Özel Hastane Hatalarında Tazminat Davası Açılması

by Avukat Erdal Ersoy
Özel Hastane Hatalarında Tazminat Davası Açılması

Özel Sağlık Kuruluşlarında Sorumluluk ve Komplikasyon Ayrımı

Özel hastane, tıp merkezi, poliklinik veya muayenehane gibi özel sağlık kuruluşlarında verilen hizmetten ötürü hastanın zarara uğraması durumunda maddi ve manevi tazminat istemi ileri sürülebilir. Özel sağlık kurumları, bünyelerinde yürütülen tıbbi hizmetlerin tıp kurallarına ve güvenlik gereklerine uygun biçimde gerçekleştirilmesini sağlamakla yükümlüdür.

Tıbbi müdahalelerin kendine özgü tabiatı sebebiyle bazı riskler, komplikasyonlar ya da önceden kestirilemeyen neticeler meydana gelebileceğinden, tedavinin istenmeyen bir sonuç doğurması her zaman hekimin veya sağlık kuruluşunun kusurlu olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte sağlık hizmetinin kabul görmüş tıp standartlarına aykırı biçimde yürütülmesi, hastanın aydınlatılmaması ya da beliren risklerin gereken tıbbi özenle idare edilmemesi sorumluluk doğurabilir. Sağlık kuruluşunun hijyen ve sterilizasyon standartlarını ihlal etmesi, operasyonun ardından gelişen enfeksiyon belirtilerini takip etmemesi, hastanın bildirdiği şikâyetleri göz ardı etmesi veya gerekli müdahaleyi geciktirmesi hallerinde yalnızca komplikasyon gerekçesine dayanılması sorumluluğu ortadan kaldırmaya yetmeyebilir.

Aydınlatılmış Onamın Kapsamı ve Hukuki Etkisi

Aydınlatılmış onam; uygulanacak tıbbi işleme dair hastanın gereğince bilgilendirilmesi ve bu aydınlatmanın ardından kendi iradesiyle işleme onay vermesidir. Hastaya yalnızca bir form imzalatılmış olması her durumda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini göstermez. İlgiliye rahatsızlığının kapsamı, planlanan yöntemin gayesi, muhtemel riskleri, mevcut diğer tedavi seçenekleri, başarı şansı, olası komplikasyonlar, iyileşme evresi ve tedavinin kabul edilmemesi halinde karşılaşılabilecek neticeler açıklanmalıdır. Bilgilendirmenin hastanın kavrayabileceği bir dille yapılması, uygulanacak işleme özgü riskleri barındırması ve hastaya değerlendirme yapabilmesi için makul bir süre bırakılması beklenir. Hasta Hakları Yönetmeliği de resmi ve özel tüm sağlık kuruluşlarında hasta haklarının korunması ve ihlallere karşı yasal korunma imkânlarının işletilmesini amaçlamaktadır.

Tıbbi uygulama teknik açıdan usulüne uygun şekilde yerine getirilmiş bulunsa dahi, aydınlatılmış onamın temin edilmemiş veya eksik bırakılmış olması durumunda hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.

Görevli Mahkeme ve Tüketici İşlemi Niteliği

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 3 uyarınca; ticari yahut mesleki gayeler taşımaksızın hareket eden gerçek ya da tüzel kişiler tüketici, kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere bu amaçlarla tüketiciye hizmet veren veya hizmet sunan adına hareket edenler ise sağlayıcı olarak tanımlanmıştır. Hizmet kavramı, bir karşılık mukabilinde yapılan ya da taahhüt edilen mal temini dışındaki tüketici işlemlerini kapsar. Vekâlet ve eser sözleşmeleri de dâhil olmak üzere, ticari veya mesleki maksatla tüketici arasında kurulan hukuki işlemler tüketici işlemi mahiyetindedir.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında; a) Bakan: Gümrük ve Ticaret Bakanını, b) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını, c) Genel Müdür: Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürünü, ç) Genel Müdürlük: Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünü, d) Hizmet: Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan ya da yapılması taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işleminin konusunu, e) İthalatçı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere mal veya hizmetleri ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını ticari veya mesleki amaçlarla ithal ederek satım, kira, finansal kiralama veya benzeri bir yolla piyasaya süren gerçek veya tüzel kişiyi, f) Kalıcı veri saklayıcısı: Tüketicinin gönderdiği veya kendisine gönderilen bilgiyi, bu bilginin amacına uygun olarak makul bir süre incelemesine elverecek şekilde kaydedilmesini ve değiştirilmeden kopyalanmasını sağlayan ve bu bilgiye aynen ulaşılmasına imkân veren kısa mesaj, elektronik posta, internet, disk, CD, DVD, hafıza kartı ve benzeri her türlü araç veya ortamı, g) Konut finansmanı kuruluşu: Konut finansmanı kapsamında doğrudan tüketiciye kredi kullandıran ya da finansal kiralama yapan bankalar ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından konut finansmanı faaliyetinde bulunması uygun görülen finansal kiralama şirketleri ve finansman şirketlerini, ğ) Kredi veren: Mevzuatı gereği tüketicilere kredi vermeye yetkili olan gerçek veya tüzel kişiyi, h) Mal: Alışverişe konu olan; taşınır eşya, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar ile elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri her türlü gayri maddi malları, ı) Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, i) Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, j) Teknik düzenleme: 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunda yer alan tanımı, k) Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, l) Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, m) Tüketici örgütleri: Tüketicinin korunması amacıyla kurulan dernek, vakıf veya bunların üst kuruluşlarını, n) Üretici: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine markasını, unvanını veya herhangi bir ayırt edici işaretini koyarak kendisini üretici olarak gösteren gerçek veya tüzel kişiyi, ifade eder. İKİNCİ KISIM Genel Esaslar Temel ilkeler

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 26.01.2022 tarihli ve E. 2022/9, K. 2022/285 sayılı kararında ifade edildiği üzere, sağlık hizmeti sunulmasına ilişkin sözleşmeler kural olarak tüketici işlemi sayılmakta ve hizmeti sunanın kamu kuruluşu ya da gerçek veya tüzel kişi olması bu niteliği değiştirmemektedir. İlgili kararda vakıf üniversitesi hastanesinin ticari veya mesleki amaçla hareket eden girişimci sıfatıyla sağlayıcı niteliğinde olduğu, hizmeti alan kişinin tüketici olması sebebiyle davanın adli yargıdaki tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmiştir. Uygulamada özel hastane uyuşmazlıkları çoğunlukla tüketici işlemi kapsamında kaldığından tüketici mahkemelerinin görevi öne çıkmakta, tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemesi tüketici mahkemesi sıfatıyla davaya bakabilmektedir. Buna karşın münhasıran serbest çalışan hekime açılan davalar, estetik müdahaleler, sigorta ilişkileri ya da kamu ve vakıf hastanelerine ilişkin süreçler uyuşmazlığın özelliğine göre farklı hukuki nitelemelere konu olabilmektedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/9, K. 2022/285Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/9 E.  ,  2022/285 K. "İçtihat Metni" İstanbul Anadolu 4. Tüketici Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Dava, yanlış tıbbi tedavi sebebine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalı … Üniversitesi Hastanesinde görev yapan diğer davalı doktorlar tarafından estetik amaçlı göğüs küçültme operasyonu yapıldığını, ancak operasyonun hem estetik açıdan hem de sağlık açısından başarısız geçtiğini ve göğsünde asimetri oluştuğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL maddi tazminat ile 70.000,00 TL manevi tazminatın, 11.08.2018 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı üniversite yargı yolu itirazında bulunmuş, diğer davalı doktorlar ise davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince, davalı doktorun hizmet verdiği … Üniversitesinin bir vakıf üniversitesi olup; bağlı bulunan … Üniversitesi Hastanesinin ise bir kamu hastanesi olduğunu, kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada oluşan zarar nedeniyle idari yargı yerinde dava idareye karşı açılması gerektiği belirtilerek; HMK 114/1-b ve 115/2 md gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden redde dair verilen karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince kaldırılarak, davalı doktorların söz konusu üniversitenin çalışanları olduğu ve uyuşmazlık kişisel kusurlarından kaynaklanmadığından Anayasanın 129. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13/1 bendi gereğince oluşan zarardan doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek şartıyla ancak idare aleyhine açılabileceği gözetilerek; davalı … Üniversitesi aleyhine açılan davanın yargı yoluna ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, davalı doktorlar aleyhine açılan davanın ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. (TKHK m.3/1-l) Bir hukuki işlemin 6502 Sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici, diğer tarafın ise satıcı, sağlayıcı ya da müteşebbis olması gerekir. Sağlayıcı; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere, ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder. (TKHK m.3/1-ı). Somut olayda, davacı yararlandığı sağlık hizmetinin kusurlu olmasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş olup; kural olarak sağlık hizmeti verilmesine yönelik her türlü sözleşme tüketici işlemi sayılır. Bu hizmeti veren kişinin kamu kurum ve kuruluşu veya gerçek ya da tüzel kişi olmasının bir önemi yoktur. Nitekim, hastanelerin kurumsal tıbbi kusurları bağlamında, kamu hastaneleriyle özel hastaneler arasındaki ayrım yapaylaştığından gerekli sorumluluk koşulları ve uygulanacak tazminat yaptırımları açısından temelde bir fark görünmemektedir. (Prof. Dr. Mehmet Demir, Hekim ve Hastane Yönünden Tıbbi Sorumluluk Hukuku, Ankara 2018, s. 289). Davalı taraf vakıf üniversitesi hastanesi olup, kamu tüzel kişiliğine haiz ise de; ticari veya mesleki amaçla hareket eden girişimci sıfatıyla TKHK uyarınca sağlayıcı kapsamına girmektedir. Kanuna göre de sağlayıcının gerçek veya tüzel kişi olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince vakıf üniversitelerinin hastanelerinin, devlet üniversiteleri hastanelerinden farkı olmayıp, sağlık hizmetinin sunulmasından kaynaklanan zararların tazmininin idari yargı yerince hizmet kusuru ilkesi kapsamında incelenerek karar verilmesi gerektiği belirtilerek, davalı üniversite yönünden yargı yoluna ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de; yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere davaya konu sağlık hizmetini alan kişi tüketici sıfatına haiz olduğundan taraflar arasındaki hukuki ilişki tüketici işlemi sayılır. Tüketici işleminden kaynaklanan hukuki ihtilaflarda Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Bu nedenle eldeki davadan adli yargı mercileri görevlidir. Davalı doktorlar açısından ise, hastanenin kurumsal hizmet kusuru ile hekimin kişisel kusuru arasında ayrım yapılması gerekmektedir. Kamu tüzel kişiliğine haiz hastanelerde gerçekleşen hatalı tıbbi tedaviler nedeniyle açılan tazminat davalarında, davacı tarafından hastane hekiminin salt kişisel kusuruna dayanıldığı durumlarda, hekimin kişisel kusurlu haksız eylemleri dolayısıyla, Anayasanın 129/5.md ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13/1 maddesindeki yasal güvenceden yararlanılamayacaktır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 15.02.2010 tarih, 2010/538 Esas, 2010/1273 Karar.) Bu durumda yerel mahkemece açılan davada, hem davalı üniversite yönünden, hem de davalı doktorlar yönünden davacının davalı doktorların kişisel kusuruna da dayanmasına göre, dava konusu eylemden dolayı davacının uğradığı zararın, davalıların kişisel kusuru nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken; davalı üniversite yönünden yargı yoluna ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle, davalı doktorlar açısından ise husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında verdiği karar usul ve yasaya aykırı görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, HMK'nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 26.01.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Dava Şartı Arabuluculuk Usulü

6502 sayılı Kanun m. 73/A fıkra 1 uyarınca, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Kanun gereğince; tüketici hakem heyetinin görevi kapsamındaki uyuşmazlıklar, bu heyet kararlarına itirazlar, Kanun'un 73. maddesinin altıncı fıkrası ile 74. maddesinde belirtilen davalar ve taşınmazın aynından doğan tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk dava şartı hükümleri uygulanmaz. Bu yasal istisnalar haricinde doğrudan tüketici mahkemesinde dava açılması durumunda dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden ret riski ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca 6502 sayılı Kanun m. 73/A fıkra 2 gereğince, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin on birinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 73/AKaynağı aç
MADDE 73/A- (Ek:22/7/2020-7251/59 md.) (1) Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz: a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar (2) 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz. (3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları hâlinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Ancak belirtilen hâllerde arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre iki saatlik ücret tutarını geçemez. (4) Arabuluculuk faaliyeti sonunda açılan davanın tüketici lehine sonuçlanması hâlinde arabuluculuk ücreti, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. Üretimin veya satışın durdurulması ve malın toplatılması

Husumet ve Hekimin Kişisel Kusuru Ayrımı

Özel hastane kaynaklı uyuşmazlıklarda davanın yalnızca operasyonu icra eden doktora yöneltilmesi zorunlu değildir. Somut olayın koşullarına göre; özel hastane, ameliyatı yürüten hekim, ilgili branş doktoru, anestezi uzmanı, hemşire, tıp merkezi, laboratuvar, görüntüleme merkezi ve bazı hallerde sigorta şirketi davalı olarak gösterilebilir. Husumetin eksik yöneltilmesi, sorumlulukların tespiti ve tazminatın tahsili sürecinde zorluk yaratabilir.

Sorumluluk tayininde hastanenin kurumsal hizmet kusuru ile sağlık personelinin kişisel kusuru arasında ayrım gözetilmelidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin E. 2022/9, K. 2022/285 sayılı kararında vurgulandığı üzere, kamu tüzel kişiliğine haiz hastanelerdeki hatalı tedaviler sebebiyle açılan davalarda davacı tarafça yalnızca hastane hekiminin salt kişisel kusuruna dayanıldığı takdirde, hekim kişisel kusurlu haksız eylemleri nedeniyle Anayasa m. 129/5 ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 13/1'de düzenlenen yasal güvencelerden yararlanamaz.

İspat Yükü, Deliller ve Bilirkişi Raporuna İtiraz

Tazminat davasında hastanın; zarara uğradığını, bu zararın verilen sağlık hizmetiyle illiyet bağı içinde olduğunu ve zararın hekimin veya hastanenin kusurlu fiilinden ileri geldiğini ortaya koyması gerekir. Yargılama sürecinde hasta dosyası, epikriz raporu, ameliyat notları, anestezi formları, hemşire gözlem kâğıtları, yoğun bakım ve laboratuvar kayıtları, görüntüleme neticeleri, reçeteler, konsültasyon notları, onam formları, hasta yatış ve taburcu belgeleri, ödeme evrakı, hekimle yapılan yazışmalar, operasyon fotoğrafları ve uzman görüşleri delil olarak sunulabilir. Hastanın kendi tıbbi evrakını talep etme hakkı bulunmakta olup bu kayıtların tutulmaması, gerçeğe aykırı değiştirilmesi ya da hastaya verilmemesi hastane aleyhine değerlendirilebilecek ciddi bir durumdur. Taraflarca temin edilen ikinci hekim görüşü ise tek başına mahkemenin yaptıracağı bilirkişi incelemesinin yerini almaz.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 281 gereğince taraflar, bilirkişi raporunun kendilerine tebliğinden itibaren iki hafta içinde raporda eksik gördükleri hususların tamamlanmasını, belirsiz kısımların açıklanmasını veya yeni bir bilirkişi atanmasını talep edebilirler. Talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması yahut özel veya teknik bir çalışma gerektirmesi halinde, bu iki haftalık süre içinde mahkemeye başvurulması şartıyla, sürenin bitiminden işlemek, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre tanınabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 281Kaynağı aç
MADDE 281- (1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22/7/2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir. Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi

Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri

Şartların oluşması durumunda hasta maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilir. Maddi tazminat kalemleri arasında; tedavi ve ilaç giderleri, hatayı gidermek üzere yapılan ek ameliyat giderleri, fizik tedavi, protez ve medikal malzeme masrafları, ulaşım, bakıcı, muayene ve hastane harcamaları, kazanç kayıpları, geçici veya sürekli iş göremezlik zararları ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar yer alır.

Manevi tazminat; uygulanan işlem nedeniyle yaşanan acı, elem, psikolojik yıkım, sosyal hayatın ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesi ile beden bütünlüğünün zedelenmesi gerekçeleriyle istenebilir. Tıbbi uygulama neticesinde hastanın vefat etmesi halinde ise eş, çocuklar, anne, baba ve fiilen destek ilişkisi bulunan şahıslar somut durumun koşullarına göre destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat davası açabilir.

Uygulanacak Zamanaşımı Süreleri

Özel hastane uyuşmazlıklarında zamanaşımı süreleri, hukuki ilişkinin haksız fiil veya sözleşme niteliğine göre şekillenir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 72 gereğince haksız fiilden doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun zamanaşımı belirlediği cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu ceza zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil sebebiyle zarar gören aleyhine bir borç doğmuşsa, tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa dahi borcu ifadan kaçınma imkânı tanınmıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde

Sözleşmeye dayalı alacaklarda aksine kanuni bir hüküm bulunmadıkça 6098 sayılı Kanun m. 146 gereği on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Bununla birlikte aynı Kanun'un 147. maddesi uyarınca vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir. Eser sözleşmesinden doğan alacaklar da kural olarak beş yıllık zamanaşımına tabi tutulmuş; yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç veya gereği gibi ifa etmemesi hali ise bu beş yıllık sürenin istisnası olarak düzenlenmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 147Kaynağı aç
MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: 1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler. 2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri. 3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar. 4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar. 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar. 6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar. III. Sürelerin kesinliği

Ceza Soruşturması ve Mesleki Sorumluluk Kurulu

Tıbbi uygulama hataları taksirle yaralama, taksirle ölüme yol açma, görevi savsaklama veya kayıtların tahrif edilmesi gibi iddialara dayanılarak ceza soruşturmasına konu edilebilir; ceza yargılamasındaki delil ve incelemeler hukuk mahkemesindeki tazminat sürecini etkileyebilir. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek Madde 18 uyarınca, Yükseköğretim Kanunu m. 53 kapsamındaki soruşturma usulüne tabi bulunanlar hariç tutulmak kaydıyla, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde mesleğini icra eden hekim, diş hekimi ve diğer sağlık personelinin muayene, teşhis ve tedavi süreçlerindeki tıbbi eylemleri sebebiyle yapılacak ceza soruşturmalarında 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. Ek Madde 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

Bu kapsamdaki soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Kurul, özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversitesi çalışanları bakımından il sağlık müdürlüğü başkan veya yardımcılarını ön inceleme yapmakla görevlendirebilir. 4483 sayılı Kanun m. 7'deki soruşturma izni süreleri iki kat olarak işler ve Kurulun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

Özel hastaneye açılan tazminat davasında arabuluculuk zorunlu mudur?

6502 sayılı Kanun m. 73/A uyarınca tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; kanuni istisnalar haricinde başvuru yapılmadan dava açılması davanın usulden reddedilmesi riskini doğurur.

Bilirkişi raporuna itiraz süresi ne kadardır?

6100 sayılı Kanun m. 281 gereğince taraflar, bilirkişi raporunun tebliğinden itibaren iki hafta içinde eksikliklerin tamamlanmasını, belirsizliklerin açıklanmasını veya yeni bilirkişi görevlendirilmesini mahkemeden isteyebilir; teknik çalışma gerektiren durumlarda süre bitmeden başvurulursa mahkeme bir defaya mahsus iki haftayı aşmayan ek süre verebilir.

Onam belgesinin imzalanmış olması özel hastanenin sorumluluğunu kaldırır mı?

Yalnızca bir formun imzalatılmış olması her zaman aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini göstermez; tıbbi işlem tekniğine uygun yapılmış olsa dahi aydınlatılmış onamdaki eksiklikler hukuki sorumluluk doğurabilir.

Özel hastane hekimleri hakkında ceza soruşturması açılması izne bağlı mıdır?

3359 sayılı Kanun Ek Madde 18 gereğince, Yükseköğretim Kanunu m. 53'e tabi olanlar hariç, özel sağlık kurumlarındaki hekimlerin muayene, teşhis ve tedavi işlemlerinden kaynaklanan ceza soruşturmalarında soruşturma iznini Mesleki Sorumluluk Kurulu verir.

Özel hastane tazminat davalarında hangi zamanaşımı süreleri uygulanır?

Uygulanacak zamanaşımı hukuki ilişkinin haksız fiil veya sözleşme olarak nitelendirilmesine göre değişir; haksız fiilde öğrenmeden itibaren iki yıl, her halde on yıl ve eylem suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanırken, sözleşmesel temelde genel alacaklar on yıl, vekâlet ve ağır kusur hali hariç eser sözleşmesi alacakları beş yıllık zamanaşımına tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu