Aldatan Kadın Nafaka Alabilir mi? Boşanmada Nafaka Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Aldatan Kadın Nafaka Alabilir mi? Boşanmada Nafaka Şartları

Evlilik birliğinde eşlerin birbirine sadık kalma yükümlülüğü 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinde düzenlenmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi gereğince, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için yoksulluk nafakası isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylarda sadakatsizlik eylemi nedeniyle diğer eşe kıyasla daha ağır kusurlu kabul edilen taraf lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Buna karşılık, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi kapsamında davanın devamı süresince geçici önlem olarak bağlanan tedbir nafakasında eşlerin kusur durumu gözetilmediğinden, yargılama sürecinde bu nafakaya hükmedilmesi mümkündür.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 169Kaynağı aç
Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır. C. Karar I. Boşanma veya ayrılık
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 185Kaynağı aç
Madde 185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma

Boşanma Sürecinde Geçici Tedbir Nafakası

Tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken barınma ve geçim ihtiyacı halinde hâkim tarafından re'sen veya talep üzerine alınan geçici nitelikte bir önlemdir. Bu nafakaya hükmedilirken eşlerin kusur durumu dikkate alınmaz. Dava dosyasında aldatma iddiasının veya eyleminin bulunması dahi dava sürecinde geçici tedbir nafakası kararı verilmesini engellemez.

Yoksulluk Nafakasında Kusur Koşulu ve Eşitlik İlkesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi uyarınca, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, boşanmaya sebep olan olaylarda kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer eşten mali gücü oranında süresiz yoksulluk nafakası talep edebilir. Kanunda geçen kusurun daha ağır olmaması şartı, nafaka talep eden eşin kusurunun eşit veya daha az olmasını kapsar ve nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz. Somut olaydaki kusur belirlemesinde aldatma fiili sebebiyle diğer eşe kıyasla daha ağır kusurlu bulunan taraf kendi geçimi için yoksulluk nafakası alamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2417, K. 2019/871Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2417 E.  ,  2019/871 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasında görülen “karşılıklı boşanma ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Akhisar Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 3.12.2013 tarih ve 2013/35 E., 2013/233 K. sayılı karar davalı-karşı davacı erkek vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2.10.2014 tarih ve 2014/8509E., 2014/19198K. sayılı kararı ile; "…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı kocanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Mahkemece, taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı- davalı kadının başka bir erkekle sadakatsiz davranış içerisine girdiği, eşini istemediğini söylediği, eşinin yeğenine "söyleyin boşanma davası açsın" dediği, davalı- davacı kocanın da, eşine ve ortak çocuğa şiddet uyguladığı, birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, boşanmaya sebep olan olaylarda her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte kocaya göre davacı- davalı kadının daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur tespitine bağlı olarak davacı-davalı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava ve karşı dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılan (TMK m. 166/1) boşanma istemine ilişkindir. Davacı-karşı davalı (kadın) vekili, davalının evlilik birliğinin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmediğini, ihtiyaçlarını karşılamadığını, kadın ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığını, alkol kullandığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velayetinin tarafına tevdiini, 300,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası, 300,00TL tedbir-iştirak nafakası, 50000,00 TL maddi ve 50000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davacı (erkek) vekili, davacı-davalı kadının ortak haneye yabancı kişileri davet ettiğini, bu duruma çocuklar ile komşuların şahit olduğunu, internet ortamında yabancı erkeklerle uygunsuz yazışmalarının bulunduğunu, davalı-davacı erkeğin yurt dışında çalışmasını fırsat bilerek ihanet ettiğini, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, birliğin sarsıldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velayetinin tarafına tevdiini ve 5000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yerel mahkemece; davalı kocanın düzenli bir işinin olmadığı, evin temel ihtiyaçlarını karşılamadığı, eşine şiddet uyguladığı (özellikle müşterek çocuğun beyanı ile), tanık anlatımları ile de bu kusurunun sabit olduğu, davacı kadının ise başka bir erkekle ilişki yaşadığına dair duyumların, dedikoduların olduğu, evine yabancı bir erkeğin geldiğinin beyan edildiği, davacı kadının eşini sevmediğini beyan ettiğinin tanık beyanlarından anlaşıldığı, dosyaya ibraz edilen sosyal paylaşım sitesi facebooktan alınan yazılara herkes tarafından üyelik alınarak bu yazıların eklenebilme ihtimali dikkate alınarak itibar edilmediği, ancak birden fazla tanığın davacı kadının bir erkekle göründüğüne dair beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sadakat yükümlülüğüne aykırı şekilde güven sarsıcı hareketlerde bulunduğunun kabul edildiği, ortak hayatın temelinden sarsıldığı gerekçesi ile karşılıklı açılan boşanma davaları kabul edilerek tarafların boşanmalarına, olayların akışı karşısında tarafların eşit kusurlu oldukları, sosyal inceleme raporu ve küçük Elif'in beyanı dikkate alınarak çocukların velayetinin anneye verilmesine, 150,00'şer TL iştirak nafakası takdirine, eşit kusurlu kadının boşanma neticesinde yoksulluğa düşeceği kanaati ile tarafların sosyal ekonomik durumları gözetilerek 150,00TL yoksulluk nafakası takdirine, eşit kusurlu taraf maddi ve manevi tazminat talep edemeyeceğinden her iki tarafın tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davalı-karşı davacı erkek vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuştur. Yerel mahkemece toplanan delillerden; davalı kocanın düzenli bir işinin olmadığı, evin temel ihtiyaçlarını karşılamadığı, davacı eşine özellikle müşterek çocuğun beyanlarından anlaşılacağı üzere fiziksel şiddet uyguladığının sabit olduğu, davacı kadının ise başka bir erkekle ilişki yaşadığına dair duyum ve dedikoduların olduğu, evine yabancı bir erkeğin geldiğinin beyan edildiği, davacı kadının eşini sevmediğini beyan ettiğinin tanık ifadelerinden anlaşıldığı, dosyaya ibraz edilen sosyal paylaşım sitesi facebooktan alınan dökümlere herkes tarafından üyelik alınmak suretiyle bu yazıların eklenebilme ihtimali dikkate alınarak itibar edilmediği, müşterek çocuk Mehmet Can Balcı’nın hüküm duruşmasında; okuldan eve geldiğinde annesinin evde olduğunu, kapıda kalmadığını, annesinin yanında tanımadığı yabancı erkekleri hiç görmediğini beyan ettiği, Kırkağaç Asliye Hukuk Mahkemesinde talimatla beyanı alınan tanık …'ın " çocuklar öğlen vakti eve geldiğinde onları eve almadığını, eve başka bir erkeğin girdiğine" dair beyanları ile örtüşmediğinin anlaşıldığı, bu sebeple de davacının hakkında çıkan dedikoduların davacı yönünden güven sarsıcı hareket olarak değerlendirildiği, birden fazla tanığın davacı kadının bir erkekle göründüğüne dair beyanları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; bu durum güven sarsıcı hareket olarak değerlendirildiği, sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiğine dair zina boyutuna varan bir durumun varlığının ispatlanamadığı, evliliğin geldiği aşamada; düzenli bir işi olmayan kocanın evin temel ihtiyaçlarını karşılamaması, eşine fiziksel şiddet uygulaması koca yönünden kusurlu hal, davacı kadının güven sarsıcı hareketlerinin olması, eşini sevmediğini beyan etmesinin kadın yönünden kusurlu hal olarak kabul edildiği, kusurun yoğunluğuna göre taraflar arasındaki dağılımı değerlendirildiğinde; tarafların eşit kusurlu olarak kabul edildikleri, sadakatsizliği tam olarak ispatlanamayan zina boyutuna varmayan davacı kadının eyleminin davalı kocanın fiziksel şiddet uygulaması, evin ihtiyaçları ile ilgilenmemesi karşısında ağır kusurlu hâl olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı -karşı davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuç ile dosyada mevcut diğer bilgi ve belgelere göre kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “ Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime taktir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir. Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu taktirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2). Yine aynı yasanın “ Yoksulluk nafakası ” başlıklı 175. maddesi; “ Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” hükmünü içermektedir . Maddede geçen “ yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.10.1998 tarih ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 tarih ve 2007/2-275 E., 275 K.; 11.03.2009 tarih ve 2009/2-73-118 sayılı kararlarında; “ yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Ayrıca madde metninden de anlaşılacağı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Ancak yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki, maddede açıkça belirtildiği gibi kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk T./Ateş D : Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, İkinci Cilt, Ocak 2019, s. 302). Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların 16.10.2000 tarihinde evlendikleri, asıl davanın 20.10.2012, karşı davanın 14.01.2013 tarihinde açıldığı, tanık beyanları, mahkemenin bozma öncesi ve bozma sonrası verdiği kararların gerekçesinde de yer aldığı üzere kadının evine yabancı bir erkeğin geldiğinin beyan edildiği, dosyada mevcut tüm delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacı- davalı kadının başka bir erkekle sadakatsiz davranış içerisine girdiği, eşini istemediğini söylediği, eşinin yeğenine "söyleyin boşanma davası açsın" dediği, davalı- davacı kocanın da, eşine ve ortak çocuğa şiddet uyguladığı, birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin sarsılmasında davacı-karşı davalı kadın, davalı-karşı davacı erkeğe göre daha fazla kusurludur. Mahkemece tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve davacı-davalı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı erkek vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana iadesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.07.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesindeki yoksulluk nafakası kuralı cinsiyet ayrımı içermez. Boşanma sonrasında ekonomik durumu zayıf olan ve boşanmaya yol açan olaylarda kusuru daha ağır olmayan erkek ise, mahkeme kocanın talebi üzerine kadın aleyhine yoksulluk nafakası bağlayabilir. Aldatan kadının ekonomik durumunun elverişli olması ve kocanın yoksulluğa düşecek daha az kusurlu taraf olması durumunda, erkek lehine yoksulluk nafakasına karar verilmesi kanunen mümkündür.

Ortak Çocuğun Velayeti ve İştirak Nafakası

Evlilik birliğinde sadakatsizlik eylemi tek başına annenin velayet hakkını tamamen ortadan kaldırmaz. Mahkeme velayet düzenlemesinde çocuğun menfaatini gözeterek karar verir; annenin yaşam tarzı çocuğa zarar vermiyorsa salt aldatma olgusu velayetin anneye verilmesine engel teşkil etmez.

Boşanma sonucunda velayet kendisine verilen anne, çocukların bakım giderleri için karşı taraftan iştirak nafakası talep edebilir. Kadının aldatmış olması ve boşanmada ağır kusurlu bulunması, çocuk nafakası bakımından bir engel oluşturmaz.

Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi uyarınca, boşanma neticesinde mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen taraf, kusursuz ya da daha az kusurlu olması kaydıyla diğer eşten uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebebiyet veren vakıalar dolayısıyla şahsiyet hakkı hukuka aykırı şekilde zedelenen eş ise kusurlu taraftan manevi tazminat ödenmesini talep edebilir. Eşlerin kanunen uymak zorunda olduğu sadakat yükümlülüğünün ihlali boşanma sebebi oluşturduğu gibi, bu fiil nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan eş yararına manevi tazminata hükmedilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1453, K. 2018/1784Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1453 E.  ,  2018/1784 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesince davalı … yönünden davanın reddine, davalı … yönünden maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne dair verilen 15.04.2014 tarihli ve 2012/263 E. 2014/259 K. sayılı karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.10.2015 tarihli ve 2014/13375 E., 2015/11269 K. sayılı kararı ile; (…Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı … yönünden istemin bir bölümü kabul edilmiş, diğer davalı yönünden reddedilmiştir. Karar davalı … tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı …'nın kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, diğer davalının ise bu yönde dedikodu yaydığını eylemlerinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalılar, davacının iddialarını kabul etmediklerini belirterek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere göre davalı …'nın, davacının eşi ile, evli olduğunu bilerek birlikte olduğu hususu sabit görülerek, bu davalı yönünden davanın kısmen kabulü ile davacı eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. TMK.nun 185. maddesine göre, “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Aynı Kanun'un 174. maddesine göre de, “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” Evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunu'ndaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir. BK. 41(TBK 49). maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Yine BK.49 (TBK 58). maddesinde "Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir." Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunması gerekir. Somut olaya gelince, temyiz eden davalı …'nın davacıya yönelik davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir. Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK'nun evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun'un 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK'daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş, kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir. Davalı …'nın doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu yasa hükmünde sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nun müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun'un 50. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı … zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine kanun hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Açıklanan nedenlerle, BK.49 (TBK.58) maddesine göre, davalı …'nın eylemi davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin, dava dışı eşi Fatma Özkan'ın davalılardan … ile evlilik dışı ilişki yaşadığını öğrenmesi üzerine boşandığını, davalıların birbirleri ile evli olduğunu ve bu olaylar ortaya çıkmadan önce ailece görüştüklerini, 20.02.2012 tarihinde davalılardan …'nın müvekkilini arayarak eşi Fatma Özkan ile kendi eşi …'nın 01.02.2012 tarihinde İstanbul'daki evinde cinsel ilişkide bulunduklarını söylediğini, bunun üzerine müvekkilinin eşi Fatma ile görüştüğünü, eşinin de Gamze'nin söylediklerini doğrulaması üzerine yıkıldığını, müvekkillinin aile dostu olarak bildiği davalı …'ın eşine günde 15-16 defa mesaj attığını ve kendisi işe gitmek üzere evden çıkar çıkmaz defalarca telefonla aradığını öğrendiğini, bu olayı öğrendikten sonra yaşadığı travmanın etkisiyle müvekkiline anksiyete bozukluğu tanısı konulduğunu, bu nedenle eşinden ayrıldığını, davalı …'nin olanları tüm komşulara anlatması nedeniyle evini taşımak zorunda kaldığını ileri sürerek 70.000,00TL manevi tazminatın davalı …'dan 10.000,00TL manevi tazminatın davalı …'dan, 1.000,00TL nakliye masrafının davalılardan müteselsilen dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili; müvekkili …’nın …'nın eşi olduğunu, davacının dava dışı Fatma ile boşandığını, boşanma davasının anlaşmalı olarak görüldüğünü ve karara bağlandığını, boşanma davasında sadakat borcuna aykırı davranış iddialarının ileri sürülmediğini, müvekkili …’nın dava konusu olayın mağduru olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; davacı ile eski eşi Fatma'nın evli olan davalılar ile çocuklarının aynı okulda okumasından dolayı tanıştıkları ve ailecek görüştükleri, bu süreçte davacının eski eşi Fatma ile davalı … arasında ilişki başladığı, bu durumu öğrenen davacının boşanma davası açtığı, anlaşmalı olarak boşandıkları, davacının eski eşinin davalı … ile ilişkisinden kaynaklanan dedikodular sebebi ile boşanma sürecinden sonra bulunduğu evden taşınmak zorunda kaldığı, bu sebeple faturada belirlendiği üzere 1.000,00TL nakliye ücreti ödediği, davacının taşınmasına eski eşi ile davalı … arasındaki ilişkinin sebep olmasından dolayı maddi zararın davalı … tarafından karşılanması gerektiği; davacının evliliğini bitirmesine sebep olan söz konusu ilişkiden kaynaklanan elem ve ızdırap, eşinin başka bir şahısla ilişkisi dolayısıyla davacının toplum içindeki zedelenen statüsü ile davalı …’ın evli olduğunu bildiği bayanla evlilik sona ermeden ilişki yaşamasındaki ağır kusuru dikkate alındığında manevi tazminat taktiri gerektiği; davalı …'nın söz konusu ilişkiye yönelik herhangi bir kusurlu davranışı bulunmadığı, onun da aldatılan eş konumunda olduğu, bu sebeple hakkındaki davaların reddi gerektiği gerekçesiyle davalı … hakkındaki davanın reddine; davalı … hakkındaki maddi tazminat davasının kabulü ile, 1.000,00TL maddi tazminatın dava tarihi olan 09.05.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline; davalı … hakkındaki manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 10.000,00TL manevi tazminatın dava tarihi olan 09.05.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davalı … vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı … vekili temyiz etmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eylemi nedeniyle davacının manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde; “İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması hâlinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur. Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları hâlinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır. İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.” Hükmü yer almaktadır. Anılan yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay incelendiğinde; Davacının dava dışı eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eyleminin, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu iddiasıyla manevi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır. Davacının dava dilekçesinde manevi tazminat istemine dayanak olarak gösterdiği maddi olgular; evlilik birliğinin devamı sırasında davacının dava dışı eşi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişi olan ve evlilik birliğinin tarafı olmaması nedeniyle üçüncü kişi konumunda bulunan davalının salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eylemine ilişkindir. Davalının dava dışı eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret olduğu anlaşılan eyleminden başka doğrudan doğruya davacıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlalinde bulunduğuna dair bir iddia da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle eldeki davanın konusu itibariyle 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece eldeki dava ile ilgili olarak, yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı tartışılıp değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Şu hâlde direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 27.11.2018 gününde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi uyarınca eşler birbirine sadık kalmakla yükümlüdür. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/18431 Esas ve 2023/11721 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, üçüncü kişinin katıldığı aldatma eyleminde doğrudan aldatılan eşin kişilik haklarına yönelen bağımsız, özel ve nitelikli başkaca bir hukuka aykırı fiil kanıtlanmadıkça, sırf evli bir kimseyle birlikte olma olgusu üçüncü kişinin manevi tazminat sorumluluğunu doğurmaz.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/18431, K. 2023/11721Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/18431 E.  ,  2023/11721 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/522 E., 2021/679 K. HÜKÜM/KARAR : Ret / İstinaf Talebinin Reddi Taraflar arasındaki evlilik birliği devam ederken üçüncü kişi ile birlikte olma iddiasına dayalı manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkilinin eşi ile evli olduğunu bildiği halde birliktelik yaşadığını, davalının eyleminin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacının eşi ile yakın arkadaş olduğunu, davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 sayılı kararı uyarınca evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalının, müvekkilinin evli olduğunu bilmesine rağmen eşi ile birliktelik yaşayarak kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, müvekkili tarafından uyarılmasına rağmen birlikteliğe devam ettiğini, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı dava tarihinden sonra olduğundan yargılama giderlerinden sorumlu olmadıklarını belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 gün ve 2017/5 Esas, 2018/7 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, 3. kişinin sadakat yükümlülüğünün bulunmaması nedeniyle evli eşle birlikte olan üçüncü kişinin bu davranışının diğer eşin kişilik haklarına doğrudan bir saldırı niteliğinde olduğunun söylenemeyeceği, üçüncü kişinin katıldığı aldatma eylemi ile bağlantılı olmakla birlikte sadakatsizlik olgusundan farklı olarak, bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali durumunda, üçüncü kişinin doğrudan aldatılan eşin kişilik değerlerine yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunması durumunda manevi tazminat sorumluluğunun doğacağı, üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen başkaca bir kişilik hakkı ihlali bulunmadıkça, salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eyleminden dolayı aldatılan eşin, üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilmesinin mümkün olmadığı, Yargıtay içtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcı olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalının, müvekkilinin evli olduğunu bilmesine rağmen eşi ile birliktelik yaşayarak kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, müvekkili tarafından uyarılmasına rağmen birlikteliğe devam ettiğini, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı dava tarihinden sonra olduğundan yargılama giderlerinden sorumlu olmadıklarını belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat istemine ilişkidir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 185 inci maddesinin üçüncü fıkrası, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 Esas-2018/7 Karar sayılı kararı. 3. Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 gün ve 2017/5 Esas, 2018/7 Karar sayılı kararına göre, usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Zina Sebebiyle Boşanmada Mal Rejiminin Tasfiyesi

Boşanmanın mal paylaşımı rejimine etkileri bakımından aldatma vakıası özel bir düzenlemeye bağlanmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 236. maddesinin ikinci fıkrasına göre, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak
Aldatan kadın boşanma davası devam ederken nafaka alabilir mi?

Evet, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi gereğince boşanma davası sürecinde hükmedilen geçici tedbir nafakasında eşlerin kusur durumu dikkate alınmaz.

Aldatan kadın boşanma kesinleştikten sonra yoksulluk nafakası alabilir mi?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi gereğince yoksulluk nafakası talep edebilmek için kusurun diğer eşten daha ağır olmaması şarttır; aldatma eylemi nedeniyle diğer eşe kıyasla daha ağır kusurlu kabul edilen taraf lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemez.

Aldatan annenin çocuk için iştirak nafakası alma hakkı var mıdır?

Evet, velayet kendisine verilen anne çocukların bakım ve giderleri için iştirak nafakası alabilir; annenin aldatması çocuk nafakasına engel oluşturmaz.

Aldatan kadından koca lehine yoksulluk nafakası talep edilebilir mi?

Evet, yoksulluk nafakasında cinsiyet farkı gözetilmez; aldatan kadının ekonomik durumunun elverişli olması ve kocanın yoksulluğa düşecek daha az kusurlu taraf olması durumunda kadın aleyhine yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.

Aldatılan eş üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilir mi?

Hayır, doğrudan aldatılan eşin kişilik değerlerine yönelik bağımsız ve nitelikli başkaca bir ihlal bulunmadıkça salt evli kişiyle birlikte olan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edilemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/450, K. 2022/1048Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/450 E.  ,  2022/1048 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, evli olduğunu bildiği hâlde müvekkilinin dava dışı eşiyle birlikte olduğunu, bu süreçte müvekkilini arayarak eski eşin kendisini sevdiğini söyleyip, “istenmediğin evde niye kalıyorsun, her şeyi bırak git, boşanın biz evleneceğiz” diyerek ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerde bulunduğunu, boşanmaya zorlamak için ilişkilerini eski eşi ile yaşadığı müşterek konuta kadar taşıdıklarını, 30.06.2011 tarihinde eski eş tarafından müvekkilinin ve ablasının telefonuna gönderilen mesaj ile eski eşinin hafta sonunu davalı ile müşterek konutlarında geçirdiğini anladığını, müşterek evin banyo ve yatağında üçüncü şahsa ait saç tellerini bulduğunu, tüm haksızlıklara rağmen müvekkilinin evliliğini kurtarmak için elinden geleni yaptığını, ancak eski eşin boşanma davası açması üzerine müvekkilinin de karşı boşanma davası açtığını, bu davada davalı ile eski eşin birlikte olduğu otel ve cep telefonu kayıtlarının sunulduğunu, evli olduğunu bildiği hâlde davacının kocası ile ilişki yaşayan, evliliği sona erdirmek için davacıyı tehdit edip, aşağılayan, hakaret ve küfür eden davalının bu ahlâka aykırı tavır ve davranışları nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürerek 50.000TL manevi tazminatın 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacının eski eşinin uzun yıllardan beri yakın arkadaş olduklarını, evliliklerinden bir müddet sonra dava dışı eski eşin davacı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını arkadaş ve iş çevresine söylediğini, bu aşamada aralarında duygusal yakınlaşma başladığını, dava dilekçesinin tebliği üzerine dava dışı eski eşin evli olduğunu öğrendiğini, müvekkilinin kandırılması sebebiyle yaşanan olaylarda ahlâka aykırı bir davranışın söz konusu olmadığını, zarar ile müvekkilinin fiili arasında nedensellik bağı da bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.10.2015 tarihli ve 2014/236 E., 2015/291 K. sayılı kararı ile; davalının, davacı ile eski eşinin evlilik birliğinin devamı sırada evliliğin devam ettiğini bilmesine rağmen birlikte olduğu, davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49. maddesine dayalı açılmış olması karşısında davalının, ahlâka aykırı bir fiille kasten davacıyı zarara uğratmak maksadıyla hareket ettiği ve davacının manevi olarak zarar görmesine neden olduğu, bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) ilgili hükümlerinin değil TBK’nın ilgili hükümlerinin olayda uygulandığı gerekçesiyle 15.000TL manevi tazminatın 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.12.2018 tarihli ve 2016/315 E., 2018/8320 K. sayılı kararı ile; “…Dava konusu uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunup bulunmayacağı hususundadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; TMK 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü, evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yalnızca sözleşmenin taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak bir hak mahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez. Davacı, kişilik hakkı ihlallerini düzenleyen genel hükümlere yani TMK’nun 24-25 ve TBK’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49/1 (BK. 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin TBK 58. (BK 49.) maddelerine de dayanamaz. sözkonusu yasa maddeleri gereğince haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için, diğer şartların yanında ayrıca zarara sebep olan fiilin hukuka aykırı olması yani emredici bir hukuk normuna aykırı olması gerekir. Somut olayda, eş olmayan davalı yönünden fiilin hukuka aykırılık şartı gerçekleşmemiştir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin de uygulanması mümkün değildir. Zira, TBK’nun 61. (BK 50.) maddesinde birden fazla kişinin ortak kusurlu davranışları nedeniyle bir zarara yol açmaları durumunda müteselsil sorumluluğun sözkonusu olacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda sorumluluğa gidilebilmesi için, aldatan eş ile birlikte olan davalının fiilinin de hukuka aykırı olması gerekir. Davalının dava dışı eş ile birlikteliği şeklindeki davranışı, aldatılan eş yönünden haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğinden, müteselsil sorumluluk esasına göre de sorumluluğuna gidilemez. Aldatılan eş yansıma yoluyla zarara uğradığını da iddia edemez. Zira, üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi ve verdiği herhangi bir zarar bulunmadığından, yansıma yoluyla istenebilecek zarar da sözkonusu olamaz. TBK’nun 49/2 (BK.41/2) maddeleri gereği, fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani somut olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir. Şu durumda; açıklanan yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yukarıda anılan kararı uyarınca yerel mahkemece, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozma nedenine göre davacının temyiz itirazları incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.07.2020 tarihli ve 2020/112 E., 2020/225 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesinde iki nedene dayalı manevi tazminat isteminde bulunulduğu, ilk olarak evlilik birliği devam ederken, davalının evli olduğunu bildiği diğer eşle ilişki yaşadığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemi Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun (YİBBGK) 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararı uyarınca yerinde değil ise de davacının bu iddia dışında dava dilekçesinde, cevaba cevap dilekçesinde ve aşamalarda "…müvekkile ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerde bulunmuştur…", "…müvekkili evliliği sona erdirmek için tehdit eden aşağılayan, çeşitli hakaret ve küfürler eden davalı ……" şeklindeki beyanlar ile boşanma için müvekkilini defalarca arayarak baskı yaptığı, müşterek eve rıza dışı girdiğine ilişkin iddialar kapsamında da manevi tazminat talebinde bulunduğu, aldatma eylemi ile bağlantılı olarak üçüncü kişinin, aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlâl etmesi, özel yaşamına müdahale etmesi, sır alanına girmesi, ele geçirdiği bazı özel bilgileri ifşa etmesi, kullandığı söz ve diğer ifadeler ile onur ve saygınlığını zedelemesi gibi durumlarda hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşeceğinin içtihadı birleştirme kararında da kabul edildiği, dolayısıyla bu iddiaların da değerlendirilmesi gerektiği, … Aile Mahkemesinin boşanma dosyası, tanık anlatımları, telefon kayıtları, davacının haksız fiile ilişkin açıklamaları davalının davacıyı sık sık arayarak özel yaşamına müdahale ettiğine ve davacının müşterek konutuna girdiğine ilişkin iddialarını destekler nitelikte olduğu, bu durum kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden manevi tazminat isteminin bu yönden yerinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; evlilik birliği devam ederken, eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı davacı kadın tarafından açılan eldeki davada dava dilekçesinin kapsamı itibariyle ileri sürülen iddiaların kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 12. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE 13. Bilindiği üzere direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkemece bozma kararından esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar verilmeli; gerekçe önceki karara göre genişletilebilir ise de değiştirilmemelidir. 14. Başka bir anlatımla, mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanmak veya bozmadan esinlenmek suretiyle gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez. 15. Somut olayda; mahkemece ilk kararda, davacının evlilik birliği devam ederken, eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının TBK’nın haksız fiil hükümlerine göre davacıya manevi olarak verdiği zarardan dolayı sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Özel Daire bozmasında da bu kabulden hareketle evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı değerlendirilerek karar verildiği hâlde, direnme kararında ilk karar gerekçesine esas alınan olgu dışına çıkılarak bu defa davalının aldatma eylemi ile bağlantılı olarak gerçekleştirdiği kabul edilen davacıyı sık sık arayarak özel yaşamına müdahale etmek, hakaret, tehdit ve izinsiz şekilde müşterek konutuna girmek şeklindeki eylemlerinin kişilik haklarına saldırı oluşturduğu, dolayısıyla aleyhine hükmedilen manevi tazminatın yerinde olduğu gerekçesiyle direnilmiştir. 16. Bu durumda, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp, değerlendirilmemiş yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. 17. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye aittir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Taraf vekillerinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince kararın taraflara tebliğine ilişkin işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu