Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılmasında Tapu İptali

by Avukat Erdal Ersoy
Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılmasında Tapu İptali

Vekalet Sözleşmesinde Sadakat ve Özen Borcu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 506 uyarınca vekil, üstlendiği iş ve işlemleri müvekkilinin haklı menfaatlerini koruyarak sadakat ve özen kuralları çerçevesinde yürütmekle yükümlüdür. Bu özen yükümlülüğünün kapsamı belirlenirken, benzer alanda iş yürüten basiretli bir temsilciden beklenen davranış ölçüsü esas alınır. Vekilin üstlendiği borcu bizzat yerine getirmesi kural olmakla birlikte, vekile açık yetki verildiği, durumun zorunlu olduğu veya teamülün olanak tanıdığı hâllerde işin bir başkasına gördürülmesi mümkündür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 506Kaynağı aç
MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde

Vekalet Yetkisinin Kötüye Kullanılması ve Taşınmaz Devri

Vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, vekilin temsil yetkisini vekâlet verenin yararına değil, kendi menfaati veya üçüncü kişilerin çıkarı doğrultusunda kullanarak sadakat ve özen borcuna aykırı taşınmaz devri gerçekleştirmesi hâlinde açılır. Bu davada, sadakat borcuna aykırı biçimde yapılan devrin geçersizliği ileri sürülerek taşınmazın tapu kaydının iptali ve gerçek hak sahibi adına yeniden tescili talep edilir.

Temsil yetkisini gösteren bir vekâletnamenin varlığı, vekil tarafından gerçekleştirilen her işlemi kendiliğinden geçerli kılmaz. Vekil, vekâletnamede yetkilendirilmiş olsa dahi bu yetkiyi vekâlet verenin zararına kullanamaz; sadakat borcunun ihlal edildiğinin ispatlanması hâlinde yapılan satış işlemi geçersiz sayılabilir. Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2012/452 Esas ve 2012/1796 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, vekile taşınmazı dilediği bedelle dilediği kimseye satma yetkisi verilmiş olsa ve satılacak kişi açıkça gösterilse bile, bu durum vekile dürüstlük kuralı ile sadakat ve özen borcunu göz ardı ederek makul ölçüler dışına çıkma hakkı tanımaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2012/452, K. 2012/1796Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi 2012/452 E., 2012/1796 K. 1. Hukuk Dairesi 2012/452 E., 2012/1796 K. DAVA AÇMA SÜRESİ VEKALET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL VEKİL İLE SÖZLEŞME YAPAN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN DURUMU VEKİLİN SORUMLULUĞU 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 2 ] 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 390 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakanlarından intikal eden 6 parsel sayılı taşınmazdaki 6 numaralı bağımsız bölümün, kardeşleri olan davalı Şeref'e verdikleri vekaletnameler ile diğer davalı olan eşine temlik edildiğini, temliklerin vekalet görevi kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescile karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında davacılardan Ahmet, davasından feragat etmiştir. Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını, iddiaların doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davacı Ahmet yönünden feragat, diğer davacılar yönünden de zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, bir kısım davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakiminin raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davacı Ahmet yönünden feragat, diğer davacılar yönünden de zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Davada istek, ayna yönelik olup, mülkiyetten kaynaklanan hak istekleri ile vekalet görevinin kötüye kullanılması iddiasına dayalı ayın istekli davaların bir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebilmesi olanaklıdır. Bu nitelikteki davaların zamanaşımı ve hak düşürücü süreye tabi olmadığı da kuşkusuzdur. Bilindiği üzere, Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…" hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun'un 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanun'un 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözönünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde soruşturma yapılarak, tüm delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bir kısım davacıların temyiz itirazının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Taşınmazın gerçek değerinin çok altında satılması, satış bedelinin vekâlet verene ödenmemesi, taşınmazın vekilin bizzat kendisine ya da bir yakınına devredilmesi ve vekâlet verenin talimatlarına aykırı hareket edilmesi satış işlemini geçersiz kılabilecek başlıca olgular arasında yer alır. Taşınmazın piyasa değerine göre çok düşük bir bedelle devredilmesi sadakat borcunun çiğnendiğine karine oluştursa da tek başına düşük bedel her zaman vekâletin kötüye kullanıldığı anlamına gelmez; bu husus diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Üçüncü Kişilerin İyiniyeti ve Yolsuz Tescil

Vekil ile işlem yapan üçüncü kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 3 çerçevesinde iyiniyetli ise, yani vekilin görevini kötüye kullandığını bilmiyor ve kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilebilecek durumda değilse vekille kurulan işlem geçerlidir ve vekâlet vereni bağlar. Bu durumda vekilin görevini kötüye kullanması vekâlet veren ile vekil arasında bir iç sorun niteliğinde kalır. Ancak Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2012/452 Esas ve 2012/1796 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içinde bulunuyorsa veya kötüniyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekâlet verenin sözleşmeyle bağlı sayılmaması Türk Medeni Kanunu m. 2 hükmündeki dürüstlük kuralının gereğidir ve bu kural hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir. Dolayısıyla vekilin görevini kötüye kullandığını bilen ya da bilmesi gereken devralan iyiniyetli sayılmaz ve adına oluşan tapu kaydı iptal edilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
Madde 3- Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. III. Hâkimin takdir yetkisi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 1025 uyarınca bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse, hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. Buna karşılık Türk Medeni Kanunu m. 1023 gereğince tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişilerin bu kazanımı kanunen korunur. Bu çerçevede, yolsuz tescilden sonra taşınmazı iyiniyetle devralan sonraki üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı geçerliliğini muhafaza eder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1023Kaynağı aç
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. 3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1025Kaynağı aç
Madde 1025- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. II. Aynî hakların sona ermesi

Taşınmazın tapu siciline güvenen iyiniyetli üçüncü kişilere geçmiş bulunması sebebiyle tapu kaydının iptalinin mümkün olmadığı durumlarda, gerçek hak sahibi ayni hakkını geri alamayacağından vekilden taşınmazın bedelini, uğradığı zararı ve kullanım kaybını tazminat olarak talep edebilir.

Zorunlu Dava Arkadaşlığı, Zamanaşımı ve Yargılama Usulü

Taşınmazın birden fazla kişiye devredilmiş olması, paylı mülkiyete konu teşkil etmesi veya taşınmaz üzerinde ayni hak tesis edilmiş bulunması hâllerinde davanın tüm ilgililere birlikte açılması zorunludur. Taraf teşkilinin eksik bırakılması durumunda dava usulden reddedilebilir.

Zamanaşımı bakımından davanın niteliği belirleyicidir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2012/452 Esas ve 2012/1796 Karar sayılı ilamı gereğince mülkiyet hakkına ve vekâlet görevinin kötüye kullanılması iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil gibi ayni talepler herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir. Vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet sözleşmesine dayanan iç temsil ilişkisindeki alacak ve tazminat çekişmelerinde ise Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/9017 Esas ve 2018/1211 Karar sayılı ilamı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 147/5 uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır; üçüncü kişiyi kapsayan dış temsil uyuşmazlıklarında bu hüküm uygulama alanı bulmaz. Bununla birlikte vekile yöneltilecek şahsi tazminat istemlerinde Türk Borçlar Kanunu'nun on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanabileceği yönünde değerlendirmeler de bulunmaktadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/9017, K. 2018/1211Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/9017 E.  ,  2018/1211 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TAZMİNAT Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 27.02.2018 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalılar vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir. Davacı, yaşı nedeniyle … gitmesinin zorluğu ve çeşitli nedenlerle, yeğeni olan davalı …'ın eşi olan diğer davalı …'e … … ilçesi köyleri ve hudutları dahilindeki tüm taşınır ve taşınmaz mallardaki hak ve hisselerin tamamı üzerinde bir çok yetkiyi içeren vekaletname verdiğini, vekil … dava konusu 2482 ada 2 parsel, 2483 ada 7 parsel, 2484 ada 1 parsel sayılı taşınmazları davalı eşi … satış suretiyle temlik ettiğini, davalıların el ve iş birliği içinde hareket ettiklerini, satış iradesi bulunmadığı gibi satış bedelinin de ödenmediğini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 200.000,00 TL’nin (ıslah ile 224.953,12 TL) satış tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar, zamanaşımı def'inde bulunarak, davanın esastan da reddini savunmuşlardır. Mahkemece, vekalet görevinin kötüye kullanılması bakımından 818 sayılı Borçlar Kanun'un 126/4. maddesindeki 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı …'ın … . Noterliği'nin 15.5.2006 tarih ve 25188 yevmiye nolu düzenleme şeklindeki vekaletnamesi ile … ili … ilçesindeki tüm taşınmazlarının devri konusunda yeğeni davalı …'ın eşi olan diğer davalı …'i vekil tayin ettiği, vekil Nursel'in anılan vekaletnameye istinaden çekişme konusu 2482 ada 2 parsel, 2483 ada 7 parsel, 2484 ada 1 parsel sayılı taşınmazlardaki davacı paylarını 14.06.2006 tarihinde eşi olan davalı …'e satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; Borçlar Kanunun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır.Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan,onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 6098 sayılı TBK. nun 506. (818 sayılı BK. nun 390/2.) maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…" hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Bunun yanısıra, 6098 sayılı TBK. nun 147/5. (818 sayılı BK. nun 126/4.) maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin vekalet aktinden kaynaklanan ve vekil ile müvekkil arasındaki çekişmelerde ( iç temsil ilişkilerinde ) uygulama yeri bulacağı tartışmasızdır. Eldeki davada ileri sürülen hukuki sebebe ( dış temsil ilişkisine ) dayalı isteklerde anılan yasa hükmünün uygulama yeri yoktur. Hal böyle olunca, vekalet görevinin kötüye kullanılması iddiası bakımından yukardaki ilkeler uyarınca taraf delillerinin toplanması, işin esasının incelenmesi, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile istemin 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 147Kaynağı aç
MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: 1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler. 2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri. 3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar. 4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar. 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar. 6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar. III. Sürelerin kesinliği

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12/1 uyarınca taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesidir. Davacının haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi hâlinde mahkeme, yargılama sürecinde taşınmazın devrini önlemek amacıyla tapu kaydına satış ve devir yasağı şerhi konulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verebilir. İlk derece mahkemesi kararına karşı tebliğden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna ve yasal parasal sınırların üzerindeki istinaf kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 12Kaynağı aç
MADDE 12- (1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. (2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. (3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir. Karşı davada yetki
Vekaletnamede dilediği bedelle satış yetkisi bulunması işlemi geçerli kılar mı?

Vekâletnamede vekile dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapma yetkisi verilmiş olsa dahi bu yetki vekile sadakat ve özen borcunu göz ardı ederek makul ölçülerin dışına çıkma ve vekâlet verenin zararına işlem tesis etme hakkı tanımaz.

Satış bedelinin piyasa değerinden düşük olması tapunun iptali için tek başına yeterli midir?

Taşınmazın piyasa değerine göre çok düşük bir bedelle devredilmesi vekilin sadakat borcuna aykırı hareket ettiğine karine teşkil etmekle birlikte tek başına düşük bedel bulunması her zaman vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı anlamına gelmez ve diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Taşınmaz iyiniyetli üçüncü kişiye geçmişse hak sahibi vekilden ne talep edebilir?

Taşınmazın Türk Medeni Kanunu m. 1023 uyarınca iyiniyetli üçüncü kişiye intikal etmesi sebebiyle tapu kaydının iptal edilemediği durumlarda, gerçek hak sahibi vekilden taşınmazın bedelini, uğradığı zararı ve kullanım kaybını tazminat olarak talep edebilir.

Vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptal davası zamanaşımına tabi midir?

Mülkiyet hakkına ve vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı ayni tapu iptali ve tescil talepleri herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabilir. Vekile karşı iç ilişkiye dayanılarak yöneltilecek alacak istemlerinde Türk Borçlar Kanunu m. 147/5 uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmakta, vekilden talep edilecek şahsi tazminat istemlerinde ise on yıllık genel zamanaşımı süresinin de uygulanabileceği kabul edilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu