Yoğun Bakımda İhmal Nedeniyle Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Yoğun Bakımda İhmal Nedeniyle Tazminat Davası

Yoğun bakım ünitesinde gereken dikkat, özen, takip, müdahale ve bakım standartlarına uyulmadan izlenen ve bu yüzden zarar gören hasta ya da yakınları, tazminat davası açarak zararın giderilmesini talep edebilir.

Tıbbi Kusur, Özen Yükümlülüğü ve Organizasyon Kusuru

Hasta ile özel hastane ve hekim arasındaki hukuki münasebet vekâlet sözleşmesi hükümlerine dayanır. Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddeleri çerçevesinde vekil, yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu olmamakla birlikte, bu amaca ulaşmak için gösterdiği çabanın ve yürüttüğü tıbbi işlemlerin özenli olmamasından kaynaklanan zararlardan sorumludur. Mesleki faaliyet icra eden vekil özenle hareket etmek zorunda olduğundan, hekim ve hastanenin meslek alanı kapsamındaki en hafif kusurları dahi sorumluluk unsuru olarak değerlendirilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/4104, K. 2025/3266Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2024/4104 E.  ,  2025/3266 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1942 E., 2024/1964 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/127 E., 2024/449 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 2014 yılında davalı doktor tarafından fıtığı nedeniyle ameliyat olduğunu, müvekkilinin bu ameliyattan 3 yıl sonra 24.10.2017 tarihinde dava dışı hastaneye bel ağrısı şikâyeti ile giderek muayene olduğunu, 20.11.2017 tarihinde ise tekrar davalı doktora gittiğinde bir adet patlamış, üç adet de mevcut fıtığı olduğu, mikro cerrahi yöntemi ile ameliyat edilmesi gerektiğinin söylendiğini ve aynı gün müvekkilinin ameliyata alındığını, müvekkilin bilincinin yerinde olmasına rağmen ameliyat öncesi bizzat hastanın imzalaması gereken "Aydınlatma Metni ve Onam Formu"nun, müvekkilinin oğlu …'ye imzalatıldığını, bu ameliyat öncesinde müvekkiline vida takılacağı söylenmemesine rağmen ameliyat sırasında müvekkiline 10 adet vida takıldığını, müvekkiline ve ailesine bilgi verilmediğini, müvekkilinin vücuduna takılmış olan vidalardan bihaber şekilde hayatına devam ettiğini, ameliyat sonrası müvekkilinin şiddetli sırt ağrısı çektiğini ve yürümede güçlük çekmeye başladığını, 05.02.2018 tarihinde davalının kontrolü sırasında müvekkilinin kendisine vidalar takıldığını ilk defa öğrendiğini, müvekkilinin 14.03.2018 tarihinde İstanbul Bahçelievler … Hastanesi Nöroloji Bölümünde yatışı yapılarak tedavisine başlandığını, transvers miyelit teşhisi konduğunu, teşhis ve tedavisi sonrası göğüs ağrısının başladığını, 23.03.2018 tarihinde muayene edilen müvekkiline koroner anjiyo yapıldığını, 24.03.2018 tarihinde akciğerine pıhtı atması neticesinde bilincini kaybettiğini ve 15 dakikalık müdahale sonrası hayata döndürülüp yoğun bakıma alındığını, yoğun bakımdan çıkarıldıktan sonra fizik tedavi görmeye başladığını, müvekkili 1 ay fizik tedavi görmesine rağmen şikâyetlerinin son bulmadığını, davalı şirkete ait Hastanede 19.06.2018 tarihinde sekiz adet daha vida eklenmesi suretiyle revizyon ameliyatı olduğunu, enfeksiyon tedavisi gördüğünü, 16.07.2018 tarihinde tekrar enfeksiyon tedavisi gördükten sonra 18.07.2018 tarihinde yeni bir operasyon geçiren müvekkilinin tüm vidalarının çıkartılıp temizlendiğini ve tekrar takıldığını, kanında yeniden enfeksiyon tespit edildiğini, 26.12.2019 tarihinde dava dışı hastanede müvekkilinin ameliyata alındığını, vidalarının tamamen çıkartıldığını, müvekkilinin davalı doktor tarafından yapılan 20.11.2017 tarihli ameliyat öncesi fiziksel hiçbir problem yaşamadığını, bu ameliyat sonrası yürüyememeye, hiçbir işini yapamamaya başladığını, tuvalete çıkmakta dahi zorlandığını, yetişkin bezi kullanarak hayatını idame ettirmek zorunda kaldığını, müvekkili hakkında kısıtlama kararı verilerek vasi olarak eşi Habibe'nin atandığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL maddi ve 600.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili; davacıya yapılacak ameliyatla tüm fıtıkların alınacağı, ayrıca omurlarına plak-vida ile destek yapılacağının kendisine ve refakatindeki kişilere tüm detaylarıyla anlatıldığını, davacı hasta ve refakatindeki kişilerin onay vermesi üzerine, hem davacı hastanın hem de yasal temsilci durumunda bulunan oğlunun onaylarının yazılı olarak alınarak ameliyatının yapıldığını, onay formlarının üzerinde yapılacak ameliyatın "Posterior Segmental" olarak belirtildiğini ve onam formunun bilgilendirilmesinde ameliyat detaylarının yazıldığını, başarılı geçen operasyon sonrasında müvekkili doktorun hasta odasında davacı hasta ve yakınlarına ameliyatın tüm detaylarını anlattığını, ameliyata bağlı herhangi bir komplikasyonun gelişmediğini, davacının daha sonra bacaklarındaki güç kaybı şikayetiyle geldiği muayenesinde transvers miyelit hastalığının saptandığını, bu hastalığın nörolojik bir hastalık olduğunu, tedavisinin nöroloji uzmanı tarafından yapıldığını ve daha önce geçirilen bel fıtığı ameliyatlarıyla ilgisinin olmadığını, omurgaya konan plak-vidaların transvers miyelit hastalığına neden olmayacağını, müvekkili tarafından başarılı bir operasyon gerçekleştirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2.Davalı MLP…A.Ş vekili; davacıya yapılan tıbbi müdahalenin tıp bilimine, hukuka ve etik kurallara uygun olduğunu, tüm tedavi sürecinde hastaya son derece ilgi ile yaklaşıldığını, davacıya yapılan tıbbi müdahale ve tedavide müvekkili Hastane ve doktorlarının hiçbir kusurunun bulunmadığını, davacının bilgilendirilmesinin ve takiplerinin yapıldığını, operasyon öncesinde davacı tarafın hazır bulunamayacağı anların olduğunu, yine onam formlarını imzalayan kişinin davacının oğlu olmasının davacı hastanın serbest iradesini gösterdiğini, davacının daha önce de opere olduğu doktora güvenerek geldiğini, öncesinde gittiği doktorların operasyon önerisini bilerek onlara ameliyat olmayarak davalı doktoru tercih ettiğini açıkça ikrar etmesinin güven ilişkisini de gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK 7. Adli Tıp İhtisas Kurumu tarafından hazırlanan raporda; mevcut verilerle Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op.Dr….'nın eylemlerine tıbbi hata atfedilmediğinin belirtildiği, davacının ATK raporuna itirazı üzerine dosya kapsamındaki tedavi evrakları uyarınca konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan rapor alınmasına karar verildiği, raporda, onam formlarının mevcut olduğu, davalı doktorun davacıya uyguladığı tedavi ve sonrasındaki takiplerinde herhangi bir kusurunun olmadığı, takiplerde gelişen ve ön planda transvers myelit olduğu düşünülen durumun geçirilen ameliyatla ilişkili olduğunun söylenemeyeceği kanaatine varıldığı, dosya kapsamında iki ayrı rapor alındığı, raporların birbiriyle çelişmediği, raporlarda davacıya uygulanan tedavilerin tartışıldığı, netice itibariyle her iki raporda da davalıya kusur yüklenmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; süresi içinde, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 26.01.2023 tarihli Adli Tıp 7. İhtisas Kurulunun düzenlediği rapor ile Üniversite Öğretim Üyelerinden alınan bilirkişi raporuna göre, davalı doktor tarafından yapılan tedavi işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu tespitinin yapıldığı, somut olayda meydana gelen neticede davalı doktorun kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava dilekçesini tekrar ederek, müvekkiline sadece mikro cerrahi yönteminin uygulanacağının söylendiğini, yapılacak ameliyat ile ilgili hiçbir aydınlatma yapılmadığını, onam formlarının dahi müvekkilinin bilinci yerindeyken kendisine imzalatılmadığını, bilirkişi heyet raporunda onam formlarının sadece dosyada bulunduğunun beyan edildiğini, kanunun aradığı şartlara uygunluğu yönünden herhangi bir inceleme yapılmadığını, alınan raporların yetersiz olduğunu, davalı Hastane ile davalı doktor tarafından sunulan onam formlarının birbirlerinden farklı olduğunu, aydınlatma yükümlülüğünün kanunun aradığı şartlara uygun gerçekleştirilmediğini, müvekkilinin kendisine 10 adet vida takıldığını ameliyat tarihinden 3 ay sonra tesadüfen öğrendiğini, davalıların özen ve takip borcunu da yerine getirmediklerini, davalı doktorun müvekkilini gerektiği gibi tekrar muayene etmeyip tetkik dahi yapmadığını, bilirkişi raporlarında davalılar tarafından tutulan tıbbi kayıtların eksikliğinin tespit edildiğini, ancak Mahkemece bu durumun göz ardı edildiğini, davalı Hastanenin zararın ortaya çıkmasına ve tedavinin düzgün ilerlemesine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiğini, organizasyon kusuru işlediğini ifade ederek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Taraflar arasındaki hukuki ilişki vekâlet sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Vekil, vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. (TBK'nun 502 vd. maddeleri) 2. Bu konuda önemli bir diğer düzenleme de 09.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşmenin "Amaç" başlıklı 1. maddesi; "Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak; biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ayırım yapmadan herkesin bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır." şeklinde, "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesi ise; "Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." şeklinde düzenlenmiştir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş ve her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması kural olarak benimsenmiştir. Diğer yandan, Sözleşmenin 5. maddesinde; "Rıza" konusu düzenlenmiş ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye önceden müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir." düzenlemesi ile rızanın kapsamı belirlenerek Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının "Aydınlatılmış Onam" başlıklı 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ispat külfeti hekim ya da hastanededir. 3. Eldeki davada 24.01.2025 tarihinde vefat ettiği anlaşılan müteveffa davacı …'ye ait 3 adet onam formu bulunduğu görülmektedir. Bunlardan ilkinde 20.11.2017 tarihli "Hastaneye Kabul Onam Formu"nda …'nin oğlu …'nin adı soyadı ve imzası; ikincisi olan 20.11.2017 tarihli "Sedasyon ve Anestezi Bilgilendirme ve Onam Formu"nda …'nin adı soyadı ve imzası; son olarak da 20.11.2017 tarihli "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"nda hasta …'nin oğlu …'nin adı soyadı ve imzası bulunmakta olup, komplikasyonların da yazılı olduğu anlaşılmıştır. Davalı doktor tarafından "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"na ek olarak 4/4 numaralı sayfa sunulduğu, işbu sayfada …'nin adı soyadı, imzasının bulunduğu ve ayrıca hastanın el yazısı ile "Kabul ediyorum" beyanının olduğu görülmüştür. 4.Davacı vekili; bizzat müvekkilinin imzalaması gereken "Aydınlatma Metni ve Onam Formu"nun müvekkilinin oğlu …'ye imzalatıldığını, ameliyat öncesi ne müvekkiline ne de ailesine omurga kemiklerine vida takılması gerektiğinden bahsedilmediğini, 3 ay sonra gittiği kontrol sırasında müvekkilinin kendisine yapılan ameliyat sırasında omurgasına 10 adet vida takıldığını öğrendiğini, müvekkilinin aydınlatılmış onamının alınmadığını iddia ederek işbu davayı açmıştır. 5.Davalı doktor Kenan ise; davacıya yapılan operasyona ilişkin aydınlatılmış onam formunu hem davacı … hem de dava dışı oğlu Metin Çimenli'nin imzaladığını, onay formunda yapılacak ameliyatın ve ameliyatın detaylarının yazıldığını belirtmiş olup, davacı müteveffa …'nin "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"nu imzaladığına dair 4/4 numaralı fotokopi belgeyi sunmuş ve Mahkemece fotokopi belgeye itibar edierek yazılı şekilde karar verilmiştir. 6.Mahkemece Üniversite öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda, hasta dosyasında ameliyat öncesi alınan onam formunda spinal enstrümasyon(omurga kemiklerine vida yerleştirilmesi) ameliyatı hakkında bilgilendirmenin mevcut olduğu belirtilmiş, davacı tarafça işbu rapora itiraz edilmiştir. 7.O halde İlk Derece Mahkemesince; …'nin adı, soyadı ve imzasının bulunduğu fotokopi şeklinde sunulan "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"nun aslını sunması için davalılara süre verilmesi, belgenin sunulması halinde müteveffa davacı tarafından imza inkar edildiğinden, imzanın müteveffa davacıya ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için toplanmış imza örnekleriyle birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılması, bu belgedeki imzanın müteveffa davacıya ait olduğu anlaşıldığı takdirde davanın reddine, imzanın müteveffa davacıya ait olmaması halinde aydınlatılmış onam formunun bizzat davacı hastadan alınması gerekirken alınmadığı değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 madddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yoğun bakım sürecinde personel sayısının yetersizliği, hemşire başına düşen hasta oranının fazlalığı, yeterli uzman hekim istihdam edilmemesi, nöbet sisteminde aksaklıklar yaşanması, cihaz alarmlarının takip edilmemesi, laboratuvar tahlil neticelerinin sorumlu hekime geç iletilmesi, hasta yakınlarına yanlış bilgi verilmesi veya kayıt sisteminin eksik tutulması sağlık tesisinin organizasyon kusuru olarak ileri sürülebilir.

Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği, kamu ve özel yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonların önlenmesi ve denetimi amacıyla enfeksiyon kontrol komitelerinin teşkilini ve görevlerini düzenler. Hastaneler; el hijyeni, sterilizasyon, izolasyon tedbirleri, kateter ve yara bakımı, mekanik ventilatörle ilişkili pnömoni önlemleri, uygun antibiyotik kullanımı ve komite kararlarına uyum sağlama gibi yükümlülükleri yerine getirmelidir.

Komplikasyon Değerlendirmesi ve Uygun İlliyet Bağı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025/626 Esas ve 2025/4971 Karar sayılı ilamına konu olan somut uyuşmazlıkta; kemoterapi tedavisi gören nötropenik hastanın takip ve tedavisinin antibiyogram sonuçlarına göre uygun şekilde verildiği, yoğun bakım izleminin gereğince yapıldığı, tedavinin dahili hastalar için belirlenmiş asgari koşulları taşıyan odada yürütüldüğü, bağışıklığı baskılanmış hastalarda fırsatçı patojenlerin oluşturduğu enfeksiyonların her türlü önleme rağmen komplikasyon olarak gelişebileceğinin tıbben bilindiği ve hastanın ağır durumu sebebiyle oğlunun komplikasyonlar konusunda aydınlatılarak onamının alındığı bilirkişi raporları ile ATK raporuyla tespit edilmiş; bu raporların birbiriyle uyumlu olduğu saptanmış ve bu koşullar altında hastane veya hekime sorumluluk yüklenemeyeceği kabul edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/626, K. 2025/4971Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2025/626 E.  ,  2025/4971 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2130 E., 2024/2319 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2020/74 E., 2023/583 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı asıllar tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müteveffa …'ye 24.07.2018 tarihinde .. Üniversitesi Hastanesinde T Hücre/Histiositten Zengin Büyük B Hücreli Lenfoma teşhisi konulduğunu, .. Hastanesinde Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. ..'nün gözetimi altında müteveffa …'nin tedavi sürecinin başlatıldığını, tedavi sürecinde öncelikle 6 kür R-CHOP kemoterapi tedavisinin (yaklaşık 130 gün, 3 ya da 4 hafta aralıklarla) uygulandığını, müteveffa …'nin uygulanan 6 kür R-CHOP kemoterapi tedavisi boyunca halsizlik, nefes darlığı, iştahsızlık gibi yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyen sorunlar yaşadığını, R-CHOP kemoterapi tedavisi (6 kür) sonrası müteveffa …'nin doktoru Prof. Dr. .. tarafından, R-ESHAP kemoterapi tedavisi uygulanılmasına karar verildiğini, müteveffa …'nin, R-ESHAP kemoterapi tedavisi uygulanmak üzere, 07.01.2019 tarihinde hastanenin .. servisine (1. Kat / Oda No: ..) yatışının sağlandığını, müvekkillerin aydınlatılmış yazılı onamlarının alınmadığını, 07.01.2019 tarihinde müteveffa …'ye R-ESHAP kemoterapi tedavisi uygulanmaya başlandığını ve 6 gün boyunca tedaviye devam ettiğini, hastanın tedavisinin herkese açık alelade bir odada gerçekleştirildiğini, öyle ki, hastanın bağışıklık sisteminin baskılandığı ve enfeksiyon riskinin en yüksek olduğu zamanda yatmakta olduğu … numaralı odaya başka bir hastanın daha yatırıldığını, iki haftaya yakın bir süre şiddetli (ağır) nötropeni yaşamış ve nötropenik ateş tanısı mevcut olan müteveffa …'nin yine gerekli koruyucu izolasyona sahip olmayan ve sterilizasyon koşullarının sağlanmadığı, çeşitli nedenlerle birçok hastanın bir arada tedavi görmekte olduğu, aralarında bağışıklık sistemi baskılanmamış diğer hastaların da bulunduğu, genel yoğun bakım ünitesi salonuna yatışının gerçekleştirildiğini, gerekli koruyucu izolasyon olmadan ve sterilizasyon koşulları sağlanmadan yapılan bu uygulamanın hastanın ölümüne kadar yol açan sonuçlara sebebiyet verdiğini, müteveffa …'nin 09.02.2019 22:27 örnek alma tarihli kan kültürü (AEROB) test sonuçlarında bir hastane enfeksiyonu olan .. Staphylococcus epidermidis ürediğinin belirtildiğini, hastanın doktoru tarafından ilgili bakteri için gerekli tedaviye başlandığının müvekkillerine bildirildiğini ancak hastanın %90 ihtimalle vefat edeceğinin de ayrıca belirtildiğini, ilerleyen tarihte, hasta …'nin, 22.02.2019 tarihinde saat 00.30 sularında vefat ettiğini, yoğun bakım ünitesinde görevli hemşir/hemşirelerin hiçbirinde maske, galoş ve önlük kullanımı gibi sterilizasyon tedbirlerinin alınmadığının müvekkilleri tarafından gözlemlendiğini, hastanın ölümüne yalnızca Metisilin Dirençli Staphylococcus Epidermidis bakterisi kaynaklı septisemi ve pnömoni ile lenfomanın neden olduğunun belirtildiğini, halbuki müvekkiller tarafından yapılan araştırmada müteveffa …'nin vefatına, tedavi sırasında hastaya bulaşan Metisilin Dirençli Staphylococcus Epidermidis bakterisi ile birlikte, ancak Metisilin Dirençli Staphylococcus Epedermidis bakterisinden önce bulaştığı anlaşılan, Metisilin Dirençli Staphylococcus Epedermedis bakterisinden çok daha tehlikeli olan, tedavi edilebilmesi imkansıza yakın olan, neredeyse tüm antibiyotik tedavilerine karşı dirençli Acınetobacter Baumannıı bakterisi olduğu ve bunun neticesinde de ortaya çıkan hastane enfeksiyonları bütününün yol açtığının tespit edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; …'nin oğlu … için 50.000,00 TL manevi tazminata, …'nin eşi … için 50.000,00 TL manevi tazminata; vefat tarihi olan 22.02.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte hükmedilmesini talep etmiştir. Davacılar 22.08.2022 tarihli ıslah dilekçeleri ile; …'nin oğlu … için 175.000,00 TL manevi tazminatın, …'nin eşi … için 350.000,00 TL manevi tazminatın 22.02.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemişlerdir. Davacılar 04.04.2023 tarihli ıslah dilekçeleri ile; …'nin oğlu … için 264.656,00 TL maddi tazminatın, …'nin eşi … için 529.312,00 TL maddi tazminatın tahsilini istemişlerdir. Davacılar 05.09.2023 tarihli ıslah dilekçeleri ile; …'nin oğlu … için 345.630,00 TL maddi tazminatın, …'nin eşi … için 691.260,00 TL maddi tazminatın tahsilini istemişlerdir. II. CEVAP Davalı vekili, hastanın vefatına kadar geçen tedavi ve müdahale sürecinde müvekkili hastanenin, hekim ve diğer personellerine yönelik olarak davacıların iddialarının aksine bir kusur izafesinin mümkün olmadığını, müvekkili hastane personeli tarafından tıbbi çerçevedeki tüm kurallara uyulmak sureti ile hizmet verildiğinin kayıtlardan da açıkça anlaşıldığını, bu itibarla davacıların gerekli izolasyon ve sterilizasyon koşullarına uyulmadığından hasta …'nin vefatının gerçekleştiği yönündeki iddiaları mesnetsiz olup gerçeklikten yoksun olduğunu, nitekim, davacılar tarafından aynı hususta .. İl Sağlık Müdürlüğüne ve .. İlçe Sağlık Müdürlüğüne şikayette bulunulduğunu, ilgili kurum müfettişleri tarafından yürütülen soruşturma neticesinde davacıların iddia ettikleri şekilde hijyen eksikliği ve enfeksiyon varlığına ilişkin bir bulguya rastlanılamadığını, uygulanan tedavinin yeterliliği ve hastane personelince hijyen kurallarına tıbbi mevzuat gereğince uyulduğunun tespiti neticesinde dosya ilgili kurum nezdinde soruşturma açılmasına yer olmadan kapatıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı hastane tarafından sunulan izin, bilgilendirme ve onam formları içeriğinden davacının tıbbi müdahale öncesinde rızasının alındığı, ortaya çıkabilecek komplikasyon hakkında yeterince bilgilendirildiği, onam belgelerinin operasyona uygun şekilde düzenlendiğinin saptandığı, Adli Tıp Kurumundan alınan rapora karşı davacıların itirazları üzerine üniversitede görevli alanında uzman öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen kök ve ek raporların da aynı yönde olduğu görülmekle, olayın oluşumunda davalının kusurunun bulunmadığının kabulü gerektiği, doktorun kusursuz kabul edildiği bir durumda, doktoru çalıştıran hastanenin kusurundan bahsedilemeyeceğinden davalının sorumluluğu kusura dayalı bir sorumluluk olup, olayın oluşumunda hastane ve doktorun kusurunun bulunmaması nedeni ile tazminat sorumluluğunun şartlarının oluşmadığı, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği gerekçesiyle davanın karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı asıllar tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; denetime elverişli Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu'nun 28.07.2021 gün ve … nolu raporu ile .. Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kurulunun 22.09.2022 tarihli raporu uyarınca müteveffa …'ye uygulanan tedavi ve uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu ve gelişen hastane enfeksiyonunun her türlü önleme rağmen ortaya çıkabilen herhangi bir hata veya ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olması itibariyle davalı tarafın kusurunun olmadığı, davacıların dava dilekçesinde manevi tazminat talebinde bulunmuş olmaları itibariyle ayrı bir dava konusunu oluşturan maddi tazminat taleplerini ıslah yolu ile ileri sürmelerinin usulen yerinde olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı asıllar temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı asıllar; aydınlatılmış onam sürecinde fiili veya hukuki bir engeli bulunmayan hasta yerine hasta yakının muhatap alınmasının hatalı olduğunu, hastanın uygun şekilde bilgilendirilmediğini, onam evrakında komplikasyon ve risklerin bildirildiği sayfada hastanın veya yakının imzasının bulunmadığını, onam formunda tarih bulunmaması nedeniyle hastaya makul süre verilmediğini, matbu onam formunda hastanın hastane enfeksiyonu nedeni ile vefat edebileceği riskinin belirtilmediğini, bilgilendirmenin sözlü olarak dahi yapılmadığını, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan soruşturmada da onamın yasaya aykırı olduğunun belirlendiğini, aydınlatılmış onam yönü ile sadece bir rapor mevcut olup bilirkişi heyeti içinde sağlık hukuku uzmanı olmadığını, hastanenin organizasyon hatasının bulunup bulunmadığının yeterli bir şekilde değerlendirilmediğini, dava konusu olaya hastanenin hijyen koşullarına gerektiği kadarıyla dikkat etmemesinin neden olduğunu, ıslah ile talebe ek talepte bulunmanın mümkün olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, hastanenin özen borcuna aykırılık iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere, özellikle Mahkemece aldırılan ATK raporu ile bilirkişi kurul raporlarının birbiriyle uyumlu olmasına, rapolarda davacıların murisinin takip ve tedavisinin antibiyogram sonuçlarına göre uygun şekilde verilmiş olduğu, yoğun bakım takip ve tedavisinin uygun olduğu, kemoterapi tedavisi alan nötropenik hastalarda fırsatçı patojenlerin oluşturduğu hastalıklara karşı yatkınlığın ileri derecede arttığının ve her türlü önleme rağmen yine de bu tarz enfeksiyonların komplikasyon olarak ortaya çıkabileceğinin tıbben bilindiğinin ve tedavinin dahili hastalar için belirlenmiş asgari koşulları sağlayan odada verilmiş olmasının bir kusur içermediğinin belirtilemesine, davalı hastanede gerçekleştirilen uygulamaların tıp kurallarına uygun olmasına, meydana gelen tıbbi sonucun komplikasyon olarak nitelendirilmesine ve hastanın durumunun ağır olması nedeniyle hastanın oğlu olan davacının komplikasyonlar konusunda aydınlatılmış, onamın da alınmış olmasına göre somut olayda, hastane veya doktora sorumluluk yüklenemeyeceği anlaşıldığından, davacıların temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı bir eylem, somut bir zarar, kusur ve eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması şarttır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2024/2508 Esas ve 2025/3512 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre sebebin meydana gelen zararlı neticeyi yaratmaya elverişli olmasıdır. Bu bağ sorumluluğu zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlandırdığından, hayatın olağan seyrinde öngörülemeyecek zararlar ile eylem arasında illiyet kurulamadığı takdirde tazminat yükümlülüğü doğmaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2508, K. 2025/3512Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2024/2508 E.  ,  2025/3512 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/893 E., 2024/1035 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 6. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2022/488 E., 2023/461 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir Belli edilen günde gelen davacılar vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat … sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkillerinin … Hastanesinde 20.08.2016 tarihinde, biri erkek biri kız olmak üzere ikiz çocuklarının dünyaya geldiğini, doğumdan sonra doktorlar tarafından gerekli müdahaleler yapılarak hastanede yeterli küvez olmadığı için bebeklerin davalı hastaneye nakledildiğini, ancak 25.08.2016 günü kız çocuklarının, bir gün sonra da erkek çocuğun fenalaştığını ve kız çocuklarının 28.08.2016 günü vefat ettiğini, temin edilen ambulansla erkek bebeğin … Özel … Hastanesine nakledildiğini ve 28.08.2016 günü başlayan müdahalelere rağmen 29.08.2016 günü vefat ettiğini, bebeklerin davalı hastanede kaptıkları Klebsilla Pneumoniae ESBL (+) nedeniyle vefat ettiklerini, bu enfeksiyonun da davalı hastanede bulaştığını ileri sürerek; ikiz çocuklarının desteğinden mahrum kalan her bir müvekkili için fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500,00'er TL toplam 1.000,00 TL maddi ve her bir müvekkili için 150.000,00'er TL'den toplam 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin, davacıların bebeklerinin sevkinden itibaren sağlıklarına kavuşması için yapılması gereken her türlü müdahaleyi yaptığını, müvekkil hastane ve çalışanlarının üzerine düşen tüm yükümlülüğü yerine getirdiğini, herhangi bir kusur ya da ihmal içeren bir davranışları bulunmadığını, ayrıca davacıların bebeklerinin müvekkil hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yattıkları dönemde ve son altı aylık geçmiş kayıtlar incelendiğinde ünitede yatan herhangi bir bebekte Klebsiella Pneumonia (ESBL üreten) bakterisinin üremediğini ve hiçbir vakada rastlanmadığını, müvekkil hastane ve özellikle de yenidoğan yoğun bakım ünitesinin enfeksiyon güvenilirliğinin çok yüksek bir yapıda olduğunu, ayrıca davacıların bebeklerinin her birinin farklı yoğun bakım hemşiresi tarafından takip edilmesi ve ünitede bulunan diğer bebeklerde bu enfeksiyonun hiç görülmemiş olması birlikte değerlendirildiğinde bebeklere bu enfeksiyonun doğumun gerçekleştiği hastanede veya sevk sırasında bulaşmış olabileceğini gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içerisinde yer alan Adli Tıp Kurumu raporu ile … Üniversitesi … Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan alanında uzman bilirkişilerden alınan raporlar göz önüne alındığında ortaya çıkan zarar ile illiyet bağının kurulamadığı, illiyet bağının tespit edilememesi nedeniyle maddi ve manevi zarardan davalının hukuken sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporlarının taraf, Mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu, Mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu, hüküm ve gerekçesinde davacı vekilinin istinaf nedenlerinin ayrıntılı olarak karşılandığı gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; Mahkemece denetime elverişli hiç bir gerekçe sunmadan meydana gelen ölüm ile yapılan işlemler arasında illiyet bağı tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, davalı hastanede müvekkillerine, bebeklerin ölüm sebebi olarak erken doğum bildirilmişken Özel … Hastanesinde ölüm sebebinin hastane enfeksiyonu – Klebsilla Pneumoniae Esbl (+) olduğunun anlaşıldığını, tüm raporlarda davacıların bebeklerinin hastane kaynaklı enfeksiyon sebebiyle öldüğü, davalı hastanenin gerekli önlemleri almadığı, bünyesinde mevcut enfeksiyon hızının Türkiye, özellikle emsali özel hastanelere göre kat be kat fazla olduğu, neticede gerekli organizasyonu sağlamayarak ölüm ve zarara sebep olduğunun ortaya konduğunu, dava edilenin hekim değil öncelikle davalı hastanenin kendisi olduğunu, davalı hastanenin organizasyon eksikliği olup olmadığının irdelenmediğini, davalı hastanenin enfeksiyonları önleme görevi, bu görevi yerine getirip getirmediği, müvekkilleri aydınlatıp aydınlatılmadığı hususu üzerinde durulmadığını, enfeksiyonun sebep olduğu semptomlara şu veya bu tedavinin uygulanıp uygulanmaması değil; bebeklerin bu enfeksiyonu davalının kusuru nedeniyle kapmış olmaları ve ölüm sebeplerinin ATK raporlarınca da enfeksiyon olmasının değerlendirilmediğini, dosyada delillerin nasıl değerlendirildiğine dair somut hiç bri izahat olmadığını, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacıların ikiz bebeklerinin davalı hastanenin hizmet kusuru nedeniyle vefat ettiği iddiasına dayalı zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, s.561). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, hükme esas alınan raporların taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olduğunun anlaşılmasına, raporlarda meydana gelen zarar ile davalının eylemleri arasında illiyet bağının tespit edilememiş olmasına göre davacılar vekilinin temyiz itirazının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, 28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aydınlatılmış Onam Kuralı ve Tıbbi Kayıtlara Erişim

Hasta Hakları Yönetmeliği, resmi ve özel tüm sağlık kuruluşlarını kapsamakta; hastaların sağlık hizmetlerinden insan onuruna uygun şekilde yararlanmasını, hak ihlallerine karşı korunma mekanizmalarına başvurabilmesini ve sağlık kayıtlarına erişimini düzenlemektedir. Hasta, sağlık durumuna dair dosya ve kayıtları bizzat veya vekili ya da kanuni temsilcisi vasıtasıyla doğrudan inceleyebilir ve suretini alabilir.

Tıbbi müdahalenin hukuki çerçevesi bakımından salt operasyona rıza gösterilmesi yeterli sayılmamakta, olası komplikasyonların da aydınlatılmış onam kapsamında izah edilmesi gerekmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2024/4104 Esas ve 2025/3266 Karar sayılı kararı, Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesiyle birlikte teşhis, önerilen tedavi türü, başarı şansı, riskler, olası seçenekler ve ilaçların yan etkilerinin hastanın anlayabileceği şekilde açıklanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 5. maddesi de sağlık alanındaki her müdahalenin, ilgili kişiye amacı, niteliği, sonuçları ve tehlikeleri hakkında önceden bilgi verilmesini şart koşmaktadır. Aydınlatılmış onamın usulüne uygun şekilde alındığını ispat külfeti hekim veya hastaneye aittir. Hekimlik Meslek Etiği Kuralları, acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği hallerde yasal temsilcinin izninin alınacağını öngörmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2024/4104 Esas ve 2025/3266 Karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda; aydınlatılmış onam formundaki imzanın hastaya ait olmaması durumunda, onamın bizzat hastadan alınmadığı değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Tıbbi Kayıtların Düzeni ve Bilirkişi İncelemesi

Yoğun bakım takip çizelgelerinin, hemşire gözlem formlarının, ventilatör parametrelerinin, ilaç uygulama saatlerinin veya hekim vizit notlarının eksik veya düzensiz tutulması, dava sürecinde sağlık kuruluşu aleyhine değerlendirilebilecek önemli hususlardandır.

Yoğun bakım ihmali iddialarına ilişkin incelemelerde oluşturulacak bilirkişi kurulunda olayın niteliğine göre yoğun bakım, anestezi ve reanimasyon, enfeksiyon hastalıkları, göğüs hastalıkları, kardiyoloji, nöroloji, genel cerrahi, adli tıp uzmanları veya ilgili tıp branşlarından hekimlerin bulunması gerekir.

Tazminat Talepleri ve Hak Sahipleri

Yoğun bakım sürecindeki ihmal sebebiyle açılacak maddi tazminat davalarında; ek tedavi masrafları, özel hastane ve yoğun bakım giderleri, ilaç, ameliyat, fizik tedavi ve rehabilitasyon harcamaları, protez ve tıbbi cihaz masrafları, ulaşım ve bakıcı giderleri ile geçici ya da sürekli iş göremezlikten kaynaklanan kazanç kayıpları talep edilebilir.

Yoğun bakımdaki ihmal neticesinde hastanın vefat etmesi halinde eşi, çocukları, anne ve babası ile somut olayda destek ilişkisi bulunan yakınları destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebinde bulunabilir.

Yargı Yolu, Arabuluculuk ve İdari Başvuru Usulü

Özel sağlık hizmeti birçok durumda tüketici işlemi olarak değerlendirilebilmekte; bu nedenle özel hastanelerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemeleri ve dava şartı arabuluculuk süreci gündeme gelebilir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrası gereğince, idari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerin idari dava açmadan önce bu eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini talep etmeleri gerekir. Bu başvurunun kısmen veya tamamen reddi halinde tebliği izleyen günden itibaren veya otuz gün içinde cevap verilmemesi durumunda bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde idari yargıda dava açılabilir. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, görevli olmayan yargı merciine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddedilmesi sonrasında idari yargı merciinde açılacak davalarda idareye ön başvuru şartı aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Sağlık Mensupları Hakkında Ceza Soruşturması İzni ve Rücu Mekanizması

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi bulunanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görevli hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamındaki tıbbi işlem ve uygulamaları sebebiyle yürütülecek ceza soruşturmalarında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri tatbik edilir. Soruşturma izni verme yetkisi Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kuruluna aittir. 4483 sayılı Kanun'un 7. maddesinde yer alan süreler Kurul bakımından iki kat olarak uygulanır ve Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görevli personel söz konusu olduğunda Kurul, il sağlık müdürlüklerindeki yetkilileri ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. Ek 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

Kamu kurumları ve Devlet üniversitelerinde çalışan sağlık mensuplarının muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi uygulamaları sebebiyle idarece ödenen tazminatın ilgili personele rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına; ilgilinin görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. Devlet üniversitelerinde çalışanlar yönünden ise Kurul kararı ile varsa görevi kötüye kullanmaya ilişkin kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı gözetilerek ilgili üniversite tarafından altı ay içinde nihai karar tesis edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, verdikleri kararlar sebebiyle görevin gereklerine aykırı hareket ettikleri kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla sabit olmadıkça mali ve idari bakımdan sorumlu tutulamaz.

İdarece kesinleşen mahkeme kararıyla ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat tutarı, sağlık meslek mensubunun kusuru nispetinde ve poliçe teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortasını düzenleyen sigorta şirketinden talep edilir. Zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile Devlet üniversitelerinde görevli sağlık mensupları adına idare ödemeyi gerçekleştirdikten sonra bu kişilerin yerine geçer; tazminat kusur oranında sigortacıdan talep edilir.

Yoğun bakımda gelişen enfeksiyon hastane veya hekime sorumluluk yükler mi?

Her olayın koşulları belirleyicidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025/626 Esas ve 2025/4971 Karar sayılı ilamında; tedavinin antibiyogram sonuçlarına uygun yürütüldüğü, yoğun bakım takibinin gereğince yapıldığı, bağışıklığı baskılanmış hastalarda her türlü tedbire karşın enfeksiyonların komplikasyon olarak gelişebildiğinin tıbben bilindiği ve hasta yakınının aydınlatılarak onam alındığı bilirkişi raporlarıyla saptandığında hastane veya hekime sorumluluk yüklenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Hastanelerin enfeksiyonu önlemek için sterilizasyon, izolasyon ve mevzuat yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği ise genel bir çerçeve olarak ayrıca değerlendirilir.

Özel hastanede meydana gelen ihmal davalarında görevli yargı yeri neresidir?

Özel sağlık hizmeti birçok durumda tüketici işlemi olarak değerlendirilebileceğinden, özel hastanelerde yaşanan ihmal uyuşmazlıklarında tüketici mahkemeleri ve dava şartı arabuluculuk süreci gündeme gelebilir.

Kamu hastanesindeki yoğun bakım ihmali için idareye başvuru zorunlu mu?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması zorunludur. Başvurunun reddi veya otuz gün içinde yanıt verilmemesi üzerine dava süresi içinde idari yargıda dava açılabilir. Görevli olmayan yargı merciine açılan davanın görevden reddedilmesi sonrasında idari yargıda açılacak davada ise bu ön başvuru şartı aranmaz.

Hastanın şuuru açıkken yakınına imzalatılan onam geçerli sayılır mı?

Aydınlatılmış onam formundaki imzanın hastaya ait olmadığının saptanması durumunda, onamın bizzat hastadan alınmadığı değerlendirilerek bu olgunun sonuçları incelenir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2024/4104 Esas ve 2025/3266 Karar sayılı bozma ilamı bu yaklaşımı somutlaştırmaktadır.

Yoğun bakım personeli hakkında ceza soruşturması yürütülmesi izne bağlı mıdır?

Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesine tabi olanlar hariç tutulmak üzere kamu, özel ve vakıf sağlık kuruluşlarında görevli personelin mesleki icrası kapsamındaki tıbbi işlemler nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmalarında Mesleki Sorumluluk Kurulundan izin alınması, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesi uyarınca yasal zorunluluktur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu