Trafik Kazası Sonrası Hukuki Süreç

by Avukat Erdal Ersoy
Trafik Kazası Sonrası Hukuki Süreç

7589 sayılı Kanunun 19. maddesiyle HMK m.107, 31 Temmuz 2026’da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten önce açılan davalarda eski m.107 uygulanmaya devam eder; aşağıdaki belirsiz alacak açıklamaları bu eski dosyalarla sınırlıdır. Yeni davalarda kaldırılmış m.107’ye dayanılarak belirsiz alacak davası açılamaz. HMK m.109/4 kapsamında kısmi davada talep, aynı davada bir defaya mahsus, tahkikat sona erinceye kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan artırılabilir; bu durumda artırılan kısımda zamanaşımı dava tarihinden kesilmiş sayılır. Ayrı ek dava ve yalnızca fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması bu artırım sonucu ile aynı değildir.

7589 sayılı Kanun, Madde 19Kaynağı aç
YARGININ ETKİN VE VERİMLİ İŞLEMESİNE YÖNELİK BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7589 Kabul Tarihi: 16/7/2026 MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.” “6. Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi hâlinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.” “8. Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği. 9. İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.” MADDE 2- 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 55- Noterlik evrak ve defterleri mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilir. Mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından, noterlik evrakının aslının istenmesi hâlinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylar. Noter, onayladığı örneği aslının yerinde saklar ve evrakın aslını ilgili mercie gönderir. Mahkeme, sulh ceza hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili mercie elektronik ortamda gönderir. Elektronik ortamda gönderme imkânı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu onaylayarak onaylı örneği ilgili mercie gönderir. Bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmez. Posta masrafı ve 112 nci madde uyarınca düzenlenen tarifeyle belirlenen yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmaz.” MADDE 3- 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci maddesinin onüçüncü fıkrasında yer alan “on yıl” ibaresi “on dört yıl” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin onyedinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Bu fıkra hükümleri, 23/7/2030 tarihine kadar uygulanmaz.” MADDE 4- 6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “yirmibeşbin” ibaresi “dört yüz seksen altı bin” şeklinde değiştirilmiştir. “1. Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, aşağıda sayılan davalar idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir: a) Konusu dört yüz seksen altı bin Türk Lirasını aşmayan; idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları. b) İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar. c) Kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalar. d) Kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar. e) Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı açılan davalar. f) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar.” MADDE 5- 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesinin üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “3. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda; a) Kararı hukuka uygun bulursa, b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak, istinaf başvurusunun reddine karar verir.” “5. Bölge idare mahkemesi; a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması, c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği hâlde yaptırılmadan karar verilmesi, g) Duruşma yapılması gerektiği hâlde duruşma yapılmadan karar verilmesi, hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir. Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez.” MADDE 6- 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının başına “1.” ibaresi eklenmiş, (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “2. Birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir. Ancak, aşağıda sayılan dava ve işler bakımından kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamaz: a) İdare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar. b) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar. c) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar. d) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun uygulanmasından kaynaklanan davalar. e) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge idare mahkemesinin yeniden verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar itibarıyla 45 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen parasal sınırı geçmeyen kararlar. f) Sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlar.” MADDE 7- 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. “Atama ve görev süresi: MADDE 26- Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şarttır. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıldır. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam eder.” MADDE 8- 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu maddesine mevcut üçüncü, ondördüncü ve onbeşinci fıkralarından sonra gelmek üzere sırasıyla aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut onikinci fıkrasında yer alan “onaltıncı” ibaresi “ondokuzuncu” şeklinde ve mevcut onsekizinci fıkrasında yer alan “sözlü sınavlara ilişkin hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” ibaresi “sözlü sınavlara ilişkin diğer hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde değiştirilmiştir. “Adli yargı hâkim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hâkim yardımcılarına ilgisine göre; Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilir.” “Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulur. Sınavlar, yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Mazereti sebebiyle yazılı sınavlara katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Yazılı sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin yazılı sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır. Yazılı sınav sonuçları, yazılı sınav kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir.” “Sözlü sınavda hâkim ve savcı yardımcısının; a) Eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi, b) Mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği, c) Özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu, ç) Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi, değerlendirilir. Sözlü sınav, bu fıkrada belirtilen hususların her biri yirmibeşer puan üzerinden değerlendirilerek yapılır. Sözlü sınav kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Sözlü sınav puanı, üyelerin yüz üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasıdır. Sözlü sınav sonuçları, sözlü sınav kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir. Mazereti sebebiyle sözlü sınava katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Sözlü sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin sözlü sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır.” MADDE 9- 2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasına (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bent buna göre teselsül ettirilmiştir. “f) Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak,” MADDE 10- 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.” MADDE 11- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 440 ıncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “talimat uyarınca,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında” ibaresi eklenmiştir. MADDE 12- 4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir.” MADDE 13- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” MADDE 14- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(2) İnceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilir ve bir örneği dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilir. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. Bilgisi sisteme kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebilir.” “(3) Bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilir. Mahkeme veya hâkim kararlarına karşı itiraz yoluna; Cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. (4) İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usuller, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” MADDE 15- 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder. (6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. (7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. (8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur. (9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. (10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir. (11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir. (12) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir. (13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. (14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.” MADDE 16- 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(3) Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu yapılmamış ise, mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık veya müdafii, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilir.” MADDE 17- 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(1) Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.” “(4) İstem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından yapılır.” MADDE 18- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.” MADDE 19- 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 20- 6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.” MADDE 21- 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Duruşmalar arasındaki süre üç aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir.” MADDE 22- 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir. “(4) Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında, 154 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (ç) bendinde belirtilen ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmaz.” MADDE 23- 6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “İlk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır.” MADDE 24- 6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 168- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece istinaf yoluna başvurulabilir. (2) İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez.” MADDE 25- 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmının, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması halinde temyiz edilebilir. Şu kadar ki; a) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen parasal sınırı geçmemesi halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. b) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararın, sadece yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.” GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davalar bakımından uygulanır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanır. Bu tarihten önce bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu Kanunla yapılan değişikliklerden önceki hükümler uygulanır. (4) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2659 sayılı Kanunun mülga 26 ncı maddesinin yeniden düzenlenmesi suretiyle görev süresi belirlenen adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarından; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla dört yıl veya daha fazla süreyle görev yapmış olanların görevleri sona erer, dört yıldan daha az süreyle görev yapmış olanlar kalan süreyi tamamlar. Bu madde kapsamında görev süresi sona erenler, yerlerine atama veya görevlendirme yapılıncaya kadar görevine devam eder. (5) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 440 ıncı ve 444 üncü maddelerinde yapılan değişiklikler, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir. (7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır. (8) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen dosyalar hakkında uygulanır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce teslim edilmiş olan dosyalar hakkında önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (9) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6098 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde yapılan değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından maddenin değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (10) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6100 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 107 nci maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur. MADDE 26- (1) Bu Kanunun; a) 3 üncü maddesi 23/7/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, b) 11 inci, 12 nci ve 22 nci maddeleri yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra, c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 27- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Resmî kaynak

Kazanın Niteliğine Göre İlk Adımlar

Trafik kazasında yapılması gerekenler, öncelikle kazanın ölümlü, yaralanmalı ya da yalnızca maddi hasarlı olup olmadığına göre ayrışır. Ölüm veya yaralanma varsa yetkililere bildirim zorunludur. Yalnızca maddi hasar söz konusuysa taraflar kaza tespit tutanağını kendileri düzenler.

Kazadan sonra sigorta şirketinize bildirim yapmanız gerekmektedir. Trafik Sigortası Genel Şartları'nda ihbar süresine ilişkin olarak hem on gün hem de beş iş günü şeklinde iki farklı süre yer almakta; bu iki süre arasındaki fark kaynakta çözüme kavuşturulmamaktadır. Hangi sürenin uygulanacağını belirlemek için poliçenizin ilgili maddesini incelemeniz gerekir.

Zorunlu Trafik Sigortası: Yükümlülük ve Kapsam

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91. maddesinin birinci fıkrasına göre araç işletenleri, aynı Kanun'un 85. maddesinin birinci fıkrasından doğan sorumluluklarını karşılamak amacıyla zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdür. Geçerli teminat tutarları üzerinden bu sigortayı yaptırmamış araçlar KTK m. 91/5 uyarınca trafikten men edilir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 91Kaynağı aç
Madde 91 – (Değişik: 17/10/1996 – 4149/33 md.) İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur. Zorunlu mali sorumluluk sigortasına ilişkin primler peşin ödenir. Ancak, Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık primlerin taksitler halinde tahsil edilmesine ilişkin düzenleme yapmaya yetkilidir. (Değişik üçüncü fıkra: 14/7/2004-5217/12 md.) Sigorta yaptıranların, sigorta şirketlerine ödeyecekleri sigorta priminin % 5’i oranındaki tutar, sigorta şirketi tarafından tahsil edildiği ayı takip eden ayın en geç 20’sine kadar İçişleri Bakanlığı Merkez Saymanlığı hesabına yatırılır. Yatırılan bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. (Mülga dördüncü fıkra: 13/2/2011-6111/58 md.) Geçerli teminat tutarları üzerinden zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar trafikten men edilir. (Değişik altıncı fıkra: 13/2/2011-6111/58 md.) Yabancı plakalı taşıtların Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre Türkiye’de geçerli sigortaları yoksa bunlar için zorunlu mali sorumluluk sigortası Türkiye sınırlarına girişleri sırasında yapılır. (Ek yedinci fıkra: 2/12/2004-5265/1 md.) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde, ortak savunma veya barış harekâtı çerçevesinde Türkiye’de harekât, eğitim veya tatbikat maksadıyla bulunmasına izin verilen yabancı silâhlı kuvvetlerin neden olabileceği hasar ve zararların tazmini konularının özel bir anlaşmayla düzenlendiği hallerde, bu kapsamda Türkiye’ye girecek yabancı askerî araçlar bakımından bu madde hükmü uygulanmaz. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayanlar 1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar. Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar:

Zorunlu trafik sigortası primleri kural olarak peşin ödenir. KTK m. 91/2, yetkili Bakanlığın primlerin taksitli tahsiline ilişkin düzenleme yapma yetkisini saklı tutmaktadır.

Zorunlu trafik sigortası, her yıl belirlenen teminat limitleri dahilinde karşı tarafın zararını karşılar. Bu limitler yıldan yıla değişebildiğinden güncel tutarların ilgili Bakanlık tebliğlerinden öğrenilmesi gerekir.

Trafik Sigortası Genel Şartları uyarınca ehliyetsiz araç kullanılması halinde teminat kapsamı dışında kalınır. Genel Şartlar'ın ilgili madde numarası ve tam metni bu verilerde yer almadığından bu kuralın kapsamı ve alkollü araç kullanımı gibi diğer teminat dışı hallerin tam listesi için poliçe ve ilgili mevzuat ayrıca incelenmelidir.

Kasko Sigortası: Kapsam ve Kloz Farkı

Kasko poliçeleri, kazada kusurlu olsanız dahi aracınızın hasarını karşılar. Buna karşılık zorunlu trafik sigortası, kusur oranınız nispetinde karşı tarafın zararını öder. Ehliyetsizlik gibi teminat dışı haller bu genel ayrımın istisnasını oluşturur; ancak bu istisnaların tam kapsamı poliçeye ve Genel Şartlar'a göre değişir.

Kasko poliçesinde zorunlu ihtiyari mesuliyet sigortası klozu bulunması halinde, zorunlu trafik sigortası limitlerinin aşıldığı durumlarda üçüncü kişilerin zararları da kasko kapsamında karşılanabilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/3758, K. 2015/12003 sayılı kararında hem ZMSS hem de kasko sigortacısı olan şirketin, ZMSS limiti dışında kalan tazminattan İMMS limiti kapsamında ayrıca sorumlu tutulabileceği hususunu incelemiştir. Bu klozu her kasko poliçesi içermez; poliçenizin özel şartlarını kontrol etmeniz gerekir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/3758, K. 2015/12003Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/3758 E.  ,  2015/12003 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağrı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ :11/12/2014 NUMARASI :2011/686-2014/544 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı E..Sigorta A.Ş vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalı taraf aracının müvekkiline ait araca çarparak hasarladığını, davalı sürücünün olayda kusurlu olduğunu, 15.014,64 TL hasar meydana geldiğini, 2.000 TL da kazanç kaybı olduğunu belirterek, bilirkişi raporunda belirlenecek değer kaybı ile hasar bedelinin tüm davalılardan, 2.000 TL kazanç kaybının sigortacı dışındaki davalılardan tahsilini talep etmiş; 10.9.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde belirtilen 2.000 TL'nın değer kaybına ilişkin olduğunu, kazanç kaybı istenmediğini, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulduğunu, değer kaybı talebini 4.800 TL daha artırdığını belirterek toplam 6.800 TL değer kaybı zararı ile hasar bedelinin kaza tarihinden işleyecek faiziyle davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar N.. A.. ve A…. Yapı İnş. İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti yetkilisi, kazanç kaybının soyut olduğunu, davacı aracın özel otomobil olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Davalı E.. Sigorta A.Ş vekili, sigortalının kusuru oranında 20.000 TL Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası poliçe limiti ile gerçek zarardan sorumlu olduklarını, dolaylı zararların teminat kapsamında olmadığını temerrüde düşmediklerini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile 21.814 TL tazminatın (15.014 TL onarım gideri, 6.800 TL değer kaybı olmak üzere) davalı E… Sigorta A.Ş'den dava tarihinden, diğer davalılardan kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı E… Sigorta A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına, ıslah dilekçesinde ve 4.11.2013 tarihli açıklama dilekçesinde faiz talebinin bulunmasına, değer kaybı tazminatının gerçek zarar kapsamında ve ZMSS teminatı içinde olmasına, davalı E…Sigorta A.Ş'nin, davalı tarafa ait aracın hem ZMSS hem kasko (İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası -İMMS) şirketi olmasına, kasko poliçesinin kaza tarihini kapsamasına, ZMSS limiti dışında kalan tazminattan, davalı sigortacının İMSS limiti ile sorumlu bulunmasına, dava dilekçesinde 15.014 TL hasar bedelinin talep edilmesine göre davalı sigorta şirketi vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkiline ait araçta meydana gelen 15.014 TL hasar bedeli, bilirkişice belirlenecek değer kaybı ve aracın kullanılmadığı süre için 2.000 TL kazanç kaybının tahsilini talep etmiş; hasar bedeli ile değer kaybının tüm davalılardan, kazanç kaybının sigortacı dışındaki diğer davalılardan tazminini istemiştir. 7.6.2012 tarihli açıklama dilekçesinde dava dilekçesine uygun olarak değer kaybının bilirkişi tarafından belirlenmesini talep etmiştir. Davacının diğer vekili tarafından verilen 4.11.2013 tarihli açıklama dilekçesinde ise, dava dilekçesinde kazanç kaybı istenmediği, şimdilik 2.000 TL'nın değer kaybı olarak talep edildiği, hasarın tüm davalılardan kaza tarihinden işleyecek faiziyle, değer kaybının sigorta şirketi hariç diğer davalılardan kaza tarihinden işleyecek faiziyle tahsilinin istendiği belirtilmiş; 9.9.2014 tarihli ıslah dilekçesinde değer kaybı tazminatı 4.800 TL daha artırılarak toplam 6.800 TL'nın tazmini istenmiştir. Mahkemece, 4.11.2013 tarihli açıklama dilekçesi ve ıslah dilekçesine göre 15.014 TL hasar, 6.800 TL değer kaybı yönünden (davalı sigortacı dava tarihinden, diğer davalılar kaza tarihinden işleyecek faizle sorumlu olmak üzere) dava kabul edilmiştir. Dava dilekçesinde sebebi de açıklanarak açıkça 2.000 TL kazanç kaybı talep edilmiş; 7.6.2012 tarihli dilekçe ile de bu husus doğrulanmıştır. 2.000 TL'nın değer kaybı olduğu belirtilmemiş; aksine değer kaybının bilirkişi tarafından tespiti istenmiştir. Bu durumda mahkemece, dava dilekçesinde talep edilen 2.000 TL kazanç kaybı hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi,ayrıca değer kaybı yönünden dava dilekçesinde miktar belirtilmediğinden sadece ıslahla talep edilen 4.800 TL değer kaybı tazminatının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu gibi hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 3-Davacı vekili, 4.11.2013 tarihli dilekçesinde 15.014 TL hasar bedelinin tüm davalılardan, değer kaybının sigorta şirketi dışındaki diğer davalılardan tahsilini istemiştir. İlgili davacı vekilinden sigorta şirketine yönelik bu beyanının bu konudaki talebinin takipsiz bırakılması mı, davayı geri alma mı (vazgeçme), feragat mı olduğu hususunda açıklama yapması istenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi bu husus açıklattırılmadan davalı sigortacının değer kaybı tazminatından sorumlu tutulması da doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı sigorta şirketi vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı E…Sigorta A.Ş vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyize gelen davalı E…Sigorta A.Ş lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı E…Sigorta A.Ş'ne geri verilmesine 12.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kasko Sigortacısının Rücu Hakkı

Kasko sigortacısının, sigortalısına ödediği hasar bedeline ilişkin rücu talebinin kime yöneltileceği meselesi, davanın somut koşullarına göre farklılık göstermektedir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/872, K. 2018/9365 sayılı davada sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın haksız fiile sebebiyet veren davalıdan rücuen tahsiline ilişkin bir talep incelenmiş; aynı kazaya dair farklı dosyalarda hükme esas alınan bilirkişi raporları arasında taraflara yüklenen kusur oranları bakımından çelişki bulunduğu saptanarak hüküm bozulmuştur. Bu karar, rücu hakkının varlığını karara bağlamamıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/872, K. 2018/9365Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2018/872 E.  ,  2018/9365 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; … plakalı aracın davacı şirket nezdinde kasko sigortası ile sigortalı iken davalıya ait 63 HY 583 plaka sayılı araç ile kazaya karıştığını ve kaza neticesinde davacı şirkete sigortalı aracın hasarı için 06/01/2014 tarihinde 26.500,00 TL ödeme yapıldığını, bu sebeple davacı şirketin sigortalının halefi haline geldiğini, davalının asli kusurlu olup %100 kusurlu çıkması durumunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalının kusuruna oranlanması neticesinde bulunan 19.875,00 TL'nin 06/01/2014 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin kazanın oluşumunda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davalının aracının bozulması üzerine aracını emniyet şeridine park ederek aracın gerisine 50 mt mesafede uyarı işaretçisi koyduğunu, çekici çağırmak için aracın yanından ayrıldığında kazaya karışan diğer aracın şoförünün belirttiği üzere sollamaya geçtikten sonra arkadan gelen aracın sıkıştırması üzerine sağa yanaşmak istemesi ve davalının aracının sağ arka kısmına çarpmasıyla kazanın meydana geldiğini, davalının olay yerinde bulunmaması nedeni ile… isimli şoförün tek taraflı beyanı ile trafik tutanağının tutulduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve dosya kapsamındaki benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; 18.550,00 TL'nin 06/01/2014 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan(sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın haksız fiile sebebiyet veren davalıdan rücuen tahsili)rücuen tazminat istemine ilişkindir. Dava konusu kazadan sonra tutulan kaza tespit tutanağında; … plakalı(davacıya kasko sigortalı) çekici ve arkasındaki yarı römork tanker sürücüsü seyir halindeyken, emniyet şeridi üzerinde park halinde olan … plakalı( Davalı aracı) kamyona çarpıp çarpmanın etkisiyle sol şeride savrulduğu,buna göre … plakalı davalı araç sürücüsünün gerekli tedbirleri almadığı,ışık donanımı olmadığı ve emniyet şeridinin 47 cm dışına park ettiği için asli kusurlu olduğu, … plakalı davacıya kaskolu aracın sürücüsünün ise araçların hızını, aracın yük ve teknik özellikleriyle görüş, yol, hava trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak kuralını ihlal ettiğinden bahisle tali kusurlu olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da; kaza tespit tutanağıyla uyumlu olarak davacı … şirketine kaskolu olan … plakalı araç sürücüsünün %30 tali kusurlu, davalıya ait … plakalı araç sürücüsünün ise %70 asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ancak; dava konusu kaza ile ilgili Dairemizce aynı gün müzakeresi yapılan 2016/6358 e. sayılı dosyada(….Asliye Hukuk Mahkemesi…)hükme esas alınan bilirkişi raporunda; Davacının sigortalı aracının davalıya ait kamyona çarptığı, davacı … şirketine kaskolu aracın sürücüsünün kullandığı araç bakımından uzun ve geniş bir araç olduğu ayrıca yakıt yüklü tanker olduğu görüldüğünde yüksek hızda gitmesinin tehlikeli olduğu ve bunun kazaya sebebiyet verecek bir davranış olmasından dolayı kazada etken rol oynadığı bu nedenle de ; davacının sigortalısının %75 asli kusurlu olduğu,Park halinde duran davalı araç sürücüsünün ise yerleşim dışı bir alanda yol üzerinde zorunlu hallerde dahi duraklarken önlem almadığı için %25 Tali kusurlu olduğu belirtilmiştir. Buna göre; aynı kazayla ilgili farklı dosyalarda hükme esas alınan bilirkişi raporları arasında taraflara izafe edilen kusur oranları yönünden çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece,İstanbul ATK trafik ihtisas kurulundan tüm dosya kapsamına göre tarafların kusur durumunun tespiti hususunda, önceki rapor,Şanlıurfa mahkemesince aynı kazayla ilgili alınan bilirkişi raporu ve kaza tutanağı da irdelenerek, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetli olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 22/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Rücu talebi hesaplanırken, kusurlu tarafın zorunlu trafik sigortacısının davacıya daha önce yaptığı ödemenin tespiti önem taşır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/1994, K. 2016/5735 sayılı bozma kararında mahkemenin, zorunlu trafik sigortasından davacıya ödenen miktarı belgeyle tespit ettirmeden ve bu tutarı bilirkişi raporundaki alacaktan düşmeden hüküm kurmasını hatalı bulmuştur.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/1994, K. 2016/5735Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2016/1994 E.  ,  2016/5735 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :……Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalıya ait…… plaka nolu aracın 21/08/2012 tarihinde müvekkili şirkete kasko poliçesi ile sigortalı olan …. plaka nolu araca çarparak hasar verdiğini, olayda davalının 6/8 oranında kusurlu bulunduğunu, hasar nedeni ile müvekkilinin sigortalısına 38.610,00 TL tazminat ödediğini, 6.457,00 TL nin kusura ve tespit edilecek hasar miktarına ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 02/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, olayda kusuru bulunmadığını, hasar bedelinin fazla olduğunu, rücu koşullarının oluşmadığını belirterek haksız davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne, taleple bağlı kalınarak 6.457,00 TL nin ödeme tarihi olan 02/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat alacağının tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda dosya kapsamından, davacı tarafın sigortalısına 38.610 TL ödediği, ödediği miktardan davalının 6/8 kusur oranına karşılık gelen miktarın 28.957 TL olduğu ve eldeki davada 6.457,00 TL nin tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Dosya içerisinde davalıya ait araca ilişkin limiti 22.500 TL olan ve … tarafından düzenlenen zorunlu trafik sigorta poliçesi bulunduğu ve trafik sigorta poliçe limiti düşüldükten sonra bakiye miktar olan 6.457,00 TL nin talep edildiği anlaşılmakla birlikte zorunlu trafik sigortası tarafından yapılan ödemeye ilişkin belgeye rastlanılmamıştır. Mahkemece Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporunda ise araçtaki hasarın KDV dahil 36.269,04 TL olduğu ve davalının %75 (6/8) kusur oranına göre talep edilebilecek miktarın 27.201,78 TL olduğu belirlenmiştir. Bu durumda mahkemece zorunlu trafik sigortasından davacıya ödenen miktar olup olmadığı ve varsa buna ilişkin ödeme belgesi getirtilerek bilirkişi raporunda davalının kusur oranına göre belirlenen alacak miktarından zorunlu trafik sigortası tarafından yapılan ödeme düşüldükten sonra kalan kısım yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde toplamda 6.457,00 TL’ye hükmolunması doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 10/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Araç Değer Kaybı Tazminatı

Araç değer kaybı, Türk hukukunda tazmin edilebilen bir zarar kalemi olarak tanınmaktadır. Kazada karşı taraftan daha az kusurlu olan ya da kusursuz bulunan taraf değer kaybı tazminatı talep edebilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/3758, K. 2015/12003 sayılı kararında değer kaybı tazminatının gerçek zarar kapsamında ve zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatı içinde değerlendirilebileceği hususunu incelemiştir.

Değer kaybı hesabında aracın markası, modeli, özellikleri, hasarın niteliği, yapılan onarım işlemleri, kilometresi ve olay tarihindeki yaşı birlikte değerlendirilir. Hesaplama, aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa rayiç değeri ile kaza sonrasında tamir edilmiş haldeki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farka dayanır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/5943, K. 2015/13188 sayılı bozma kararında bu değerlendirmenin tüm bu unsurları kapsayan, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli bir bilirkişi raporuyla yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/5943, K. 2015/13188Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/5943 E.  ,  2015/13188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 16/12/2014 NUMARASI : 2014/1195-2014/759 Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü – K A R A R – Davacı vekili özetle; müvekkil şirkete ait …….. plakalı araca davalı sigorta şirketine trafik zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ….. plakalı aracın çarpması sonucu araçta 4.000,00 TL değer kaybı meydana geldiğini, alacağın tahsili amacı ile İzmir 2.İcra Müdürlüğünün 2012/12304 E.sayılı dosyası ile icra takibi açıldığını, davalı tarafından takibe haksız ve kötüniyetle itiraz edildiğini, davalılar tarafından yapılan haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali ile 4.200,00 TL üzerinden devamına karar verilmesi dava ve talep etmiştir. Davalı vekili, özetle; sigortalı araç sürücüsünün kusur durumu nazara alınarak belirlenen 5.697,00 TL hasar bedelinin 22.10.2012 tarihinde davacıya ödendiğini, yapılan bu ödeme ile müvekkili şirketin üzerine düşen tüm sorumluluklarını yerine getirdiğinden müvekkili şirket aleyhine açılmış olan davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile davalının icra takip dosyasında 845-TL ye yapmış olduğu itirazının iptaline, karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava trafik kazasından kaynaklanan hasar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda araçtaki değer kaybının tespiti, Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda esas alınan, aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş 2.el piyasa değeri ile kazadan sonra onarılmış haldeki 2.el piyasa değeri arasındaki fark kriterine uyulmaksızın aracın kullanılmışlık düzeyi katsayısı, hasar boyutu katsayısı ve piyasa rayiç değerine göre genel bir niteleme yapılarak sağlanmıştır. Değer kaybı konusunda genel bir değerlendirme ile değer kaybının tespit olunduğu bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece aracın modeli, markası, özellikleri, hasarı, yapılan onarım işlemleri, kilometresi, olay tarihindeki yaşı, davacı tarafın iddiaları, davalının savunmaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa rayiç değeri ile kaza meydana geldikten ve tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farka göre değer kaybının yeniden hesaplanması konusunda ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik inceleme ile hükmü elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 02/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

31 Temmuz 2026’dan önce açılan ve eski HMK m.107’nin uygulanmasına devam edilen davalar bakımından: Değer kaybı talebi belirsiz alacak davası yoluyla da ileri sürülebilir.

Sigorta Ödemesi Yetersiz veya Gecikirse

Pert araç durumunda kasko sigortanız varsa sigorta şirketi size aracınızın ikinci el emsal değerini teklif eder. Teklifi düşük bulursanız dava yoluna başvurabilirsiniz. Ekspertiz raporundaki rakamlar üzerinde uzlaşı sağlanamaması halinde yargı yoluna gitmek gerekir.

Sigorta şirketinin eksik veya gerçek değerin altında ödeme yapması ya da ödemeyi olağandışı biçimde geciktirmesi halinde hukuki süreç başlatılabilir.

Sigortasız Araçla Kaza

Kendi aracınızda zorunlu trafik sigortası bulunmasa dahi, kazada karşı tarafın sigortasına başvurulması gündeme gelebilir. Bu imkânın tam koşulları ile sigortasız araç sahibinin hukuki sorumluluğuna ilişkin ayrıntılar mevcut verilerde yeterince yer almamaktadır; somut durumda hukuki destek alınması yararlı olacaktır.

Maddi hasarlı kazada ne yapılmalıdır?

Yalnızca maddi hasar bulunan kazalarda taraflar kaza tespit tutanağını kendileri düzenler. Ölüm veya yaralanma varsa yetkililere bildirim zorunludur.

Kazayı ne zaman sigortaya bildirmek gerekir?

Trafik Sigortası Genel Şartları'nda ihbar süresi olarak hem on gün hem de beş iş günü yer almakta olup bu iki süre arasındaki fark kaynakta çözüme kavuşturulmamaktadır. Geçerli süreyi belirlemek için poliçenizin ilgili maddesine bakılması gerekir.

Ehliyetsiz araç kullanılırsa sigorta tazminat öder mi?

Trafik Sigortası Genel Şartları uyarınca ehliyetsiz araç kullanılması halinde teminat kapsamı dışında kalınır. Bu kuralın tam kapsamı ve ilgili madde numarası mevcut verilerde yer almadığından somut durumun poliçe ve ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Araç değer kaybı için nasıl tazminat talep edilir?

31 Temmuz 2026’dan önce açılmış eski HMK m.107 kapsamındaki davalarda: Kazada kusursuz veya daha az kusurlu iseniz değer kaybı tazminatı talep edebilirsiniz. Sigorta şirketine başvurabilir ya da anlaşmazlık halinde dava açabilirsiniz; talep belirsiz alacak davası yoluyla da yöneltilebilir. Hesaplama, aracın kaza öncesi ve tamir sonrası ikinci el piyasa rayiç değerleri arasındaki fark esas alınarak bilirkişi incelemesiyle yapılır.

Zorunlu trafik sigortası her zararı karşılar mı?

Zorunlu trafik sigortası, her yıl belirlenen teminat limitleri dahilinde karşı tarafın zararını karşılar. Ehliyetsiz araç kullanımı gibi Trafik Sigortası Genel Şartları'nda sayılan teminat dışı haller bu kapsamın dışında kalır.

Kasko şirketi ödediği tazminatı geri alabilir mi?

Kasko sigortacısı, sigortalısına ödediği hasar bedelini rücuen talep edebilir. Rücu talebinin kime yöneltileceği davanın somut koşullarına göre şekillenir. Rücu alacağının hesabında, kusurlu tarafın zorunlu trafik sigortacısının daha önce davacıya yaptığı ödemelerin belgeyle tespit edilerek alacak miktarından düşülmesi gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu