Trafik kazasının ardından tazminat alınabileceğini söyleyerek arayan ve avukat olmayan kişi ile şirketler, sigorta şirketlerince yetkilendirilmiş değildir ve sigortacılık faaliyetiyle bağları yoktur. Buna rağmen hasar şirketi, hasar danışmanı veya sigortacı adıyla kişilere ulaşırlar. Aramada şirketin adı kullanılarak, aramanın sigortadan yapıldığı ve arayanın şirketin anlaşmalı avukatı olduğu görüntüsü kurulmaya çalışılır. Büyük sigorta şirketleri, kaza geçiren kişileri arayıp avukat önermez. Bu görüntünün kurulması, nitelikli hâllerden birinin gerçekleştiği anlamına gelmez. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinde alacağın devri, kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden gelen bir engel yoksa borçlunun rızasına bağlı değildir. Devrin geçerli olması, aynı Kanun'un 184. maddesinde yazılı şekle bağlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesindeki nitelikli hâller ise ayrı şartlara bağlıdır.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 183Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 184Kaynağı aç
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 158Kaynağı aç
Numaranın öğrenilmesi ve aramadaki görüntü
Telefon numarasının hangi yolla bulunduğu, yapılan her arama için sabitlenmiş bir olgu değildir. Bazı kamu görevlileriyle iş birliği yapılarak numaranın öğrenilmiş olması bir ihtimal olarak anılır. Sigorta şirketinde çalışan bazı kişilerin görevlerini suistimal ederek bilgiyi sızdırmış olması da ayrı bir ihtimal olarak geçer. Bu iki yoldan biri, her aramada gerçekleşmiş kabul edilmez.
Arayanlar, sigortadan telefon edildiğini ileri sürer. Hasar şirketi, hasar danışmanı veya sigortacı adı bu temaslarda kullanılır. Güven oluşturmak için sigorta şirketinin adı öne çıkarılır; aramanın şirketten geldiği ve arayanın anlaşmalı avukat olduğu izlenimi kurulmaya çalışılır. Bu izlenim, nitelikli hâllerden birinin olayda gerçekleştiği anlamına gelmez.
Tazminat vaadi ve oyalanma
Aracılar, kaza geçiren kişiye kısa sürede ulaşarak tazminat süreci hakkında yanlış bilgi verebilir. Amaç, güveni kazanıp kişiyi yönlendirmektir. Tazminatın kısa sürede çıkarılacağı veya yüksek tutarda alınacağı yönündeki sözler, çekici görünen fakat gerçeği yansıtmayan vaatler olarak anlatılır. Avukatların bu işleri bilmediği ve aracının daha iyi yardım edeceği biçimindeki sözler de yanıltıcıdır. Bu sözlerle avukata duyulan güven sarsılmaya çalışılır.
Dosyanın yıllar geçmesine rağmen gelmediği ve bitmediği söylemi, karşılaşılan sorunlar arasındadır. Köy yolundaki bir kazada maluliyet oranı belli olmasına, başvuru ve dava aşamaları sona ermesine rağmen, paranın EFT sırasında takıldığı ve haber verileceği söylenerek oyalanma sürmüştür. Böyle bir durumda suç duyurusu, ilgililerin ceza almasını sağlayabilir. Bu sonuç kesin bir mahkûmiyet değildir. Tek olay, her oyalamaya uygulanacak genel bir kural da değildir.
Vekâletname, komisyon ve temlik
İlk görüşmenin ardından yalnız kaza işlemleriyle sınırlı kalmayan vekâletnameler alınmaya çalışılır. Bu belgeler banka hesabı açmayı ve para çekmeyi de kapsayabilir. Metin dikkatle okunmadığında farkında olunmadan geniş yetki verilebilir. Banka işlemi yetkisi her vekâlette bulunan bir unsur değildir. Güven sağlandıktan sonra yüzde 30, yüzde 40 ve hatta yüzde 50 komisyon öngören sözleşmelere yöneltme anlatılır. Ayrıntılar eksik anlatılabilir veya oranın yüksekliği fark edilmeden imza çabuk alınabilir. Bu yüzdeler anlatılan sözleşme talepleridir. Kanunda belirlenmiş bir komisyon tarifesi değildir ve her sözleşmenin oranı haline gelmez.
Sigortadan alınacak tazminatın, alacağın temliki sözleşmesiyle aracılara devredildiği anlatılır. Belge, imzalayanın farkında olmadan haklarını tümüyle devretmesine yol açacak biçimde düzenlenebilir. İmzalayan, içeriği çoğu zaman bütünüyle kavramaz. Bu belgelerle aracı, ödemeyi kişinin adına değil kendi adına isteyebilir. Tutar, doğrudan aracının hesabına geçebilir.
Tam tutarın alındığına ilişkin yanıltıcı kâğıt imzalatılması, sık karşılaşılan bir durum olarak anlatılır. Bu kâğıt, sonradan hukuk yoluna başvurulduğunda kanıt göstermeyi zorlaştırabilir ve kişi aleyhine kullanılabilir. Her belgenin ispat yolunu kapattığı sonuç bundan çıkmaz. Komisyoncular, kısmi ödeme sırasında, imza atılmazsa paranın verilmeyeceğini söyleyerek, kişinin tüm parayı aldığı yazılı bir ibraname imzalatabilir. Bu uygulama içinde, kişinin daha sonra ibra ettiğini fakat tutarın tamamını almadığını söyleyememesi de yer alır. Bu anlatım, ibranamenin her olayda geçersiz kaldığı yönünde bir hüküm değildir.
Alacağın devrinde yazılı çerçeve
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesi, devri şartsız bir serbestlik olarak kurmaz. Kanundan, sözleşmeden ya da işin niteliğinden bir engel gelmiyorsa alacaklı, borçlunun onayını almadan alacağını üçüncü kişiye devredebilir. Engel oluşturan hâller bu hükümde tek tek sayılmaz. Borçlu, devir yasağı bulunmayan yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırıldığı savunmasını ileri süremez. Koruma, bu tanıma güvenen üçüncü kişiye yöneliktir. Anlatılan temlik belgelerinin bu tanımanın içine girip girmediği hükümden çıkmaz. Aynı Kanun'un 184. maddesine göre devrin geçerli sayılması, işlemin yazılı yapılmasına bağlıdır. Alacağı ileride devretme vaadi ise şekle bağlı değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.02.2022 tarihli, 2019/858 esas ve 2022/159 karar sayılı kararında uyuşmazlığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 162. maddesi üzerinden ele almıştır. Engelin kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden gelmemesi hâlinde alacaklı, borçludan onay almadan alacağını üçüncü kişiye temlik edebilir. Yazılı ikrarda bulunmayan temlik yasağını borçlu, alacağı devralan üçüncü kişiye karşı ileri süremez. Kurul, kural olarak kazanılmış veya ileride kazanılacak alacaklar ile muaccel, vadeye ya da şarta bağlı alacakların temlik edilebileceğini belirtmiştir. Alacağın hukukî işlemden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan kanundan doğması buna engel sayılmamıştır. Aynı gerekçe, devri caiz olmayan alacakların kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden doğduğunu da söyler. Alacaklı ile borçlu, devri kısmen veya tamamen, belirli kişilere karşı ya da belirli bir süreyle yasaklayabilir. Genel açıklama, bu istisnayla birlikte okunur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/858, K. 2022/159Kaynağı aç
Kurul, sözleşmeyle getirilen devir yasağının bir şekle bağlanmadığını, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için yasağın yazılı olmasını ve bu şartın borç senedinde gösterilmesini aramıştır. Bu cümle, Kurulun gerekçesinde öğretiye atıfla yer alır. Devri caiz olmayan bir alacak üzerinde yapılan temlik ilke olarak geçersizdir. Böyle bir işlem yalnız borçluya karşı değil, temlik eden ile temlik alan arasında da sonuç doğurmaz. Sözleşmede temlik yasağı varsa ya da temlik borçlunun rızasına bağlanmış olup rıza yoksa, temlik borçluya karşı ileri sürülemez. Kurul bunu ilke olarak söylemiş, somut olayda 818 sayılı Kanun'un 162. maddesine aykırı bir durum görmediğini ayrıca belirtmiştir.
Bu karar, kazadan sonra arayan bir aracının mağdurdan sözleşme alması uyuşmazlığı değildir. Davalılarla birlikte üçüncü kişinin zararından müteselsilen sorumlu olup bu kişiye ödeme yapan davacı şirket, ödeme yapmakla diğer müteselsil sorumlulara rücu edebilme hakkını da kazanmıştır. Kabul, o davada ödeme yapan şirkete ilişkindir. Belirli bir bedelin tahsiline hükmedilmiş değildir. Kurul, yerel mahkemenin eksik kalan delilleri toplayıp davacı şirket ile zarar gören arasındaki temlik sözleşmesini ve mülga 818 sayılı Kanun'un 51. maddesinin ikinci fıkrasını değerlendirerek sonucuna göre karar vermesini gerekli görmüştür. Hangi delillerin eksik kaldığı ayrıca sayılmamıştır. Direnme kararı, özel dairenin bozmasındaki nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi aracılığıyla uygulanan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi uyarınca bozulmuştur. Aynı Kanun'un 440. maddesine göre tebliğden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açıktır. Bozma, davanın kabulü anlamına gelmez. Karar oy çokluğuyla verilmiştir.
Kazada birden fazla kişinin sorumluluğu
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesine göre, bir motorlu aracın katıldığı kazada üçüncü kişinin uğradığı zarar nedeniyle tazminatla yükümlü birden fazla kişi varsa bu kişiler müteselsilen sorumludur. Birden fazla sorumlunun kendi arasındaki ilişkide zarar, olayın bütün şartları değerlendirilerek paylaştırılır. Özel durumlar ve özellikle araçların işletme tehlikeleri iç ilişkide başka türlü paylaştırmayı haklı göstermedikçe, işletenler ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri zarara kusurları oranında katlanır. Hukuk Genel Kurulu da aynı maddeyi, müteselsil sorumluluk ve iç ilişkideki bu paylaştırma çerçevesinde ele almıştır. Bu hüküm ibranın, kısmi ödemenin veya vekâletin diğer sorumlular üzerindeki etkisini düzenlemez.
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 88Kaynağı aç
Kurul, somut olaya davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 51. maddesini uygulamıştır. Muhtelif sebeplerle sorumlu olan birden çok kişi hakkında, birlikte bir zarara yol açanlara ilişkin hükümler uygulanır. Kural olarak haksız fiiliyle zarara sebep olan en önde, kendisinden hata sadır olmayan ve üzerine borç almadığı hâlde kanunen sorumlu olan en sonda rücu sırasına girer. Haksız fiil zararından aynı ya da farklı sebeplerle müteselsil sorumlu olanlardan biri, ödediği bedel oranında alacaklının haklarına halef olur ve diğer müteselsil sorumlulara rücu isteyebilir. Halefiyet ödenen oranla sınırlıdır. Zarar görenin işvereni, sürücüsü ve trafik sigortacısı gibi farklı sebeplerle sorumlu olanlar arasındaki ilişkide de müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır. Sayım kapalı bir liste değildir.
Ödeyen müteselsil sorumlunun ödediği oranla alacaklının haklarına geçmesi, kazazedenin alacağını bir aracıya temlik etmesinden farklıdır. Halefiyet, ödemeyi yapan sorumluya ve ödenen orana bağlıdır. Aracıya yapılan temlik ise devreden ile devralan arasındaki işleme ilişkindir ve geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. İki işlem aynı sonuçmuş gibi birleştirilemez.
İbra, rapor ve feragat
Aynı Hukuk Genel Kurulu kararında, tazminat miktarının altında kalan bir ödeme karşılığında tüm zararları karşılayan bir ibraname alındığı, bu ibranameyle diğer müteselsil sorumluların da borçtan kurtulacağı ve temlik edilebilir alacak kalmayacağı için hükmün bu gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüştür. Kurul çoğunluğu bu görüşü benimsememiştir. Karşı yöndeki görüş o davanın bağlayıcı sonucu değildir. Değerlendirme, kısmi ödemenin veya tüm zararları kapsayan ibranın bakiye alacağı her uyuşmazlıkta sona erdirdiği biçiminde genel bir kural kurmaz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20.11.2023 tarihli, 2023/5787 esas ve 2023/12289 karar sayılı kararında ele alınan 26.10.2022 tarihli raporda, kazadan kaynaklanan maluliyet yüzde 27,2 olarak belirtilmiştir. Raporda, ibraname tarihi ile başvuru tarihi arasında maluliyette ilerleyen bir durum bulunup bulunmadığı değerlendirilmemiştir. Bu hâliyle rapor hüküm kurmaya elverişli görülmemiştir. Daire, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin adli tıp anabilim dalından gerekçeli, denetime elverişli ve kaza ile illiyet bağını kuran bir rapor alınmasını gerekli görmüştür. Bu raporun sonucuna göre 2918 sayılı Kanun'un 111. maddesinin 2. fıkrası değerlendirilmeden karar verilmesini, eksik inceleme nedeniyle bozma sebebi saymıştır. Karar, sürenin dolduğuna veya bakiye talebin kabulüne hükmetmemiştir. 2918 sayılı Kanun'un 111. maddesi, bu Kanunun öngördüğü hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmaları geçersiz sayar. Tazminat miktarına ilişkin anlaşma veya uzlaşma, yetersiz ya da fahiş olduğu açıkça belli ise yapıldığı tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir. Yüzde ve tarihler bu dosyaya aittir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/5787, K. 2023/12289Kaynağı aç
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 111Kaynağı aç
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 25.09.2025 tarihli, 2024/13415 esas ve 2025/13104 karar sayılı kararıyla somut dosyadaki hükmü oybirliğiyle onamıştır. Onanan kararda, kişiye üç kez verilen süre içinde rapor için hazır edilememesi gerekçesi yer alır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 94. maddesi uyarınca verilen ikinci sürenin kesin olduğu da bu gerekçededir. Medeni Kanun'un 25. maddesinin 4. fıkrasına göre manevi tazminat isteminin davalının açıkça kabul etmemesi hâlinde devredilemeyeceği ve rıza alınmadan yapılan temliğin, kararda anılan Borçlar Kanunu'nun 24. maddesine aykırı olduğu kabul edilmiştir. Bu gerekçelerle hem manevi hem maddi tazminat davasının reddine karar verilmiş, daire bu hükmü onamıştır. Onama bu dosyaya ilişkindir. Kazadan sonra arayan aracıya verilen geniş vekâleti konu almaz. Tam ibranın alacağı sona erdirdiği yönünde bir kural da kurmaz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/13415, K. 2025/13104Kaynağı aç
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 10.05.2023 tarihli, 2023/3617 esas ve 2023/6249 karar sayılı kararı, bozmaya uyulduktan sonra feragat nedeniyle verilen ret kararını konu alır. Daire, davacı vekilinin temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek hükmü oy çokluğuyla onamıştır. Başkan ve bir üye karşı oy kullanmıştır. Karşı oy, çoğunluğun sonucu değildir. Onama yalnız bu dosyadaki feragat nedeniyle ret kararına ilişkindir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/3617, K. 2023/6249Kaynağı aç
Nitelikli dolandırıcılığın şartları
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesi, hileli davranışlarla aldatılan kişinin ya da bir başkasının zararına, failin kendisi veya bir başkası için yarar sağlamasını cezalandırır. Ceza, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Fail, kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışta bulunmalı, bu davranışla başkasına zarar vermeli, zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bulunmalı ve zarar nesnel ölçülerle belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır. Unsurlar belirli bir trafik kazası zararına veya belirli bir tutara bağlanmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/471, K. 2023/176Kaynağı aç
Aynı Kanun'un 158. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi, kişinin kendisini kamu görevlisi ya da banka, sigorta veya kredi kurumunun çalışanı olarak tanıtmasını ve bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesini nitelikli hâl sayar. Nitelikli hâl iki biçimde oluşabilir. Birincisinde fail, güven oluşturmak için gerçekte taşımadığı bir sıfatı kullanır. Bu biçimde fail, gerçek bir kamu görevlisi, banka çalışanı, sigorta şirketi elemanı veya kredi kurumu çalışanı olamaz. İkincisinde, maddede sayılan kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi yeterlidir. Failin polis, savcı, sigortacı veya zabıta olduğunu iddia etmesi gerekmez. İlişkinin niteliğine kanunda bir sınır çizilmemiştir. Bu açıklama, her ilişki iddiasının somut olayda kendiliğinden nitelikli hâli oluşturduğu anlamına gelmez.
Bendin gerekçesinde, kendilerini polis, hâkim, savcı ya da banka, sigorta veya kredi kurumu çalışanı diye tanıtıp telefonla ulaşan kişilerin mağdurları anlattıkları hikâyeye inandırması, düzenlemenin sebepleri arasında sayılır. Önceden edinilen kişisel bilginin ve kurulan mizansenin kullanılması ile iletişimin çoğunlukla telefon gibi araçlarla yapılması, mağdurun denetim imkânını büyük ölçüde kısıtlayan unsurlar olarak aynı gerekçede yer alır. Gerekçe, trafik kazası sonrası aramayı veya avukat sıfatını ayrıca anmaz.
158. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi, kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durumdan veya zor şartlardan yararlanmayı nitelikli hâl sayar. (k) bendi, sigorta bedelini almak maksadıyla işlenen dolandırıcılığı nitelikli hâl sayar. İkinci fıkra, kamu görevlileriyle ilişkisi bulunduğundan ve onlar nezdinde hatırı sayıldığından söz ederek belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatıp başkasından menfaat elde eden kişiyi birinci fıkra hükmüne göre cezalandırır. Birinci fıkradaki hâllerde ceza üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan az olamaz. Bu bentlerde adli para cezasının miktarı da suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. (b) bendi, dört yıl alt sınırının sayıldığı bentler arasında değildir. Üçüncü fıkra, bu maddedeki ve 157. maddedeki suçlar üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenirse verilecek cezayı yarı oranında artırır. Suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenirse verilecek ceza bir kat artırılır. Artırımların her biri kendi şartına bağlıdır. Tehlikeli durum, sigorta bedelini alma maksadı, kamu görevlisi nezdinde hatır, birlikte işleme ve örgüt şartı ancak bentteki unsurlar olayda varsa uygulanır. Aracının komisyon veya temlikle hareket etmesi, (k) bendinin veya ikinci fıkranın gerçekleştiği anlamına gelmez.
İki ayrı olayda suçun niteliği
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2022/471 esas ve 2023/176 karar sayılı kararında, sanığın hileli hareketlerini kendisini avukat diye tanıtarak gerçekleştirmediğini kabul etmiştir. Katılanın olayın hemen ardından aynı gün alınan beyanı ve iddianameye göre sanık, kendisini adliye uzlaştırma bürosu görevlisi olarak tanıtmıştır. Ayrıca avukat olarak tanıtılması, katılanın onu büro görevlisi kabul etmesine engel oluşturmaz. Katılanın bunu denetleme olanağı bulunmamıştır. Kurum veya kuruluşlarla ilişkili olduğunu söyleme biçimi de gerçekleşmiş, eylem basit değil nitelikli dolandırıcılık sayılmıştır. Kurul, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine ve dosyanın mahalline gönderilmesine 22.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar vermiştir. Yeni bir mahkûmiyet cezası kurulmamıştır. Nitelikli dolandırıcılık sonucuna ulaşıldığı için uzlaştırma işleminin gerekip gerekmediği bu aşamada değerlendirilmemiştir. Basit dolandırıcılığın uzlaştırma kapsamında olduğuna bu kararda hükmedilmemiştir. Olay, trafik kazası sonrası yapılan bir arama değildir. Avukat olarak tanıtmak, bu kararda nitelikli hâlin dayanağı olarak yeterli görülmemiştir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 01.06.2017 tarihli, 2014/23863 esas ve 2017/12966 karar sayılı kararı başka bir olaya ilişkindir. Sanığın anılan sigorta şirketlerinin ve sigorta aracılık şirketinin yetkilisi veya çalışanı olmadığı, komisyon karşılığı çalıştığı ve 158. maddenin birinci fıkrasının (h) bendi anlamında tacir ya da şirket adına hareket eden kişi sıfatını taşımadığı kabul edilmiştir. Eylemler, hükümlerden sonra 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeyle değişen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaştırma kapsamında kalan, 157. maddenin birinci fıkrasındaki basit dolandırıcılığı oluşturur. Buna rağmen (h) bendinden hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür. Teklifi kabul etmeyen kişilere yönelik davranışlar, onların denetim imkânını ortadan kaldıracak hile boyutuna ulaşmamış ve hazırlık hareketi sayılmıştır. Bu kişiler yönünden beraat yerine mahkûmiyet verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Daire hükmü oy birliğiyle bozmuştur. Bozma yalnız nitelendirme nedeniyle değildir. Zincirleme suç, tekerrür ve reddedilen teklifler yönünden de ayrı hukuka aykırılık nedenleri vardır. Bu hayat sigortası olayı, uzlaştırma bürosu görevlisi olarak tanıtılan olayla aynı kuralmış gibi birleştirilemez. Her sigorta veya avukatlık teklifi hazırlık hareketi sayılmaz.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2014/23863, K. 2017/12966Kaynağı aç
Sık sorulan sorular
Trafik kazasından sonra sigortadan arayan kişi sigorta görevlisi midir?
Hayır. Her arayan, sigorta şirketinin görevlisi veya anlaşmalı avukatı değildir. Avukat olmayan aracılar yetkilendirilmemiş olsa da hasar şirketi, hasar danışmanı veya sigortacı adıyla ulaşabilir ve şirket adını kullanarak bu izlenimi yaratmaya çalışabilir.
Alacağı devretmek için borçlunun rızası gerekir mi?
Kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden engel gelmiyorsa borçlunun rızası aranmaz. Devrin geçerli olması yazılı şekle bağlıdır. Alacağı devretme vaadi ise şekle bağlı değildir.
Yazılı borç tanımasında devir yasağı yoksa borçlu neyi ileri süremez?
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı borç tanımasına güvenerek alacağı devralan üçüncü kişiye karşı, devredilemezlik anlaşmasını ileri süremez. Koruma bu üçüncü kişiye karşıdır.
Kendini sigorta çalışanı diye tanıtmak hangi hâle girer?
Kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumu çalışanı olarak tanıtması ya da bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi, 5237 sayılı Kanun'un 158. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendindeki nitelikli hâldir. Birinci biçimde failin gerçekten bu sıfatı taşımaması gerekir. Kazadan sonraki her arama bu bendin gerçekleştiği anlamına gelmez.
Avukatım demek nitelikli dolandırıcılık için yeterli midir?
Somut olayda hile, kişinin kendisini avukat diye tanıtmasına değil, adliye uzlaştırma bürosu görevlisi olarak tanıtmasına bağlanmıştır. Ayrıca avukat diye tanıtması, kurumla ilişki iddiasının gerçekleştiği kabulünü engellememiştir.
Birden fazla kişi tazminattan sorumluysa borç nasıl doğar?
2918 sayılı Kanun'un 88. maddesine göre bu kişiler müteselsilen sorumludur. Kendi aralarında, özel durumlar ve özellikle işletme tehlikeleri başka türlü paylaştırmayı haklı göstermedikçe işletenler ve bağlı teşebbüs sahipleri kusurları oranında katlanır.
Kısmi ödeme karşılığı tam ibraname diğer sorumluları kurtarır mı?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/858 esas ve 2022/159 karar sayılı kararında çoğunluk, tazminatın altındaki ödeme karşılığında alınan ve tüm zararları karşılayan ibranamenin diğer müteselsil sorumluları kurtaracağı ve temlik edilebilir alacak bırakmayacağı görüşünü benimsememiştir. Sonuç, o davadaki rücu uyuşmazlığına ilişkindir.
Üç kişi birlikte işlerse ceza nasıl değişir?
158. maddenin üçüncü fıkrasına göre bu maddedeki ve 157. maddedeki suçlar üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenirse ceza yarı oranında artırılır. Suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenirse ceza bir kat artırılır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

