Trafik Kazasında İşleten Sorumluluğu ve Zorunlu Sigorta

by Avukat Erdal Ersoy
Trafik Kazasında İşleten Sorumluluğu ve Zorunlu Sigorta

İşletenin Hukuki Sorumluluğunun Temeli

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre bir motorlu aracın işletilmesi sırasında meydana gelen ölüm, yaralanma veya eşya hasarında, araç bir teşebbüsün unvanı ya da işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletiliyorsa araç işleteni ile teşebbüs sahibi ortaya çıkan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olur. Bu düzenleme, zarar görene işleten ve teşebbüs sahibinden herhangi birine ya da her ikisine birden talepte bulunma imkânı tanır.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 85Kaynağı aç
Madde 85 – (Değişik birinci fıkra: 17/10/1996-4199/28 md.) Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. (Ek: 17/10/1996-4199/28 md.) Motorlu araç ölüme veya yaralanmaya sebebiyet vermiş ise, kazaya karışan aracın başkalarına devir ve temliki veya üzerinde bir hak tesisini önlemek amacıyla olaya el koyan Cumhuriyet Savcılıklarınca, aracın tescilli olduğu tescil kuruluşuna trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi için talimat verilir. Kaza anı ile Cumhuriyet Savcılığınca trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi arasında geçen süreler içinde kötü niyetle yapılan araç tescilleri hükümsüz sayılır. Şerhin konulduğu tarihten itibaren bir ay içerisinde, şerhin kaldırıldığına veya devamına ilişkin mahkeme kararı ibraz edilmediği takdirde bu şerh hükümsüz sayılır. İşletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir. (Değişik: 17/10/1996-4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi, hakimin takdirine göre kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı yardım edenin maruz kaldığı zarardan da sorumlu tutulabilir. Ancak, bu durumda işletici teşebbüs sahibinin sorumlu kılınabilmesi için kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yahut kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılması gerekir. (Değişik: 17/10/1996-4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması:[70]

İşletenin sorumluluğu yalnızca kendi eylemlerinden kaynaklanmaz. KTK m. 85/5 uyarınca işleten ve teşebbüs sahibi, aracın sürücüsünün ve aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. Aynı madde kapsamında işleten ve teşebbüs sahibi, hâkimin takdirine göre kendi aracının katıldığı kazadan sonra yapılan yardım çalışmaları nedeniyle yardım edenin maruz kaldığı zarardan da sorumlu tutulabilir; ancak teşebbüs sahibinin bu sorumlulukla yükümlü kılınabilmesi için kazadan kendisinin sorumlu olması ya da yardımın doğrudan kendisine, araçta bulunanlara veya kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılmış olması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/17-72, K. 2013/1558Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/17-72 E.  ,  2013/1558 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: Konya 1.Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 27/11/2012 NUMARASI: 2012/293  E-2012/765  K. Taraflar arasındaki “destekten yoksun kalma tazminatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen asıl ve birleşen davanın  kabulüne dair verilen 02.12.2010 gün ve 2010/113 E-2010/499 K. Sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin 09.02.2012 gün ve 2011/1517 E-2012/1373 K. Sayılı ilamı ile, (…Davacılar vekili asıl ve birleştirilen davada davalının trafik sigortacısı olduğu aracın neden olduğu kaza sonucunda müvekkillerinin desteğinin hayatını kaybettiğini ileri sürerek ayrı ayrı 7.500,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre trafik sigortasının araç sürücüsüne yönelik sorumluluğu bulunmadığına ilişkin bir düzenleme yer almadığı ve araç sürücüsü olan davacıların desteğinin kusursuz olması nedeniyle oluşan zararın davalının sorumluluğunda olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup, davalı sigorta şirketi davacıların desteğinin sürücüsü olduğu aracın trafik sigortacısıdır. Meydana gelen kazada her iki araç sürücüsü de hayatını kaybetmiştir. Mahkemece kusur durumunun belirlenmesi için alınan bilirkişi raporunda davacıların desteğinin kusursuz olduğu, tam kusurun şerit ihlali yapan diğer aracın sürücüsünde olduğu kabul edilmiş ve rapor mahkemece de benimsenmiştir. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91.maddesi delaletiyle 85.maddesinde aracın işletilmesi nedeniyle meydana gelen zararlardan araç işleteninin sorumlu olduğu ve işletenin bu sorumluluğunun karşılanması için trafik sigortası yaptırmasının zorunlu olduğu düzenlenmiştir. O halde trafik sigortası araç işletenin sorumluluğunu üzerine almış bulunmasına göre ancak işletenin zarardan sorumlu tutulabildiği hallerde zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı yasanın 86.maddesinde araç işleteni, kazanın üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklandığını kanıtlaması halinde sorumluluktan kurtulacağı belirtilmiştir. Dava konusu olayda dava dışı araç sürücüsünün tam kusurlu eylemi kazaya neden olmuştur. Bu nedenle araç işleteni ve trafik sigortacısının meydana gelen zarardan sorumlu tutulması mümkün değildir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl ve birleşen dava, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalanan aracın sürücüsü olan davacıların desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen karar davalı sigorta şirketi vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalı sigorta şirketi vekili temyize getirmiştir. Bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle; davalı şirketin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın sürücüsü olan davacılar murisinin meydana gelen trafik kazasında öldüğü; eldeki tazminat davasının, ölenin mirasçıları tarafından destekten yoksun kalmaya dayalı olarak açıldığı, Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu değildir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; araç sürücüsünün kusuru olmadan meydana gelen trafik kazasında ölmesi sonucu, onun desteğinden yoksun kalanların aracın işleteni, dolayısıyla işletenin sigortacısı davalı sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilip isteyemeyecekleri noktasında toplanmaktadır. Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin hukuki kavram ve kurumlar ile ilgili mevzuatın irdelenmesinde yarar vardır: İşleten ve araç işleticisinin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)’nun 85.maddesinde: “İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı söz konusu maddenin 1.fıkrasında; “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmü, aynı maddesinin son fıkrasında “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” Şeklinde düzenlenmiştir. 2918 sayılı KTK'nun 86.maddesinde ise, bu Kanunun 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir. Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hakimin taktirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de bu husus kabul edilmektedir (S. Ünan, “Ergün A. Çetingil ve Rayegan Kender’e 50.Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180). Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı KTK’nun 91.maddesiyle de; işletenin aynı Kanunun 85.maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası (Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir. Nitekim aynı ilkeler,  Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.2011 gün ve E:2011/17-142, K:411; 22.02.2012 gün ve E:2011/17-787, K:2012/92; 27.06.2012 gün ve E:2012/17-215, K:413 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91.maddede düzenlenen sorumluluğu ise, akdi (sözleşmesel) niteliktedir. Sözkonusu akdi ilişki, işleten ile onun hukuki sorumluluğunu üzerine alan zorunlu (trafik) sigortacısı arasındadır. Karayolları Trafik Kanunu'nda zorunlu trafik sigortasına ilişkin olarak, sorumluluğun kapsamı yanında, bu kapsam dışında kalan haller de açıkça düzenlenmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92.maddesinde: “Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a)İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b)İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c)İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d)Bu Kanunun 105'inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e)Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f)Manevi tazminata ilişkin talepler.” hükmü ile, zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmış; burada örnekseme yoluna gidilmeyip; tek tek ve tahdidi olarak sorumlu olunmayan haller sıralanmıştır (Hukuk Genel Kurulu'nun 22.02.2012 gün ve E:2011/17-787, K:2012/92 sayılı ilamı). Öte yandan, 2918 sayılı KTK'nun 92/a maddesinde yer alan “İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği taleplerin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında olduğuna” ilişkin hükmü üzerinde de durulmalıdır. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu hüküm işletenin eyleminden sorumlu olduğu kişilere yönelik kendi zararına dayalı talepleri noktasında önem arz etmektedir. Salt sigorta şirketinin dava edildiği ve üçüncü kişinin zararının söz konusu olduğu durumlarda bu hükmün uygulama alanı bulamayacağı açıktır. Sonuç itibariyle; araç işleteni, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabileceğine göre, işletenin ve dolayısıyla onun hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğuna gidilemeyecektir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; davacıların desteğinin sürücüsü olduğu araç ile dava dışı bir kişinin idaresindeki aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazada her iki araç sürücüsü de ölmüştür. Aracın işleteni, dava dışı ölen desteğin eşidir. Davacıların desteğinin sürücü olduğu aracın trafik sigoracısı ise, davalı sigorta şirketidir. Davacılar eldeki dava ile, trafik kazasında desteğin ölümü sonucu uğradıkları  zararın, davalı sigortadan tazminini istemektedirler. Mahkemece, kusur durumunun belirlenmesi için alınan bilirkişi raporunda davacıların desteğinin kusursuz olduğu, tam kusurun şerit ihlali yapan diğer aracın sürücüsünde olduğu kabul edilmiş ve rapor mahkemece de benimsenmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere,  araç işleteni, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabileceğine göre, meydana gelen olayda davacıların desteği sürücünün kusursuz, dava dışı araç sürücüsünün tam kusurlu olması nedeniyle, işletenin destek zararının tazmini bakımından hukuki bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Zira,  kazada dava dışı araç sürücüsünün tam kusurlu olması, işletenin  sorumluluğuna gidilebilmesi için gerekli olan illiyet bağını kesmiştir. Buna göre, trafik sigortacısı, işletenin zarardan sorumlu tutulabildiği hallerde zararı gidermekle yükümlü olduğundan, somut olayda işletenin sorumluluğunun bulunmaması karşısında, davalı sigorta şirketinin de sorumluluğu yoktur. Açıklanan nedenlerle; mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar göz ardı edilerek, yerinde bulunmayan gerekçeyle yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davalı …Sigorta A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı HUMK'nun 440.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,  13.11.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Araç İşletilme Halinde Değilken Meydana Gelen Kazalar

İşleten sorumluluğu kural olarak aracın fiilen işletildiği hallere özgüdür. KTK m. 85/3, işletilme halinde olmayan bir aracın neden olduğu trafik kazasında farklı bir ispat düzeni öngörür: Bu durumda zarar görenin, işletenin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını ya da araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir.

İşletenin Sorumluluktan Kurtulması ve Tazminatın İndirilmesi

KTK m. 86/1, işletenin sorumluluktan tamamen kurtulabilmesini belirli koşulların bir arada gerçekleşmesine bağlar. Buna göre işleten veya bağlı olduğu teşebbüs sahibi; kendisinin ve eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusursuzluğunu, araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilemediğini ve kazanın bir mücbir sebepten ya da zarar görenin yahut üçüncü bir kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Bu koşulların tamamı birlikte karşılanmadıkça tam kurtuluş mümkün değildir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 86Kaynağı aç
Madde 86 – (Değişik: 17/10/1996-4199/29 md.) İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir. Genel hükümlerin uygulanması:

Sorumluluktan tamamen kurtulamayan işleten, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse hâkim, duruma ve koşullara göre tazminat miktarını indirebilir. KTK m. 86/2'de düzenlenen bu hüküm, indirimi hâkimin takdirine bırakmaktadır.

Üçüncü Kişinin Ağır Kusuru ve İlliyetin Kesilmesi

KTK m. 86/1 çerçevesinde, kazanın tamamen başka bir aracın sürücüsünün ağır kusurundan kaynaklandığı ve araç sürücüsünün kusursuz olduğu hallerde illiyet bağı kesilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/17-72, K. 2013/1558 sayılı kararında sürücünün kusursuz, karşı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu somut bir olayda işletenin destek zararını tazmin bakımından hukuki sorumluluğunun bulunmadığını ve trafik sigortacısının ancak işletenin sorumlu tutulabildiği hallerde zararı gidermekle yükümlü olduğunu benimsemiştir; işletenin sorumluluğunun bulunmadığı saptandığında sigortacının da sorumluluğu doğmamaktadır.

Hatır Taşımacılığında Sorumluluk Rejimi

Yaralanan veya ölen kişinin hatır için karşılıksız taşınması ya da aracın o kişiye hatır için karşılıksız verilmesi hâlinde işletenin ve teşebbüs sahibinin sorumluluğu KTK'nın özel hükümlerine değil, genel hükümlere tabidir. KTK m. 87 aynı zamanda araç maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararları da bu kapsamda değerlendirir.

Mesleki Faaliyette Araç Devri: Servis, Bakım ve Satış Halleri

Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüslerin sahipleri, gözetim, onarım, bakım, alım-satım veya araçta değişiklik yapılması amacıyla kendilerine bırakılan araçların neden olduğu zararlardan işleten gibi sorumludur. KTK m. 104/1'e göre bu hâlde aracın asıl işleteni ve aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı bu zararlardan sorumlu değildir. KTK m. 104/2 uyarınca söz konusu teşebbüs sahiplerinin kendilerine bırakılan araçların tümünü kapsayan ayrı bir zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur; bu sigortanın usul ve esasları yetkili Bakanlıkça belirlenir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 104Kaynağı aç
Madde 104 – Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüslerin sahibi, gözetim, onarım, bakım, alım – satım, araçta değişiklik yapılması amacı ile veya benzeri bir amaçla kendisine bırakılan bir motorlu aracın sebep olduğu zararlardan dolayı; işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın işleteni ve araç için zorunlu mali sorumluluk sigortası yapan sigortacısı bu zararlardan sorumlu değildir. (Değişik: 17/10/1996-4199/35 md.) Yukarıda yazılı teşebbüs sahipleri kendilerine bırakılan motorlu araçların tümünü kapsamak üzere esasları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilecek bir zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmaya ve denetimlerde bu sigortanın yapıldığını belgelemeye mecburdurlar. İşletenin sorumluluk sigortasına ilişkin hükümler, burada da uygulanır. Motorlu araçları mesleki veya ticari amaçlar için elinde bulunduran teşebbüs sahipleri bu araçların yönetmelikte gösterilecek biçimde bir defterini tutmakla yükümlüdürler. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.) Bu madde hükümlerine uymayan teşebbüs sahipleri, 108 000 000 lira hafif para cezası ile cezalandırılırlar. (Ek: 17/10/1996-4199/35 md.) İkinci fıkrada sözü edilen sigortayı yaptırmayan teşebbüs sahiplerinin bu işyerleri, mahallin en büyük mülki amirince 15 güne kadar faaliyetten men edilir. Yarışlar:

Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının Kapsamı

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar KTK'da öngörülen usul ve esaslara tabidir; bu tazminatlar ile manevi tazminata ilişkin olarak Kanunda düzenlenmeyen hususlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır (KTK m. 90). Sigortacının sorumluluğu, işletenin sorumlu tutulabildiği hallerde doğar; işletenin sorumluluğunun bulunmadığı durumlarda sigortacının sorumluluğu da ortaya çıkmaz (KTK m. 91).

KTK m. 92 kapsamı dışında kalan haller tahdidi biçimde sayılmıştır. Bu hükümde örnekseme yoluna gidilmeyip kapsam dışı haller tek tek sıralanmıştır; manevi tazminat talepleri bu kapsamdadır. Yolcu taşıması sırasında meydana gelen kazalarda taşımacılık mali sorumluluk sigortası, mali sorumluluk sigortası ve ihtiyari mali sorumluluk sigortası arasında sıralı bir sorumluluk ilişkisi bulunmaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/20111, K. 2015/14790 sayılı kararında zorunlu mali mesuliyet sigortacısına ancak taşımacılık mali sorumluluk sigortası limitinin üzerinde kalan kısım için başvurulabileceğini ve manevi tazminat istemlerinin ZMSS Genel Şartları A.3-e uyarınca teminat kapsamı dışında olduğundan bu sigortacı aleyhine manevi tazminata hükmolunamayacağını benimsemiştir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/20111, K. 2015/14790Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2013/20111 E.  ,  2015/14790 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : …Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı… A.Ş vekili, davalı …Ş. vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacılar vekili, müvekkillerinin sürücüsünün davalı …, malikinin davalı …, teşebbüs sahibinin davalı … İşlt. Tic.Ltd.Şti. olduğu… plakalı …te yolcu olarak seyir halinde iken,, …ün durduğu, bu kez arkadan gelmekte olan davalı sürücü …'ın kullandığı, davalı … Mad. Ve ….Tic.Ltd.Şti. Adına kayıtlı… çekici ve … plakalı çekici ve yarı römork ile arkadan …e çarptığı, davacı … ve …'in yaralandığı, araçların zorunlu …ları olan davalı … şirketlerinin zarardan müteselsilen sorumlu oldukları, davacı …'in de yaralanan eşi ve kızından dolayı 4 ay çalışamadığını, bu nedenle şimdilik 100 TL iş ve güçten yoksun kalma tazminatına karar verilmesini, yine davacı …'in iş ve güç kaybı tazminatı olarak şimdilik 1.000 TL tazminat ile 200 TL tedavi gideri, davacı … için şimdilik 1.000 TL iş ve güçten kalma tazminatın ve 200 TL tedavi gideri, ayrıca müvekkili … için 2.000 TL, … için 3.000 TL, … için 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini, … şirketlerinden dava tarihi itibariyle işleyecek ticari faizi ile beraber poliçedeki teminat sınırları dahilinde müştereken ve müteselsilen diğer davalılar yönünden kaza tarihinden itibaren ticari faiz ile beraber müştereken ve müteselsilen maddi tazminat yönünden karar verilmesine, manevi tazminatın ise … şirketleri haricindeki davalılardan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, davacı vekili 14/03/2013 tarihli ıslah dilekçesi ile … ve …'in iş görmezlik tazminatını 31.879.00 TL'ye yükseltmiş, 09.07.2013 tarihli celsede … ve …'in tedavi giderleri ile …'in iş göremezlik taleplerinden vazgeçtiğini beyan etmiştir. Davalı vekilleri özetle davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davanın kısmen kabulü ile; davacı … için istenen 100,00 TL iş göremezlik tazminatı talebinin, davacılar … ve … için ayrı ayrı istenen 200 TL tedavi gideri talebinin vazgeçme nedeniyle reddine, davacı … için 1.500 TL, Davacı … için 3.000 TL, Davacı … için 5.000,00 TL manevi tazminatın, davacı … için 17.394,98 TL, davacı … için 14.484,20.-TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, kabul edilen tazminatlar için 06/01/2008 kaza tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yasal faiz uygulanmasına, davalı … şirketlerinin … kapsamı ve … limiti ile sınırlı olmak üzere ve ayrıca … şirketleri yönünden faiz başlangıç tarihinin dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere faiz uygulanmasına karar verilmiş; hüküm, davalı… A.Ş vekili, davalı …Ş. vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davalı …Ş. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, taşıma sırasında meydana gelen … kazası sonucu davacıların yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davalı … A.Ş.'nin davacıların yolcusu olduğu …ün zorunlu mali sorumluluk …cısı olduğu hususu çekişmesizdir. Davalı … şirketi, davacıların zararından öncelikle …ün zorunlu karayolu taşımacılığı mali sorumluluk …cısı olan davalı …Ş.'nin sorumlu olduğunu iddia etmiş, mahkemece hükmedilen tazminattan …A.Ş. ile birlikte davalı… A.Ş. de sorumlu tutulmuştur. Zorunlu …, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun “Sorumluluk ve …” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olup; Kanunun 17.maddesinde: “Şehirlerarası ve Uluslararası yolcu taşımacıları, duraklamalar dahil olmak üzere kalkış noktasından, varış noktasına kadar geçecek süre içinde meydana gelecek bir kaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması ya da eşyanın zarara uğramasından dolayı sorumludurlar” açıklaması yapıldıktan sonra, 18.maddesinde: “Taşımacılar, yolcuya gelebilecek bedeni zararlar için bu Kanunun 17 nci maddesinden doğan sorumluluklarını … ettirmek zorundadırlar” denilmiştir. Zorunlu … Genel Şartları'nın "… …" başılığını taşıyan B.8. maddesinde ise; "Meydana gelen zarar öncelikle bu …dan karşılanır. … sözleşmesinin hiç yapılmamış olması, yapılmış fakat geçersiz hale gelmiş olması, süresinin bitmiş olması veya meydana gelen zararın bu … teminatlarının üzerinde bulunması halinde teminatların üzerinde kalan kısım için; sırasıyla 13/10/1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları … Kanununa göre yapılması zorunlu olan mali sorumluluk …sına ve varsa ihtiyari mali sorumluluk …sına başvurulur." denilmektedir. Buna göre taşıma ilişkisinde, taşımacılık mali sorumluluk …sı, mali sorumluluk …sı ve ihtiyari mali sorumluluk …sı arasında sıralı sorumluluk ilişkisi kabul edilmiştir. Somut olayda, davacı yolcu …ünde yolcu olarak taşınmakta iken davaya konu kaza meydana gelmiştir. Kaza yapan aracın taşımacılık mali sorumluluk …cısının davalı …Ş. olduğu hususunda bir tereddüt yoktur. Davalı… A.Ş. ise aracın zorunlu mali sorumluluk …cısıdır. Kaza tarihi itibariyle bedeni zararlarda taşımacılık mali sorumluluk …sı kişi başına limiti 100.000 TL olup, mahkemece davacı … için 17.394,98 TL, davacı … için 14.484,20.-TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Yukarıda izah edilen sıralı sorumluluk esasına göre, davalı zorunlu mali mesuliyet …cısına ancak taşımacılık mali sorumluluk …sı limitinin üzerinde bir zararın tespiti halinde limitin üzerinde kalan kısım yönünden başvurulabileceği, başka bir anlatımla, yolcunun uğradığı bedeni zararlar, taşımayı yapan aracın zorunlu karayolu taşımacılık …sı kapsamında ise, bu aracın … veya ihtiyari mali mesuliyet …cısının sorumluluğunun doğmayacağı anlaşılmakla, davalı… A.Ş. hakkında açılan davanın reddine karar vermek gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir. Ayrıca kabule göre de; Karayolları … Sorumluluk …sı Genel Şartları'nın A.3-e maddesi uyarınca manevi tazminat talepleri teminat dışı olduğundan, davalı… A.Ş. aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi de mümkün değildir. 3-Davalı …Ş. kazaya neden olan aracın zorunlu koltuk ferdi kaza …cısıdır. …i Kaza …sı, yolculuğun başlangıcından bitişine kadar, …ün içinde veya dışında, … hareket halinde iken veya değilken, yolculuk sırasında veya bekleme, duraklama ve mola yerlerinde karşılaşılabilecek her türlü kazalara karşı, …lılar (yolcular, sürücüler ve yardımcılar) yararına taşımacı tarafından yaptırılması zorunlu bir kaza (can) …sı olup, kazanın oluşunda taşımacının yada sürücü ve yardımcılarının bir kusurları bulunmasa bile, ölümlerde … poliçesinde yazılı tutarın tamamı, bir zarar (destekten yoksunluk) hesabı yapılmaksızın, ölen kişinin mirasçılarına eksiksiz ve kesintisiz olarak; yaralanmalarda beden gücü kayıp oranına göre zarar gören kişilere ödenir. Ödenecek tazminat miktarı yönünden “zarar …sı – tutar (meblâğ) …sı” ayrımında Zorunlu Koltuk …sı bir “tutar (meblâğ) …sı”dır. Zarar …sında …cının ödeyeceği tutar, “… değeri” ya da “… poliçesinde yazılı tutar” olmayıp, …lının ya da üçüncü kişinin uğradığı “zararın tutarı”dır. Meblâğ …sında ise, …cı, … ettirilen kişinin zarara uğraması durumunda, somut zarar ne olursa olsun, … sözleşmesinde belirlenen tutarı (meblâğı), başka bir deyişle, … poliçesinde yazılı olan “… bedelini” eksiksiz ve tam ödemek zorundadır. 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu ile buna bağlı Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenen 25.03.2004 tarihli Genel Şartlar A.3.2 maddesi 1.fıkrasında: “Bu … ile teminat altına alınan bir kaza, …lının kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde sakatlığına yol açtığı takdirde, tıbbi tedavinin sona ermesi ve sakatlığın kesin olarak tespiti sonucunda, sakatlık tazminatı aşağıda belirtilen oranlar dahilinde kendisine ödenir.“ denildikten sonra, (36) satırdan oluşan bir tabloya yer verilmiştir. Açıklanan bu hususlar çerçevesinde, bir meblağ …sı olan zorunlu koltuk ferdi kaza …cısı olan davalı …Ş.'nin sorumluluğunun, diğer davalılardan farklı ve ayrı olduğu gözetilerek, tespit edilen sakatlık oranı ve Genel Şartlar'a ekli cetvellere göre ödenmesi gereken meblağın, konusunda uzman bir bilirkişi marifetiyle tespit ettirilerek davalının sorumluluğunun tespiti gerekirken, yazılı olduğu şekilde diğer davalılarla birlikte sorumluluğuna hükmedilmiş olması doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı… A.Ş. vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı …Ş.'nin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … … ve …'ye geri verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 2.802,31 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …'den alınmasına 22.12.2015 günü oybirliğiyle karar verildi.

Tazminat yükümlülüğünü kaldıran veya azaltan haller, sigorta sözleşmesinden ya da ilgili kanun hükümlerinden kaynaklanıyor olsa dahi zarar görene karşı ileri sürülemez (KTK m. 95/1). Buna karşılık zarar görene ödeme yapan sigortacı, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirenine rücu edebilir (KTK m. 95/2).

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 95Kaynağı aç
Madde 95 – Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez. Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir. Zarar görenlerin çokluğu:
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/8213, K. 2013/9369Kaynağı aç
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi         2013/8213 E.  ,  2013/9369 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkili tarafından trafik sigortalı, davalının maliki olduğu aracın 01/10/2008 tarihinde park halindeki üç araca çarptığını, diğer üç aracın hasarının müvekkili tarafından ödendiğini, davalıya ait araç sürücüsünün trafik kazası tespit tutanağı düzenlettirmek ve alkol raporu almak gibi yükümlülüklerini yerine getirmeden olay yerinden ayrıldığını ileri sürerek, 17.663,00 TL tazminatın ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili yargılama sırasında, araç sürücüsü … …’in olay mahallindeki diğer şahıslar tarafından saldırıya uğraması nedeniyle olay yerini terk etmiş olduğunu, sürücünün tam kusurlu olduğunu kabul etmediklerini, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalıya ait aracın sürücüsünün kazadan sonra olay yerini terk ettiği, sürücünün %100 kusurlu olduğu, davacının trafik sigortası genel şartlarının B.4 maddesi gereğince işletene rücu hakkının bulunduğu gerekçesiyle 17.683,00 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik sigorta poliçesine dayanılarak sigorta ettirenden rücuen tazminat talebine ilişkindir. 2918 Sayılı KTK'nin 95/2 maddesi uyarınca, sigorta sözleşmesinden veya sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinden … nedenlerle, sigortacının tazminat yükümlülüğünün azaltılması ve kaldırılmasına ilişkin haller sigortacı tarafından 3.kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden sigortacı zarar görene ödeme yaptıktan sonra tazminatın kaldırılması ya da indirilmesini sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirenine rücu edebilecektir. ZMSS Genel Şartlarının B.4 maddesinde sayılan hallerde sigortacı, 3.kişilerin zararını karşıladıktan sonra, sigorta ettirene rücu edebilir. Somut olayda, davacı … şirketi vekili, araç sürücüsünün tutanak tutulmadan ve alkol muayenesi yapılmadan olay yerini terk ettiğini, sigortalı araç sürücüsünün üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmediğinden sigortalıya rücu imkanının olduğunu ileri sürmüştür. Dava konusu olaydan sonra düzenlenen kaza tespit tutanağında, sigortalı araç sürücüsünün tespit edilemediği belirtilmiştir. Sigortalı araç sürücüsünün kaza sonrası olaydan yerinden ayrılması tek başına hasarın teminat dışı kalmasına neden olmayacağından, bununla birlikte Trafik Sigortası Genel Şartları'ının B.4. maddesinde belirtilen sigortacının işletene rücu hakkının somut delillerle sigortacı tarafından ispat edilemediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 18.6.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde teminat sınırları içindeki miktarı ödemek zorundadır (KTK m. 99/1).

Yolcu Taşımacılığında Zorunlu Sigorta Türleri

4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu m. 17 uyarınca şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacıları, duraklamalar dahil olmak üzere kalkış noktasından varış noktasına kadar geçen süre içinde meydana gelen kaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması veya eşyasının zarara uğramasından sorumludur. Aynı Kanunun 18. maddesi, taşımacıları yolcuya gelebilecek bedeni zararlar için bu sorumluluktan doğacak yükümlülüklerini sigorta ettirmeye zorlamaktadır.

Zorunlu koltuk ferdi kaza sigortası bir meblağ sigortasıdır. Bu sigortada kazanın oluşunda taşımacının ya da sürücünün kusuru bulunmasa bile ölümlerde poliçede yazılı tutarın tamamı ölen kişinin mirasçılarına, yaralanmalarda ise beden gücü kayıp oranına göre belirlenen meblağ zarar gören kişiye ödenir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/20111, K. 2015/14790 sayılı kararında bu sigortacının sorumluluğunun diğer davalılardan farklı ve ayrı nitelikte olduğunu, müşterek ve müteselsil sorumluluk şeklinde kurulamayacağını benimsemiştir.

Kendi Sigortalısına Rücu: Koşullar ve İspat Yükü

Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının B.4 maddesi, sigortacıya kendi sigorta ettirenine rücu hakkı tanıyan halleri tahdidi biçimde saymaktadır. Bu hallerden biri, tazminatı gerektiren olayın işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasdi hareketi ya da ağır kusuru sonucunda meydana gelmesidir. Bir diğeri, ilgili kişilerin alkollü içki alması nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmelerinden ya da uyuşturucu veya keyif verici madde alarak aracı sevk etmelerinden olayın kaynaklanmasıdır. Rücu hakkının doğduğunu ve bu hallerin mevcut olduğunu ispat yükü sigortacıya aittir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/16770, K. 2017/8930Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2016/16770 E.  ,  2017/8930 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 25/03/2015 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde Sigortalı-davalının maliki olduğu … plaka sayılı aracın maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını, kazadan davalıya ait araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu, karşı tarafın uğradığı zarar nedeniyle …plaka sayılı araç malikine tazminat ödediğini, davalıya ait araç sürücüsünün kaza sonrası olay mahallini terkettiğini, … Poliçesi Genel Şartları'nın 4'ncü maddesi uyarınca … şirketinin rücu hakkının doğduğunu, alacağın tahsili amacıyla girişilen … takibine davalının haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini,bu nedenlerle davalının itirazın iptali ile takibin devamına,%20'den az olmamak üzere … inkâr tazminatına hükmedilmesine, mahkeme masrafları ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre davanın kabulü ile; davalı borçlununu … 1…. Müdürlüğü'nün 2014/8404 sayılı takibe yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, asıl alacak miktarı üzerinden %20 … inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava … tarafından ödenen tazminatın … ve genel şartlar uyarınca sigortalısından rücuan istemine ilişkindir. … Poliçesi Genel Şartlara göre rücu sebepleri gösterilmiştir. Davacı, davalıya ait aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısıdır. Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının “Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve Sigortacının İşletene Rücu Hakkı” başlığını taşıyan B.4 maddesi gereği; Ödemede bulunan sigortacı, … sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda … ettirene rücu edebilir. … ettirene başlıca şu nedenlerle rücu edilir: a)Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasdi bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise, b)İşleten, yetkili makamlardan izin almaksızın düzenlenen bir yarış için Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yapılması gereken özel bir sigortanın yapılmamış olduğunu biliyorsa veya gerekli özeni göstermesi halinde bilebilecek durumda ise, c)Tazminatı gerektiren olay, aracın Karayolları Trafık Kanunu hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan kimseler tarafından sevk edilmesi sonucunda meydana gelmiş ise, d)Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay, yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa, e)Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tesbit edilmiş olan istiab haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise, f)… ettirenin, rizikonun gerçekleşmesi halinde, B.1 maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa, g)Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gaspedilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gaspedilme olayında işletenin kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse." Anılan maddede tahdidi olarak düzenlenen hallerden birinin veya birkaçının bulunması durumda zarar görene ödeme yapan zorunlu mali sorumluluk sigortacısının akidine rücu hakkı vardır. Somut olayda olduğu gibi sürücünün kaza mahallini terk etmesi tek başına rücu sebebi değildir. TTK 1409.maddesine göre sigortacı sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan sorumludur. Ayrıca sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının … teminatı dışında kaldığını ispat külfeti sigortacıya aittir. Bu kapsamda toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik inceleme ile gerekçesi gösterilmeden davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 11.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/14237, K. 2018/7746Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/14237 E.  ,  2018/7746 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: – K A R A R – Davacı vekili, müvekkili şirkete trafik sigortalı olup davalının maliki olduğu … plaka sayılı araç ile meydana gelen trafik kazası sonucu aynı araçta yolcu olarak bulunan dava dışı …isimli şahsın yaralandığını, kazadan hemen sonra sigortalı araç sürücüsünün olay yerini terk ettiğini, müvekkilinin 9.331,00 TL tazminatı dava dışı şahsa ödediğini, ayrıca tedavi gideri olarak 4.986,00 TL'yi hastaneye ödediğini, davalının kazada %100 kusurlu olduğunu, ödenen toplam 14.648,84 TL tazminatın davalıdan rücu için … 20. İcra Dairesi'nin 2013/192 sayılı takip dosyası ile başlatılan icra takibine davalının yapmış olduğu haksız itirazının iptalini, davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin evden para almak için olay yerini terk ettiğini ancak daha sonra karakola gidip ifadesini verdiğini, rücu şartlarının oluşmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile davalının … 20. İcra Müdürlüğü'nün 2013/192 sayılı dosyasında takibe itirazının iptali ile takibin 14.317,00 TL asıl alacak, 331,84 TL işlemiş faiz toplamı 14.648,84 TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren talep gibi yasal faiz yürütülmesine, alacak yargılamayı gerektirip likit olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, zorunlu mali sorumluluk sigortası ilişkisinden kaynaklanan rücu davasıdır. Bu tür davalarda sigortacı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 95/2. maddesi gereğince tazminat yükümlülüğünün azaltılması veya kaldırılmasına ilişkin halleri üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceğinden zarar görene ödeme yaptıktan sonra sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre kendi sigorta ettirenine rücu edebilir. Davacı …, davalı … adına kayıtlı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olup, kaza sırasında sigortalı aracı kullanan kişinin olay yerini terk ettiğini, ehliyet ve alkol durumunun belirsiz olduğunu ileri sürerek poliçe kapsamında ödediği tazminatı sigortalıdan rücuan tazmini talebinde bulunmuştur. Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçe genel şartlarının B.4. maddesinde sigorta şirketinin sigortalısına rücu edebileceği haller düzenlenmiş olup, rücu hakkının doğduğunun ve maddede sayılan bu hallerin mevcut olduğunu ispat yükü sigorta şirketindedir. Davacı vekili dava dilekçesinde rücu nedeni olarak sürücünün firar ettiğini belirtmiş olup sürücünün olay yerini terk etmesi sigortacıya rücu hakkı vermez. Sigorta şirketinin somut delillerle genel şartlar B.4. maddesinde sayılan hallerin gerçekleştiğini ispat etmesi gerekir. Davacı …, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları uyarınca, sürücünün ehliyetsiz olduğunu veya alkollü bulunduğunu somut delillerle kanıtlaması buna göre araştırma inceleme yapılması gerekir. (HGK.nun 10.12.1997 gün 1997/11-772-1043, HGK.nun 16.12.1998 gün, 1998/11-872-905, HGK.nun 22.12.2010 gün 2010/17-655, 688 sayılı kararları) O halde, mahkemece davacı davasını somut delillerle kanıtlayamadığından davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 13/09/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sigortacının rücu iddiasını somut delillerle kanıtlaması zorunludur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/14237, K. 2018/7746 sayılı kararında sürücünün ehliyetsiz veya alkollü olduğuna dayanan rücu iddialarında sigortacının bu hususları somut delillerle ispat etmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Alkol iddiasının değerlendirilmesinde dolaylı deliller de belirleyici olabilir; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/5488, K. 2021/402 sayılı bozma kararında olay tanığının ve araçtaki yolcunun sürücünün alkol kullandığını beyan etmesi ile araç içinde alkol şişesi tespit edilmesi olgularının bir arada değerlendirilmesi gerektiğini saptamış; aynı kararda münhasırlık incelemesinin eksik yapıldığı gerekçesiyle yeniden yargılama yapılmak üzere bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/5488, K. 2021/402Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2019/5488 E.  ,  2021/402 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın reddine ilişkin verilen hüküm, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalıya ait aracın trafik sigortacısı olduklarını, aracın karıştığı kazada ölen 3.kişinin yakınları tarafından açılan davada verilen hükmün icraya konulması üzerine, 23.05.2012 tarihinde 130.790,00 TL tazminat ödediklerini, kazada sigortalı sürücüsünün tam kusurlu olduğunu ve kazadan sonra kaza yerini terk ederek sürücü belgesi ile alkol kontrolünün yapılmasını önlediğini, bu durum nedeniyle davalı sigortalılarına rücu haklarının bulunduğunu belirterek, ödenen bedelin rücuen tahsili için başlatılan takibe itirazın iptalini ve % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının rücu edebileceği haller sınırlı sayıda olduğundan, rücu hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; davaya konu edilen kazanın münhasıran alkol etkisinde meydana geldiğinin ispatlanamadığı; araç sürücüsünün olay yerini terk etmesinin haklı nedene dayandığı ve davacının sigortalısı olan davalıya rücu şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine; davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasında ölen 3.kişinin hak sahiplerine tazminat ödeyen davacının ödediği bedelin, kendi sigortalısı olan davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir. Davacı taraf, davalıya ait araç sürücüsünün alkol ve ehliyet kontrolünü bertaraf edebilmek için kaza yerinden kaçtığını; sürücünün, olay yerini terk etmesinin haklı nedeni bulunmadığı gibi, kaza anında alkollü olma ihtimali bulunduğunu ve bu hususun tespitini önlemek için kaza yerini terk ettiğini iddia ederek, sigortalısı olan davalıya rücu etmek istemektedir. Mahkemece, kazanın münhasıran alkolden meydana geldiği ve davacının davalıya rücu hakkının bulunduğu kabul edilerek, davanın kabulüne dair verilen hüküm, kazanın münhasıran alkolden meydana gelip gelmediği konusunda yapılan araştırma ve alınan raporun yetersiz olduğu gerekçesiyle, Dairemizce bozulmuştur. Önceki bozma ilamımızda, münhasırlık incelemesinin nasıl yapılması gerektiği ve bu incelemeye ilişkin kriterler detayları ile vurgulanmıştır. Bozmaya uyularak yürütülen yargılamada, bozma ilamında belirtilen şekilde oluşturulan 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 21.03.2019 havale tarihli rapor incelendiğinde; araç sürücüsünün, tünele girerken hızını azaltmaması ve orta refüjü aşıp karşı yönde başka bir araca çarpmasından sonra otobüs durağına girmesi şeklinde gerçekleşen kazada tam kusurlu olduğunun; sürücünün alkol ölçümü yapılmadığı için, kazanın münhasıran alkolden meydana gelip gelmediği konusunda görüş bildirilemeyeceğinin bildirildiği görülmektedir. Mahkemece, kazanın münhasıran alkolden meydana gelmediğinin bu raporla saptandığı, davacı sigortacının aksini ispat edemediği ve davalı sigortalısına rücu edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalıya ait aracın sürücüsü olduğu kabul edilen (temyiz sonucu kesinleşen ceza mahkemesi kararı ile de bu husus sabit) …, olay yerini terk ettiği için alkol ölçümü yapılamamış olsa da, olay tanığı … ile araçta yolcu konumunda olan sürücünün arkadaşı tarafından, sürücünün alkol kullanımının beyan edildiği; olay yeri inceleme raporunda, araç içinde alkol şişesinin tespit edildiği gözetildiğinde, araç sürücüsünün alkollü olduğunun kabulü gerekir. Aksi de kanıtlanamamıştır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında, sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından ve somut olayda alkol oranı (ölçüm yapılmayış nedeniyle) da belli olmadığından; kazanın meydana geliş biçimi, hava ve yol ile trafik özellikleri (kazanın yolun tünel çıkışında olması- karşı yönde başka araçla çarpışmadan sonra otobüs durağındaki mütevaeffaya çarpma) gibi başkaca unsurların kazada etkili olup olmadığı; belirtilen bu dış unsurların kazadaki etkisinin derecesi ile sürücünün alkollü olmaması halinde de kazanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği (kazanın münhasıran alkolden meydana gelip gelmediği) üzerinde duran, bu konularda net tespitler içeren rapor alınarak karar verilmesi gereklidir. Bu itibarla; hükme esas alınan rapor, önceki bozma ilamımızda işaret edilen incelemeleri içermediğinden yeterli olmayıp, verilen karar eksik incelemeye dayalıdır. Açıklanan vakıalar karşısında mahkemece; araç sürücüsünün gerekli ehliyetnameye sahip olduğu ve bu nedenle sigortacının rücu hakkının bulunmadığı; olay tarihinde geçerli ZMSS Genel Şartları'nda, olay yerini terkin sigortacıya rücu hakkı verdiği şeklinde bir düzenleme bulunmadığından, sadece alkollü araç sevkinin münhasıran kazada etkili olup olmadığının denetlenmesi gerektiği gözetilerek, oluşturulacak farklı bilirkişi heyetinden, yukarıdaki açıklamalar ışığında, münhasırlık incelemesini yapan, denetime elverişli, gerekçeli bir rapor alınıp karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 01/02/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Olay Yerini Terk: Rücu Sebebi Sayılıp Sayılmadığı

Kaza sonrasında sürücünün olay yerini terk etmesi, başlı başına teminat dışılık veya rücu sebebi oluşturmaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi bu konuda istikrarlı bir tutum sergilemiştir. E. 2015/14237, K. 2018/7746 sayılı kararında olay yerini terk etmenin rücu hakkı vermediği, sigortacının genel şartların B.4 maddesinde sayılan hallerin gerçekleştiğini somut delillerle ispat etmesi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır. E. 2015/17172, K. 2018/9813 sayılı kararda ise olay yerinin terk edilmesi nedeniyle zararın arttığının iddia ve ispat edilemediği bir davada rücu talebinin reddedilmesi gerektiği benimsenmiştir. E. 2016/16770, K. 2017/8930 sayılı kararda da olay mahallini terk etmenin tek başına rücu sebebi olmadığı vurgulanmış; bu davada eksik inceleme gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2013 tarihli kararlarında da aynı ilke benimsenmiş; davalının sürücü belgesinin mevcut olduğu, alkollü olduğunun ya da sürücü değişikliği yapıldığının somut delillerle ispat edilemediği durumlarda salt olay yerini terk etmenin rücu sebebi sayılmayacağı vurgulanmıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/17172, K. 2018/9813Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/17172 E.  ,  2018/9813 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın reddine ilişkin verilen hüküm, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalıya ait aracın trafik sigortacısı olduklarını, davalının idaresindeki sigortalı araçla yaptığı kazada hasar gören karşı araç için 15.000,00 TL. hasar bedeli ile yaralanan 3. kişi için 548,59 TL. tedavi gideri ödemek zorunda kaldıklarını, davalının kazada asli kusurlu olduğunu, olay yerini terk eden ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalıya rücu haklarının bulunduğunu, ödenen bedelin rücuen tahsili için başlatılan takibe davalının itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu belirterek icra takibine itirazın iptalini talep etmiştir. Davalı …, davaya konu kazada kusurunun bulunmadığını, istenen hasar bedelinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın B.4. maddesi gereği, davacı sigortacının sigortalısına rücu edilebilmesi için sadece olay yerinin terk edilmesinin yeterli olmadığı, bu sebeple zararın artmasına neden olunmasının gerektiği, davacı yanın olay yerinin terk edilmesi nedeniyle zararın arttığını iddia ve ispat edemediği, davacının davalı sigortalısına rücu hakkının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 95. maddesi, taraflar arasındaki poliçe ve ZMSS Genel Şartları gereği, davacının davalı sigortalısına rücu hakkı bulunmadığının usulünce tartışılıp araştırılmış ve tespit edilmiş olmasına göre; davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 8,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 30/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/11302, K. 2013/13655Kaynağı aç
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi         2013/11302 E.  ,  2013/13655 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi MAHKEMESİ : Ankara 8.Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleştirilen davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde asıl ve birleşen dava davalısı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkiline trafik sigortalı bulunan davalıya ait aracın, park halindeki dava dışı…. plakalı araca çarparak hasarladığını ve sürücünün olay yerini terkettiğini, zarar gören araç için 8.400,00 TL. tazminat ödendiğini, davalı hakkında icra takibi yapıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, eldeki dosya üzerinde birleştirilen mahkemenin 2012/191-505 sayılı dosyasında aynı olay nedeniyle davalıya ait müvekkiline trafik sigortalı aracın yine park halindeki …. plakalı araca da çarparak hasarladığını, 4.910,00 TL. hasar bedelinin zarar gören aracın kasko sigortacısına ödendiğini, davalı aracının sürücüsünün asli kusurlu olup olay yerini terkettiğini, davalının hakkında yapılan icra takibine itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleştirilen dosyaların davalısı … vekili, ZMSS'nın sigortalının kusuru ile 3. Kişilere verdiği zararı teminat altına aldığını, olay yerini terk etmenin sigortalıya rücu sebebi olmadığını, müvekkilinin anneannesinin rahatsızlığı üzerine acilen çağrılması sebebiyle panikle çıkarken kazaya sebebiyet verdiğini, saatin geç olması, araç sahiplerinin olay yerinde olmaması, plakasının oradaki taksi durağındakiler tarafından alınması nedeniyle olay yerinden ayrıldığını belirterek davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece asıl davanın kabulü ile davalının Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2010/13160 sayılı dosyasına itirazının 8.400,00 TL. asıl alacak, 1.317,08 TL. işlemiş faiz olmak üzere toplam 9.717,08 TL. için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, 8.400,00 TL. asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, birleştirilen davanın kabulü ile davalının Ankara 18. İcra müdürlüğünün 2010/13163 sayılı dosyasına itirazının 4.910,00 TL. asıl alacak ve 518,71 TL işlemiş faiz toplamı 5.428,71 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmiş; hüküm, asıl ve birleştirilen dosyalar yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Asıl ve birleştirilen dava, ZMSS sözleşmesine dayanılarak açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir. 2918 Sayılı KTK'nun 95/2 maddesi uyarınca sigorta sözleşmesinden veya sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinden doğan nedenlerle sigortacının tazminat yükümlülüğünün azaltılması ve kaldırılmasına ilişkin haller sigortacı tarafından 3. kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden sigortacı zarar görene ödeme yaptıktan sonra tazminatın kaldırılması ya da indirilmesini sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirenine rücu edebilecektir. Sigortacının rücu sebepleri 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile ZMSS Genel Şartlarının 4. maddesinde düzenlenmiştir. Somut olayda davaya konu trafik kazası 17.10.2009 günü 03.00 sıralarında meydana gelmiş; davalı araç ile seyir halindeyken park halindeki 3. kişilere ait araçlara çarparak hasarlanmasına sebebiyet vermiştir. Davalı vekili, müvekkilinin sağlık problemleri olan anneannesine ulaşmak amacıyla panikle çıkarken kazanın meydana geldiğini, saatin geç olması, olay yerinde zarar gören araç maliklerinin olmaması ve taksi durağında bulunan şahısların araç plakasını alması sebebiyle olay yerinden ayrılıp ertesi gün karakola müracaat ettiğini savunmuştur. Davacı vekili, olay yerinin terk edilmesi sebebine dayanarak iş bu davayı açmıştır. Rizikonun teminat dışında kaldığı hususunu ispat külfeti davacı sigorta şirketindedir. Kazanın ve hasarların meydana geldiği dosya kapsamıyla sabittir. Davalı sigortalının sürücü belgesi mevcut olup olay anında alkollü olduğu yada sürücü değişikliği yapıldığı somut delillerle davacı tarafından ispatlanamamıştır. Sadece olay yerinin terk edilmesi, sigortalıya rücu sebebi olmayıp soyut iddialara göre davanın kabulü doğru görülmemiştir. Bu durumda mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu gibi asıl ve birleştirilen davaların kabulü doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleştirilen dosyada davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleştirilen dosya davalısı … vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen dava davalısı …'ya geri verilmesine 10.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Her İki Aracın İşleteninin Sigortacıya Başvurması

Birden fazla aracın karıştığı kazalarda, her iki aracı da işleten konumundaki kişi üçüncü kişi sıfatına sahip olamaz ve alacaklı ile borçlu sıfatları kendi üzerinde birleşir. Türk Borçlar Kanunu m. 135/1 uyarınca alacak ve borcun aynı mal varlığında birleşmesi halinde borç kural olarak sona erer. KTK m. 85/1 kapsamında işleten olarak kendi sorumluluğunu üstlenen zorunlu trafik sigortacısından bu durumda talepte bulunulması hukuken mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/460, K. 2022/754 sayılı oybirlikli kararında bu sonucu benimsemiş; aynı doğrultuda Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/6775, K. 2013/7822 sayılı kararında da yerel mahkemenin ret kararı onanmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/460, K. 2022/754Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/460 E.  ,  2022/754 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirkete zorunlu malî sorumluluk sigortası ile sigortalı olan aracın geri manevra yaptığı esnada müvekkili şirkete kasko sigortası ile sigortalı kamyona çarptığını, çarpışan iki aracın dava dışı … Liman İnşaatı San. Tic. Ltd. Şti.’ye ait olduğunu, müvekkilinin sigortalısına ödediği hasar bedelinin davalıdan tahsili amacıyla başlatılan icra takibine haksız yere itiraz edildiğini ileri sürerek takibe vaki itirazın iptali ile davalının icra inkâr tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; kaza ile ilgili olarak müvekkiline müracaat edilmediğinden hasar dosyası açılmadığını, müvekkiline sigortalı aracın kusurlu olduğu iddiasını kabul etmediklerini, trafik sigortası kapsamında müvekkilinin sorumluluğunun sigortalısının kusuru oranında olduğunu, hasarın bu kaza sonucu oluştuğunun da belli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.12.2015 tarihli ve 2014/295 E., 2015/765 K. sayılı kararı ile; bilirkişi raporları benimsenmek suretiyle davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin 4.966,47TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, 993,29TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 03.05.3017 tarihli ve 2016/11448 E., 2017/4989 K. sayılı kararı ile; “…1- Bir borç bakımından alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmesi borcu sona erdiren sebep olarak TBK 135.maddesinde düzenlenmiştir. Somut olayda, davacı kasko sigortasına sigortalı 34 EY 3629 plakalı araç ile davalı ZMSS sigortasına sigortalı … plakalı aracın çarpışması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiş ve davacı kasko sigortası, sigortalısına hasar bedelini ödeyerek icra takibi başlatmıştır. Ancak her iki aracın da işleteni… Liman İnşaatı San. Ve Tic. Ltd. Şti'dir. Bu durumda, her iki aracın işleteni aynı kişi (şirket) olup, her iki araç bakımından da 3.kişi durumunda olmadığı gibi, TBK'nın 135/1 maddesindeki alacaklılık ve borçluluk sıfatı işleten… Liman İnşaatı San. Ve Tic. Ltd. Şti'de birleşmiştir. KTK'nun 85/1.maddesi uyarınca, işleten olarak kendi sorumluluğunu üstlenen davalı zorunlu trafik sigortacısından tazminat talebinde bulunması mümkün değildir. Zira, ZMSS üçüncü kişilerin zararlarını karşılamakla yükümlü olup, işleten aynı zamanda üçüncü kişi olamaz. (YHGK 15.4.2011 gün 2011-17-13 Esas, 2011/191 Kararı) 2- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesinin yer olmadığı…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.06.2018 tarihli ve 2017/814 E., 2018/579 K. sayılı kararı ile; sahipleri aynı olan araçlardan biri bir sigorta şirketine diğeri başka bir sigorta şirketine sigortalı olup kasko ve trafik sigortası ile yapılmış olan bu ayrı ayrı araçlara ait sigortalar kapsamında alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmeyeceği, davalının bu doğrultuda üzerine düşen poliçe kapsamındaki sorumluluğunu yerine getirmesinden kaçınmasının da mümkün olmadığı sahipleri aynı olan aracın her bir sigorta şirketinin farklı tüzel kişiliklere sahip olup aynı sigorta şirketi kapsamında olmadığı ve her biri yönünden yapılan poliçelerle ve ödemelerle sigorta riskinin garanti altına alındığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işletenleri aynı olan iki aracın çarpışması sonucu oluşan kaza nedeniyle davacının kasko sigortası kapsamında sigortalısına ödediği hasar bedelini karşı aracın zorunlu malî sorumluluk sigortacısından talep edip edemeyeceği, bu durumda alacaklılık ve borçluluk sıfatının birleşip birleşmediği, işleteninin üçüncü kişiye vermiş olduğu zararı karşılamayı üstlenen davalı … şirketinin oluşan hasar nedeniyle sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 13. İşletenin hukukî sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85/1. maddesinde düzenlenmiş ve bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi hâlinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı belirtilmiştir. Kanun’un 91. maddesi ile işletenlerin bu madde uyarınca sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunlu tutulmuştur. 14. Zorunlu malî sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar aynı Kanun’un 92. maddesinde tahdidi olarak sayılarak, (a) bendinde; “İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu hüküm işletenin eyleminden sorumlu olduğu kişilere yönelik kendi zararına dayalı talepleri noktasında önem arz etmektedir. Kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre, salt sigorta şirketinin dava edildiği ve üçüncü kişinin zararının söz konusu olduğu durumlarda bu hükmün uygulama alanı bulamayacağı açıktır. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.11.2013 tarihli ve 2013/17-72 E., 2013/1558 K.; 02.03.2021 tarihli ve 2017/1718 E., 2021/180 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. 15. Kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Malî Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de; “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” hükmüyle sözleşmenin kapsamı ve amacı net olarak belirlenmiş, tazminat kapsamında kalan hususlar da A-6. maddede sayılarak “İşleten tarafından ileri sürülecek tazminat talepleri” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. 16. Görüldüğü gibi, karayolları zorunlu malî mesuliyet sigortasında, sigorta ettirenin zarar verdiği kişi, sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı hâlde bu sigortadan yararlanmaktadır (Karasu, Rauf: Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası, Ankara 2016, s. 23). Zira zorunlu trafik sigortası motorlu araç işleteninin KTK’nın 85/1. maddesinde yer alan üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu belirlenen limitler dâhilinde üstlenir. Bu nedenle zarar görenler, bu zararın giderilmesi amacıyla, araç işletenine karşı KTK hükümlerine göre başvuru hakkına sahip değilse, zarar verene ait aracın trafik sigortacısına da başvuramayacaktır. İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri sigorta teminatı kapsamına dâhil değildir. Şu hâle göre, sigortacının sorumluluğundan bahsedebilmek için, zorunlu trafik sigortası yapılan aracın üçüncü kişilerin zararına neden olacak bir kazaya karışması ve bu kazada sigortalı araç işleteninin sorumluluğunun bulunması gerekir. Dolayısıyla, araç işletenin ve sürücüsünün kusursuz olduğu hâllerde, sigortacısının da tazminat sorumluluğu ve ödeme yükümlülüğünden söz edilemeyecektir (Mustafa Çeker, Sigorta Hukuku, Adana 2004, s. 172). Bu açıklamalar karşısında; davaya konu talebin, yukarıda içeriği açıklanan poliçe eki genel şartlar gereğince açık biçimde teminat dışında kaldığı belirgindir. 17. Uyuşmazlığın çözümünde üzerinde durulması gereken bir başka konu da alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının birleşmesi olgusunun hukukî sonuç ve mahiyetine ilişkindir: 18. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) ''Birleşme'' başlıklı 135. maddesi; “Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez. Birleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür. Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır.” hükmüne haizdir. 19. Kural olarak, hukuken geçerli bir borç ilişkisinin bulunabilmesi için alacaklı ve borçlu olmak üzere iki tarafın varlığı aranmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu ise, alacaklısı ve borçlusu aynı olan bir borç ilişkisinin düşünülemeyeceğidir. Aksi düşünce, bir kimsenin kendi alacağının borçlusu olması sonucunu doğurur ki, bunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. 20. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesine yol açan olay, hukuksal işlemden doğabileceği gibi kanundan da doğabilir. Birleşmenin söz konusu olabilmesi için alacak ve borcun aynı mal varlığına dâhil olması gerekir. Birleşmenin hukukî sonucu ise, alacak ve borcun kural olarak sona ermesidir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2011 tarihli ve 2011/17-13 E., 2011/191 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. 21. Somut olayda, davacı kasko sigortasına sigortalı 34 EY 3629 plakalı araç ile davalı trafik sigortasına sigortalı 34 EH 5716 plakalı aracın çarpışması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiş ve davacı kasko sigortası, sigortalısına hasar bedelini ödeyerek icra takibi başlatmıştır. Ancak her iki aracın da işleteni… Liman İnşaatı San. Ve Tic. Ltd. Şti.'dir. Dava halefiyet ilkesi gereğince açılmıştır. Sigortacı, halefiyet ilkesi gereğince sigortalısının haklarına sahip olacaktır. Bu durumda, her iki aracın işleteni aynı kişi (şirket) olup, her iki araç bakımından da üçüncü kişi durumunda olmadığı gibi, TBK'nın 135/1 maddesindeki alacaklılık ve borçluluk sıfatı işleten… Liman İnşaatı San. Ve Tic. Ltd. Şti'de birleşmiştir. KTK'nın 85/1. maddesi uyarınca, işleten olarak kendi sorumluluğunu üstlenen davalı zorunlu trafik sigortacısından tazminat talebinde bulunması mümkün değildir. Zira, trafik sigortası, üçüncü kişilerin zararlarını karşılamakla yükümlü olup, işleten aynı zamanda üçüncü kişi olamaz. Davaya konu talep, içeriği açıklanan poliçe eki genel şartlar gereğince teminat dışında bulunmaktadır. Açıklanan tüm bu nedenlerle; davacının, KTK'nın 85/1. maddesi uyarınca işleten sıfatıyla kendi sorumluluğunu üstlenen zorunlu trafik sigortacısından talepte bulunması olanaklı değildir. 22. Öte yandan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi “24.01.2013” yerine “18.09.2017” olarak gösterilmiş ise de, bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir maddi hata olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır. 23. O hâlde yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 26.05.2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/6775, K. 2013/7822Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2013/6775 E.  ,  2013/7822 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili müvekkiline kasko sigortalı aracın davalıya trafik sigortalı araçla çarpışması sonucu hasarlandığını belirterek . fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere sigortalıya ödenen tazminatın kusur oranına göre 6.528,00 TL’sinin 29.03.2012 davalı … şirketine başvuru tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili davacı şirkete kasko sigortalı araç ile müvekkili şirket nezdinde trafik sigortalı aracın malik – işleteni aynı olup, birbirlerine karşı 3. kişi sayılamayacaklarını, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleştiğini, bu nedenle davacının halefiyet ve rücu hakkının bulunmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre olayda davacıya sigortalı malik ve işletenin her iki araç bakımından da 3. kişi durumunda olmadığı gibi kendi üzerinde borçluluk ve alacaklılık sıfatının birleşmesi nedeniyle işleten olarak kendi sorumluluğunu üstlenen zorunlu trafik sigortacısından talepte bulunmasının mümkün olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna 27.5.2013 gününde Üye …'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. – KARŞI OY- Davacı vekili, müvekkiline kasko sigortalı araca davalının ZMM sigortacısı olduğu aracın çarpması sonucu hasar bedelini ödediğini ancak zararı davalıdan tahsil edemediğini belirterek kusur oranına göre şimdilik 6.528 TL'nin 29.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş, Davalı … vekili her iki aracın malik-işleteninin aynı kişi olup, birbirlerine karşı 3.kişi sayılamayacaklarından alacak ve borçlu sıfatlarının birleştiğini belirterek davanın reddini savunmuş, Mahkemece tüm dosya kapsamına göre her iki aracın malik işleteninin aynı kişi olduğundan davacının ZMSS'den talepte bulunamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmiş, Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda karar onanmıştır. Sayın çoğunluğun bu onama gerekçesine aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum. Dava, TTK 1301.maddesinden kaynaklanan kasko rücu davasıdır. Bir borç bakımından alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmesi borcu sona erdiren sebep olarak BK 116.maddesinde düzenlenmiştir. BK 116/1 (TBK 135/1) maddesinde "alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta içtimaiyle borcun sakıt olacağı, (f/1). Bu içtimaın zevaliyle borç avdet edeceği, (f/2) Gayrimenkul rehni ile kıymetli evrak hakkındaki hususi hükümler baki olduğu (f/3)", 2918 sayılı KTK'nin 85/1 maddesinde "bir motorlu aracın işletilmesi ile bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesin biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan müşterek ve müteselsilen sorumlu olacağı", 85/son fıkra ile de "işleten ve araç işletecisi teşebbüs sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurlarından kendi kusuru gibi isorumlu" bulunduğu, 2918 sayılı KTK'nin 91/1.maddesinde "işletenlerin bu kanunun 85/1 fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunlu" olduğu, 2918 sayılı KTK'nin 92.maddesinde de ZMSS'nin teminat dışında kalan haller sayılarak, ZMSS Genel Şartları 1.maddesi ile yapılan düzenlemelerle ölüm veya cismani zararlar yanında bir şeyin zarara uğraması halinin de teminat kapsamında olduğu öngörülmüştür. Kısaca ZMSS'nin amacı, trafik kazaları sonucu 3.kişilere verilecek zararların güvence altına alınmasıdır. Ancak ZMSS Genel Şartları A.3.b maddesinde de işleten tarafından ileri sürülecek tazminat taleplerinin teminat kapsamı dışında olduğu belirlenmiştir. Somut olayda, davacı kasko sigortasına sigortalı … plakalı araç ile davalı ZMSS sigortasına sigortalı …plakalı aracın çarpışması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiş ve davacı kasko sigortası, sigortalısına hasar bedelini ödeyerek bu kasko rücu davasını açmıştır. Ancak her iki aracın da malik-işleteni TC Başbakanlık İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı'dır. Bir başka deyişle dava dışı malik-işleten T.C Başbakanlık İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı … plakalı aracını Zürich Sigorta A.Ş'ye kasko sigorta poliçesiyle … plakalı zarar veren aracını ise Mapfre Genel Sigorta A.Ş'ye ZMSS poliçesi ile sigorta yaptırmıştır. Uyuşmazlık, aynı kişiye ait iki aracın karıştığı trafik kazasında, gerek kasko sigortası, gerekse ZMSS sigortası farklı olsa da malik-işletenin aynı kişi olması BK 116/1 (TBK 135/1) maddesindeki alacak ve borçluluk sıfatının birleşip birlemediği ile birleşti ise borcun sona erip ermediği konusunda toplanmaktadır. BK 116/1 (TBK 135/1) maddesi alacaklı ve borçlu sıfatının aynı mal varlığı kesimi içinde, aynı kişide birleşmesinin yarattığı "borcun sona ermesi" sonucu artık ifadan beklenen amaca ulaşılmasının imkansız oluşu olgusuna dayalıdır. Yani kişi kendisinin hem alacaklısı hemde borçlusu olamaz. Yasal düzenleme olmasaydı bile böyle bir ilişkinin doğal sonucu olarak borcun sona erdiği kabul edilebilirdi. BK 116 maddesine göre birleşmenin var olabilmesi için bir "borcun" varlığı şarttır. Ayrıca borçlu ve alacaklı sıfatlarının aynı kişide toplanması gerekir. Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide borcun doğumundan sonra gerçekleşen bir birleştirici olay nedeniyle gerçekleşmesi gerekir. En önemlisi birleşmenin alacak hakkı ve edimsel yüküm yönünden aynı mal varlığı kesimi içerisinde bir araya gelmesi şarttır. Bu koşulların gerçekleşmesi halinde birleşmenin sonucu olarak ancak borç sona erer. Ayrıca yine somut olayda işleten-malik aynı olsada gerek zarar gören ve zarar veren araçlar farklı olduğu gibi, zarar gören aracın kasko sigortası Zürich Sigorta A.Ş., zarar veren aracın ZMSS sigortası ise Mapfre Genel Sigorta A.Ş'dir. Her iki sigorta şirketi farklı tüzel kişilikler olup, farklı kuruluş anasözleşmeleri, farklı bütçeleri ve ana sermayeleri vardır. Ayrıca davacı kasko sigortasının mal-zarar sigortası türünden olan kasko poliçesiyle davalı ZMSS sigortası ise zorunlu sorumluluk sigortası türündeki poliçe ile kendilerine yapılacak sigorta poliçe değerlerinin ödenmesi karşılığında sigortalılarının davacı kasko ile zararını, davalı ZMSS ile üçüncü kişilere verilecek işletenin sorumlu bulunduğu zararları ödeme yükümlülüğü altına girmişlerdir. Artık davacı ve davalı … şirketleri işleten-malik ile yapılan sözleşmeler ile sorumluluk yüklenmişlerdir. Bu nedenle yukarıda açıklanan BK 116 maddesindeki alacak ve borçlu sıfatının aynı kişide ve aynı mal varlığında birleşmesinin gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceği için birleşmenin şartlarının oluştuğu söylenemez. Kaldı ki, alacaklı ve borçlu sıfatları somut olayda TC Başbakanlık İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığında biçimsel olarak birleşse bile, birleşme sigorta sözleşmeleri nedeni ile aynı mal varlığında gerçekleştiğinin kabulü mümkün değildir. Bu tür olaylarda birleşmenin varlığını düşünmek, işletenin sorumluluğunu 3.kişilere karşı üstlenen ZMSS'nin mal varlığında haksız bir kazanç yaratılmasına, zarar görenin zararını üstlenen kasko sigortasında ise mal varlığının azalması sonucunu doğurur. Bu durumu hukuk korumaz. Bütün bu açıklamalardan sonra somut olayda, sigortalısına zararını ödeyen davacı kasko sigortasının, davalı işletenin 3.kişilere verdiği zararı üstlenen ZMSS sigortasına karşı açtığı TTK 1301.maddesinden kaynaklanan rücu davasında, aynı işletenin farklı araçlarını sonuçları, kapsamları, amaçları farklı şirketler olarak farklı poliçe ile sigortaladıkları, BK 116 maddesindeki birleşme koşullarının aynı kişi ve aynı mal varlığı üzerinde gerçekleşmediği anlaşılmakla yerel mahkeme kararının bozulmasın gerektiği görüşünde olduğundan, sayın çoğunluk kararın onanması yönündeki görüşüne katılamıyorum.

Trafik Kazasında Sağlık Giderlerinin Karşılanması

Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler dahil tüm resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sunduğu sağlık hizmet bedellerinin karşılanmasında kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaz. KTK m. 98/1 uyarınca bu bedeller, genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.

Trafik Kayıtlarına Şerh Konulması

Ölümlü veya yaralanmalı kazalarda olaya el koyan Cumhuriyet Savcılıkları, aracın başkalarına devir ve temlik edilmesini ya da üzerinde hak tesisini önlemek amacıyla aracın tescilli olduğu kuruluşa trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi için talimat verir. KTK m. 85/2'ye göre kaza anı ile şerh arasındaki süre içinde kötü niyetle yapılan tesciller hükümsüz sayılır. Şerhin konulduğu tarihten itibaren bir ay içinde şerhin kaldırıldığına veya devamına ilişkin mahkeme kararı ibraz edilmezse bu şerh de hükümsüz kalır.

Zamanaşımı Süreleri

Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler KTK m. 109/1 uyarınca, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde kaza gününden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Bunun yanı sıra KTK m. 109/2, davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmesi hâlinde bu uzun sürenin maddi tazminat talepleri bakımından da geçerli olacağını düzenlemektedir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/9868, K. 2015/9429 sayılı kararında uzamış ceza zamanaşımının sürücü ve işleten gibi farklı sorumlular arasında ayrım yapılmaksızın tüm sorumlular için geçerli olduğunu benimsemiştir; ancak bu karar oyçokluğuyla alınmış olup karşı oy da mevcuttur.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/9868, K. 2015/9429Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/9868 E.  ,  2015/9429 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 27/02/2015 NUMARASI : 2014/531-2015/116 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkilinin desteği H. Y.'un sevk ve idaresindeki ve davalının zorunlu mali mesuliyet sigortacısı olduğu aracın karıştığı tek taraflı trafik kazasında desteğin hayatını kaybettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece yapılan değerlendirme sonucunda, davada olağan zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğu, kazanın meydana geldiği 19.07.2008 tarihinden itibaren dava tarihi 18.07.2014 tarihine kadar 2 yıllık sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. 1-818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 (6098 Sayılı TBK'nun 49.maddesi) maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK'nun değişik 72. maddesi) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK'nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür.) tabi bulunduğu belirtilmiştir. Buna karşılık 2918 Sayılı KTK'nun 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddenin özellikle 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi, BK'nun 60 ve 2918 Sayılı KTK'nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK'nun 72. maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.) 2918 Sayılı Kanun'un anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar içinde geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır.Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 10.10.2001 gün 2001/19-652 ve HGK'nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.) Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, kaza sonucu davacının desteği vefat etmiştir. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 Sayılı TCK'nun 66. maddesine göre zamanaşımı süresi 15 yıldır. Davaya konu trafik kazası 19.07.2008 tarihinde meydana gelmiş, dava ise 18.07.2014 tarihinde açılmıştır. Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında davada uzamış ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilerek yargılama yapılıp davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 02/07/2015 gününde üye …….ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, karayolunda motorlu aracın işletilmesi sırasında tamamen kendi kusuru ile gerçekleşen kaza sonucu vefat eden, araç sürücüsünün ölümü nedeniyle desteğinden yoksun kaldığını iddia eden davacı eşin, aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasını düzenleyen sigorta şirketi aleyhine açtığı davada, 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir. Yerel mahkemece “sürücünün eyleminin ceza yasalarına göre suç teşkil etmediği, bu nedenle 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanamayacağı” gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine “Sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği” gerekçesiyle sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyorum. Bilindiği üzere, motorlu aracın işletilmesinden, aracın sürücüsü-işleteni ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı zarar görenlere karşı müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Araç sürücüsünün sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu hükümlerine, Araç işleteninin sorumluluğu 2918 sayılı yasanın 85.maddesi hükümlerine, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının sorumluluğu ise 2918 sayılı yasanın 91/ilk maddesi hükümlerine dayanmaktadır. Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının sorumluluğu, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluğu ile eş değerdir, aynıdır. İşleten tarafından ödenen sigorta primi karşılığında motorlu aracın işletilmesinden doğan, işletenin hukuki sorumluluğu, sigorta poliçesi ile sigorta şirketine geçmektedir. Sigorta şirketinin sorumluluğu, poliçe teminatı dahilinde işletenin sorumluluğundan ne bir kuruş eksik ne de bir kuruş fazladır. Araç sürücüsünün eylemi haksız fiil niteliğinde bulunduğu için sürücünün sorumluluğunun ve buna bağlı olarak Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının sorumluluğunun tayinin de Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesindeki koşulların gerçekleşmesi gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49/1 maddesinde “kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu” hükmü getirilmiştir. Madde metninden de açıkça görüldüğü üzere haksız fiil sorumluluğunun doğması için bir zarar veren, bir de zarara uğrayan olmalıdır. Zarar veren ve zarara uğrayanın aynı kişi olması, bu iki sıfatın aynı kişide içtima etmesi durumunda elbetteki Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesinde düzenlenen sorumluluktan söz edilmesi mümkün değildir. Haksız fiil sorumluluğu ile ilgili zamanaşımı ise Türk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde eylemin cezayı gerektirmesi durumunda uzatılmış zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmiştir. İşte uyuşmazlığa konu olan, 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 72/1 maddesinin ikinci cümlesinin Karayolları Trafik Kanunu'na uyarlanmış halidir. 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde “davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmesi halinde bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olduğu” düzenlenmiştir. Uzatılmış zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için haksız fiilin aynı zamanda ceza kanunları gereğince suç teşkil etmesi, bunun yanında haksız fiilden doğan tazminat alacağına ilişkin zamanaşımı süresinden daha uzun bir ceza davası zamanaşımı süresi öngörülmüş olması gereklidir. Suç niteliğindeki haksız fiilden doğan alacak hakkının uzatılmış zamanaşımına tabi olması, ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı süresi öngörülen hallerde tazminat talebinin daha önce zamanaşımına uğramasının hukuk mantığına aykırı olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Zira, hukuk mantığı fail yönünden daha hafif bir müeyyide niteliğindeki, tazminat yükümlülüğünün daha ağır sonuçları olan ceza müeyyidesinden önce zamanaşımına uğramamasını gerektirir. Bir fiil ancak suç niteliğini haiz ise cezalandırılabilir. Dolayısıyla borçlunun sorumluluğunu gerektiren fiil Ceza Kanunu ve özel yasalarda yer alan ceza hükümlerine göre suç niteliğinde olmalıdır. Fiilin, suçun objektif ve subjektif unsurlarını ihtiva etmesi gerekli ve yeterlidir. Ancak bu fiil nedeni ile ceza soruşturması yapılması, ceza davası açılması veya borçlunun cezaya mahkum edilmesi şart değildir. Ceza soruşturması yapılmamış veya ceza davası açılmamış ise fiilin suç niteliğini haiz olup olmadığı hukuk hakimi tarafından takdir edilecek, söz konusu takdirin yapılmasında hukuk hakimi ceza hukuku kurallarını dikkate alacaktır. Somut olayda; davacıların desteği, aracı sevk ve idare etmekte iken tamamen kendi kusuru ile gerçekleşen kazada vefat etmiştir. Davacılar, desteğin haksız fiil mağduru olması nedeniyle tazminat talep etmektedir. Davacılar desteği aynı zamanda haksız fiilin failidir. Olayda zarar gören davacıların Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayeti halinde yapılacak soruşturma sonucunda davacıların şikayeti yönünden fail ve mağdur sıfatının aynı kişide birleşmesi nedeniyle suç oluşmayacağından, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir. Tazminat alacaklısı (davacı)nın tazminat isteminin dayanağı olan, eşinin dikkatsiz ve tedbirsizlikle kendi ölümüne sebebiyet vermesi olayında suçun mağduru ve faili sıfatı aynı kişide içtima ettiğinden ceza hukukunun genel ilkelerine göre bu eylem suç teşkil etmeyecek, dolayısıyla davacının tazminat istemi yönünden 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesi hükümleri uygulanmayacaktır. Sonuç olarak, desteğin tamamen kendi kusuru ile dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesi kendi ölümüne sebebiyet verme eylemi, suçun mağduru ve faili sıfatının aynı kişide içtima etmesi nedeni ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve özel ceza yasalarında suç olarak tanımlanmış bir eylem değildir. Desteğin eyleminin karşılığı ceza yasalarında düzenlenmemiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi olarak da adlandırılan 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın ikinci maddesinde “1-kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacağı, kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacağı, 2-idarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamayacağı, 3-kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacağı, suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağı” öngörülmüştür. 5237 sayılı yasanın ikinci maddesi hükmüne göre, tazminat alacaklısı (davacı)nın, eşinin ölümü nedeniyle tazminat talep etmesinde eylemin faili de mağduru da aynı kişi olduğundan, desteğin eylemi suç teşkil etmediğinden uyuşmazlıkta 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanması mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım. Karşı Oy
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 109Kaynağı aç
Madde 109 – Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır. Görevli ve Yetkili Mahkeme:[78]

Zamanaşımı tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse sigortacıya karşı da kesilmiş sayılır; sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı ise tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş kabul edilir (KTK m. 109/3). Tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları ise yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kişiyi öğrendikleri günden başlayarak iki yıl içinde zamanaşımına uğrar (KTK m. 109/4).

Tazminat Anlaşmalarının İptali

Tazminat miktarlarına ilişkin olup yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar ya da uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilir (KTK m. 111/2).

Sık Sorulan Sorular

İşleten trafik kazasında nasıl sorumluluktan kurtulabilir?

KTK m. 86/1 uyarınca işleten; kendisinin ve eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusursuzluğunu, araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilemediğini ve kazanın bir mücbir sebepten ya da zarar görenin yahut üçüncü bir kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Bu koşulların tamamı birlikte karşılanmadıkça tam kurtuluş mümkün değildir. Sorumluluktan tamamen kurtulamayan işleten, zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse hâkim tazminat miktarını indirebilir.

Zorunlu trafik sigortası manevi tazminatı karşılar mı?

Hayır. Manevi tazminat talepleri zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatı kapsamında değildir. ZMSS Genel Şartları A.3-e bu hususu açıkça düzenlemekte olup zorunlu mali sorumluluk sigortacısı aleyhine manevi tazminata hükmedilemez. Manevi tazminat talepleri için KTK m. 90'a göre 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil hükümleri uygulanır.

Sürücünün olay yerini terk etmesi sigortacıya rücu hakkı verir mi?

Hayır. Kaza sonrasında sürücünün olay yerini terk etmesi tek başına teminat dışılık ya da rücu sebebi oluşturmaz. Rücu hakkının doğabilmesi için sigortacının, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının B.4 maddesinde tahdidi olarak sayılan hallerden birinin gerçekleştiğini somut delillerle ispat etmesi gerekir. Olay yerini terk nedeniyle zararın arttığı iddia ve ispat edilemediği takdirde rücu talebi reddedilir.

Araç servisteyken kaza olursa asıl işleten sorumlu mudur?

Hayır. Araç; gözetim, onarım, bakım, alım-satım veya değişiklik amacıyla mesleki faaliyette bulunan bir teşebbüse bırakılmışsa o teşebbüs sahibi işleten gibi sorumlu olur. Bu süre zarfında asıl işleten ve aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı söz konusu zararlardan sorumlu değildir. Ancak bu teşebbüslerin kendilerine bırakılan tüm araçları kapsayan ayrı bir zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur (KTK m. 104).

Trafik kazası tazminat talebinde zamanaşımı süresi ne kadardır?

Maddi tazminat talepleri için iki ayrı süre işler: zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl; kaza gününden itibaren ise her hâlde on yıl (KTK m. 109/1). Kaza cezayı gerektiren bir fiilden doğuyorsa ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa bu uzun süre maddi tazminat talepleri için de geçerli olur (KTK m. 109/2). Tazminat yükümlüleri arasındaki rücu taleplerinde ise yükümlülüğün tam olarak yerine getirildiği ve rücu edilecek kişinin öğrenildiği günden itibaren iki yıllık süre işler (KTK m. 109/4).

Belgeler teslim edildikten sonra sigortacı ne kadar sürede ödeme yapmak zorundadır?

Sigortacı, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde teminat sınırları içindeki miktarı ödemek zorundadır (KTK m. 99/1).

Kaza sonrası imzalanan tazminat anlaşması iptal edilebilir mi?

Tazminat miktarına ilişkin olup yetersiz veya fahiş olduğu açıkça anlaşılan anlaşmalar ya da uzlaşmalar, imzalandıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilir (KTK m. 111/2).

Yolcu taşımacılığında hangi sigorta önce devreye girer?

Sıralı sorumluluk ilkesi geçerlidir: yolcunun bedeni zararı önce taşımacılık mali sorumluluk sigortasından karşılanır. Bu sigortanın yapılmamış, geçersiz ya da süresinin bitmiş olması veya teminat limitinin aşılması hâlinde sırasıyla zorunlu mali sorumluluk sigortasına ve ardından ihtiyari mali sorumluluk sigortasına başvurulabilir. Zorunlu mali sorumluluk sigortacısına ancak taşımacılık mali sorumluluk sigortası limitinin üzerinde kalan kısım için başvurulabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu