Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk ve İstisnaları

by Avukat Erdal Ersoy
Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk ve İstisnaları

Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuğun Yasal Çerçevesi

Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi gereğince, ticari nitelikteki uyuşmazlıklardan kaynaklanan ve konusu bir miktar paraya dayanan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ile istirdat taleplerinde mahkemeye başvurulmadan önce arabuluculuk sürecinin tüketilmesi zorunlu bir dava şartıdır. Kanun koyucu, parasal edim taleplerinin doğrudan dava konusu yapılmasını önleyerek uyuşmazlıkların öncelikle bu usul dairesinde çözümlenmesini hedeflemiştir. Görevlendirilen arabulucu süreci altı hafta içinde tamamlamakla yükümlü olup bu süre, zorunlu hallerin varlığı halinde arabulucu tarafından en çok iki hafta daha uzatılabilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/3048, K. 2020/1093Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2019/3048 E.  ,  2020/1093 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14/01/2019 tarih ve 2019/4 E- 2019/27 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nce verilen 06/05/2019 tarih ve 2019/620 E- 2019/281 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, keşidecisi …Plastik İnşaat Yapı Malzemeleri San. ve Tic. Ltd. Şti, çek numarası … , çek seri nosu UE 0327720 nolu, … Finansbank Cumhuriyet Şubesi’ne ait çekin davacı tarafından kaybedildiğini, kaybolan çekle ilgili çek iptali davası açıldığını ve mahkemece ihtiyati tedbir olarak ödemeden yasaklama kararı verildiğini, davalının müvekkili davacının elinden rızası dışında çıkan davaya konu çeki kötüniyetli olarak elinde bulundurduğunu, taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığını ileri sürerek çekin istirdatına ve davacının meşru hamil sıfatıyla alacaklı olduğunun ve müvekkili ile çeki arasındaki ticari ilişkiden dolayı aldığı keşidecinin söz konusu çekte lehtar davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, çekin davacı tarafından borca karşılık davalıya ciro edilerek verildiğini, davacının iddiasını kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlaması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince, davanın 7155 sayılı Yasanın 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesine eklenen 5/A maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra açıldığı, bu maddeye göre çek istirdadına ilişkin eldeki davada arabulucuya müracaat edilmesinin dava şartı olduğu, bu husus yerine getirilmeden dava açıldığı gerekçesiyle HMK’nın 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi’nce, çek istirdadı davasının aynı zamanda bir alacak davası olduğu, TTK’nın 797. maddesine göre talepte bulunulması nedeniyle mutlak ticari dava olduğu, bu nedenle TTK’nın 5/A maddesi gereğince arabulucuya müracaat edilmeden dava açılmasının mümkün olmadığı, menfi tespit davaları yönünden arabulucuya müracaat edilip edilmeyeceği hususu uygulamada tartışmalı olmakla birlikte menfi tespit davasında, davalının alacak iddiası bulunduğundan arabulucuya tabii olması gerektiği, menfi tespit davası devam ederken borç tahsil edildiğinde davanın re'sen istirdat davasına dönüştüğü, bu sebeple menfi tespit davasının bir alacak iddasını da içerdiği, aksi takdirde re'sen istirdat davasına dönen menfi tespit davasında yargılamanın ortasında arabulucuya gidilmesine karar verilmesi sonucunu doğacağı, bunun usul ekonomisine de uygun düşmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 792. maddesi kapsamında açılan çek istirdadı ve dava konusu çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece dava türü itibarıyla arabulucaya müracaat edilmesinin dava şartı olduğu gerekçesiyle HMK’nin 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davanın 7155 sayılı Yasa'nın 20. maddesi ile TTK’nın 5. maddesine eklenen 5/A maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra açıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Bahse konu maddeye göre TTK’nin 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Eldeki davada uyuşmazlık, TTK’nin 792. maddesine göre açılan çek istirdadı davasında ve menfi tespit davasında arabulucuya başvurmanın dava şartı olup olmadığı hususunda toplanmaktadır. TTK’nin 792. maddesi “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790'ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür” şeklindedir. Anılan madde hükmüne göre açılan davada davacının talebi, bir miktar paranın ödenmesi, alacak veya tazminat değil kıymetli evrak olarak çeki haksız olarak elinde bulundurduğu iddia edilen hamilden çekin iadesidir. Bu itibarla TTK’nin 792. maddesi kapsamında açılan çek istirdadı davasında arabulucuya başvurmak dava şartı değildir. Bu itibarla ilk derece mahkemesinin ve bölge adliye mahkemesinin çek istirdadı davasında arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu yönündeki değerlendirmeleri yerinde değildir. Davada diğer talep olan davacının çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespiti talebinin yani menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı hususuna gelince, menfi tespit davasında davacı, davalıya borçlu olmadığının tespitini istemekte, buna karşın davalı taraf davacının borçlu olduğunu savunmaktadır. Netice itibarıyla mahkeme menfi tespit davasında davacının borçlu olup olmadığının tespiti ile birlikte davalının da alacaklı olup olmadığının tespitini yapacaktır. Şu halde menfi tespit davasında dava konusunun bir miktar alacağa ilişkin olduğu açık olup 7155 sayılı Yasa'nın 20. maddesi ile TTK’nin 5. maddesine eklenen 5/A maddesi kapsamında menfi tespit davasında arabulucuya başvurmak dava şartı ise de arabuluculuk dava şartına tâbi olmayan çek istirdadı davası ile birlikte açıldığından eldeki davada menfi tespit talebi de arabulucuk dava şartına tâbi olmayacaktır. Bu durumda mahkemece işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu yönden bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 10/02/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, menfi tespit ve çek istirdadı taleplerine ilişkindir. Bilindiği üzere, 7155 sayılı Yasanın 20 nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa (TTK) eklenen 5/A maddesi uyarınca TTK’nın 4 ncü maddesi ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, yalnız konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Bu hükmün lafzından ve gerekçesinden açıkça anlaşıldığı üzere, tüm ticari davalar için değil sadece bir miktar paranın tahsili talepli alacak ve tazminat davaları açılmadan önce arabulucuya başvuru dava şartı olarak düzenlenmiştir. Diğer bir ifade ile Kanun Koyucu arabulucuya başvurunun bir dava şartı olarak aranacağı dava türlerini örnek olarak vermeyip, açık bir şekilde sınırlı sayıda belirterek sadece alacak ve tazminat davaları ile sınırlı tutmuştur. Kanaatimce Kanun Koyucu “…ticari davalardan…” ve “…yalnız..” ibarelerini bu sınırlamayı belirtmek için kullanmıştır. Menfi tespit davası ise İİK m. 72 hükmü ile düzenlenen kendine özgü bir dava türü olup, konusu bir miktar paranın veya tazminatın ödenmesi değildir. O nedenle alacak davasının bir türü gibi değerlendirmek hatalı olmaktadır. Şöyle ki, Menf’i tespit davasında mahkemenin davacının borçlu olup olmadığının tespitini yapmasının, davalının alacaklı olup olmadığının tespiti sonucunu doğurması bu davanın bir miktar paranın ödenmesine ilişkin alacak davası niteliğinde olduğunu göstermez. Zira menf’i tespit davası sonunda bir miktar paranın tahsiline karar verilmemektedir. Eğer davacı davasını ispat ederse olumsuz tespit kararı verilmektedir. Ayrıca belirtmek gerekirse, mevcut düzenleme uyarınca arabulucuya başvurulmasının menfi tespit davası için bir dava şartı olarak kabul edilmesinin bazı sakıncaları da bulunmaktadır. Şöyle ki, bilindiği üzere menf’i tespit davaları genellikle başlatılan veya başlatılması muhtemel icra takipleri nedeniyle açılmaktadır. Arabulucuya başvurunun dava şartı olarak kabul edilmesi durumunda, arabulucu sürecinde takip devam edeceğinden borçlu daima haciz baskısı altında olacak, alacaklı ise bir an önce alacağına kavuşmak arzusu ile hacizlere başlayacaktır. Oysa borçlu olmadığını düşünen takip borçlusunun bir an evvel dava açıp takibin devamını önlemek için tedbir talep etmekte menfaati bulunmaktadır. Diğer taraftan arabuluculuk süresince başlatılan veya başlatılacak icra takibinin duracağı yönünde bir hüküm bulunmadığına göre, menfi tespit davası açılmadan önce arabulucuya başvurunun dava şartı olarak kabul edilmesi silahların eşitliği prensibine de aykırılık oluşturacaktır. Birlikte açılan diğer dava ise TTK m. 792 hükmüyle düzenlenen çek istirdadı davasıdır. Bu dava ile İİK m. 72 hükmüyle düzenlenen menf’i tespit davası birbirinden farklı dava türleri olup, birlikte açılan bu davaların birlikte görülmelerini zorunlu kılan bir kanun hükmü bulunmamaktadır. O nedenle, dava şartı yönünden, birlikte açılan bu iki davadan birini diğerinin kaderine bağlı kılmanın da hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Eğer, arabulucuya başvurmak davalardan biri için dava şartı diğeri için dava şartı sayılmaz ise yapılması gereken davaların tefrik edilmesi ve buna göre görülmeleridir. Hal böyle olunca, hem menf’i tespit davasının alacak davası niteliğinde olmadığı ve dolayısıyla mevcut düzenleme kapsamında menf’i tespit davası açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının bir dava şartı sayılmasının doğru olamayacağı görüşünde olduğumdan, hem de TTK m. 792 hükmü ile düzenlenen çek istirdadı davası ile İİK m. 72 hükmü ile düzenlenen menf’i tespit davasının birlikte görülmelerini zorunlu kılan bir hüküm bulunmadığından, menf’i tespit davasında dava konusunun bir miktar alacağa ilişkin olduğu ve dolayısıyla menf’i tespit davasında da arabulucuya başvurunun bir dava şartı olduğu, ancak çek istirdadı davası ile birlikte açılması nedeniyle eldeki davada menfi tespit talebinin de arabuluculuk dava şartına tabi olmayacağı şeklindeki sayın çoğunluğun benimsediği gerekçeye katılmamaktayım.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/197, K. 2020/1578Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/197 E.  ,  2020/1578 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26/02/2019 tarih ve 2019/156 E. – 2019/66 K. sayılı kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nce verilen 23/10/2019 tarih ve 2019/1444 E. – 2019/898 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, davalı şirketin yetkilileri tarafından istenildiği an geri alınabileceği ve yüksek oranda kâr verileceği taahhüdü ile nakit para topladığını, müvekkilinin bu beyanlara güvenerek ortaklık durum belgesi karşılığında davalı şirkete 34.260 Euro para yatırdığını, ancak taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi kurulduğundan söz edilemeyeceğini, davalı şirketin ve şirketin yöneticisi olan davalı şahısların bu paranın iadesinden sorumlu olduğunu ileri sürerek, davalı şirketin ortağı olmadığının tespitini ve 34.260 Euro’nun davalılardan tahsilini istemiştir. İlk derece mahkemesince, 19/12/2018 tarih ve 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Talebin Başlatılması Usulü Hakkındaki Kanunun 20. maddesi ile eklenen TTK’nın 5/A maddesinin, "Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmünü haiz olduğu, davacı tarafın dava açmadan önce arabulucuya başvurmadığı, dava şartlarından olan bu hususun sonradan giderilmesi mümkün olmadığından bu konuda davacıya ek süre verilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı temyiz etmiştir. Dava, geçerli bir ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince, dava türü itibariyle dava açılmadan önce arabulucuya müracaat edilmesinin dava şart olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu da bölge adliye mahkemesince aynı gerekçeyle esastan reddedilmiştir. Davanın 7115 sayılı yasanın 20. maddesi ile TTK’nin 5. maddesine eklenen 5/A maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra açıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Bahse konu maddeye göre, TTK’nin 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Somut olayda, 6100 sayılı HMK’nın 110. maddesiyle düzenleme altına alınan “davaların yığılması” durumu söz konusu olup, uyuşmazlık, verilen paranın tahsili ve ortak olmadığının tespiti olmak üzere iki ayrı dava içermektedir. Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan tahsil davası arabuluculuğa tabi ise de, geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine ilişkin dava, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan bir alacak ya da tazminat davası olmadığından arabuluculuğa tabi değildir. Bu durumda, arabuluculuğa tabi olmayan bir dava ile birlikte açılan tahsil davası da arabuluculuk dava şartına tabi olmayacağından aksi yöndeki mahkeme gerekçesi isabetli görülmemiştir. Öte yandan 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'nun 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince, işin esasına girilerek, taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir . SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine. ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17/02/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dairemiz çoğunluğunun bozma düşüncesine dayanak teşkil eden 7194 sayılı Kanun’un 41. maddesi ile çeşitli kanunlara eklenen Geçici 4. madde, kanaatimce, her şeyden önce, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve bu maddede öngörülen karar alma hakkıyla birlikte ele alındığında Anayasa’nın 36. maddesinde hükme bağlanan hak arama hürriyetini ihlal eden bir yasal düzenlemedir. Öte yandan, söz konusu hüküm, yine Anayasa’nın 9. maddesindeki yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağına ilişkin hükme, kanun maddesinin kamuoyunca bilinen ve sınırlı sayıdaki sermaye şirketi ile ve bu şirketler aleyhine açılan davalarla ilgili olduğu düşünülecek olursa Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamındaki 10/4. maddesi ile yasama meclisinin bir devlet organı sıfatıyla bu ilkeye uygun hareket etme zorunluluğuna ilişkin 10/5. maddesine, yine Anayasa’nın 35. maddesinde belirtilen ve kişinin temel hak ve hürriyetleri kapsamındaki mülkiyet hakkına ve bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılacağına ilişkin hükme aykırı olduğu gibi, buradan hareketle, devletin, kişinin temel haklarını hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmaya çalışması gerekmesine karşın hak arama ve mülkiyet hakkının kullanımının önüne geçen bir düzenleme olarak ortaya çıkmış bulunması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesine, keza düzenlemenin kişinin temel hak ve özgürlükleri kapsamındaki hak arama ve mülkiyet hakkının özüne dokunan niteliği gözetildiğinde Anayasa’nın 13. maddesine, Anayasa’nın 138/3. maddesinde görülmekte olan somut davalarla ilgili olarak yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili görüşme dahi yapılamayacağı hükme bağlanmış iken dava hangi nedenle açılmış olursa olsun verilecek kararın ve hatta yargılama giderlerinin dahi ne şekilde hükme bağlanacağının düzenlenmiş olması nedeniyle söz konusu hükme de aykırı düşmektedir. Her ne kadar Anayasa’nın 167. maddesinde devletin para, kredi, sermaye piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı öngörülmüş ise de, alınacak bu tedbirlerin herhalde Anayasaya aykırı bir kanuni düzenleme yoluyla gerçekleştirilmesi düşünülemeyecek olup aksinin kabulü Anayasa’nın başlangıç hükümlerine açıkça aykırı düşecektir. Tüm bu nedenlerle, çoğunluk kararının dayanağı yasa hükmünün, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi uyarınca itiraz yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve buradan çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği kanısında olduğumdan çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 5/AKaynağı aç
MADDE 5/A- (Ek:6/12/2018-7155/20 md.) (1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.[8] (2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir. B) Çeşitli hükümler I – Zamanaşımı

Çek İstirdadı Davalarında Arabuluculuk Dava Şartı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 792. maddesi kapsamında, çekin herhangi bir biçimde hamilin elinden çıkması durumunda, senedi edinen yeni hamil ancak kötüniyetli olması ya da iktisap sırasında ağır bir kusurunun bulunması halinde çeki iade etmekle yükümlü tutulabilir. Bahse konu hükme dayanılarak açılan çek istirdadı uyuşmazlıklarında davacı tarafça güdülen amaç bir miktar paranın ödenmesi ya da tazminat istemi değil, kıymetli evrak vasfındaki çekin kendisinin iadesidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3048 E., 2020/1093 K. sayılı kararında, çek istirdadı davasının parasal bir alacağa ya da tazminata dayanmaması sebebiyle arabuluculuk dava şartı kapsamında bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 792Kaynağı aç
MADDE 792- (1) Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790 ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür. D) Protestodan ve ibraz süresinin geçmesinden sonraki ciro

Davaların Yığılması Durumunda Arabuluculuk Şartının Değerlendirilmesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesinde düzenlenen davaların yığılması kurumu, davacının aynı davalı tarafa yönelttiği ve birbirinden müstakil olan birden fazla asli istemini tek bir dilekçeyle dava konusu yapabilmesine olanak tanır. Taleplerin bu şekilde tek davada toplanabilmesi için ileri sürülen iddiaların tamamının aynı yargı koluna dahil olması ve hepsi bakımından ortak yetkiye sahip bir mahkemenin bulunması aranır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 110Kaynağı aç
MADDE 110- (1) Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır. Terditli dava

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3048 E., 2020/1093 K. sayılı kararında kabul edilen çoğunluk görüşüne göre, menfi tespit davasında dava konusu bir miktar alacağa ilişkin bulunduğundan kural olarak Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi kapsamında arabuluculuk dava şartına tabidir; ancak arabuluculuk dava şartına tabi olmayan çek istirdadı davası ile birlikte açılması durumunda menfi tespit talebi de arabuluculuk dava şartına tabi tutulamaz. Aynı kararda yer verilen karşı oy gerekçesinde ise menfi tespit davalarının alacak davası niteliğinde olmadığı ve birlikte açılan taleplerin tefrik edilerek incelenmesi gerektiği yönünde farklı bir hukuki değerlendirme yapılmıştır.

Şirket Ortaklığı Bulunmadığının Tespiti ve Tahsil Talepleri

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/197 E., 2020/1578 K. sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, ödenen paranın tahsili ile şirket ortaklığının bulunmadığının tespiti talepleri birlikte ileri sürülmüş ve bu durum Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi çerçevesinde davaların yığılması olarak nitelendirilmiştir. Söz konusu kararda, tahsil istemi para alacağına ilişkin bulunsa da geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığına dair tespit davasının alacak ya da tazminat mahiyeti taşımadığı belirtilmiştir. Daire, arabuluculuğa tabi olmayan ortaklık ilişkisinin tespiti talebi ile birlikte yığılma şeklinde açılan tahsil talebinin de dava şartı arabuluculuğa tabi tutulamayacağını değerlendirmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/197 E., 2020/1578 K. sayılı kararında, ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ve tahsil istemli somut davada davanın arabuluculuk şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi isabetsiz bulunmuştur. Kararda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın esasına girilerek tarafların iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ile 7194 sayılı Kanun ile 3332 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. madde hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.

İcra ve İflas Kanunu Uyarınca Menfi Tespit ve İstirdat Davaları

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu, icra takibinden önce veya icra takibi sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan davada mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez; borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın en az yüzde on beşi oranında teminat göstermek kaydıyla mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 72Kaynağı aç
Madde 72 – (Değişik: 18/2/1965-538/43 md.) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur. Hususi hükümler:

Menfi tespit davasının alacaklı lehine sonuçlanması durumunda tedbir kalkar ve alacaklının alacağını geç almaktan doğan zararı her halde yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tayin olunur. Davanın borçlu lehine sonuçlanması ve takibin haksız ile kötüniyetli yapıldığının anlaşılması halinde ise borçlunun talebi üzerine, uğradığı zararın takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere alacaklıdan tahsiline karar verilir.

Menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı alınmamış ve borç ödenmiş olursa, yargılamaya istirdat davası olarak devam edilir. İcra takibine itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olması sebebiyle borçlu olmadığı parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir yıl içinde genel hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye verilmesini isteyebilir. Menfi tespit ve istirdat davaları takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir; davacı istirdat davasında yalnızca paranın verilmesi gerekmediğini ispat etmekle yükümlüdür.

Dava Şartlarının İncelenmesi ve Eksikliklerin Giderilmesi Usulü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesi doğrultusunda yargılamanın her safhasında mahkeme dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden inceler; taraflar da bu eksikliği yargılama boyunca her vakit dile getirebilir. Bir dava şartı noksanlığının saptanması halinde kural olarak davanın usulden reddi gerekir; buna karşın tamamlanabilir nitelikteki eksikliklerde mahkemenin tarafa kesin mehil tanıması, eksikliğin bu sürede ikmal edilmemesi durumunda usulden ret kararı vermesi öngörülmüştür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. İKİNCİ AYIRIM İlk İtirazlar Konusu

Dava şartı noksanlığının giderilmesi bakımından kanun koyucu özel bir istisna öngörmüştür. Dava şartı noksanlığı mahkemece davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş ve taraflarca da ileri sürülmemiş olup hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı eksikliğinden ötürü dava usulden reddedilemez. Bu kuralın uygulanabilmesi için noksanlığın esasa girilmeden fark edilmemesi ve taraflarca ileri sürülmemiş olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur.

Çek istirdadı davası açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu mudur?

Çek istirdadı davasında talep bir miktar paranın ödenmesi, alacak veya tazminat niteliği taşımayıp kıymetli evrak vasfındaki çekin iadesi olduğundan Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi değildir.

Çek istirdadı ve menfi tespit talepleri birlikte açılırsa arabuluculuk şartı aranır mı?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3048 E., 2020/1093 K. sayılı kararının çoğunluk görüşüne göre arabuluculuğa tabi olmayan çek istirdadı talebiyle birlikte açılan menfi tespit davasında arabulucuya başvuru dava şartı sayılmamıştır; karara ait karşı oyda ise iki talep arasında farklı dava şartı rejimi bulunması halinde davaların tefrik edilerek görülmesi gerektiği savunulmuştur.

Ortaklık bulunmadığının tespiti ile tahsil talebi birlikte ileri sürüldüğünde arabuluculuk gerekir mi?

Geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti davası para alacağı veya tazminat niteliğinde olmadığından arabuluculuğa tabi değildir; bu taleple birlikte davaların yığılması şeklinde açılan tahsil davası da arabuluculuk dava şartına tabi olmaz.

Ticari davalarda arabuluculuk süreci ne kadar sürede sonuçlandırılır?

Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırmak zorundadır; bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir.

Dava şartı noksanlığı tespit edildiğinde mahkeme hangi usulü uygular?

Mahkeme dava şartı noksanlığını re'sen gözetir ve eksikliğin giderilmesi mümkünse kesin süre verir; esasa girilmeden önce mahkemece fark edilmemiş ve taraflarca ileri sürülmemiş olan eksiklik hüküm anında giderilmişse dava usulden reddedilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu