Üniversitede Mobbing ve Manevi Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Üniversitede Mobbing ve Manevi Tazminat Davası

İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar, bu eylem ve işlemlerden doğan zararları için tam yargı davası açabilir.

Danıştay 8. Daire, E. 2021/7788, K. 2023/7299Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/7788 E.  ,  2023/7299 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/7788 Karar No : 2023/7299 TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) … VEKİLİ : Av. … 2- (DAVALI) … Üniversitesi VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: … Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapan davacı tarafından, asılsız iddialarla ve hukuka aykırı olarak hakkında yapılan disiplin soruşturmaları ile davalı idarenin ve kendisi ile aynı fakülte ve bölümde görev yapan öğretim üyelerinin haksız ve kötü niyetli davranışlarına maruz kaldığı ve bu süreçte yaşadığı elem ve ızdırap sebebiyle kanser hastalığına yakalandığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 10.000,00-TL maddi, 200.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 210.000,00-TL tazminatın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; Uyuşmazlık konusu olayda, davacı tarafından, yukarıda da aktarıldığı üzere, asılsız iddialarla ve hukuka aykırı olarak hakkında yapılan disiplin soruşturmaları ile davalı idarenin ve kendisi ile aynı fakülte ve bölümde görev yapan öğretim üyelerinin haksız ve kötü niyetli davranışlarına maruz kaldığı ve bu süreçte yaşadığı elem ve ızdırap sebebiyle kanser hastalığına yakalandığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmakta ise de; mobbinge yol açtığı iddia edilen işlemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi neticesinde; doğası gereği disiplin soruşturmaları ve disiplin cezalarının, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair olumsuz tezahürlere yol açması mümkün olmakla birlikte, kamu görevlisi olan davacı hakkında disiplin soruşturması yürütülerek disiplin cezası uygulanmasının tek başına mobbing oluşturduğundan söz edilememesi, disiplin cezalarının hukuka aykırılığının saptanarak iptal edilmiş olmasının bu durumu değiştirmemesi ve mobbing olarak nitelendirilebilecek başkaca eylem veya işlemlerin varlığının da kanıtlanamaması, bir başka deyişle, davacıya sistematik ve sürekli psikolojik baskı uygulandığını gösterir delillerin bulunmaması, kişilik hakları veya sağlığının sistematik bir saldırıya uğradığının hukuken geçerli somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamaması; dolayısıyla da, davalı idarenin eylem ve işlemleri ile meydana geldiği ileri sürülen zararlar arasında illiyet bağı kurulamaması nedeniyle maddi ve manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşulların oluşmadığı sonucuna varılarak, davanın reddine / dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Olayda davacı hakkında 2015 yılından itibaren davalı idarece tesis edilen işlemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, davacı üzerinde fiziki ve ruhsal olumsuz etkilere yol açtığı, davacıya yönelik olarak belirli bir süre sistematik biçimde devam eden yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan bu işlemler nedeniyle, davacıya manevi tazminat ödenmesini gerektiren koşulların oluştuğu sonucuna varıldığından duyduğu elem ve ızdırabın giderilmesi için takdiren, 20.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/07/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılarak, … İdare Mahkemesi'nin … gün ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davanın reddine ilişkin Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 20.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26.07.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, maddi tazminat ve fazlaya ilişkin manevi tazminat talepleri yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacı tarafından mobbing olarak nitelenen uygulama ve işlemlerin ağır hizmet kusuru olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, somut olayda manevi tazminatı gerektirecek koşulların bulunmadığı, hukuken korunması gerekli şeref ve haysiyet ihlalinden söz edilemeyeceği ileri sürülerek, istinaf mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kabule ilişkin kısmının bozulması istenilmektedir. Davacı tarafından, asılsız iddialarla yapılan disiplin soruşturması neticesinde ekonomik olarak zarara uğradığı, gerek haksız soruşturmalar, gerekse görev süresi boyunca uğradığı haksızlıklar nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşadığı, kanser hastası olduğu, tedavi gördüğü ileri sürülerek, istinaf mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddi, manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısımlarının bozulması istenilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarfından istemin reddi gerektiği savunulmuştur. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının davanın reddine ilişkin kısmının onanması, kabule ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : … Üniversitesi Ziraat Fakültesinde Bitki Koruma bölümünde profesör ünvanı ile görev yapan davacı hakkında 15.10.2015 tarihli soruşturma onayına istinaden "izinsiz materyal toplama, fakülte ve bölüm imkanlarının izinsiz kullanımı, üniversite imkanlarının üniversite personeli olmayan kişilere kullandırılması, bölüm başkanlığı makamını küçük düşürücü davranışlar, devlet kurumlarını uygun olmayan belgeler ile yanıltma, devlet memurluğu itibarına yakışmayan, öğretim üyeliği etiğine uygun olamayan davranışlarda bulunma" fiilleri nedeniyle başlatılan disiplin soruşturması neticesinde tanzim edilen 14.03.2016 tarihli fezlekede; "davacı hakkında, yabancı bir üniversite ile protokol yapmış gibi davranarak ve üniversitedeki öğretim üyeleri ile izinsiz işbirliği yapmak, belirtilen üniversitenin ve enstitünün haberi olmadan bir doktora öğrencisine aracı olmak" fiillerinden 657 sayılı Kanunun 125/E-g ve j fıkraları uyarınca "Devlet memurluğundan çıkarma", görevi esnasında eşine izinsiz ve yetkisi olmadan menfaat sağlamak, rapor ve bilgilendirmelerde gerçeğe aykırı işlem yapmak, çalışmayı 2013 yılında yapmasına rağmen yeni çalışma yapılıyor gibi girişimlerde bulunmak ve belge düzenlemek fiilleri sebebi ile 657 sayılı Kanunun 125/D-c ve f fıkraları uyarınca "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezası ile; Devlete ait araç ve gereçleri menfaat sağlamak için kullanmak ve yükümlü olduğu kişilere yanlış beyanda bulunmak, hizmetin taşıdığı itibar ve güven duygusunu sarsmak, görevi gereği doğrudan veya dolaylı menfaat sağlamak, üniversitenin imkan ve alanlarını yetkili mercilerin izni olmadan kullanmak ve kullandırılmasına aracı olmak fiillerinden ötürü ise 657 sayılı Kanunun 125/C-c, d, ı fıkraları uyarınca aylıktan kesme cezasıyla cezalandırılmasının gerektiği belirtildikten sonra üniversiteye yaptığı katkı ve hizmetler ile uzun yıllardır üniversitenin Ziraat Fakültesinde Bitki Koruma bölümünde öğretim üyesi olması sebebi ile iki alt ceza olan aylıktan kesme ( üst limitten) cezası ile cezalandırılmasının teklif edilmesi sonucunda, davacının Devlet memurluğundan çıkarılması teklifinin görüşülmesi için dosyasının Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığına tevdii edildiği ve Yüksek Disiplin Kurulu tarafından … tarih ve E:… sayılı kararı ile 657 sayılı Kanunun 125/E-g -J de belirtilen suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile teklifin reddedilmesi üzerine, … Üniversitesi Ziraat Fakültesi Disiplin Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile uyarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan işleme karşı açılan davada, … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, bu kapsamda, davacı tarafından, asılsız iddialarla ve hukuka aykırı olarak hakkında yapılan disiplin soruşturmaları ile davalı idarenin ve kendisi ile aynı fakülte ve bölümde görev yapan öğretim üyelerinin haksız ve kötü niyetli davranışlarına maruz kaldığı ve bu süreçte yaşadığı elem ve ızdırap sebebiyle kanser hastalığına yakalandığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 10.000,00-TL maddi, 200.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 210.000,00-TL tazminatın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kararın, maddi tazminat istemine ilişkin kısmının incelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar bu kısım yönünden usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Kararın, manevi tazminat kısmı yönünden incelenmesinde; Uyuşmazlık konusu olayda, davacı tarafından, asılsız iddialarla ve hukuka aykırı olarak hakkında yapılan disiplin soruşturmaları ile davalı idarenin ve kendisi ile aynı fakülte ve bölümde görev yapan öğretim üyelerinin haksız ve kötü niyetli davranışlarına maruz kaldığı ve bu süreçte yaşadığı elem ve ızdırap sebebiyle kanser hastalığına yakalandığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmakta ise de; mobbinge yol açtığı iddia edilen işlemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi neticesinde; doğası gereği disiplin soruşturmaları ve disiplin cezalarının, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair olumsuz tezahürlere yol açması mümkün olmakla birlikte, kamu görevlisi olan davacı hakkında disiplin soruşturması yürütülerek disiplin cezası uygulanmasının tek başına mobbing oluşturduğundan söz edilememesi, disiplin cezalarının hukuka aykırılığının saptanarak iptal edilmiş olmasının bu durumu değiştirmemesi ve mobbing olarak nitelendirilebilecek başkaca eylem veya işlemlerin varlığının da kanıtlanamaması, bir başka deyişle, davacıya sistematik ve sürekli psikolojik baskı uygulandığını gösterir delillerin bulunmaması, kişilik hakları veya sağlığının sistematik bir saldırıya uğradığının hukuken geçerli somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamaması; dolayısıyla da, davalı idarenin eylem ve işlemleri ile meydana geldiği ileri sürülen zararlar arasında illiyet bağı kurulamaması nedeniyle maddi ve manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşulların oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; davacı hakkında 2015 yılından itibaren davalı idarece tesis edilen işlemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, davacı üzerinde fiziki ve ruhsal olumsuz etkilere yol açtığı, davacıya yönelik olarak belirli bir süre sistematik biçimde devam eden yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan bu işlemler nedeniyle, davacıya manevi tazminat ödenmesini gerektiren koşulların oluştuğu sonucuna varılarak duyulan elem ve ızdırabın giderilmesi için manevi tazminat isteminin kısmen kabul edilerek, 20.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/07/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının, maddi tazminat isteminin reddi, manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısımlarının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 15/12/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – 1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.[3] 3. (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/185 md.) İdari davaların açılması:

Karar gerekçelerindeki psikolojik taciz anlatımı

Bir karar gerekçesinde mobbing, bir veya birkaç kişinin başka bir kişiye düşmanca, ahlaka ve etiğe aykırı yöntemlerle uyguladığı sistematik ve sürekli psikolojik baskı olarak ifade edilmiştir. Aynı gerekçede mesleki yeterliliğin sorgulanması, güvenilmediğinin hissettirilmesi, süresinde bitirilemeyecek görev verilmesi, bilgi saklanması, görmezden gelinme, gruptan soyutlanma ve yetkilerin azaltılması bu baskının görülebileceği durumlar arasında sayılmış ve kişinin istifaya mecbur bırakılabileceği belirtilmiştir.

Danıştay 8. Daire, E. 2023/1180, K. 2025/9152Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2023/1180 E.  ,  2025/9152 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2023/1180 Karar No : 2025/9152 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR: 1- (DAVACI) … VEKİLİ : Av. … 2- (DAVALI) …Üniversitesi VEKİLİ : Av…. İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflara temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davalı üniversite Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Radyoloji Anabilim Dalı'nda 2018 yılı başından itibaren öğretim üyesi olarak görev yapmakta iken 22/10/2019 tarihinde iş sözleşmesini sonlandıran davacı tarafından, iş sözleşmesinin sonlandırmasından dolayı tarafına ödenmeyen 114.000,00 TL kıdem tazminatı ile tarafına kullandırılmayan 100.000,00 şua izinleri alacağı (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla) olmak üzere toplam 214.000,00 TL maddi ve iş sözleşmesini sonlandırmak zorunda kalmasından dolayı uğradığı manevi zararın tazmini amacıyla 300.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 514.000,00 TL tazminatın idareye başvuru tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen …… tarih ve E:… K:… sayılı kararda; davalı idare bünyesinde öğretim görevlisi olarak çalışan davacının, sözleşmesini tek taraflı olarak sona erdirilmiş ise de, alınan bilirkişi raporunda da görüleceği üzere davacının istifasının haklı sebeplere dayandığı değerlendirilerek, toplam çalışma süresi ve son aldığı brüt maaşı dikkate alınarak yapılan hesaplama neticesinde göre davacının, kıdem/iş sonu tazminatına karşılık 50.246,99 TL, şua izni tazminatı alacağına karşılık 100.000,00 TL (toplam hesaplanan miktar 105.854,83 TL olmasına rağmen davacı tarafından 100.000,00 TL talep edilmesi ve ıslah edilmemesi karşısında) olmak üzere toplam 150.246,83 TL tazminat almaya hak kazandığı ve söz konusu meblağın dava tarihi olan 30/01/2020 tarihinden itibaren hesaplanacak faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, davacının kıdem tazminatı alacak kalemi için fazladan talep ettiği 63.753,01 TL yönünden ise davanın reddine, davacının idarecilerle iletişime geçebilmesinin ve taleplerini iletebilmesinin zorlaştırıldığı, uzak bir birimde görevlendirilmek suretiyle bezdirme ve yıldırma politikası uygulandığı, mesleki gelişimine uygun görevlendirme yapılmadığı, yok sayılmak ve taleplerinin görmezden gelinmek suretiyle işyerindeki diğer kişilerle sosyal ilişkilerine zarar verildiği görüldüğünden, tüm bu durumlar nedeniyle davacının sistematik ve zincirleme haksız yıldırma eylemlerine maruz kalarak, elem ve üzüntü duymasına yol açıldığı kanaatine varıldığından, davacının, maruz kaldığı bu muamele nedeniyle ağır bir elem ve ızdırap duyduğunun kabulü gerektiği, duyulan bu elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak düzeyde olmak üzere davacı lehine takdiren 20.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine, davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacının manevi tazminatın ret edilen kısmına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, Mahkeme kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : DAVACININ İDDİALARI : Kararın manevi tazminata ilişkin kısmının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. DAVALI İDARENİN İDDİALARI : Davacının kendi rızası ile istifa ettiği ve bu durumun haklı fesih sayılamayacağı, idarece davacının istifasını gerektirecek herhangi bir eylemin bulunmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Dava, davalı üniversite Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Radyoloji Anabilim Dalı'nda 2018 yılı başından itibaren öğretim üyesi olarak görev yapmakta iken 22/10/2019 tarihinde iş sözleşmesini sonlandıran davacı tarafından, iş sözleşmesinin sonlandırmasından dolayı tarafına ödenmeyen 114.000,00 TL kıdem tazminatı ile tarafına kullandırılmayan 100.000,00 şua izinleri alacağı (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla) olmak üzere toplam 214.000,00 TL maddi ve iş sözleşmesini sonlandırmak zorunda kalmasından dolayı uğradığı manevi zararın tazmini amacıyla 300.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 514.000,00 TL tazminatın idareye başvuru tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT : Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 125. Maddesinin son fıkrası uyarınca; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İdarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için, ilginin somut ve aktüel bir zarara uğraması, zararın idarenin hizmet kusurundan veya faaliyetin niteliğine göre kusursuz sorumluluk hali olarak nitelendirilebilecek bir eylem ve işleminden kaynaklanması gerekmektedir. Yine, hizmet kusurundan söz edebilmek için de; idarenin vermekle yükümlü olduğu hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi sebebiyle zararın meydana gelmesi gerekir. Zarar maddi veya manevi, ya da hem maddi hem manevi olabilir. Maddi tazminat talep edenin, ne tür bir maddi zarara uğradığını ( mal varlığında azalma mı, mahrum kalınan kazanç mı, destekten yoksun kalma mı) ortaya koyması, zararla ilgili bilgi ve belge ibraz ederek maddi zarara uğradığını ispat etmesi gerekir. Manevi zarar iddiası halinde ise, idarenin eylem ve işlemleri sebebiyle ilgilinin elem ve ızdırap duyması yanında bu elem ve ızdıraba sebep olan eylem ve işlemin hukuka aykırı olmanın ötesinde, davacıya zarar verme güdüsüyle ve ısrarla uygulanması, yani kişi üzerinde yoğunlaşan özel kast unsurunun bulunması gerekir. Yine Anayasanın 12. maddesinde; herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, 17. maddesinde; herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 56. maddesinde; Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak olduğu kurala bağlanmıştır. 10/6/2003 gün ve 25134 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacı, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olarak belirlenmiş, bu Kanunun 4. maddesindeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine ve işçilerine faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanacağı, işyerleri, işverenler ve işveren vekilleri ve işçilerin, 3. maddedeki bildirim gününe bakılmaksızın bu Kanun hükümleri ile bağlı oldukları kurala bağlanmış olup, anılan Kanunun 120. maddesinde ise 1475 sayılı İş Kanununun 14. maddesi hariç diğer maddelerin bu kanun ile yürürlükten kaldırıldığı hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun geçici 1.maddesinde ise "Diğer mevzuatta 1475 sayılı İş Kanununa yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır. Bu Kanunun 120 nci maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının 1 inci ve 2 nci bendi ile onbirinci fıkrasında, anılan Kanunun 16, 17 ve 26 ncı maddelerine yapılan atıflar, bu Kanunun 24, 25 ve 32 nci maddelerine yapılmış sayılır. " hükmü bulunmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un "işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı "başlıklı 24. maddesinde (Mülga1475 sayılı Kanun'un 16. maddesinde); "Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa. III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. "), sebepler olarak öngörülmüş olup, İş Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülenlerin dışında kalan sona erme hallerinde kıdem tazminatı ödenmesi durumu söz konusu olmayacaktır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlığın çözümü için; öncelilikle 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı" başlıklı 24. maddesi uyarınca gerçekleşen bir fesih olup olmadığının, eğer davacı tarafından, çalıştığı kurum ile arasındaki iş sözleşmesinin tek taraflı olarak feshi söz konusuysa, davacı açısından haklı nedenlerle fesih hakkının oluşup oluşmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Basit anlatımıyla, mobbing; bir veya birkaç kişinin bir diğer kişiye uyguladığı, düşmanca ve ahlaka, etiğe aykırı yöntemlerle uygulanan sistematik ve sürekli psikolojik bir baskı olarak ifade edilebilir. Aslında mobbing kelimesinin anlatmak istediği şey; iş yerindeki duygusal taciz, psikolojik şiddet, dışlama, aşağılama, rahatsız etme, çalışma motivasyonunu, özgüvenini kırma ve mutsuz etmedir. Mobbing; mesleki yeterliliğin sorgulanması, kişiye güvenilmediğinin hissettirilmesi, kasten verilen süre içinde bitirilemeyecek görevler verilmesi, kişiden bilgi saklanması, kişinin görmezden gelinmesi, gruptan izole edilmesi, yetkilerinin azaltılması gibi durumlar şeklinde kendisini gösterebilir. Bunun dışında, kişi aniden yetersizmiş gibi gösterilebilir, daha önce sorun olmayan küçük hatalar çok büyük hatalarmış gibi gösterilebilir ve kişiyi utandırma eylemleri yapılabilir, sonuçta kişi istifa etmeye mecbur edilebilir. Mobbinge maruz kalan bir kişinin; mesleki bütünlük ve benlik duygusunun zedelenebileceği, paranoya ve kafa karışıklığı yaşayabileceği, güven duygusunu yitirebileceği, toplumdan soyutlanabileceği, huzursuzluk, korku, utanç, öfke ve endişe duygularının yanında ağlama, uyku bozuklukları, depresyon, yüksek tansiyon, panik atak, kalp krizine kadar giden sağlık sorunları ve travma sonrası stres bozukluğunu yoğun bir şekilde yaşayabileceği olasıdır. Diğer yandan, mobbing uygulamalarını ispat etmenin çok zor olduğu kabulüyle mobbinge karine teşkil edebilecek delillere dayanılarak yargılama yapılmasını benimsemek zorunludur. Uyuşmazlıkta, davalı idarece yürütülen hizmet kapsamında idare ajanlarının uygulamalarının davacıya mobbing niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından; davacının, kendisine yönelik yapıldığını iddia ettiği idari tasarruf ve eylemlerin, sistematik bir şekilde davacıya psikolojik taciz niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir Olayda, davacının davalı Üniversitede 16/11/2011 tarihinde işe başladığı, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine gerekçe olarak 01/04/2019 tarihinde davalı üniversitenin Maltepe Dragos’ta bulunan hastanesinde görevlendirilmesi, daha sonra 01/06/2019 tarihinde bu görevlendirmenin 1 yıllığına uzatılması, bu görevlendirme sebebiyle davacının işe gidiş gelişinin zorlaşması, trafikte daha uzun zaman geçirmek durumunda kalması, üniversitenin ana biriminde ders vermek dışında çalışmasının ya da mesleki faaliyette bulunmasının engellenmesi, senelik izin kullanmak, seminerlere katılmak gibi birtakım konularda davacının taleplerine idarecilerin cevap vermemesi, araya başka çalışanlar koyulmak suretiyle davacının idarecilere taleplerini iletmeye çalışmasının gösterildiği anlaşılmaktadır. Davalı idare tarafından ise Kurumlarına bağlı Dragos'ta bir hastanenin bulunduğu ve sağlık hizmetine burada da devam edildiği, ihtiyaç bulunması halinde Bezmialem Vakıf Üniversitesi bünyesinde yer alan kadrodan görevlendirmelerin yapıldığı, davacının görevlendirmesinin de bu kapsamda olduğu, 2013-2019 yılları arasında 6 yurt dışı 11 yurt içi kongreye katılımının sağlandığı, akademik çalışmalarının engellenmediği belirtilmektedir. Mobing, pozitif hukukta kurucu unsurlarıyla tanımlanmış bir fiil (cürüm) türü olmadığından her haksız, usulsüz ve yanlış işlemin mobing olarak kabulü de olanaksızdır. Bütün bu değerlendirmelerden, davacının zarar sebebi olarak ileri sürdüğü hususların tümünün fakültenin işleyiş, yönetim ve iş paylaşım usulüyle ilgili olduğu, davalı idarece davacının zararına hareket edildiğine ilişkin dosya kapsamında bir belgenin veya somut olgunun bulunmadığı anlaşıldığından, tazmin sorumluluğu doğuracak bir mobing fiili ve dolayısıyla işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi olarak kabul edilemeyecektir. Bu durumda, yukarıda bahsedildiği üzere, davacı tarafından yaşandığı iddia ettiği olayların, davacıya yönelik mobing uygulamaları olduğu ve iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine gerekçe olduğu kabul edilemeyeceğinden, davacı açısından haklı nedenle fesih sebebinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla maddi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Ayrıca manevi tazminata ilişkin koşullar oluşmadığından davanın bu kısmının reddi hukuk ve usule uygun bulunmuştur. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının; a) Manevi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA, b) Maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 26/11/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başka bir karar gerekçesinde psikolojik tacizin varlığı için, idare veya kişiler tarafından çalışanı sindirmek amacıyla kasıtlı ve sistematik biçimde, belirli bir süre boyunca aşağılama, küçümseme, dışlama, kişiliği ve saygınlığı zedeleme, kötü muamele ve yıldırma aranmıştır.

Danıştay 8. Daire, E. 2020/3456, K. 2021/3660Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/3456 E.  ,  2021/3660 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/3456 Karar No : 2021/3660 Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : … Vekili : Av. … Karşı Taraf (Davalı) : … Üniversitesi Rektörlüğü Vekili : Av. … İstemin Özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : İdare Mahkemesi kararının açıklama ile onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Dava, … Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olan davacı tarafından, hakkında açılan disiplin soruşturmaları nedeniyle baskı, taciz ve prestij kaybına uğradığından bahisle 45.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, davacının, Üniversite tarafından verilen kınama cezasının kaldırılması talebiyle yaptığı başvurusu üzerine Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nca cezanın kaldırılmasına karar verildiği, dolayısıyla söz konusu disiplin cezası nedeniyle oluşmuş bir manevi zararından bahsedilemeyeceği, bahsi geçen disiplin soruşturmasının Hematoloji Bilim Dalında görevli diğer öğretim üyelerinin şikayetleri üzerine başlatıldığı, şikayetler üzerine söz konusu iddiaları araştırmanın davalı idarenin bir görevi olduğu, bu nedenle, idarenin yasal olarak yükümlü olduğu görevini yapması nedeniyle idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemeyeceği; diğer taraftan, şikayetçi olan ve davacı tarafından da tazminatın kendilerine rücu edilmesini istediği şahıslara karşı adli yargıda tazminat davası açma yolunun açık olduğu, manevi tazminata hükmedilebilmesi için şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından anılan kararın temyiz edilmesi üzerine, bu kararın Dairemizin 23/02/2016 tarih ve E:2015/14617, K:2016/1620 sayılı kararı ile onandığı, yine Dairemizin 20/12/2017 tarih ve E:2016/7501, K:2017/9581 sayılı kararı ile davacı tarafından yapılan karar düzeltme istemi kabul edilerek, davacı tarafından psikolojik baskı ve taciz aracı olarak kullanıldığı, haksız ve yersiz olduğu iddia edilen soruşturmalara ilişkin süreçlerin ayrı ayrı irdelenmek suretiyle haklı bir nedene dayanıp dayanmadığının tespiti yapılıp, söz konusu soruşturmaların ve verilen cezaların amacı dışında uygulandığının tespitinin yapılması halinde ise, manevi zararın şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirmesi yapılarak bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle anılan Mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkeme tarafından Dairemiz bozma kararına uyulmadığı belirtilerek verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile bahsi geçen disiplin soruşturmalarının … Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalında görevli diğer öğretim üyelerinin şikayetleri üzerine başlatıldığı, şikayetler üzerine söz konusu iddiaları araştırmanın davalı idarenin bir görevi olduğu, açılan bütün soruşturmalarda davacıya ceza verilmediği, bu hususun da, söz konusu disiplin soruşturmalarının sistematik olarak ve davacıyı yıldırma amaçlı açılmadığının göstergesi olduğu, dolayısıyla, idarenin yasal olarak yükümlü olduğu görevini yapması nedeniyle idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemeyeceği, diğer taraftan, şikayetçi olan ve davacı tarafından da tazminatın kendilerine rücu edilmesini istediği şahıslar ile soruşturmacı ve disiplin amirlerine karşı kişisel kusurları nedeniyle adli yargıda tazminat davası açma yolunun açık olduğu, davacının bu amaçla açtığı bazı davaların adli yargıda derdest olduğu, manevi tazminata hükmedilebilmesi için şartların gerçekleşmediği anlaşıldığı, bu nedenlerle davacının manevi tazminat isteminde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından yapılan temyiz istemi üzerine İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 31/10/2019 tarih ve E:2018/2675, K:2019/4905 sayılı kararı'nda, İdare Mahkemesinin temyize konu son kararının Dairemiz bozma gerekçesi doğrultusunda, sadece kınama cezası ve buna ilişkin soruşturma değil, davacı hakkındaki bütün soruşturmalar ve cezalar dikkate alınarak verilmiş olduğu belirtilerek kararın şeklen ısrar kararı gibi gözükmekle birlikte, ısrar kararı niteliğinde bulunmadığı, Kurulun görevine girmediği sonucuna varılarak, temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan (maddi ve manevi) zararı ödemekle yükümlü olduğu, 129. maddesinin 5. fıkrasında ise memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceği hükümleri yer almaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu tarafından 2010 yılında hazırlanan "İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) ve Çözüm Önerileri" başlıklı raporda; mobbing, sistemli bir şekilde; süreklilik arzeden bir sıklıkta çalışanı sindirme maksadı ile kişinin özgüvenine uygulanan psikolojik ve hatta fiziksel saldırgan davranışları ifade etiiği, başka bir ifadeyle işyerinde bir kişinin veya birkaç kişinin, istenmeyen kişi olarak ilan ettikleri bir kişiyi dışlayarak sözlü ya da fiziksel tacizde bulunarak mutlak itaate zorlamak, yıldırmak ve bezdirmek şeklinde tanımlanmıştır. 11/03/2011 tarih ve 27879 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi" başlıklı 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi'nde; kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin, çalışanların itibarını ve onurunu zedelediği, verimliliğini azalttığı ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediği, söz konusu psikolojik tacizin kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıktığı, psikolojik tacizin önlenmesinin gerek iş sağlığı ve güvenliği, gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu noktada, davacının hakkında açıldığını belirttiği disiplin soruşturmaları nedeniyle baskı, taciz ve prestij kaybına uğradığına ilişkin iddiaların açıklığa kavuşturulabilmesi için Bilim Dalında açılan bu disiplin soruşturmalarının, hizmet kusurundan mı yoksa hizmetten ayrılabilen kişisel kusurdan mı kaynaklandığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, görev kusuru daha çok kamu görevlisinin görevinden ayrılamayan kişisel kusuru olarak kendini göstermekte olup; sözü edilen bu kişisel kusur, görev içinde ve dolayısıyla idarenin ajanına yüklediği ödev yetki ve araçlarla işlenmektedir. Kişisel kusurda ise; kamu görevlisinin eyleminde açıkça ve kolayca görevinden ayrılabilen tasarruf ve hatalar görülür. Bir başka deyişle, kişisel kusurda idare nam ve hesabına hareket eden bir kamu görevlisinin idareye atıf ve izafe olunacak yerde, doğrudan doğruya kendi şahsına isnat olunan ve kişisel sorumluluğunu intaç eden hukuka aykırı eylem ve işlemleri belirgindir ve burada kamu görevlisi zarar doğurucu eylemini kamusal görevin yerine getirilmesi saiki ile ancak salt kişisel kusuru ile işlemektedir. Hizmet kusurunda ise; idarenin kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen ve idare ajanının kişisel kusurundan ayrılabilen idari işlem ve eylemlerden kaynaklı zararları tazminle yükümlü olduğu, süreklilik arzeden ve sıklıkla çalışanı sindirmeye yönelik idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararların, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru ilkeleri gereği tazmin edilmesi gerektiği tartışmasızdır. Ayrıca, eylem ve işlemlerin çalışanın yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşmasına rağmen psikolojik taciz mahiyetindeki davranışların oluşmaması için kamusal makamlar tarafından etkili önlemlerin alınmaması suretiyle idarenin gerekli denetim ve gözetim görevini yerine getirmemesi halinde de, hizmet kusuru sorumluluğu çerçevesinde ve kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında idarece uğranılan zararın tazmini gerektiği açıktır. Ancak, idare ajanının hizmetinden ayrılabilen kişisel eylem ve davranışlarının idari eylem ve işlem sayılmadığı açık olup, çalışanın aşağılanması, saygınlığının zedelenmesine yol açacak söz ve eylemlerde bulunulması gibi hallerde doğrudan bu eylemler nedeniyle adli yargıda dava açılabileceği tabidir. Bir başka anlatımla; kamu kurum ve kuruluşlarında psikolojik tacizin( mobbing) görülüş şekilleri dikkate alındığında; ilgililerin mobbinge maruz kaldıkları yolundaki iddiaları, psikolojik tacizin kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, çalışma hayatı içerisinde rencide edilmesi suretiyle doğrudan kamu görevlisinin kişisel davranışlarıyla gerçekleşmesi halinde, kişisel kusur kapsamında doğrudan kamu görevlisi aleyhine açılacak tazminat davaları adli yargıda; kurum ve kuruluşlar içerisindeki hiyerarşi ilişkisinden kaynaklı olarak kamu görevlisi tarafından, görev ve yetkisinde olan idari işlemlerin hukuka aykırı olarak tesisi suretiyle (hukuka aykırı olarak verilen ve süreklilik arz eden disiplin cezaları, atama, atamama ve nakile ilişkin işlemler, ders görevlendirmesine yönelik tesis edilen işlemler, geçici görevlendirme vb.) çalışanın baskı altına alınarak yıldırılması halinde görev kusuru kapsamında doğrudan idare aleyhine idari yargıda açılacak tazminat davaları ise idari yargıda görülecektir. Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19/06/2013 tarih ve E:2014/4-110, K: 2015/2600 sayılı kararında da, kişisel kusura dayanan ve kamu görevlilerine karşı açılan davalarının görüm ve çözüm yerinin adli yargı olduğu tespiti yapılmıştır. Diğer taraftan idarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesini, yine bu şekilde oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır. Manevi tazminat, idarenin bir işlemi veya eylemi nedeniyle kişilerin manevi değerlerinde bir eksilme durumunda duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının giderilmesi aracıdır. Bir başka anlatımla; manevi tazminat, idarenin mali sorumluluğuna gidilmesi suretiyle duyulan acı ve üzüntünün kısmen de olsa maddi edimlerle telafi edilmesidir. Manevi zarar ise kişinin şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilme olup; kişinin kendisinin veya yakınlarının şan, şeref, kişilik hakları ve vücut bütünlüğüne yönelik eylem ve işlemler nedeniyle duyduğu derin ruhsal ve bedensel acı, üzüntü olarak tanımlanmaktadır. Kişilerin manevi varlıklarında oluşan eksilmeyi ifade eden manevi zararın tazmin edilebilmesi için; şeref, haysiyet, kişilik hakları veya vücut bütünlüğüne yönelmiş bir saldırının varlığı gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, … Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi olan davacının, Anabilim Dalı Başkanı olduğu dönemde hakkında idarece soruşturmalar açıldığı, bunların bazılarının mükerrer soruşturmalar olduğu, bu soruşturmaların üçü neticesinde hakkında ceza tayinine gerek olmadığına karar verildiği, bir soruşturma neticesinde kınama cezası ile; başka bir soruşturma kapsamında yönetim görevinden ayırma cezası ile tecziye edildiği, yönetimden ayırma cezası sebebiyle altı ay görevinden uzak kaldığı, bu cezalara itiraz ettiği ve Yükseköğretim Kurulunca itirazlarının kabul edilerek cezaların kaldırıldığı, bu süreçte yaşadığını iddia ettiği taciz sebebiyle prestij kaybına uğradığı, sağlığının bozulduğu, idarenin söz konusu bu tutumu sebebiyle manevi zarara uğradığını, zararının tazmin edilerek ilgili kişilere rücu edilmesi talebiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davalı idare tarafından davacıya yazılan 10/10/2012 ve 22/10/2012 tarihli yazılar ile … Ek Hizmet Binasında bulunan İç Hastalıkları Anabilim Dalına bağlı Endokrinoloji, Nefroloji, Gastroenteroloji ve Geriatri Polikliniklerine öğretim elemanı göndermeyerek poliklinik hizmetlerinin aksamasına yol açtığı gerekçesi ile mağduriyetlerin giderilmesinin istendiği, hakkında yapılan soruşturma neticesinde verilen emir ve görevleri kasten yapmadığı gerekçesi ile yönetimden ayırma cezası ile tecziye edildiği, yapılan itiraz üzerine Yüksek Disiplin Kurulu'nun 27/06/2013 kararı ile verilen emirlerin kasıtlı olarak yerine getirilmemesi gibi bir durumun olmadığı, dolayısıyla isnat edilen suçun oluşmadığı gerekçesi ile söz konusu cezanın kaldırıldığı; davacı hakkında 29/11/2012 ve 30/11/2012 tarihlerinde tebliğ edilmek istenen yazıların sekreter olmadığı gerekçesi ile alınmak istenmemesi nedeniyle iki farklı tutanak tutulduğu, bu tutanaklara dayanılarak Rektörlüğe yazılan yazılara istinaden soruşturma açılarak sonucunda 30/05/2013 tarihli yazı ile ceza tesisine yer olmadığı kararının verildiği; davacının bazı öğretim üyeleri tarafından akademik kurullarda görüşlerinin alınmadığı şeklindeki bir takım iddialar nedeniyle 23/01/2013 tarihinde soruşturma açıldığı, neticesinde somut disiplin suçu belirtilmediği gerekçesi ile cezalandırılmasının mümkün olmadığına karar verildiği; yine davacı hakkında İç Hastalıkları Anabilim Dalı toplantılarının Yükseköğretim Kurularında Akademik Kurulların Oluşturulması ve Bilimsel Denetim Yönetmeliği'nin 7. maddesine uygun olarak yapılmadığı iddiası ile soruşturma açılarak kınama cezası ile tecziye edildiği, itiraz üzerine Yüksek Disiplin Kurulu tarafından bu cezanın kaldırıldığı; davacı ile öğretim üyeleri arasında karşılıklı verilen şikayet dilekçelerine istinaden başlatılan soruşturma sonucunda Anabilim Dalının huzur, sükun ve çalışma düzenini bozduğundan bahisle kınama cezasının verildiği, bu cezanın … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile soruşturma sonucu üzerine atılı suçlamaların somut olarak ortaya konulamadığı ve şikayete konu isnatların sübuta ermediği gerekçesiyle iptal edildiği, söz konusu kararın Dairemizin 25/12/2015 tarih ve E:2015/2551, K:2015/12896 sayılı kararı ile onandığı görülmektedir. Diğer taraftan davacının, dava dilekçesinde istemde bulunduğu manevi tazminat miktarının sorumlu öğretim üyelerine rücu edilmesine ilişkin istemde yer alan bazı kişilere yönelik olarak adli yargı yerinde manevi tazminat davası açıldığı ve halen bu davaların derdest olduğu anlaşılmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşları mevzuat gereği yerine getirmek zorunda oldukları ödevleri kamu görevlileri vasıtasıyla yapmakta, iç düzen kuralları olan disiplin hukuku yoluyla kamu hizmetinin iyi işlemesi için kamu görevlilerince uyulması gereken kuralları ve kaçınılması gereken yasakları belirlemekte, kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin emrettiği hususları yapmadığı ileri sürülen ve bu sebeple şikayette bulunulan kamu görevlisi hakkında konu ile ilgili araştırma, inceleme ve soruşturma yaparak sonucuna göre işlem tesis etmektedir. Davacı hakkında açılan ilk soruşturmaların idarenin, kamu hizmetinin daha etkin işlemesi ve aksamalara mahal verilmemesi maksadıyla yapıldığı, daha sonraki soruşturmaların ise Hemotoloji Bilim Dalında görevli diğer öğretim üyelerinin şikayetleri üzerine başlatıldığı, mevzuata aykırı iş ve işlemlerde bulunduğu ileri sürülen davacı hakkında harekete geçerek işlem yapmasının idarenin yasal yükümlülüğü olduğu, idarenin ödevli olduğu bir konuda hareketsiz kalması halinin idarenin hukuki sorumluluğuna yol açarak hizmet kusuruna neden olacağı, açılan soruşturmaların hepsinde ceza verilmediği, ayrıca davacı ile diğer öğretim üyeleri arasında karşılıklı olarak verilen şikayet dilekçeleri akabinde davalı idarenin ayrım yapmaksızın her iki taraf hakkında da soruşturma başlattığı da göz önüne alındığında, yasal yükümlülüğünü yerine getiren idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurundan söz etme olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan davalı idarenin açmış olduğu soruşturmalar ve bir kısmında davacıya vermiş olduğu disiplin cezaları nedeniyle, davacıya psikolojik taciz yapılıp yapılmadığı hususunun yukarıda belirtilen mevzuat ve tanımlamalar ışığında değerlendirilmesinde, psikolojik tacizin varlığı için idareler tarafından çalışanını sindirmek maksadıyla sistematik ve kasıtlı olarak, düzenli bir şekilde belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkması gerektiği; davalı idarenin davacı hakkında gerek şikayet dilekçeleri nedeniyle, şikayete konu hususları aydınlatmak amacıyla mevzuatın emri doğrultusunda kendisine yüklenen görevi yerine getirerek soruşturma açması ve delillere göre işlem tesis etmesinde, gerekse de kamu hizmetinin zamanında ve eksiksiz yürütülmesi amacına matuf olarak, bu hizmetlerin kusurlu işlemesinde dahli olan personel hakkında soruşturma açması ve neticelendirmesinde, bu soruşturmaların psikolojik taciz olarak nitelendirilmesi için içinde bulunması gereken kasıt unsuru ile süreklilik unsurunu barındırmadığı açıktır. İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır. İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve kanuna uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın yukarıda yer verilen açıklama ile onanmasına ve temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 08/07/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : X-Dava, … Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olan davacı tarafından, hakkında açılan disiplin soruşturmaları nedeniyle baskı, taciz ve prestij kaybına uğradığından bahisle 45.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, davacının, Üniversite tarafından verilen kınama cezasının kaldırılması talebiyle yaptığı başvurusu üzerine Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nca cezanın kaldırılmasına karar verildiği, dolayısıyla söz konusu disiplin cezası nedeniyle oluşmuş bir manevi zararından bahsedilemeyeceği, bahsi geçen disiplin soruşturmasının Hematoloji Bilim Dalında görevli diğer öğretim üyelerinin şikayetleri üzerine başlatıldığı, şikayetler üzerine söz konusu iddiaları araştırmanın davalı idarenin bir görevi olduğu, bu nedenle, idarenin yasal olarak yükümlü olduğu görevini yapması nedeniyle idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemeyeceği; diğer taraftan, şikayetçi olan ve davacı tarafından da tazminatın kendilerine rücu edilmesini istediği şahıslara karşı adli yargıda tazminat davası açma yolunun açık olduğu, manevi tazminata hükmedilebilmesi için şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından anılan kararın temyiz edilmesi üzerine, bu kararın Dairemizin 23/02/2016 tarih ve E:2015/14617, K:2016/1620 sayılı kararı ile onandığı, yine Dairemizin 20/12/2017 tarih ve E:2016/7501, K:2017/9581 sayılı kararı ile davacı tarafından yapılan karar düzeltme istemi kabul edilerek, davacı tarafından psikolojik baskı ve taciz aracı olarak kullanıldığı, haksız ve yersiz olduğu iddia edilen soruşturmalara ilişkin süreçlerin ayrı ayrı irdelenmek suretiyle haklı bir nedene dayanıp dayanmadığının tespiti yapılıp, söz konusu soruşturmaların ve verilen cezaların amacı dışında uygulandığının tespitinin yapılması halinde ise, manevi zararın şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirmesi yapılarak bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle anılan Mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkeme tarafından Dairemiz bozma kararına uyulmadığı belirtilerek verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile bahsi geçen disiplin soruşturmalarının … Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalında görevli diğer öğretim üyelerinin şikayetleri üzerine başlatıldığı, şikayetler üzerine söz konusu iddiaları araştırmanın davalı idarenin bir görevi olduğu, açılan bütün soruşturmalarda davacıya ceza verilmediği, bu hususun da, söz konusu disiplin soruşturmalarının sistematik olarak ve davacıyı yıldırma amaçlı açılmadığının göstergesi olduğu, dolayısıyla, idarenin yasal olarak yükümlü olduğu görevini yapması nedeniyle idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemeyeceği, diğer taraftan, şikayetçi olan ve davacı tarafından da tazminatın kendilerine rücu edilmesini istediği şahıslar ile soruşturmacı ve disiplin amirlerine karşı kişisel kusurları nedeniyle adli yargıda tazminat davası açma yolunun açık olduğu, davacının bu amaçla açtığı bazı davaların adli yargıda derdest olduğu, manevi tazminata hükmedilebilmesi için şartların gerçekleşmediğinin anlaşıldığı, bu nedenlerle davacının manevi tazminat isteminde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından yapılan temyiz istemi üzerine İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 31/10/2019 tarih ve E:2018/2675, K:2019/4905 sayılı kararı'nda, İdare Mahkemesinin temyize konu son kararının Dairemiz bozma gerekçesi doğrultusunda, sadece kınama cezası ve buna ilişkin soruşturma değil, davacı hakkındaki bütün soruşturmalar ve cezalar dikkate alınarak verilmiş olduğu belirtilerek kararın şeklen ısrar kararı gibi gözükmekle birlikte, ısrar kararı niteliğinde bulunmadığı, Kurulun görevine girmediği sonucuna varılarak, temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır. Psikolojik taciz iddiaları ile ilgili olarak, idari yargı yerlerince, davacı hakkında uygulanan işlemlerin gerekli ve ölçülü olup olmadığı, yapılan işlemler ile ulaşılmak istenen amacın aşılıp aşılmadığının incelenmesi gerekmektedir. Bunun sonucuna göre de işlemde idari bir kusurunun bulunmaması halinde davanın reddedilmesi, aksi takdirde işlemin amacı dışında uygulandığının tespiti halinde ise, manevi zararın şartlarının oluşup oluşmadığının ağırlık derecesi de gözetilerek değerlendirilmesi yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, davacı hakkında yapılan soruşturmalar ve tesis edilen cezaların ölçülü ve gerekli olup olmadığı, davacının idari işlem veya eylemi nedeniyle bir zararın meydana gelip gelmediği hususları araştırıldıktan sonra, tesis edilen işlemlerde hizmet kusurunun varlığı ve manevi tazminatın şartlarının oluşup oluşmadığı konuları değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulması gerektiği görüşüyle, anılan Mahkeme kararını onayan Dairemiz çoğunluk kararına katılmıyorum .

Mobbing, pozitif hukukta kurucu unsurlarıyla tanımlanmış bir fiil türü olarak ele alınmamıştır. Bu nedenle her haksız, usulsüz veya yanlış işlemin mobbing kabul edilmesi olanaksız görülmüştür.

İdari yargı ile adli yargı arasındaki ayrım

Danıştay 8. Daire, E. 2020/3456, K. 2021/3660 sayılı kararın gerekçesinde, hizmetten ayrılabilen doğrudan kişisel davranışlarda tazminat davasının adli yargıda ilgili kişiye, hukuka aykırı hiyerarşik işlemlerle yıldırmada ise idari yargıda idareye yöneldiği belirtilmiştir. Buna karşılık Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası, yetki kullanılırken işlenen kusurdan doğan tazminat davasının kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak idare aleyhine açılmasını öngörür; bu iki ölçü aynı soruda yan yana durur.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 129Kaynağı aç
Madde 129 – Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. (Değişik üçüncü fıkra: 7/5/2010-5982/13 md.) Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz. Silahlı Kuvvetler mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır. Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir. Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır. E. Yükseköğretim kurumları ve üst kuruluşları 1. Yükseköğretim kurumları

Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası, memur ve diğer kamu görevlisinin yetkisini kullanırken kusur işlemesi hâlinde tazminat isteminin doğrudan ilgili kişiye yöneltilmesini öngörmez. Dava, kanunda belirtilen biçim ve koşullara uyularak idareye karşı açılır; idarenin ilgili kamu görevlisine rücu edebilmesi saklıdır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde iptal davası, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya maksat yönlerinden hukuka aykırı olması nedeniyle menfaati ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak düzenlenmiştir. Aynı maddede tam yargı davası, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılır. İdari yargı yetkisi hukuka uygunluk denetimiyle sınırlıdır; mahkemeler yerindelik denetimi yapamaz ve idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar veremez.

Manevi tazminatın bağlı olduğu ölçüler

Danıştay 8. Daire, E. 2020/3456, K. 2021/3660 sayılı kararın gerekçesinde manevi zararın tazmini için şeref, haysiyet, kişilik hakları veya vücut bütünlüğüne yönelmiş bir saldırının varlığı aranmıştır.

Danıştay 8. Daire, E. 2023/1180, K. 2025/9152 sayılı kararın gerekçesinde ise elem ve ızdırap yanında, eylemin hukuka aykırı olmanın ötesinde zarar verme güdüsüyle ve ısrarla uygulanması, yani kişi üzerinde yoğunlaşan özel kast unsuru aranmıştır. Bu ölçü anılan kararın gerekçesine aittir.

Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Tazmin sorumluluğu için ilgilinin somut ve aktüel bir zarara uğraması ve zararın hizmet kusurundan ya da faaliyetin niteliğine göre kusursuz sorumluluk hali sayılabilecek bir eylem veya işlemden kaynaklanması aranmıştır. Hizmet kusuru, verilmesi yükümlü olunan hizmetin kötü, geç veya hiç işlememesi nedeniyle zararın doğmasıyla ilişkilendirilmiştir.

Psikolojik taciz niteliğindeki davranışlar çalışanın yaşamı bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluğa ulaşmasına rağmen kamusal makamlar etkili önlem almayarak denetim ve gözetim görevini yerine getirmezse, hizmet kusuru çerçevesinde maddi ve manevi varlığın korunması kapsamında zararın tazmini gerekir.

Disiplin işlemi, ispat ve somut karar sonuçları

Danıştay 8. Daire, E. 2021/7788, K. 2023/7299 sayılı kararda, kamu görevlisi hakkında disiplin soruşturması yürütülüp disiplin cezası verilmesinin tek başına mobbing oluşturduğundan söz edilemeyeceği, cezanın iptalinin de bu sonucu değiştirmediği belirtilmiştir. Sistematik ve sürekli psikolojik baskıyı gösteren başka eylem, işlem veya delil bulunmadığında manevi tazminat koşulları oluşmamıştır. Kişilik hakkına veya sağlığa sistematik saldırı somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamıyor ve zarar ile idarenin eylem ve işlemleri arasında illiyet bağı kurulamıyorsa maddi ve manevi tazminat koşulları da oluşmaz.

Danıştay 8. Daire, E. 2023/1180, K. 2025/9152 sayılı kararın gerekçesinde, mobbing uygulamalarını ispat etmenin çok zor olduğu kabulüyle karine oluşturabilecek delillere dayanılarak yargılama yapılmasının benimsenmesi zorunlu görülmüştür. Bu ifade, somut delil arayışını tamamen kaldıran bir sonuç hükmü olarak kurulmamıştır.

Aynı kararda dosyada idarenin davacının zararına hareket ettiğine ilişkin belge veya somut olgu bulunmadığı anlaşıldığından, tazmin sorumluluğu doğuracak mobbing fiili ve iş sözleşmesinin haklı nedenle feshi kabul edilmemiştir. Manevi tazminata ilişkin koşullar oluşmadığından davanın bu kısmının reddi hukuk ve usule uygun bulunmuş ve bu kısım onanmıştır. Maddi tazminatın kısmen kabulünde hukuki isabet görülmemiş, bu kısım bozularak yeniden karar verilmek üzere bölge idare mahkemesine gönderilmiştir. Karar 26 Kasım 2025 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak verilmiştir.

Maddi tazminat isteyen kişinin, mal varlığında azalma, mahrum kalınan kazanç veya destekten yoksun kalma gibi hangi tür zarara uğradığını ortaya koyması ve bilgi ile belge sunarak maddi zararı ispat etmesi gerekir.

Mobbing günlüğü, tanık beyanı, psikolojik tedavi kaydı ve e-posta yazışması güçlü delil olarak anlatılmıştır. Tanık tek ispat aracı değildir; dijital delil, sağlık raporu, yazışma ve idarenin çelişkili işlemleri kuvvetli emare oluşturursa mahkeme mobbingin varlığına kanaat getirebilir. Kamera ve ileti kayıtları için hukuka uygun elde edilmiş olma şartı belirtilmiştir.

İş ilişkisindeki koruma yükümlülüğü ve disiplin güvenceleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesine göre işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek, dürüstlük ilkesine uygun bir düzen sağlamak ve özellikle psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ile uğrayanların daha fazla zarar görmemesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülükler dahil kanuna veya sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle ölüm, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. Madde metni bu yükümlülüğü hizmet ilişkisindeki işçi için düzenler.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 417Kaynağı aç
MADDE 417- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. 2. Ev düzeni içinde çalışmada

Anayasa'nın 129. maddesine göre memurlara ve diğer kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz; Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Sık sorulan sorular

Disiplin cezasının iptali mobbing sayılır mı?

Hayır. Disiplin soruşturması ve cezanın uygulanması tek başına mobbing oluşturmaz; cezanın iptal edilmesi de bunu değiştirmez. Sistematik ve sürekli psikolojik baskının ayrıca kanıtlanması gerekir.

Manevi tazminat için hangi saldırı aranır?

Danıştay 8. Daire, E. 2020/3456, K. 2021/3660 sayılı kararın gerekçesinde şeref, haysiyet, kişilik hakları veya vücut bütünlüğüne yönelmiş bir saldırı aranır. Danıştay 8. Daire, E. 2023/1180, K. 2025/9152 sayılı kararda ayrıca zarar verme güdüsüyle ve ısrarla uygulanan özel kast unsuru aranmıştır.

Dava kime karşı açılır?

Yetki kullanılırken işlenen kusurda dava, rücu kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak idare aleyhine açılır. Hizmetten ayrılabilen kişisel davranışlarda dava adli yargıda kişiye, hukuka aykırı hiyerarşik işlemlerde idari yargıda idareye yönelir.

Tam yargı davasını kim açabilir?

İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tam yargı davası açabilir.

İspat edilemeyen iddiada tazminata hükmedilir mi?

Kişilik hakkına veya sağlığa sistematik saldırı somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamıyor ve zarar ile idarenin eylem ve işlemleri arasında illiyet bağı kurulamıyorsa maddi ve manevi tazminat koşulları oluşmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu