Boşanma Davasında Psikolojik Şiddet: Hukuki Çerçeve ve Sonuçlar

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davasında Psikolojik Şiddet: Hukuki Çerçeve ve Sonuçlar

Psikolojik şiddet, boşanma davalarında hem TMK m. 162 kapsamındaki pek kötü davranış veya ağır onur kırıcı davranış sebebiyle hem de evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle (TMK m. 166) değerlendirilebilir. Hangi yasal zemine dayandığı somut olgulara ve ispat sonucuna bağlıdır; mahkemenin kusur değerlendirmesi ise maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerini etkiler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 162Kaynağı aç
Madde 162- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. III. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Psikolojik Şiddetin Hukuki Tanımı

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 2. maddesine göre şiddet; kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen her türlü tutum ve davranışı kapsar. Psikolojik şiddet bu kapsamda açıkça yer almaktadır.

6284 sayılı AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN m. 2Kaynağı aç
MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan; a) Bakanlık: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını, b) Ev içi şiddet: Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti, c) Hâkim: Aile mahkemesi hâkimini, ç) Kadına yönelik şiddet: Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranışı, d) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı, e) Şiddet mağduru: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişileri, f) Şiddet önleme ve izleme merkezleri: Şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esası ile yürüten merkezleri, g) Şiddet uygulayan: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri, ğ) Tedbir kararı: Bu Kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararlarını, ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Koruyucu ve Önleyici Tedbirlere İlişkin Hükümler Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

Aynı kanunun 2. maddesi ev içi şiddeti de ayrıca tanımlamaktadır: mağdur ve şiddeti uygulayan aynı haneyi paylaşmasa dahi aile veya hane üyeleri arasında meydana gelen her türlü psikolojik şiddet bu kapsama girmektedir. Dolayısıyla fiziksel bir temas gerektirmeyen davranışlar da hukuken şiddet sayılabilir.

6284 sayılı Kanun öncelikle koruyucu ve önleyici tedbirler bakımından bir çerçeve çizmektedir. Bu tanımın boşanma davasındaki kusur tespitine nasıl yansıyacağı ayrı bir değerlendirme gerektirir; boşanma davasındaki kusur değerlendirmesi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca mahkemece yapılır.

Psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebilecek davranış örnekleri arasında duygusal ihtiyaçların kontrol aracı olarak keyfi biçimde karşılanması ya da karşılanmaması, küçük düşürücü veya tehdit edici tutumlar, duygu sömürüsü, sosyal ilişkilerin denetlenmesi, yalnızlaştırma, yetersizlik hissettirme, kişiliğe hakaret ve çocukların araç olarak kullanılması sayılmaktadır. Bu sayım örnek niteliğindedir; bağlayıcı bir hukuki tanım değildir.

Psikolojik Şiddetin Dayandığı Boşanma Sebepleri

TMK m. 162, eşlerden birinin diğerine pek kötü davranması veya ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunması hâlinde boşanma davası açılmasına olanak tanır. Bu madde kapsamında dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde sebebin doğumundan beş yıl geçmekle düşer; affeden tarafın dava hakkı yoktur. Eşe asılsız hırsızlık ihbarında bulunmak, mahkeme koridorunda hakaret etmek ve eşin şerefine asılsız nitelendirmelerle saldırmak gibi davranışlar onur kırıcı davranış kapsamında değerlendirilebilir; ancak her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirileceği unutulmamalıdır.

Öldürme tehdidi eşe yönelik psikolojik şiddet biçimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. TMK m. 162'nin hayata kast sebebinin uygulanıp uygulanamayacağı ise tehdidin ötesine geçen fiili koşullara ve somut delil durumuna göre mahkemece ayrıca değerlendirilir.

TMK m. 163 uyarınca eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürerse ve bu sebepten ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, mağdur eş her zaman boşanma davası açabilir; bu madde bakımından herhangi bir süre sınırı öngörülmemiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 163Kaynağı aç
Madde 163- Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. IV. Terk[15]

Psikolojik şiddet, koşullara bağlı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılacak bir davada (TMK m. 166) da gündeme gelebilir. Bu genel boşanma sebebinde kusur dengesi belirleyicidir: davacının kusuru davalıdan daha ağır ise davalının itiraz hakkı doğar. Ancak bu itirazın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı tespit edilirse yine boşanmaya karar verilebilir.

Anlaşmalı Boşanma ve Ret Kararı Sonrası Süreç

Taraflar psikolojik şiddet de dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmak istiyorlarsa TMK m. 166/3'teki anlaşmalı boşanma yoluna başvurabilirler. Bunun için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, tarafların birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi ve hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi gerekir. Boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemenin de hâkimce uygun bulunması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini gözetmek üzere anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; boşanmaya ancak bu değişiklikler taraflarca da kabul edilirse hükmolunur.

Herhangi bir boşanma sebebiyle açılmış davanın reddedilmesi ve bu kararın kesinleşmesi hâlinde, kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl geçmesine karşın ortak hayat yeniden kurulamazsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilir. Bu hüküm, 14 Kasım 2024 tarihinde 7532 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle değiştirilmiş olup yürürlükteki metin bir yıllık süreyi öngörmektedir.

Psikolojik Şiddetin İspatı

Psikolojik şiddetin gerçekleştiğini mahkemede ortaya koymak, iddia eden tarafa düşen bir yükümlülüktür. Delil olarak komşu, aile bireyleri veya çocuklar gibi kişilerin tanık beyanları; eşler arasındaki yazışmalar, WhatsApp mesajları ve sosyal medya paylaşımları kullanılabilir. Bu sayım örnek niteliğindedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/13379, K. 2018/3650 sayılı kararında, eşini korkutarak duygusal şiddet uyguladığına ilişkin vakıanın ispat edilememesi üzerine bu iddianın kusur olarak yüklenemeyeceğine hükmetmiştir. Somut davada bu vakıanın ispatlanamamasına karşın erkek, diğer vakıalar değerlendirilerek ağır kusurlu kabul edilmiştir. Bu karar somut davanın delil değerlendirmesine ilişkindir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/13379, K. 2018/3650Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/13379 E.  ,  2018/3650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından, kusur belirlemesi, kadın lehine verilen tazminatlar, nafakalar ile kabul edilen ziynet alacağı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemece davacı-davalı erkeğe kusur olarak yüklenilen alkollü şekilde eve gelme vakıasının duyuma dayalı beyanlar olması ve eşini korkutarak duygusal şiddet uygulama vakıasının ise ispatlanamadığından iddia edilen bu vakıaların erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, yine de boşanmaya sebebiyet veren diğer vakıalara göre erkeğin ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, davacı-davalı erkeğin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Mahkemece davalı-davacı kadına; 6 adet 22 ayar, 10 gram Bilezik (6.000,00 TL), 17 adet 22 ayar (3.043,00 TL)’ın aynen, olmadığı taktirde ise tespit edilen 9.043,00 TL olan bedelinin ödenmesine karar verilen ziynetlerden 17 adet 22 ayarın nelerden ibaret olduğu, cins, nitelik, ağırlık ve değerleri hüküm fıkrasında gösterilmeyerek, infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin (2.) fıkrasında; hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilmesi gerektiği, aynı Yasanın 298. maddesinin (2.) fıkrasında ise; gerekçeli kararın, tefhim edilen hükme aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeye göre; dava dilekçesi, bilirkişi raporu gibi herhangi bir belgeye atıf yapılarak hüküm kurulamaz. Gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun olarak düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda hüküm altına alınan eşyasın cins, nitelik, miktar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi ve taraflara yüklenen borç ile tanınan hakların infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden hüküm altına alınan ziynet eşyalarının adet, cins ve değerleri tek tek belirtilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre ziynet eşyasına yönelik olarak yapılan diğer temyiz itirazının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 21.03.2018 (Çrş.)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/440, K. 2020/1390 sayılı kararında, reddedilen boşanma davasını açarak fiili ayrılığa sebep olan erkeğin boşanmada tam kusurlu sayıldığı bir uyuşmazlıkta, önceki boşanma davasından feragat edilmesinin o davaya kadarki olaylar bakımından karşı tarafın kusurlu sayılmasını engellediğini hükme bağlamıştır. Feragatin doğurduğu kesin hüküm etkisi karşısında önceki olaylardan dolayı davalı kusurlu addedilemez. Bu tespit, reddedilen boşanma davasının ardından TMK m. 166/son uyarınca değerlendirilen fiili ayrılık uyuşmazlığına ilişkindir. Aynı kararda, dava dilekçesinde dayanılmayan vakıaların hükme esas alınamayacağı da HMK m. 25/1 uyarınca vurgulanmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/440, K. 2020/1390Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2020/440 E.  ,  2020/1390 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına gerekçede yer alan açıklamalara göre tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/son maddesi uyarınca boşanmalarına karar verildiğinin anlaşılmasına, hüküm fıkrasında bu madde yerine aynı kanunun 166/1. maddesinin gösterilmesinin maddi yanılgı sonucu olup bu hususun mahallinde düzeltilmesinin mümkün bulunmasına göre davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Mahkemece "Tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/4. maddesinde yer alan üç yıllık fiili ayrılık süresinde ortak hayatın yeniden kurulmadığı" gerekçesiyle boşanmalarına karar verilmiş, “Davalı kadının ortak hayatı tesis etmekten kaçındığı, yine davalının davacıya hitaben "Caddeler Süleyman gibi köpeklerle dolu" demek suretiyle duygusal şiddet içeren davranışta bulunduğu belirtilerek boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadın tam kusurlu kabul edilmiştir. Oysa, fiili ayrılığı başlatan reddedilen boşanma davasının davacı erkek tarafından açıldığı, davacı erkeğin 29.07.2010 tarihinde davadan feragat etmesi sebebiyle reddedildiği, bundan sonra tarafların bir arada yaşamadığı anlaşılmaktadır. Davacı erkeğin boşanma davasından feragati, sözü edilen davaya kadar ki olaylardan dolayı davalının kusurlu kabul edilmesine mani olur. Feragatin hasıl ettiği kesin hüküm etkisi karşısında, artık önceki olaylardan dolayı davalı kusurlu addedilemez. Mahkemece davalı kadına yüklenen diğer kusurlara davacı erkek dava dilekçesinde dayanmamış olup, dayanılmayan vakıaların hükme esas alınması mümkün değildir (HMK m. 25/1). Bu durumda reddedilen boşanma davasını açarak fiili ayrılığa sebep olan davacı erkek boşanmada tam kusurludur. Davalı kadına atfedilebilecek bir kusur gerçekleşmemiştir. Hal böyle iken davalı kadının tam kusurlu bulunması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere davacı erkek boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu olup, kadın boşanma sonucu eşinin maddi desteğini yitirecektir. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1. maddesi koşulları oluşmuştur. Davalı kadının tam kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı kadının maddi tazminat talebinin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.02.2020 (Prş.)

Maddi ve Manevi Tazminat

TMK m. 174 uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için belirli koşulların bir arada gerçekleşmesi gerekir. Maddi tazminat bakımından; mevcut veya beklenen menfaatlerin boşanma yüzünden zedelenmesi, tazminat isteyen tarafın kusursuz ya da daha az kusurlu olması ve karşı tarafın kusurlu olması şarttır. Manevi tazminat bakımından ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkının saldırıya uğraması, tazminat isteyen tarafın ağır ya da eşit kusurlu olmaması ve karşı tarafın kusurlu olması aranır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2426, K. 2020/243Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2426 E.  ,  2020/243 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Küçükçekmece 2. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı kadın dava dilekçesinde; davalının fiziksel şiddet uyguladığını, küçük düşürüp kırıcı sözler sarf ettiğini, son iki yıldır hayatında başka bir kadın olduğunu, bu kadını ortak konuta getirmesine karşı çıktığından beri davalının kendisini ve ailesini tehdit ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velayetinin tarafına verilmesine, aylık 350’şerTL tedbir-iştirak nafakasına, 600,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000,00TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı erkek cevap dilekçesinde; iddiaların doğru olmadığını, davacının iftira attığını, psikolojisinin bozuk olduğunu, birlik görevlerini yerine getirmediğini, ancak eşini sevdiğini, boşanmak istemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Küçükçekmece 2. Aile Mahkemesinin 21.05.2014 tarihli ve 2012/362 E., 2014/519 K. sayılı kararı ile; evlilik birliği içerisinde davalının davacıya şiddet uyguladığı ve bir başka kadınla birlikte yaşadığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocuk …’nin velayetinin babaya, ….. ve …’un velayetinin anneye verilmesine, velayeti anneye verilen ortak çocuklar lehine aylık 200’erTL tedbir-iştirak nafakasına, kişisel ilişki tesisine, davacı lehine aylık 150,00TL tedbir nafakası ile bir defaya mahsus olmak üzere toptan 1.500,00TL yoksulluk nafakasına, boşanma sonucu davacının mevcut ve beklenen menfaatleri zedeleneceğinden, ayrıca davalıdan kaynaklı eylemler davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak davacı lehine 5.000,00TL maddi tazminat ve 2.500,00TL manevi tazminata karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 06.04.2015 tarihli ve 2014/21898 E., 2015/6620 K. sayılı kararı ile; ‘’… Hüküm, davacı kadın tarafından; tazminatlar ve nafakaların miktarları yönünden, davalı tarafından ise; kusur belirlemesi, tazminatlar ve iştirak nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı kadın lehine hükmolunan maddi ve manevi tazminatlara esas alınan maddi vakıalar incelendiğinde, erkeğin, fiziksel şiddet uyguladığı ve sadakatsiz olduğu anlaşılmaktadır. Fakat davalı tarafın bu eylemlerinden sonra tarafların 16.04.2013 tarihinde barıştıkları ve beraber yaşamaya başladıkları, bu barışmanın 21.07.2013 tarihine kadar sürdüğü, dolayısıyla kadının, kocanın davadan önceki eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı anlaşılmaktadır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Davacı kadının yukarıda anlatılan sebeplerle maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır SONUÇ: Temyiz edilen hükmün, yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davalı yararına, 3. bentte gösterilen sebeple davacı yararına BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA,…’’ karar verilmiştir. Direnme Kararı: 8. Küçükçekmece 2. Aile Mahkemesinin 12.10.2015 tarihli ve 2015/592 E., 2015/730 K. sayılı kararı ile; davalının davacıya fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ve küfürler ettiği, sadakate aykırı davranışlarda bulunduğu, buna rağmen davacının evlilik birliğini devam ettirme çabası gösterdiği, bu çabadan sonra, hatta davadan sonra da davalının bu eylemlerinin devam ettiği, dolayısıyla davacının, davalıyı affetmesinin söz konusu olmadığı, davacının boşanma davası açmakla, iradesinin affetme ve hoşgörü kavramlarını ortadan kaldırdığı, tarafların mali ve sosyal durumlarının da değerlendirildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Maddi ve manevi tazminata yönelik direnme kararı yasal süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, tarafların dava tarihinden sonra 16.04.2013 tarihinde barışarak 21.07.2013 tarihine kadar beraber yaşamaları olgusunun davacının, davalının davadan önceki kusurlu eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı şeklinde mi, yoksa evlilik birliğini devam ettirme çabası olarak mı kabul edilmesi gerektiği, burada varılacak sonuca göre davacı lehine maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilme koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Öncelikle belirtilmelidir ki; kusur ilkesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 174. maddesinde düzenlenen ve bozucu yenilik doğuran boşanma kararının eşler bakımından mali sonuçlarından olan maddi ve manevi tazminat taleplerine hükmedilebilmesi için önemli bir role sahiptir. 12. Yasanın “Maddi ve manevi tazminat ” başlıklı 174. maddesi; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir. 13. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit, ağır ya da tam kusurlu bulunan eş lehine maddi tazminata hükmedilmesi kanunen mümkün değildir. Tazminat istenenin ise kusurlu olması gerekmektedir. 14. Talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunması bu tazminatın ön koşuludur. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. 15. Evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın mevcut menfaatleri belirlenir ve maddi tazminat talebi değerlendirilir. Taraflar boşanma ile birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder. 16. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için ise; yine öncelikle bir boşanma kararı, tazminat yükümlüsünün kusurunun varlığı, bu kusurun tazminat isteyen eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması ve talep gerekmektedir. Tazminat talep eden eşin, kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekmektedir. Maddi tazminatta olduğu gibi eşit, ağır ya da tam kusurlu bulunan eş lehine manevi tazminata hükmedilemez ve kendisinden tazminat istenenin kusurlu olması gerekmektedir. 17. Kişinin şahsi özelliklerini barındıran ve onu diğer insanlardan ayıran, bedensel ve ruhsal, şeref ve haysiyet, görüntü ve isim üzerindeki haklar gibi geniş kapsamlı haklar kişilik hakları olarak kabul edilir. 18. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için üzerinde durulması gereken bir diğer husus ‘’af’’tır. "Af" sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (YHGK, 14.03.2019 tarih, 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.). 19. Boşanma davalarında da, eşlerin dava tarihinden önce gerçekleştiğini iddia ve savunmalarında belirttikleri, boşanma davasına konu ettikleri olaylardan sonra barışmaları, barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri hâllerinde "af" niteliğindeki davranışlardan söz edilir. 20. Kural olarak, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, uyuşmazlığın başlangıcından davanın açılma zamanına kadar gerçekleşmiş vakıaları kapsar. Aksinin kabulü; tarafların dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın son aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır ki bu şekilde uyuşmazlıklar adil yargılanma süresi içinde ve yasanın amir hükümlerine göre sonuçlandırılamayacaktır. 21. Bu ilkeye uygun olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer alan düzenlemelere göre; davacı dava dilekçesinde (HMK m. 119/1-e), davalı da cevap dilekçesinde (HMK m. 129/1-d) dayandığı vakıaların açık özetlerini belirtmelidir. Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan HMK’nin 136/2. maddesi hükmü gereğince; davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacağı için taraflar cevaba cevap ve ikinci dilekçeleri ile de vakıalarını serbestçe bildirebileceklerdir. Ön inceleme aşamasında ise taraflar, ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Bu aşamanın tamamlanmasından sonra ise, ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri dışında iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez (HMK m. 141). 22. Yargılamanın hızlı ve adil bir şekilde yürütülebilmesi için HMK ile getirilen bu hükümler ışığında; tarafların dava tarihinden önce gerçekleştiğini iddia ettikleri, savundukları ve usulüne uygun şekilde dayandıkları vakıalar esas alınarak uyuşmazlığın çözümü için muhakeme yapılır. 23. Somut olay incelendiğinde; davanın 30.04.2012 tarihinde açıldığı, davalının evlilik birliği içerisinde davacıya şiddet uyguladığı ve bir başka kadınla birlikte yaşadığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verildiği ve boşanma hükmünün kesinleştiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, iştirak nafakası ile ilgili hükmün de Özel Dairenin kısmen onama kararı ile kesinleştiği görülmektedir. Tarafların dava tarihinden sonra, yargılama safhasında barıştıkları, yaklaşık üç ay beraber yaşadıkları, barışma olayının davacı tarafından 21.07.2013 tarihli kolluk ifadesinde de; ‘’…eşimle 16.04.2013 tarihinde tekrar barışıp aynı evde yaşadım, kendi isteğimle eşimi eve alıp aynı evde yaşadım…’’ beyanı ile belirtildiği, yine davacı vekili 23.10.2013 havale tarihli dilekçesinde de müvekkili davacının eşi ile barıştığını ve müvekkilinin 15.04.2013 tarihli yazılı talimatı ile de duruşmalara girmesine gerek olmadığını tarafına bildirdiğini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Taraflar kendi istekleri ile beraber yaşamaya devam ederken boşanma davası davacının talebi ile vekili tarafından takip edilmemiş, dava tarihinden sonra, beraber yaşarlarken taraflar arasında meydana gelen fiziksel şiddet olayı sebebiyle davacı vekili tarafından davacının talebi üzerine dava yenilenerek yargılamaya devam edilmiştir. 24. Boşanma hükmünün ferileri olan maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu olması gerekmektedir. Kusursuz eş aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Davacı dava tarihinden sonra davalı ile kendi isteği ile beraber yaşayarak davalıdan kaynaklı kusurları affetmiştir. Af, tarafların dava tarihinden önce dayandıkları ve mahkemece de değerlendirilen vakıalara rağmen beraber yaşayabildiklerini göstermektedir. Ancak her davanın seyri açıldığı tarihteki hukuki ve fiili duruma göre devam edeceği için af olgusu sadece taraflar arasında yaşanılan son olaydan önceki vakıalarda sonuçlarını doğuracak olup, taraflar dava tarihinden sonra gerçekleşen olaylara dayanarak başka bir boşanma davası açabileceklerdir. İzah edilen sebeplerle, affedilen olaylar gerekçe gösterilerek davalı aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceğinden davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının eşinin ısrarı ile çocuklarını da düşünerek barıştığı, davasını da takip etmediği, ancak davacı davalı tarafından tekrar fiziksel şiddete maruz kalınca davasını yenileyerek boşanma yönündeki iradesini ortaya koyduğu, davacının eşini affetmediği, birliğin devamı için çaba sarf ettiği, davalının eylemlerinin dava tarihinden sonra da devam ettiği, kusurun boşanma ile kesinleştiği, dava tarihinden sonra gerçekleşen affı kabul edip yine dava tarihinden sonra gerçekleşen davalının eylemlerinin dikkate alınmamasının açık bir çelişki olduğu, bu nedenlerle direnme kararının onanması ve tazminatların miktarları yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci oylamada oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1. İlk derece mahkemesi ile Özel Daire arasındaki temel uyuşmazlık, “tarafların dava tarihinden sonra yargılama devam ederken 16.04.2013 tarihinde barışarak 21.07.2013 tarihine kadar beraber yaşamaları olgusunun davacı kadının davalı erkekten kaynaklı davadan önceki eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı mı, yoksa davacı kadının evlilik birliğini devam ettirme çabası olarak mı kabul edilmesi gerektiği, burada varılacak sonuca göre davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilme koşullarının oluşup oluşmadığı” noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin “davalı erkeğin davacı kadına fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ve küfürler ettiği, sadakate aykırı davranışlarda bulunduğu, buna rağmen davacı kadının evlilik birliğini devam ettirme çabası gösterdiği, bu çabadan sonra, hatta davadan sonra da davalı erkeğin bu eylemlerinin devam ettiği, dolayısıyla davacı kadının, davalı erkeği affetmesinin söz konusu olmadığı, davacı kadının boşanma davası açmakla, iradesinin affetme ve hoşgörü kavramlarını ortadan kaldırdığı, tarafların mali ve sosyal durumlarının da değerlendirildiği” yönündeki direnme gerekçesi, çoğunluğun görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesi de benimsenerek “davalı erkeğin, fiziksel şiddet uyguladığı ve sadakatsiz olduğunun anlaşıldığı, fakat davalı tarafın bu eylemlerinden sonra tarafların 16.04.2013 tarihinde barıştıkları ve beraber yaşamaya başladıkları, bu barışmanın 21.07.2013 tarihine kadar sürdüğü, dolayısıyla kadının, kocanın davadan önceki eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı, affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar nedeniyle ise maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği” gerekçesi ile bozulmuştur. 3. Çoğunluk görüşü, dava tarihi itibari ile 8 yıldır evli olan ve şiddet maruz kalan, ancak buna rağmen evliliğini sürdürmeye çalışan davacı kadının boşanma davasından vazgeçmemesine ve davayı devam ettirmesine, boşanma konusunda verilen kararın davalı erkek tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmesine, davalı erkeğin yargılama sırasında da şiddete devam etmesine ve daha da önemlisi davadan sonra gerçekleşen hadiselerin açıkça davadan vazgeçme olmadığı sürece, dava tarihi itibari ile davada dayanılan maddi olgulara göre dava değerlendirileceğine göre yargılama sırasındaki bir araya gelmenin davayı etkilemeyeceğinden yerinde değildir. Zira; 3.1. 4721 sayılı TMK.’un 174. maddesi uyarınca “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir”. 3.2. Boşanma davası açma hakkı, kusur ilkesine göre eşlerden birinin kusurlu olması halinde kural olarak kusurlu olmayan eşe tanınmıştır. Türk Hukukunda 04.05.1988 tarihli 3444 sayılı Yasa ile önceki MK.’nun 134. maddesinde yapılan değişiklik ile deha az kusurlu olan eşe de dava açma hakkı tanınmıştır. Yeni 4721 sayılı TMK. 'da boşanmada " kusur ilkesine" yer verilmiştir. Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme ve terk boşanma sebeplerinde kusursuz veya daha az kusurlu eş dava hakkına sahiptir. 3.3. İnsana fiziksel ve ruhsal zarar veren her eylem, şiddet olarak değerlendirilmektedir. Fiziksel şiddet, eşler arası şiddet türleri arasında sağlık kurumlarına en çok yansıyan şiddet türüdür. Vurma, tokat atma, boğazını sıkma, dövme, acı verici veya alçaltıcı şekilde cinsel ilişkiye zorlama fiziksel şiddet olarak sınıflandırılmaktadır. Fiziksel şiddet diğer şiddet türleriyle karşılaştırıldığında belgelenmesi en kolay olanı ve en sık belgelenenidir. Tehdit, usandırma, gözdağı verme gibi çeşitli psikolojik şiddet türleri ise oldukça yaygın olmalarına rağmen çok az dayanılmakta ve bildirilmektedir. Eşe karşı fiziksel veya psikolojik şiddet uygulanması, pek kötü ve onur kırıcı kusurlu davranış olup, boşanma nedenlerindendir. Bir eşin diğer eşe karşı fiziksel şiddet uygulaması, şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) nedeniyle genel boşanma nedenleri arasında en önemlisidir. 3.4. Şiddet eyleminden sonra evliliğin devam etmesi, şiddet eyleminin diğer eş tarafından affedilmesi halinde boşanma davasının reddedilmesi ve dolayısı ile kusur izafe edilmemesi gerekir. Ancak affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, şiddet eylemi barışmadan ve evlilik devam ettikten sonra tekrar etmiş ise af durumu önceki şiddeti ortadan kaldırmayacaktır. 4.1. 6100 sayılı HMK.’un 25/1 maddesi uyarınca “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz”. Diğer taraftan iddia ve savunmanın teksifi ilkesi uyarınca “öngörülen usul kesitinin tamamlanmasından sonra ileri sürülen ya da getirilen iddia ve sebepler mahkemece dikkate alınamaz. Usul kesiti ise davanın açıldığı tarihtir. 4.2. Yargıtay İçtihadıBirleştirme Genel Kurulu, 23.12.1976 tarih veE.1976/11-7, K.1976/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile davanın açılmasına bağlanan hukuki sonuçları su şekilde ifade etmiştir. Bu Karara göre, “ ….bir davanın usulen açıldığı tarihte maddi hukuk ve usul hukuku yönünden hasılettiği neticeleri vardır. Davacı davasını açtıktan sonra davalının rızası olmaksızın davasını takipten sarfınazar ve davasını tevsi veya mahiyetini tebdil edemez”. Hemen belirtelim ki her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre çözümlenir (28.11.1956 gün ve 15/15 sayılı içtihadı birleştirme kararı). Dava açıldıktan sonra meydana gelen hadiseler kural olarak dikkate alınamaz. Ayrıca bir dava açıldıktan sonra HMK hükümleri uyarınca hareket edilmelidir. Dava ancak geri alma, vazgeçme veya takipsiz bırakılarak sonuçsuz bırakılabilir. 4.3. Bir istemin sonucuna bağlı diğer istemler, asıl istemle ilgili maddi vakıa kesinleşmiş ise kesinleşen bu maddi vakıa bağlı diğer istemleri de etkiler. 4721 sayılı TMK.’un 174. Maddesine dayalı maddi ve manevi tazminat, boşanmada kusursuz veya daha az kusurlu eşe tanınmıştır. Boşanmada bir eşin kusurlu olduğu saptanmış ve bu durum temyiz edilmeyerek kesinleşmiş ise bu unsur etkisi yaratarak maddi ve manevi tazminatı da etkiler. Kusurlu olduğu tespit edilen eşin boşanma hükmünü temyiz etmeyerek buna bağlı maddi ve manevi tazminata itiraz ederek af olgusuna sığınması da bir anlamda hakkın kötüye kullanılması olup kusuru tespit edilen eşin dürüstlüğünden söz edilemez. Kötüniyet korunamaz. 4. Somut uyuşmazlığa gelince; davacı kadın fiziksel şiddete maruz kalması nedeni ile şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma davası açmış, maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Yargılama devam ederken her iki taraf yakınlarının devreye girmesi nedeni ile davacı çocuklarını düşünerek ve sığınacak yeri olmaması nedeni ile eşi ile bir araya gelmiş ve vekiline davayı takip etmemesini söylemiştir. Ancak davalı erkek eşin aynı fiziksel şiddete devam etmesi nedeni ile davacı kadın, uzaklaştırma kararı almış, çocukları ile sığınma evine yerleşmiş ve takipsiz bırakılan davayı da yenileyerek boşanma ve tazminat isteklerini devam ettirmiştir. Bu dönemde meydana gelen bıçakla eşe saldırı ve ölümle tehdit suçlarından dolayı davalı erkek hakkında ceza soruşturması bulunmaktadır. Mahkemece davalı erkeğin kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmalarına ve boşanma sonucu kusursuz eş davacı yararına maddi ve manevi tazminata karar verilmiştir. Davalı erkek boşanma kararını temyiz etmemiştir. 5. Sonuç: Davacı kadının, daha önce maruz kaldığı şiddete dayalı olarak açılan davada, iyi niyetli olarak evlilik birliğini devam ettirme yönündeki çabasının, şiddetin sonra da devam etmesi ve süregelmesi karşısında artık "af ve hoşgörü" olarak görülememelidir. Zira davacı kadının davasını geri almamış, boşanma yönünde iradesini ortaya koymuştur. Kesinleşen boşanma kararı ile kusur olayı saptanmıştır. Olayların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Davadan sonra gerçekleşen ve hadise şeklinde olan bir araya gelmenin af olarak değerlendirilip, kusurun kalktığını kabul etmek, sonra gerçekleşen fiziksel şiddetin ayrı bir dava olarak ileri sürülmesini belirtmek açık bir çelişkidir. Olayda davalı erkeğin kusurlu olduğu, kusurun af edilmediği sabittir. Yerel mahkemenin direnme kararını yerinde bulduğumuzdan, Sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılınmamıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2017/6166, K. 2019/2546Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2017/6166 E.  ,  2019/2546 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; manevi tazminat talebinin reddi yönünden, davalı erkek tarafından ise; tüm yönlerden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davalı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Türk Medeni Kanunu'nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, mahkemece belirlendiği üzere eşine duygusal şiddetin yanında, ekonomik şiddet de uygulayan davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğu ve bu olayların davacı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m 4, TBK m 50, 51 ve 58) dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 154.30 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran davacıya geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 11.03.2019(Pzt.)

Eşine hem duygusal hem ekonomik şiddet uygulayan ve tamamen kusurlu bulunan eşin bu davranışları, karşı tarafın kişilik haklarına saldırı oluşturduğunda manevi tazminat koşulları gerçekleşebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2017/6166, K. 2019/2546 sayılı kararında, bu koşulların oluştuğu bir davada mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları, fiilin ağırlığı ve hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50, 51 ve 58) dikkate alınarak manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine, aksi yönde kurulan hükmün bozma sebebi oluşturduğuna karar vermiştir.

Tazminat miktarının belirlenmesinde tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaat birlikte değerlendirilir; hakkaniyet ilkesi ve TBK m. 50 ile 52 hükümleri de uygulanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/11724, K. 2016/1773 sayılı kararında bu ölçütleri esas alarak daha uygun bir tazminat miktarının belirlenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/11724, K. 2016/1773Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/11724 E.  ,  2016/1773 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davalı-davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası fazladır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. 3-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 52. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışındta kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.03.02.2016 (Çrş.) KARŞI OY YAZISI Davacı tarafından boşanma davası, davalı tarafından da karşı boşanma davası açılmış, mahkemece, davacı-davalı erkek tam kusurlu kabul edilerek, erkeğin davasının reddine, davalı-davacı kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmasına, kadın lehine 500,00 TL tedbir, 550,00 TL yoksulluk nafakasına, 10.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Hüküm davacı-davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmiştir. Sayın çoğunluk tarafından davacının sair temyiz itirazları reddedilmek suretiyle davacı-davalı erkeğin tam kusurlu olduğuna dair mahkemenin kabulü onanmış, yoksulluk nafakası ile maddi-manevi tazminat fazla olduğundan bahisle bu yönlerden mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına göre yoksulluk nafakasının miktarının fazla olduğu hususunda, sayın çoğunluk ile aramızda görüş farkı bulunmamaktadır. Davacı erkek boşanma hükmünü temyiz etmemiş olmakla birlikte, kusur belirlemesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bu yönden bozulmasını talep etmiştir. Toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre; annesinin müdahalesine sessiz kalan davacı erkek kusurlu olduğu gibi, intihara teşebbüs eden ve birlik görevlerini yerine getirmeyen kadın da kusurlu olup, birinin kusurunun diğerinden üstün tutulmasının mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Eşler eşit derecede kusurludur. Mahkeme, kararında da belirtildiği üzere tarafların evliliği fiilen 2 ay kadar sürmüştür. Mahkeme, kadının psikolojik rahatsızlığının “muhtemelen eşinden ve kayınvalidesinden yaşadıklarından” kaynaklı olduğunu belirtmiştir. Ortada somut bir delil olmadan ihtimal ve varsayım üzerine eşlerden birine kusur yüklenemez. Kocanın hakaret ettiği, şiddet uyguladığı ve kovduğuna dair delil bulunmamaktadır. Ayrıca davalı kadının ağabeyi olan tanık …’ın beyanına göre, kadın baba evine geldikten sonra eşler barışmışlar ve kadın ortak konuta dönmüştür. Davacı erkeğin davası reddedilmiş, erkek ret hükmünü temyize getirmemiştir. Lehine hüküm kurulmaması ayrı, kusurun mahkemece yanlış belirlendiğini söylemek ayrı şeylerdir. Boşanma gerçekleştiğine göre, kendi davasının reddini temyiz etmemiş olması, her hal ü karda mahkemece belirlenen kusuru da kabul ettiğini, benimsediğini göstermez. Benimsemiş olsaydı, kusur yönünden kararı temyiz etmezdi. Kanaatimce taraflar eşit kusurludur. Eşit kusurlu eş yararına TMK.nun 174/1-2 maddesi koşulları oluşmamıştır. Maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2426, K. 2020/243 sayılı kararının çoğunluk görüşüne göre affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Bu kararın aynı zamanda her davanın açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre değerlendirileceğini, dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların ise başka bir boşanma davasına dayanak yapılabileceğini de belirlediği görülmektedir.

Boşanma yüzünden maddi desteğini yitirecek olan eşin TMK m. 174/1 kapsamında maddi tazminat talep edebilmesi için ilgili koşulların somut olayda gerçekleşmesi gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/440, K. 2020/1390 sayılı kararında, tamamen kusurlu bulunan erkeğin davranışları nedeniyle kadının boşanma sonucu eşinin maddi desteğini yitireceğini saptamış ve kadın yararına TMK m. 174/1 koşullarının oluştuğuna hükmetmiştir.

Tazminat Taleplerinde Süre

TMK m. 174 kapsamındaki maddi ve manevi tazminat talepleri boşanma davası ile birlikte ileri sürülebileceği gibi boşanma hükmünün kesinleşmesinin ardından ayrı bir dava olarak da açılabilir. Ancak TMK m. 178 uyarınca evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Bu süre geçirildikten sonra tazminat davası açılması hak kaybına yol açar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 178Kaynağı aç
Madde 178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. VI. Mal rejiminin tasfiyesi 1. Boşanma hâlinde

Yoksulluk Nafakası

TMK m. 175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru karşı taraftan daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında süresiz yoksulluk nafakası talep edebilir. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz; yükümlünün kusursuz olması nafaka borcunu ortadan kaldırmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

İstinaf Aşamasında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3063, K. 2023/6533 sayılı kararında, Bölge Adliye Mahkemesi'nin istinaf incelemesini tazminat taleplerini de kapsayacak biçimde eksiksiz yapması gerektiğini vurgulamıştır. Her talep hakkında ayrı ayrı ve açık hüküm kurulması zorunludur; tazminat taleplerinin kapsam dışı bırakılarak eksik inceleme yapılması bozma sebebi oluşturur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3063, K. 2023/6533Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/3063 E.  ,  2023/6533 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2015 E., 2022/2319 K. DAVA TARİHİ : … KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 3. Aile Mahkemesi SAYISI : 2019/403 E., 2021/836 K. Taraflar arasındaki boşanma ve ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına, ziynet alacağı davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalının kusurlu davranışları ile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını beyanla tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, kadın için 2.500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 250.000,00 TL maddî ve 250.000,00 manevî tazminata, ziynet alacağının tarafına iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde Mahkemenin yetkisiz olduğunu, Ankara Batı Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 08.06.2018 tarihli kararı ile davalının yetki itirazının kabulü ile Mahkemenin yetkisizliği nedeni ile dava dilekçesinin reddine, talep halinde dosyasının yetkili ve görevli Ankara Batı Nöbetçi Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı 1.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda 18.04.2019 tarihli kararı ile davacının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, dava dosyasının usulüne uygun şekilde yargılama yapılarak, karar verilmesi için İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda başlık kısmında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin ilgisiz tavırları olduğunu ve evlilik birliğinin devamı için çaba sarf etmediğini karısını arayıp sormadığını, kadının ise ailesinin evliliğe müdahalesine izin verdiğini ve ortak konutu terk edip ailesinin yanına giderek birlikte yaşamdan kaçındığını belirterek boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, kadın yararına takdir edilen aylık 300,00 TL tedbir nafakasının aylık 700,00 TL'ye yükseltilmesine, karar kesinleşinceye kadar tedbiren devamı ile karar kesinleştikten sonra toptan ve takdiren bir defaya mahsus 10.000,00 TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine, kadının ziynet alacağı talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı kadın vekili, hükmün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakasının süreli olarak belirlenmesi ve miktarı, tazminat taleplerinin reddi, ziynet alacağı davasının reddedilen kısmı yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı erkek vekili; hükmün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve ziynet alacağı davasının kabul edilen kısmı yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre usul ve kanuna uygun olması gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince kadının kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve ziynet alacağı davasına yönelik, erkeğin ise davanın kabulü, boşanma hükmü, yoksulluk nafakası ve ziynet alacağı davasına yönelik istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine, ziynet alacağı yönünden miktar itibariyle kesin olmak üzere karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı kadın vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek özellikle verilen kararın eksik, hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, hiçbir istinaf sebebinin cevaplanmadığını, kararın gerekçesinin dosya ile ilgili olup olmadığını dahi anlayamadıklarını, tüm talepleri incelenmeksizin ve gerekçe gösterilmeksizin esastan reddedildiğini belirterek kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, yoksulluk nafakasının toptan olarak belirlenmesi ve miktarı yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı erkek vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi ve yoksulluk nafakası yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kadının davasının kabulü, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası, miktarı ve ödenme şekli ile kadının reddedilen tazminat taleplerinin verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü, 175 inci, 176 ncı maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı, 194 üncü, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50, 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Davacı kadın tarafından açılan evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiş, hükme karşı, davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, yoksulluk nafakasının miktarı ve nafakaya toptan olarak hükmedilmesi ile reddedilen tazminat talepleri yönünden, davalı erkek vekili tarafından ise davanın kabulü ile boşanmaya hükmedilmesi, kusur belirlemesi ve kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dosyanın yapılan incelemesinde, davacı kadın vekili tarafından İlk Derece Mahkemesince tazminat taleplerinin reddine dair verilen karar da istinafa konu edildiği halde, istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince, kadının reddedilen tazminat taleplerine yönelik istinaf itirazlarının incelenmediği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesine göre resen gözetilecek kamu düzenine aykırı haller dışında istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ayrıca hükmün sonuç kısmında her bir talep hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı ve taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş tüm istinaf istemleri yönünden inceleme yaparak bir karar vermekten ibarettir. Bu husus gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.12.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi. …

Sık Sorulan Sorular

Psikolojik şiddet boşanma sebebi olabilir mi?

Psikolojik şiddet niteliğindeki davranışlar, koşullara bağlı olarak TMK m. 162'deki pek kötü davranış veya ağır onur kırıcı davranış sebebiyle ya da TMK m. 166'daki evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle değerlendirilebilir. Hangi sebebin uygulanacağı somut olgu ve delil durumuna göre mahkemece belirlenir.

Psikolojik şiddeti ispatlamak için hangi deliller kullanılabilir?

Komşu, aile bireyleri veya çocuklar gibi kişilerin tanık ifadeleri; eşler arasındaki mesaj yazışmaları, WhatsApp konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları delil olarak sunulabilir. Bu sayım örnek niteliğindedir. İspat edilemeyen psikolojik şiddet iddiası, somut davada o vakıa bakımından kusur olarak yüklenemez.

Psikolojik şiddet nedeniyle manevi tazminat talep edebilir miyim?

TMK m. 174/2 uyarınca boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat isteyebilir. Bunun için tazminat isteyen tarafın ağır ya da eşit kusurlu olmaması gerekir. Çoğunluk görüşüne göre affedilen veya hoşgörüyle karşılanan davranışlar nedeniyle tazminat istenemez.

Psikolojik şiddete dayalı boşanma davası için süre sınırı var mı?

TMK m. 162'ye dayanan pek kötü davranış veya onur kırıcı davranış sebebiyle dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde sebebin doğumundan beş yıl geçmekle düşer; affeden tarafın dava hakkı kalmaz. TMK m. 163 kapsamındaki davalar için ise herhangi bir süre sınırı öngörülmemiştir. Boşanma hükmü kesinleştikten sonra tazminat davası için TMK m. 178 uyarınca bir yıllık zamanaşımı işlemeye başlar.

Tehdit psikolojik şiddet sayılır mı, hayata kast nedeniyle boşanma talep edebilir miyim?

Öldürme tehdidi psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebilir. TMK m. 162'deki hayata kast sebebinin uygulanıp uygulanamayacağı ise tehdidin ötesine geçen fiili koşullara ve somut delil durumuna göre mahkemece ayrıca değerlendirilir.

Yoksulluk nafakası talep etmek için eşimin kusurlu olması şart mı?

Hayır. TMK m. 175 uyarınca nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz. Önemli olan, nafaka isteyen tarafın kusurunun karşı tarafınkinden daha ağır olmamasıdır.

Boşanma davasından feragat edilmesi kusur değerlendirmesini etkiler mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/440, K. 2020/1390 sayılı kararında, boşanma davasından feragat edilmesinin o davaya kadarki olaylar bakımından karşı tarafın kusurlu sayılmasını engellediğini hükme bağlamıştır. Feragatin kesin hüküm etkisi karşısında önceki olaylardan dolayı davalı kusurlu addedilemez. Bu tespit, reddedilen boşanma davasının ardından TMK m. 166/son kapsamında incelenen fiili ayrılık uyuşmazlığına ilişkindir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu