Yanlış Teşhis ve Hatalı Tedavide Hastanın Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Yanlış Teşhis ve Hatalı Tedavide Hastanın Hakları

Tıp biliminin gereklerine uygun değerlendirme yapılmaması, gerekli tetkiklerin istenmemesi, bulguların hatalı yorumlanması veya yanlış tedavi uygulanması sonucunda sağlık hizmeti alan kişinin zarara uğraması yanlış teşhis ve hatalı tedavi kapsamındadır. Hasta Hakları Yönetmeliği, sağlık hizmeti sunulan resmî ve özel bütün kurum ve kuruluşları kapsamakta olup kişilerin insan haysiyetine uygun sağlık hizmetinden faydalanmasını ve hak ihlallerine karşı hukuki korunma yollarını kullanabilmesini amaçlar.

Tıbbi Müdahalede Kusur ve Tıbbi Risk Ayrımı

Her olumsuz tedavi sonucu doktor hatası anlamına gelmez. Tıp bilimi açısından her rahatsızlığın kesin sonuçla iyileştirilmesi mümkün olmayabilir; kimi hastalıklar geç fark edilebilmekte, bazı tıbbi müdahaleler doğal riskler barındırabilmekte ve bazı tedaviler hastanın bünyesine bağlı beklenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir.

Sağlık personelinin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi, şikâyetlerin yeterince değerlendirilmemesi, standart tıbbi uygulamadan sapılması, yanlış ilaç verilmesi, gerekli konsültasyonun talep edilmemesi veya hastanın yeterince bilgilendirilmemesi hâlinde hukuki sorumluluk gündeme gelir. Olumsuz her sonuç tazminat hakkı doğurmayacağı gibi ileri sürülen her komplikasyon savunması da sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Değerlendirmede tıp kurallarına uygun davranılması, gerekli tetkiklerin yapılması, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi ve zararın doğru yönetilmesi esas alınır.

Yanlış Teşhis ve Geç Teşhisten Doğan Sorumluluk

Yanlış teşhis sebebiyle hukuki sorumluluğun belirlenmesinde yalnızca teşhisin sonradan yanlış çıkması yeterli görülmez. Önemli olan husus, teşhisin konulduğu tarihteki mevcut bulgular çerçevesinde hekimin yapması gereken tıbbi değerlendirmelerdir. Hekimin hastanın şikâyetlerini dinlemesi, fiziki muayenesini yapması, tahlil, röntgen, manyetik rezonans, tomografi, ultrason veya biyopsi gibi gerekli tetkikleri istemesi, sonuçları dikkatle incelemesi ve ihtiyaç duyulduğunda ilgili uzmanlık dalından konsültasyon talep etmesi beklenir.

Ciddi bir bulgu bulunmasına karşın gerekli incelemelerin yapılmaması, şikâyetlerin hafife alınması, tetkik raporlarının hatalı değerlendirilmesi veya hastanın zamanında ilgili uzmana yönlendirilmemesi durumunda yanlış teşhis sorumluluğu doğabilir. Yanlış teşhis sebebiyle hastalığın ilerlemesi, gereksiz tedavi uygulanması, ameliyat şansının yitirilmesi, kalıcı sakatlık oluşması ya da ölüm meydana gelmesi hâlinde maddi ve manevi tazminat talep edilebilir.

Geç teşhis, hastalığın daha erken evrede saptanması mümkün iken gerekli özen ve dikkatin gösterilmemesi sebebiyle tanı konulmasının gecikmesidir. Kanser şüphesi taşıyan hastada biyopsinin gecikmesi, kalp damar hastalığı bulgusu veren durumların ileri incelemeye sevk edilmemesi, beyin kanaması belirtilerinin migren sanılması, apandisitin basit karın ağrısı olarak görülmesi veya doğum sırasında bebekteki sıkıntının geç fark edilmesi geç teşhis nedeniyle sorumluluk doğurabilecek hallerdendir.

Geç teşhis iddialarında, teşhis zamanında konsaydı iyileşme ihtimalinin, yaşam süresinin veya tedavi şansının daha yüksek olup olmayacağı incelenir. Bu çerçevede hastanın ilk başvuru tarihi, şikâyetleri, yapılan ve istenmeyen tetkikler, konsültasyonlar, sevk kararları ve izleyen tedavi süreçleri birlikte ele alınır.

Hatalı Tedavi ve Sağlık Kuruluşunun Organizasyonel Sorumluluğu

Hatalı tedavi, tanı doğru konulmuş olsa dahi tatbik edilen tıbbi müdahalenin tıp kurallarına uygun yürütülmemesi sebebiyle hastanın zarara uğramasıdır. Yanlış ilaç veya hatalı doz verilmesi, ilaç alerjilerinin gözetilmemesi, gereksiz ameliyat yapılması, ameliyat tekniğinin hatalı uygulanması, yanlış organ veya bölgeye müdahalede bulunulması, operasyon sonrası takibin aksatılması ve kontrol süreçlerinin eksik yürütülmesi hatalı tedavi durumlarına örnektir.

Hastanelerin organizasyon eksikliği, yeterli ekipman bulundurmaması, yoğun bakım koşullarının sağlanamaması, hemşirelik hizmetlerindeki aksaklıklar, kayıtların eksik tutulması, tetkik neticelerinin hekime zamanında ulaştırılmaması veya acil müdahaledeki gecikmeler de hatalı sağlık hizmeti kapsamında değerlendirilebilir.

Komplikasyon Değerlendirmesi ve Aydınlatılmış Onam

Komplikasyon, tıbbi müdahale standartlara uygun icra edilse dahi gerçekleşebilen istenmeyen ancak bilinen tıbbi risktir. Bununla birlikte komplikasyon varlığı hekim veya hastaneyi kendiliğinden sorumluluktan kurtarmaz. Bir durumun komplikasyon sayılabilmesi için müdahalenin tıp standartlarına uygun yapılması, hastanın bu risk konusunda önceden bilgilendirilerek aydınlatılmış onamının alınması ve komplikasyon meydana geldikten sonra gerekli tıbbi müdahalenin zamanında yapılması gerekir.

Ameliyat sonrası enfeksiyon kimi durumlarda komplikasyon kabul edilebilir; ancak enfeksiyon belirtileri belirginleştiği hâlde hasta kontrol edilmemiş, uygun antibiyotik başlanmamış, kültür alınmamış veya hasta tablosu ağırlaşana kadar beklenmişse komplikasyon yönetiminde kusur tartışması başlar. Benzer biçimde, cerrahi girişimin bilinen bir sinir hasarı riski gerçekleşse dahi bu risk önceden hastaya açıklanmamışsa aydınlatılmış onam eksikliği sebebiyle hukuki sorumluluk doğabilir.

Komplikasyon savunması karşısında riskin hastaya anlatılıp anlatılmadığı, müdahalenin tıp standartlarına uygun yürütülüp yürütülmediği, ortaya çıkan tablonun zamanında fark edilip edilmediği, gereken tedavinin uygulanıp uygulanmadığı ve lüzumu hâlinde sevk işleminin gecikmeksizin yapılıp yapılmadığı araştırılır.

Hasta Hakları Yönetmeliği çerçevesinde hasta, sağlık hizmetinden nasıl yararlanacağı konusunda bilgi isteme ve hizmetten adalet ve hakkaniyet ilkeleri doğrultusunda faydalanma hakkına sahiptir. Aydınlatma yükümlülüğü; hastalığın ne olduğunu, tedavinin amacını, yöntemini, başarı şansını, risklerini, alternatif seçenekleri, tedavinin reddi hâlinde ortaya çıkabilecek durumları ve iyileşme sürecini açık biçimde anlatmayı gerektirir.

Genel ve matbu ifadeler içeren onam formları her zaman yeterli görülmeyebilir. Formun somut müdahalenin risklerini içermesi, hastaya özgü düzenlenmesi ve hastaya anlayabileceği biçimde açıklanması gerekir. Hastanın rızası ancak yeterli bilgilendirme yapıldıktan sonra hukuken geçerlik kazanacağından, aydınlatılmış onam alınmadan yapılan müdahale teknik bakımdan başarılı sonuçlansa dahi hukuka aykırı kabul edilebilir.

Talep Edilebilecek Tazminat Kalemleri

Hatalı teşhis ve tedaviden zarar gören hasta maddi tazminat kapsamında; tedavi masrafları, ilaç giderleri, ameliyat ve hastane harcamaları, fizik tedavi bedelleri, protez veya tıbbi malzeme masrafları, ulaşım harcamaları ve bakıcı giderlerini talep edebilir. Ayrıca geçici iş göremezlik zararı, sürekli iş göremezlik zararı, kazanç kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan maddi kayıplar da dava konusu yapılabilir.

Manevi tazminat; yaşanan fiziksel acı, elem, ızdırap, psikolojik çöküntü, beden bütünlüğünün zedelenmesi, yaşam kalitesinin düşmesi, sosyal yaşamın etkilenmesi ve geleceğe dönük kaygılar sebebiyle talep edilir. Kalıcı sakatlık, organ kaybı, yüzde veya vücutta iz kalması, doğum esnasında bebekte ağır zarar meydana gelmesi, hastalığın hatalı tedaviyle ilerlemesi veya hastanın yaşamını yitirmesi durumlarında manevi tazminat talepleri öne çıkar. Hastanın vefatı hâlinde eş, çocuklar, anne-baba ve fiilen destek alan kişiler somut durumun koşullarına göre destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat davası açabilir.

Özel Hastanelerde Sorumluluk ve Görevli Mahkeme

Özel hastanelerdeki uyuşmazlıklarda sorumluluk yalnızca işlemi yapan hekimle sınırlı kalmayabilir. Özel sağlık kuruluşu personel seçimi, uzman hekim istihdamı, gerekli medikal cihazların temini, ameliyathane şartları, yoğun bakım ve hemşirelik hizmetleri, kayıt sistemi, acil organizasyonu ve hasta takibi bakımından da sorumluluk taşıyabilir. Bu tür tazminat davalarında doktor, hastane, işlemi icra eden personel ve somut koşullara göre sigorta şirketi birlikte davalı gösterilebilir.

Özel hastane ve bünyesindeki tabipler ile hasta arasındaki uyuşmazlıkların vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabi olduğu Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/3603 Esas, 2014/7780 Karar ve 2014/2958 Esas, 2014/7312 Karar sayılı kararlarında benimsenmiştir. Bu kararlar mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun döneminde genel mahkeme sıfatıyla asliye hukuk mahkemesini görevli kabul etmiştir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi ile vekâlet sözleşmeleri kanun kapsamına alınmış; Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2016/5920 Esas, 2016/9175 Karar sayılı kararında taraflardan birinin tüketici olduğu tıbbi vekâlet uyuşmazlıklarının tüketici mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Aynı kararda, bir kısım davalılar için genel mahkeme diğer davalılar için özel mahkeme görevli olduğunda uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise, yargılama usulünde esaslı ayrılık bulunmadıkça taleplerin uzman özel mahkemede birlikte çözümleneceği vurgulanmıştır. Ancak 6502 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu Kanun yürürlüğe girmeden önce açılmış davalar açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam eder.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/3603, K. 2014/7780Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2014/3603 E.  ,  2014/7780 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasında … 16. Asliye Hukuk Mahkemesi ve … 5. Tüketici Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R – Dava, davalı özel sağlık kuruluşunda yapılan doğumun hatalı olması nedeniyle bebeğin vefat etmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Asliye Hukuk Mahkemesi, davacının tüketici davalının ise hizmet sunucusu olduğu, uyuşmazlığın çözümünde Tüketici mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Tüketici Mahkemesi ise, taraflar arasında vekalet sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağı ve uyuşmazlığın genel görevli mahkemelerde çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. Somut olayda davacılar, doğumun hatalı yaptırılması ve davalıların kurulu davranışı nedeniyle doğan bebeğin vefat ettiğini, çocuğun desteğinden yoksun kaldıklarını ve maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek eldeki davayı açmıştır. B.K. nun 502. maddesi hükmü uyarınca, diğer iş görme sözleşmeleri hakkındaki yasal düzenlemelere tabi olmayan işlerde, vekalet hükümleri geçerlidir. Somut olayda olduğu gibi, özel hastane (ve onun tarafından istihdam edilen doktorlar) ile hasta arasındaki uyuşmazlıkların vekalet sözleşmesine ilişkin hukuksal düzenlemelere göre çözülmesi gerektiği konusunda, öğreti ve Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulaması arasında paralellik bulunmaktadır. (Öğreti ve uygulamaya örnek olarak: Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Cilt: 2,Sevinç Matbaası, Ankara 1977, sayfa: 176 ve devamı; Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 4.3.l994 gün ve 1994/8557-2l38 sayılı kararı ve aynı doğrultudaki birçok başka karar.) Somut olayda, davacı ile davalı arasında vekil-müvekkil ilişkisi mevcut olup, davadaki talepler vekillerin vekalet görevini ifada özen borcuna aykırı davrandıkları iddiasına dayalı bulunmakla, uyuşmazlığa vekalet hükümlerinin uygulanması ve doğal olarak uyuşmazlığın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir. Yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Tüketici yasası ile güdülen amaç tüketicinin tüketime yönelik satışlarda mal ve hizmetlerdeki ayıplara karşı korunması olduğundan, uyuşmazlığın genel mahkemede görülmesi gerekir. Bu durumda, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, çözümlenmesi gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK.’nun 21. Ve 22. maddeleri gereğince … 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 16.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/2958, K. 2014/7312Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2014/2958 E.  ,  2014/7312 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasında …1. Asliye Hukuk Mahkemesi ve…4. Tüketici Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: – K A R A R – Dava, davalı özel sağlık kuruluşunda yapılan ameliyatın hatalı olması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir Asliye Hukuk Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde Tüketici mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Tüketici Mahkemesi ise, taraflar arasında vekalet sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağı ve uyuşmazlığın genel görevli mahkemelerde çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. Somut olayda davacı, yanlış boyun fıtığı ameliyatı sonucu çeşitli sağlık sorunların yaşadığını ,bu şekilde maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek maddi ve manevi tazminat istemiyle eldeki davayı açmıştır. B.K. nun 502. maddesi hükmü uyarınca, diğer iş görme sözleşmeleri hakkındaki yasal düzenlemelere tabi olmayan işlerde, vekalet hükümleri geçerlidir. Somut olayda olduğu gibi, özel hastane (ve onun tarafından istihdam edilen doktorlar) ile hasta arasındaki uyuşmazlıkların vekalet sözleşmesine ilişkin hukuksal düzenlemelere göre çözülmesi gerektiği konusunda, öğreti ve Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulaması arasında paralellik bulunmaktadır. (Öğreti ve uygulamaya örnek olarak: Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Cilt: 2, Sevinç Matbaası, Ankara 1977, sayfa: 176 ve devamı; Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 4.3.l994 gün ve 1994/8557-2l38 sayılı kararı ve aynı doğrultudaki birçok başka karar.) Somut olayda, davacı ile davalı arasında vekil-müvekkil ilişkisi mevcut olup, davadaki talepler vekillerin vekalet görevini ifada özen borcuna aykırı davrandıkları iddiasına dayalı bulunmakla, uyuşmazlığa vekalet hükümlerinin uygulanması ve doğal olarak uyuşmazlığın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir. Yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Tüketici yasası ile güdülen amaç tüketicinin tüketime yönelik satışlarda mal ve hizmetlerdeki ayıplara karşı korunması olduğundan, uyuşmazlığın genel mahkemede görülmesi gerekir. Bu durumda, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, çözümlenmesi gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK.’nun 21. Ve 22. maddeleri gereğince …1.Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 08.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/5920, K. 2016/9175Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2016/5920 E.  ,  2016/9175 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davası hakkında … 19. Asliye Hukuk ve … 4. Tüketici Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava, özel sağlık kuruluşunda yapılan tedavinin hatalı olması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. … 19. Asliye Hukuk Mahkemesince, dava konusu uyuşmazlıkta Tüketici Kanununun uygulanması gerekmekte olup bu nedenle satım ilişkisinden doğan uyuşmazlığın da tüketici mahkemesinde görülmesi zorunludur. Dava tüketici mahkemesinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. … 4. Tüketici Mahkemesi ise, dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. 4822 sayılı Kanunla değişik 4077 sayılı Kanunda vekalet ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar Kanun kapsamı dışındadır. Davacı ile davalılardan … Sağlık Hizmetleri Tic. AŞ arasındaki ilişkinin salt bir hizmet ilişkisi olmadığı öğretide ve Yargıtay kararlarında kabul görmektedir. Hekim ile hasta arasındaki tedavi akdi istina akdi olarak kabul edilmemektedir. Hekim ve hasta arasındaki akit Türk Borçlar Kanununun 502. maddesinde belirtilen vekalet akdi niteliğinde olduğu yerleşmiş yargıtay kararlarıylada kabul edilmektedir. Hekim ile hasta arasında herhangi bir akdi ilişki bulunmadığı takdirde Türk Borçlar Kanununun 49. maddesinde düzenlenen hükümlerin uygulanması gerekir. Gerek vekalet ilişkisi gerekse haksız fiil Borçlar Kanununda düzenlenmiş genel hükümlerdir. Ayrıca hastanın tüketici sıfatı mümkün olmadığı gibi taraflar arasındaki ilişkide bir hizmetin özel amaçlarla satın alınması ve kullanılması ve tüketilmeside söz konusu olmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde “Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar” hükmüne yer verilmiştir. Kanunun 3. maddesinde" Mal; alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları, hizmet; bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti ifade eder. Satıcı; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri kapsar. Tüketici ise bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi ifade eder." şeklinde tanımlanmıştır. Bir hukuki işlemin 4077 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir. Somut olayda davacılar vekili; davacılardan …'nin 14.09.2011 tarihinde davalı … Sağlık Hizmetleri ve Tic. AŞ nin … hastanesinde Spastiste – ağır dstoni nrofiromotozis tanısı konularak 8637 – 20 synchromed II model no ve … seri nolu … pompası takıldığını, 22.06.2012 tarihinde yapılan kontrolde cihazın bilinmeyen bir sebeple zaman zaman çalışmadığının görüldüğünü, doktorlarca cihazın değiştirilmesine karar verildiğini, revizyon ameliyatı ile 02.07.2012 tarihinde hastaya yeni cihaz takıldığını, cihazın hastanın vücudu ile uyum sağlamadığını, vücudun cihazı dışarı attığını, davalılardan … Teknoloji Ticaret Ltd. Şti.den temine edilen cihazlardan ilkinin arızalı olması nedeniyle hastanın tedavisinde başarıya ulaşılamadığını belirterek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davacı ile davalı sağlık kuruluşu arasında, tedavi hizmetine ilişkin vekalet ilişkisi bulunmakta olup ihtilafın, vekâlet hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir 6502 Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3/1-(l) maddesi ile vekâlet sözleşmeleri de Kanun kapsamına alındığından, taraflardan birinin tüketici olduğu vekâlet sözleşmelerine ilişkin uyuşmazlıkların da tüketici mahkemesinde çözümlenmesi zorunludur. Ne var ki, 6502 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesinde "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalar açıldıkları mahkemede görülmeye devam eder." hükmü bulunmakta olup; eldeki dava, 6502 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 27.03.2014 tarihinde açılmış bulunduğundan, taraflar arasındaki hukukî ilişkinin dava tarihinde yürürlükte olan 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. 4077 sayılı Kanun ile güdülen amaç, tüketicinin tüketime yönelik satışlarda, mal ve hizmetlerdeki ayıplara karşı korunması olduğundan, 4077 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyecek olan somut uyuşmazlığın genel mahkemede görülmesi gerekirken, davacı …'nin ameliyatında ve tedavisinde kullanılacak malzeme davacı …'nin kızı tarafından davalı … Teknoloji Tic. Ltd. Şirketinden satın alma yolu ile temin edilmiştir. Bu halde somut uyuşmazlıkta davalı hastane davacının ameliyatında kullanılan ve hatalı olduğu iddia olunan tıbbi malzemeyi davacı …'nin vekili sıfatı ile kızı … Değerli tarafından davalı … Teknoloji Tic. Ltd. Şirketinden satın ve teslim alınmıştır. Buna göre taraflar arasında satım ilişkisi mevcut olup 4077 sayılı Kanun kapsamındaki uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir. Aynı davada, bir kısım davalılar hakkında genel mahkemenin, diğer davalılar hakkında ise uzman olan özel mahkemenin görevli bulunması halinde, uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise ya da, taleplerden birisi yönünden verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte bulunuyorsa; sözkonusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında “yargılama usulüne” ilişkin esaslı farklılıklar bulunmaması kaydıyla, bütün taraflar ve talepler yönünden uzman olan özel yetkili mahkemece yargılama yaparak uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Bu husus, hukukun öngörülebilir olmasının, usûl ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün de gereğidir. O halde, gerek davalılar araç maliki ve araç sürücüsü ve gerekse de davalı sigorta şirketinin sorumluluğu aynı maddî olaydan kaynaklanmış ve zarar tek olduğundan, davaların birlikte görülmesi zorunludur. Mahkemece, birlikte görülmesi gereken davaların sonradan tefrik edilmesi, göreve ilişkin kuralları değiştirmez. Bütün talepler yönünden ihtilafın özel mahkeme olan tüketici mahkemesince çözüme kavuşturulması gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince … 4. Tüketici Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 17/10/2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.
6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. Geçici Madde 1Kaynağı aç
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam eder. (2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki tüketici işlemlerine, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak: a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulan ve hâlen geçerli sözleşmelerin bu Kanuna aykırı hükümleri yürürlük tarihinden itibaren uygulanmaz. b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlemeye başlamış hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri dolmamış ise bu Kanunda öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. (3) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmelik ve diğer mevzuatın, bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

Kamu Hastanelerinde Hizmet Kusuru ve İdareye Başvuru Süreci

Devlet hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi ile kamu üniversitesi hastanelerinde gerçekleşen hatalı sağlık hizmetlerinde kural olarak idarenin hizmet kusuru gündeme gelir. Bu hallerde adli yargıda hekime karşı dava açılması yerine idareye başvuru ve ardından idare mahkemesinde tam yargı davası açılması yolu işletilebilir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin birinci fıkrası gereğince, idari eylemler yüzünden menfaati veya hakkı ihlal edilen kimselerin dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim yahut sair suretlerle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylemin vuku bulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde yetkili idari makama başvurarak hakkın yerine getirilmesini talep etmeleri aranmaktadır. Yapılan başvurunun idare tarafından kısmen ya da tamamen reddedilmesi hâlinde bu ret işleminin tebliğ edildiği tarihi izleyen günden itibaren veya idare otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin tamamlandığı tarihten itibaren yasal dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda önceden idareye başvurma şartı aranmaz.

Ceza Soruşturması Usulü ve Mesleki Sorumluluk Kurulu

Taksirle yaralama, taksirle ölüme neden olma veya görevi ihmal niteliğindeki iddialarda savcılığa suç duyurusunda bulunulması mümkündür. Ceza soruşturması açılması tazminat davası açılmasına engel değildir; ceza soruşturmasında failin cezai sorumluluğu, tazminat davasında ise maddi ve manevi zararın giderimi amaçlanır. Ceza dosyasında toplanan raporlar, ifadeler ve deliller tazminat davasında da değerlendirilebilir.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde çalışan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık mensuplarının mesleki tıbbi işlem ve uygulamaları sebebiyle yürütülen soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır ve soruşturma iznini Mesleki Sorumluluk Kurulu verir. Özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversiteleri personeli yönünden Kurul, il sağlık müdürlüğü başkan veya yardımcılarını ön inceleme yapmakla görevlendirebilir. 4483 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki süreler iki kat uygulanır ve Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. Ek Madde 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

3359 sayılı Kanun'un Ek 18. maddesinin ikinci, üçüncü ve yedinci fıkralarına göre; kamu kurumları ve Devlet üniversitelerinde çalışan sağlık personelinin tıbbi uygulamaları sebebiyle idarece ödenen tazminatın rücu edilip edilmeyeceğine ve miktarına, ilgilinin görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından nihai karar, Kurul kararı ile varsa görevi kötüye kullanmaya ilişkin kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak ilgili üniversite tarafından altı ay içinde verilir. İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sigortalı personelin yerine geçer; personelin kusuru, görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikmesiyle verdiği zararlardan doğan ve vekâlet ücreti ile yargılama masrafları dâhil tazminat, ilgilinin kusuru oranında ve poliçe teminatı kapsamında zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortacısından talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri ise bu kapsamda verdikleri kararlar sebebiyle görevin gereklerine aykırı hareket ettikleri kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmedikçe mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz.

Deliller, İspat Yükü ve Bilirkişi Raporuna İtiraz Usulü

Malpraktis iddiasında hastanın zararını, bu zararın tıbbi müdahale ile bağlantısını ve hizmetin kusurlu yürütüldüğünü ortaya koyması beklenir. Hasta dosyası, epikriz, ameliyat notları, gözlem formları, tetkik ve görüntüleme sonuçları, reçeteler, onam formları, konsültasyon notları, yoğun bakım kayıtları, sevk evrakı, ödeme belgeleri, hekimle yazışmalar ve uzman görüşleri delil olarak ileri sürülebilir. Bu kapsamda şüphe durumunda ilk olarak ilgili sağlık kuruluşundan tıbbi kayıtların yazılı biçimde talep edilmesi önerilir.

Yargılama sürecinde çoğu zaman bilirkişi incelemesine başvurulur. Heyet; teşhisin doğruluğunu, gerekli tetkiklerin yapılıp yapılmadığını, tedavinin tıp kurallarına uygunluğunu, zararın tedaviyle bağlantısını ve komplikasyon yönetiminin yerindeliğini inceler.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesinin birinci fıkrasına göre taraflar, bilirkişi raporunun tebliğinden itibaren iki hafta içinde eksik hususların tamamlattırılmasını, belirsizliklerin açıklanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilir. Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması yahut özel veya teknik çalışma gerektirmesi hâlinde, süresi içinde mahkemeye başvuran tarafa sürenin bitiminden itibaren bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 281Kaynağı aç
MADDE 281- (1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22/7/2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir. Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi

6100 sayılı Kanun'un 281. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca mahkeme, rapordaki eksiklik veya belirsizliklerin giderilmesi için yeni sorular belirleyerek ek rapor alabileceği gibi duruşmada sözlü açıklama yapılmasını kendiliğinden de isteyebilir. Mahkeme gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabilir.

Zamanaşımı ve Başvuru Süreleri

Dava ve başvuru süreleri olayın niteliğine göre değişkenlik gösterebilir. Özel hastane, devlet hastanesi, kamu üniversitesi hastanesi, vakıf üniversitesi hastanesi, serbest hekim muayenehanesi, estetik müdahaleler veya acil başvurular zamanaşımı ile başvuru sürelerini etkileyebilir. Özel sağlık kuruluşlarına ilişkin süreçlerde sözleşmeye aykırılık, haksız fiil, vekâlet ilişkisi ya da tüketici işlemi nitelendirmeleri dava süresinin tayininde rol oynayabileceği gibi; fiilin suç niteliği taşıdığı durumlarda ceza zamanaşımı süreleri de değerlendirmeye alınabilir.

Zamanaşımı ve başvuru sürelerinin belirlenmesinde zararın ne zaman öğrenildiği, yanlış teşhisin hangi tarihte ortaya çıktığı, ikinci bir hekimce doğru teşhisin konulduğu tarih, maluliyetin tespit edildiği an ve vefat durumunda ölüm tarihi önem taşır. Yanlış yargı yoluna başvurulması, davanın yanlış tarafa yöneltilmesi veya idareye başvuru süresinin kaçırılması hak kayıplarına yol açabilir.

Özel hastanede yanlış tedaviye karşı dava hangi mahkemede açılır?

Özel hastane ve hekime karşı açılacak tazminat davalarında uyuşmazlığın vekâlet ilişkisi ve tüketici işlemi kapsamında kaldığı kabul edildiğinde tüketici mahkemesi görevlidir. 6502 sayılı Kanun öncesi açılmış davalar ise kanunun geçici maddesi gereğince açıldıkları mahkemede görülmeye devam eder.

Devlet hastanesindeki hekim hatasında doğrudan doktora tazminat davası açılabilir mi?

Devlet hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi veya kamu üniversitesi hastanelerinde gerçekleşen hatalı sağlık hizmetlerinde kural olarak idarenin hizmet kusuru gündeme gelmekte olup adli yargıda doğrudan hekime dava açılması yerine idareye başvuru ve ardından idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekebilir. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca hakları ihlal edilenlerin, eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları gerekir.

Bilirkişi raporuna itiraz süresi ne kadardır ve ek süre alınabilir mi?

6100 sayılı Kanun'un 281. maddesi gereğince bilirkişi raporuna tebliğden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir. Hazırlığın çok zor veya imkânsız olması ya da teknik çalışma gerektirmesi hâlinde bu süre içinde başvurulmak kaydıyla bir defaya mahsus iki haftayı geçmeyen ek süre verilebilir.

Hekim hakkında savcılık soruşturması açılması izne tabi midir?

3359 sayılı Kanun'un Ek 18. maddesi uyarınca kamu, özel sağlık kuruluşu ve vakıf üniversitelerinde çalışan hekimlerin tıbbi müdahaleleri nedeniyle yapılacak soruşturmalarda soruşturma iznini Mesleki Sorumluluk Kurulu verir; Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesine tabi olanlar bu usulün dışındadır.

Önceden imzalanan onam formu hekimi sorumluluktan kurtarır mı?

Matbu ve genel ifadeler içeren onam formları her zaman yeterli görülmez; aydınlatmanın hastaya ve somut müdahalenin risklerine özgü olması gerekir. Yeterli bilgilendirme yapılmadan alınan rıza hukuken geçerli kabul edilmeyebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu