İnançlı İşlem Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası

by Avukat Erdal Ersoy
İnançlı İşlem Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası

İnançlı işlem, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere bir mal varlığı değerini veya hakkını inanılana devretmesi, inanılanın da bu hakkı belirlenen şartlara uygun olarak kullanıp amaç gerçekleştiğinde inanana iade etmesini düzenleyen sözleşmedir. Bu hukuki ilişkide devre konu nesne inanç konusu şey olarak adlandırılırken devri gerçekleştiren inanan, mülkiyeti kendi adına veya yararına doğrudan yahut dolaylı kullanan taraf ise inanılan konumundadır. İnanılan tarafın inanç konusunu iade borcunu yerine getirmemesi durumunda inanan, dava yoluyla mülkiyetin hükmen devrini talep edebilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 33 uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygular ve ileri sürülen maddi vakıaların hukuki tavsifini kendisi belirler.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2013/12550, K. 2014/420Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2013/12550 E.  ,  2014/420 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 24/04/2013 NUMARASI : 2011/250-2013/137 Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.12.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, kademeli olarak ise tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.04.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. Davalılar vekili, tapu iptali ve tescil isteminin geçerli bir sözleşme olmaması nedeniyle, tazminat isteminin ise zamanaşımı nedeniyle reddini savunmuştur. Mahkemece, tapu iptali ve tescil davasının harici satış sözleşmesinin geçerli olmaması nedeniyle, tazminat isteminin ise zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m. 225 vd.) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; Davacı, davalı B. Ç. dünürü olduğunu, kızı Sevilay ile damadı Mehmet’in nişanlı olduğu dönemde dava konusu 104 ada 24 ( imar uygulaması ile 104 ada 61, 62, 63 ve 64 ) parsel sayılı taşınmazın yarı yarıya satın alındığını hisseli olarak tescil edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle davalıların murisi H. Ç. adına tescil edildiğini, buna ilişkin 31.08.1998 tarihli belgenin düzenlendiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil, bu istem kabul edilmediği takdirde taşınmazın rayiç değerinin davalılardan tahsilini istemiştir. Bu durumda, mahkemece davacının inanç sözleşmesine dayandığının kabulü ile tapu iptali ve tescil isteğinin yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davacının talebi hatalı şekilde nitelendirilerek harici satış sözleşmesinin geçerli olmadığından bahisle tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar verilmesi doğru değildir. Öte yandan, inanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Borçlar Kanununun 128. maddesi gereğince de zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Bu gibi davalarda zamanaşımının başlama tarihi, inanç sözleşmesine dayanan kişinin ferağ verileceği umudunu yitirdiği tarih olarak kabul edilmektedir. Davacı ferağ umudunu kaybettiğini dava açmak suretiyle gösterdiğinden açılan dava zamanaşımı süresi içindedir. Mahkemece, açıklanan bu hususlar gözardı edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 09.01.2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 33Kaynağı aç
MADDE 33- (1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukuki Sorumluluğu BİRİNCİ AYIRIM Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve Reddi Yasaklılık sebepleri

Arabuluculuk Şartının Bulunmaması ve İhtiyari Başvuru

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/B fıkra 1 hükmünde; kira ilişkisi, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesi, Kat Mülkiyeti Kanunu ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı olarak düzenlenmiştir. İnanç sözleşmesinden kaynaklanan davalar maddede sayılan bu uyuşmazlık kategorileri arasında açıkça yer almamaktadır; taraflar uyuşmazlığın çözümü için dava öncesinde ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurabilir. Taşınmazın devrine veya sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra, 6325 sayılı Kanun m. 18/B fıkra 5 uyarınca tapu müdürlüğünce gerekli inceleme ve değerlendirme yapılarak resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir.

6325 sayılı HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU m. 18/BKaynağı aç
MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar. c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar. ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar. (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ALTINCI BÖLÜM Arabulucular Sicili Arabulucular sicilinin tutulması

İnanç Sözleşmesinin Yazılı Delille İspatı ve İstisnaları

05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç sözleşmesinin varlığı kural olarak tarafların imzalarını taşıyan yazılı delille kanıtlanabilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2018/5340, K. 2020/5372 sayılı kararında da inanan ile ilk el arasındaki taşınmaz temlikinin gerçek bir satış olmadığını ve geri alma koşuluyla yapıldığını gösteren yazılı belge inançlı işlemin kanıtı kabul edilmiş, ancak son kayıt maliki üçüncü kişinin ediniminde kötüniyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 201 uyarınca ise senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 201Kaynağı aç
MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Delil başlangıcı
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2018/5340, K. 2020/5372Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2018/5340 E.  ,  2020/5372 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davalı … tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; KARAR- Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.Davacı, kayden maliki bulunduğu 934 ada 48 parsel sayılı taşınmazdaki 9 numaralı bağımsız bölümün bankaya olan borcundan dolayı satılmasını engellemek amacıyla davalı … ile vardıkları anlaşma doğrultusunda aralarında bila tarihli sözleşme düzenlediklerini, anılan sözleşme ile davalı …’nin kredi alıp taşınmaz üzerindeki haczi kaldıracağının ve sonrasında dava konusu taşınmazı iade edeceğinin kararlaştırıldığını, ne var ki, anlaşma hükümlerine aykırı şekilde davalı …’nin çekişmeli bağımsız bölümü davalı …’a satış suretiyle temlik ettiğini, davalı …’ın da söz konusu taşınmazı diğer davalı …’ye satış yoluyla devrettiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiştir.Davalılar, davaya cevap vermemişler ve duruşmalara da katılmamışlardır. Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın Dairece; “…Davacı, davalı … ile aralarındaki sözleşmeye bağlı olarak inançlı işlem hukuki nedenine dayandığına ve sözleşmeye davalı tarafından itiraz edilmediğine göre davacının iddiasını tanıkla ispatlaması mümkündür…Hâl böyle olunca, davacı tanığı … 'ın yöntemince duruşmaya çağrılarak davacının iddiaları hakkında beyanının alınması, davacının inançlı işlemin belgesi olarak bildirildiği sözleşme aslının … Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/2044 sayılı soruşturma dosyasından getirilmesi, böylece tüm delillerin değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir…”gerekçesiyle bozulması üzerine mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davalılar … ve … yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı … bakımından ise; iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nin 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir. Somut olaya gelince, davacı ile ilk el olan davalı … arasında düzenlenen tarihsiz belgeden, davacının davalı …’ye yaptığı taşınmaz temlikinin gerçek satış olmadığı ve geri alma koşulu ile gerçekleştirildiği hususunda kuşku yoktur. Bir başka deyişle, davacının ibraz ettiği sözleşme, inançlı işlemin yazılı kanıtı niteliğindedir. Ancak; davalı …’nin bağımsız bölümü devrettiği davalı … ikinci el konumunda ve davalı … de taşınmazı iktisap eden üçüncü el durumundadır. Bu itibarla, kayıt maliki … yönünden tapu iptali-tescile karar verilebilmesi, davalı …’nin taşınmazı ediniminde iyiniyetli olmadığının belirlenmesi koşuluna bağlıdır. Zira, kayıt maliki … ’nin iyiniyetli olması halinde TMK'nin 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı tartışmasızdır.Tüm bu açıklamalar dosya içeriğindeki deliller ve özellikle tanık beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde; üçüncü el durumundaki davalı …’nin kötüniyetli olduğunun ispatlandığını söyleyebilme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, davalı … yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Davalı …’nin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tarafların imzasını içeren tam bir yazılı delilin bulunmadığı durumlarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 202 çerçevesinde delil başlangıcına dayanılabilir. Delil başlangıcı, iddia edilen işlemi tam olarak ispata yetmemekle birlikte bu işlemi muhtemel gösteren ve aleyhine ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. İnanılanın el yazısıyla düzenlenip imzalanmamış mektupları, paraf taşıyan metinler veya usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler delil başlangıcı niteliğinde kabul edilir; bu tür belgelerin varlığı halinde inanç sözleşmesi tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin E. 2016/14171, K. 2019/6322 sayılı ve E. 2015/17422, K. 2016/9665 sayılı kararlarında, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil taleplerinde yazılı delil bulunmadığı gerekçesiyle verilen ret kararları çoğunluk tarafından usul ve yasaya uygun bulunarak onanmıştır. Bununla birlikte 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 203 uyarınca altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerde; işin niteliğine ve tarafların durumlarına göre senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş işlemlerde; senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan durumlarda; irade bozukluğu, aşırı yararlanma ve üçüncü kişilerin muvazaa iddialarında tanık dinlenebilir. E. 2016/14171, K. 2019/6322 sayılı karardaki karşı oyda ise mülkiyet hakkına dayalı inançlı işlem ile şahsi hakka dayalı işlem arasında ayrım yapılarak HMK m. 203 çerçevesinde tanık dinlenebilmesi gerektiği savunulmuştur.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/14171, K. 2019/6322Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2016/14171 E.  ,  2019/6322 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı tarafından, davalı aleyhine 25/05/2015 gününde verilen dilekçe ile inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 30/06/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _ K A R A R _ Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/10/2019 tarihinde oy çokluğuyla ile karar verildi. KARŞI OY Dava, davacı baba … ile davalı oğul … arasında yapıldığı iddia olunan inanç sözleşmesi çerçevesinde, parası davacı tarafından karşılanan ve davalı adına tapuda kayıtlı dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline yöneliktir. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir. Yerel mahkeme gerekçesinde; davanın inanç sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil olduğunu, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç sözleşmesinin ancak yazılı delille kanıtlanabileceğini, bu nedenle davacı tanıklarının dinlenmediğini ve davacının yazılı bir belge ile davasını ispatlayamadığını, bu nedenle davanın reddine karar verildiğini belirtmiştir. Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Bilindiği gibi, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun; 1) "İspat hakkı" kenar başlıklı 189. maddesinin üçüncü fıkrasında, "(3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz.", 2) "Kanunda düzenlenmemiş deliller" kenar başlıklı 192. maddesinde, "(1) Kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğunu öngörmediği hâllerde, Kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilir.", 3) "Senetle ispat zorunluluğu" kenar başlıklı 200. maddesinde, "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.", 4) "Senede karşı tanıkla ispat yasağı" kenar başlıklı 201. maddesinde, "(1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.", 5) "Delil başlangıcı" kenar başlıklı 202. maddesinde, "(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.", 6) "Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" kenar başlıklı 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde "(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.", Hükümlerine yer verilmiştir. Kanunlarımızda, gerek inançlı işlemi gerekse inanç sözleşmesini doğrudan düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. İnanç sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde dayanak yapılan 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, inançlı işlemin ispatı için yazılı delil aranmış olup, inançlı işlemin geçerliliği için şekil şartı aranmamıştır. 6100 sayılı Kanunun 189. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bir hususun belirli delillerle ispatını ancak kanun emredebilir. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. İspatı hakkında ise yine kanunlarımızda belirli delillerle ispatını emreden bir hüküm de yer almış değildir. Bu hüküm uyarınca, içtihadı birleştirme kararı ile dahi bir hususun belirli bir delille ispatı şart koşulamaz, yargılama ispat konusundaki kanun hükümlerine göre yapılmalıdır. Öte yandan, uyuşmazlığın çözümünde dayanak yapılan İçtihadı Birleştirme Kararı, konusuyla sınırlı, gerekçesiyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla görülmekte olan benzer davalar için bağlayıcıdır. “Mülkiyet hakkına” dayanılarak, inançlı işlem iddiasıyla açılan tapu iptal davası ile “şahsi hakka” dayanılarak, inançlı işlem iddiasıyla açılan tapu iptali davası arasında farklılık bulunmaktadır. Şöyle ki, mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal davasında, davaya konu taşınmazın mülkiyetinin önceden davacıda bulunduğu, teminat amacıyla veya başka bir sebeple davalıya devredildiği ve yapılan inanç sözlemesi gereğince taşınmazın mülkiyetinin davacıya iadesi gerekirken, davalı tarafın bu inanç sözleşmesine aykırı davranması nedeniyle iadeye yanaşmadığından tapunun iptali ile davacı adına tescili talep edilmektedir. Mülkiyet hakkına dayanılan davada, davacı taraf mülkiyetinde bulunan taşınmazı resmi akit ile davalıya devrettiğinden senede karşı tanıkla ispat yasağını düzenleyen HMK'nın 201. madde hükmü gereğince, taraflar baba-oğul olsa bile inançlı işlemin tanıkla ispatı mümkün olamaz. 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı bu tür davalar açısından geçerli olup, istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır. Davaya konu olay ise, “mülkiyet hakkına” dayanmayıp, “şahsi hakka” dayalı tapu iptal ve tescil davasıdır. Davacı, mülkiyeti başkasına ait bulunan taşınmazın bedelinin kendisi tarafından karşılanmak suretiyle alındığını, o tarihteki ekonomik durumu nedeniyle taşınmazın resmi satış işleminin üniversite öğrencisi olan oğlu davalı adına yapılarak tapuya kayıt ettirildiğini, yıllardır kendisi tarafından kullanıldığını, davalının taşınmazı satışa çıkardığını, inançlı işleme aykırı davrandığını belirterek, taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescilini talep etmiştir. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı mülkiyet hakkına dayanılarak, inançlı işlem nedeniyle açılan tapu iptal davalarında uygulanabilir. Tapu iptal davasının şahsi hakka dayanması halinde, davalı taraf iddianın aksini ispat amacıyla senet ileri süremez ise bir senedin varlığından ve senede karşı tanıkla ispat yasağından söz edilemeyecektir. Mahkemece, inançlı işlem nedeniyle mülkiyeti davalıya devredilen ve yine bu sözleşme hükümleri uyarınca mülkiyet hakkına dayanılarak taşınmazın iadesinin talep edildiği davalarda uygulanması gereken İçtihadı Birleştirme Kararının, yanlış anlam verilmek suretiyle, şahsi hakka dayalı inançlı işlem gerekçe gösterilerek açılan bu davada da uygulandığı, ispat hukukuna ilişkin hükümlerin ise nazara alınmadığı ve davacının elinde davasını ispata yönelik yazılı belgesi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Davaya konu inançlı işlemin baba-oğul arasında yapıldığı ve bu taraflar arasında mülkiyetin nakline yönelik resmi bir senedin varlığı ileri sürülmediğine göre, davanın ispat hukukuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde ve özellikle 6100 sayılı Kanunun senetle ispatın istisnasını düzenleyen 203. maddesi nazara alınarak davacı tarafın tanıkları dinlenmek suretiyle çözülmesi gerekirken; mahkemece, davacının tanık deliline dayanamayacağına yönelik değerlendirmeleriyle, tanık dinletme talebi reddedilerek, iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Açıklanan gerekçelerle, yerel mahkemenin hukuka aykırı hükmünün bozulması gerekirken, onanmasına yönelik Sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 203Kaynağı aç
MADDE 203- (1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler. c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler. ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları. d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları. e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli. İlamların ve resmî senetlerin ispat gücü
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/17422, K. 2016/9665Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2015/17422 E.  ,  2016/9665 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.03.2014 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.04.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.11.2016 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, davacı kardeş ile davalı ağabey arasında yapıldığı iddia olunan inanç sözleşmesi çerçevesinde, parası davacı tarafından karşılanan ve 07.09.2009 tarihinde davalı adına satın alınan ve halen davalı adına kayıtlı bulunan … İlçesi, 1729 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan C/2, 63 Nolu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline yönelik olup, davacı birleştirilen dava ile tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir. Yerel mahkeme gerekçesinde; davanın inanç sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil olduğunu, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç sözleşmesinin ancak yazılı delille kanıtlanabileceğini, bu nedenle davacı tanıklarının dinlenmediğini ve davacının yazılı bir belge ile davasını ispatlayamadığını, bu nedenle davanın reddine karar verildiğini belirtmiştir. Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Bu konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/11-376 Esas, 2014/49 Karar sayılı ve 29.01.2014 tarihli kararının gerekçe bölümünde; "Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, inanç sözleşmeleri kaynağını mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararından almakta, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır. Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, "kötü niyetli ve haksız gizlemeler" dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumda, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira Borçlar Kanunu’nun "müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur" hükmünün bu düşünceyi doğruladığına değinildikten sonra sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna, hükmolunmuştur. İnançları Birleştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır. Belirtilen İnançları Birleştirme kararının sonuç bölümü uyarınca; inanç sözleşmesi olarak anılan belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi yeterli görülmüş olup, inanç sözleşmesine dayalı iddiaların şekle bağlı olmayan, tarafların imzasını taşıyan yazılı belge ile kanıtlanabileceği, inançlı işleme konu belgenin, akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığına hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 23.05.1990 gün ve 1990/1-2002 E. 1990/315 K.; 17.10.1990 gün ve 1990/14-325 E. 1990/492 K.; 29.06.2005 gün ve 2005/14-395 E. 2005/421 K.; 28.12.2005 gün ve 2005/14-677 E. 2005/774 K.; 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E., 2009/299 K. sayılı kararlarında da bu ilkeler benimsenmiş olup, bu kararlar, iyiniyet ve hakkaniyete ilişkin kuralların da hukukumuzun temeli olmasının bir sonucudur. İnanç sözleşmelerinin hukuki dayanağını anlattıktan sonra uyuşmazlığın çözümünde faydalı olacağı düşünüldüğünden ispat hukuku açısından da konuya bakılması gerekmektedir. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre, inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen taraf 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 6. maddesi uyarınca iddiasını ispat etmek zorundadır. İnanç sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunun 18. maddesi ile 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından almakta olup, sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi kural olarak ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Esasen, yazılı şeklin, kanıtlama aracı olduğu ilkesinden hareketle uygulamada, yine ispat vasıtası olarak yemin (mülga 1086 sayılı HUMK m. 337), ikrar ve kabul tarafı bağlayıcı kabul edilmiş, davanın (iddianın) kanıtlanabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak, uygulama bununla da yetinmemiş, yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belge ve vakıaların tamamlayıcı kanıtlarla (mülga 1086 sayılı HUMK.m.292), inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlayabileceğini kabul etmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E. 2009/299 K.; 14.07.2010 gün ve 2010/14-394 E. 2010/395 K. ile 15.04.2011 gün ve 2011/13-14 E. 2011/189 K. sayılı kararları). Buna göre, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı halinde; yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa, mülga 1086 sayılı HUMK'nın 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir." açıklamalarına yer verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu kararına göre, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç ilişkisi kural olarak, ancak yazılı delille kanıtlanabilir, bununla birlikte uygulamada, yazılı şeklin kanıtlama aracı olduğu ilkesinden hareketle, ispat vasıtası olarak yemin, ikrar ve kabulün de tarafları bağlayacağı kabul edilmiştir. Bilindiği gibi, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun; 1- "İspat hakkı" kenar başlıklı 189. maddesinin üçüncü fıkrasında, "(3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz.", 2- "Kanunda düzenlenmemiş deliller" kenar başlıklı 192. maddesinde, "(1) Kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğunu öngörmediği hâllerde, Kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilir.", 3- "Senetle ispat zorunluluğu" kenar başlıklı 200. maddesinde, "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.", 4- "Senede karşı tanıkla ispat yasağı" kenar başlıklı 201. maddesinde, "(1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.", 5- "Delil başlangıcı" kenar başlıklı 202. maddesinde, "(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.", 6- "Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" kenar başlıklı 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde "(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.", Hükümlerine yer verilmiştir. Kanunlarımızda, gerek inançlı işlemi gerekse inanç sözleşmesini doğrudan düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. İnanç sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde dayanak yapılan 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, inançlı işlemin ispatı için yazılı delil aranmış olup, inançlı işlemin geçerliliği için şekil şartı aranmamıştır. 6100 sayılı Kanunun 189. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bir hususun belirli delillerle ispatını ancak kanun emredebilir. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. İspatı hakkında ise yine kanunlarımızda belirli delillerle ispatını emreden bir hüküm de yer almış değildir. Bu hüküm uyarınca, içtihadı birleştirme kararı ile dahi bir hususun belirli bir delille ispatı şart koşulamaz, yargılama ispat konusundaki kanun hükümlerine göre yapılmalıdır. Öte yandan, uyuşmazlığın çözümünde dayanak yapılan İçtihadı Birleştirme Kararı, konusuyla sınırlı, gerekçesiyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla görülmekte olan benzer davalar için bağlayıcıdır. “Mülkiyet hakkına” dayanılarak inançlı işlem iddiasıyla açılan tapu iptal davası ile davacının “şahsi hakka” dayanarak, inançlı işlem iddiasıyla açtığı tapu iptali davası arasında farklılık bulunmaktadır. Şöyle ki, mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal davasında, davaya konu taşınmazın mülkiyetinin önceden davacıda bulunduğu, teminat amacıyla veya başka bir sebeple davalıya devredildiği ve yapılan inanç sözlemesi gereğince taşınmazın mülkiyetinin davacıya iadesi gerekirken, davalı tarafın bu inanç sözleşmesine aykırı davranması nedeniyle iadeye yanaşmadığından tapunun iptali ile davacı adına tescili talep edilmektedir. Davacı taraf, mülkiyetinde bulunan taşınmazı resmi akit ile davalıya devrettiğinden senede karşı tanıkla ispat yasağını düzenleyen HMK'nın 201. maddesi nazara alınarak, taraflar kardeş olsa bile tanıkla ispatın mümkün olamayacağı 1947 tarihli İBK gerekçe gösterilerek, ancak yazılı delille ispatlanabileceği konusunda Yargıtayın istikrarlı kararlı bulunmaktadır. Davaya konu olay, “mülkiyet hakkına” dayanmayıp, “şahsi hakka” dayalı tapu iptal ve tescil davasıdır. Davacı, mülkiyeti başkasına ait bulunan taşınmazın, bedeli kendisi tarafından karşılanmak suretiyle alındığını, ancak davalı ağabeyi ile yaptıkları inanç sözleşmesi gereğince tapusunun kendi üzerine değil ağabeyi üzerine yapıldığını, aralarında meydana gelen anlaşmazlıklar nedeniyle davalının inanç sözleşmesine aykırı davranışta bulunduğu iddiasında bulunarak finansmanı kendisi tarafından karşılanan ve alındığı tarihten itibaren kendisinin oturduğu, davalı ağabeyi adına kayıtlı bulunan taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescilini talep etmiştir. 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının, mülkiyet hakkına dayanılarak, inançlı işlem nedeniyle açılan tapu iptal davalarında uygulanabileceği; tapu iptal davasının şahsi hakka dayanması halinde, davalı tarafın iddianın aksini ispat amacıyla senet ileri sürmemesi halinde, bir senedin varlığından ve senede karşı tanıkla ispat yasağından söz edilemeyecektir. Mahkemece, inançlı işlem nedeniyle mülkiyeti davalıya devredilen ve yine bu sözleşme hükümleri uyarınca mülkiyet hakkına dayanılarak taşınmazın iadesinin talep edildiği davalarda uygulanması gereken İçtihadı Birleştirme Kararının, yanlış anlam verilmek suretiyle, şahsi hakka dayalı inançlı işlem gerekçe gösterilerek açılan bu davada da uygulandığı, ispat hukukuna ilişkin hükümlerin ise nazara alınmadığı ve yazılı belge bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Davaya konu inançlı işlemin, kardeşler arasında yapıldığı ve taraflar arasında mülkiyetin nakline yönelik resmi bir senedin varlığı ileri sürülmediğine göre, davanın ispat hukukuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde ve özellikle 6100 sayılı Kanunun senetle ispatın istisnasını düzenleyen 203. maddesi nazara alınarak davacı tarafın tanıkları da dinlenmek suretiyle çözülmesi gerekir. Açıklanan gerekçelerle, yerel mahkemenin hukuka aykırı kararı bozulması gerekirken, onanmasına yönelik Sayın çoğunluğa katılamıyorum.

İkrar ve Yemin Yoluyla İspat Usulü

İnanç sözleşmesine dair yazılı belge veya delil başlangıcı sunulamadığı takdirde uyuşmazlık kesin delillerle çözümlenebilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 188 uyarınca tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar çekişmeli olmaktan çıkar, ispatı gerekmez ve maddi bir hata bulunmadıkça ikrardan dönülemez. Sulh görüşmeleri esnasında yapılan ikrarlar ise tarafları bağlamaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 188Kaynağı aç
MADDE 188- (1) Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez. (2) Maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan dönülemez. (3) Sulh görüşmeleri sırasında yapılan ikrar tarafları bağlamaz. İspat hakkı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 225 uyarınca yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar oluşturur; bir kimsenin bir hususu bilmesi de kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. İnanç sözleşmesine dayalı davada davacının yemin deliline dayanması halinde, mahkemece davacıya bu hakkın hatırlatılması gerekir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 225Kaynağı aç
MADDE 225- (1) Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. Yemine konu olamayacak vakıalar

Zamanaşımı Süresi ve Başlangıç Anı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 146 gereğince kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. İnanç sözleşmesine dayalı alacak ve iade talepleri bakımından özel bir zamanaşımı süresi belirlenmediğinden bu genel on yıllık süre tatbik edilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 149 fıkra 1 uyarınca zamanaşımı alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar; alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde ise zamanaşımı bildirimin yapılabileceği günden itibaren işlemeye başlar. İnanç sözleşmesinden doğan davalarda zamanaşımının başlangıç tarihi, inanç sözleşmesine dayanan kişinin ferağ verileceği umudunu yitirdiği tarih olarak kabul edilmektedir. İddiada bulunanın ferağ umudunu dava açarak gösterdiği ve aksi kanıtlanmadıkça bu umudun dava tarihinde yitirilmiş sayılacağı değerlendirilmekle birlikte, ferağ umudunun somut olayda hangi tarihte yitirildiği uyuşmazlığın koşullarına göre belirlenir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 149Kaynağı aç
MADDE 149- Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar. 2. Dönemsel edimlerde

Taşınmazın Üçüncü Kişiye Devredilmesi ve İyiniyetin Korunması

İnanılan tarafın inanç konusunu oluşturan taşınmazı üçüncü bir kişiye devretmesi durumunda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 1023 hükmü uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu edinimi kanunen korunur.

Taşınmazı devralan son kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapu iptali ve tescil kararı verilebilmesi, bu kişinin iktisap anında iyiniyetli olmadığının kanıtlanmasına bağlıdır. Üçüncü kişinin ediniminde kötüniyetli olduğunun ortaya konulamaması ve tapu kaydına güvenerek iyi niyetle hak iktisap ettiğinin anlaşılması halinde aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası dinlenmez ve tescil geçerliliğini muhafaza eder.

İnanç sözleşmesine dayalı davada arabuluculuk zorunlu mudur?

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/B fıkra 1'de sayılan dava şartı arabuluculuk kapsamındaki uyuşmazlıklar arasında inançlı işlem davaları açıkça yer almamaktadır; bu nedenle dava açılmadan önce arabulucuya başvuru zorunlu bir dava şartı oluşturmaz, ancak taraflar ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurabilir.

İnanç sözleşmesi hangi delillerle ispatlanır?

İnanç sözleşmesi kural olarak tarafların imzasını taşıyan yazılı delille ispatlanır; delil başlangıcı bulunması halinde tanık dahil her türlü delille, yazılı kanıt bulunmadığında ise ikrar veya yemin gibi kesin delillerle kanıtlanabilir.

İnançlı işlemde zamanaşımı süresi ne zaman başlar?

İnanç sözleşmesinden doğan davalarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 146 uyarınca on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır; bu süre inanç sözleşmesine dayanan kişinin ferağ verileceği umudunu yitirdiği tarihte işlemeye başlar ve aksi kanıtlanmadıkça bu umudun davanın açıldığı tarihte yitirildiği kabul edilir.

İnanç konusu taşınmazı satın alan üçüncü kişinin tapusu iptal edilebilir mi?

Tapu kütüğüne güvenerek iyiniyetle taşınmazı devralan üçüncü kişinin kazanımı Türk Medeni Kanunu m. 1023 gereğince korunur; tapu iptali ancak üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunun kanıtlanması halinde mümkündür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu