boşanmada nafakadan feragat edilirse sonradan istenebilir mi?

Protokolde nafaka talebinden feragat edilmişse, boşanma gerçekleştikten sonra yoksulluğa düşülse dahi yeniden yoksulluk nafakası istenemez.

Protokolde ziynet eşyaları yer almazsa sonradan dava açılabilir mi?

Evet, ziynet alacakları protokolde karara bağlanmamış ve protokolün kapsamı dışında bırakılmışsa, boşanmanın ardından ayrı bir dava açılarak istenebilir.

Hâkimin protokole müdahalesini eşler kabul etmezse ne olur?

Hâkimin tarafların veya çocukların menfaatini gözeterek istediği değişiklikler eşlerce kabul edilmezse anlaşmalı boşanma davası reddedilir ve dava çekişmeli boşanmaya dönüşür.

Protokole ortak çocuğun özel okul masrafları eklenebilir mi?

Evet, sözleşme özgürlüğü kapsamında iştirak nafakasına ilave olarak çocuğun eğitim ve özel okul giderlerinin nafaka yükümlüsünce karşılanacağı kararlaştırılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu